رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ ۖ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا ﴿٦٥﴾ إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا ﴿٦٦﴾
Okunuşu
Rabbenasrif annâ azâbe cehennem, inne azâbehâ kâne ğarâmâ. İnnehâ sâet müstekarran ve mukâmâ.
Anlamı
Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Şüphesiz onun azabı sürekli ve ağırdır. Gerçekten orası ne kötü bir durak ve ne kötü bir kalma yeridir.
Cennet isteyip cehennemden sığınma
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْجَنَّةَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ النَّارِ
Okunuşu
Allâhümme innî es'elüke'l-cennete ve e'ûzü bike mine'n-nâr.
Anlamı
Allah'ım! Senden cenneti isterim, cehennemden sana sığınırım.
Furkân Suresi’nin sonunda “Rahmân’ın kulları” (İbâdürrahmân) diye övülen müminlerin özellikleri sayılır: Yeryüzünde alçak gönüllü yürürler, cahillerle tartışmazlar, geceleri secde ve kıyam ile geçirirler ve bu duayı ederler.
İkinci dua, bir adamın “Ben senin ve Muâz’ın okuduğu gibi uzun dualar bilmiyorum; sadece Allah’tan cenneti isteyip cehennemden O’na sığınıyorum” demesi üzerine Resûlullah’ın “Biz de bunun etrafında dönüyoruz” cevabını verdiği duadır. Enes b. Mâlik’in rivayetinde ise “Kim Allah’tan üç defa cenneti isterse cennet ‘Allah’ım onu cennete koy’ der; kim üç defa cehennemden sığınırsa cehennem ‘Allah’ım onu cehennemden koru’ der” buyrulur (Tirmizî).
Kaynaklar: Furkân 25/63-66; Ebû Dâvûd, Salât; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne.