721 hadis bulundu · sayfa 8/37
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ وَمَعَهُ صَاحِبٌ لَهُ، فَسَلَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَصَاحِبُهُ، فَرَدَّ الرَّجُلُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي. وَهْىَ سَاعَةٌ حَارَّةٌ، وَهْوَ يُحَوِّلُ فِي حَائِطٍ لَهُ ـ يَعْنِي الْمَاءَ ـ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنْ كَانَ عِنْدَكَ مَاءٌ بَاتَ فِي شَنَّةٍ وَإِلاَّ كَرَعْنَا ". وَالرَّجُلُ يُحَوِّلُ الْمَاءَ فِي حَائِطٍ فَقَالَ الرَّجُلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ عِنْدِي مَاءٌ بَاتَ فِي شَنَّةٍ. فَانْطَلَقَ إِلَى الْعَرِيشِ فَسَكَبَ فِي قَدَحٍ مَاءً، ثُمَّ حَلَبَ عَلَيْهِ مِنْ دَاجِنٍ لَهُ، فَشَرِبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ أَعَادَ، فَشَرِبَ الرَّجُلُ الَّذِي جَاءَ مَعَهُ.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde ashabından birisi bulunduğu halde ensardan bir adamın yanına girdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve arkadaşı selam verdi. Adam da selamlarını alarak: Ey Allah'ın Rasulü, babam anam sana feda olsun. Bu vakit sıcak bir vakittir, dedi. O sırada da adam bahçesinde suyu bir taraftan diğer bir tarafa çeviriyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: -Adam bahçesinde suyu bir yerden bir başka yere çeviriyorken-: Eğer sende bir kırbada geceden kalmış bir miktar su varsa (bize onu getir), değilse doğrudan ağzımızIa içeriz, diye buyurdu. Adam: Ey Allah'ın Hasölü, yanımda bir kırbada geceden kalmış bir miktar su var, deyip çardağa doğru gidiverdi. Bir kaseye su doldurdu. Sonra da onun üzerine kendisine ait bir koyunun sütünü sağdı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O süt katılmış suyu içti. Sonra onu geri verdi ve onunla beraber gelmiş olan adam da içti
Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) and one of his companions entered upon an Ansari man. The Prophet (ﷺ) and his companion greeted (the man) and he replied, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Let my father and mother be sacrificed for you! It is hot," while he was watering his garden. The Prophet (ﷺ) asked him, "If you have water kept overnight in a water skin, (give us), or else we will drink by putting our mouths in the basin." The man was watering the garden The man said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I have water kept overnight in a water-skin. He went to the shade and poured some water into a bowl and milked some milk from a domestic goat in it. The Prophet (ﷺ) drank and then gave the bowl to the man who had come along with him to drink
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا كَانَ جُنْحُ اللَّيْلِ ـ أَوْ أَمْسَيْتُمْ ـ فَكُفُّوا صِبْيَانَكُمْ، فَإِنَّ الشَّيَاطِينَ تَنْتَشِرُ حِينَئِذٍ، فَإِذَا ذَهَبَ سَاعَةٌ مِنَ اللَّيْلِ فَحُلُّوهُمْ، فَأَغْلِقُوا الأَبْوَابَ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لاَ يَفْتَحُ بَابًا مُغْلَقًا، وَأَوْكُوا قِرَبَكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ، وَخَمِّرُوا آنِيَتَكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ، وَلَوْ أَنْ تَعْرُضُوا عَلَيْهَا شَيْئًا وَأَطْفِئُوا، مَصَابِيحَكُمْ ".
Cabir b. Abdullah r.a. diyor ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Gece karanlığı bastırınca -yahut akşamı ettiğinizde- çocuklarınızı dışarı salmayınız. Çünkü o esnada şeytanlar etrafa yayılırlar. Geceden bir saat (süre) geçtikten sonra onları içeri alınız, kapıları kapatınız, Allah'ın adını anınız. Çünkü şeytan kapatılmış bir kapıyı açamaz. Ayrıca kırbalarınızın ağzını bağlayarak Allah'ın adını zikrediniz. Kaplarınızın üzerini de -üzerlerine enine bir şey uzatmak şeklinde dahi olsa-örtünüz, kandillerinizi de söndürünüz
Narrated Jabir bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "When night falls (or when it is evening), stop your children from going out, for the devils spread out at that time. But when an hour of the night has passed, release them and close the doors and mention Allah's Name, for Satan does not open a closed door. Tie the mouth of your waterskin and mention Allah's Name; cover your containers and utensils and mention Allah's Name. Cover them even by placing something across it, and extinguish your lamps
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ هَذَا الْحَدِيثَ قَالَ قَدْ رَأَيْتُنِي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ حَضَرَتِ الْعَصْرُ وَلَيْسَ مَعَنَا مَاءٌ غَيْرَ فَضْلَةٍ فَجُعِلَ فِي إِنَاءٍ، فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِهِ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِيهِ وَفَرَّجَ أَصَابِعَهُ ثُمَّ قَالَ " حَىَّ عَلَى أَهْلِ الْوُضُوءِ، الْبَرَكَةُ مِنَ اللَّهِ ". فَلَقَدْ رَأَيْتُ الْمَاءَ يَتَفَجَّرُ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِهِ، فَتَوَضَّأَ النَّاسُ وَشَرِبُوا، فَجَعَلْتُ لاَ آلُو مَا جَعَلْتُ فِي بَطْنِي مِنْهُ، فَعَلِمْتُ أَنَّهُ بَرَكَةٌ. قُلْتُ لِجَابِرٍ كَمْ كُنْتُمْ يَوْمَئِذٍ قَالَ أَلْفًا وَأَرْبَعَمِائَةٍ. تَابَعَهُ عَمْرٌو عَنْ جَابِرٍ. وَقَالَ حُصَيْنٌ وَعَمْرُو بْنُ مُرَّةَ عَنْ سَالِمٍ عَنْ جَابِرٍ خَمْسَ عَشْرَةَ مِائَةً. وَتَابَعَهُ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ عَنْ جَابِرٍ.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. İkindi namazı vakti girmiş, beraberimizde de çok az miktarda bir sudan başkası yoktu. Bu az miktardaki su, bir kaba konularak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirildi. O da elini o suyun içine soktu ve parmaklarını açtı. Daha sonra da: Haydi ab de st alacaklar gelsin, bereket Allah'tandır, diy~ buyurdu. And olsun suyun, parmakları arasından kaynadığını gördüm. (O seferde bizimle beraber bulunan) insanlar ab de st aldılar ve içtiler. Ben de içebildiğim kadarını içmek konusunda elimden geleni esirgemedim. Çünkü onun bere15et olduğunu öğrenmiştim." (Ravilerden Salim b. Ebi'l-Ca'd) dedi ki: "Ben Cıı.bir'e: O gün kaç kişi idiniz, diye sordum. O: Bin dört yüz kişi idik, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bereket için içmek ve bereketli sudan içmek." el-Mühelleb dedi ki: Sudan bereketli diye söz edilmesi, kendisine bereket ihsan edilerek mübarek kılınan şeye de bereket denilmesi dolayısı iledir. "Elimden geleni esirgemedim." Yani bereketli olu~u dolayısıyla bu sudan alabildiği kadar çok içmeye çalı~tığını anlatmak istemektedir. İbn Battal dedi ki: Bu hadisten anlaşıldığına göre mucize yoluyla bereketin açıkça görüldüğü yemek ya da içmekte aç gözlülük de, israfa girmek de söz konusu değildir. Hatta bundan çokça elde etmeye çalı~mak, müstehaptır
Narrated Jabir bin `Abdullah:I was with the Prophet (ﷺ) and the time for the `Asr prayer became due. We had no water with us except a little which was put in a vessel and was brought to the Prophet (ﷺ) . He put his hand into it and spread out his fingers and then said, "Come along! Hurry up! All those who want to perform ablution. The blessing is from Allah.'' I saw the water gushing out from his fingers. So the people performed the ablution and drank, and I tried to drink more of that water (beyond my thirst and capacity), for I knew that it was a blessing. The sub-narrator said: I asked Jabir, "How many persons were you then?" He replied, "We were one-thousand four hundred men." Salim said: Jabir said
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ مَرِضْتُ مَرَضًا، فَأَتَانِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي وَأَبُو بَكْرٍ وَهُمَا مَاشِيَانِ، فَوَجَدَانِي أُغْمِيَ عَلَىَّ، فَتَوَضَّأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَبَّ وَضُوءَهُ عَلَىَّ، فَأَفَقْتُ فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ أَصْنَعُ فِي مَالِي كَيْفَ أَقْضِي فِي مَالِي فَلَمْ يُجِبْنِي بِشَىْءٍ حَتَّى نَزَلَتْ آيَةُ الْمِيرَاثِ.
Cabir b. Abdullah r.a. diyor ki: "Bir hastalığa yakalandım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir yürüyerek beni ziyarete geldiler. Benim baygın olduğumu gördüler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest aldı, sonra da abdest suyundan üzerime döktü. Ben de ayıldım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i görünce: Ey Allah'ın Rasulü, malım hakkında nasıl bir vasiyette bulunayım. Malım hakkında nasıl bir hüküm vereyim, dedim. O bana hiçbir cevap vermedi, sonunda miras ay eti nazil oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: ''Baygınlık geçiren'i ziyaret etmek.'' yani bayılan kimseyi ziyaret etmek. Bayılan bir kimse bu halde iken duyu organları faaliyet göstermez. Cabir r.a.'ın sözü geçen bu hadisine dair açıklamalar Taharet bölÜmünde ve Nisa suresinin tefsirinde (Sk. 4577 ve 5103 nolu hadislerde) geçmiş bulunmaktadır
Narrated Jabir bin `Abdullah:Once I fell ill. The Prophet (ﷺ) and Abu Bakr came walking to pay me a visit and found me unconscious. The Prophet (ﷺ) performed ablution and then poured the remaining water on me, and I came to my senses to see the Prophet. I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What shall I do with my property? How shall I dispose of (distribute) my property?" He did not reply till the Verse of inheritance was revealed
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ دَخَلَ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا مَرِيضٌ فَتَوَضَّأَ فَصَبَّ عَلَىَّ أَوْ قَالَ صُبُّوا عَلَيْهِ فَعَقَلْتُ فَقُلْتُ لاَ يَرِثُنِي إِلاَّ كَلاَلَةٌ، فَكَيْفَ الْمِيرَاثُ فَنَزَلَتْ آيَةُ الْفَرَائِضِ.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Hasta olduğum bir sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanıma geldi. Abdest aldı ve abdest aldığı sudan üzerime döktü. -Yahut kendisi: Üzerine dökünüzdiye buyurdu.- Hemen aklım başıma geldi ve: Ey Allah'ın Resulü, bana bir kelaleden başka mirasçı olmayacak. Mirasım nasılolacak, diye sordum. Bunun üzerine feraiz (miras taksimatını bildiren) ayeti nazil oldu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hasta ziyaret edenin hasta için abdest almas!." Böyle bir işin, hastanın, ziyaretine gelen kimseyi bereketinden yararlanılabilecek bir kişi olarak görülmesi . halinde söz konusu olabileceği gayet açıktır
Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) came to me while I was ill. He performed ablution and threw the remaining water on me (or said, "Pour it on him) " When I came to my senses I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I have no son or father to be my heir, so how will be my inheritance?" Then the Verse of inheritance was revealed
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْغَسِيلِ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنْ كَانَ فِي شَىْءٍ مِنْ أَدْوِيَتِكُمْ ـ أَوْ يَكُونُ فِي شَىْءٍ مِنْ أَدْوِيَتِكُمْ ـ خَيْرٌ فَفِي شَرْطَةِ مِحْجَمٍ، أَوْ شَرْبَةِ عَسَلٍ، أَوْ لَذْعَةٍ بِنَارٍ تُوَافِقُ الدَّاءَ، وَمَا أُحِبُّ أَنْ أَكْتَوِيَ ".
Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Eğer sizin tedavide kullandığıniz ilaçlardan herhangi birisinde hayır varsa -yahut tedavide kullandığınız ilaçlardan herhangi birisinde hayır olacaksa- bu kan aldırmak için bir neşter vurmakta yahut bir içim bal (şerbetin)de yahut o hastalığa uygun düşen ateş ile dağlamakta vardır. Ama ben dağlatarak tedavi olmayı sevmiyorum. " Bu Hadis 5697,5702 ve 5704 numara ile geçiyor
Narrated Jabir bin `Abdullah:I heard the Prophet (ﷺ) saying, "If there is any healing in your medicines, then it is in cupping, a gulp of honey or branding with fire (cauterization) that suits the ailment, but I don't like to be (cauterized) branded with fire
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ تَلِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، وَغَيْرُهُ، أَنَّ بُكَيْرًا، حَدَّثَهُ أَنَّ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ حَدَّثَهُ أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ عَادَ الْمُقَنَّعَ ثُمَّ قَالَ لاَ أَبْرَحُ حَتَّى تَحْتَجِمَ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ فِيهِ شِفَاءً ".
Asım b. Ömer b. Katade'den rivayete göre, "Cabir b. Abdullah r.a., hastalığı dolayısıyla el-Mukanna'ı ziyaret etti, sonra da: Sen hacamat yaptırıncaya kadar buradan gitmem. Çünkü Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Muhakkak onda bir şifa vardır derken dinledim, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hastalıktan dolayı hacamat", yani hastalık sebebiyle hacamat yaptırmak. el-Muvaffak el-Bağdadı dedi ki: Hacamat, bedenin sathını, derinden kan aldırmaktan daha çok temizler. Hacamat, çocuklar için ve sıcak şehirlerde derinden kan aldırmaktan daha iyidir ve daha tehlikesizdir. Bazen birçok ilaca da ihtiyaç bırakmaz. Bundan dolayı hadislerde derinden kan aldırmak değil de hacamat söz konusu edilmiştir. Diğer taraftan Araplar da ancak hacamatı biliyorlardı. "el-Hüda" adlı eserin müeııifi de şunları söylemektedir: Fasd (denilen derinden kan aldırmak) ile hacamat arasında -tahkike göre- farklılık vardır. Bu da zaman, yer ve mizaca göre farklılık arzeder. Hacamat, sıcak zamanlarda, sıcak yerlerde ve kanları oldukça sıcak kimseler için daha faydalıdır. Derinden kan aldırmak (el-fasd) ise bunun aksidir. Bundan dolayı hacamat çocuklar için ve fasda güç yetiremeyenler için daha faydalıdır. "Ve: Kendisi ile tedavi olduğunuz en mükemmel şey, hacamattır, diye buyurdu." Bu alanda bilgi sahibi olanlar şöyle demişlerdir: Burada hitap Hicazlılar ile onlar gibi sıcak bölgelerde yaşayan kimseleredir. Çünkü bunların kanları ince olup vücudun üst taraflarına, görünen kısımlarına doğru bedenin yüzeyindeki harareti kendisine doğru çekmek için yönelir. Buradan anlaşıldığına göre yine hitap yaşlı olmayanlaradır. Çünkü onların bedenlerindeki hararet düşüktür. Taberı sahih bir sened ile İbn Sırın'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Adam kırk yaşına ulaştı mı hacamat yaptırmasın. Taberi dedi ki: Çünkü bu yaştan itibaren kişinin ömrü eksilmeye başlar, bedenindeki güçler zayıflar. O halde kanı (hacamat ile) çıkartmak suretiyle bedeninin gücünü daha da azaltmamalıdır. Onun bu sözleri muayyen olarak hacamata ihtiyaç duymayan ile hacamat yaptırmaya alışmamış kimseler hakkında yorumlanır. Bu hadis, hacamatın meşruiyetini ve özellikle ona gerek duyan kimseler için " de hacamat yoluyla tedaviye teşvik etmeyi, hacamat yapan kimsenin kazancının hükmünü kapsamaktadır. Buna dair açıklamalar da İcare bölümünde(2281.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca hadis kust ile tedaviyi de ihtiva etmektedir ki, bu da az önce(5692.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
Narrated Jabir bin `Abdullah:that he paid Al-Muqanna a visit during his illness and said, "I will not leave till he gets cupped, for I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "There is healing in cupping
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبَانَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْغَسِيلِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَاصِمُ بْنُ عُمَرَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنْ كَانَ فِي شَىْءٍ مِنْ أَدْوِيَتِكُمْ خَيْرٌ فَفِي شَرْبَةِ عَسَلٍ أَوْ شَرْطَةِ مِحْجَمٍ أَوْ لَذْعَةٍ مِنْ نَارٍ، وَمَا أُحِبُّ أَنْ أَكْتَوِيَ ".
Cabir b. Abdullah'tan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Eğer sizin tedavi için kullandığınız ilaçlarınızda hayır namına bir şey varsa, bu ya bir içim balda yahut bir hacamat neşteri darbesinde ya da bir ateş dağlamasındadır. Bununla birlikte ben dağlanmayı sevmiyorum." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yarım baş ve tam baş ağrısından dolayı hacamaİ." Bu, iki hastalık sebebiyle hacamat yaptırmak anlamındadır. Yarım baş ağrısı (şaklka) başın iki tarafından birisinde ya da ön tarafında görülen bir ağrıdır. Tıp bilginlerinin naklettiklerine göre bu, müzmin hastalıklardan birisidir. Sebebi ise dimağa yükselen sıcak buharlar yahut sıcak ya da soğuk ihtilMlardır. Eğer bunlar dışarı çıkacak bir yer bulamazlarsa baş ağrısı meydana gelir. Eğer bu baş ağrısı, başın iki tarafından birisine meyledecek olursa, yarım baş ağrısı (şakika/migren) ortaya çıkar. Eğer başın tepe kısmına yerleşirse kafatası hastalığı (veremi) ortaya çıkar. Yarım baş ağrısından sonra tam baş ağrısının söz konusu edilmesi, özelden sonra genelin zikredilmesi kabilindendir. Baş ağrısının sebepleri gerçekten çoktur. Bunların bir kısmı az önce yazıldı. Diğer bazıları da şunlardır: Midedeki ya da mide sinirlerindeki şişkinlikten; midedeki katı denecek kadar ağır gazdan, midenin fazla dolmasından, dma, kusmak, istifra, uykusuzluk yahut çokça konuşmak gibi zor hareketlerden dolayı meydana gelen baş ağrıları; üzüntü, keder, sıkıntı, açlık, sıtma gibi psikolojik arazlardan dolayı meydana gelen baş ağrıları; başa isabet eden bir darbe, beyin zaı'ının iç tarafındaki şişkinlik, başa baskı yapacak türden ağır bir şeyi taşımak, normalin dışında oldukça hararet veren bir şey giyinmek yahut rüzgara karşı durmak gibi başı üşüten ya da soğuk zamanlarda su içmek gibi başa etki eden sebepler dolayısıyla meydana gelen ağı"ılar. .. Özelolarak, şakika denilen yarım baş ağı"ısı (migren) ise o genelde sadece başın damarlarında görülür ve özellikle başın en zayif yerinde ortaya çıkar. Bunun tedavisi de başı sıkıp bağlamaktır. Ahmed, Bureyde yoluyla gelen şu hadisi zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'İ bazen bir yarım baş ağrısı alırdı ve bu yarım baş ağrısı, bir iki gün kalır ve gitmezdi." Hadisten Çıkan Sonuçlar Hadisten, ihramlı bir kimsenin hacamat yaptırmasının caiz olduğu ve vücudundan kan çıkartmasının ihramını bozmadığı anlaşılmaktadır. Buna dair açıklamalar daha önce Hac bahsinde (1836.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bundan anlaşıldığına göre; ihramlı bir kimse bir mazereti sebebiyle başının ortasında hacamat yaptıracak olursa, mutlak olarak caizdir. Eğer saçlarını keserse fidye vermesi gerekir. Şayet mazereti olmadığı halde hacamat yaptırıp saçlarını da keserse haramdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah/tır
Narrated Jabir bin `Abdullah:I heard the Prophet (ﷺ) saying, "If there is any good in your medicines, then it is in a gulp of honey, a cupping operation, or branding (cauterization), but I do not like to be (cauterized) branded
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَتَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ بَعْدَ مَا أُدْخِلَ قَبْرَهُ، فَأَمَرَ بِهِ فَأُخْرِجَ، وَوُضِعَ عَلَى رُكْبَتَيْهِ، وَنَفَثَ عَلَيْهِ مِنْ رِيقِهِ، وَأَلْبَسَهُ قَمِيصَهُ، وَاللَّهُ أَعْلَمُ.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Abdullah b. Ubey (b. Selul) kabrine indirildikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanına geldi. Emir verilerek kabrinden dışarıya çıkarıldı, Nebiin dizleri üzerine konuldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi tükürüğünden ona üfledi ve gömleğini ona giydirdi. Artık (niçin böyle yaptığını) Allah en iyi bilendir
Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) came to visit `Abdullah bin Ubai (bin Salul) after he had been put in his grave. The Prophet (ﷺ) ordered that `Abdullah be taken out. He was taken out and was placed on the knees of the Prophet, who blew his (blessed) breath on him and dressed the body with his own shirt. And Allah knows better
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ ".
Cabir İbn Abdullah r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Her maruf (iyilik) bir sadakadır" buyurdu
Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, Enjoining, all that is good is a Sadaqa
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَادَةَ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا سَلِيمٌ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ ـ رضى الله عنه ـ كَانَ يُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ يَأْتِي قَوْمَهُ فَيُصَلِّي بِهِمُ الصَّلاَةَ، فَقَرَأَ بِهِمُ الْبَقَرَةَ ـ قَالَ ـ فَتَجَوَّزَ رَجُلٌ فَصَلَّى صَلاَةً خَفِيفَةً، فَبَلَغَ ذَلِكَ مُعَاذًا فَقَالَ إِنَّهُ مُنَافِقٌ. فَبَلَغَ ذَلِكَ الرَّجُلَ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا قَوْمٌ نَعْمَلُ بِأَيْدِينَا، وَنَسْقِي بِنَوَاضِحِنَا، وَإِنَّ مُعَاذًا صَلَّى بِنَا الْبَارِحَةَ، فَقَرَأَ الْبَقَرَةَ فَتَجَوَّزْتُ، فَزَعَمَ أَنِّي مُنَافِقٌ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا مُعَاذُ أَفَتَّانٌ أَنْتَ ـ ثَلاَثًا ـ اقْرَأْ {وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا} وَ{سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الأَعْلَى} وَنَحْوَهَا ".
Cabir İbn Abdullah r.a.'dan rivayete göre; "Muaz İbn Cebel r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte namaz kılar, sonra da kendi kavminin yanına döner ve o namazı onlara kıldırırdı. Bir keresinde onlara Bakara suresini okuyarak namaz kıldırdı. (Cabir) dedi ki: Bunun üzerine bir adam da namazı kısa kılmak isteyip kendi başına kısa bir namaz kıldı. Bu husus Muaz'a ulaşınca, o bir münafıktır, dedi. Bu söz daha sonra o adama da ulaştı. O da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e giderek: Ey Allah'ın Rasulü, bizler ellerimizle çalışan, su çeken, develerimizle sulayan kimseleriz. Muaz da dün bize bir namaz kıldırdı ve Bakara suresini okudu. Ben de namazı kısa kesmek istedim. Bunun üzerine benim münafık olduğumu iddia etti, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine: Ey Muaz, sen insanları fitneye düşüren bir kimse misin, diye üç defa tekrarladı. Ve'ş-şemsi ve duhaha ve sebbihisme Rabbike'l-a'la ve benzerlerini oku, buyurdu
Narrated Jabir bin `Abdullah:Mu`adh bin Jabal used to pray with the Prophet (ﷺ) and then go to lead his people in prayer. Once he led the people in prayer and recited Surat-al-Baqara. A man left (the row of the praying people) and offered (light) prayer (separately) and went away. When Mu`adh came to know about it, he said. "He (that man) is a hypocrite." Later that man heard what Mu`adh said about him, so he came to the Prophet and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! We are people who work with our own hands and irrigate (our farms) with our camels. Last night Mu`adh led us in the (night) prayer and he recited Sura-al-Baqara, so I offered my prayer separately, and because of that, he accused me of being a hypocrite." The Prophet called Mu`adh and said thrice, "O Mu`adh! You are putting the people to trials? Recite 'Washshamsi wad-uhaha' (91) or'Sabbih isma Rabbi ka-l-A'la' (87) or the like
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقَالُوا لاَ نَكْنِيكَ بِأَبِي الْقَاسِمِ، وَلاَ نُنْعِمُكَ عَيْنًا. فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " أَسْمِ ابْنَكَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ ".
Cabir İbn Abdullah r.a.'dan: "Bizden bir adamın bir oğlu oldu da ona el-Kasım adını verdi. Ashab: Biz seni Ebu'l-Kasım diye künyelemeyiz ve böylelikle de senin gözünün aydın olmasını sağlamayız deyince, o da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip ona bunu söyledi. Bu sefer Allah Rasulü: Oğluna Abdurrahman adını ver, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nevevı dedi ki: "Ebu'l-Kasım" diye künyelenmek hususunda üç farklı görüş vardır: Birincisi, kişinin adı Muhammed olsun ya da olmasın mutlak olarak bunun yasak oluşudur. Bu görüş Şafiı'den sabittir. İkincisi, mutlak olarak caizdir. Yasak sadece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatı ile sınırlıdır. Üçüncü görüş ise: Adı Muhammed olan kimseler için caiz değildir, başkası için caizdir. er-Ram dedi ki: Bunun daha sahih olma ihtimali vardır. Çünkü insanlar herhangi bir tepki gösterilmeksizin bütün çağlarda böyle yapagelmişlerdir. Nevevi der ki: Ama bu, hadisin zahirine aykırıdır. İnsanların bu hususta mutabakat etmiş olması ise, ikinci görüşü pekiştirmektedir. Sanki onların dayanak noktaları, daha önce işaret olunan Enes'in rivayet ettiği hadiste geçen: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem pazarda bulunuyordu. Bir adamın: Ey Ebe'l-Kasım diye seslendiğini işitince, ona döndü. Adam Allah Rasulüne: Ben seni kastetmemiştim deyince, Allah Rasulü de: Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyem ile künyelenmeyiniz, buyurdu" hadisi gibi görünüyor. Nevevı der ki: Buradaki yasaktan, sözü geçen sebep dolayısıyla onun hayatı dönemine has olduğu ve ondan sonra da bu yasağın ortadan kalktığı anlamını çıkarmışlardır. --- Nevevı'nin açıklamaları özetle burada sona ermektedir. --- Sözkonusu bu sebep, Sahih'te de sabittir. Dolayısı ile sözü geçen görüşün sahibi, hadisin zahirinden ancak bir delile dayanarak uzaklaşmıştır. Burada dikkat çekmemiz gereken hususlardan birisi de şudur: Nevevı üçüncü görüşü ters çevirerek zikredip şöyle demiştir: Adı Muhammed olan kimseler için caizdir, başkaları için değildir. Ama böyle bir görüşü söyleyen kimse bilinmemektedir. Bu ancak bir kalem yanılmasıdır. Bu üç görüşü el-Ezkar adlı eserinde doğru olarak zikretmiştir. Zahiriyye mezhebi mensupları birinci görüşü benimsemiş, bazıları aşırıya giderek: Bir kimsenin Ebu'l-Kasım diye künyelenmesini önlemek için oğluna elKasım adını vermemelidir, vermesi caiz değildir, demişlerdir. İkinci görüşün lehine de Buhari'nin el-Edebu'I-Müfred'in de, Ebu Davud'un, İbn Mace'nin ve sahih olduğunu belirterek Hakim'in rivayet ettikleri Ali r.a.'ın şu hadisi delildir: "Ey Allah'ın Rasulü, dedim. Senden sonra benim oğlum olursa ona senin adını ve senin künyeni verebilir miyim? Allah Rasulü: Evet, buyurdu." Bu hadisin bazı rivayet yollarında: "Bana Muhammed adını verdi ve beni Ebu'l-Kasım diye künyeledi" denilmektedir. Bu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ali İbn Ebi Talib'e verdiği bir ruhsatıdır. Biz bu ruhsatı "Emali el-Cevherı" adlı eserimizde rivayet ettik. Ayrıca bu rivayeti İbn Asakir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in siretini anlatırken kendi senedi ile rivayet etmiş bulunmaktadır. O rivayetin senedi de kavi (güçıü)dir. Taberi dedi ki: Bunun Ali'ye mubah kılınması ve sonra da ona oğluna göre Ebu'I-Kasım künyesinin verilmesi, bu husustaki nehyin haramlık anlamıyla değil de mekruhluk anlamıyla olduğuna bir işarettir. (Devamla) der ki: Bunu da, eğer haramlık ifade etmiş olsaydı, ashabın buna mutlaka tepki gösterecekleri ve oğluna Ebu'l-Kasım künyesini vermesine asla imkan tanımayacakları gerçeği de desteklemektedir. O halde bu durum, onların buradaki nehyi ancak tenzih anlamında aldıklarını göstermektedir. Ancak bu görüşe şöyle itiraz edilmiştir: Durum sadece onun dediği çerçeveden ibaret değildir. Onlar belki de hadisin bir başka rivayetinde görüldüğü gibi, ruhsatın başkası için değil de sadece onun için sözkonusu olduğunu bilmiş yahut yasağın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanına mahsus olduğu anlamını da çıkarmış olabilirler. Bu görüş de daha güçlüdür. Çünkü ashabdan bazıları oğluna Muhammed adını ve Ebu'l-Kasım künyesini vermiş bulunmaktadır. Sözkonusu sahabi Talha İbn Ubeydullah'tır. Taberani de kesin bir dille ona bu künyeyi verenin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduğunu belirtmiştir. Bunu da İsa İbn Talha yoluyla, Muhammed İbn Talha'nın süt annesinden diye rivayet etmiştir. Aynı şekilde "el-Muhammedun: Adı Muhammed olanlar" diye bilinen kimseler hakkında da böyle denilir. Ebu Bekir'in oğlu, Sa'd'ın oğlu, Cafer İbn Ebi Talib'in oğlu, Abdurrahman İbn Avf'ın oğlu, Hatıb İbn Ebi Beitaa'nın oğlu, el-Eş'as İbn Kays'ın oğlunun adı da Muhammed olup künyeleri Ebu'l-Kasım'dır ve bu künyeleri onlara babaları vermişti. İyad dedi ki: Selefin de, halefin de cumhuru ile çeşitli bölgelerin fukahası(nın cumhuru} bu görüştedirler
Narrated Jabir bin `Abdullah:A man among us begot a boy whom he named Al-Qasim. The people said (to him), "We will not call you Abul-l-Qasim, nor will we please you by calling you so." The man came to the Prophet (ﷺ) and mentioned that to him. The Prophet (ﷺ) said to him, "Name your son `Abdur-Rahman
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي، فَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ أَقْسِمُ بَيْنَكُمْ ". وَرَوَاهُ أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Cabir İbn Abdullah el-Ensari'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyemle künyelenmeyiniz. Çünkü ben ancak Kasım'ım ve aranızda taksimat yaparım, buyurdu
Narrated Jabir bin `Abdullah Al-Ansari:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Name yourselves after me (by my name) but do not call (yourselves) by my Kuniya (1), for I am Al-Qasim (distributor), and I distribute among you Allah's blessings." This narration has also come on the authority of Anas that the ! Prophet said so
حَدَّثَنَا ابْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " ثُمَّ فَتَرَ عَنِّي الْوَحْىُ، فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ، فَرَفَعْتُ بَصَرِي إِلَى السَّمَاءِ فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ قَاعِدٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ ".
Cabir İbn Abdullah'tan rivayete göre; "O Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: Daha sonra bana bir süre vahiy gelmedi. Bir gün yürürken semadan bir ses işittim. Gözümü semaya doğru kaldırdım. Bir de ne göreyim! Hira'da bana gelen melek, gök ile yerarasında bir kürsi üzerinde oturuyor
Narrated Jabir bin `Abdullah:That he heard Allah's Messenger (ﷺ) saying. "Then there was a pause in the revelation of the Divine Inspiration to me. Then while I was walking all of a sudden I heard a voice from the sky, and I raised my sight towards the sky and saw the same angel who had visited me in the cave of Hira,' sitting on a chair between the sky and the earth
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ كَثِيرٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَمِّرُوا الآنِيَةَ وَأَجِيفُوا الأَبْوَابَ، وَأَطْفِئُوا الْمَصَابِيحَ، فَإِنَّ الْفُوَيْسِقَةَ رُبَّمَا جَرَّتِ الْفَتِيلَةَ فَأَحْرَقَتْ أَهْلَ الْبَيْتِ ".
Cabir İbn Abdullah r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kapların üstünü örtünüz. Kapıları kapatınız, kandilleri söndürünüz. Çünkü o fasıkcık (fare), kandilin fitilini çekip ev halkının yanmasına sebep olabilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Kurtubi dedi ki: Bu hadisteki emir ve nehy, irşad içindir. Yine Kurtubi: Mendubluk bildirmek için de olabilir, demiştir. Nevevı ise bunun irşad için olduğunu kesin olarak ifade etmiştir. Çünkü bu emir, dünyevı bir masıahat içindir. Ancak bu dini bir maslahata da götürebilir, denilerek ona itiraz edilmiştir. Bu da öldürülmesi haram olan nefsin, saçıp savrulması haram olan malın korunmasıdır. Kurtubi der ki: Bu hadislerden anlaşıldığına göre bir kişi bir evde geceyi geçirecek olup evde kendisinden başka birisi yoksa ve orada da ateş varsa uyumadan önce ateşi söndürmeli yahut ona karşı yanmaktan yana güven altında olunacak tedbirleri almalıdır. Şayet evde kalabalık iseler onlardan birisinin bunu muayyen olarak yapması gerekir. Bu işi aralarında en çok yapması gereken kişi ise son uyuyacak olanlarıdır. Bu hususta kusurlu davranan kimse sünnete muhalefet etmiş ,!e sünneti terk etmiş birisi olur. Daha sonra Kurtubi, Ebu.Davud'un rivayet ettiği ıbn Hibban'ın ve Hakim'in sahih olduğunu belirttikleri Ikrime yoluyla İbn Abbas'tan gelen şu hadisi kaydetmektedir: İbn Abbas dedi ki: "Bir fare gelip çıra fitilini sürükleyerek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerinde oturmakta olduğu seccadenin önüne bıraktı. O seccadenin dirhem büyüklüğündeki kadar bir yerinin yanmasına sebep oldu. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Uyuduğunuz vakit, çıralarınızı söndürünüz. Şüphesiz şeytan böyle birisine böylesini gösterir ve yanmanıza sebep olur, buyurdu." Aynı zamanda bu hadiste emrin sebebi de o fasıkcığı -ki fare dir- fitili çekmeye itenin şeytan olduğu da beyan edilmektedir. Böylelikle şeytan insanın düşmanı olarak onun bir başka düşmanı olan ateşin yardımını almaktadır. Allah lütfu keremiyle bizleri düşmanların hile ve tuzaklarından korusun. Şüphesiz ki o, çok Rauftur, Rahimdir. İbn Dakiki'l-'Id de şöyle diyor: Çıranın söndürülmesinin emredilme illeti fasıkçığın (farenin) fitili çekip sürüklemesinden sakınıp ona karşı tedbir almak olduğuna göre, bu emrin muktezası da şu olur: Eğer çıra farenin kendisine ulaşamayacağı bir durumda ise, onu yanık bırakmak yasak değildir. Mesela, farenin yükselip çıkmasına imkan vermeyen düz, pürüzsüz bir bakırdan yapılmış bir şamdan üzerinde ise yahut bulunduğu yer farenin çıraya kadar ulaşmasına imkc'in vermeyecek kadar uzakta bulunuyor ise (çıra yanık kalabilir). Devamla der ki: Ama ateşin söndürülmesi emri mutlak olarak varid olmuştur. Nitekim İbn Ömer ve Ebu Musa'nın rivayet ettikleri hadislerde böyledir. Ateş lafzı ise, çıranın ateşinden (alevinden) daha genel bir ifadedir. Çünkü bundan fitilin çekilip sürüklenmesi dışında bir başka kötülüğün çıkması imkanı da vardır. Çıradan bir şeyin, evin bazı eşyaları üzerine düşmesi, şamdanın düşerek çıranın birtakım eşyalar üzerine dağılıp, onları yakması hali gibi. Bu durumda bunların olmayacağından emin olmak gerekir. Eğer böyle bir yangına sebep olmayacağından emin olunursa, bu durumda illetin ortadan kalkması dolayısıyla hüküm de ortadan kalkmış olur. Derim ki: Nevev!, -mesela- kandil ile ilgili olarak bunu açıkça ifade etmiştir. Çünkü bu durumda zarardan yana emin olunabilir, ama çıra hakkında aynı şekilde emin olmak söz konusu değildir
Narrated Jabir bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "(At bedtime) cover the utensils, close the doors, and put out the lights, lest the evil creature (the rat) should pull away the wick and thus burn the people of the house
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ مَرِضْتُ فَعَادَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ وَهُمَا مَاشِيَانِ، فَأَتَانِي وَقَدْ أُغْمِيَ عَلَىَّ فَتَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَبَّ عَلَىَّ وَضُوءَهُ فَأَفَقْتُ. فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ أَصْنَعُ فِي مَالِي، كَيْفَ أَقْضِي فِي مَالِي فَلَمْ يُجِبْنِي بِشَىْءٍ حَتَّى نَزَلَتْ آيَةُ الْمَوَارِيثِ.
Cabir b. Abdullah şöyle anlatmıştır: Ben hastalandım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir yürüyerek beni ziyarete geldiler. Bana geldiklerinde bayılmışım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest alıp abdest suyundan benim üzerime serpmiş. Sonra ayıldım. Kendisine "Ya Resulallah! Ben malım hususunda nasıl davranayım? Malım hususunda nasıl hükmedeyim?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana hiçbir cevap vermedi. Nihayet miras payları ayeti indi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin attığı başlıktaki "feraiz" kelimesi "farıza"nın çoğuludur. Tıpkı "hadaik" kelimesinin "hadıka"nın çoğulu olduğu gibi. "Farıza" "kesmek" anfamına olan "farz" kökünden alınma olup, "faııe" kalıbında ve ayrılmış paylar anlamınadır. Ragıb şöyle der: Arapça'da "el-farz" sert olan bir şeyi kesmek ve ona tesir etmek anlamına gelir. Miras olarak bırakılan mallara "feraiz" ismi, ayetteki "nasiben mafrCıdan" ifadesinden alınmıştır. MafrCıd, takdir edilmiş veya malum ya da başkalarından kesilip ayrılmış anlamına gelir
Narrated Jabir bin `Abdullah:I became sick so Allah's Messenger (ﷺ) and Abu Bakr came on foot to pay me a visit. When they came, I was unconscious. Allah's Messenger (ﷺ) performed ablution and he poured over me the water (of his ablution) and I came to my senses and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What shall I do regarding my property? How shall I distribute it?" The Prophet (ﷺ) did not reply till the Divine Verses of inheritance were revealed
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَسْلَمَ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَحَدَّثَهُ أَنَّهُ قَدْ زَنَى، فَشَهِدَ عَلَى نَفْسِهِ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ، فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُجِمَ، وَكَانَ قَدْ أُحْصِنَ.
Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: "Eslem kabilesinden bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi. Ona zina ettiğini söyledi ve kendisine aleyhine dört kez şehadette bulundu. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem recm edilmesini emretti ve o kişi recm edildi. Bu adam evli olduğu halde zina etmişti." Fethu'l-Bari Açıklaması: Muhsan, "ihsan" kökünden türemedir. Bu kelime iffet, evli olma, Müslüman ve hür olma anlamına gelir. Çünkü bu özelliklerden her biri mükellefin zina işlemesine mani olur. İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Bilginler, fasid nikahla şüphe üzerine birleşmenin kişiyi muhsan yapmayacağı noktasında görüş birliği etmişlerdir. Ebu. Sevr onlara muhalif kalmış ve bu durumda kişi muhsan olur demiştir. Ebu. Sevr'in deIili şudur: Fasid nikaha sahih nikahın doğurduğu mehir yükümlülüğü, iddet beklemenin gerekliliği, doğacak çocuğun nesebinin sabit oluşu ve o kadının başka kocadan olan kızıyla evlenmenin haramlığı gibi hükümler bağlanmaktadır. Ebu. Sevr' e "Hadleri şüphelerle düşürünüz" hadisinin genellik ifade ettiği şeklinde cevap verilmiştir. İbnü'l-Münzir şöyle devam eder: Bilginler sırf nikah akdi yapmış olmakla kişinin muhsan olmayacağı noktasında görüş birliği etmişlerdir. Kişi kadınla gerdeğe girip, ilişkiye girmediğini iddia ettiğinde muhsan olup olmayacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. İbnü'l-Münzir şöyle der: Bu konuda bir beyyine bulunduğunda veya kişi ilişkiye girdiğini ikrar ettiğinde ya da bu kadından çocuğunun olduğu bilindiğinde muhsan olur. Maliki alimlerinden birisi şöyle demiştir: Bir erkek bir kadın ta zina eder ve ilişkinin gerçekleştiği konusunda ihtilafa düşerlerse, zina eden erkek -sadece bir gece geçirmiş olsalar bile- tasdik edilmez. Zina öncesine gelince -erkek o kadınla kaldığı kadar kalsa bile- bununla muhsan olmaz. Bilginler hür bir erkeğin cariye ile evlenmesi durumunda cariyenin kendisini muhsan haline getirip getirmeyeceği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk, kişinin böyle bir evlilikle muhsan olacağı kanaatini benimsemiştir. Ata, Hasan-ı Basri, Katade, Sevrı, Ko.fe bilginleri, Ahmed b. Hanbel ve İshak böyle bir ilişkiyle kişinin muhsan olamayacağını söylemişlerdir. Fıkıh bilginleri bir erkeğin ehli kitap kadınla evlenmesi durumunda muhsan olup olmayacağı konusunda ihtilaf etmişlerdir. İbrahim en-Nehaı, Tavo.s ve Şa'bı, ehl-i kitap kadını erkeği muhsan yapmaz görüşünü benimsemişlerdir. Hasan-ı Basri ise o erkek, ehl-i kitap olan kadınla Müslüman olduktan sonra birleşmezse bu kadın onu muhsan yapmaz demiştir. Bu iki görüşü İbn Ebi Şeybe nakletmiştir.(İbn Ebi Şeybe, Musannef, V, 536) Cabir b. Zeyd'le İbnü'l-Müseyyeb'in ehl-İ kitap kadınının erkeği muhsan yapacağı görüşünü benimsedikleri nakledilmiştir. Ata ve Said b. CUbeyr'in görüşü de bu doğrultudadır. İbn Battal şöyle demiştir: Sahabe ve belli başlı merkezlerin önde gelen fıkıh bilginleri (fukahu'l-emsar) muhsan olan bir erkeğin kasten, bile bile, kendi tercihiyle zina ettiği takdirde ona recm cezası uygulanacağı noktasında görüş birliği etmişlerdir. Hariciler ile bazı Mutezile bilginleri bu görüşü kabul etmezler. Onlar buna gerekli olarak recmin Kur' an' da zikredilmediğini ileri sürmüşlerdir. İbnü'l-Arabı Mağriblilerden karşılaştığı bir zümrenin de bu görüşte olduklarını nakletmiştir. Sözkonusu zümre Haricilerin kalıntılarıdır. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerinin delili ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ve kendisinden sonraki imamların recm cezasını uygulamış olmasıdır. Bundan dolayı Hz. Ali yukarıdaki hadisin baş tarafında "Bu kadını ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetiyle recm ettim" demiştir. Müslim'in Sahih'inde Ubade'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Hükümleri benden alınız. Allahu Teala o kadınlar için bir yol belirlemiştir. Dul dulla zina ettiğinde cezası recmdir." (Müslim, "Hudud) Bu hadis, ileride zinadan hamile kalan kadının recmi konusunda gelecektir. "Kızkardeşiyle zina eden kişinin cezası, zina edene uygulanan cezadır." İbn Ebi Şeybe'nin nakline göre meşhur tabıun alimi Cabir b. Zeyd Ebü'ş-Şa'sa, evlenmesi haram olan bir kadınla (mahrem) zina eden kişi hakkında "Onun boynu vurulur" demiştir. Hz. Ali'nin "Bu kadını Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti ile recm ettim" şeklindeki ifadesi de buna delalet etmektedir. Çünkü Hz. Ali zinanın mahrem olan veya olmayan bir kadınla yapılıp yapılmaması arasında fark gözetmemiştir. İmam Buhari, mahremiyle zina eden kişinin katledilmesi şeklinde gelen haberin zayıflığına işaret etmiştir. "Bu kadını Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünneti ile recm ettim." el-Hazimı şöyle demiştir: Ahmed b. Hanbel, İshak, Oavud, İbnü'l-Münzir, zina eden muhsan kişiye önce sapa cezası tatbik edileceği, sonra recm edileceği kanaatini benimsemişlerdir. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri -bu görüş Ahmed b. Hanbel'den de rivayet edilmiştir- hem sapa, hem recm birlikte uygulanmaz demişlerdir. Bu bilginler Ubade hadisinin mensuh olduğunu söylemişlerdir. Ubade hadisi ile Müslim'in "Dul, dulla zina ettiğinde yüz sapa vurulup recm edilir. Bekar, bekarla zina ettiğinde yüz sapa vurulur ve sürgün cezası uygulanır" (Müslim, "Hudud) hadisini kastetmektedirler. Bu hadisi nesh eden ise -Maiz alayında belirtildiği üzere- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu recm etmesidir. Söz konusu hadiste Maiz'e sapa cezası vuruldu ğu zikredilmemektedir. İmam Şafil şöyle der: Sünnet, be kar olan kişiye sapa cezası uygulanırken, dulolana uygulanmayacağını göstermiştir. Maiz olayının Ubade hadisinden daha sonra olduğuna delil ise Ubadehadisinin zina eden kişinin evlerde hapsedileceği yolunda yapılan ilk uygulamayı nesh ettiğidir. Zina edenin evlerde hapsedilmesi hükmü, sopa cezası hükmüyle nesh edilmiştir ve hadis dulolup, zina edene recm cezası eklemiştir. Bu, Ubade hadisinde gayet açık ve nettir. Sonra sopa cezası dul hakkında nesh edilmiştir. Bu hüküm Maiz olayında sadece recmle yetinilmesi uygulamasından alınmıştır. Aynı şey el-Gamidiyye, el-Cühenıyye ve iki Yahudi olayında da yapılmıştır. Bu olaylarda recm cezasıyla birlikte sopa vurmadan söz edilmemiştir. İbnü'l-Münzir şöyle der: İmam Şafil bunların bazılarına itiraz etmiş ve şöyle demiştir: Sopa cezası Allah'ın kitabında, recm ise -Hz. Ali'nin dediği gibi- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetinde yer almaktadır. Ubade hadisinde bu iki uygulama birlikte yer almış ve Hz. Ali buna göre amel etmiş, Ubey de ona katılmıştır. Maiz olayı ile onunla birlikte zikredilen diğer ceza uygulamalarında recm edilen kişiden sopa cezasının düştüğüne dair açık bir ifade yoktur. Çünkü bu, açık ve net olup, temel prensip olduğu için zikredilmemiş olabilir. Açıkça ifade edilmiş olan bir şey, ihtimale açık bir hükümle reddedilemez. "en-Nur suresinin inmesinden önce mi, yoksa sonra mı recm etti?" Bu sorunun yararı şudur: Recm cezası en-Nur suresinin inmesinden önce uygulanmışsa eş-Şeybanl'nin -ayette zina cezası olarak sopadan söz edilmesi dolayısıyla- recm uygulamasının nesh edildiğini iddia etmesi imkan dahiline girer. Şayet bu surenin inmesinden sonra uygulanmışsa sopa cezasının muhsan açısından nesh edildiğine bunu delil göstermesi mümkündür. Fakat burada kendisine bu durumda Kur'an'ın sünnetle nesh edildiği şeklinde bir itiraz gelebilir. Kur'an'ın sünnetle neshi ise ihtilaflıdır. Bu yaklaşıma şöyle cevap verilmiştir: Kabul edilmeyen, Kur'an'ın ahad yolla gelen sünnetle nesh edilmesidir. Meşhur sünnete gelince, bunda herhangi bir engel yoktur. Öte yandan ortada bir nesih de mevcut değildir. Yapılan sopa cezasının muhsanolmayanlara tahsisinden ibarettir. "Abdullah b. Ebu Evfa bunu bilmiyorum dedi." Bu sözün ne anlama geldiği birkaç başlık sonra gelecektir. Recm uygulamasının en-Nur suresinden sonra yapıldığına delil mevcuttur. Zira en-Nur suresi, ifk olayı üzerine inmiştir. Bilginler daha önce de değindiğimiz üzere bu olayın hicretin dört veya beş ya da altıncı yılında meydana geldiği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Recm uygulaması bundan sonra olmuştur. Bu uygulama sırasında Ebu Hureyre oradaydı. O, hicretin yedinci yılında Müslüman olmuştu. İbn Abbas ise annesiyle birlikte Medine'ye hicretin dokuzuncu yılında gelmiştir
Narrated Jabir bin `Abdullah Al-Ansari:A man from the tribe of Bani Aslam came to Allah's Messenger (ﷺ) and Informed him that he had committed illegal sexual intercourse and bore witness four times against himself. Allah's Messenger (ﷺ) ordered him to be stoned to death as he was a married Person
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ إِنَّمَا جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الشُّفْعَةَ فِي كُلِّ مَا لَمْ يُقْسَمْ، فَإِذَا وَقَعَتِ الْحُدُودُ وَصُرِّفَتِ الطُّرُقُ فَلاَ شُفْعَةَ. وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ الشُّفْعَةُ لِلْجِوَارِ. ثُمَّ عَمَدَ إِلَى مَا شَدَّدَهُ فَأَبْطَلَهُ، وَقَالَ إِنِ اشْتَرَى دَارًا فَخَافَ أَنْ يَأْخُذَ الْجَارُ بِالشُّفْعَةِ، فَاشْتَرَى سَهْمًا مِنْ مِائَةِ سَهْمٍ، ثُمَّ اشْتَرَى الْبَاقِيَ، وَكَانَ لِلْجَارِ الشُّفْعَةُ فِي السَّهْمِ الأَوَّلِ، وَلاَ شُفْعَةَ لَهُ فِي بَاقِي الدَّارِ، وَلَهُ أَنْ يَحْتَالَ فِي ذَلِكَ.
Birileri (HaneflIer) "Şuf'a komşuluktan doğar" demjş, sonra koyduğu bu kaideye yönelerek onu iptal edip şöyle demiştir: Bir kimse bir ev satın alsa ve komşunun aynı evi şuf'a nedeniyle alacağından korksa önce evinyüzde birini satın alır, sonra da kalanını satın alır. Bu durumda o komşu sadeceyüzde birlik hissede şuf'a hakkına sahip olur. Evin kalan hisselerinde şuf'a hakkı yoktur. Evi satın alan kimse bu konuda böyle bir hileye baş vurabilir
Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) has decreed that preemption is valid in all cases where the real estate concerned has not been divided, but if the boundaries are established and the ways are made, then there is no preemption. A man said, "Preemption is only for the neighbor," and then he makes invalid what he has confirmed. He said, "If someone wants to buy a house and being afraid that the neighbor (of the house) may buy it through preemption, he buys one share out of one hundred shares of the house and then buys the rest of the house, then the neighbor can only have the right of preemption for the first share but not for the rest of the house; and the buyer may play such a trick in this case
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دَخَلْتُ الْجَنَّةَ فَإِذَا أَنَا بِقَصْرٍ مِنْ ذَهَبٍ، فَقُلْتُ لِمَنْ هَذَا فَقَالُوا لِرَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ. فَمَا مَنَعَنِي أَنْ أَدْخُلَهُ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ إِلاَّ مَا أَعْلَمُ مِنْ غَيْرَتِكَ ". قَالَ وَعَلَيْكَ أَغَارُ يَا رَسُولَ اللَّهِ
Cabir b. Abdullah r.a.'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Ben rüyamda cennete girdim ve orada altından yapılmış bir köşkle karşılaştım. 'Bu kime aittir?' diye sordum. Bana 'Kureyş'ten bir adamındır' dediler. Ey Hattab oğlu! Oraya girmeme sadece senin bilmekte olduğum kıskançlzğın man i oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Rüyada köşk görmek." Tabirciler şöyle demişlerdir: Rüyada köşk görmek dindar kimseler için salih ameldir. Başkaları için ise hapislik ve sıkıntıdır. Biz de şunu ekleyelim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in cennette gördüğü kadının -görülen rüya olduğu için- gerçekten abdest aldığı kastedilmiş olmama ihtimali vardır. Bu durumda abdest alan kadın figürü sözü edilen kadının durumuna örnek olmaktadır. Menakıb bölümünde bu kadının Ümmü Süleym olduğu ve o zamanlar hayatta bulunduğu, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu cennette Ömer'in köşkünün yanında gördüğü geçmişti. Bu rüyanın tabiri o kadının cennetlik olduğudur. Çünkü çoğu tabirciler, bir kimse cennete girdiğini görürse, oraya girecektir derler. O zaman rüyayı gören bütün insanların içinde en doğru sözlü kişi olduğuna göre durum nice olur düşünmek gerekir. Kadının abdest alması ise maddi ve manevi kirlerden temiz olduğu, bedeninin bedenen ve hükmen tahir bulunduğu şeklinde tabir edilir. Kadının Hz. Ömer'in köşkünün yanındabulunması, onun Hz. Ömer'in halifelik günlerine yetişeceğine işarettir. Nitekim aynen böyle olmuştur. Bu hadisten çıkan sonuçlar Menakıb bölümünde geçmişti. Hadis, Hz. Ömer'in kıskançlığı örneğinde olduğu gibi bir kimseyi bilinen ahlakıyla anmanın caiz olduğunu göstermektedir
Narrated Jabir bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said: (I saw in a dream that) I entered Paradise, and behold, there was a palace built of gold! I asked, 'For whom is this palace?' They (the angels) replied, 'For a man from the Quraish.' " The Prophet added, "O Ibn Al-Khattab! Nothing stopped me from entering it except your Ghira." `Umar said, "How dare I think of my Ghira being offended by you, O Allah's Messenger (ﷺ)?
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا سَيَّارٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَايَعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ، فَلَقَّنَنِي، فِيمَا اسْتَطَعْتُ، وَالنُّصْحِ لِكُلِّ مُسْلِمٍ.
Cerir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile emir ve yasaklarını dinlemek ve itaat etmek üzere bey'at ettim. O da bana: "Gücümün yettiği kadar" kaydını söylememi telkin etti. Bir de her Müslümana iyi niyetli olmak üzere bey'at ettim
Narrated Jabir bin `Abdullah:I gave the Pledge of allegiance to the Prophet (ﷺ) that I would listen and obey, and he told me to add: 'As much as I can, and will give good advice to every Muslim