اللَّهُمَّ عَافِنِي فِي بَدَنِي، اللَّهُمَّ عَافِنِي فِي سَمْعِي، اللَّهُمَّ عَافِنِي فِي بَصَرِي، لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ. اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكُفْرِ وَالْفَقْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ
Okunuşu
Allâhümme âfinî fî bedenî, Allâhümme âfinî fî sem'î, Allâhümme âfinî fî basarî, lâ ilâhe illâ ent. Allâhümme innî e'ûzü bike mine'l-küfri ve'l-fakr, ve e'ûzü bike min azâbi'l-kabr, lâ ilâhe illâ ent.
Anlamı
Allah'ım! Bedenime afiyet ver. Allah'ım! Kulağıma afiyet ver. Allah'ım! Gözüme afiyet ver. Senden başka ilah yoktur. Allah'ım! Küfürden ve fakirlikten sana sığınırım; kabir azabından sana sığınırım. Senden başka ilah yoktur.
Sahabeden Ebû Bekre’nin oğlu Abdurrahman, babasına “Babacığım, seni her sabah ve akşam üçer defa bu duayı okurken işitiyorum” der. Babası da “Resûlullah’ı (s.a.v.) bu sözlerle dua ederken işittim; onun sünnetine uymayı severim” cevabını verir.
Afiyet: dinin ve dünyanın selameti
“Âfiye”, sadece hastalıktan kurtulmak değil; beden, akıl ve din bakımından her türlü kötülükten emin olmaktır. Resûlullah (s.a.v.) “Allah’tan af ve afiyet isteyin; kesin imandan sonra hiç kimseye afiyetten daha hayırlı bir şey verilmemiştir” buyurmuştur (Tirmizî). Dua, bedenle birlikte duyma ve görme gibi en değerli nimetlerin korunmasını, ardından da kalbin küfürden, hayatın fakirlikten, ahiretin kabir azabından korunmasını ister.
Kaynaklar: Ebû Dâvûd, Edeb; Ahmed b. Hanbel, Müsned; Tirmizî, Deavât.