deneme

Enes b. Mâlik Rivayetleri

2.201 hadis bulundu · sayfa 30/111

Sahîh-i Buhârî No. 6242 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَجُلاً، اطَّلَعَ مِنْ بَعْضِ حُجَرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمِشْقَصٍ ـ أَوْ بِمَشَاقِصَ ـ فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ يَخْتِلُ الرَّجُلَ لِيَطْعُنَهُ‏.‏

Enes İbn Malik'ten rivayet e göre; "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hücrelerinden birisinin içine bakmıştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem elinde uzunca bir ok demiri -yahut ok demirleriyle- ona doğru kalktı. Hala adamı dürtmek için ona gizlice sokulmasını görüyor gibiyim." Bu Hadis 6889 ve 6900 numara ile de geçiyor. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İzin istemek, görmeye karşı tedbir olsun diyedir." Yani bunun için meşru kılınmıştır. Çünkü izin isteyen kişi izin almaksızın içeri girecek olursa, yanına girdiği kimsenin görmesinden hoşlanmayacağı bazı şeyleri görecektir. Buhari'nin el-Edebu'l-Müfred'de, Ebu Davud'un ve hasen olduğunu belirterek Tirmizi'nin rivayet etmiş olduğu Sevban yoluyla gelen merfu hadiste bu husus açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır: "Müslüman bir kimsenin izin almadıkça bir evin içine bakması helal değildir. Eğer böyle bir işi yaparsa içeri girmiş demektir." Yani içeri giren kimse hükmünde olur. Yine Buhari Ömer radıyaııa.hu anh'ın: "Kim kendisine izin verilmeden önce bir evin iç tarafında bulunanları görerek gözüyle onlara dolu dolu bakarsa fasıklık etmiş olur." Ebu Davud kavi bir sened ile İbn Abbas'tan şu hadisi rivayet etmektedir: "İnsanların evlerinin (kapıları) üzerinde perdeleri yoktu. Bu sebeple Allah onlara izin istemelerini emir buyurdu. Daha sonra yüce Allah hayırlar getirip sevk etti. Bundan dolayı artık kimsenin bu emir ile amel ettiğini görmüyorum." İbn Abdilberr dedi ki: Zannederim onlar kapıyı çalmakla yetindiler. Yine Ebu Davud, Abdullah İbn Busr yoluyla şu hadisi rivayet etmektedir: "Rasulullah s.a.v. bir ailenin kapısına gidecek olursa yüzünü kapıya doğru çevirmez, ama ya sağ ya da sol tarafında dururdu. Çünkü evlerin, kapıları üzerinde perdeleri yoktu." Enes'in rivayet ettiği hadiste "uzunca ok demiri yahut ok demirleri" ifadesi, okun demir ucu enli olmayıp, uzun olduğu takdirde kullanılan tabirdir. "Gizlice" yani adam fark etmeksizin onu dürtmek istemesini ... demektir. Bundan dolayı gözü yahut başka organı isabet alıp yaralanan kimsenin hükmü, Diyetler bölümünde gelecektir. Bu durum, kasten bakan kimse hakkında özeldir, ama kastetmeksizin bu şekilde içeriyi gören bir kimse için herhangi bir vebal yoktur. Müslim'in Sahih'indeki rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ansızın görmenin hükmü soruldu da o: Gözünü başka tarafa çevir, buyurdu." Ali radıyall"hu anh'a hitaben de: "Bir defa baktıktan sonra arkasından bir daha bakma. Çünkü birincisi senin lehinedir ama ikincisinde hakkın yoktur, buyurdu." Bu hadis, kişinin kendi evine girmek için izin istemeye gerek olmadığına delil gösterilmiştir. Çünkü izin istemenin meşru kılınmasınasebep olan illet bulunmamaktadır. Evet, eğer bununla birlikte izin istemeye ihtiyaç duyuracak yeni bir durumun ortaya çıkmış olma ihtimali varsa, izin istemesi meşru olur. Buradan da mahremler dahil olmak üzere herkesin yanına girmek için izin istemenin meşru olduğu hükmü anlaşılır. Böylelikle mahrem olan bir kadın, avreti açık halde görülmemiş olur. Buhari el-Edebu'l-Müfred'de, NMi'den: "İbn Ömer, çocuklarından birisi ergenlik yaşına geldi mi izin almadan çocuğunun yanına girmezdi" rivayetini nakletmiş bulunmaktadır. Alkame yoluyla da şu rivayeti nakletmiştir: "Bir adam İbn Mesud'a gelerek: Annemin yanına girmek için izin isteyeyim mi, diye sordu. Ona: "O her zaman bulunduğu her halinde senin kendisini görmeni istemez, diye cevap verdi

Narrated Anas bin Malik:A man peeped into a room of the Prophet. The Prophet (ﷺ) stood up, holding an arrow head. It is as if I am just looking at him, trying to stab the man

Sahîh-i Buhârî No. 6244 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ثُمَامَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا سَلَّمَ سَلَّمَ ثَلاَثًا، وَإِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلاَثًا‏.‏

Enes r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem selam verdiğinde, üç defa selam verirdi. Bir söz söyleyip konuştuğunda da onu üç defa tekrar ederdi

Narrated Anas:Whenever Allah's Messenger (ﷺ) greeted somebody, he used to greet him three times, and if he spoke a sentence, he used to repeat it thrice

Sahîh-i Buhârî No. 6247 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَيَّارٍ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّهُ مَرَّ عَلَى صِبْيَانٍ فَسَلَّمَ عَلَيْهِمْ وَقَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَفْعَلُهُ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan rivayete göre o, bir sefer çocukların yanından geçerken onlara selam vermiş ve: "Bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yapardı" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Çocuklara selam vermek" Buhari bu başlık ile, selamı almak farzdır. Çocuk ise farz olan bir ameli işlemek ehliyetine sahip değildir, gerekçesi ile çocuklara selamın meşru olmadığını söyleyenlerin kanaatlerini reddetmek istemiş gibidir. İbn Battal dedi ki: Çocuklara selam verilerek şeriatın öngördüğü adaba alışmaları sağlanır. Ayrıca bu yolla büyük kimseler büyüklük elbisesini sıyırıp atar, alçak gönüllülükle ve yumuşaklıkla muameleye yönelmiş olurlar. Ebu Said el-Mütevelli, et-Tetimme adlı eserinde şunları söylemektedir: Bir kimse çocuğa selam verse, çocuğun o selamı alması vacip değildir. Çünkü küçük çocuk farzı işlemek ehliyetine sahip değildir, ama küçük çocuğun velisinin, bu hususta eğitilmesi için selamı almasını emretmesi gerekir. Eğer aralarında çocuğun da bulunduğu bir topluluğa selam verilir de çocuk da tek başına selamı alırsa, farz yaşça büyüklerin üzerinden düşmüş olmaz

Narrated Anas bin Malik:that he passed by a group of boys and greeted them and said, "The Prophet (ﷺ) used to do so

Sahîh-i Buhârî No. 6258 Sahih

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَنَسٍ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا سَلَّمَ عَلَيْكُمْ أَهْلُ الْكِتَابِ فَقُولُوا وَعَلَيْكُمْ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kitap ehli size selam verdikleri vakit, siz de: Ve aleykum deyiniz. " Bu Hadis 6926 numara ile de var. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zimmet ehlinin selamı nasıl alınır?" Bu başlıkta zimmet ehlinin selamının alınmasının yasaklanmadığına bir işaret bulunmaktadır. Bundan dolayı başlıkta "nasıl" tabirini kullanmıştır. Yüce Allah'ın: "Ondan daha güzeli ile selamı alınız yahut aynen geri çeviriniz" buyruğu da bunu desteklemektedir. İşte bu da selam almanın, -daha önce açıklandığı gibi- daha güzeli ile olmazsa dahi verilene uygun olması gerektiğinin delilidir. Hadis ise Müslüman ile kMirin selamının farklı şekillerde alınacağına deIildir. İbn Battal dedi ki: Bazıları ayetin genel ifadesi dolayısıyla zimmet ehlinin selamını almak farzdır, demişlerdir. İbn Abbas'tan da şöyle dediği sabittir: "Birisi sana selam verecek olursa, Mecusi dahi olsa sen de onun selamını aL." eş-Şa'bı ve Katade de bu görüşü ifade etmişlerdir. Ancak Malik ve cumhur bunu kabul etmezler. Ata der ki: Ayet Müslümanlar hakkında özeldir. Dolayısıyla kayıtsız ve şartsız olarak kMirin selamını almaz. Eğer selamın alınmamasından maksadı, selam lafzı ile cevap vermek ise mesele yoktur. Aksi takdirde bu başlıktaki hadisler, onun görüşünü reddetniektedir. "es-Samu aleyke, dediler." Daha önce Tıp bölümünde bu lafzın ölüm ile açıklandığına dair bilgiler geçmiş bulunmaktadır. "Ve lanet" Aişe r.anha'nın zekası sayesinde sözlerinden maksatlarını anlamış olduğundan onlara tepki göstermiş ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onların selam lafzını kullandıklarını sandığını kabul ettiğinden, onlara tepkisini ileriye götürmüş olması ihtimali vardır. Bunu İbn Ömer ve Enes'in rivayet ettiği başlıktaki iki hadiste olduğu gibi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den daha önceden işitmiş olması da bir başka ihtimaldir. Aişe'nin onlara lanet okumasının sebebi ise, ya mevcut hal göz önünde bulundurularak, özellikle de tedib edilmesini gerektiren bir işi işlediği takdirde muayyen kafire lanet okumanın caiz olduğu görüşünde idi, yahut sözü geçen kimselerin küfür üzere öleceklerine dair daha önceden bilgi edininmiş olmasıdır. İşte bu sebeple ölüm kaydını söz konusu etmeden onlara mutlak olarak lanet okumuştur. Ama daha kuvvetli görülen o ki; Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onun dilinin bu gibi ağır ifadeler kullanmaya alışmasını istememiş yahut ağır sözler söylemekte aşırı gitmesine tepki göstermiştir. Yaşayan muayyen müşrik kimseye lanet okumanın caiz olduğuna dair açıklamalar, yüce Allah'ın izniyle Dualar bölümünde "müşriklere beddua etmek başlığında" gelecektir. (Sk. 6395 nolu hadis)

Narrated Anas bin Malik:the Prophet (ﷺ) said, "If the people of the Scripture greet you, then you should say (in reply), 'Wa'alaikum (And on you)

Sahîh-i Buhârî No. 6271 Sahih

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، سَمِعْتُ أَبِي يَذْكُرُ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا تَزَوَّجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْنَبَ ابْنَةَ جَحْشٍ دَعَا النَّاسَ طَعِمُوا ثُمَّ جَلَسُوا يَتَحَدَّثُونَ ـ قَالَ ـ فَأَخَذَ كَأَنَّهُ يَتَهَيَّأُ لِلْقِيَامِ فَلَمْ يَقُومُوا، فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ قَامَ، فَلَمَّا قَامَ قَامَ مَنْ قَامَ مَعَهُ مِنَ النَّاسِ، وَبَقِيَ ثَلاَثَةٌ، وَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَاءَ لِيَدْخُلَ فَإِذَا الْقَوْمُ جُلُوسٌ، ثُمَّ إِنَّهُمْ قَامُوا فَانْطَلَقُوا ـ قَالَ ـ فَجِئْتُ فَأَخْبَرْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُمْ قَدِ انْطَلَقُوا، فَجَاءَ حَتَّى دَخَلَ فَذَهَبْتُ أَدْخُلُ، فَأَرْخَى الْحِجَابَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ، وَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلاَّ أَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِنْدَ اللَّهِ عَظِيمًا‏}‏‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan dedi ki: "Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cahş kızı Zeyneb ile evlendiğinde insanları (düğün yemeğine) davet etti. Onlar da yemek yedikten sonra oturup konuşmaya koyuldular. (Enes) dedi ki: (Allah rasulü) kalkmaya hazırlanıyormuş gibi yaptı, ama onlar yine kalkmadılar. Onların ka1kmadıklarını görünce kendisi kalktı. O kalkınca insanlardan onunla beraber kalkanlar da kalktı ama geriye üç kişi kaldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içeri girmek üzere geldiğinde onlar hala oturuyorlardı. Daha sonra onlar da kalkıp gittiler. (Enes) dedi ki: Ben de gelip Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e onların da gittiklerini haber verdim. O da gelip içeri girdi. Ben de içeri girmek isteyince, benimle kendisi arasına perdeyi sarkıttı. Yüce Allah da: "Ey iman edenler! Nebiin evlerine sizin için yemeğe izin verilmeden girmeyin ... Çünkü bu Allah'ın yanında çok büyük bir iştir. "(Ahzab, 53) buyruklarını indirdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Oturduğu yerden yahut evinden arkadaşlarından izin almaksızın kalkan yahut diğer insanlar kalksın diye kalkmaya hazırlanan kimse." Buhari bu başlıkta Enes İbn Malik'in Nebi efendimizin Cahş kızı Zeyneb ile evlenmesi ve hicap ayetinin nüzulünü anlatan hadisini zikretmektedir.Bu hadise dair yeterli açıklamalar daha önce Ahzab suresinde (4791 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Hadisten çıkarılan sonuçlar İbn Battal dedi ki: 1- Bu hadisten, herhangi bir kimsenin, başkasının evine izni olmaksızın girmemesi gerektiği, 2- Girme iznini alan kimsenin de ev sahiplerini rahatsız etmemesi, kendi ihtiyaçlarını görmelerine engelolmaması için kendisine izin verilen maksadın gerçekleşmesinden sonra uzunca oturmaması gerektiği, 3- Ev sahibi bundan dolayı zarar görünceye kadar bu şekilde davranan kimseye karşı ev sahibinin ondan sıkıldığını açığa vurma hakkına sahip olduğu, 4- Bunu fark etsin diye iznini almaksızın ayağa kalkabileceği, 5- Ev sahibi, evinden çıktıktan sonra kalmak isteyenin, kendisine önceden verilmiş izinden ayrı yeni bir izin almadıkça orada kalma hakkına sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Narrated Anas bin Malik:When Allah's Messenger (ﷺ) married Zainab bint Jahsh, he invited the people who took their meals and then remained sitting and talking. The Prophet (ﷺ) pretended to be ready to get up, but the people did not get up. When he noticed that, he got up, and when he had got up, some of those people got up along with him and there remained three (who kept on sitting). Then the Prophet (ﷺ) came back and found those people still sitting. Later on those people got up and went away. So I went to the Prophet (ﷺ) and informed him that they had left. The Prophet (ﷺ) came, and entered (his house). I wanted to enter(along with him) but he dropped a curtain between me and him. Allah then revealed: 'O you who believe! Do not enter the Prophet's Houses until leave is given... (to His statement)... Verily! That shall be an enormity, in Allah's sight

Sahîh-i Buhârî No. 6283 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا ذَهَبَ إِلَى قُبَاءٍ يَدْخُلُ عَلَى أُمِّ حَرَامٍ بِنْتِ مِلْحَانَ فَتُطْعِمُهُ، وَكَانَتْ تَحْتَ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، فَدَخَلَ يَوْمًا فَأَطْعَمَتْهُ، فَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ اسْتَيْقَظَ يَضْحَكُ‏.‏ قَالَتْ فَقُلْتُ مَا يُضْحِكُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ نَاسٌ مِنْ أُمَّتِي عُرِضُوا عَلَىَّ غُزَاةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ، يَرْكَبُونَ ثَبَجَ هَذَا الْبَحْرِ، مُلُوكًا عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ ـ أَوْ قَالَ ‏"‏ مِثْلُ الْمُلُوكِ عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ شَكَّ إِسْحَاقُ ـ قُلْتُ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ فَدَعَا ثُمَّ وَضَعَ رَأْسَهُ فَنَامَ، ثُمَّ اسْتَيْقَظَ يَضْحَكُ فَقُلْتُ مَا يُضْحِكُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَاسٌ مِنْ أُمَّتِي عُرِضُوا عَلَىَّ، غُزَاةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ، يَرْكَبُونَ ثَبَجَ هَذَا الْبَحْرِ، مُلُوكًا عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ أَوْ ‏"‏ مِثْلَ الْمُلُوكِ عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَنْتِ مِنَ الأَوَّلِينَ ‏"‏‏.‏ فَرَكِبَتِ الْبَحْرَ زَمَانَ مُعَاوِيَةَ، فَصُرِعَتْ عَنْ دَابَّتِهَا حِينَ خَرَجَتْ مِنَ الْبَحْرِ، فَهَلَكَتْ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kuba'ya gitti mi ÜmmüHaram bint Milhanım yanma uğrar, o da ona yiyecek bir şeyler ikram ederdi. -Ummü Haram, Ubade Ibri es-Samit'in hanımı idi.- Bir gün onun evine gitti, o da ona yemek ikram etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyudu. Sonra gülerek uyandı. Ümmü Haram dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, neden gülüyorsun, dedim. O şöyle buyurdu: Bana ümmetimden Allah yolunda gazaya çıkmış birtakım insanlar gösterildi. Şu denizin sırtı üzerinde, (gemilere) tahtlar üzerinde krallar olarak binmişlerdi. -Yahut: Tahtlar üzerinde krallar gibi dedi, ki şüphe eden İshak'tır.- Ben: Allah'a beni de onlardan kılsın diye dua buyur, dedim. O da dua etti. Daha sonra yine başını koydu ve uyudu. Yine gülerek uyandı. Ben: Ey Allah'ın Resulü, neden gülüyorsun, dedim. Şöyle buyurdu: Ümmetimden Allah yolunda gazaya çıkmış olan kimseler bana gösterildi. Bunlar bu denizin sırtına tahtlar üzerinde hükümdarlar olarak binmişlerdi. -Yahut tahtları üzerinde hükümdarlar gibiydiler, diye buyurdu-o Ben: Allah'a beni de onlardan kılması için dua et, dedim. O: Sen ilkIerdensin, dedi. Daha sonra Ümmü Haram Muaviye döneminde denize (gemiye) bindi ve denizden karaya çıktığı sırada bineği üzerinden düşüp şehit oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kavmi ziyaret edip yanlarında kaylule yapan kimse." Kaylule vakti yanlarında uyuyan kimse, demektir. "Onun terinden ve saçından alıp bir şişeye koydu." Müslim'in rivayetinde "şişelere" şeklinde olup, saçı söz konusu etmemiştir. Bu olayda saçın söz konusu edilmesinde de bir gariplik vardır. Bazıları bunu saçlarını tararken dökülen saçları diye yorumlamıştır. Daha sonra Muhammed İbn Sa'd'ın rivayetinde bu husustaki karışıklığı izale edecek bir bilgi gördüm. Onun, sahih bir senedIe Sabit'ten, onun da Enes'den rivayet ettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mina'da saçını traş edince Ebu Talha saçını aldı ve o saçı Ümmü Suleym'e getirdi. Ümmü Suleym de onu suk denilen koku karışımı arasına koydu. Üm mü Suleym dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelir ve benim yanımda deriden bir yatak üzerinde kaylule yapardı. Ben de terini toplamaya koyuldum ... " diye hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. İşte bu rivayet, Ümmü Suleym'in, kaylule vakti onun terini alınca terini yanında bulunan saça eklediğini ortaya koymaktadır. Yoksa uyurken saçından bir şeyler aldığı şeklinde değildir. Yine bu rivayetten sözü geçen olayın, Veda haccından sonra olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını ancak Veda haccı esnasında Mina'da traş etmişti. "Suk" denilen şey, çeşitli kokuların karışımıdır. el-Mühelleb dedi ki: Bu hadisten büyük zatın tanıdığı kimselerin evinde kaylule yapmasının meşruiyeti anlaşılmaktadır. Çünkü böyle bir iş, sevgının daha sağlamlaşıp pekişmesi için bir yoldur. el-Mühelleb dedi ki: Yine bu hadisten insanoğlunun saçının ve terinin tahir olduğu da anlaşılmaktadır. Başkaları ise: Hadiste buna dair bir delalet yoktur, demektedir. Çünkü bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özelliklerindendir. Buna dair delil oldukça güçlüdür, özellikle de bunların her birisinin tahir olduğuna dair delil de sabit olmuştur. "Ümmü Haram" Enes'in teyzesidir. Ona er-Rumeysa, Ümmü Suleym'e de el-Gumeysa denilirdi. "Bu denizin üstüne binecekler." es-Sebec: Bir şeyin üstü, sırtı demektir. Bir topluluk bunu böylece açıklamışlardır. el-Hattabı de: Denizin üstü ve sırtıdır, demiştir. İbn Abdilberr dedi ki: Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya, o ümmetinden denizde gazaya çıkan gazileri cennette tahtlar üzerinde krallar olarak görmüştür. Onun gördüğü rüya ise vahiydir. Yüce Allah da cennetliklerin nitelikleri hakkında: "Sedirler üzerinde karşılıklı otururlar. "(Hicr, 47); "Tahtlar üstünde yaslanacaklar."(Yasin, 52) diye buyurmaktadır. Sedirler üstü ince tüllerle örtülmüş tahtlara yaslanırlar, diye açıklanmıştır. Iyad dedi ki: Bu bir ihtimaldir. Aynı şekilde bunun, onların gazadaki rahat hallerine, işlerinin dimdik ve dosdoğru ayakta duruşuna, sayılarının çokluğuna, araç ve gereçlerinin çok iyi olacağına dair bir haber de olabilir. Bu halleriyle onlar tahtlar üzerinde hükümdarları andırırlar. Derim ki: Bu ihtimal biraz uzaktır. Birincisi daha güçlüdür. Bu hadisten az önce söylenenlerden başka şu sonuçlar da çıkar: 1 - Cihadın arzulanmasını sağlamak ve cihada teşvik 2- Mücahidin faziletinin açıklanması 3- Gaza için tuzlu denizlerde yolculuk yapmanın caiz oluşu Yine hadisten anlaşıldığına göre; 4- Şehitliği temenni etmek caizdir. 5- Gazi olarak ölen bir kimse, gazada öldürülen kimseler hükmündedir. 6- Geceleyin namaz kılmaya destek olacağından kayıtlle yapmak mcrudur. 7 - Bedeni rahatsız eden bit ve benzeri şeylerin çıkarılması caizdir. 8- Her imam ile birlikte cihada çıkmak meşrudur. Çünkü hadis, Kayser şehrine gaza yapan kimselere övgüyü de ihtiva etmektedir. 9- Niyeti doğru olması halinde gazinin fazileti sabittir. 10- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ileride meydana gelecek çeşitli haberleri vermiş ve dediği gibi ortaya çıkmıştır. İşte bu da onun nübüwetinin alametlerindendir. Bunlar arasında: Kendisinden sonra ümmetinin kalacağını, ümmeti arasında güçlü, kuwetli ve düşmana önemli zararlar verecek kimselerin bulunacağını bildirmesi, bunların denizde gazaya çıkacak kadar ülkelerde güçlü bir iktidara sahip olacaklarını, Ümmü Haram'ın o zamana kadar yaşayacağını, denizde gazaya çıkanlarla birlikte olacağını ama ikinci gazanın yapılacağı zamana erişemeyeceğini bildirmesi de vardır. 11- Meydana gelen nimetler dolayısıyla sevinmek ve sevinilecek şeylerin ortaya çıkması halinde gülmek caizdir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetinin onlara vermiş olduğu düşmanlarıyla cihad emrini yerine getirdiklerini, Allah'ın da buna karşılık onları mükafatlandırdığını görmesinden hoşlanmış ve bundan dolayı da gülmüştür. 12- Misafirin, -izin ve fitneden emin olunması gibi şartlarına riayet edilerekkendi evinden başka bir yerde kaylule yapması caizdir. 13- Kadının, misafirin başındaki bitleri ayıklamak suretiyle hizmet etmesi caizdir. Bu husus bazıları için açıklanması zor görülmüştür. Bundan dolayı İbn Abdilberr şöyle demiştir: Zannederim Ümmü Haram yahut onun kızkardeşi Ümmü Suleym, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i emzirmiş, böylelikle onların her birisi onun sütannesi ya da teyzesi olmuştur. Bundan dolayı onun yanında uyur ve o da mahrem olan bir kimsenin mahremlerine yapabileceği şeyleri yapabiliyordu. Daha sonra da kendi senediyle Yahya İbn İbrahim İbn Muzeyyen'in şunları söylediğini zikretmektedir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ümmü Haram'a başından bitleri ayıklamasına imkan tanıması teyzeleri tarafından kendisine mahrem birisi oluşundan dolayıdır. Yunus İbn Abdil A'la yoluyla da şunları söylemektedir: Bize İbn Vehb dedi ki: Ümmü Haram, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in süt teyzelerinden birisidir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanında kaylule yapar, onun kucağında uyur ve oda onun başındaki bitleri ayıklardı. İbnu'l-Arabi de İbn Vehb'in dediklerini naklettikten sonra şunları söylemektedir: Başkaları da şöyle demiştir: Aksine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem günahtan korunmuş bir kimse idi. O kendi zevcesine karşı bile kendisine hakim olduğuna göre, başkasına karşı münezzeh olduğu günahlardan kendisini nasıl koruyamasın? Çünkü o, çirkin her bir fiilden ve kötü her bir sözden uzak tutulmuştur. O halde bu onun özelliklerinden olur. ed-Dimyati aralarında mahremiyet olduğu iddiasında bulunanların görüşlerini reddetmekte aşırıya giderek şunları söylemiştir: Ümmü Haram'ın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in süt teyzelerinden ya da nesep teyzelerinden birisi olduğunu iddia eden herkes yanıimıştır. Daha sonra ed-Dimyati şunları söyler: Bununla birlikte hadiste Ümmü Haram ile halvete dair delil teşkil edecek bir şey de yoktur. Muhtemelen bu durum, onun oğlu, hizmetçisi, kocası ya da onun yanında bulunan birisi ile bulunurken olmuştur. Derim ki: Bu, güçlü bir ihtimaldir, ama bununla birlikte açıklanması zor olan yanları bütünüyle ortadan kaldıramamaktadır. Çünkü baştaki bitin ayıklanması halinde tenlerin değme ihtimali olduğu gibi kalmaktadır. Kucakta uyumak da böyledir. O halde verilecek cevapların en güzeli, Nebiin böyle bir özelliğinin olduğudur. Böyle bir iddianın ancak delil ile sabit oluşunu ileri sürmek bu cevabın uygunluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü buna dair delil gayet açıktır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Narrated Anas bin Malik:Whenever Allah's Messenger (ﷺ) went to Quba, he used to visit Um Haram bint Milhan who would offer him meals; and she was the wife of 'Ubada bin As-samit. One day he went to her house and she offered him a meal, and after that he slept, and then woke up smiling. She (Um Haram) said, "I asked him, 'What makes you laugh, O Allah's Messenger (ﷺ)?' He said, 'Some people of my followers were displayed before me as warriors fighting for Allah's Cause and sailing over this sea, kings on thrones,' or said, 'like kings on thrones.' (The narrator, 'Is-haq is in doubt about it.) I (Um Haram) said, 'O Allah's Apostle! Invoke Allah that He may make me one of them.' He invoked (Allah) for her and then lay his head and slept again and then woke up smiling. I asked, 'What makes you laugh, O Allah's Messenger (ﷺ)?' He said, 'Some people of my followers were displayed before me as warriors fighting for Allah's Cause and sailing over this sea, kings on the thrones,' or said, 'like kings on the thrones.' I (Um Haram) said, 'O Allah's Messenger (ﷺ)! Invoke Allah that He may make me one of them.' He said, You will be amongst the first ones." It is said that Um Haram sailed over the sea at the time of Muawiya, and on coming out of the sea, she fell down from her riding animal and died

Sahîh-i Buhârî No. 6289 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، أَسَرَّ إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سِرًّا فَمَا أَخْبَرْتُ بِهِ أَحَدًا بَعْدَهُ، وَلَقَدْ سَأَلَتْنِي أُمُّ سُلَيْمٍ فَمَا أَخْبَرْتُهَا بِهِ‏.‏

Mu'temir İbn Süleyman'dan dedi ki: "Babamı şöyle derken dinledim: Enes İbn Malik'i dinledim. Şöyle diyordu: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana gizlice bir sır verdi. Ben de ondan sonra onu kimseye bildirmedim. Andolsun annem Ümmü Suleym dahi bana sordu. Ama ben ona bile o sırrı bildirmedim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sır saklamak" yani açıklamamak. İbn Battal dedi ki: İlim ehlinin kabul ettiğine göre eğer sahibi bundan dolayı zarar görecek ise, sırrı açıklamamak gerekir. çoğu da: Sırrı veren kişi öldüğü takdirde hayatta iken gizlenip saklanması gerektiği gibi -açıklanması halinde o sırrı verenin küçültülmesinin söz konusu olması dışında- sırının saklanması gerekmez. Derim ki: Göründüğü kadarıyla ölümden sonra sırrın açıklanması bir kaç kısma ayrılır. Bir kısmı mubahtır, hatta bazen o sırrı veren sırrının açıklanmasından hoşlanmasa dahi anlatılması müstehap olabilir. Sırrın, sırrı veren kimsenin bir kerametini, menkıbesini ya da buna benzer tezkiye edilmesini ihtiva etmesi gibi. Mutlak olarak mekruh kısmı da vardır, haram da olabilir. İbn Battal'ın işaret ettiği de budur. Açıklanması vacip olabilir. O sırda yerine getirmekte mazur görülebileceği bir hakkın üzerinde bulunması hali gibi. Bu sırrın zikredilmesi ile, ondan sonra gelenler arasında onun adına bu işi yerine getirmeleri umulan kimseler ümit ediliyor ise bu sır açıklanır

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) confided to me a secret which I did not disclose to anybody after him. And Um Sulaim asked me (about that secret) but I did not tell her

Sahîh-i Buhârî No. 6292 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَس ٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ وَرَجُلٌ يُنَاجِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَمَا زَالَ يُنَاجِيهِ حَتَّى نَامَ أَصْحَابُهُ، ثُمَّ قَامَ فَصَلَّى‏.‏

Enes r.a.'dan dedi ki: "Namaz için kamet getirildiğinde, bir adam da Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gizlice konuşuyordu. Allah Rasulünün ashabı uyuyuncaya kadar onunla gizlice konuşup durdu. Daha sonra Rasulullah kalktı ve namazı kıldırdı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Uzun süre gizlice konuşmak ve "o zalimler gizlice konuşurlarken" (İsra, 47) buyruğu" Daha sonra Buhari, Enes'in rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Hadise dair yeterli açıklamalar Cemaatle namaz bahsinden az önce "imamın bir ihtiyacının ortaya çıkması" başlığında geçmiş bulunmaktadır

Narrated Anas:The Iqama for the prayer was announced while a man was talking to Allah's Messenger (ﷺ) privately. He continued talking in that way till the Prophet's companions slept, and afterwards the Prophet (ﷺ) got up and offered the prayer with them

Sahîh-i Buhârî No. 6305 Sahih

وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ قَالَ مُعْتَمِرٌ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كُلُّ نَبِيٍّ سَأَلَ سُؤْلاً ـ أَوْ قَالَ لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ قَدْ دَعَا بِهَا ـ فَاسْتُجِيبَ، فَجَعَلْتُ دَعْوَتِي شَفَاعَةً لأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemşöyle buyurmuştur: "Her Nebi'nin bir isteği (ya da "Her Nebi'nin bir duası") kabul edilmiştir. Ben bu hakkımı Kıyamet günü ümmetime şefaat için kullandım". Fethu'l-Bari Açıklaması: "Her Nebi'in kabul edilen bir duası uardır" ifadesinin (dua edenlere mutlaka icabet edileceğini bildiren) ayet ile ilişkisi bazı duaların dua edenin istediği şekilde müstecab olmadığı noktasındadır. "Ben bu hakkımı ahirette ümmetime şefaat için saklıyorum" ifadesine gelince Müslim'in naklettiği ve Ebu Hureyre'den gelen bir hadiste geçmiş zaman kipi kullanılarak .:..ı1 .;1-' "Ben sakladım" denilmiştir. Enes İbn Malik tarafından nakledilen hadiste ise J y;) "Ben dua hakkımı şöyle kullandım" buyurulmuş ve ayrıca "Kıyamet günü" ifadesi ilave edilmiştir. Ebu Salih'in naklettiği haberde "İnşallah ümmetimden Allah'a şirk koşmadan ölenler şefaatime nail olacaklardır" cümlesi yer almaktadır. Muhtemelen Nebi s.a.v. duasını ertelemek istemiş; ancak daha sonra bundan vazgeçip dua edip talebinin yerine gelmesini arzu etmiştir. Allah Teala'nın kendisine duasının kabul edildiğini haber vermesine dayanarak da bu konuda kendisinden emin bir şekilde konuşmuştur. Şefaat ve çeşitleri hakkında ayrıntılı bilgi Rikak bölümünün başında arzedilecektir (Nuh 26). Nebilerin özellikle de bizim Nebiimizin birçok duası kabul edildiği için hadisin ilk etapta anlaşılan anlamı sorunlu sanılabilir. Zira hadise göre Nebilerin yalnızca bir duaları makbul sayılacaktır. Halbuki hadiste kastedilen kabulü kesin olan duadır. Diğer duaların ise kabulü ancak umulabilir. Her Nebiin kabul edilen duasından kastın en faziletli duaları olduğu da ileri sürülmüştür. Bu yoruma göre onların başka duaları olmakla birlikte en faziletli duaları makbul sayılmıştır. Başka bir yoruma göre ise Nebilerin ümmetIerini kapsayıcı tarzda onların helak ya da kurtuluşu için yaptıkları genel dualar makbul iken özel dualarının kabul edilmesi garanti edilmemiştir. İbnü'tTın'in naklettiğine göre Nebilerin kendi dünyaları ya da nefisleri için yaptıkları bir duaları kabul buyurulmuştur. Örneğin Hz. Nuh "Ya Rabbı! Yeryüzünde dolaşan bir tek kafir bile bırakma!", Hz. Zekeriya "Bana lütf-u kereminden öyle bir uaris nasib et ki bana da, Yakub hanedanına da uaris olsun. Onu, razı olacağın bir insan eyle ya Rabbf!"(Meryem 5-6) ve Hz. Süleyman "Ya Rabbf! Affet beni ve bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir hakimiyet lutfet. Çünkü Sen, lütufları son derece bolalan vehhabsın!"(Sad 35) diye dua etmişlerdir. Mesabfh adlı kitabı şerhedenlerden biri şunları söylemiştir: Bilinmelidir ki Nebilerin bütün duaları makbuldür. Bu hadis Nebilerin hepsinin kavminin helak edilmesi için dua ettiğini ancak Nebiimizin bu şekilde ümmetine beddua etmediğini bildirmektedir. Ümmetinin yaptığı ezalara karşı gösterdiği sabır sebebiyle kendisine şefaat hakkı verilmiştir. Burada ümmetten kasıt ümmet-i davet olup ümmet-i icabet değildir. Ancak Tıbı bu sözleri eleştirerek Hz. Nebi'in bazı Arap kabilelerine, isimlerini zikrederek bir takım Kureyşlilere, Rı'l, Zekvan ve Mudar adlı kabileiere beddua ettiğini ifade etmiştir. Ona göre bu hadisin şöyle yorumlanması daha doğrudur: Allah her Nebie sonucunu dünyada görecekleri ümmetieriyle ilgili bir dua hakkı vermiştir. Nebiimiz bu hakkını ümmetinden bir kısmı için kullanınca "Bu hususta sana ait bir iş yoktur: Allah ister onlara tövbe nasib edip bağışlar, ister nefislerine zulmettikleri için onları cezalandırır. Senin görevin sadece uyanp irşad etmektir" ayeti nazil olnıu Böylece Nebiimizin hakkı ahirete kalmıştır. Hz. Nebi de beddu'a-eftiği kimseIerin helak edilmelerini değil aslında tevbeye yönlendirilmelerini istemiştir. Nebilerin bütün dualarının makbulolduğu yolundaki değerlendirme yapılırken "Allah'tan üç şey istedim. İkisini kabul etti birini etmedi" şeklindeki sahih bir hadis unutulmuş görünmektedir. ibn Battal bu hadisin Nebiimizin diğer Nebilerden üstün olduğunu gösterdiğini; zira makbul duasında ümmetini kendi nefsine ve ailesine tercih ettiğini ayrıca önceki Nebiler gibi ümmetin (ümmet-i davetin) helaki için beddua etmediğini ifade etmiştir. ibnü'l-Cevzl ise şu yorumu yapar: Bu Nebi s.a.v.'in güzel tasarruflarından biridir. Çünkü duasını gerektiği gibi kullanmıştır. Ayrıca cömertliğinin bir göstergesidir. Zira ümmetin i kendisine tercih etmiştir. Yine duasını dindar müslümanlardan daha fazla duaya ihtiyacı olan günahkarlara hasretmesi sebebiyle aklı değerlendirmelerindeki sağlamlığın bir işaretidir. Nevevi ise bu hadisin ümmetin e şefkatini, merhametini ve menfaatlerini koruduğunu gösterdiğini; çünkü duasını onların en fazla duaya muhtaç olacakları bir zaman için sakladığın: ifade etmiştir. "inşallah ümmetimden Allah'a şirk koşmadan ölenler şefaatime nail olacaklardır" rivayeti büyük günahları işlemekte ısrar eden bir kimse dahi olsa Allah'a şirk koşmayan müslümanların cehennemde ebedi kalmayacakları yolundaki Ehl-i sünnet görüşünün doğruluğunu ispat eden bir delildir

Narrated Anas: that the Prophet (ﷺ) said, "For every prophet there is an invocation that surely will be responded by Allah," (or said), "For every prophet there was an invocation with which he appealed to Allah, and his invocation was accepted (in his lifetime), but I kept my (this special) invocation to intercede for my followers on the Day of Resurrection

Sahîh-i Buhârî No. 6309 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَحَدَّثَنَا هُدْبَةُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اللَّهُ أَفْرَحُ بِتَوْبَةِ عَبْدِهِ مِنْ أَحَدِكُمْ سَقَطَ عَلَى بَعِيرِهِ، وَقَدْ أَضَلَّهُ فِي أَرْضِ فَلاَةٍ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teala kulunun tevbesine, çölde kaybettiği devesini tesadüfen bulan bir adamın duyacağz sevinçten daha fazla sevinir" Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhar! önce istiğfar sonra tevbe konusunu dua bölümünün başında işleyerek duaların kabulünün günahlardan arınma durumunda daha muhtemel olduğuna işaret etmek istemiştir. Eğer dua edecek kişi önce tevbe istiğfar ederse duasının makbulolması daha da mümkün hale gelir. İbnü'l-Cevz!'nin "Allah'ı tesbih mi edelim yoksa istiğfar mı edelim?" sualine verdiği "Kirli elbiseye koku sürmektense onu yıkamak gerekmez mi?" şeklindeki cevap meseleyi oldukça güzel açıklamaktadır. ..........İstiğfar ....... Ğufran kelimesinin istifal babına aktarılmış şeklidir. Kökü "bir şeyi kirden koruyacak örtüyle örtmek" anlamına gelen Ğafr kelimesidir. Her şeyin kirlenişi kendisine göredir. Allah'ın kullarına ğufranı onları azaptan korumasıdır. Tevbe ise kulun bir şekilde günahlardan uzaklaşmasıdır. İslam! bir terim olarak ise tevbe günahları kötü oldukları için terketmek, işlenen günahlardan pişmanlık duymak, bir daha günah işlememeye niyet etmek, haksızlığı reddetmek ya da haksızlık edenden kurtulmayı istemektir. Büyük alimlerden biri tevbeyi gerçekten ya da takdiren geçmiş bir günahı Allah için terketmeyi istemek diye tanımlamış ve bu tanımın en iyi ve etrafını cami tarif olduğunu belirtmiştir. Hocalarımızdan birisi tevbe için şu şartların varlığından da bahsetmiştir: Kişinin günah işlediği mekanı terketmesi, öleceğini anlayınca tevbe etmiş olmaması, güneşin batıdan doğmuş olmaması (kıyamet koprken tevbe etmiş olmaması), günahı tekrar işlememesi. Eğer tevbe edilen günah tekrar işlenirse ilk tevbenin batıl olduğu anlaşılır. Bana göre birinci şart (günah işlenen yeri terketmek) müstehaptır. İkinci ve üçüncü şartlar ise bizzat mükellefiyet ile ilgilidir. Dördüncü şarta gelince bu Kadı Ebu Bekr el-Bakıllanl'ye nisbet edilmiştir. Halbuki "İstiğfarın Fazileti" babında işaret ettiğimiz üzere yirmi bab sonra gelecek olan hadis bu son koşulun geçersizliğini ortaya koymaktadır. Halim! esma-i hüsna içerisinde yer alan Tewab kelimesinin tefsirini yaparken "Kulu her ne zaman kendisine ibadeti yeğlerse ve işlediği günahlardan pişmanlık duyarsa onun önceden yaptığı iyilikleri yok etmeyip itaatkar kullarına vermeyi vaadettiği nimetlerden onu mahrum bırakmaksızın kuluna rahmetiyle muamele eden" demiştir. Hattabı de Tewab ismini "Kul günah işleyip tevbe ettikçe onun tevbelerini kabul eden" yorumunu yapmıştır. Hadis metnin de yer alan "elini burnuna götürdü" ifadesi raviye aittir. Bu durum yine hadis metninde geçen .......fekale «şöyle dedi» kelimesinden anlaşılmaktadır. Muhib et-Taberi bu kısımda yapılan benzetmenin Allah'tan ve O'nun cezasından çok korkan mu'minlerin bir niteliği olduğunu; zira onların günah işlediklerini kesin olarak bilmekle birlikte affa mazhar olacaklarını tam olarak bilemediklerini; günahkar kimselerin ise Allah'ı bilmedikleri için O'ndan korkmadıklarını ve bu sebeple de günah işlemeyi hafife aldıklarını belirtmiştir. İbn Ebi Hamza ise günahkarın kalbi karardığı için günah işlemeyi önemsiz gördüğünü; bu sebeple kendisine nasihat edildiği zaman ciddi bir tavır takınmadığını söylemiştir. Ayrıca hadisin, günahtan korkmayan ve de bunu hafife alan bir mu'minin facir olarak değerlendirileceğini gösterdiğine işaret etmiştir. Hadiste mümkün şeylerle örneklendirme yapılmakta, nefis muhasebesine teşvik edilmekte, iman nimetinin varlığına delalet eden işaretlerin dikkate alınması önerilmekte, fücurun da iman gibi kalple ilgili olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca günah sebebiyle insanları tekfir etmeyi doğru bulmayan Ehl-i sünnet için bir delil olan bu hadis günah sebebiyle insanları tekfir eden Haridierin kanaatinin yanlışlığını göstermektedir. İbn BattaI da mu'minlerin küçük olsun büyük olsun bütün günahlar sebebiyle Allah'tan orkmaları gerektiğini; zira Allah Teala'nın küçük şeyler içinde azap edebileceğini ve O'nun yaptıkları sebebiyle sorgulanamayacağını ifade etmiştir. Hadis metninde yer alan .........sakata ala bairihi ifadesi "devesiyle aniden karşılaştı, devesini buldu" anlamlarına gelmektedir. Yine hadiste geçen ........ve kad edallehu ibaresi "farkında olmadan devesini kaybetti" demektir. .........felat ise "çöl" demektir. Katade'nin rivayeti bu noktada sona ermektedir. İshak İbn Ebi Talha'nın Enes İbn Malik'ten aktardığı ve Müslim'in Sahih'inde yer alan rivayette şu ziyade bulunmaktadır: "Deve üzerinde yiyecek ve içecek olduğu halde sahibinden uzaklaştı. Adam artık deveden umudunu kesip bir ağacın gölgesine sığınıp uzandı. Adam orada yatarken deve yanına geldi. Bunun üzerine adam devenin yularını tutup sevinçten şaşırarak "Allahım sen benim kulumsun ben de senin rabbinim!" deyiverdi". Kadı İyaz bu hadisin dehşet ve yanılgı sebebiyle söylenen böylesi sözlerin günah olmadığını gösterdiğini ifade etmiştir. Yine ciddiyetten uzak bir şekilde, taklit veya şaka amacı güdülmeksizin ilmi bir yolla ve dini bir menfaat için bunları anlatmanın da bir sakıncası yoktur. Zira Allah Resulü bunları anlattığına göre bu mümkündür. Eğer bu yasak olsaydı Nebi s.a.v. bu örnekleri vermezdi

Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah is more pleased with the repentance of His slave than anyone of you is pleased with finding his camel which he had lost in the desert

Sahîh-i Buhârî No. 6322 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ الْخَلاَءَ قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخُبُثِ وَالْخَبَائِثِ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tuvalete gittiği zaman "Allahım! her türlü pislikten sana sığınırım!" diye dua ederdi. AÇiKLAMA : Burada tuvalete girmek için hazırlanıldığı zaman yapılacak dua zikredilmiştir. Bu hadisin şerhi temizlik bölümünde yapılmıştı

Narrated Anas bin Malik:Whenever the Prophet (ﷺ) went to the lavatory, he used to say: "Allahumma inni a`udhu bika min al-khubuthi wal khaba'ith

Sahîh-i Buhârî No. 6334 Sahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا، قَالَ قَالَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَسٌ خَادِمُكَ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَكْثِرْ مَالَهُ وَوَلَدَهُ، وَبَارِكْ لَهُ فِيمَا أَعْطَيْتَهُ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Ümmü Süleym "Enes sizin hizmetkarınız olsun" deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allahım! Enes'in mal ve evladını bereketli kıl. Ona verdiğin her şeye bereket bahşet" diye dua etmiştir

Narrated Anas:Um Sulaim said to the Prophet (ﷺ) "Anas is your servant." The Prophet (ﷺ) said, "O Allah! increase his wealth and offspring, and bless (for him) what ever you give him

Sahîh-i Buhârî No. 6338 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا دَعَا أَحَدُكُمْ فَلْيَعْزِمِ الْمَسْأَلَةَ، وَلاَ يَقُولَنَّ اللَّهُمَّ إِنْ شِئْتَ فَأَعْطِنِي‏.‏ فَإِنَّهُ لاَ مُسْتَكْرِهَ لَهُ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Dua ettiğinizde çekince taşıyıp "Allahım! Dilersen bana şunu ver" demeyin. Çünkü zaten Allah'ı istemediği şeye zorlayacak kimse yoktur

Narrated Anas:Allah's Messenger (ﷺ) said, "When anyone of you appeal to Allah for something, he should ask with determination and should not say, 'O Allah, if You wish, give me.', for nobody can force Allah to do something against His Will

Sahîh-i Buhârî No. 6341 Sahih

قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ الأُوَيْسِيُّ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، وَشَرِيكٍ، سَمِعَا أَنَسًا، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى رَأَيْتُ بَيَاضَ إِبْطَيْهِ‏.‏

Enes İbn Malik'ten nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dua ederken koltuk altları görülecek kadar ellerini kaldırmıştır. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıda zikri geçen Halid, Halid İbn Velid'dir. Ebu Davud, Tirmizı ve başka musannifler tarafından aktarılan ve Tirmizı'nin hasen diye nitelediği bir hadiste "Rabbiniz diridir ve cömerttir. KuLu ellerini açmış ona yalvarmışken onu eliboş çevirmekten haya eder" buyurulmaktadır. Taberibu hadisi isnadlarıyla birlikte zikretmiştir. İbnü't-Tın ise İmam Malik'ten duada elleri kaldırmanın fukaha tarafından benimsenmediğini nakletmiştir. Müdevvene'de ellerin yalnızca yağmur duasında kaldırılacağı ve ayaların yere bakacağı belirtilmiştir. Taberi'nin İbn Ömer'den naklettiği haber ellerin omuzlara kadar kaldırılmasını nehyetmektedir. Orada ellerin göğüslere kadar kaldırılabileceği kayıtlıdır. Taberi İbn Ömer ve İbn Abbas'tan duada ellerin bu şekilde kaldırılması gerektiğini müsned olarak rivayet etmiştir. Ebu Davud ve Hakim başka bir isnadla "İstek (mesele) elleri n omuz hizasına kaldırılması, istiğfar bir parmakla işaret edilmesi ve dua (ibtihal) iki elin uzatılmasıyla olur" haberini rivayet etmişlerdir. Bir başka haberde ellerin başın üstüne kaldırılmasından söz edilmektedir. Yine İbn Ömer'den yukarıda arzedilen bilgiyle çelişen sahih haberler aktarılmıştır. Buhari'nin el-Edebü'l-müfred'de rivayet ettiğine göre İbn Ömer dua ederken ellerini omuzlarına kadar kaldırmıştır

Narrated Anas, "The Prophet (ﷺ) raised his hands (in invocation) till I saw the whiteness of his armpits

Sahîh-i Buhârî No. 6342 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَحْبُوبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَسْقِيَنَا‏.‏ فَتَغَيَّمَتِ السَّمَاءُ وَمُطِرْنَا، حَتَّى مَا كَادَ الرَّجُلُ يَصِلُ إِلَى مَنْزِلِهِ، فَلَمْ تَزَلْ تُمْطَرُ إِلَى الْجُمُعَةِ الْمُقْبِلَةِ، فَقَامَ ذَلِكَ الرَّجُلُ أَوْ غَيْرُهُ فَقَالَ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَصْرِفَهُ عَنَّا، فَقَدْ غَرِقْنَا‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا ‏"‏‏.‏ فَجَعَلَ السَّحَابُ يَتَقَطَّعُ حَوْلَ الْمَدِينَةِ، وَلاَ يُمْطِرُ أَهْلَ الْمَدِينَةِ‏.‏

Enes İbn Malik'ten rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cuma günü hutbedeyken adamın biri kalkıp "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a bize su vermesi için dua eder misin 7" dedi. Daha sonra gökte bulutlar belirdi ve öyle yağmur yağdı ki insanlar neredeyse evlerine gidemediler. Yağmur diğer Cuma'ya kadar devam etti. Bu sefer aynı adam ya da bir başkası yağmurun durması için dua edilmesini talep etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da "Allahım! Etrafımıza üstümüze değil!" diye dua etti. Bunun üzerine bulutlar Medine'nin çevresine doğru dağıldı ve yağmuru oralara bıraktı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadisin şerhi istiska bölümünde geçmişti. Hutbe okuyan kişi sırtını kıbleye döndüğü için hadis ile bab uyumludur. Zira her iki hutbede de dua yapılırken Resulullah s.a.v.'in kıbleye yöneldiği zikredilmemiştir

Narrated Anas:While the Prophet (ﷺ) was delivering a sermon on a Friday, a man stood up and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Invoke Allah to bless us with rain." (The Prophet (ﷺ) invoked Allah for rain.) So, the sky became overcast and it started raining till one could hardly reach one's home. It kept on raining till the next Friday when the same man or another man got up and said (to the Prophet), "Invoke Allah to withhold the rain from us, for we have been drowned (with heavy rain )." The Prophet (ﷺ) said, "O Allah! Let it rain around us and not on us." Then the clouds started dispersing around Medina and rain ceased to fall on the people of Medina

Sahîh-i Buhârî No. 6344 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا حَرَمِيٌّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَتْ أُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ خَادِمُكَ أَنَسٌ ادْعُ اللَّهَ لَهُ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَكْثِرْ مَالَهُ وَوَلَدَهُ، وَبَارِكْ لَهُ فِيمَا أَعْطَيْتَهُ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten nakledildiğine göre annesi "Enes hizmetkarınız olsun! Ona dua ediniz" dediği zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allahım! Mal ve evlat itibariyle bereketli kıl! Ona verdiğin herşeye bereket bahşet" diye dua etmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadiste hayatın uzunluğu zikredilmemektedir. Şarihlerden bir kısmı evladın çokluğu hayatın çokluğunu zımnen içerir açıklamasını yapmışlardır. Aslında Buhari adeti olduğu üzere rivayetin başka tariklerinde geçen ifadeleri dikkate almıştır. el-Edebü'l-müfred'de Resulullah s.a.v.'in Enes için "Allahım! malını ve evladını çok kıl! Hayatını uzun tut ve onu affet" diye dua ettiği kayıtlıdır. Enes'in çocuk ve malının çokluğu Müslim'in kitabında hadisin sonunda şöyle açıklanmaktadır: "Vallahi malım çoktur. Çocuklarımın ve torunlarımın sayısı da bugün itibariyle yüzü geçmiştir". Tıp bölümünde Haccac'ın Basra'yageldiği gün Enes'in sülalesinden yüz yirmi kişinin vefat ettiği geçmişti. Nevevi de Enes İbn Malik'i evladı en fazla olan sahabi olarak tanıtır. Enes İbn Malik'in yılda iki ürün veren bir bostanı vardı. Bu bostanda güzel kokan bitkiler yer alıyordu. Ömrünün uzunluğuna gelince hicrette dokuz yaşında olduğu sabittir. 91 ya da 93 yılında vefat ettiği ve öldüğünde 103 yaşında olduğu Halife el-Hayyat tarafından ifade edilmiştir. Doğrusu da budur

Narrated Anas:My mother said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Please invoke Allah on behalf of your servant." He said, "O Allah! Increase his wealth and children, and bestow Your Blessing on whatever You give him." a time of distress

Sahîh-i Buhârî No. 6351 Sahih

حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَتَمَنَّيَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمُ الْمَوْتَ لِضُرٍّ نَزَلَ بِهِ، فَإِنْ كَانَ لاَ بُدَّ مُتَمَنِّيًا لِلْمَوْتِ فَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ أَحْيِنِي مَا كَانَتِ الْحَيَاةُ خَيْرًا لِي، وَتَوَفَّنِي إِذَا كَانَتِ الْوَفَاةُ خَيْرًا لِي ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten aktarıldığına göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Başınıza gelen musibetler sebebiyle ölüm istemeyiniz. İlla isteyecekseniz şöyle dua edin: "Allahım! Yaşamam hayırlıysa beni yaşat. Ölmem hayzrlıysa öldür

Narrated Anas:Allah's Messenger (ﷺ) said," None of you should long for death because of a calamity that had befallen him, and if he cannot, but long for death, then he should say, 'O Allah! Let me live as long as life is better for me, and take my life if death is better for me

Sahîh-i Buhârî No. 6362 Sahih

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَحْفَوْهُ الْمَسْأَلَةَ فَغَضِبَ فَصَعِدَ الْمِنْبَرَ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَسْأَلُونِي الْيَوْمَ عَنْ شَىْءٍ إِلاَّ بَيَّنْتُهُ لَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَجَعَلْتُ أَنْظُرُ يَمِينًا وَشِمَالاً، فَإِذَا كُلُّ رَجُلٍ لاَفٌّ رَأْسَهُ فِي ثَوْبِهِ يَبْكِي، فَإِذَا رَجُلٌ كَانَ إِذَا لاَحَى الرِّجَالَ يُدْعَى لِغَيْرِ أَبِيهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَبِي قَالَ ‏"‏ حُذَافَةُ ‏"‏، ثُمَّ أَنْشَأَ عُمَرُ فَقَالَ رَضِينَا بِاللَّهِ رَبًّا، وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم رَسُولاً، نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الْفِتَنِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا رَأَيْتُ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ كَالْيَوْمِ قَطُّ، إِنَّهُ صُوِّرَتْ لِي الْجَنَّةُ وَالنَّارُ حَتَّى رَأَيْتُهُمَا وَرَاءَ الْحَائِطِ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ قَتَادَةُ يَذْكُرُ عِنْدَ الْحَدِيثِ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ‏}‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten aktarıldığına göre sahabiler soru sormayı abartınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kızıp minbere çıkmış ve: "Sorduğunuz her şeyi açıklayacağım" demiştir. Enes sözlerine şöyle devam eder: Sağıma soluma baktığım da herkesin yüzünü elbisesiyle örtüp ağladığını gördüm. Derken kavga ettiğinde babasından başkasına nispet edilen bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e babasının kim olduğunu sordu. O da "Huzafe" dedi. Bunun ardından Ömer (b. el-Hattab r.a.): رضينا بالله رباً، وبالإسلام ديناً، وبمحمد صلى الله عليه وسلم رسولاً "Allah'tan rab olarak, İslam'dan din olarak ve Muhammed'den Nebi olarak razıyız. Fitnelerden Allah'a sığınırız" dedi. Bunu takiben Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bugün kadar hayırlı ya da şerli şeyleri birarada görmedim. Bana duvarın arkasında cennete ve cehennem gösterildi" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis Resulullah s.a.v.'in kızgınlık halinde de hüküm verebileceğini zira onun hem kızgınlık hem de sükun hallerinde yalnızca hakkı konuşacağını göstermektedir. Yine bu rivayet Hz. Ömer'in anlayış kabiliyetine ve engin ilmine delalet etmektedir

Narrated Anas:Once the people started asking Allah's Messenger (ﷺ) questions, and they asked so many questions that he became angry and ascended the pulpit and said, "I will answer whatever questions you may ask me today." I looked right and left and saw everyone covering his face with his garment and weeping. Behold ! There was a man who, on quarreling with the people, used to be called as a son of a person other than h is father. He said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Who is my father?" The Prophet (ﷺ) replied, "Your father is Hudhaifa." And then `Umar got up and said, "We accept Allah as our Lord, and Islam as (our) religion, and Muhammad as (our) Apostle; and we seek refuge with Allah from the afflictions." Allah's Messenger (ﷺ) said, " I have never seen a day like today in its good and its evil for Paradise and the Hell Fire were displayed in front of me, till I saw them just beyond this wall." Qatada, when relating this Hadith, used to mention the following Verse:-- 'O you who believe! Ask not questions about things which, If made plain to you, May cause you trouble

Sahîh-i Buhârî No. 6363 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، مَوْلَى الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْطَبٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَبِي طَلْحَةَ ‏"‏ الْتَمِسْ لَنَا غُلاَمًا مِنْ غِلْمَانِكُمْ يَخْدُمُنِي ‏"‏‏.‏ فَخَرَجَ بِي أَبُو طَلْحَةَ يُرْدِفُنِي وَرَاءَهُ، فَكُنْتُ أَخْدُمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كُلَّمَا نَزَلَ، فَكُنْتُ أَسْمَعُهُ يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ ‏"‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ، وَالْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَالْبُخْلِ وَالْجُبْنِ، وَضَلَعِ الدَّيْنِ، وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ ‏"‏‏.‏ فَلَمْ أَزَلْ أَخْدُمُهُ حَتَّى أَقْبَلْنَا مِنْ خَيْبَرَ، وَأَقْبَلَ بِصَفِيَّةَ بِنْتِ حُيَىٍّ قَدْ حَازَهَا، فَكُنْتُ أَرَاهُ يُحَوِّي وَرَاءَهُ بِعَبَاءَةٍ أَوْ كِسَاءٍ ثُمَّ يُرْدِفُهَا وَرَاءَهُ حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالصَّهْبَاءِ صَنَعَ حَيْسًا فِي نِطَعٍ، ثُمَّ أَرْسَلَنِي فَدَعَوْتُ رِجَالاً فَأَكَلُوا، وَكَانَ ذَلِكَ بِنَاءَهُ بِهَا، ثُمَّ أَقْبَلَ حَتَّى بَدَا لَهُ أُحُدٌ قَالَ ‏"‏ هَذَا جُبَيْلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا أَشْرَفَ عَلَى الْمَدِينَةِ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أُحَرِّمُ مَا بَيْنَ جَبَلَيْهَا مِثْلَ مَا حَرَّمَ بِهِ إِبْرَاهِيمُ مَكَّةَ، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَهُمْ فِي مُدِّهِمْ وَصَاعِهِمْ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha'ya şöyle demiştir: "Oğullarınızdan bize hizmet edecek birini araştırın". Ebu Talha da beni arkasına alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e götürdü. Bu vakitten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferde her konakladığında ona hizmet ederdim. çoğu zaman şu duayı yaptığını işitmişimdir: "Allahım! Hüzün ve kederden, acizlik ve tembellikten, cimrilik ve korkaklıktan, borç sıkıntısından ve güçlülerin bana galip gelmesinden (tasallutundan) sana sığınırım". Ona hizmete devam ettim. Hayber dönüşünde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisi için aldığı Safıyye bnt. Huyey ile birlikte döndü. Daha önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem arkasını örtü ile kapatırken şimdi Safıyye'yi arkasına almıştı. Sahba mevkiinde Hays yemeyi yaptırıp insanlara ikram etti. Onunla evliliği burada gerçekleşti. Dönüş sırasında Uhud'u görünce "Bu dağ bizi biz de onu severiz" buyurdu. Medıne'yi . görünce de "Allahım! Medfnelilere bereket ihsan et" diye dua etti

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said to Abu Talha, "Choose one of your boys to serve me." So Abu Talha took me (to serve the Prophet (ﷺ) ) by giving me a ride behind him (on his camel). So I used to serve Allah's Messenger (ﷺ) whenever he stayed somewhere. I used to hear him saying, "O Allah! I seek refuge with you (Allah) from (worries) care and grief, from incapacity and laziness, from miserliness and cowardice, from being heavily in debt and from being overpowered by other men." I kept on serving him till he returned from (the battle of) Khaibar. He then brought Safiya, the daughter of Huyay whom he had got (from the booty). I saw him making a kind of cushion with a cloak or a garment for her. He then let her ride behind him. When we reached a place called As-Sahba', he prepared (a special meal called) Hais, and asked me to invite the men who (came and) ate, and that was the marriage banquet given on the consummation of his marriage to her. Then he proceeded till the mountain of Uhud appeared, whereupon he said, "This mountain loves us and we love it." When he approached Medina, he said, "O Allah! I make the land between its (i.e., Medina's) two mountains a sanctuary, as the prophet Abraham made Mecca a sanctuary. O Allah! Bless them (the people of Medina) in their Mudd and the Sa' (units of measuring)

Sahîh-i Buhârî No. 6367 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَالْجُبْنِ وَالْهَرَمِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik'ten nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua edermiş: "Allahım! Acziyet, tembellik, korkaklık, düşkünlük, kabir azabı, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım". Fethu'l-Bari Açıklaması: Aslen fitne, imtihan demektir. Terim olarak mekruh olanı açmak için yapılan imtihan anlamına gelir. Yine istenenden gafil olmak anlamında "mallarınız ve çocuklarınız fitnedir" ayetinde kullanılmıştır. Dinden dönmeye zorlama anlamında "mu'min erkek ve kadınları fitneye tabi tuttular" ayetinde geçmektedir. Dalalet, günah, küfür, azap anlamları da vardır

Narrated Anas bin Malik:Allah's Prophet used to say, "O Allah! I seek refuge with You from incapacity and laziness, from cowardice and geriatric old age, and seek refuge with You from the punishment of the grave, and I seek refuge with You from the afflictions of life and death

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya