Yiyecek ve İçecek ile İlgili Hadisler

1.116 hadis bulundu · sayfa 1/56

Sahîh-i Buhârî No. 5373 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِي ِّ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَطْعِمُوا الْجَائِعَ، وَعُودُوا الْمَرِيضَ، وَفُكُّوا الْعَانِيَ ‏"‏‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَالْعَانِي الأَسِيرُ‏.‏

Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Aç olana yemek yediriniz. Hasta olanı ziyaret ediniz. Esir olanı da esaretten kurtarınız." Süfyan dedi ki: el-'Anı: Esir demektir

Narrated Abu Musa Al-Ash`ari:The Prophet (ﷺ) said, "Give food to the hungry, pay a visit to the sick and release (set free) the one in captivity (by paying his ransom)

Sahîh-i Buhârî No. 5374 Sahih

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْ طَعَامٍ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ حَتَّى قُبِضَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in aile halkı, ruhu kabzedilinceye kadar üç gün (arka arkaya) doya doya yemek yememişlerdir

Narrated Abu Huraira: The family of Muhammad did not eat their fill for three successive days till he died

Sahîh-i Buhârî No. 5375 Sahih

وَعَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَصَابَنِي جَهْدٌ شَدِيدٌ فَلَقِيتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، فَاسْتَقْرَأْتُهُ آيَةً مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، فَدَخَلَ دَارَهُ وَفَتَحَهَا عَلَىَّ، فَمَشَيْتُ غَيْرَ بَعِيدٍ، فَخَرَرْتُ لِوَجْهِي مِنَ الْجَهْدِ وَالْجُوعِ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ عَلَى رَأْسِي فَقَالَ ‏"‏ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ لَبَّيْكَ رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ‏.‏ فَأَخَذَ بِيَدِي فَأَقَامَنِي، وَعَرَفَ الَّذِي بِي، فَانْطَلَقَ بِي إِلَى رَحْلِهِ، فَأَمَرَ لِي بِعُسٍّ مِنْ لَبَنٍ فَشَرِبْتُ مِنْهُ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ عُدْ يَا أَبَا هِرٍّ ‏"‏‏.‏ فَعُدْتُ فَشَرِبْتُ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ عُدْ ‏"‏‏.‏ فَعُدْتُ فَشَرِبْتُ حَتَّى اسْتَوَى بَطْنِي فَصَارَ كَالْقِدْحِ ـ قَالَ ـ فَلَقِيتُ عُمَرَ وَذَكَرْتُ لَهُ الَّذِي كَانَ مِنْ أَمْرِي وَقُلْتُ لَهُ تَوَلَّى اللَّهُ ذَلِكَ مَنْ كَانَ أَحَقَّ بِهِ مِنْكَ يَا عُمَرُ، وَاللَّهِ لَقَدِ اسْتَقْرَأْتُكَ الآيَةَ وَلأَنَا أَقْرَأُ لَهَا مِنْكَ‏.‏ قَالَ عُمَرُ وَاللَّهِ لأَنْ أَكُونَ أَدْخَلْتُكَ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ يَكُونَ لِي مِثْلُ حُمْرِ النَّعَمِ‏.‏

Eba. Hureyre'den, dedi ki: "Aşırı derecede bitkin düşmüştüm. Ömer b. el-Hattab ile karşılaştım. Ondan Allah'ın kitabından bir ayeti bana okumasını istedim. O da evine girdi ve o ayeti bana okuyup hatırlattı. Fazla uzağa gitmeden aşırı bitkinlik ve açlıktan yüzüstü yere düştüm. Ansızın Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i başımın ucunda dikilir gördüm. Ey Eba. Hureyre, dedi. Ben: Buyur ey Allah'ın Rasulü, emret dedim. Elimden tuttu, beni ayağa kaldırdı. Benim niçin bu hale düştüğümü anladı. Alıp evine götürdü ve bana büyükçe bir kapta süt getirilmesini emir buyurdu. Ben de ondan içtim. Daha sonra: Tekrar iç ey Eba. Hureyre, diye buyurdu. Ben de tekrar içtim. Arkasından: Tekrar, diye buyurdu. Ben de tekrar içtim. Nihayet karnım düzeldi, hatta bir ok gibi dümdüz oluverdi. Eba. Hureyre devamla dedi ki: Sonra Ömer ile karşılaştım ve ona başımdan geçenleri anlattım, şunları da söyledim: Ey Ömer, bu işi senden daha layık olan bir kimse üstlendi. Allah'a yemin ederim benim senden okumanı istediğim ayeti kerimeyi ben senden daha iyi biliyordum. Ömer dedi ki: Allah'a yemin ederim, seni içeriye almış (ve karnını doyurmuş) olmayı kırmızı develere sahip olmaktan daha çok severim. " Hadisin geçtiği diğer yerler: 6246 ve 6452 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tayyibat" kelimesi "tayyibe"nin çoğul u olup, zararı olmayan, temiz, eziyet verici bir yanı bulunmayan ve helal olup kendisinden lezzet alınan şeyler hakkında kullanılır. Yüce Allah'ın şu buyruğu birinci türden olanları söz konusu etmektedir: "Senden kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: Size bütün iyi ve temiz şeyler (tayyibs.t) helal kllındl.' (Maide, 4) Bu ayetin tefsirinde tercih edilen açıklama budur. Eğer maksat helal olsaydı, cevapta sorudan fazlası yer almazdı. Yüce Allah'ın: "O vakit tertemiz (tayyib) toprakla teyemmüm edin.'(Maide, 6) buyruğu ikinci türdendir. Bugün tayyib bir gündür ve bu tayyib bir gecedir, sözü de üçüncü tür anlama, başlıktaki ikinci ayet dördüncü tür anlama örnektir. Zekat bölümünde bu ayetin tefsirine dair açıklamalarda ticaretten maksadın helal olduğu da geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: Tevil bilginleri yüce Allah'ın: "Ey iman edenler, Allah'ın size helal kıldığı o en temiz ve en güzel şeyleri (tayyibat) haram kllmayın."(Maide, 87) buyruğunun kendisine lezzetli yiyecekleri ve mubah lezzetleri haram kılan kimseler hakkında indiği hususunda görüş ayrılığı yoktur. "Esiri kurtarınız." Esiri esaretten kUl-tarınız. "Aşırı derecede bitkin düşmüştüm." Yani açlıktandolayı bu halde idim. Bitkin düşmek anlamında olmak üzere cehd ile cühd lafızlannın kullanıldığına dair açıklama daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Maksat zorluk ve meşakkattir. Her şey hakkında kendisine göre söz konusu olur. "Ondan bir ayeti okumasını istedim." Yani yararlanmak amacıyla Kur'an-ı Kerim'in muayyen bir ayetini bana okumasını istedim .. "Bana bir uss "büyükçe bir kase"getirilmesini emir buyurdu." "Ta ki karnım düzeldi." Yani sütle dolduğundan dolayı dümdüz oldu. "Kıdh (ok) gibi." Kıdh, tüyü olmayan ok demektir. "Kırmızı tüylü develer". Kırmızı tüylü develer, diğer türlere göre daha üstündür

Narrated Abu Huraira: Once while I was in a state of fatigue (because of severe hunger), I met 'Umar bin Al-Khattab, so I asked him to recite a verse from Allah's Book to me. He entered his house and interpreted it to me. (Then I went out and) after walking for a short distance, I fell on my face because of fatigue and severe hunger. Suddenly I saw Allah's Apostle standing by my head. He said, "O Abu Huraira!" I replied, "Labbaik, O Allah's Messenger (ﷺ), and Sadaik!" Then he held me by the hand, and made me get up. Then he came to know what I was suffering from. He took me to his house, and ordered a big bowl of milk for me. I drank thereof and he said, "Drink more, O Abu Hirr!" So I drank again, whereupon he again said, "Drink more." So I drank more till my belly became full and looked like a bowl. Afterwards I met 'Umar and mentioned to him what had happened to me, and said to him, "Somebody, who had more right than you, O 'Umar, took over the case. By Allah, I asked you to recite a Verse to me while I knew it better than you." On that Umar said to me, "By Allah, if I admitted and entertained you, it would have been dearer to me than having nice red camels

Sahîh-i Buhârî No. 5376 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الْوَلِيدُ بْنُ كَثِيرٍ أَخْبَرَنِي أَنَّهُ، سَمِعَ وَهْبَ بْنَ كَيْسَانَ، أَنَّهُ سَمِعَ عُمَرَ بْنَ أَبِي سَلَمَةَ، يَقُولُ كُنْتُ غُلاَمًا فِي حَجْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَتْ يَدِي تَطِيشُ فِي الصَّحْفَةِ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا غُلاَمُ سَمِّ اللَّهَ، وَكُلْ بِيَمِينِكَ وَكُلْ مِمَّا يَلِيكَ ‏"‏‏.‏ فَمَا زَالَتْ تِلْكَ طِعْمَتِي بَعْدُ‏.‏

(Ömer b. Ebi Seleme'den, dedi ki: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in himayesinde büyüyen küçük bir çocuk idim. Elim de yemek kabında rastgele dolaşır dururdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Ey oğul, Allah'ın adını an, sağ elinle ye ve önünden ye, buyurdu. Bundan sonra da hep bu şekilde yemek yedim.' Hadis'in geçtiği diğer yerler: 5377 ve 5328 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yemeğe bc.şlamadan besmele çekmek ve sağ el ile yemek." Yemeğe başlamadan önce besmele çekmekten kasıt, yemeğin başında "bismiilah" demektir. Besmele çekmenin nasılolacağı ile ilgili olarak varid olmuş en sari h rivayet Ebu Davud ile Tirmizi'nin Ümmü Kulsum yoluyla Aişe radıyallahu anha'dan Nebie merfu olarak nakledilmiş şU: hadistir: "Sizden bir kimse yemek yiyecek olursa bismillah desin. Eğer başlangıcında unutursa o takdirde: "Bismillahi fi ewelihl ve ahirihl: Başında da, sonunda da bismillah" desin." "Küçük bir çocuk," yani büluğa ermemiş idim." "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in himayesinde", onun terbiyesi ve gözetimi altında. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın himayesinde, kendi çocuğunu terbiye eder gibi terbiyesinde ... demektir. "Elim yemek kabının içerisinde" yani yemek yerken "rastgele dolaşır dururdu." Elin rastgele dolaşması kabın etrafına, çeşitli yerlerine dalması ve bir tek yere uzanmakla kalmaması demektir. "Eyoğul! Allah'ın adını an." Nevevi dedi ki: Yemeğin başında besmele çekmenin müstehap oluşu üzerinde ilim adamları icma' etmişlerdir. Ancak m\)stehap oluşu üzerinde icma'ın nakledildiği su götürür. Şu kadar var ki müstehaplıkla tercih edilen fiil olduğu kastedilirse müstesna. Yoksa bir topluluk bunun vacip olduğu kanaatindedir. Bu da sağ elle yemenin vacip olduğu görüşünü kabul etmenin bir gereğidir. Çünkü her ikisi hakkındaki emir kipi aynıdır. "Sağ elinle ye ve önünden ye." Hocamız "Tirmizi Şerhi" adlı eserinde şöyle demektedir: Şafii alimlerinin çoğunluğu bunu mendub olarak kabul etmişlerdir. Once el-Gazzali, daha sonra en-Nevevl de bunu bu şekilde ifade etmişlerdir. Ancak Şafı1, er-Risale adlı eserinde ve el-Umm'un başka bir yerinde bunun vacip olduğunu belirtmiş bulunmaktadır. Derim ki: Sağ elle.yemek yemenin vacip oluşuna, sol elle yemek yemeğe dair tehdidin varid oluşu delil teşkil etmektedir. Müslim'in Sahih'inde Seleme b. el-Ekva yoluyla gelen hadiste şöyle denilmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sol eliyle yemek yiyen bir adam gördü. Allah Rasulü: Sağ elinle ye, diye buyurdu. Adam: Yiyemiyorum deyince, Allah Rasulü: Yiyemez olasın diye buyurdu. Ondan sonra elini ağzına kaldıramad!." Sol elle yemek yemeyi yasaklayan ve onunşeytanın işi olduğunu belirten hadis, İbn Ömer ve Cabir yoluyla Müslim'de, ayrıca Ahmed'in Müsned'inde hasen bir sened ile Aişe'den diye sabit olmuştur. Aişe radıyallahu anha hadisiNebi efendimize ref ederek şöylece zikretmiştir: "Sol eliyle yemek yiyen kişi ile birlikte şeytan da yer." Nevevi der ki: Bu hadislerden anlaşıldığına göre sağ elle yemek yemek ve içmek müstehap, aynı işi sol el ile yapmak mekruhtur. İbn Ömer yoluyla gelen hadisin bazı rivayet yollarında görüldüğü gibi bütün alıp vermeler de böyledir. EI verir ki (sağ elde) herhangi bir hastalık ya da yara gibi bir mazeret bulunmasın. Eğer böyle bir mazeret varsa mekruhluk yoktur. Nevevi böyle demiştir. Rasu.lullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sol eliyle yemek yiyip de mazeret beyan eden ve onun mazeretini kabul etmediğini gösteren bedduasındaki problem ile ilgili olarak da şöyle cevap vermektedir: Iyad bu zatın münafık olduğunu iddia etmiştir. "Artık bundan sonra hep bu şekilde yemek yedim." Yani yemek yiyişim hep böyle oldu. Böyle yemeye davet ettim ve bu benim adetim oldu. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Hadisten anlaşıldığına göre şeytanların ve kafirlerin amellerine benzeyen amellerden sakınmak gerekir. 2- Şeytanın iki eli vardır. Şeytan yer, içer, alır ve verir. 3- Şer'! hükme aykırı hareket eden kimselere beddua etmek caizdir. 4- İyiliği emretmek, münkerden alıkoymak yemek esnasında bile yerine getirilmelidir. 5- Yemek ve içmek adabını öğretmek müstehaptır. 6- EbU. Seleme'nin oğlu Ömer'e ait güzel bir menkıbe söz konusudur. Çünkü Nebiin emrine uymuş ve gereğini hep yerine getirmiştir

Narrated `Umar bin Abi Salama:I was a boy under the care of Allah's Messenger (ﷺ) and my hand used to go around the dish while I was eating. So Allah's Messenger (ﷺ) said to me, 'O boy! Mention the Name of Allah and eat with your right hand, and eat of the dish what is nearer to you." Since then I have applied those instructions when eating

Sahîh-i Buhârî No. 5377 Sahih

حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَلْحَلَةَ الدِّيلِيِّ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ أَبِي نُعَيْمٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ ـ وَهْوَ ابْنُ أُمِّ سَلَمَةَ ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَكَلْتُ يَوْمًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَعَامًا فَجَعَلْتُ آكُلُ مِنْ نَوَاحِي الصَّحْفَةِ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كُلْ مِمَّا يَلِيكَ ‏"‏‏.‏

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Ümmü Seleme'nin oğlu olan Ömer b. Ebi Seleme'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir gün Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir yemek yedim. Tabağın çeşitli yerlerinden yemeğe başlayınca, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Önünden ye, diye buyurdu

Narrated `Umar bin Al Salama:Who was the son of Um Salama, the wife of the Prophet: Once I ate a meal with Allah's Messenger (ﷺ) and I was eating from all sides of the dish. So Allah's Messenger (ﷺ) said to me, "Eat of the dish what is nearer to you

Sahîh-i Buhârî No. 5378 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ أَبِي نُعَيْمٍ، قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِطَعَامٍ وَمَعَهُ رَبِيبُهُ عُمَرُ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ فَقَالَ ‏ "‏ سَمِّ اللَّهَ، وَكُلْ مِمَّا يَلِيكَ ‏"‏‏.‏

Ebu. Nuaym, Vehb b. Keysan'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (Ümmü Seleme'nin ilk kocasından oğlu olup) himayesinde bulunan Ömer b. Ebi Seleme ile birlikte iken bir yemek getirildi. Allah Rasulü: Allah'ın adını an ve önünden ye, diye buyurdu

Narrated Wahb bin Kaisan Abi Nu'aim:A meal was brought to Allah's Messenger (ﷺ) while his step-son, `Umar bin Abi Salama was with him. Allah's Messenger (ﷺ) said to him, "Mention the Name of Allah and eat of the dish what is nearer to you

Sahîh-i Buhârî No. 5379 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ إِنَّ خَيَّاطًا دَعَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِطَعَامٍ صَنَعَهُ ـ قَالَ أَنَسٌ ـ فَذَهَبْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَأَيْتُهُ يَتَتَبَّعُ الدُّبَّاءَ مِنْ حَوَالَىِ الْقَصْعَةِ ـ قَالَ ـ فَلَمْ أَزَلْ أُحِبُّ الدُّبَّاءَ مِنْ يَوْمِئِذٍ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bir terzi Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hazırladığı bir yemeğe davet etti. Enes dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gittim. Onun tabağın çeşitli yerlerindeki kabağı araştırdığını gördüm. Enes dedi ki: İşte o günden bu yana kabağı hep sevmişimdir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Arkadaşı ile birlikte yemek yerken tabağın etrafından yemek araştırmak." Tabağın etrafı onun kenarları demektir. "Arkadaşının bundan hoşlanmadığını ortaya koyan bir belirti yoksa." Buhari bu başlık altında Enes r.a.'ın rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tabağın çeşitli yerlerindeki kabağı arayıp bulmasına dair hadisini de zikretmektedir. Bu hadis zahiri itibariyle bundan önce geçen, önündekinden yeme emri ile çatışmaktadır. Buhari bu iki hadisi beraberinde yemek yiyen kimsenin buna razı olduğunu bilmesi halinde caiz olduğunu yorumlayarak, iki hadisi bir arada telif etmiş bulunmaktadır. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Şerefli bir kimsenin bir meslek icra eden kimse ile ve daha başkaları gibi kendinden daha aşağı bir kişi ile yemek yemesi, onun davetini kabul etmesi, hizmetçi ile beraber yemek yemek caizdir. 2- Hadisten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabına karşı ne kadar alçak gönüllü, onlara karşı ne kadar yumuşak olduğu ve zaman zaman onların evlerine gidip geldiği de anlaşılmaktadır. 3-1\z dahi olsa yemek için yapılan davete icabet edilir. 4- Misafirler önlerine konulan yemekten birbirlerine ikram edebilirler. Yasak olan, başkasının önündekini kendisi ya da başkası için almaktır. 5- Hayırlı kimselere benzeme ve yemek ve diğer hususlarda onlara uymaya özel gayret ve dikkat gösterilmelidir. 6- Hadiste Enes'in açıkça bir fazileti görülmektedir. Çünkü o insan tabiatıyla alakah olan hususlara varıncaya kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in izinde gitmeye çalışmıştır. Ayrıca bu hususlarda ona tabi olmak için nefsirÜ zorladığı dahi olmuştur. Allah ondan razı olsun

Narrated Anas bin Malik:A tailor invited Allah's Messenger (ﷺ) to a meal which he had prepared. I went along with Allah's Messenger (ﷺ) and saw him seeking to eat the pieces of gourd from the various sides of the dish. Since that day I have liked to eat gourd. `Umar bin Abi Salama said: The Prophet, said to me, "Eat with your right hand

Sahîh-i Buhârî No. 5380 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ التَّيَمُّنَ مَا اسْتَطَاعَ فِي طُهُورِهِ وَتَنَعُّلِهِ وَتَرَجُّلِهِ‏.‏ وَكَانَ قَالَ بِوَاسِطٍ قَبْلَ هَذَا فِي شَأْنِهِ كُلِّهِ‏.‏

Şu'be'den, o Eş'as'dan, o babasından, o Mesruk'tan diye rivayet ettiğine göre Aişe rad'yalliıhu anhiı şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem temizlenmesinde, ayakkabısını giyişinde, saçlarını tarayışında gücü yettiğince sağdan başlamayı severdi." (Şu'be) bundan önce Vasıt'ta iken: "Ve bütün işlerinde ... " ziyadesini de söylemiştir

Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) used to love to start doing things from the right side whenever possible, in performing ablution, putting on his shoes, and combing his hair. (Al-Ash'ath said: The Prophet (ﷺ) used to do so in all his affairs

Sahîh-i Buhârî No. 5381 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ، فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ، ثُمَّ أَخْرَجَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ، ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ ثَوْبِي وَرَدَّتْنِي بِبَعْضِهِ، ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ، فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بِطَعَامٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ ‏"‏ قُومُوا ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ، فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ، وَلَيْسَ عِنْدَنَا مِنَ الطَّعَامِ مَا نُطْعِمُهُمْ‏.‏ فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلَ أَبُو طَلْحَةَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى دَخَلاَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ ‏"‏‏.‏ فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ فَأَمَرَ بِهِ فَفُتَّ وَعَصَرَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً لَهَا فَأَدَمَتْهُ، ثُمَّ قَالَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا، ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا، ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ أَذِنَ لِعَشَرَةٍ، فَأَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا، وَالْقَوْمُ ثَمَانُونَ رَجُلاً‏.‏

Enes b. Malik r.a.'den, diyor ki: "Ebu Talha, Ümmü Suleym'e: Andolsun Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesini, sesinden aç olduğunu anlayacağım şekilde oldukça zayıf duydum. Sende yiyecek bir şey var mı, dedi. Ümmü Talha birkaç arpa ekmeği çıkardı. Daha sonra da bir başörtüsü çıkarıp onun bir parçası ile ekmeği sardı. Sonra bu ekmeği elbisemin albna yerleştirdi. Geri kalan kısmı ile de üzerimi rida gibi örttü. Arkasından beni Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'e gönderdi. Enes dedi ki: Ekmeği alıp gittim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beraberinde insanlar da bulunduğu halde mescidde buldum. Onların başlarında ayakta dikildim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Seni Ebu Talha mı gönderdi, diye sordu. Ben: Evet, dedim. Beraberinde yiyecek bir şey de gönderdi mi, diye sordu. Ben yine: Evet, dedim. Bu sefer Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde bulunanlara: Kalkın, diye buyurdu. O yola koyuldu, ben de onların önlerinde gidiyordum. Nihayet Ebu Talha'nın yanına vardım. Ebu Talha: Ey Üm mü Süleym, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlarla birlikte gelmiş bulunuyor. Yanımızda da onlara yedirecek bir şeyimiz yok, dedi. Ümmü Talha bunun üzerine: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi. Enes dedi ki: Ebu Talha yola koyuldu ve nihayet Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile karşılaştı. Ebu Talha ve Rasulullah gelip evin içine girdiler. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Ümmü Süleym, yanında ne varsa getir, dedi. Ümmü Süleym de bana verdiği o ekmeği getirdi. Allah Rasulünün emri üzere ekmek doğrandı. Ümmü Süleym de onun üzerine yanındaki bir yağ tulumundan üzerine bir miktar yağ sıktı ve ona katık yaptı. Daha sonra Rasulullah bunun üzerine Allah'ın söylemesini dilediği şeyleri söyledi. Arkasından da: On kişiye içeri girmeleri için izin ver, diye buyurdu. Ebu Talha da onlara izin verdi. Doyuncaya kadar yedikten sonra çıktılar. Arkasından yine: On kişiye izin ver, dedi. Ebu Talha da on kişiye izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yiyip çıktılar. Daha sonra: On kişiye izin ver, dedi. Ebu Talha da onlara izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yiyip çıktılar. Sonra bir on kişiye daha izin verdi. Böylelikle hepsi doyuncaya kadar yemek yediler. Bunlar seksen kişi idiler

Narrated Anas bin Malik:Abu Talha said to Um Sulaim, "I have heard the voice of Allah's Messenger (ﷺ) which was feeble, and I think that he is hungry. Have you got something (to eat)?" She took out some loaves of barley bread, then took her face-covering sheet and wrapped the bread in part of it, and pushed it under my garment and turned the rest of it around my body and sent me to Allah's Messenger (ﷺ) . I went with that, and found Allah's Messenger (ﷺ) in the mosque with some people. I stood up near them, and Allah's Messenger (ﷺ) asked me, "Have you been sent by Abu Talha?" I said, "Yes." He asked, "With some food (for us)?" I said, "Yes." Then Allah's Messenger (ﷺ) said to all those who were with him, "Get up!" He set out (and all the people accompanied him) and I proceeded ahead of them till I came to Abu Talha. Abu Talha then said, "O Um Sulaim! Allah's Messenger (ﷺ) has arrived along with the people, and we do not have food enough to feed them all." She said, "Allah and His Apostle know better." So Abu Talha went out till he met Allah's Messenger (ﷺ). Then Abu Talha and Allah's Messenger (ﷺ) came and entered the house. Allah's Apostle said, "Um Sulaim ! Bring whatever you have." She brought that very bread. The Prophet (ﷺ) ordered that it be crushed into small pieces, and Um Sulaim pressed a skin of butter on it. Then Allah's Apostle said whatever Allah wished him to say (to bless the food) and then added, "Admit ten (men)." So they were admitted, ate their fill and went out. The Prophet (ﷺ) then said, "Admit ten (more)." They were admitted, ate their full, and went out. He then again said, "Admit ten more!" They were admitted, ate their fill, and went out. He admitted ten more, and so all those people ate their fill, and they were eighty men

Sahîh-i Buhârî No. 5382 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ وَحَدَّثَ أَبُو عُثْمَانَ، أَيْضًا عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثِينَ وَمِائَةً، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ مَعَ أَحَدٍ مِنْكُمْ طَعَامٌ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا مَعَ رَجُلٍ صَاعٌ مِنْ طَعَامٍ أَوْ نَحْوُهُ، فَعُجِنَ، ثُمَّ جَاءَ رَجُلٌ مُشْرِكٌ مُشْعَانٌّ طَوِيلٌ بِغَنَمٍ يَسُوقُهَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَبَيْعٌ أَمْ عَطِيَّةٌ أَوْ ـ قَالَ ـ هِبَةٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ بَلْ بَيْعٌ‏.‏ قَالَ فَاشْتَرَى مِنْهُ شَاةً فَصُنِعَتْ، فَأَمَرَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَوَادِ الْبَطْنِ يُشْوَى، وَايْمُ اللَّهِ مَا مِنَ الثَّلاَثِينَ وَمِائَةٍ إِلاَّ قَدْ حَزَّ لَهُ حُزَّةً مِنْ سَوَادِ بَطْنِهَا، إِنْ كَانَ شَاهِدًا أَعْطَاهَا إِيَّاهُ، وَإِنْ كَانَ غَائِبًا خَبَأَهَا لَهُ، ثُمَّ جَعَلَ فِيهَا قَصْعَتَيْنِ فَأَكَلْنَا أَجْمَعُونَ وَشَبِعْنَا، وَفَضَلَ فِي الْقَصْعَتَيْنِ، فَحَمَلْتُهُ عَلَى الْبَعِيرِ‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ‏.‏

Abdurrahman b. Ebi Bekr r.a.'dan, dedi ki: ''Yüz otuz kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Sizden birinizin yanında yiyecek bir şey var mı, diye sordu. Bir de baktık ki bir adamın yanında buğday (unu) yahut ona benzer bir sa' kadar bir şey var. Bu hemen yoğuruldu. Daha sonra boylu poslu, saçları uzun ve dağınık müşrik bir adam, önüne katmış olduğu bir koyun sürüsü ile geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bunlar satılık mı yoksa bir bağış mı -yahut bir hibe mi- diye sordu. Müşrik: Hayır, bunlar satılıktır, dedi. (Abdurrahman b. Ebi Bekr) dedi ki: Ondan bir koyun satın aldı. Bu koyun pişirildi. Allah'ın Nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem koyunun siyahının (kara ciğerinin) kızartılmasını emir buyurdu. Allah'a yemin ederim, bu koyunun içindeki siyahtan kendisine parça kesilmedik o yüz otuz kişiden kimse kalmadı. Eğer o kişi orada hazır bulunuyor ise hemen payını ona vermişti. Bulunmuyor ise onun için payını sakladı. Daha sonra yemeği iki kaba koydu. Hepimiz birlikte yedik ve doyduk. Ayrıca iki kapta da bir şeyler arttı. Ben de onu deveye yükledim." Ravi: Yahut Abdurrahman b. Ebi Bekı"in dediği gibi, demiştir

Narrated `Abdur-Rahman bin Abu Bakr:We were one hundred and thirty men sitting with the Prophet. The Prophet (ﷺ) said, "Have anyone of you any food with him?" It happened that one man had one Sa of wheat flour (or so) which was turned into dough then. After a while a tall lanky pagan came, driving some sheep. The Prophet (ﷺ) asked, 'Will you sell us (a sheep), or give (it to) us as a gift?" The pagan said, "No, but I will sell it " So the Prophet bought from him a sheep which was slaughtered, and then the Prophet (ﷺ) ordered that the liver, the kidneys, lungs and heart, etc., of that sheep be roasted. By Allah, none of those one hundred and thirty men but had his share of those things. The Prophet (ﷺ) gave to those who were present, and also kept a share for those who were absent He then served that cooked sheep in two big trays and we all ate together our fill; yet there remained a part of it in those two trays which I carried on the camel

Sahîh-i Buhârî No. 5383 Sahih

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حِينَ شَبِعْنَا مِنَ الأَسْوَدَيْنِ التَّمْرِ وَالْمَاءِ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bizim iki siyah denilen hurma ve sudan doyduğumuz zamanda vefat etti.' Hadis 5442 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Talha'nın kıssasından, misafir kabuleden kimsenin, misafirine ikram olmak üzere evinin kapısına kadar misafirini karşılamasının ziyafet adabından olduğu anlaşılmaktadır. İbn Battal dedi ki: Bu hadislerde doyuncaya kadar yemenin caiz olduğu ve bazen bunu yapmamanın da daha faziletli olduğu anlaşılmaktadır. Taberi ise şöyle demektedir: Şu kadar var ki, doyasıya yemek mubah ise de bunun vardığı bir son nokta olmalıdır. Bundan fazlası ise israftır. Bunun mutlak olarak mubah olan kısmı ise, yemek yiyen kimsenin Rabbine itaatine yardımcı olan ve yemeğin verdiği ağırlıktan ötürü üzerine vacip olan şeyleri eda etmekten geri bırakmayan miktardır

Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) died when we had satisfied our hunger with the two black things, i.e. dates and water

Sahîh-i Buhârî No. 5384 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ سَمِعْتُ بُشَيْرَ بْنَ يَسَارٍ، يَقُولُ حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ النُّعْمَانِ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى خَيْبَرَ، فَلَمَّا كُنَّا بِالصَّهْبَاءِ ـ قَالَ يَحْيَى وَهْىَ مِنْ خَيْبَرَ عَلَى رَوْحَةٍ ـ دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِطَعَامٍ، فَمَا أُتِيَ إِلاَّ بِسَوِيقٍ، فَلُكْنَاهُ فَأَكَلْنَا مِنْهُ، ثُمَّ دَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ وَمَضْمَضْنَا، فَصَلَّى بِنَا الْمَغْرِبَ وَلَمْ يَتَوَضَّأْ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ سَمِعْتُهُ مِنْهُ عَوْدًا وَبَدْءًا‏.‏

Suveyd b. en-Numan'dan, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'e çıktık. es-Sahba denilen yere varınca -Yahya: Burası Hayber'den yarım günlük uzaklıktadır, demiştir- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yiyecek bir şey getirilmesini emir buyurdu. Ona sadece sevlk getirildi. Onu ağzımızda evirip çevererek yedik. Daha sonra su aetirilmesini istedi. o da ağzını calkaladı. biz de (Ravilerden) Süfyan (b. Uyeyne) dedi ki: "Ben bu hadisi ondan (Yahya b. Said'den) önce de, sonra da işittim." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal, el-Mühelleb'den şöyle dediğini nakletmektedir: Ayetin Suveyd b. en-Numan'ın rivayet ettiği hadis ile olan ilişkisi, tefsir bilginlerinin zikrettiklerine göre şöyledir: Ashab-ı Kiram, yemek için bir araya geldiklerinde gözleri görmeyeni ayrı bir yerde, topalı ayrı bir yerde, hastayı ayrı bir yerde tutuyorlardı. Buna sebep ise sağlıklı kimselere göre daha ağır yemek yemeleridir. Çünkü onlardan daha çok yemek yiyerek günaha girmekten korkuyorlardı. Bu el-Kelbi'den rivayet edilmiştir. Ata b. Yezid de şöyle demiştir: Gözleri görmeyen bir kimse elini olmadık yere uzatmak suretiyle başkasının yemeğinden yemekten korkuyordu. Topal da aynı şekilde yemek yediği yerde genişçe oturmak ihtiyacını duyardı. Hasta olan kimse de hoş olmayan kokusu ile diğerlerini rahatsız etmekten çekinirdi. Bu ayet-i kerime nazil olarak bunlara başkaları ile birlikte yemek yemelerini mubah kıldı. İşte Suveyd'in rivayet ettiği hadiste ayetin ihtiva ettiği bu mana da söz konusudur. Çünkü onlar hep birlikte ellerini hazırda bulunan azığın içine daldırdılar. Oysa insanların bu husustaki hallerinin farklı oluşu nedeniyle hepsinin eşit yemeleri de imkansız bir şeydir. Şeriat koyucu ise bu husustaki fazlalık ve eksikliğine rağmen bu işi onlara caiz kılmıştır. Bundan ötürü bu şekilde hareket etmek mubahtır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. İbn Battalın açıklamaları burada sona ermektedir. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Başlık ile uygunluğu ayetin ortasındaki ifadelerdir. O da yüce Allah'ın: "Ve sizin için topluca yahut ayrı ayrı yemenizde de bir vebal yoktur. "(Nur, 61) buyruğudur. Bu buyruk herkesin yanında bulunanı ortaya koymak suretiyle yemek yemenin caiz oluşunda da asıl bir delildir. Bundan dolayı Buhari başlıkta herkesin yanında bulunanı ortaya koyması suretiyle yemek yemek demek olan "en-nihd"i söz konusu etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Narrated Suwaid bin An-Nu`man:We went out with Allah's Messenger (ﷺ) to Khaibar, and when we were at As-Sahba', (Yahya, a sub-narrator said, "As-Sahba' is a place at a distance of one day's journey to Khaibar)." Allah's Messenger (ﷺ) asked the people to bring their food, but there was nothing with the people except Sawiq. So we all chewed and ate of it. Then the Prophet (ﷺ) asked for some water and he rinsed his mouth, and we too, rinsed our mouths. Then he led us in the Maghrib prayer without performing ablution (again)

Sahîh-i Buhârî No. 5385 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ أَنَسٍ وَعِنْدَهُ خَبَّازٌ لَهُ فَقَالَ مَا أَكَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خُبْزًا مُرَقَّقًا وَلاَ شَاةً مَسْمُوطَةً حَتَّى لَقِيَ اللَّهَ‏.‏

Katade'den, dedi ki: "Enes r.a.'in yanında idik. Huzurunda onun ekmek pişiricisi de vardı. Enes dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın huzuruna varıncaya kadar ne inceltilmiş ekmek yedi, ne de közde kızartılmış koyun kebabı yedi. " Bu Hadis 5421 ve 6357 numara ile de var

Narrated Qatada:We were in the company of Anas whose baker was with him. Anas said, The Prophet (ﷺ) did not eat thin bread, or a roasted sheep till he met Allah (died)

Sahîh-i Buhârî No. 5386 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ يُونُسَ ـ قَالَ عَلِيٌّ هُوَ الإِسْكَافُ ـ عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، رضى الله عنه قَالَ مَا عَلِمْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَكَلَ عَلَى سُكُرُّجَةٍ قَطُّ، وَلاَ خُبِزَ لَهُ مُرَقَّقٌ قَطُّ، وَلاَ أَكَلَ عَلَى خِوَانٍ‏.‏ قِيلَ لِقَتَادَةَ فَعَلَى مَا كَانُوا يَأْكُلُونَ قَالَ عَلَى السُّفَرِ‏.‏

Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in küçük tabakta yemek yediğini de, inceltilmiş yufka ekmeği yediğini de, bir masa üzerinde yemek yediğini de asla bilmiyorum. Katade'ye: Peki neyin üzerinde yemek yerlerdi diye soruldu. Katade: Sofralar üzerinde diye cevap verdi. " Bu Hadis 5415 ve 6450 numara ile gelecektir

Narrated Anas:To the best of my knowledge, the Prophet (ﷺ) did not take his meals in a big tray at all, nor did he ever eat well-baked thin bread, nor did he ever eat at a dining table

Sahîh-i Buhârî No. 5387 Sahih

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنِي حُمَيْدٌ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسًا، يَقُولُ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَبْنِي بِصَفِيَّةَ فَدَعَوْتُ الْمُسْلِمِينَ إِلَى وَلِيمَتِهِ أَمَرَ بِالأَنْطَاعِ فَبُسِطَتْ فَأُلْقِيَ عَلَيْهَا التَّمْرُ وَالأَقِطُ وَالسَّمْنُ‏.‏ وَقَالَ عَمْرٌو عَنْ أَنَسٍ بَنَى بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَنَعَ حَيْسًا فِي نِطَعٍ‏.‏

Enes r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Hayber dönüşü) ikamet etti ve Safiye ile zifafa girdi. Ben de Müslümanları düğün yemeğine davet ettim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sofraların açılmasını emretti, sofralar yayıldı. Sofralara hurma, keş ve yağ bırakıldı." Amr da, Enes'den rivayetle şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safiye ile zifafa girdikten sonra deriden sofralar üzerinde Hays denilen yemeği yaptı

Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) halted to consummate his marriage with Safiyya. I invited the Muslims to his wedding banquet. He ordered that leather dining sheets be spread. Then dates, dried yoghurt and butter were put on those sheets. Anas added: The Prophet (ﷺ) consummated his marriage with Safiyya (during a journey) whereupon Hais (sweet dish) was served on a leather dining sheet

Sahîh-i Buhârî No. 5388 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، وَعَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، قَالَ كَانَ أَهْلُ الشَّأْمِ يُعَيِّرُونَ ابْنَ الزُّبَيْرِ يَقُولُونَ يَا ابْنَ ذَاتِ النِّطَاقَيْنِ‏.‏ فَقَالَتْ لَهُ أَسْمَاءُ يَا بُنَىَّ إِنَّهُمْ يُعَيِّرُونَكَ بِالنِّطَاقَيْنِ، هَلْ تَدْرِي مَا كَانَ النِّطَاقَانِ إِنَّمَا كَانَ نِطَاقِي شَقَقْتُهُ نِصْفَيْنِ، فَأَوْكَيْتُ قِرْبَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَحَدِهِمَا، وَجَعَلْتُ فِي سُفْرَتِهِ آخَرَ، قَالَ فَكَانَ أَهْلُ الشَّأْمِ إِذَا عَيَّرُوهُ بِالنِّطَاقَيْنِ يَقُولُ إِيهًا وَالإِلَهْ‏.‏ تِلْكَ شَكَاةٌ ظَاهِرٌ عَنْكَ عَارُهَا‏.‏

Vehb b. Keysan'dan, dedi ki: "Şam halkı İbnu'z-Zubeyr'i ayıplayarak: Ey iki kuşaklı kadının oğlu, diyorlardı. (Annesi) Esma ona dedi ki: Oğlum, onlar seni iki kuşak ile ayıplıyorlar. Bu iki kuşağın ne olduğunu biliyor musun? Bu benim bir kuşağımdı. Ben onu ortadan ikiye ayırdım ve onlardan birisi ile Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kırbasının ağzını bağladım, diğeri ile de azığının bulunduğu sofrasını bağladım." Vehb b. Keysan dedi ki: "Daha sonra Şam halkı onu iki kuşak ile ayıpladıkları vakit şöyle derdi: ilahıma yemin ederim ki doğru söylüyorsunuz. "Bu ayıbı senden uzak bir çirkinliktir" diyor (ve Ebu Zuheyb ez-Zühell'nin bu mısraını okuyor)du

Narrated Wahb bin Kaisan:The People of Sham taunted `Abdullah bin Az-Zubair by calling him "The son of Dhatin-Nataqain" (the woman who has two waist-belts). (His mother) (Asma, said to him, "O my son! They taunt you with "Nataqain". Do you know what the Nataqain were? That was my waist-belt which I divided in two parts. I tied the water skin of Allah's Messenger (ﷺ) with one part, and with the other part I tied his food container

Sahîh-i Buhârî No. 5389 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ أُمَّ حُفَيْدٍ بِنْتَ الْحَارِثِ بْنِ حَزْن ٍ ـ خَالَةَ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ أَهْدَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَمْنًا وَأَقِطًا وَأَضُبًّا، فَدَعَا بِهِنَّ فَأُكِلْنَ عَلَى مَائِدَتِهِ، وَتَرَكَهُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَالْمُسْتَقْذِرِ لَهُنَّ، وَلَوْ كُنَّ حَرَامًا مَا أُكِلْنَ عَلَى مَائِدَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ أَمَرَ بِأَكْلِهِنَّ‏.‏

İbn Abbas'tan rivayete göre "İbn Abbas'ın teyzesi olan el-Haris b. Hazm'in kızı Ümmü Tufeyl, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir miktar tereyağı, keş ve birkaç keler hediye etmişti. O da bunların getirilmesini emir buyurdu. Sofrası üzerinde bunlar yenildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. onlardan tiksinmiş gibi o kelerleri yiyemedi. Eğer kelerlerin yenilmesi haram olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sofrası üzerinde bunlar yenilmez ve yenilmelerini de emretmezdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnceltilmiş ekmek ve masa üstünde ve sofrada yemek yemek." İnceltilmiş ekmek ile ilgili olarak Iyad şunları söylemektedir: İnceıtilmiş ekmektenmaksat, beyaz ekmek ve benzeri ekmekler gibi yumuşatılmış, güzelleştirilmiş ekmek demektir. İnceltmek (terklk) yumuşatmak anlamındadır. Çünkü o dönemde Araplarda elek yoktu. İnceltilmiş (anlamındaki murakkak) lafzı bazen ince ve geniş ekmek anlamına da gelir. İbnu'l-Cevzl de şöyle demiştir: Bu, hafif olan ekmek anlamındadır. Kendisi ile (hamurun) inceltildiği tahta (merdane) olan er-Rikak'tan alınmış gibidir. Masa, üzerinde yemek bulunmayan, yemek yenilen araçtır. Sofra ise üzerinde yemek konulan örtü hakkında kullanılması meşhurdur, ama asıl anlamı yemeğin kendisidir. "Enes'in ekmek pişiricisi yanında iken biz de Enes'in yanında idik." Taberanı'de Raşid b. Ebi Raşid yoluyla şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Enes'in kendisine bazı kurutmalar yapan, on iki tür yemek pişiren ve ona elenmiş undan ekmek pişirip tereyağı ile yoğuran bir kölesi vard!." Elenmiş un (el-huvarı) ardı arkasına defalarca elenen has un demektir. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne inceltilmiş ekmek, ne de közde kızartılıp kebap yapılmış koyun yedi." el-Mesmut (közde kızartılıp kebap yapılmış), sıcak su ile tüyleri izale edildikten sonra derisi ile közde pişirilen ya da tencerede haşlanarak pişirilen ete denilir. Bu şekildeki pişirme, körpe ve yaşı küçük olanlar için söz konusudur. Böyle bir iş iki bakımdan mutı'ef (varlıklı ve rahat) yaşayan kimselerin işlerindendir. Birincisi eğer hayatta kalacak olsaydı, değeri artacak olan bir hayvanı erken dönemde kesmektir. İkincisi ise derisi soyulan bir hayvanın postundan giyecek olarak ya da başka bir şekilde yararlanılır. Ancak bu şekilde pişirmek deriyi kullanılmaz hale getirir. İbn Battal el-Masmut'un közde kızartılarak pişirilmiş olduğu kanaatini kabul etmiştir. "Sukurruce'de" İbn Mekkl der ki: Sukurruce, içinde yemek yenen küçük kaplara denilir. Hocamız da "TirmiziŞerhi" adlı eserinde şunları söylemiştir: Nebi efendimizin sukurruce (denilen küçük tabaklarda) yemek yememesi ya o dönemde onların beldesinde bunların yapılmayışından dolayıdır yahut bu kapları küçük bulduğundan ötürüdür. Çünkü yemek etrafında bir araya gelip toplanmak onların adeti idi. "Hişam, babasından ve Vehb b. Keysan'dan." Buradaki İbnu'z-Zubeyr, Abdullah b. ez-Zubeyr'dir. Şam ehlinden maksat ise Haccac b. Yusufun askerleridir. Onlar Abdulmelik b. Mervan tarafından görevlendirilmişlerdi ve onunla savaşıyorlardı. Yahut daha önce Yezid b. Muaviye'nin emri üzere onunla savaşmış bulunan el-Husayn b. Numeyr'in askerleri de olabilirler. "Ben kuşağımı ortadan ikiye böldüm ve bir parçası ile kırbasının ağzını bağladım." Medine'ye hicret bahsinde Ebu Bekr es-Sıddık'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Medine'ye hicret ettiğinde bunu böyle yapmasını em rettiği geçmiş bulunmaktadır. "Bu ayıbı, senden uzak bir çirkinliktir." Buradaki "şekat (çirkinlik)" çirkin bir sözü yüksek sesle söylemek demektir. Zahir lafzı ise uzak anlamındadır. el-Hattabı dedi ki: Yani bu, senden kaldırılmış bir çirkinliktir. Dolayısıyla bunun seninle ilgisi yoktur

Narrated Ibn `Abbas:that his aunt, Um Hufaid bint Al-Harith bin Hazn, presented to the Prophet (ﷺ) butter, dried yoghurt and mastigures. The Prophet (ﷺ) invited the people to those mastigures and they were eaten on his dining sheet, but the Prophet (ﷺ) did not eat of it, as if he disliked it. Nevertheless. if it was unlawful to eat that, the people would not have eaten it on the dining sheet of the Prophet (ﷺ) nor would he have ordered that they be eaten

Sahîh-i Buhârî No. 5390 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سُوَيْدِ بْنِ النُّعْمَانِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّهُمْ، كَانُوا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالصَّهْبَاءِ ـ وَهْىَ عَلَى رَوْحَةٍ مِنْ خَيْبَرَ ـ فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ، فَدَعَا بِطَعَامٍ فَلَمْ يَجِدْهُ إِلاَّ سَوِيقًا، فَلاَكَ مِنْهُ فَلُكْنَا مَعَهُ، ثُمَّ دَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ، ثُمَّ صَلَّى وَصَلَّيْنَا، وَلَمْ يَتَوَضَّأْ‏.‏

Suveyd b. en-Numan'dan rivayete göre "es-Sahba denilen yerde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iie birlikte idiler. -Burası Hayber'den yarım gün uzaklıkta bir yerdir.- Namaz vakti girdi. Nebi yiyecek bir şeyler getirilmesini emir buyurdu. Sevikten başka bir şey getirilmediğini gördü. Ondan bir kısmını alıp ağzında evire çevire çiğnedi. Biz de onunla birlikte (onu) ağzımızda çiğnedik. Daha sonra su getirilmesini söyledi ve ağzını çalkaladı. Arkasından abdest almaksızın namaz kıldı, biz de kıldık

Narrated Suwaid bin An-Nu`man:that while they were with the Prophet (ﷺ) at As-Sahba' which was at a distance of one day's journey from Khaibar the prayer became due, and the Prophet (ﷺ) asked the people for food but there was nothing with the people except Sawiq. He ate of it and we ate along with him, and then he asked for water and rinsed his mouth (with it), and then offered the (Maghrib) prayer and we too offered the prayer but the Prophet did not perform ablution (again after eating the Sawiq)

Sahîh-i Buhârî No. 5391 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو أُمَامَةَ بْنُ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ الأَنْصَارِيُّ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ الَّذِي يُقَالُ لَهُ سَيْفُ اللَّهِ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، دَخَلَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مَيْمُونَةَ ـ وَهْىَ خَالَتُهُ وَخَالَةُ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ فَوَجَدَ عِنْدَهَا ضَبًّا مَحْنُوذًا، قَدِمَتْ بِهِ أُخْتُهَا حُفَيْدَةُ بِنْتُ الْحَارِثِ مِنْ نَجْدٍ، فَقَدَّمَتِ الضَّبَّ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ قَلَّمَا يُقَدِّمُ يَدَهُ لِطَعَامٍ حَتَّى يُحَدَّثَ بِهِ وَيُسَمَّى لَهُ، فَأَهْوَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ إِلَى الضَّبِّ، فَقَالَتِ امْرَأَةٌ مِنَ النِّسْوَةِ الْحُضُورِ أَخْبِرْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا قَدَّمْتُنَّ لَهُ، هُوَ الضَّبُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَرَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ عَنِ الضَّبِّ، فَقَالَ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ أَحَرَامٌ الضَّبُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏ "‏ لاَ وَلَكِنْ لَمْ يَكُنْ بِأَرْضِ قَوْمِي فَأَجِدُنِي أَعَافُهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ خَالِدٌ فَاجْتَرَرْتُهُ فَأَكَلْتُهُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ إِلَىَّ‏.‏

İbn Abbas'tan rivayete göre, kendisine Allah'ın kılıcı (Seyfullah) denilen Halid b. el-Velid'in haber verdiğine göre o (Halid), Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Meymune'nin huzuruna girdi -ki bu Meymune hem Halid b. el-Velid'in, hem İbn Abbas'ın teyzesi idi- onun yanında kızartılmış keler buldu.!. Bu keleri Necid'den Meymune'nin kız kardeşi el-Haris'in kızı Hufeyde getirmişti. Keleri Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne getirip koydu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e o yemekten söz edilip, adı söylenmedikçe yiyecek bir şeye elini uzattığı çok nadir idi. Resulullah elini kelere uzattı. Orada hazır bulunan kadınlardan birisi: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e takdim ettiğinizin ne olduğunu haber veriniz, dedi. Onlar da: O kelerdir, ey Allah'ın Rasulü deyince. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kelerden elini çekti. Halid b. el-Velid: Ey Allah'ın Rasulü, keler haram mıdır, diye sordu. Allah Rasulü: Hayır. Fakat bu benim kavmimin yaşadığı bölgede yoktu. Ondan tiksindiğimi hissediyorum, dedi. Halid dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana bakıp dururken o keleri ben önüme çekip yedim. " Bu Hadis 5400 ve 5537 numara ile gelecektir

Narrated Khalid bin Al-Walid:That he went with Allah's Messenger (ﷺ) to the house of Maimuna, who was his and Ibn `Abbas' aunt. He found with her a roasted mastigure which her sister Hufaida bint Al-Harith had brought from Najd. Maimuna presented the mastigure before Allah's Messenger (ﷺ) who rarely started eating any (unfamiliar) food before it was described and named for him. (But that time) Allah's Messenger (ﷺ) stretched his hand towards the (meat of the) mastigure whereupon a lady from among those who were present, said, "You should inform Allah's Messenger (ﷺ) of what you have presented to him. O Allah's Messenger (ﷺ)! It is the meat of a mastigure." (On learning that) Allah's Messenger (ﷺ) withdrew his hand from the meat of the mastigure. Khalid bin Al-Walid said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Is this unlawful to eat?" Allah's Messenger (ﷺ) replied, "No, but it is not found in the land of my people, so I do not like it." Khalid said, "Then I pulled the mastigure (meat) towards me and ate it while Allah's Messenger (ﷺ) was looking at me

Sahîh-i Buhârî No. 5392 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ طَعَامُ الاِثْنَيْنِ كَافِي الثَّلاَثَةِ، وَطَعَامُ الثَّلاَثَةِ كَافِي الأَرْبَعَةِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İki kişinin yemeği üç kişiye, üç kişinin yemeği de dört kişiye yeter." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter." Cerir'den şöyle dediği nakledilmiştir: Hadis, bir kişiyi doyuran bir yemeğin iki kişinin açlığını giderebileceği manasınadır. İki kişilik yemek de dört kişinin açlığını giderir. el-Mühelleb dedi ki: Bu hadislerle, fazilete ve yetecek kadarı ile kanaat etmeye teşvik kastedilmektedir. Yoksa bundan maksat, yeterli olan miktarın münhasıran tespiti değildir. Maksat başkalarının görüp gözetilmesi gereğini anlatmak ve yemeği olan iki kişinin hazır bulunanlara göre yemeklerine üçüncüsünü, gerekirse de dördüncüsünü katmaya teşvik etmektir. İbn Mace'deki Ömer yoluyla gelen hadiste şu lafız ile zikredilmiştir: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter. İki kişinin yemeği üç kişiye ve dört kişiye yeter. Dört kişinin yemeği de beş kişiye ve altı kişiye yeter." Abdurrahman b. Ebi Bekr'in rivayet ettiği hadiste Ebu Bekr'in misafirleri ile ilgili kıssada da şu ibareler yer almıştır: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle . buyurdu: Kimin yanında iki kişilik bir yemek varsa üçüncü bir kişiyi alıp gitsin, kimin yanında dört kişilik yemek varsa beşincisini ya da altıncısını alıp gitsin." Taberani'de İbn Ömer yoluyla gelen hadis de bundaki illetin ne olduğuna işaret vardır. Hadisin baş tarafları şöyledir: Hep birlikte yiyiniz ve dağılmayınız. Çünkü bir kişinin yemeği ikikişiye yeter." İşte bu hadisten, yetecek miktarın aslında toplu olmak bereketinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Topluluk ne kadar çoğalırsa, bereket de o kadar artar. Tirmizi de İbn Ömer'in hadisine işaret etmiş, ayrıca el-Bezzar da Semura'dan, Ömer'in rivayet ettiği hadise yakın bir hadis nakletmiş, sonunda da "ve Allah'ın eli cemaatin üzerindedir" fazlalığını da kaydetmiştir. İbnu'l-Münzir de şöyle demektedir: Ebu Hureyre'nin hadisinden yemeklerin topluca yenilmesinin müstehap olduğu ve kişinin tek başına yemek yememesi gerektiği anlaşılmaktadır. Yine hadiste başkasının gözetilmesi halinde bereketin de elde edileceğine ve hazır bulunanların hepsini kapsayacağına işaret vardır. Ayrıca hadisten, kişinin yanında bulunan yiyeceği küçümseyerek onu misafirlerin önÜne koymaktan çekinmemesi gerektiği de anlaşılmaktadır. Çünkü az bir miktar ile dahi yetinmek mümkün olabilir. Yani kişi bu yolla açlığını giderebilir ve bünyesinin de ayakta durmasını sağlayabilir, yoksa gerçek manada tokluk olmayabilir

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The food for two persons is sufficient for three, and the food of three persons is sufficient for four persons

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya