721 hadis bulundu · sayfa 9/37
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ أَعْرَابِيًّا بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الإِسْلاَمِ، فَأَصَابَهُ وَعْكٌ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي. فَأَبَى، ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي. فَأَبَى، فَخَرَجَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ، تَنْفِي خَبَثَهَا، وَيَنْصَعُ طِيبُهَا ".
Narrated Jabir bin `Abdullah:A bedouin gave the Pledge of allegiance to Allah's Messenger (ﷺ) for Islam and the bedouin got a fever where upon he said to the Prophet (ﷺ) "Cancel my Pledge." But the Prophet (ﷺ) refused. He came to him (again) saying, "Cancel my Pledge.' But the Prophet (ﷺ) refused. Then (the bedouin) left (Medina). Allah's Apostle said: "Medina is like a pair of bellows (furnace): It expels its impurities and brightens and clears its good
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ،. أَنَّ أَعْرَابِيًّا، بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الإِسْلاَمِ فَأَصَابَ الأَعْرَابِيَّ وَعْكٌ بِالْمَدِينَةِ، فَأَتَى الأَعْرَابِيُّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَقِلْنِي بَيْعَتِي، فَأَبَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي فَأَبَى، ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي فَأَبَى فَخَرَجَ الأَعْرَابِيُّ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ تَنْفِي خَبَثَهَا وَيَنْصَعُ طِيبُهَا ".
Cabir b. Abdullah'ın nakline göre bedevinin biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İslam üzere bey'at etmişti. Sonra bu kişiye Medine'de bir humma hastalığı isabet etti de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek "Ya Resulallah! Benim bey'at mı çöz de (çöle döneyim)!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu kabul etmedi. Sonra o kişi tekrar geldi ve yine "Benim bey'atımı çöz (de ben yine çöle döneyim!)" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu isteği yine kabul etmedi. Bunun üzerine bedevi (çöle dönmek üzere) çıkıp gitti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Medine demirci körüğü gibidir. Pislikleri dışarı atar, temiz olanı alıkor" buyurdu. İmam Buhari bu konuda bedevi ile ilgili olarak Cabir hadisine yer verdi. Bu hadisin açıklaması 45.bab da 2355.sayfada geçti
Narrated Jabir bin `Abdullah:A bedouin gave the Pledge of allegiance to Allah's Messenger (ﷺ) for Islam. Then the bedouin got fever at Medina, came to Allah's Messenger (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Cancel my Pledge," But Allah's Apostle refused. Then he came to him (again) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Cancel my Pledge." But the Prophet (ﷺ) refused Then he came to him (again) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Cancel my Pledge." But the Prophet (ﷺ) refused. The bedouin finally went out (of Medina) whereupon Allah's Messenger (ﷺ) said, "Medina is like a pair of bellows (furnace): It expels its impurities and brightens and clears its good
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، عَنْ حَبِيبٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَبَّيْنَا بِالْحَجِّ وَقَدِمْنَا مَكَّةَ لأَرْبَعٍ خَلَوْنَ مِنْ ذِي الْحِجَّةِ، فَأَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَطُوفَ بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، وَأَنْ نَجْعَلَهَا عُمْرَةً وَلْنَحِلَّ، إِلاَّ مَنْ كَانَ مَعَهُ هَدْىٌ قَالَ وَلَمْ يَكُنْ مَعَ أَحَدٍ مِنَّا هَدْىٌ غَيْرَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَطَلْحَةَ، وَجَاءَ عَلِيٌّ مِنَ الْيَمَنِ مَعَهُ الْهَدْىُ فَقَالَ أَهْلَلْتُ بِمَا أَهَلَّ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا نَنْطَلِقُ إِلَى مِنًى وَذَكَرُ أَحَدِنَا يَقْطُرُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لَوِ اسْتَقْبَلْتُ مِنْ أَمْرِي مَا اسْتَدْبَرْتُ مَا أَهْدَيْتُ، وَلَوْلاَ أَنَّ مَعِي الْهَدْىَ لَحَلَلْتُ ". قَالَ وَلَقِيَهُ سُرَاقَةُ وَهْوَ يَرْمِي جَمْرَةَ الْعَقَبَةِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلَنَا هَذِهِ خَاصَّةً قَالَ " لاَ بَلْ لأَبَدٍ ". قَالَ وَكَانَتْ عَائِشَةُ قَدِمَتْ مَكَّةَ وَهْىَ حَائِضٌ، فَأَمَرَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ تَنْسُكَ الْمَنَاسِكَ كُلَّهَا، غَيْرَ أَنَّهَا لاَ تَطُوفُ وَلاَ تُصَلِّي حَتَّى تَطْهُرَ، فَلَمَّا نَزَلُوا الْبَطْحَاءَ قَالَتْ عَائِشَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَنْطَلِقُونَ بِحَجَّةٍ وَعُمْرَةٍ وَأَنْطَلِقُ بِحَجَّةٍ. قَالَ ثُمَّ أَمَرَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ أَنْ يَنْطَلِقَ مَعَهَا إِلَى التَّنْعِيمِ، فَاعْتَمَرَتْ عُمْرَةً فِي ذِي الْحَجَّةِ بَعْدَ أَيَّامِ الْحَجِّ.
Cabir b. Abdullah şöyle anlatmıştır: Bizler (veda haccı yolunda) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemla birlikte idik. Yalnız hac niyetiyle ihrama girdik ve iilhiccenin dördünde Mekke'ye geldik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize Kabe'yi tavaf, Safa ile Merve arasında sa'y yapmamızı ve bu haccımızı umre yapmamızı, ardından da -beraberinde kurbanlık bulunanlar hariç- ihramdan çıkmamızı emretti. Cabir şöyle devam etti: İçimizde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Talha'dan başka kimsenin beraberinde kurbanlık yoktu. Ali Yemen'den gelmiş, kurbanını beraberinde getirmişti. O "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ihrama girdiği gibi ihramlandım" dedi. Bu sözü duyanlar "Bizler Mina'ya cinsel isteklerimizi yerine getirerek giderken (Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihramh kalacaktır)" dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözleri işitince: "Eğer ben (hac aylarında umremin caiz olduğunu şimdi) bildiğim gibi (ihrama girerken de) önceden bilmiş olsaydım, kurban sevketmezdim. Yanımda kurbanım olmasaydı, şimdi (ben de sizin gibi) ihramdan çıkardım" buyurdu. Cabir şöyle dedi: Süraka b. Malik el-Müdlici, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Akabe cemresini taşlarken onunla karşılaştı da "Ya Resulallah! Bu (haccı umreye çevirmek) bize mi mahsustur?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır, size mahsus değildir, ebedidir" buyurdu. Cabir şöyle devam etti: Hz. Aişe radıyallShu anhS Mekke'ye adet halinde geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona bütün hac ibadetlerini yapmasını, yalnız temizleninceye kadar Kabe'yi tavaf etmemesini ve namaz kılmamasını emretti. Nihayet Batha denilen yere konakladıkları zaman Hz. Aişe radıyallShu anha (temizlendi ve tavaf etti ve) "Ya Resulallah! Sizler bir hac ve bir umre ile dönerken ben bir tek hac ile mi döneceğim?" dedi. Ravi şöyle' devam etti: Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hz. Aişe radıyallShu anhs'nın kardeşi Abdurrahman b. Ebi Bekr'e kızkardeşiyle birlikte Ten'im'e gitmesini emretti. Ve Hz. Aişe radıyallShu anhS, hac günlerinden sonra zilhicce ayında oradan ihrama girerek umre yaptı." Bu hadisin geniş bir açıklaması Hac Bölümünde 1568 no ile geçmişti
Narrated Jabir bin `Abdullah:We were in the company of Allah's Messenger (ﷺ) and we assumed the state of Ihram of Hajj and arrived at Mecca on the fourth of Dhul-Hijja. The Prophet (ﷺ) ordered us to perform the Tawaf around the Ka`ba and (Sa`i) between As-Safa and Al-Marwa and use our Ihram just for `Umra, and finish the state of Ihram unless we had our Hadi with us. None of us had the Hadi with him except the Prophet (ﷺ) and Talha. `Ali came from Yemen and brought the Hadi with him. `Ali said, 'I had assumed the state of Ihram with the same intention as that with which Allah's Messenger (ﷺ) had assumed it. The people said, "How can we proceed to Mina and our male organs are dribbling?" Allah's Messenger (ﷺ) said, "If I had formerly known what I came to know latterly, I would not have brought the Hadi, and had there been no Hadi with me, I would have finished my Ihram." Suraqa (bin Malik) met the Prophet (ﷺ) while he was throwing pebbles at the Jamrat-Al-`Aqaba, and asked, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Is this (permitted) for us only?" The Prophet (ﷺ) replied. "No, it is forever" `Aisha had arrived at Mecca while she was menstruating, therefore the Prophet (ﷺ) ordered her to perform all the ceremonies of Hajj except the Tawaf around the Ka`ba, and not to perform her prayers unless and until she became clean . When they encamped at Al-Batha, `Aisha said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! You are proceeding after performing both Hajj and `Umra while I am proceeding with Hajj only?" So the Prophet (ﷺ) ordered `Abdur-Rahman bin Abu Bakr As-Siddiq to go with her to at-Tan`im, and so she performed the `Umra in Dhul-Hijja after the days of the Hajj
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ نَدَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْخَنْدَقِ فَانْتَدَبَ الزُّبَيْرُ، ثُمَّ نَدَبَهُمْ فَانْتَدَبَ الزُّبَيْرُ، ثُمَّ نَدَبَهُمْ فَانْتَدَبَ الزُّبَيْرُ فَقَالَ " لِكُلِّ نَبِيٍّ حَوَارِيٌّ وَحَوَارِيِّ الزُّبَيْرُ ". قَالَ سُفْيَانُ حَفِظْتُهُ مِنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ. وَقَالَ لَهُ أَيُّوبُ يَا أَبَا بَكْرٍ حَدِّثْهُمْ عَنْ جَابِرٍ، فَإِنَّ الْقَوْمَ يُعْجِبُهُمْ أَنْ تُحَدِّثَهُمْ عَنْ جَابِرٍ. فَقَالَ فِي ذَلِكَ الْمَجْلِسِ سَمِعْتُ جَابِرًا فَتَابَعَ بَيْنَ أَحَادِيثَ سَمِعْتُ جِابِرًا، قُلْتُ لِسُفْيَانَ فَإِنَّ الثَّوْرِيَّ يَقُولُ يَوْمَ قُرَيْظَةَ فَقَالَ كَذَا حَفِظْتُهُ كَمَا أَنَّكَ جَالِسٌ يَوْمَ الْخَنْدَقِ. قَالَ سُفْيَانُ هُوَ يَوْمٌ وَاحِدٌ. وَتَبَسَّمَ سُفْيَانُ.
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek günü bana kim (düşman ile ilgili haber getirebilir diye) ashabına çağrıda bulundu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu isteğine ZUbeyr icabet etti. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu isteğinı tekrarladı. Aynı şekilde bu isteğe ZUbeyr icabet etti. Sonra yine böyle bir istekte bulundu. Bu sefer yine ZUbeyr icabet etti. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her Nebiin bir havarisi vardır, benim havarim ZUbeyr'dir" buyurdu .. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ZUbeyr' i düşmanın durumunu öğrenip haber getirmesi için tek başına öncü ve casus olarak göndermesi" başlığıyla İmam Buhari bu konuda Cabir hadisine yer vermiştir. Bu, haber-i vahide göre amel etmenin caizliğine dair zikredilen ondördüncü hadis yukarıda geçti. Bu hadisin açıklaması Cihad bölümünde de ayrıca geçmişti
Narrated Jabir bin `Abdullah:On the day of (the battle of) the Trench, the Prophet (ﷺ) called the people (to bring news about the enemy). Az-Zubair responded to his call. He called them again and Az-Zubair responded to his call again; then he called them for the third time and again Az-Zubair responded to his call whereupon the Prophet said, "Every prophet has his Hawairi (helper), and Az-Zubair is my Hawari
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَادَةَ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ، حَدَّثَنَا سَلِيمُ بْنُ حَيَّانَ ـ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ـ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ، حَدَّثَنَا أَوْ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ جَاءَتْ مَلاَئِكَةٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ نَائِمٌ فَقَالَ بَعْضُهُمْ إِنَّهُ نَائِمٌ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِنَّ الْعَيْنَ نَائِمَةٌ وَالْقَلْبَ يَقْظَانُ. فَقَالُوا إِنَّ لِصَاحِبِكُمْ هَذَا مَثَلاً فَاضْرِبُوا لَهُ مَثَلاً. فَقَالَ بَعْضُهُمْ إِنَّهُ نَائِمٌ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِنَّ الْعَيْنَ نَائِمَةٌ وَالْقَلْبَ يَقْظَانُ. فَقَالُوا مَثَلُهُ كَمَثَلِ رَجُلٍ بَنَى دَارًا، وَجَعَلَ فِيهَا مَأْدُبَةً وَبَعَثَ دَاعِيًا، فَمَنْ أَجَابَ الدَّاعِيَ دَخَلَ الدَّارَ وَأَكَلَ مِنَ الْمَأْدُبَةِ، وَمَنْ لَمْ يُجِبِ الدَّاعِيَ لَمْ يَدْخُلِ الدَّارَ وَلَمْ يَأْكُلْ مِنَ الْمَأْدُبَةِ. فَقَالُوا أَوِّلُوهَا لَهُ يَفْقَهْهَا فَقَالَ بَعْضُهُمْ إِنَّهُ نَائِمٌ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِنَّ الْعَيْنَ نَائِمَةٌ وَالْقَلْبَ يَقْظَانُ. فَقَالُوا فَالدَّارُ الْجَنَّةُ، وَالدَّاعِي مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم فَمَنْ أَطَاعَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ، وَمَنْ عَصَى مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَقَدْ عَصَى اللَّهَ، وَمُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم فَرْقٌ بَيْنَ النَّاسِ. تَابَعَهُ قُتَيْبَةُ عَنْ لَيْثٍ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ جَابِرٍ، خَرَجَ عَلَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: Bir gün melekler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyurken kendisine geldiler. İçlerinden biri "O uyuyor" dedi. Bir diğeri "Gözü uyuyor ama kalbi uyanıktır" dedi. Melekler "Bu arkadaşınız bir örnektir" dediler. İçlerinden biri "Onu örnek veriniz" dedi. Bir diğeri "O uyuyor" dedi. Bazıları "Gözü uyuyor ama kalbi uyanıktır" dediler. Melekler şöyle dediler: O, bir ev yapıp, içinde ziyafet veren ve sonra halkı yemeğe davet eden kimseye benzer. Davetçiye icabet eden eve girer ve ziyafetten yer. Davetçiye uymayan eve girmez, ziyafetten yemez. Melekler "Bunu ona tevil edin de anlasın" dediler. İçlerinden birisi "O uyuyor" dedi. Bazıları "Gözü uyuyor ama kalbi uyanıktır" dediler. Sonra hep birlikte "Burada yer alan ev cennet, davetçi Hz. Muhammed'dir. Muhammed'e itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur. Ona karşı gelen Allah'a karşı gelmiştir. Muhammed insanların arasını ayırmıştır" dediler
Narrated Jabir bin `Abdullah:Some angels came to the Prophet (ﷺ) while he was sleeping. Some of them said, "He is sleeping." Others said, "His eyes are sleeping but his heart is awake." Then they said, "There is an example for this companion of yours." One of them said, "Then set forth an example for him." Some of them said, "He is sleeping." The others said, "His eyes are sleeping but his heart is awake." Then they said, "His example is that of a man who has built a house and then offered therein a banquet and sent an inviter (messenger) to invite the people. So whoever accepted the invitation of the inviter, entered the house and ate of the banquet, and whoever did not accept the invitation of the inviter, did not enter the house, nor did he eat of the banquet." Then the angels said, "Interpret this example to him so that he may understand it." Some of them said, "He is sleeping.'' The others said, "His eyes are sleeping but his heart is awake." And then they said, "The houses stands for Paradise and the call maker is Muhammad; and whoever obeys Muhammad, obeys Allah; and whoever disobeys Muhammad, disobeys Allah. Muhammad separated the people (i.e., through his message, the good is distinguished from the bad, and the believers from the disbelievers)
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الْمُنْكَدِرِ، يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ مَرِضْتُ فَجَاءَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي وَأَبُو بَكْرٍ وَهُمَا مَاشِيَانِ، فَأَتَانِي وَقَدْ أُغْمِيَ عَلَىَّ فَتَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَبَّ وَضُوءَهُ عَلَىَّ فَأَفَقْتُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ فَقُلْتُ أَىْ رَسُولَ اللَّهِ ـ كَيْفَ أَقْضِي فِي مَالِي كَيْفَ أَصْنَعُ فِي مَالِي قَالَ فَمَا أَجَابَنِي بِشَىْءٍ حَتَّى نَزَلَتْ آيَةُ الْمِيرَاثِ.
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle anlatmıştır: Hastalandığımda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir yürüyerek beni ziyarete geldiler. Bana geldiklerinde bayılmış halde idim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem abdest aldı. Sonra abdest aldığı sudan benim üzerime döktü. Ben bunun üzerine ayıldım ve "Ya Resulallah! -Ravi Süfyan, bu hitabı ey 'Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem' şeklinde nakletmiş olabilir- Malım hakkında nasıl hükmedeyim, malım hakkında nasıl davranayım" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana miras ayeti ininceye kadar hiçbir cevap vermedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Başlıktan anlaşılan şudur: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hakkında vahiy inmeyen bir şey sorulduğunda iki durum sözkonusuydu: Ya bu soruya "bilmiyorum" diye cevap verir ya da kendisine vahiyle açıklaması gelinceye kadar susardı. Burada "vahiy" kelimesinden maksat, okunmasıyla ibadet edilen Kur'an ve bunun dışında başka şeyleri kapsar. "Bilmiyorum" ifadesi için İmam Buhari herhangi bir delil zikretmemiştir. Çünkü mu allak ve mevsul her iki hadis ikinci şık için örnektir. Öyle anlaşılıyor ki İmam Buhari, başlıkta buna benzer şeylerde adeti olduğu üzere bu konuda varid olan habere işaret etmiştir. Fakat -haber delil olmaya elverişli olsa bile- onun gerekli gördüğü şartı taşıyan herhangi bir rivayet sabit değildir. Bu konuda birçok hadis vardır. Bunlardan biri İbn Ömer'in rivayet ettiği şu hadistir: "Adamın biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip 'dünyanın hangi köşesi daha hayırlıdır?' diye sordu. O da 'bilmiyorum' dedi. Akabinde kendisine Cebrail ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu soruyu ona sordu. Cebrail de 'bilmiyorum' dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Rabbine sor' deyince Cebrail öyle bir sarsıldı ki. .. " Hadisi İbn Hibban rivayet etmiştir. Hakim de CUbeyr b. Mut'im'den buna benzer şekilde nakletmiştir.(Hakim, Müstedrek, I, 167, II, 9) "Rey ve kıyasa göre hüküm vermezdi." Evza! "İlim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerinden nakledilen şeylerdir. Onlardan gelmeyenler ilim değildir" demiştir. Ebu Ubeyd ve Yakub b. Şeybe'nin nakline göre İbn Mesud şöyle demiştir: "İnsanlar Muhammed'in sahabilerinden, onların büyüklerinden kendilerine ilim geldiği sürece hayır içinde kalmaya devam edeceklerdir. Onların küçüklerinden kendilerine ilim geldiğinde hevesleri ve arzuları birbirinden farklı olduğunda helak olurlar." Ebu Ubeyde bu sözü şöyle tefsir etmiştir: Sahabe ve onlara iyilikle tabi olan önde gelen büyüklerden nakledilen her şey, miras olarak alınan ilimdir. Onlardan sonra gelenlerin uydurdukları ise kınanmıştır. Selef bilginleri ilimle reyi birbirinden ayırıyorlar, sünnete "ilim" derken, bunun dışındakilere "rey" diyorlardı. Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: İlim, Nebiden sonra sahabilerden alınır. Sahabi yoksa kişi tabiOndan ilim almakta muhayyerdir. Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediği nakledilir: Hulefa-yı Raşidın'den gelen şeyler sünnetten sayılır. Onların dışındaki sahabilerden "Bu sünnettir" diyen kimsenin ifadesini reddetmem. İbnü'l-Mübarek, "Hükme esas alınacak olan haber olmalıdır, reyden de size haberi tefsir edeni alınız" demiştir. Kısacası, rey kitap veya sünnetten bir nakle dayalıysa övülmüştür. İlimden dayanağı yoksa kınanmıştır. Abdullah b. Amr'ın yukarıdaki hadisi, bunu ifade etmektedir. Çünkü o, ilmin yok olmasından sonra cahillerin kendi görüşlerine dayanarak fetva vereceklerini söylemiştir
Narrated Jabir bin `Abdullah:I fell ill, Allah's Messenger (ﷺ) and Abu Bakr came to visit me on foot. The Prophet (ﷺ) came to me while I was unconscious. Allah's Messenger (ﷺ) performed ablution and poured the Remaining water of his ablution over me whereupon I became conscious and said, 'O Allah's Messenger (ﷺ)! How should I spend my wealth? Or how should I deal with my wealth?" But the Prophet (ﷺ) did not give me any reply till the Verse of the laws of inheritance was revealed
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ لَمَّا نَزَلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم {قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ} قَالَ " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". {أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ} قَالَ " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". فَلَمَّا نَزَلَتْ {أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ} قَالَ " هَاتَانِ أَهْوَنُ أَوْ أَيْسَرُ ".
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Deki onun sizin üstünüzden bir azap göndermeye gücü yeter" ayeti inince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Rabbim senin zatına sığınırım!" dedi. "Yahut ayaklarınızın altından bir azap göndermeye kadirdir" ifadesinden sonra "Senin zatına sığınırım!" dedi. "Veya birbirinize düşürüp, kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter" ayeti inince "Bu iki özellik daha hafiftir -veya- daha kolaydır!" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari burada "De ki o sizin üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye gücü yeter" ayetinin inişi konusunda Cabir hadisine yer verdi. Bu hadisin geniş bir açıklaması En'am suresinin tefsirinde geçmişti. Bunun bir önceki başlıkla ilişkisine gelince, ümmetin tümünün değil, bir kısmının düşmanlarına galip gelmesi, aralarında farklılık olmasını gerekli kılmaktadır. Hatta bunlarıniçinden bir zümre belli bir niteliği almada tek başına kalmıştır. ÇÜnkü sözü edilen zümrenin galip gelmesi, -şayet kafirlere ise- iddia sabit olur. Bu ümmetten bir zümre üzerine de sözkonusu olduğunda farklılığın sübutunda bu, daha da belirgin olur. Buhari bundan sonra farklılığın asıl dayanağından söz etmiş ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle bir farklılığın meydana gelmemesi isteğinde olduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine Yüce Allah kendisine böyle bir farklılığın vuku bulacağına hükmettiğini ve onun takdir ettiği her şeyi ortadan kaldırmanın imkanı olmadığını bildirmiştir. İbn Battal şöyle der: Yüce Allah, Nebiinin ümmetinin verilecek bir azapla kökünün kazınmaması yolundaki duasına icabette bulunmuş, buna karşılık onları birbirine düşürmeme yani farklı fırkalara ayırmama ve bir kısmının hıncını savaş ve katl sebebiyle diğerine tattırmama duasına icabet etmemiştir. Bu da her ne kadar Allah'ın azabından ise de ümmetin kökünün kazınmasından daha hafif bir cezadır. Bunda mu'minlere kefeıret niteliği de vardır
Narrated Jabir bin `Abdullah:When the (following) Verse was revealed to Allah's Messenger (ﷺ): 'Say: He has power to send torment on you from above,'..(6.65) he said, "O Allah! I seek refuge with Your Face (from that punishment)." And when this was revealed: '..or from beneath your feet.' (6.65) he said, "O Allah! I seek refuge with Your Face (from that)." And when this Verse was revealed: '..or to cover you with confusion in partystrife, and make you to taste the violence of one another,'...(6.65) he said: "These two warnings are easier (than the previous ones)
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ السَّلَمِيِّ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الإِسْلاَمِ، فَأَصَابَ الأَعْرَابِيَّ وَعْكٌ بِالْمَدِينَةِ، فَجَاءَ الأَعْرَابِيُّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَقِلْنِي بَيْعَتِي. فَأَبَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي. فَأَبَى ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ أَقِلْنِي بَيْعَتِي. فَأَبَى فَخَرَجَ الأَعْرَابِيُّ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ، تَنْفِي خَبَثَهَا، وَيَنْصَعُ طِيبُهَا ".
Cabir b. Abdullah es-Sülemİ şöyle demiştir: Bir bedevi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İslam üzere bey'at etti. Akabinde Medine'de kendisine ateşli bir hastalık vurdu. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek "Ya Resulallah! Benim bey'atı mı boz!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu teklifi kabul etmedi. Sonra bedevi yine gelip "Ya Resulallah! Benim bey'atı mı boz!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yine kabul etmedi. Akabinde o bedevi Medine' den çıkıp gitti. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Medine ancak demirci körüğü gibidir, Pislikleri dışan atar, temiz olanı alıkor" dedi
Narrated Jabir bin 'Abdullah As-Salami: A bedouin gave the Pledge of allegiance for embracing Islam to Allah's Messenger (ﷺ), and then he got an attack of fever in Medina and came to Allah's Messenger (ﷺ): and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Cancel my pledge." Allah's Messenger (ﷺ) refused to do so. The bedouin came to him again and said, "Cancel my pledge," but he refused again, and then again, the bedouin came to him and said, "Cancel my pledge," and Allah's Messenger (ﷺ) refused. The bedouin finally went away, and Allah's Messenger (ﷺ) said, "Medina is like a pair of bellows (furnace), it expels its impurities while it brightens and clears its good
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَكَلَ ثُومًا أَوْ بَصَلاً، فَلْيَعْتَزِلْنَا أَوْ لِيَعْتَزِلْ مَسْجِدَنَا، وَلْيَقْعُدْ فِي بَيْتِهِ ". وَإِنَّهُ أُتِيَ بِبَدْرٍ ـ قَالَ ابْنُ وَهْبٍ يَعْنِي طَبَقًا ـ فِيهِ خَضِرَاتٌ مِنْ بُقُولٍ، فَوَجَدَ لَهَا رِيحًا فَسَأَلَ عَنْهَا ـ أُخْبِرَ بِمَا فِيهَا مِنَ الْبُقُولِ ـ فَقَالَ قَرِّبُوهَا فَقَرَّبُوهَا إِلَى بَعْضِ أَصْحَابِهِ كَانَ مَعَهُ، فَلَمَّا رَآهُ كَرِهَ أَكْلَهَا قَالَ " كُلْ، فَإِنِّي أُنَاجِي مَنْ لاَ تُنَاجِي ". وَقَالَ ابْنُ عُفَيْرٍ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ بِقِدْرٍ فِيهِ خَضِرَاتٌ. وَلَمْ يَذْكُرِ اللَّيْثُ وَأَبُو صَفْوَانَ عَنْ يُونُسَ قِصَّةَ الْقِدْرِ، فَلاَ أَدْرِي هُوَ مِنْ قَوْلِ الزُّهْرِيِّ أَوْ فِي الْحَدِيثِ.
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Her kim sarımsak, soğan yemiş bulunursa bizden -veya mescidimizden- uzak durup, evinde otursun" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna içinde taze sebzeler bulunan yuvarlak bir kap getirildi. -Abdullah b. Vehb hadiste geçen "bedir" kelimesi tabak anlamına gelir dedi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onda sevilmeyen bir ko ku duydu ve içinde ne olduğunu sordu. Kendisine onun içindeki sebzelerin ne olduğu haber verildi. Bunun üzerine sahabilerine "Bunu (filan kimseye) götürünüz!" buyurdu. Onlar da bu kabı yanında bulunan bir sahabiye götürdüler. O sahabi de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in böyle yaptığını görünce onu yemek istemedi. Bunun üzerine "Sen ye! Çünkü ben senin münacat etmediklerinle (meleklerle) münacat ederim (konuşurum)" buyurdu
Narrated Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever has eaten garlic or onion, should keep away from us, or should keep away from our mosque and should stay at home." Ibn Wahb said, "Once a plate full of cooked vegetables was brought to the Prophet (ﷺ) at Badr. Detecting a bad smell from it, he asked about the dish and was informed of the kinds of vegetables in contained. He then said, "Bring it near," and so it was brought near to one of his companions who was with him. When the Prophet (ﷺ) saw it, he disliked eating it and said (to his companion), "Eat, for I talk in secret to ones whom you do not talk to
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الْمَوَالِي، قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ الْمُنْكَدِرِ، يُحَدِّثُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الْحَسَنِ يَقُولُ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ السَّلَمِيُّ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعَلِّمُ أَصْحَابَهُ الاِسْتِخَارَةَ فِي الأُمُورِ كُلِّهَا، كَمَا يُعَلِّمُ السُّورَةَ مِنَ الْقُرْآنِ يَقُولُ " إِذَا هَمَّ أَحَدُكُمْ بِالأَمْرِ فَلْيَرْكَعْ رَكْعَتَيْنِ مِنْ غَيْرِ الْفَرِيضَةِ ثُمَّ لِيَقُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ، وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ، وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ، وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ، اللَّهُمَّ فَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ هَذَا الأَمْرَ ـ ثُمَّ تُسَمِّيهِ بِعَيْنِهِ ـ خَيْرًا لِي فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ ـ قَالَ أَوْ فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي ـ فَاقْدُرْهُ لِي، وَيَسِّرْهُ لِي، ثُمَّ بَارِكْ لِي فِيهِ، اللَّهُمَّ وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّهُ شَرٌّ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي ـ أَوْ قَالَ فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ ـ فَاصْرِفْنِي عَنْهُ، وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ، ثُمَّ رَضِّنِي بِهِ ".
Cabir b. Abdullah es-Selemi r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerine işlerin hepsinde Kur'an'dan bir sure öğretir gibi istihare duasını öğretir, şöyle buyururdu: "Herhangi biriniz bir işi yapmaya niyet ettiği zaman farz olmaksızın iki rekat namaz kılsın. Sonra şu duayı okusun: 'Allahumme inni estehiruke bi ilmike ve estekdiruke bi kudretike ve es'eluke min fadlike, fe inneke takdiru vela akdiru ve ta'!emu ve la a'lemu. Ve ente allamu'l-ğuyub. Allahumme fe in kunte ta'lemu haze'l-emre hayren Ii fi acili emri ve ecilihi -veya deki- fl dini ve meaşi ve akibeti emri fakduruhu li ve yessirhu li. Sümme barik Ii flh. Allahumme ve in kunte ta'lemu ennehu şerrun Ii fi dini ve meaşi ve akibeti emrı -veya deki- fi acili emri ve ecilihi fasrifni anhu vakdir li el-hayra haysu kane sümme raddını bihi Duanın meali: 'Allah'ım! Bildiğin için ben senden hayırlısını isterim ve gücün yettiğinden dolayı beni kudretlendirmeni isterim. Bunu senin fadlından istiyorum. Çünkü sen takdir edersin, ben takdir edemem. Sen bilirsin, ben bilemem. Şüphesiz sen allamu'l-guyCıbsun. Allah'ım! Şu işim -dua eden tam buraya geldiğinde işinin ne olduğunu açıkça söyler- benim için dünya ve ahiret işimde -yahut- dinim, yaşayışım ve işimin akıbeti hakkında hayırlı olduğunu bilmekte isen onu benim için takdir et ve bana kolaylaştır. Sonra bu işte bana bereket ihsan eyle! Allah'ım! Bu işin benim için dinim, yaşayışım ve işimin akıbeti hususunda -yahut şöyle derdünya işimde ve ahiret işimde bir kötülük olduğunu bilmekte isen beni ondan çevir ve bana her neredeyse hayrı takdir et. Sonra beni o hayırda razı kıl!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'De ki: Onun gücü yeter' sözü." İbn Battal "kudret" Allah'ın zatı sıfatlarındandır demiştir. Yüce Allah'ın "Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır. "(Zariyat 58) sözü başlığı altında "kuwet" ve "kudret" sözcüklerinin aynı manada olduğu geçmiş, bunun yanında bu konudaki görüşler nakledilmiş, gerekli açıklama yapılmıştı. Yukarıdaki hadiste geçen "estakdiruke bi kudretike" cümlesindeki "ba" harfi cerri, ya "istiane=yardımıyla" anlamınadır veya "kasem=yemin" manasınadır ya da "istirham etmek" manasınadır. Buna göre cümlenin manası şöyledir: Ya Rabbi! Senden talep ettiğim şeyi elde etmek için bana kudret vermeni dilerim. "fakdurhu" onu benim için gerçekleştir, "raddinı" beni o konuda razı kıl, onu talep ettiğim için ve gerçekleştiğinden dolayı pişman olmayayım. Çünkü ben onu talep ederken her ne kadar razı isem de akıbetini bilmiyorum demektir. "Sümme ii yekul=sonra desin" cümlesi, sözkonusu istiare duasının namazı bitirdikten sonra yapılacağını açıkça belirtmektedir. Bu konuda sıralamanın namazın zikir ve duaları gibi olma ihtimali de vardır. Buna göre kişi o duayı namazı bitirdikten sonra ama selamdan önce okur. Bu hadisten çıkan diğer sonuçlar Daavat Bölümünde geçmişti
Narrated Jabir bin `Abdullah:As-Salami: Allah's Messenger (ﷺ) used to teach his companions to perform the prayer of Istikhara for each and every matter just as he used to teach them the Suras from the Qur'an He used to say, "If anyone of you intends to do something, he should offer a two rak`at prayer other than the compulsory prayers, and after finishing it, he should say: O Allah! I consult You, for You have all knowledge, and appeal to You to support me with Your Power and ask for Your Bounty, for You are able to do things while I am not, and You know while I do not; and You are the Knower of the Unseen. O Allah If You know It this matter (name your matter) is good for me both at present and in the future, (or in my religion), in my this life and in the Hereafter, then fulfill it for me and make it easy for me, and then bestow Your Blessings on me in that matter. O Allah! If You know that this matter is not good for me in my religion, in my this life and in my coming Hereafter (or at present or in the future), then divert me from it and choose for me what is good wherever it may be, and make me be pleased with it." (See Hadith No. 391, Vol)
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ} قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". فَقَالَ {أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ} فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". قَالَ {أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا} فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هَذَا أَيْسَرُ ".
Cabir b. Abdullah r.a. şöyle demiştir: "Deki Allah'ın size üstünüzden bir azap göndermeye gücü yeter" ayeti inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "euzü bi vechike = Rabbim senin vechine sığınırım" dedi. "Veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye gücü yeter" cümlesinin ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "euzu bi vechike = Rabbim senin vechine sığınırım" dedi. "Ya da birbirinize düşürüp, kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter" cümlesinin ardından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu daha kolaydır" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'O'nun zatından başka her şey yok olacaktır' sözü." İmam Buhari bu konuda Yüce Allah'ın "Deki: Allah'ın size ... azap göndermeye gücü yeter." ayetinin inişi hakkındaki Cabir hadisine yer vermiştir. Bunun açıklaması En' am suresinin tefsirinde geçmişti. İbn Battal şöyle der: Bu ayet ve hadis, Yüce Allah'ın "vech"i olduğunu göstermektedir. Vecih onun zatı sıfatlarından birisidir. Yoksa -yaratıkların yüzlerinde gördüğümüz üzere- bir organ değildir. Bu ayet ve hadis Allah'ın yüzü olduğunu ifade etmektedir. Yüce Allah'ın yüzü yaratıkların yüzü gibi değildir. Hiçbir şey onun gibi değildir. O işiten ve görendir. Bazı alimlere göre "el-vech" sözcüğü, zaiddir. Buna göre mana, "Onun zatından başka her şey yok olacaktır" demek olur. "Ve yebka vechu Rabbike=Rabbinin zatı baki kalacak"(Rahman 27) ayeti de böyledir. Bazılarına göre "el-vech" kelimesinden maksat, niyettir. Buna göre mana, kendisiyle zatı irade edilen kalacak demektir. Bizim kanaatimiz ise şudur: Bu son yaklaşım, Süfyan ve başkalarından nakledilmiştir. Bu konuda ileri sürülen görüşler, Kasas suresinin tefsirinin baş taraflarında geçmişti. Beyhaki şöyle der: Kur'an ve sahih sünnette "el-vech" tekrar edilir. Bu kelime, bazı ayet ve hadislerde zatı sıfat anlamındadır. "Ancak yüzündeki kibriya ridası hariç" ifadesi buna örnektir. Bu cümle Buhari'nin Sahih'inde Ebu Musa' dan nakledilmektedir. Bazı ayet ve hadislerde ise kelime "min edi = ... yüzünden" manasındadır. "İnnema nut'imuküm li vechillahi=Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz"(İnsan, 9) ayeti buna örnektir. Başka bazı ayet ve hadislerde ise kelime "rıza" anlamınadır. "YurıdCme vechehCı=Rablerinin rızasını isteyerek. "(En'am 52) "İllebtiğae vechi Rabbihi'l-a'ld= Yüce Rabbinin rızasını istemekten başka ... "(LeyI, 20) ayetleri buna örnektir. Buralardaki "vech" kelimesi, kesinlikle organ anlamında değildir. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir
Narrated Jabir bin `Abdullah:when this Verse:--'Say (O Muhammad!): He has Power to send torments on you from above,' (6.65) was revealed; The Prophet (ﷺ) said, "I take refuge with Your Face." Allah revealed:-- '..or from underneath your feet.' (6.65) The Prophet (ﷺ) then said, "I seek refuge with Your Face!" Then Allah revealed:--'...or confuse you in party-strife.' (6.65) Oh that, the Prophet (ﷺ) said, "This is easier
وَحَدَّثَنِي أَبُو أَيُّوبَ الْغَيْلاَنِيُّ، سُلَيْمَانُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ وَحَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا قُرَّةُ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ لَقِيَ اللَّهَ لاَ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ وَمَنْ لَقِيَهُ يُشْرِكُ بِهِ دَخَلَ النَّارِ " . قَالَ أَبُو أَيُّوبَ قَالَ أَبُو الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ .
Bana (2/14a) Ebu Eyyub el-Ğaylami, Süleyman b. Ubeydullah ve Haccac b. eş-Şair de tahdis edip dediler ki: Bize Abdulmelik b. Amr tahdis etti. Bize Kurra, Ebu'z-Zubeyr'den tahdis etti. Bize Cabir b. Abdullah tahdis etti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Kim Allah'ın huzuruna ona hiçbir şeyi ortak koşmaksızın çıkarsa cennete girer. Kim de onun huzuruna ortak koşarak çıkarsa cehenneme girer." Ebu Eyyub dedi ki: Ebu'z-Zubeyr (bize tahdis etti, demeyip) Cabir'den diye rivayet etti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'!-Eşraf
It is narrated on the authority of Jabir b. Abdullah:I heard the Messenger of Allah (ﷺ) saying: He who met Allah without associating anything with Allah entered Paradise and he who met Him associating (anything) with Him entered Fire
حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ شُجَاعٍ، وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَحَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، قَالُوا حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، - وَهُوَ ابْنُ مُحَمَّدٍ - عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ - قَالَ - فَيَنْزِلُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ صلى الله عليه وسلم فَيَقُولُ أَمِيرُهُمْ تَعَالَ صَلِّ لَنَا . فَيَقُولُ لاَ . إِنَّ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ أُمَرَاءُ . تَكْرِمَةَ اللَّهِ هَذِهِ الأُمَّةَ " .
Bize Velid b. Şiica' ile Harun b. Abdillah ve Haccac b. eş-Şair rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Haccac —ki İbni Mtıhammed'dir —, İbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki): Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi ki, kendisi Cabir b. Abdillah’ı şöyle derken işitmiş: Ben Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Ümmetimden bir kesim kıyamet gününe kadar hak üzere üstünlük sağlamışlar olarak savaşmaya devam edeceklerdir. Sonra Meryem oğlu İsa inecek, onların emiri, gel bize namaz kıldır diyecek, o Allah'ın bu ümmete bir ikramı olmak üzere: Siz birbirinizin emirlerisiniz, diyecektir. "
Jabir b. 'Abdullah reported:I heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: A section of my people will not cease fighting for the Truth and will prevail till the Day of Resurrection. He said: Jesus son of Mary would then descend and their (Muslims') commander would invite him to come and lead them in prayer, but he would say: No, some amongst you are commanders over some (amongst you). This is the honour from Allah for this Ummah
Diğer tahric: Müslim, 4931; Tuhfetu'l-Eşraf, 2840 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (387-393 numaralı hadisler): Bu babta meşhur hadisler yer almaktadır. Sıralarına göre hadislerin lafızIarını, anlamlarını ve hükümlerini sözkonusu edeceğiz: (387) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Meryem oğlu İsla'nın aranızda bir hakem olarak inmesi pek yakındır ... " buyruğundaki "aranızda" lafzı, hadis her ne kadar onun ineceği zamana yetişmeyecek, ümmetin bir kısmına yönelik bir hitap ise de, bu ümmet arasında inecektir, demektir. "Bir hakem olarak" buyruğu, bu şeriat ile hükmeden birisi olarak inecektir, demektir. O bağımsız bir risalete sahip ve nesh edici bir şeriatı olan bir nebi olarak inmeyecektir. O sadece bu ümmetin hakimlerinden bir hakim olacaktır. "Kıst" adalet demektir. İksat, adalet yapmak, muksit ad aletli kimse demektir. Fakat kaf harfi fethalı olarak "kast" ve bunun ism-u faili "kasıt" zulmeden birisinin halini anlatmak için kullanılır. Resulullah (sallallahu a1eyhi ve sellem)'in: "Haçı kıracak" ibaresi, onu gerçekten de kıracak, hristiyanıarın onu tazim şeklindeki geçersiz kanaatlerini çürütecektir, demektir. Burada: 1 - Münker işlerin ve batıla ait araçların değiştirilmesine delil bulunmaktadır. Domuzun öldürülmesi de bu türden bir iştir. 2- Burada gerek bizim mezhebimizin, gerek cumhurun kanaati olan küfür diyarında yahut başka bir yerde domuzu bulup da, onu öldürme imkanım ız olduğu takdirde onu öldürebileceğimize ve eğer domuzun bir saldırganlığı yoksa, ona ilişilmez diyerek mezhebimize mensup olup, istisnai olarak bu kanaati kabul eden kimselerle bu kanaati paylaşan diğerlerinin görüşlerinin çürütüldüğüne delil bulunmaktadır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Cizyeyi kaldıracak" ibaresinin doğru anlamı şudur: O cizye almayı kabul etmeyecek, kafirlerden İslam'a girmekten başka bir seçeneğe razı olmayacak. Aralarından cizyeyi ödemeye kalkışanlara ilişmekten geri durmayacak. Aksine Müslüman olmak ya da öldürülmekten başka bir seçeneği kabul etmeyecek. İmam Ebu Süleyman elHattabi ve ondan başka diğer ilim adamları (Allah'ın rahmeti onlara olsun) böyle demişlerdir. Kadı İyaz (rahimehullah) da bazı ilim adamlarından bu anlamda görüş naklettikten sonra şunları söylemektedir: Burada sözü geçen malın çoğalması cizyenin konulmasından dolayı olabilir. Cizyenin konulması ise bütün kafirlere cizye yükümlülüğünün konulması demektir. Çünkü kimse onunla savaşmayacak, savaş ağırlıklarını bırakacak, bütün insanlar da ya Müslüman olmak suretiyle yahut teslim olmak suretiyle ona itaat edecek o da teslim olanların üzerine cizye yükümlülüğü kayacaktır. Kadı İyaz'ın açıklaması bu olmakla birlikte bu makbul bir açıklama değildir. Doğrusu bizim az önce yaptığımız açıklamadır. O da onun Müslüman olmayanlardan İslam'a girmekten başka bir seçenek kabul etmeyeceğidir. Buna dayanılarak ama bu günümüzdeki şeriat hükmüne aykırıdır denilebilir; çünkü kitap ehli olan bir kimse cizye vermeyi kabul ettiği takdirde onun bu teklifini kabul etmek icab eder. Onu . öldürmek de Müslüman olmaya zorlamak da caiz olmaz. Böyle bir kanaatin cevabı şudur: Sözkonusu edilen bu hüküm kıyamet gününe kadar geçerli bir hüküm değildir. Aksine bu hüküm İsa (aleyhisselam)'ın inişinden öncesine kadar diye kayıtlıdır; çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu sahih hadislerle bu hükmün nesh edileceğini haber vermiştir. İsa (aleyhisselam) bunun nesh edicisi değildir. Aksine bu neshi beyan eden bizim Nebimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'dir; çünkü İsa (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizim şeriatimiz ile hükmedecektir. Böylelikle onun o zamanda cizyeyi kabul etmemesi Nebimiz Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şeriatının bir hükmü olduğuna delildir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ve mal çoğalacak" buyruğunun anlamı da: Çoğalacak, bereketler inecek ve hayırlar artacaktır. Buna sebep ise adalet ve haksızlığın olmamasıdır. Başka bir hadiste geldiği gibi "yer de ciğer parçalannı kusacaktır." (2/190) Aynı şekilde emellerin kısalacak ve kıyametin yaklaştığını öğrenecekleri için dünyaya rağbetler de azalacaktır çünkü İsa (a1eyhisselam) kıyametin alametlerinden birisi olacaktır. Allah en iyi bilendir. Diğer rivayette (388) geçen: "Öyle ki tek bir secde dahi dünyadan ve dünyadakilerden hayırlı olacaktır" sözlerinin anlamı -Allah-u alem- şudur: Emellerinin kısalacağından ve kıyametin yaklaştığını bileceklerinden namaza ve diğer itaatlere rağbetleri artacaktır. Dünyaya rağbet ve isteklerinin azalmasına sebep ise ona daha az ihtiyaç duymaları olacaktır. Hadisten açıkça anlaşılan anlam budur. Kadı İyaz (rahimehullah) dedi ki: Yani bir secdenin ecri onu yerine getiren kimse için dünyayı ve dünyadakileri sadaka olarak vermesinden daha hayırlı olacaktır. Çünkü o vakit mal dolup taşacak ve değeri azalacaktır. Cimrilik de, cihad uğrunda harcamak için ona ihtiyaç da azalacaktır. Hadiste geçen secde, secdenin kendisidir yahut namazı anlatan bir tabir de olabilir. Allah en iyi bilendir. "Sonra Ebu Hureyre diyor ki: İsterseniz: "Kitap ehlinden ölümünden önce ona iman etmeyecek kimse yoktur" (Nisa, 159) ayetini okuyunuz." Bu sözlerde Ebu Hureyre'nin bu ayet ile ilgili olarak "ölümünde" lafzındaki zamirin İsa (aleyhisselam)'a ait olduğu kanaatini taşıdığına dair açık bir delalet bulunmaktadır. Bu kanaatin anlamı da şu olur: İsa (aleyhisselam) zamanında kitap ehlinden olan herkes mutlaka ona iman edecek ve onun Allah'ın kulu ve Allah'ın kadın kulunun oğlu olduğunu bilecektir. (2/191) Bu aynı zamanda müfessirlerden bir topluluğun da kanaatidir; ama müfessirlerin çoğu ya da çoğunluğu zamirin kitap ehlinden olan kişiye ait olduğu kanaatindedir. Anlamı da şöyle olur: Kitap ehlinden her kimin ölümü yaklaşırsa mutlaka ölümü halinde ama ruhu bedeninden çıkmadan, İsa (a1eyhisselam)'a, onun Allah'ın kulu ve Allah'ın kadın kulunun oğlu olduğuna inanacaktır. Fakat bu imanın kendisine bir faydası olmaz; çünkü bu iman ölüm halinde ve ruhun alınması sırasında gerçekleşen bir imandır. Böyle bir halde ise yapılan işin yahut söylenen sözün bir hükmü yoktur. Bu halde iken Müslüman olmak, kafir olmak, vasiyet, alışveriş, köle azad etmek ve bunun dışındaki diğer sözlerin hiçbiri sahih değildir; çünkü yüce Allah'ın: "Yoksa tövbe kötülükleri işleyip, durup da nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında: Ben şimdi gerçekten tövbe ettim diyenlerin ve kafir olarak öleceklerin ki değildir. " (Nisa, 18) buyruğu bunu gerektirmektedir. Bu görüş daha güçlüdür; çünkü birinci görüş kitap ehline mensup olan kişiyi tahsis ebnektedir. (Yani özelolarak İsa'nın nüzulü döneminde olan kitap ehlini kapsamaktadır) ama Kur'an'ın zahirinden anlaşılan ise İsa'nın zamanında olsun, onun nuzülünden önceki zamanda olsun bütün kitap ehlini kapsayacak genel bir buyruk olmasını gerektirmektedir. Ayrıca bunu: "Ölümlerinden önce" diye okuyanların kıraati de desteklemektedir. (Nisa, 159'daki) "ona" zamirinin Nebimiz Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "ölümünde" lafzındaki zamirin ise kitap ehlinden olan kişiye ait olduğu da söylenmiştir. Senette (389) "Ata b. Mina" isminde mim kesreli, sonu ise memdud elif'tir. Meşhur olan budur fakat el-Metali sahibi hem med'li okunur, hem kasr ile okunur demiştir. Allah en iyi bilendir. Rvsulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Genç develer bırakılacak ve onlara ragbet edilmeyecektir" buyruğuna gelince, "el-kılas" lafzı "kalus"un çoğuludur. Develerin genç olanları hakkında kullanılır yani bunlara rağbet edilmeyecek, bunlara sahip olmak arzusu duyulmayacak. Buna sebep de malların çoğalması, amellerin azalması, mala ihtiyaç duyulmayıp, kıyametin yaklaşacağının bilinmesidir. Genç develerin sözkonusu edilmesinin sebebi ise Arapların mallarının en değerlileri olan deve türünün en üstünü olmalarından dolayıdır. Bu yönüyle yüce Allah'ın: "Doğumu yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman" (Tekvir, 4) buyruğunun anlamına benzemektedir. "Onlara itibar edilmeyecek. " Yani onlara kimse aldırmayacak, sahipleri onları önemsemeyecek, onlara dikkat ebneyecek. Zahir olan anlam budur. Kadı İyaz ve el-Metali sahibi -Allah'ın rahmeti onlara olsun- şöyle demişlerdir: Onlara itibar edilmemesi zekatlarının istenmemesi demektir. Çünkü zekatı kabul edecek kimse bulunmayacaktır ama bu gerek bu hadisten, gerek başkalemndan anlaşılan çeşitli sebeplerden dolayı batıl bir açıklamadır. Doğrusu bizim az önce kaydettiğimizdir. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Düşmanlık yok olup gidecektir" buyruğundan kasıt adavet ve düşmanlıktır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Malı (almaya) çağnlacaklar ama kimse onu kabul etmeyecek. " buyruğunda geçen kimsenin onu kabul ebneyişinin sebebi belirttiğimiz üzere malın çokluğu, emellerin kısalmış olması, ona ihtiyaç duyulmaması ve kıyametin yaklaştığının bilinmesi sebebiyle ona olan rağbetin azalması olacaktır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (393): "Ümmetimden bir taife ... çarpışacaktır" buyruğu ile ilgili açıklamayı ve bu hadis ile (2/193) "kıyamet Allah Allah diyen kimsenin başına kopmayacaktır" hadisinin bir arada nasıl anlaşılacağını açıklamış bulunmaktayız
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي يُونُسُ، قَالَ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ، - وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُحَدِّثُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ - قَالَ فِي حَدِيثِهِ " فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ جَالِسًا عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ " قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَجُئِثْتُ مِنْهُ فَرَقًا فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي . فَدَثَّرُونِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى { يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ * وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ * وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ} وَهِيَ الأَوْثَانُ قَالَ ثُمَّ تَتَابَعَ الْوَحْىُ .
Bana Ebu't-Tâhir rivayet etti. (Dediki): Bize İbnİ Vehb haber verdi. Dediki: Bana Yunus rivayet etti. Dediki: İbn-i Şihab: Bana Ebu Selemete'bni Abdirrahman haber verdi ki, Cabir b. Abdullah el-Ensari -ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabındandır- şunu tahdis ederdi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vahyin bir ara kesilmesini anlatırken sözleri arasında şunları da söylemişti: "Bir ara ben yürürken semadan bir ses duydum. Başımı kaldırdım, Hira'da bana gelen meleği gök ile yer arasında bir kürsi üzerinde oturmuş halde görüverdim." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Ondan alabildiğine korktum. Derhal dönüp: Beni örtün, beni örtün dedim. Onlar da beni iyice örttüler. Bunun üzerine şanı mübarek ve yüce Allah da: "Ey örtünüp bürünen, kalk ve korkut. Yalnız Rabbini büyük tanı, elbiseni de tertemiz et, pisliklerden uzak dur." (Müddessir, 1-5) buyruklarını indirdi." Pislik (er-rucz) putlardır. "Bundan sonra vahiy arka arkaya geldi" buyurdu.
Jabir b. 'Abdullah al-Ansari who was one of the Companions of the Messenger of Allah (ﷺ) reportedThe Messenger of Allah (ﷺ) told about the intermission of revelation and narrated While I was walking I heard a voice from the sky, and raising my head I saw the angel who had come to me in Hira', sitting on a Throne between heaven and earth I was terror-stricken on that account and came back (to my family) and said:Wrap me up, wrap me up! So they wrapped me up, and the Blessed and Most Exalted Allah sent down:" You who are shrouded, arise and deliver warning, your Lord magnify, your clothes cleanse, and defilement shun," and" defilement" means idols; and then the revelation was followed continuously
Diğer tahric: Buhari, 3, 4922, 4923, 4925, 4953, 3238, 6214; TIrmizi, 3325; Tuhfetu'I-Eşraf
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " ثُمَّ فَتَرَ الْوَحْىُ عَنِّي فَتْرَةً فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي " ثُمَّ ذَكَرَ مِثْلَ حَدِيثِ يُونُسَ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " فَجُثِثْتُ مِنْهُ فَرَقًا حَتَّى هَوَيْتُ إِلَى الأَرْضِ " . قَالَ وَقَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَالرُّجْزُ الأَوْثَانُ قَالَ ثُمَّ حَمِيَ الْوَحْىُ بَعْدُ وَتَتَابَعَ
Bana Abdulmelik b. Şuayb b. Leys de tahdis etti. Bana babam, dedemden tahdis etti. Bana Ukayl b. Halid, İbn Şihab'dan tahdis etti. Ebu Seleme b. Abdurrahman'ı şöyle derken dinledim: Cabir b. Abdullah'ın bana haber verdiğine göre o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Sonra vahiy benden bir süre kesildi, bir süre vahiy inmedi. Bir ara ben yolda yürürken ... " Sonra da Yunus'un hadisi rivayet ettiği gibi zikretti. Ancak o rivayetinde şöyle dedi: "Ben ondan iyice korktum hatta yere kapandım" dedi. (İbn Şihab) dedi ki: Ebu Seleme dedi ki: Rucz (pislik) putlar demektir. Dedi ki: Sonra vahiy kızıştı ve arka arkaya inmeye başladı
It is narrated on the authority of Jabir b. Abdullah that he heard the Messenger of Allah (ﷺ) says:The wahi was intermitted for me for a small span of time and while I was walking, and then the hadith like the one narrated by Yunus was transmitted but with the exception of these words: I was terror-stricken till I fell on the ground. Abu Salama said: Defilement means idols. After this the revelation was speeded up and followed rapidly
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَمَّا كَذَّبَتْنِي قُرَيْشٌ قُمْتُ فِي الْحِجْرِ فَجَلاَ اللَّهُ لِي بَيْتَ الْمَقْدِسِ فَطَفِقْتُ أُخْبِرُهُمْ عَنْ آيَاتِهِ وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَيْهِ " .
Bize Kuteybetu'bnü Said rivayet etti. (Dediki): Bize, Ukayli'den, o da Zühri'den, o da Ebu Selemete'bni Abdurrahman'dan, o da Cabir b. Abdullah'tan rivayete göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kureyş beni yalanlayınca Hicr'de ayakta durdum. Allah bana Beytu'l-Makdis'i tecelli ettirdi, ben de onlara ona bakarak onun (belli başlı) belirtilerini haber vermeye koyuldum. "
It is narrated on the authority of Jabir b. 'Abdullah that the Messenger of Allah (ﷺ) said:When the Quraish belied me, I was staying in Hatim and Allah lifted before me Bait-ul-Maqdis and I began to narrate to them (the Quraish of Mecca) its signs while I was in fact looking at it
Diğer tahric: Buhari, 4710, 3886; Tirmizi, 3133; Tuhfetu'l-Eşraf, 3151 409 – 429 NEVEVİ ŞERHİ VE 424 – 429 DAVUDOĞLU ŞERHİ 172.sayfada
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ سُلَيْمٍ الْعَنْبَرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَزِيدُ الْفَقِيرُ، حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ قَوْمًا يُخْرَجُونَ مِنَ النَّارِ يَحْتَرِقُونَ فِيهَا إِلاَّ دَارَاتِ وُجُوهِهِمْ حَتَّى يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ " .
Bize Haccac b. Eş-Şa'ir rivayet etti (dedi ki): Bize Ebu Ahmed Ez-Zübeyri rivayet etti (dedi ki): Bize Kays b. Süleym El-Anberi rivayet etti, dedi ki; Bana Yezid el-Fakir tahdis etti. Bize Cabir b. Abdullah tahdis edip dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cehennem ateşinin içinde yüzlerinin çevresi dışında her tarafları yanan birtakım kimseler çıkartılacak ve nihayet cennete gireceklerdir. " Yalnız Müs\im rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 3140 NEVEVİ ŞERHİ 192.sayfada
Jabir b. 'Abdullah repotted:The Messenger of Allah (ﷺ) said: Verily people would be brought out from the Fire, and they would be burnt except the exterior (surfaces, fronts) of their faces; and they would enter Paradise
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ ابْنُ رَافِعٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا اسْتَجْمَرَ أَحَدُكُمْ فَلْيُوتِرْ " .
Bize İshak b. İbrahim ve Muhammed b. Rafi' tahdis etti. İbn Rafi' dedi ki: Bize Abdurrezzak tahdis etti. Bize İbn Cureyc bildirdi. Bana Ebu'z-Zubeyr'in haber verdiğine göre o Cabir b. Abdullah'ı şöyle derken dinledi: RasılluIlah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Biriniz taşla temizlenirse tek sayıda taş kullansın" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 2842 NEVEVİ ŞERHİ (559-564 numaralı hadisler): (559) Babta Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden biriniz taşla temizlenirse ... " buyruğu yer almaktadır. Taşla temizlenmek (isticmar) küçük ve büyük abdest yerini küçük taşlarla silmek demektir. İlim adamları dedi ki: Küçük ve büyük abdest yerini temizlemek için "istitabe, isticmar ve istinca" lafızları kullanılır. İsticmar özelolarak taşlarla silmek hakkında kullanılır. İstitabe ve istinca ise su ile de yapılabilir, taş ile de yapılabilir. İsticmarın anlamına dair bizim bu zikrettiğimiz ilim adamı, dilci, muhaddis ve fukahanın birçoğunun dile getirdiği meşhur, sahih olan açıklamadır. Kadı lyaz (rahimehullah) dedi ki: Malik'in de, başkasının da bu hadiste sözkonusu edilen isticmar (taşla temizlenmek)ın anlamı hususundaki görüşleri farklıdır. Böyle denildiği gibi bundan kastedilenin tütsü olduğu ve ondan üç parça alması yahut kokudan üç defa arka arkaya alması olduğu da söylenmiştir. Ancak birincisi daha güçlüdür. Allah en iyi bilendir. Sahih ve bilinen ise bizim az önce yaptığımız açıklamadır. Tek sayıda (vitr) taş kullanmaya gelince, silme sayısının üç, beş (3/125) ya da bundan fazla tek sayıda olması demektir. Bizim mezhebimiz üçten fazla sayılarda tek olmasının müstehap olduğu şeklindedir. Mezhebimizin bu husustaki görüşünden çıkan sonuç şudur: Necaset yerini temizlemek vaciptir, yeri üç defa silmek de vaciptir. Eğer üç silme ile temizlenme gerçekleşiyor ise fazlasına gerek yoktur. Temizlenmezse o takdirde fazla silmek gerekir. Diğer taraftan tek sayıda silme gerçekleşirse fazlasına gerek yoktur. Eğer dört ya da altı gibi çift sayıda silme ile temizlenme hasıl olursa tek yapmak müstehab olur. Bazı mezhep alimlerimiz de şöyle demektedir: Bu hadisin zahiri gereği kayıtsız şartsız olarak tek sayıda silmek vaciptir. Cumhurun delili Sünenlerde yer alan sahih hadistir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Taş ile temizlenen tek sayıda temizlensin. Kim böyle yaparsa güzel yapmış olur. Yapmazsa da vebal yoktur. " Bu görüşte olanlar baptaki hadisi üç silme hakkında yorumlarlar, fazlasının da mendub olduğunu söylerler. Allah en iyi bilendir. "Burnuna su alsın sonra ... " buyruğunda, istinsarın istinşaktan farklı olup, istinsarın istinşaktan sonra suyu burundaki sümük ve benzeri başka şeylerle dışarı çıkarmak olduğuna dair açık bir delalet bulunmaktadır. Bu husus da daha önce sözkonusu edilmişti. Ayrıca hadiste istinşakın -emir mutlak olduğundan dolayı- vacip olduğunu söyleyenlerin görüşlerine de delil vardır. Bunun vacip olmadığını söyleyenler ise emri mendubluk olarak yorumlamış- . lardır. Buna delil ise gerçekten emredilen husus olan istinsarın (burna aldığı suyu çıkarmanın) ittifakla vacip olmadığıdır. Eğer: Diğer rivayette: ''l\bdest aldığı zaman sudan bir miktar burnunun içine çeksin sonra dışarı çıkarsın (istinsar yapsın)" buyurulmuş olup, bunda da vücuba dair açık bir delalet vardır denilecek olursa, (şöyle cevap verilir:) Ama bunun mendubluğa Hamnedilmesi ihtimali de vardır. Böylelikle bu hadis ile müstehap oluşuna delalet eden deliller bir arada telif edilerek anlaşılmış olur. Allah en iyi bilendir .. (560) Hemmam yoluyla gelen hadiste "çeşitli hadisler zikretti, onlardan biri de ... " ibaresine gelince, defalarca bu ibaredeki faydayı açıklamış bulunmaktayız. Aradan uzun bir süre geçtiğinden ötürü iyice hatırlanması için ona dikkat çekmekteyiz. (563) "İstinsar yapsın, çünkü şeytan burun delikleri üzerinde geceler." İlim adamları der ki: Hayşum, burnun üst tarafıdır. (3/126) Burnun tamamı olduğu söylendiği gibi, burnun dibinde burun ile dimağ (beyin) arasında ince ve yumuşak kemikler olduğu da söylenmiş, başka açıklamalar da yapılmıştır. Anlam itibariyle birbirine yakın farklı açıklamalardır. Kadı İyaz (rahimehullah) der ki: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Çünkü şeytan onun burun delikleri üzerinde geceler" buyruğunun gerçek anlamı ile söylenmiş olma ihtimali vardır; çünkü burun kendisinden kalbe ulaşılan bedenin giriş yerlerinden birisidir. Özellikle de ondan ve kulaklardan başka bedenin giriş yerleri arasında açık bulunan başka yeryoktur. Hadis-i şerifte: "Şeytan kapalı bir yeri açmaz" denilmektedir. Esnemek hakkında da şeytanın o esnada ağzın içine girmesinden ötürü kişinin kendisini tutması emredilmiştir. Bununla birlikte bu buyruğun istiare yoluyla kullanılmış olması ihtimali de vardır; çünkü burun deliklerinde sertleşen toz ve nem şeytana uygun bir pisliktir. Allah en iyi bilendir
Jabir b. 'Abdullah reported that he heard the Messenger of Allah (ﷺ) say:When anyone wipes himself with pebbles (after answering the call of nature) he should do this odd number of times
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ سَالِمٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ وَفْدَ، ثَقِيفٍ سَأَلُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا إِنَّ أَرْضَنَا أَرْضٌ بَارِدَةٌ فَكَيْفَ بِالْغُسْلِ فَقَالَ " أَمَّا أَنَا فَأُفْرِغُ عَلَى رَأْسِي ثَلاَثًا " . قَالَ ابْنُ سَالِمٍ فِي رِوَايَتِهِ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ وَقَالَ إِنَّ وَفْدَ ثَقِيفٍ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ .
Bize Yahya b. Yahya ile İsmail b. Salim tahdis edip dediler ki: Bize Huşeym, Ebu Bişr'den haber verdi, o Ebu Süfyan'dan, o Cabir b. Abdullah'tan rivayet ettiğine göre Sakiflilerin heyeti Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sorarak: Bizim yaşadığımız yerler soğuk yerlerdir, guslü nasıl yapacağız dediler. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bana gelince, başımın üzerine üç defa (su) boşaltırım" buyurdu. İbn Salim rivayetinde dedi ki: Bize Huşeym tahdis etti, bize Ebu Bişr haber verdi. Ayrıca dedi ki: Sakifliler heyeti ey Allah'ın Resulü dediler. Yalnız Müslim rivayet ebniştir DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: İmam Müslim (Rahimehullah) bu hadîsin rivayetinde de zaman zaman gösterdiği ilmî dirayet ve vukufunu göstermiştir. Şöyleki: Kavilerden Hüşeym müdellistir ve Ebu Bişr'den rivayet ederken hadis imamlarınca ihtilaflı olan «an» sığasını kullanmıştır. Bir müdellisin bu siga ile rivayet ettiği hadis hüccet olarak kabul edilmez. Meğer ki o hadisi şeyhinden işittiğini ispat eylesin. İşte Müslim, Salim'in rivayetinde Hüşeym'in bize Ebu Bişr haber verdi dediğini göstermekle şeyhinden işittiğini ispat etmiştir. Bu rivayetler de yukarıkilerin delalet ettikleri Ahkamın delillerindendir. NEVEVİ ŞERHİ 329.sayfada
Jabir b. Abdullah reported:A delegation of the Thaqif said to the Messenger of Allah (ﷺ): Our land is cold; what about our bathing then? He (the Holy Prophet) said: I pour water thrice over my head. Ibn Salim in his narration reported:" The delegation of the Thaqif said: Messenger of Allah
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، - يَعْنِي الثَّقَفِيَّ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا اغْتَسَلَ مِنْ جَنَابَةٍ صَبَّ عَلَى رَأْسِهِ ثَلاَثَ حَفَنَاتٍ مِنْ مَاءٍ . فَقَالَ لَهُ الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ إِنَّ شَعْرِي كَثِيرٌ . قَالَ جَابِرٌ فَقُلْتُ لَهُ يَا ابْنَ أَخِي كَانَ شَعْرُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَكْثَرَ مِنْ شَعْرِكَ وَأَطْيَبَ .
Bize Muhammed b. El Müsenna da rivayet etti (Dediki): Bize Abdülvehhab yani Es-Sekafî rivayet etti (Dediki): Bize Ca'fer babasından, o da Cabir b. Abdillahtan naklen rivayet eyledi. Cabir b. Abdullah dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir cünüplükten gusledeceği zaman başının üzerine üç avuç su dökerdi. el-Hasan b. Muhammed ona: Benim saçım çok fazladır deyince, Cabir dedi ki: Ben de ona: Kardeşimin oğlu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in saçı senin saçından daha çok ve daha temizdi, dedim.
Jabir b. 'Abdullah reported:When the Messenger of Allah (ﷺ) took a bath because of sexual intercourse, he poured three handfuls of water upon his head. Hasan b. Muhammad said to him (the narrator): My hair is thick. Upon this Jabir observed. I said to him: O son of my brother, the hair of the Messenger of Allah (ﷺ) was thicker than your hair and these were more fine (than yours)
Diğer tahric: İbn Mace, 577 -buna yakın DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hasan b. Muhammed Hz. Cabir'e «Benim saçım çoktur» demekle başını yıkamak için üç avuç suyun yetmiyeceğini anlatmak istemiştir. Hz. Cabir de ona «Be kardeşim oğlu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in saçı senin saçından daha güzel ve daha temizdi» Cevabını vererek üç avuç su ona bile yeterdi sana'mı yetmeyecek demek istemiştir. NEVEVİ ŞERHİ (738-741): (738) "Süleyman b. Surad" meşhur bir sahabidir. "Surad" ismi munsariftir. "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda gusül hakkında tartıştılar." Yani bu hususta kendi aralarında çekiştiler, kimisi gusül şöyle olur derken, başkaları böyle olur dediler. Bu hadisten ilmi konularda münakaşa ve tartışmanın caiz olduğu anlaşıldığı gibi fazilet itibariyle daha alt mertebede olanların daha faziletli kimsenin huzurunda tartışmalarını ve arkadaşların imamları ve büyükleri huzurunda çekişmelerinin caiz olduğu da anlaşılmaktadır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ben de başıma üç avuç su dökerim. " Burada üç avuçtan maksat her bir seferde iki avucun dolu halidir. Hadiste guslederken başa üç defa su dökmenin müstehab olduğu anlaşılmaktadır ve bu üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Bizim mezhep alimlerimiz başa ve abdest azalarına kıyas yaparak vücudun diğer bölümlerini de bunun gibi değerlendirmişlerdir. Hem gusülde vücudun üç defa yıkanması abdeste göre daha evladır. Çünkü abdestin temeli külfetin hafifletilmesidir ve bir günde birkaç defa tekrarlanılabilen bir ameldir. Böyle bir am elde azalan üç defa yıkamak müstehab olduğuna göre gusülde bu öncelikle sözkonusudur. Bu hususta ayrıca görüş ayrılığı olduğunu da bilmiyoruz. Şu kadar var ki, kadılar kadısı mezhebimize mensup ve el-Havi adlı büyük eserin sahibi Ebu'l-Hasan el-Maverdi gusülde su dökmenin tekrar edilmesi müstehab değildir demiştir, bu ise şaz ve terkedilmiş bir görüştür. Bundan önceki babta da gusül için kullanılacak suyun en azı ile ilgili açıklamaları zikretmiş bulunmaktayız. Allah en iyi bilendir. (740) "Bize Yahya b. Yahya ve İsmail b. Salim tahdis edip dediler ki ... Cabir'den " Daha sonra Müslim bu hadisin nihayetinde: "İbn Salim rivayetinde dedi." Demektedir. Müslim' in bu ifadelerinde bu ilmin inceliklerinden pek büyük faydalı bir özellik vardır. Bu özellik de Müslim'in -yüce Allah'ın rahmeti ona- ilminin ne kadar geniş olduğunu da, bakış açısının ne kadar incelikli olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır. O da şudur: Huşeym -yüce Allah'ın rahmeti ona- tediis yapan bir ravi idi. Önceki rivayette "an Ebi Bişr" demişti. Tediis yapan ravi ise "an" lafzı ile rivayette bulunacak olursa onun o hadisi kendisinden "an" diyerek rivayette bulunduğu kişiden sema' yoluyla aldığı tespit edilmedikçe bu şekildeki rivayeti delil gösterilemez. Böylelikle Müslim onun bu hadisi sema' yoluyla başka bir yoldan dinlediğinin sabit olduğunu beyan etmiş olmaktadır. Bu ise İbn Salim' in yapbğı rivayettir. O rivayetinde: Bize Ebu Bişr haber verdi, demiştir. Bu gibi inceliği bundan önce defalarca zikretmiş bulunuyoruz. Ebu Bişr'in adı Cafer b. Iyas'dır. Cafer b. Ebi Vahşiye de odur. Burada sözü geçen Ebu Süfyan'ın adı ise Talha b. Nafi"dir. Daha önce de açıklanmıştı. Allah en iyi bilendir