deneme

Câbir b. Abdullah Rivayetleri

721 hadis bulundu · sayfa 7/37

Sahîh-i Buhârî No. 4925 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، فَأَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ فَقَالَ فِي حَدِيثِهِ ‏"‏ فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي إِذْ سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ جَالِسٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَجَئِثْتُ مِنْهُ رُعْبًا فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي‏.‏ فَدَثَّرُونِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ إِلَى ‏{‏وَالرِّجْزَ فَاهْجُرْ‏}‏ ـ قَبْلَ أَنْ تُفْرَضَ الصَّلاَةُ ـ وَهْىَ الأَوْثَانُ ‏"‏‏.‏

Cabir İbn Abdillah'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Fetret-i vahiyden bahsederken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konuşması esnasında şöyle buyurduğunu işittim: Yürürken gökten bir ses duydum. Hemen başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim, Hira mağarasında bana gelen melek gök ile yeryüzü arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ondan çok korktum. Hemen eve dönüp "beni örtün, beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanlan uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kirlerden ann, pis ve murdar olan her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetleri indi. Bu ayetteki temizlik emri, henüz namaz farz kılınmadan önce verilmişti. Ayette geçen رجز pis ve murdar olan" lafzı ile putlar kastedilmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında Cabir'den nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin sonunda, "Bu ayetteki temizlik emri, henüz namaz farz kılınmadan önce verilmişti. Ayette geçen '-*jl/pis ve murdar olan' lafzı ile putlar kastedilmiştir," ifadesi yer almaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bununla Buhari, elbiselerin temiz tutulmasının namazın farz kılınmasından önce emredildiğine işaret etmiştir. İbnu'l-Münzir, Muhammed İbn Sirin'in bu ayeti [Müddessir 4] şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Su ile onları yıka!" İbn Ebi Hatim'in rivayetine göre, İbn Abbas da ayeti bu mana ile açıklamıştır. Yine İbn Ebi Hatim bir başka senet ile İbn Abbas'ın bu ayeti şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Elbiseni günahtan arındır." İbnu'l-Münzir Hasan-ı Basri'nin bu ayeti şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Ahlakını güzelleştir." İmam Şafii de bu konuda şöyle demiştir: "Bir görüşe göre ...........ve siyabeke fetahhir ayeti 'temiz elbiselerle namaz kıl' manasına, bir diğer görüşe göre ise başka bir anlama gelmektedir. Ancak ilk yorum daha isabetlidir

Narrated Jabir bin `Abdullah:I heard the Prophet (ﷺ) describing the period of pause of the Divine Inspiration. He said in his talk, "While I was walking, I heard voices from the sky. I looked up, and behold ! I saw the same Angel who came to me in the cave of Hira' sitting on a chair between the sky and the earth. I was too much afraid of him (so I returned to my house) and said, 'Fold me up in garments!' They wrapped me up. Then Allah revealed: 'O you wrapped...and desert the idols before the prayer became compulsory.' Rujz means idols

Sahîh-i Buhârî No. 4926 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ ‏"‏ فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ بَصَرِي قِبَلَ السَّمَاءِ، فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ قَاعِدٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَجَئِثْتُ مِنْهُ حَتَّى هَوَيْتُ إِلَى الأَرْضِ، فَجِئْتُ أَهْلِي فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي‏.‏ فَزَمَّلُونِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏فَاهْجُرْ‏}‏ ‏"‏ ـ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَالرِّجْزَ الأَوْثَانَ ـ ‏"‏ ثُمَّ حَمِيَ الْوَحْىُ وَتَتَابَعَ ‏"‏‏.‏

Ebu Seleme'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Cabir İbn Abdillah bana şöyle haber verdi: Fetret-i vahiyden bahsederken Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Yürürken gökten bir ses duydum. Hemen bakışlarımı göğe çevirdim. Bir de ne göreyim, Hira mağarasında bana gelen melek gök ile yeryüzü arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ondan öyle korktum ki, korkumdan yere yığıldım. Sonra ailemin yanına geldim ve "beni örtün, beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa ka/k ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kir/erden arın, pis ve murdar o/an her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetleri indi. Ebu Seleme şöyle demiştir: ......Ricz "putlar" demektir. Fetret-i vahiyden sonra vahiy yeniden başladı ve peşpeşe geldi. AÇiKLAMA رجز Ricz ve رجس rics kelimeleri "azab" anlamına gelir," yorumu Ebu Ubeyde'ye aittir. Bir önceki rivayette ricz kelimesinin "putlar" anlamına geldiği ifade edilmişti. Bu açıklama şu anlamın tefsiridir: "Azabın nedeni olan putları terk et

Narrated Jabir bin `Abdullah:That he heard Allah's Messenger (ﷺ) describing the period of pause of the Divine Inspiration, and in his description he said, "While I was walking I heard a voice from the sky. I looked up towards the sky, and behold! I saw the same Angel who came to me in the Cave of Hira', sitting on a chair between the sky and the earth. I was so terrified by him that I fell down on the ground. Then I went to my wife and said, 'Wrap me in garments! Wrap me in garments!' They wrapped me, and then Allah revealed: "O you, (Muhammad) wrapped-up! Arise and warn...and desert the idols." (74.1-5) Abu Salama said....Rujz means idols." After that, the Divine Inspiration started coming more frequently and regularly

Sahîh-i Buhârî No. 4954 Sahih

قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ قَالَ فِي حَدِيثِهِ ‏"‏ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ بَصَرِي، فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ جَالِسٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ فَفَرِقْتُ مِنْهُ فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي ‏"‏‏.‏ فَدَثَّرُوهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ * وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ * وَالرِّجْزَ فَاهْجُرْ‏}‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَهْىَ الأَوْثَانُ الَّتِي كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَعْبُدُونَ‏.‏ قَالَ ثُمَّ تَتَابَعَ الْوَحْىُ‏.‏

Cabir İbn Abdillah el-Ensari"den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Fetret-i vahiy'den bahsederken Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem konuşması esnasında şöyle buyurdu: Yürürken gökten bir ses işittim. Bakışlarım! göğe çevirdim, bir de ne göreyim! Hira'da bana gelen melek gökyüzü ile yeryüzü arasında bir kürsüde oturmuş halde orada. Ondan çok korktum ve evime dönüp "Beni örtün! Beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine Allah Teala: "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kirlerden ann, pis ve murdar olan her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetlerini indirdi. Ebu Seleme şöyle demiştir: Ayette geçen ...........ricz (pis ve murdar olan) kelimesinden maksat Cahiliyye halkının taptığı putlardır. Cabir şöyle dedi: Sonra vahiy peşpeşe inmeye başladı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu rivayetin "Hz. Nebi'e ilk gelen [vahiy] uykuda gördüğü sadık rüya şeklinde idi," bölümü Aklı rivayetinde Bed'u'l-vahy Bölümü'nde "vahiy" ziyadesi ile birlikte geçmişti. Bu da göstermektedir ki, Hz. Nebi'e ilk gelen vahiy rüya şeklindedir. Ancak genelolarak onun Nebiliğini gösteren ve sadık rüyalardan önce gerçekleşmiş bazı olaylar vardır. Mesela; İmam Müslim'in naklettiği taşın Hz. Nebi'e selam vermesi olayı bunlardan biridir. İbnu'l-Murabıt şöyle demiştir: "Hz. Nebi'in gördüğü rüyalar, ne karmakarışık rüyalardır, ne de şeytanın bir aldatmasından ibarettir." Bu rivayetin zahirine göre sadık rüyalar Hz. Nebi'e yalnızlığın sevdirilmesinden önce gösterilmiştir. Hz. Nebi'e önce yalnızlığın sevdirilmesi, sonra da sadık rüyaların gösterilmesi ihtimali de vardır. Ancak ilk görüş daha kuwetlidir. ..........tehannüs kelimesinin ibadet etmek anlamına geldiğini söylemiştit ifadesi apaçık bir idracdir. Şayet bu ifade Aişe r.anha'nın sözünün bir devamı olsaydı rivayet ......kalet şeklinde devam ederdi. Rivayette Hz. Nebi'in ibadet şekli açıklanmamıştır. Ancak İbn İshak'ın Ubeyd İbn Umeyr'den naklettiği rivayette şöyle bir ifade geçmektedir: "Hz. Muhammed kendisine müracaat eden yoksulları doyururdu." Bazı alimler Hz. Nebi'in tefekkür ederek ibadet ettiğini söylemiştir. Muhtemelen Hz. Aişe bizzat yalnız kalmayı ibadet olarak isimlendirmiştir. Çünkü insanlardan, özellikle de batıl üzere olan insanlardan uzaklaşmak genelolarak ibadet kapsamına girmektedir. Nitekim Hz. İbrahim'in insanlardan uzaklaşması ibadet olarak görülmüştür. Bu durum onun "Ben Rabbimin emrettiği yere hicret edeceğim, "(Ankebut 26) sözüne yansımıştır. Bu durumun ibadet olup olmayacağı meselesi Uso.ı ilminin bir konusudur. Şöyle ki; Hz. Nebi kendisine vahiy gelmeden önce, ondan önce gönderilmiş bir Nebiin şeriatına göre ibadet ediyor muydu? Çoğunluk bu soruya "Hayır" yanıtını vermiştir. Çünkü Hz. Nebi birine tabi olsaydı, kendisine uyulması uzak bir ihtimalolurdu. Şayet Hz. Nebi bir Nebie uysaydı, onun tabi olduğu bu Nebiin ismi nakledilirdi. Yukarıdaki soruya "Evet" diyenler de olmuştur. İbn Hacib bu görüşü tercih etmiştir. Hz. Nebi'in kendisinden önce bir Nebie tabi olduğunu söyleyenler de bu Nebiin kim olduğu konusunda sekiz görüş ileri sürmüşlerdir. a) Hz. Adem. Bu görüşü İbn Berhan nakletmiştir. b) Hz. Nuh. Bu görüşü Amidi nakletmiştir. c) Hz. İbrahim. Bir grup alim bu görüşü benimsemiş ve "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy!"(Nahl 123) ayetini görüşlerine delilolarak getirmiştir. d) Hz. Musa. e) Hz. İsa. f) Bütün Nebilerin şeriatlarından kendisine ulaşan bilgiler. Bu görüşü ileri sürenler "İşte o Nebiler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onlann yoluna uy, "(En'am 90) ayetini delilolarak getirmişlerdir. g) Bir isim vermeden kendisinden önceki Nebilere uyduğunu söyleyenlerin görüşü. Amidi bu görüşü tercih etmiştir. Bu görüşler içinde üçüncü görüşün daha güçlü olduğu aşikardır. Çünkü Hz. Nebi'in, hac ve tavaf gibi birçok ibadette Arapların sürdürdükleri İbrahim şeriatına uyma konusunda gösterdiği hassasiyet rivayet edilmiştir. Hz. Nebi'in kendisinden önceki bir Nebie uyması meselesi, onun Nebiliğinden önce söz konusudur. Nebiliğinden sonraki durum hakkında ise el-En'am suresinin tefsirinde ayrıntılı açıklama yapılmıştır. ************ İbn Hacer burada sekiz görüş olduğunu ifade etti, ancak yedi görüş sıraladı. Asıl nüshaya müracaat ettiğimizde, durumun muhtasardaki gibi olduğunu fark ettik. Bunun iki nedeni olabilir. a- Fethu'l-Bari istinsah edilirken sekizinci madde atlanmış olabilir. b- İbn Hacer sekizinci maddeyi zikretmeyi unutmuş olabilir. ************ .........Feğattani ifadesi İbn İshak'ın "Siyer"inde ........feğattebeni şeklinde geçmektedir. Her iki kelime de aynı anlamı ifade etmektedir. Meleğin Hz. Nebi'i sıkmasının hikmeti şu şekilde izah edilir: a) Hz.Nebi'in başka bir şey ile meşgul olmasını engellemek. b) Kendisine vahyedilecek sözün ağırlığına dikkat çekmek üzere durumun cidiyetini ve ağırlığını göstermek. Melek, Hz. Nebi bu sıkmaya sabredince kendisine vahiy vermiştir. Vahiy verme işi her ne kadar Allah'ın ilmine göre gerçekleşecek olsa da, burada Hz. Nebi'e göre meselenin zflhir olması için bunun gösterilmesi kastedilmiş olabilir. c) Bir görüşe göre melek Hz. Nebi'i sınamak, onun kendi kafasından bir şey söyleyip söylemeyeceğini görmek için böyle yapmıştır. Hz. Nebi kendi kafasından bir şey söylemeyince, bu durum onun böyle bir şey yapamayacağına delalet etti. d) Bir görüşe göre de melek, Hz. Nebi'e zorlansa bile okumaya güç yetiremeyeceğini göstermek istemiştir. e) Bir diğer görüşe göre ise bundaki hikmet, tahayyül, vehim ve vesvesenin cismin sıfatı olmadığını gostermektir. Hz. Nebi'in cismi için bu özellikler gerçekleşince o, bunun Allah'ın bir işi olduğunu anladı. Görüştüğümüz bazı alimler, bunun Hz. Nebi'e özgü bir durum olduğunu, daha önceki Nebilerden hiçbirinin ilk vahiy esnasında böyle bir olayla karşılaştıklarının nakledilmediğini anlattılar. Meleğin üçüncü kez Hz. Nebi'i sıkmasından, bir konuyu pekiştirmek veya daha açık hale getirmek isteyen birinin üç kez tekrar yapabileceği sonucu çıkartılır. Kitabu'l-ilm'de de geçtiği gibi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle yapardı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ev halkından kendisini örtmelerini istemesi, içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan korku sebebiyle olmuştur. Genellikle insanlar örtüye büründükleri zaman korkulan diner. Ubeyd İbn Umeyr'in mürsel rivayetinde hadisin "Sevin!" kısmı şu şekilde geçmektedir: "Hz. Hatice şöyle dedi: Sevin! Ey Amcamın oğlu! Sebat göster. Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, senin bu milletin Nebii olmanı ümit ediyorum!" Ebu Meysera'nın mürsel rivayetinde hadisin "Musa'ya gelen" kısmı şu şekilde geçmektedir: Sevin! Ben şahitlik ederim ki sen, Meryem'in oğlunun müjdelediği Nebisin. Sen Musa'ya verilen vahyin bir benzerine sahipsin. Elbette sen gönderilmiş bir Nebisin. Kuşkusuz sana cihad etmen emredilecek." Varaka'nın Müslümanlığı konusunda nakledilen haberlerin en sarihi budur. Bu rivayeti İbn İshak nakletmiştir

Narrated Jabir bin `Abdullah:While Allah's Messenger (ﷺ) was talking about the period of pause in revelation. he said in his narration. "Once while I was walking, all of a sudden I heard a voice from the sky. I looked up and saw to my surprise, the same Angel as had visited me in the cave of Hira.' He was sitting on a chair between the sky and the earth. I got afraid of him and came back home and said, Wrap me! Wrap me!" So they covered him and then Allah revealed: 'O you, wrapped up! Arise and warn and your Lord magnify, and your garments purify and dessert the idols.' (74.1-5) Abu Salama said, "(Rijz) are the idols which the people of the Pre-Islamic period used to worship." After this the revelation started coming frequently and regularly

Sahîh-i Buhârî No. 5079 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَفَلْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَزْوَةٍ فَتَعَجَّلْتُ عَلَى بَعِيرٍ لِي قَطُوفٍ، فَلَحِقَنِي رَاكِبٌ مِنْ خَلْفِي، فَنَخَسَ بَعِيرِي بِعَنَزَةٍ كَانَتْ مَعَهُ، فَانْطَلَقَ بَعِيرِي كَأَجْوَدِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنَ الإِبِلِ، فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَا يُعْجِلُكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ كُنْتُ حَدِيثَ عَهْدٍ بِعُرُسٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ ثَيِّبٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَلَمَّا ذَهَبْنَا لِنَدْخُلَ قَالَ ‏"‏ أَمْهِلُوا حَتَّى تَدْخُلُوا لَيْلاً ـ أَىْ عِشَاءً ـ لِكَىْ تَمْتَشِطَ الشَّعِثَةُ وَتَسْتَحِدَّ الْمُغِيبَةُ ‏"‏‏.‏

Cabir İbn Abduııah'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir gazveden dönüyorduk. Ben hızlı yürüyemeyen bir deve üzerinde acele etmek istedim. Arkamdan binekli birisi bana yetişti. Devemi beraberimdeki bir değnekle dürtüverdi. Devem senin gördüğün develer arasındaki en asil deve gibi hızlıca koşmaya başladı. Dönüp baktığımda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduğunu gördüm. Bana: Ne diye acele ediyorsun, diye sordu. 'Ben yeni evlenmiştim' dedim. O: 'Bakire ile mi yoksa dul ile mi evlendini diye sordu. Ben, 'Dul ile' deyince, 'Ne diye onunla oynaşacağın ve seninle oynaşacak bir kız ile evlenmedin', diye sordu. Cabir devamla dedi ki: Nihayet (Medine'ye) gireceğimiz vakit şöyle buyurdu: Acele etmeyiniz. Geceleyin -yani akşam vakti- girinceye kadar mühlet veriniz ki saçları dağınık olan kadın saçlarını tarayabilsin, kocasından ayrı kalmış olan kadın da ustura ile traş olsun

Narrated Jabir bin `Abdullah:While we were returning from a Ghazwa (Holy Battle) with the Prophet, I started driving my camel fast, as it was a lazy camel A rider came behind me and pricked my camel with a spear he had with him, and then my camel started running as fast as the best camel you may see. Behold! The rider was the Prophet (ﷺ) himself. He said, 'What makes you in such a hurry?" I replied, I am newly married " He said, "Did you marry a virgin or a matron? I replied, "A matron." He said, "Why didn't you marry a young girl so that you may play with her and she with you?" When we were about to enter (Medina), the Prophet (ﷺ) said, "Wait so that you may enter (Medina) at night so that the lady of unkempt hair may comb her hair and the one whose husband has been absent may shave her pubic region

Sahîh-i Buhârî No. 5080 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَارِبٌ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنهما يَقُولُ تَزَوَّجْتُ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا تَزَوَّجْتَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ تَزَوَّجْتُ ثَيِّبًا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ مَا لَكَ وَلِلْعَذَارَى وَلِعَابِهَا ‏"‏‏.‏ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِعَمْرِو بْنِ دِينَارٍ فَقَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ‏"‏‏.‏

Cabir İbn Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Ben evlendim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Nasıl biri ile evlendin, diye sordu. Ben: Dul ile evlendim, dedim. O: Neden kendisi ile oynaşacağın bakire kızla evlenmedin ki, diye sordu." (Hadisi Cabir'den rivayet eden Muharib dedi ki) Ben bunu Amr İbn Dinar'a aktardım, Amr dedi ki: Cabir İbn Abdullah'ı şöyle derken dinledim: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: "Niye kendisiyle oynaşacağın ve seninle oynaşacak bir kız ile evlenmedin, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Dul kadınları evlendirme." Buradaki "es-seyyibat", bakire olmayan anlamındaki "seyyibe"nin çoğuludur. "Acele etmene sebep ne?" Ne diye acele ediyorsun, demektir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Hadiste bakireleri nikahlamak teşvik edilmektedir. 2- Cabir'in kızkardeşlerine olan şefkati ve onların faydasına olan hususları kendi nefsi payına tercih etmesi dolayısıyla faziletli olduğu. 3- Bu hadisten anlaşıldığına göre iki masıahat çatışacak olursa, onlardan daha önemli olan öncelenir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cabir'in yaptığı işi doğru bulmuş ve bundan dolayı ona dua etmiştir. 4- Hayır bir iş yapana -kişinin kendisiyle alakalı olmasa dahi- dua edilir. 5- İmam (yönetici) arkadaşlarına durumları hakkında soru sorar, onların hallerini inceler. Onlara kendi maslahatlarına daha uygun olanı gösterir ve maslahatın hangi cihette olduğuna dikkatlerini çeker. 6- Kadının, kocasına, herhangi bir şekilde kocası ile yakınlığı bulunan çocuğuna, kardeşine, ailesine hizmet etmesi meşrudur. 7 - Kocanın bu amaçla evlenmesinde ve hanımından bunu beklemesinde bir sakınca yoktur. Bununla birlikte hanımın bunları yapması görevi değildir. Ancak bundan anlaşıldığına göre bu hususta adet böylece uygulanagelmiş idi. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona tepki göstermemiştir. Daha önce kaydedilmiş olan rivayette geçen "harkaa: iş beceremeyen" lafzı da, "eliyle bir iş yapamayan" demektir. Yani kendisinin de, başkasının da işlerini nasıl yoluna koyacağını bilmeyen kişi demektir. "Kocası yanında bulunmayan kadın ustura kullansın." Yani üzerindeki gereksiz kılları, tüyleri izale etsin. Burada "ustura kullanmak" tabirinin kuilanılması ise çoğunlukla kılları ve tüyleri izale etmekte usturanın kullanılmış olmasındandır. Bununla birlikte ustura dışında bir şeyle bu tür tüyleri izale etmek de men edilmiş değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Narrated Jabir bin `Abdullah:When I got married, Allah's Messenger (ﷺ) said to me, "What type of lady have you married?" I replied, "I have married a matron' He said, "Why, don't you have a liking for the virgins and for fondling them?" Jabir also said: Allah's Messenger (ﷺ) said, "Why didn't you marry a young girl so that you might play with her and she with you?

Sahîh-i Buhârî No. 5118 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو عَنِ الْحَسَنِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، وَسَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالاَ كُنَّا فِي جَيْشٍ فَأَتَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّهُ قَدْ أُذِنَ لَكُمْ أَنْ تَسْتَمْتِعُوا فَاسْتَمْتِعُوا ‏"‏‏.‏

Cabir İbn Abdullah ile Seleme İbn el- Ekva' dediler ki: "Biz bir ordu ile birlikte idik. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elçisi bize gelerek dedi ki: Mut'a yapmanız için size izin verildi. Haydi mut'a yapınız

Narrated Jabir bin `Abdullah and Salama bin Al-Akwa`:While we were in an army, Allah's Messenger (ﷺ) came to us and said, "You have been allowed to do the Mut'a (marriage), so do it

Sahîh-i Buhârî No. 5161 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلِ اتَّخَذْتُمْ أَنْمَاطًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَأَنَّى لَنَا أَنْمَاطٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنَّهَا سَتَكُونُ ‏"‏‏.‏

Cabir İbn Abdullah r.a.'dan dedi ki: "RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Etrafı saçaklı döşekler, yaygılar edindiniz mi, diye sordu. Ben: Ey Allah'ın Rasulü, nereden etrafı saçaklı döşeklerimiz, yaygllarımlZ olsun ki, diye cevap verdim .. O: Bunlar olacaktır, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınların etrafı saçaklı yaygılar ve benzeri (şeyler edinmeleri)." Cibinlikler, perdeler, döşekler ve bu kabilden olan her şey. Buradaki "el-enmat" namat (yaygı, döşek ve bu gibi)ın çoğuludur. Bunları edinmenin caiz olmasıyla ilgili istidlal şekline dair açıklama, daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Muhtemelen musannıf, Müslim'in zikrettiği, Aişe'nin şöyle dediğine dair zikrettiği hadise işaret etmiştir: "Rasuluilah bir gazaya çıkmıştı. Ben de saçaklı bir yaygı edinip, onu kapının üzerine gerdim. Geri döndüğünde bu saçaklı yaygıyı (perdeyi) gerdim. Ondan hoşlanmadığını yüzünden anladım. Onu hızlıca çekip parçaladı ve şöyle buyurdu: Allah bizlere taşları ve sıvaları örtmemizi emir buyurmadı. (Ravi) dedi ki: (Aişe dedi ki:) Ondan iki tane yastık biçtim. Benim bu yaptığımı da ayıplamadı." Bu hadisten anlaşıldığına göre bizatihi saçaklı yaygılar edinmek mekruh değildir. Onların ne için kullanıldığı ile (kerahet) alakalı olabilir. ileride duvarların perde ile örtülmesine dair açıklamalar "vellme (düğün ziyafeti)" ile ilgili bahislerde "bir münker gördüğü vakit geri döner mi" başlığı altında (5181.hadiste) gelecektir

Narrated Jabir bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Did you get Anmat?" I said, 'O Allah's Messenger (ﷺ)! From where can we have Anmat?" The Prophet (ﷺ) said, "Soon you will have them (Anmat)

Sahîh-i Buhârî No. 5243 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَارِبُ بْنُ دِثَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَكْرَهُ أَنْ يَأْتِيَ الرَّجُلُ أَهْلَهُ طُرُوقًا‏.‏

Cabir İbn Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, erkeğin hanımına geceleyin baskın yaparcasına (evine) girmesini hoş görmezdL

Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) disliked that one should go to one's family at night (on returning from a journey)

Sahîh-i Buhârî No. 5244 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عَاصِمُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَطَالَ أَحَدُكُمُ الْغَيْبَةَ فَلاَ يَطْرُقْ أَهْلَهُ لَيْلاً ‏"‏‏.‏

Şa'bi'den rivayete göre o Cabir İbn Abdullah r.a.'ı şöyle derken dinlemiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Siz'den biriniz evinden uzun süre ayrılmış ise ailesinin yanına geceleyin ansızın girmesin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Erkeğin, hanımına geceleyin baskın yaparcasına (evine) girmesini mekruh görürdü." Enes yoluyla gelen hadiste "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin ansızın evine hanımlarının yanına girmezdi. Onlara sabahleyin ya da öğleden sonra giderdi" denilmektedir. Bu hadisi de Müslim rivayet etmiştir. Dilbilginleri şöyle der: Turuuk; geceleyin yolculuktan ya da bir başka yerden habersizce gelmek demektir. Asım'ın, eş-Şa'bi'den, onun Cabir'den diye gelen rivayet yolundaki: "Sizden herhangi bir kimse uzun bir süre evinden ayrı kalmışsa hanımının yanına geceleyin ansızın girmesin" ifadesinde "uzunca ayrılık" kaydı, nehyin illetinin ancak bu durumda var olabileceğine işaret etmektedir. Hüküm varlık ve yokluk bakımından illetiyle beraber sözkonusu olur. Dolayısıyla -mesela- ihtiyacını karşılamak için gündüzün çıkıp geceleyin dönen bir kimse hakkında uzunca bir süre ayrılan kimse için sözkonusu olan sakıncalar bulunmamaktadır. Çünkü uzunca ayrılığın ertesinde ansızın baskın yaparcasına girmekten yana kişi kendisini güvenlik içerisinde hisseder. Böyle bir durumda, (uzunca ayrıldıktan sonra ansızın giren bir kimse) çoğunlukla hoşuna gitmeyecek şeylerle karşılaşabilir. Hanımını kadından istenen şekilde temizlenmek, süslenmek gibi hususlarda hazırlıksız bulur, bu ise ikisi arasında nefret ve uzaklaşmaya sebep olur. Nitekim buna, bundan sonraki başlıkta gelecek olan hadiste şu buyruğu ile işaret etmiş bulunmaktadır: "Ta ki uzun süreden beri kocası ayrılmış olan kadın etek traşı olsun, saçı başı birbirine karışmış olan kadın da taransın." Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Kadının temiz olmayan bir durumda olması halinde onunla mübaşerette bulunmak mekruhtur. Böylelikle erkek, hanımının ondan uzaklaşmasına sebep teşkil edecek herhangi bir halini görmemiş olur. Aksi takdirde hanımını hoşlanılmayan bir halde bulabilir. Şeriat. ise kusurların örtülmesini teşvik etmiştir. Nebi efendimiz de buna: "Onları hainlikle itham edercesine, kusurlarını bulmak istercesine ... " sözleriyle işaret etmiş bulunmaktadır. Buna göre ailesine ne zaman varacağını ve -mesela- şu şu vakitte ulaşacağını söyleyen bir kimse, bu nehyin kapsamına girmez. 2- Karşılıklı sevgi, özellikle eşler arasında muhabbet teşvik edilmiştir. Çünkü şeriat, eşlerin her birisinin adeten örtülmesi, saklanması gereken her birinin haline diğerinin muttali olmamasına dikkat etmiştir. Onların hallerine bir kusuru çoğunlukla diğerine gizli saklı kalmamakla birlikte bu böyledir. Buna rağmen şeriat kişinin nefret etmesine sebep olacak şeyleri görmemesi için kocanın, geceleyin evine ansızın dönüp girmesini yasaklamıştır. O halde eşlerin dışındakilerin bu hususa riayet etmeleri öncelikle söz konusudur. 3- Kadının etek traşı yapması ve buna benzer süslenmesi kabilinden olan işleri yapması, hilkatin değiştirilmesine dair nehyin kapsamına girmez. 4- Müslüman hakkında kötü zan beslemeyi gerektiren işleri yapmayı terk etmek, teşvik edilmektedir

Narrated Jabir bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "When anyone of you is away from his house for a long time, he should not return to his family at night

Sahîh-i Buhârî No. 5246 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَيَّارٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِذَا دَخَلْتَ لَيْلاً فَلاَ تَدْخُلْ عَلَى أَهْلِكَ حَتَّى تَسْتَحِدَّ الْمُغِيبَةُ وَتَمْتَشِطَ الشَّعِثَةُ ‏"‏‏.‏ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَعَلَيْكَ بِالْكَيْسِ الْكَيْسِ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عُبَيْدُ اللَّهِ عَنْ وَهْبٍ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْكَيْسِ‏.‏

Cabir İbn Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyIe buyurdu: "GeceIeyin şehre girdiğin takdirde hemen ailenin yanına girme. Kocasından ayrıImış buIunan kadın etek traşı oIuncaya, saçı başı karışık kadın da taranıncaya kadar bekle. DevamIa RasuIuIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyIe buyurdu: Fe aIeyke bi'I-keysi eI-keysi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Çocuk istemek," yani zevceyIe çokça cima' etmek suretiyIe çocuk sahibi oImak istemek demektir ya da cima'dan kasıt çocuk sahibi olmaya teşviktir. Yoksa sadece zevkle yetinmek olmamalıdır. Bu husus başlıkta zikredilen hadisten açıkça anIaşıImamakla birlikte, biraz sonra belirteceğimiz gibi "el-keys" lafzını açıklarken buna işaret etmiş buIunmaktadır. "Geceleyin yani akşam vakti girinceye kadar ... " Bu hadiste geceleyin girme emri ile yine geceleyin ansızın girme yasağının bir arada zikredilmesi suretiyle gecenin ilk vakitlerinde girmenin emredildiğine, geceleyin geç saatlerde girmenin ise yasaklandığına işaret edilmektedir. Umre ile ilgili bahislerin sonlarında (1801.hadiste) bu iki hadisin bir arada telif edilme yoIu geçmiş ve şöyle açıklanmıştı: Geceleyin girme emri, ailesine geleceğini bildirip onu karşılamak için hazırlananlar hakkındadır. Yasak ise bunu yapmayan kimseIer hakkında sözkonusudur. "Geceleyin (şehre) girdiği n takdirde hanımının yanına girme." Birinci girişten kasıt vanştır. Yani şehre girdiğin vakit eve girme. elHattabi dedi ki: Burada "el-keys", dikkatli anlamındadır. el-Keys yumuşaklık ve güzel bir şekilde teenni anlamına da gelebilir. İbnu'l-A'rabi dedi ki: el-Keys, akıl demektir. Sanki çocuk istemeyi akıllılık olarak değerlendirmiş gibidir. Başkalan ise şöyle demiştir: Bununla cima'dan aciz düşmekten çekinmeyi kastetmiştir. Yani cima' yapmaya teşvik etmiş gibidir. Derim ki: İbn Hibban Sahih'inde bu hadisi tahriç ettikten sonra "el-keys"in cima' olduğunu kat'i olarak ifade etmiş ve belirtilen şekilde bunu açıklamıştır. Muhammed İbn İshak'ın rivayetindeki şu ifadeler de bunu desteklemektedir: "Eve vardığın takdirde güzel bir şekilde bir iş yap." Yine orada Cabir'in şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Akşamı ettiğimizde Medine'ye girdik. Ben hanımıma: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana keys bir amel işlememi emir buyurdu dedim. O, dinledim ve itaat ettim, haydi gel emrindeyim, dedi. Cabir dedi ki: Sabah oluncaya kadar geceyi onunla geçirdim." Hadisi İbn Huzeyme Sahih'inde rivayet etmiş bulunmaktadır. İyad dedi ki: Buhari ve başkalan el-keys'i çocuk ve nesil sahibi olmayı istemek diye açıklamışlardır. Bu açıklama da doğru bir açıklamadır

Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "If you enter (your town) at night (after coming from a journey), do not enter upon your family till the woman whose husband was absent (from the house) shaves her pubic hair and the woman with unkempt hair, combs her hair" Allah's Messenger (ﷺ) further said, "(O Jabir!) Seek to have offspring, seek to have offspring

Sahîh-i Buhârî No. 5247 Sahih

حَدَّثَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا سَيَّارٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةٍ، فَلَمَّا قَفَلْنَا كُنَّا قَرِيبًا مِنَ الْمَدِينَةِ تَعَجَّلْتُ عَلَى بَعِيرٍ لِي قَطُوفٍ، فَلَحِقَنِي رَاكِبٌ مِنْ خَلْفِي فَنَخَسَ بَعِيرِي بِعَنَزَةٍ كَانَتْ مَعَهُ، فَسَارَ بَعِيرِي كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنَ الإِبِلِ، فَالْتَفَتُّ فَإِذَا أَنَا بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِعُرْسٍ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَتَزَوَّجْتَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَبِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ‏"‏‏.‏ قَالَ قُلْتُ بَلْ ثَيِّبًا‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلاَّ بِكْرًا تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَلَمَّا قَدِمْنَا ذَهَبْنَا لِنَدْخُلَ، فَقَالَ ‏"‏ أَمْهِلُوا حَتَّى تَدْخُلُوا لَيْلاً ـ أَىْ عِشَاءً ـ لِكَىْ تَمْتَشِطَ الشَّعِثَةُ، وَتَسْتَحِدَّ الْمُغِيبَةُ ‏"‏‏.‏

Cabir İbn Abdullah'tan, dedi ki: "Bir gazvede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Geri dönüp de Medine'ye yaklaştığımız vakit ben pek hızlı gitmeyen bir deve üzerinde, varmak için acele ettim. Arkamdan binekli birisi bana yetişti. Devemi beraberindeki küçük bir harbe ile güttü. Bunun üzerine devem gördüğüm en güzel bir deve gibi yol almaya başladı. Dönüp baktığımda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ı görüverdim. Ey Allah'ın Rasulü, ben henüz yeni evliyim, dedim. O: Evlendin mi diye sordu. Evet, dedim. Bakire ile mi yoksa dul ile mi diye sordu. Ben: Hayır, dul ile dedim. Allah Rasulü: Ne diye bakire ile evlenmedin ki? Sen onunla oynaşırdın, o da seninle oynaşırdı. (Cabir devamla) dedi ki: (Medine'ye) yaklaştığımızda (evlerimize) girmek üzere gittik. Allah Rasulü: Geceleyin yani akşam vakti girinceye kadar bekleyin iz ki böylelikle saçı başı karışık olan taransın, kocası yanından uzun süre ayrılmış bulunan kadın da etek traşı olsun, diye buyurdu

Narrated Jabir bin `Abdullah:We were with the Prophet (ﷺ) in Ghazwa, and when we returned and approached Medina, I wanted to hurry while riding a slow camel. A rider overtook me and pricked my camel with a spear which he had, whereupon my camel started running as fast as any other fast camel you may see. I looked back, and behold, the rider was Allah's Messenger (ﷺ) . I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I am newly married " He asked, "Have you got married?" I replied, "Yes." He said, "A virgin or a matron?" I replied, "(Not a virgin) but a matron" He said, "Why didn't you marry a young girl so that you could play with her and she with you?" When we reached (near Medina) and were going to enter it, the Prophet (ﷺ) said, "Wait till you enter your home early in the night so that the lady whose hair is unkempt may comb her hair and that the lady whose husband has been away may shave her pubic hair

Sahîh-i Buhârî No. 5367 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ هَلَكَ أَبِي وَتَرَكَ سَبْعَ بَنَاتٍ أَوْ تِسْعَ بَنَاتٍ فَتَزَوَّجْتُ امْرَأَةً ثَيِّبًا فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَزَوَّجْتَ يَا جَابِرُ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ بِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ بَلْ ثَيِّبًا‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ، وَتُضَاحِكُهَا وَتُضَاحِكُكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ لَهُ إِنَّ عَبْدَ اللَّهِ هَلَكَ وَتَرَكَ بَنَاتٍ، وَإِنِّي كَرِهْتُ أَنْ أَجِيئَهُنَّ بِمِثْلِهِنَّ، فَتَزَوَّجْتُ امْرَأَةً تَقُومُ عَلَيْهِنَّ وَتُصْلِحُهُنَّ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ ‏"‏‏.‏ أَوْ قَالَ خَيْرًا‏.‏

Cabir b. Abdullah radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Babam vefat etti. Geriye yedi -yahut dokuz- kız çocuk bırakmıştı. Ben de dul bir kadın ile evlendim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Ey Cabir evlendin mi? diye sordu. Ben: Evet deyince, o: Bakire ile mi dul ile mi, diye sordu. Ben: Hayır dul ile (evlendim), dedim. Allah Rasulü: Niçin genç bir kızla evlenmf?din? Sen onunla oynaşır, o seninle oynaşırdı. Sen onunla gülüşür, o seninle gülüşürdü, diye buyurdu. Cabir dedi ki: Ben de ona şu cevabı verdim: (Babam) Abdullah vefat etti ve geriye çok sayıda kız çocuğu bıraktı. Onların yanına onlar gibisini getirmek hoşuma gitmedi. Bundan dolayı onların işlerini görecek,hallerini düzeltecek bir kadın ile evlendim. Allah Rasulü de: Allah sana bereketler ihsan etsin -yahut hayırlar versindiye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının kocasına çocukları hakkında yardımcı olması." İbn Battal dedi ki: Kadının çocuğu hususunda kocasına yardımcı olması, kadının görevi değildir. Ancak bu güzel geçimin bir parçası ve sali ha kadınların bir karakteridir. Kadının kocasına hizmeti ile ilgili açıklamalar ve bunun kadın için bir vacip (görev) olup olmadığı ile ilgili bilgiler az önce geçmiş bulunmaktadır

Narrated Jabir bin `Abdullah:My father died and left seven or nine girls and I married a matron. Allah's Messenger (ﷺ) said to me, "O Jabir! Have you married?" I said, "Yes." He said, "A virgin or a matron?" I replied, "A matron." he said, "Why not a virgin, so that you might play with her and she with you, and you might amuse her and she amuse you." I said, " `Abdullah (my father) died and left girls, and I dislike to marry a girl like them, so I married a lady (matron) so that she may look after them." On that he said, "May Allah bless you," or "That is good

Sahîh-i Buhârî No. 5443 Sahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَبِيعَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنهما قَالَ كَانَ بِالْمَدِينَةِ يَهُودِيٌّ وَكَانَ يُسْلِفُنِي فِي تَمْرِي إِلَى الْجِدَادِ، وَكَانَتْ لِجَابِرٍ الأَرْضُ الَّتِي بِطَرِيقِ رُومَةَ فَجَلَسَتْ، فَخَلاَ عَامًا فَجَاءَنِي الْيَهُودِيُّ عِنْدَ الْجَدَادِ، وَلَمْ أَجُدَّ مِنْهَا شَيْئًا، فَجَعَلْتُ أَسْتَنْظِرُهُ إِلَى قَابِلٍ فَيَأْبَى، فَأُخْبِرَ بِذَلِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لأَصْحَابِهِ ‏"‏ امْشُوا نَسْتَنْظِرْ لِجَابِرٍ مِنَ الْيَهُودِيِّ ‏"‏‏.‏ فَجَاءُونِي فِي نَخْلِي فَجَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُكَلِّمُ الْيَهُودِيَّ فَيَقُولُ أَبَا الْقَاسِمِ لاَ أُنْظِرُهُ‏.‏ فَلَمَّا رَأَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَامَ فَطَافَ فِي النَّخْلِ، ثُمَّ جَاءَهُ فَكَلَّمَهُ فَأَبَى فَقُمْتُ فَجِئْتُ بِقَلِيلِ رُطَبٍ فَوَضَعْتُهُ بَيْنَ يَدَىِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَكَلَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَيْنَ عَرِيشُكَ يَا جَابِرُ ‏"‏‏.‏ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ ‏"‏ افْرُشْ لِي فِيهِ ‏"‏‏.‏ فَفَرَشْتُهُ فَدَخَلَ فَرَقَدَ، ثُمَّ اسْتَيْقَظَ فَجِئْتُهُ بِقَبْضَةٍ أُخْرَى فَأَكَلَ مِنْهَا، ثُمَّ قَامَ فَكَلَّمَ الْيَهُودِيَّ فَأَبَى عَلَيْهِ فَقَامَ فِي الرِّطَابِ فِي النَّخْلِ الثَّانِيَةَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ يَا جَابِرُ جُدَّ وَاقْضِ ‏"‏‏.‏ فَوَقَفَ فِي الْجَدَادِ فَجَدَدْتُ مِنْهَا مَا قَضَيْتُهُ وَفَضَلَ مِنْهُ فَخَرَجْتُ حَتَّى جِئْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَشَّرْتُهُ فَقَالَ ‏"‏ أَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏‏.‏ عُرُوشٌ وَعَرِيشٌ بِنَاءٌ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ مَعْرُوشَاتٍ مَا يُعَرَّشُ مِنْ الْكُرُومِ وَغَيْرِ ذَلِكَ يُقَالُ عُرُوشُهَا أَبْنِيَتُهَا

Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Medine'de bir Yahudi vardı. Bu bana hurmaların toplanma zamanına kadar kuru hurma satardı. Rume yolu üzerindeki arazi de Cabir'e aitti. Bir sene bu hurma bağımız alışılmış şekilde meyve vermedi. Mahsulleri toplama zamanında o Yahudi yanıma geldi. O mahsullerinden ona verecek bir şey bulamadığımdan gelecek seneye kadar bana mühlet vermesini istemeye koyuldum, o ise bunu kabul etmiyordu. Benim bu durumum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber verilince, o da ashabına: Kalkın, yahudiden Cabir'e mühlet vermesini isteyelim, dedi. Ben hurma ağaçlarımın arasında iken yanıma geldiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Yahudi ile konuşmaya koyuldu. Ancak Yahudi: Ya Ebu'l-Kasım, ona mühlet vermiyorum, diyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu görünce kalkıp hurma ağaçları arasında dolaştı. Daha sonra onun yanına gelip tekrar onunla konuştu. Yahudi yine kabul etmedi. Kalktım, az miktarda taze olgun hurma getirdim ve onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne koydum. Nebi yedikten sonra: Ey Cabir, senin çardağın nerede, diye sordu. Ben de ona söyledim. Allah Rasulü: Çardağın altında bana bir yaygı ser, dedi. Ben de ona yaygı serdim. Allah Rasulü çardağın altına girip biraz uyuduktan sonra uyandı. Ona bir avuç daha taze hurma getirdim, ondan da bir miktar yedi. Sonra kalkıp yine Yahudi ile konuştu. Yahudi yine kabul etmedi. Allah Rasulü ikinci bir defa hurmalıklar arasında dolaştı. Sonra: Ey Cabir, hurma devşir ve borcunu öde, diye buyurdu. Allah Rasulü de toplanan hurmaların başında durdu. Ben ağaçlardan onun borcunu ödeyecek kadarını topladığım gibi ondan bir miktar daha arttı. Çıkıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldim ve ona müjdeyi verdim. Allah Rasulü: Şehadet ederim ki ben Allah'ın Rasulüyüm, diye buyurdu." Areşe ve arlş (hadiste çardak) yapı demektir. İbn Abbas dedi ki: "Ma'ruşat"(En'am, 141) üzüm asması ve diğer ağaçlardan çardaklı olanlar demektir. "Urlişuha" da yapıları, binaları demektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ben de gelecek seneye kadar ondan mühlet vermesini, bir yıl daha bana süre tanımasını istiyordum." "Senin arışin (çardağın) nerede?" Yani altında gölgelenmek ve öğle uykusunda kayluleye yatmak için bahçende edindiği n yer nerede? ''Ben ona bir avuç daha" taze hurma "getirdim." "İkinci bir defa hurmalıklar arasında kalktı, dolaştı ... Sonra: "Ey Cabir, dev- . şir ve (borcunu) öde." diye emir buyurdu "Şehadet ederim ki ben Allah'ın Rasulüyüm, diye buyurdu." Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu sözleri söylemesinin sebebi, bu olayda açıkça bir harikuladeliğin bulunmasıdır. Çünkü az miktardan çok miktar geriye kaldı. Oysa bu miktarın -bir şeyler artırması bir yana- borcun tamamını ödemesi dahi düşünülmüyordu. Hele hele borcun ödenmesinden sonra geriye yine onun kadar bir şey kalacağı hiç düşünülemiyordu. İbnu't-TIn dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre, ashab yanlarında ödeyecek karşılıkları bulunduğu için bir şeyler borç alıyoriardı. Borçlanmaktan sığınmak ise çokluğu ya da ödenecek karşılığı bulunamayan borç hakkındadır. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem aile halkı için almış olduğu arpa karşılığında zırhı rehin bırakılmış olduğu halde vefat etmiş idi. Hadisten Çıkartılan Diğer Sonuçlar 1- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabını ziyaret ettiği, bağlarına bahçelerine girip orada kayllile istirahatına çekildiği, bahçelerinin gölgesinde gölgelendiği anlaşılmaktadır. 2- Borçlu olan hakkında daha uygun olacağı için, alacaklı ve varlıklı kimsenin hak ettiği muayyen alacağından başkasını almak üzere süre tanıması konusunda i1timasta bulunulabilir

Narrated Jabir bin `Abdullah:There was a Jew in Medina who used to lend me money up to the season of plucking dates. (Jabir had a piece of land which was on the way to Ruma). That year the land was not promising, so the payment of the debt was delayed one year. The Jew came to me at the time of plucking, but gathered nothing from my land. I asked him to give me one year respite, but he refused. This news reached the Prophet (ﷺ) whereupon he said to his companions, "Let us go and ask the Jew for respite for Jabir." All of them came to me in my garden, and the Prophet (ﷺ) started speaking to the Jew, but he Jew said, "O Abu Qasim! I will not grant him respite." When the Prophet (ﷺ) saw the Jew's attitude, he stood up and walked all around the garden and came again and talked to the Jew, but the Jew refused his request. I got up and brought some ripe fresh dates and put it in front of the Prophet. He ate and then said to me, "Where is your hut, O Jabir?" I informed him, and he said, "Spread out a bed for me in it." I spread out a bed, and he entered and slept. When he woke up, I brought some dates to him again and he ate of it and then got up and talked to the Jew again, but the Jew again refused his request. Then the Prophet (ﷺ) got up for the second time amidst the palm trees loaded with fresh dates, and said, "O Jabir! Pluck dates to repay your debt." The Jew remained with me while I was plucking the dates, till I paid him all his right, yet there remained extra quantity of dates. So I went out and proceeded till I reached the Prophet and informed him of the good news, whereupon he said, "I testify that I am Allah's Messenger (ﷺ)

Sahîh-i Buhârî No. 5452 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو صَفْوَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءٌ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ زَعَمَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ أَكَلَ ثُومًا أَوْ بَصَلاً فَلْيَعْتَزِلْنَا، أَوْ لِيَعْتَزِلْ مَسْجِدَنَا ‏"‏‏.‏

Ata'dan rivayete göre Cabir b. Abdullah r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Kim bir sarımsak yahut soğan yerse bizden uzak dursun ya da mescidimizden uzak kalsın, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sarımsak ve (benzer) sebzelerden mekruh olanlar." Kasıt, hoş olmayan kokusu olanlardır. Buradaki nehy genel olarak bunları yiyen kimselerin mescide girmelerinin yasaklanması anlamında mıdır yoksa bunların pişmiş olanları değil de, çiğ olanlarını yiyen kimseler hakkında mıdır? Buna dair açıklamalar Namaz bölümünde (853.hadisin şerhinde) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadislerde sarımsak, soğan ve pırasa yemenin caiz olduğu açıklanmaktadır. Ancak bunlar, yiyen kimsenin mescidde bulunması mekruhtur. Fukaha bunlara turp gibi kokusu hoş olmayan diğer sebzeleri de katmışlardır. Ancak mekruhluk hususunda görüş ayrılığı vardır. Cumhur bunun tenzihen mekruh olduğunu kabul etmiştir. Zahiri mezhebine mensup alimlerden bazılarının haram olduğunu söyledikleri nakledilmiştir

Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever has eaten garlic or onion should keep away from us (or should keep away from our mosque)

Sahîh-i Buhârî No. 5453 Sahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَرِّ الظَّهْرَانِ نَجْنِي الْكَبَاثَ فَقَالَ ‏"‏ عَلَيْكُمْ بِالأَسْوَدِ مِنْهُ، فَإِنَّهُ أَيْطَبُ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَكُنْتَ تَرْعَى الْغَنَمَ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ، وَهَلْ مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ رَعَاهَا ‏"‏‏.‏

Cabir b. Abdullah'tan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Merru'z-Zahran'da idik. Biz kebas topluyorduk. O bize: Onun kararmış olan meyvesini toplamaya bakınız. Çünkü o ey tab (daha hoş ve lezzetli) dir, diye buyurdu. Sen koyun otlatıyor muydun, diye sorulunca, o: Evet, koyun otlatmamış bir nebi var mıdır ki, diye sordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Erak yaprağı olan." Doğrusu ise erakin meyvesi olduğudur. İbn Battal dedi ki: el-Kebas, erakin taze olan, meyvesidir. el-Berir ise, onun taze ve kuru olan meyvesine denilir. İbnu't-Tin dedi ki: Buharl'nin "erak ağacının yaprağı olan" demesi doğru değildir. Sözlükte doğru olan onunerak ağacının meyvesi olduğudur. Onun olgun olanına böyle denildiği de söylenmiştir. "Merru'z-Zehran" Mekke'den bir merhale uzaklıkta bulunan bir yerin adıdır. "O eytab"dır. Bu atyab (daha hoş ve lezzetli) anlamında bir söyleyiş olup, onun kalb edilmiş (kelimenin söyleyişinde tı ile ya harfinin yeri değiştirilmiş) şeklidir. Nitekim Araplar cezebe ve cebeze'yi böyle kullanmışlardır. "Koyun otlatır mıydın, diye soruldu." Bu soru tarzında ihtisar vardır. İfadenin takdiri şudur: Sen koyun otlatıyor muydun ki kebasın hangisinin daha lezzetli olduğunu biliyorsun? Çünkü çokça koyun otlatan bir kimse, hem koyunlarını otlatmak, hem de altlarında gölgelenmek üzere ağaçların altına çokça gider. Buna dair açıklamalar da Enbiyaya dair hadislerin söz konusu edildiği bölümde, Musa'nın kıssası nakledilirken geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca İcare bölümünün baş taraflarında enbiyanın koyun otlatmalarının hikmetine dair açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. İbnu't-Tin, ed-Davudi'den şu bilgiyi nakletmektedir: Koyunların bu özelliğindeki hikmet, sırtlarına binilmediğinden, onların sırtına binilerek kişinin nefsinin büyüklenmeyişidir. Yine İbnu't-Tin der ki: Bu hadiste mülk olmayan ağacın meyvesinin yenilmesinin mubah olduğu anlaşılmaktadır. İbn Battal dedi ki: Bu besleyici gıdaların bulunmadığı, İslam'ın ilk dönemlerinde böyle idi. Şanı yüce Allah artık kullarına buğday ve pek çok tahıllar ile zenginleştirip, onlara geniş rızık verdikten sonra erak ağacının meyvesine ihtiyaçları kalmamıştır. Derim ki: Eğer bu sözleriyle bu gibi mahsulleri almanın mekruh oluşuna işaret etmeyi düşünmüşse bu kabul edilemez. Çünkü sözünü ettiği durumun varlığı, bedelini ödemeden mubah olan şeylerin yasaklanmasını gerektirmez. Aksine vera' ehli pek çok kişi, para ile satın alınanları yemekten çok, bu tür mubah olan şeylere daha çok rağbet ederler. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Narrated Jabir bin `Abdullah:We were with Allah's Messenger (ﷺ) collecting Al-Kabath at Mar-Az-Zahran. The Prophet (ﷺ) said, "Collect the black ones, for they are better." Somebody said, (O Allah's Messenger (ﷺ)!) Have you ever shepherded sheep?" He said, "There has been no prophet but has shepherded them

Sahîh-i Buhârî No. 5520 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ خَيْبَرَ عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ، وَرَخَّصَ فِي لُحُومِ الْخَيْلِ‏.‏

Cabir b. Abdullah radıyallahu anh'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü evcil eşeklerin etlerini yemeği yasakladı. Fakat atların etlerini yemeğe ruhsat verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Atların etlerL" İbnu'I-Müneyyir dedi ki: Buhari bu husustaki delillerin tearuzu (çelişik olması) dolayısıyla hükmü söz konusu etmemiştir. Evet, İbnu'I-Müneyyir'in dediği böyledir, ama caiz oluşa dair delilin, "ileride geleceği üzere- güçlü olduğu oldukça açıktır. At etinin mekruh olduğu görüşü, el-Hakem b. Uyeyne'den, Malik'ten ve bazı Hanefi alimlerinden sahih olarak nakledilmiştir. Bazı Maıiki ve Hanefi alimlerinden ise haram görüşü nakledilmiştir. Ebu Hanife de el-Camiu's-Sağır'de belirtildiğine göre: Ben at etini mekruh kabul ediyorum, demiştir .. Ebu Bekr er-Razi de bunu tenzihi kerahet diye yorumlamış ve: Ebu Hanife, hakkında mutlak olarak haram dememiştir. Bununla birlikte bu hayvanın eti ona göre ehli merkep gibi değildir, demiştir. el-Bahru'I-Muhit, el-Hidaye ve ez-Zahira adlı eserlerin müellifleri ise Ebu Hanife'den at etini haram kabul ettiğine dair görüşün sahih olarak nakledildiğini belirtmişlerdir. Hanefilerin çoğunluğunun görüşü de budur. Bazılarından ise at etini yiyen bir kimse günahkar olmaz ve onu yemeğe haram adı verilmez, dedikleri nakledilmiştir. Kurtubi de Müslim şerhinde: Malik'in kabul ettiği görüş, mekruh olduğudur, demektedir

Narrated Jabir bin `Abdullah:On the Day of the battle of Khaibar, Allah's Messenger (ﷺ) made donkey's meat unlawful and allowed the eating of horse flesh

Sahîh-i Buhârî No. 5524 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ خَيْبَرَ عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ، وَرَخَّصَ فِي لُحُومِ الْخَيْلِ‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a.'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber günü (ehli) merkeplerin etlerini yemeyi yasakladı ve at etlerini yemeğe ruhsat verdi

Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) prohibited the eating of donkey's meat on the day of the battle of Khaibar, and allowed the eating of horse flesh

Sahîh-i Buhârî No. 5567 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا نَتَزَوَّدُ لُحُومَ الأَضَاحِيِّ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْمَدِينَةِ، وَقَالَ غَيْرَ مَرَّةٍ لُحُومَ الْهَدْىِ‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanında kurbanlık etleri azık yapar ve onları Medine'ye kadar getirirdik. " (Süfyan) çoğu kere de: "Hedy (deve) kurbanlıkların etlerini. .. " demiştir

Narrated Jabir bin `Abdullah:During the lifetime of the Prophet (ﷺ) we used to take with us the meat of the sacrifices (of Id al Adha) to Medina. (The narrator often said. The meat of the Hadi)

Sahîh-i Buhârî No. 5605 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، وَأَبِي، سُفْيَانَ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْداللَّهِ، قَالَ جَاءَ أَبُو حُمَيْدٍ بِقَدَحٍ مِنْ لَبَنٍ مِنَ النَّقِيعِ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَلاَّ خَمَّرْتَهُ وَلَوْ أَنْ تَعْرُضَ عَلَيْهِ عُودًا ‏"‏‏.‏

Cabir b. Abdullah'tan dedi ki: "Ebu Humeyd,en-Naki' denilen mera(da otlayan koyunlar)dan bir kase süt getirmişti. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Üzerine enine bir çubuk koymak suretiyle dahi olsa keşke üzerini örtseydin, dedi." Tekrar

Narrated Jabir bin `Abdullah:Abu Humaid brought a cup of mix from a place called Al-Naqi. Allah's Messenger (ﷺ) said to him, "Will you not cover it, even by placing a stick across its

Sahîh-i Buhârî No. 5613 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ وَمَعَهُ صَاحِبٌ لَهُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنْ كَانَ عِنْدَكَ مَاءٌ بَاتَ هَذِهِ اللَّيْلَةَ فِي شَنَّةٍ، وَإِلاَّ كَرَعْنَا ‏"‏‏.‏ قَالَ وَالرَّجُلُ يُحَوِّلُ الْمَاءَ فِي حَائِطِهِ ـ قَالَ ـ فَقَالَ الرَّجُلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ عِنْدِي مَاءٌ بَائِتٌ فَانْطَلِقْ إِلَى الْعَرِيشِ ـ قَالَ ـ فَانْطَلَقَ بِهِمَا، فَسَكَبَ فِي قَدَحٍ، ثُمَّ حَلَبَ عَلَيْهِ مِنْ دَاجِنٍ لَهُ ـ قَالَ ـ فَشَرِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ شَرِبَ الرَّجُلُ الَّذِي جَاءَ مَعَهُ‏.‏

Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde ashabından birisi ile olduğu halde ensardan bir adamın yanına girdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Eğer yanında geceden kırbada kalmış su varsa getir, değilse doğrudan (bardak ve benzeri bir şey kullanmadan) ağzımızIa içeriz, diye buyurdu. (Cabir devamla) dedi ki: O sırada adam suyu bahçesinde bir taraftan diğerine çeviriyordu. Adam: Ey Allah'ın Rasulü, geceden kalma bir su var, haydi çardağa buyur, dedi. Adam her ikisini alıp çardağa gitti ve bir kaseye su doldurdu. Daha sonra da bir koyunundan üzerine süt sağdı. Cabir dedi ki: Önce Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem içti, sonra da beraberindeki adam içti." Bu Hadis 5621 numara ilede geçiyor Fethu'l-Bari Açıklaması: "Süte su katarak içmek." Yani birbirleriyle karışmış oldukları halde içmek. Burada içme kaydını getirmesi, alışveriş esnasında bunları birbirine karıştuomayı dışarıda tutmak içindir. Çünkü bu bir aldatmadır. İbnu'I-Müneyyir dedi ki: Bundan maksadı, böyle bir iş yapmanın iki şeyi birbirine karıştırma yasağının kapsamına girmediğini anlatmaktır. Bu da sarhoşluk verici iki şeyi birbirine karıştırmaya dair kaydın faydasını daha da pekiştirmektedir. Yani iki şeyi birbirine karıştırması, onlardan her birisi sarhoşluk veren türden olması halinde nehyedilmiştir. Çünkü onlar süte su katıyorIardı. Çünkü süt sağı 1dığı vakit sıcak olur. O bölgeler de çoğunlukla sıcak bölgelerdi. Bu sebeple sütün sıcağını soğuk su ile kırıyorlardı. "Ebu Bekir de sol tarafında idi." İçecekler bahsinde Şuayb yoluyla ezZühri'den bu hadiste şu ifadeleri n de geçtiği belirtilmiştir: "Ömer elindeki kaseyi bedeviye vereceğinden korkarak: Ebu Bekir'e ver, dedi." Ebu Tıvale yoluyla gelen rivayette de: "Ömer: İşte Ebu Bekir burada, dedi" şeklindedir. el-Hattabi ve başkaları der ki: Cahiliye dönemi hükümdarları ve başkanlarının alışageldikleri adet, içecek ikramı konusunda sağdakine öncelik vermek şeklinde idi. O kadar ki Amr b. Külsum bir kasidesinde: "Ve kaseler sağ taraflardan yol alıyordu" demektedir. Bundan dolayı Ömer, içeceğin ikramı hususunda bedevi arabı Ebu Belde önceleyeceğinden korktuğu için ona dikkat çekmek istemiştir. Çünkü o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ebu Bekir'i bu adete uymayarak tercih edeceğini bir ihtimal olarak görmüştü. Böylelikle içecek şeyin ikramı hususunda daha faziletli olan sağda bulunana göre öncelenmesi bir sünnet halini alacaktı. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fiili uygulaması ve sözleri ile sünnetin bu adeti değiştirmemiş olduğunu ve bunun hala devam ettiğini, sağda bulunanın bu hususta daha faziletli olandan önce geldiğini, bunun ise daha faziletli olanın mertebesini a1çaltmayl gerektirmediğini, bu uygulamanın da sağın sola üstünlüğü dolayısıyla olduğunu beyan etmiş oldu. "Eğer sende bir kırbada geceden kalmış su varsa ... " Buradaki kırba (şenne lafzı) eskimiş kırba demektir. el-Mühelleb dedi ki: Geceden kalma su istemesindeki hikmet, bunun daha soğuk ve daha arı duru oluşundan dolayıdır. Süte . süt karıştırmaya gelince, muhtemelen bu sıcak bir günde olmuştu. Nitekim Ebu Bekr'in çoban ile başından geçenlerde böyle olmuştu. Derim ki: Ama bu iki olay birbirinden farklıdır. Ebu Bekir'in süte su katması aşırı sıcaktan ötürü idi. Ensardan olan zatın bu uygulaması ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e katıksız, tek başına su içirmek istemediğinden ötürü idi. Bu sebeple suya süt katmak suretiyle hem Nebi efendimizeistediğini getirdi, hem de beğenip tercih etmek adetinde bulunduğu kabilden ona ilavede bulundu

Narrated Jabir bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) and one of his companions entered upon an Ansari man and the Prophet (ﷺ) said to him, "If you have water kept overnight in a water skin, (give us), otherwise we will drink water by putting our mouth in it." The man was watering his garden then. He said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I have water kept overnight; let us go to the shade." So he took them both there and poured water into a bowl and milked a domestic goat of his in it. Allah's Messenger (ﷺ) drank, and then the man who had come along with him, drank

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya