رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً ۚ إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ ﴿٨﴾ رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَّا رَيْبَ فِيهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ ﴿٩﴾
Okunuşu
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba'de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeh, inneke ente'l-vehhâb. Rabbenâ inneke câmiu'n-nâsi li yevmin lâ raybe fîh, innallâhe lâ yuhlifü'l-mîâd.
Anlamı
Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma. Katından bize rahmet bağışla. Şüphesiz sen çok bağışlayansın. Rabbimiz! Şüphesiz sen, geleceğinde hiçbir şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Allah verdiği sözden dönmez.
Bu dua, ilimde derinleşmiş kimselerin (râsihûn) duası olarak anlatılır. Onlar Kur’an’ın müteşâbih ayetleri karşısında “Hepsi Rabbimizin katındandır” der ve kalplerinin kaymaması için Allah’a sığınırlar.
Kalplerin sebatı
Resûlullah (s.a.v.) en çok “Yâ mukallibe’l-kulûb, sebbit kalbî alâ dînik” (Ey kalpleri çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl) diye dua ederdi. Ümmü Seleme sebebini sorduğunda “Hiçbir insan yoktur ki kalbi Allah’ın parmaklarından iki parmak arasında olmasın; dilerse doğru tutar, dilerse kaydırır” buyurmuştur (Tirmizî). Bkz. Yâ Mukallibe’l-kulûb duası.
Hidayet bir kere verilip bırakılan değil, her an korunması gereken bir nimettir. Bu yüzden mümin, hidayeti bulduktan sonra da onda sebat istemeye devam eder.
Kaynaklar: Âl-i İmrân 3/7-9; Tirmizî, Deavât.