2.201 hadis bulundu · sayfa 28/111
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَخْمَ الْيَدَيْنِ، لَمْ أَرَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ، وَكَانَ شَعَرُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَجِلاً، لاَ جَعْدَ، وَلاَ سَبِطَ.
Enes'ten, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri irice idi. Ondan sonra onun gibisini görmedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in saçları düz de değil, boğum boğum aşırı kıvırcık da değildi, ikisi arasında idi
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) had big hands, and I have never seen anybody like him after him. The hair of the Prophet was wavy, neither curly nor straight
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَخْمَ الْيَدَيْنِ وَالْقَدَمَيْنِ حَسَنَ الْوَجْهِ، لَمْ أَرَ بَعْدَهُ وَلاَ قَبْلَهُ مِثْلَهُ، وَكَانَ بَسِطَ الْكَفَّيْنِ.
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri ve ayakları irice, yüzü güzeldi. Ne ondan önce, ne ondan sonra onun gibisini görmedim. O iki avucu da açık (cömert) birisi idi. " Bu Hadis 5908, 5910 ve 5911 numara ile de var
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) had big hands and feet, and I have not seen anybody like him, neither before nor after him, and his palms were soft
وَقَالَ هِشَامٌ عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم شَثْنَ الْقَدَمَيْنِ وَالْكَفَّيْنِ.
Enes r.a.'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayakları ve elleri irice idi
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) had big feet and hands
وَقَالَ أَبُو هِلاَلٍ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ،. أَوْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَخْمَ الْكَفَّيْنِ وَالْقَدَمَيْنِ، لَمْ أَرَ بَعْدَهُ شَبَهًا لَهُ.
Enes'ten -yahut Cabir b. Abdullah'tan- rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elleri ve ayakları irice iöi. Ondan sonra ona benzeyenini görmedim
Narrated Anas or Jabir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) had big hands and feet and I have not seen anybody like him after him
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ قِرَاَمٌ لِعَائِشَةَ سَتَرَتْ بِهِ جَانِبَ بَيْتِهَا، فَقَالَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمِيطِي عَنِّي، فَإِنَّهُ لاَ تَزَالُ تَصَاوِيرُهُ تَعْرِضُ لِي فِي صَلاَتِي ".
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Aişe'nin, evinin bir tarafını kendisiyle örttüğü nakışlı bir örtüsü vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Bunu önümden alıver. Çünkü onun üzerindeki suretler ben namazda iken bana görünüp duruyor, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Suret bulunan yerde," yani suret bulunan elbiselerde "namaz kılmanın mekruh oluşu." "Bana görünüp duruyor", yani ben onlara bakıyorum, onlar beni meşgul ediyorlar. Müslim'de, Aişe'nin rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Aişe'nin, üzerinde suretler bulunan ve duvarın bir tarafına doğru uzatılmış bir kumaşı vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona doğru namaz kılıyordu. Bu sebeple: Onu önümden uzaklaştır, buyurdu." Başlığın bu hadisten hareketle çıkartılması da şöyle açıklanır: Suret, kişinin karşısında bulunuyorken namaz kılanı oyalayıp meşgul ettiği gibi, suretli bir elbiseyi giydiği takdirde de oyalanır. Hatta böyle bir elbiseyi giyinmiş olma halindeki oyalanması,daha da ileri bir derecededir
Narrated Anas:Aisha had a thick curtain (having pictures on it) and she screened the side of her i house with it. The Prophet (ﷺ) said to her, "Remove it from my sight, for its pictures are still coming to my mind in my prayers
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَقْبَلْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ خَيْبَرَ، وَإِنِّي لَرَدِيفُ أَبِي طَلْحَةَ وَهْوَ يَسِيرُ وَبَعْضُ نِسَاءِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَدِيفُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ عَثَرَتِ النَّاقَةُ فَقُلْتُ الْمَرْأَةَ. فَنَزَلْتُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهَا أُمُّكُمْ ". فَشَدَدْتُ الرَّحْلَ وَرَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا دَنَا أَوْ رَأَى الْمَدِينَةَ قَالَ " آيِبُونَ تَائِبُونَ، عَابِدُونَ لِرَبِّنَا، حَامِدُونَ ".
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'den geri döndük. Ebu Talha yol alırken ben onun arkasına binmiş idim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından birisi de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasına binmiş idi. Bu sırada deve (leri) tökezledi. Ben: Aman kadına dikkat edin, dedim ve bineğin üzerinden indim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: O sizin annenizdir, buyurdu. Ben hemen devenin semerini iyice bağladım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bindi. Medine'ye yaklaşınca -yahut Medine'yi görünce-: "Ayibune, taibune, abidune li Rabbina hamidune: Bizler tevbe edenler, abidler, Rabbimize hamd edenler olarak dönüyoruz, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadis, Cihad bölümünün son taraflarında bir başka yolla Yahya İbn Ebi İshak'tan geçmiş bulunmaktadır. Orada bunu yapanın Ebu Talha olduğu, "Kadına dikkat edin" diyenin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduğu belirtilmektedir. Oradaki lafız ile hadis şöyledir: "O (Enes) Ebu Talha ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ve devesi üzerinde terkisine bindirmiş olduğu Safiye ile birlikte döndüler. Yolun bir yerinde binek tökezledi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve kadın yere düştü. Ebu Talha -zannederim, devesinden indi, dedi- dedi ki: Ey Allah'ın Nebii, sana bir şeyoldu mu? Allah Rasulü: Hayır. Ama kadına dikkat et, dedi. Ebu Talha elbisesini kendi yüzünün üzerine örttü ve Safiye'nin bulunduğu yere doğru gitti, üzerindeki elbisesini Safiye'nin üzerine bıraktı. Sonra kadın ayağa kalktı, her ikisi için develerinin eğerini sıkıca bağladı ve ikisi de develerine bindiler." Hadiste bir erkeğin yabancı bir kadının bineğinden düşmesi ya da düşme sınırına gelmesi halinde yetişip onun için korkulan tehlikeden kurtulması için kadına yardımcı olmasında bir sakınca olmadığı anlaşılmaktadır
Narrated Anas bin Malik:We were coming from Khaibar along with Allah's Messenger (ﷺ) while I was riding behind Abu Talha and he was proceeding. While one of the wives of Allah's Messenger (ﷺ) was riding behind Allah's Messenger (ﷺ), suddenly the foot of the camel Slipped and I said, "The woman!" and alighted (hurriedly). Allah's Apostle said, "She is your mother." Sol resaddled the she-camel and Allah's Messenger (ﷺ) mounted it. When he approached or saw Medina, he said, "Ayibun, ta'ibun, 'abidun, li-Rabbina hami-dun
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْكَبَائِرَ، أَوْ سُئِلَ عَنِ الْكَبَائِرِ فَقَالَ " الشِّرْكُ بِاللَّهِ، وَقَتْلُ النَّفْسِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ ". فَقَالَ " أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِأَكْبَرِ الْكَبَائِرِ ـ قَالَ ـ قَوْلُ الزُّورِ ـ أَوْ قَالَ ـ شَهَادَةُ الزُّورِ ". قَالَ شُعْبَةُ وَأَكْثَرُ ظَنِّي أَنَّهُ قَالَ " شَهَادَةُ الزُّورِ ".
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem büyük günahları sözkonusu etti -yahut ona büyük günahlara dair soru soruldu- de şöyle buyurdu: "Allah'a ortak koşmak, nefsi öldürmek, anne-babaya karşı gelip kötü davranmak. Sonra şöyle buyurdu: Ben size büyük günahların en büyüğünü haber vermeyeyim mi? (Sonra): Yalan sözdür yahut yalan şahitliktir, buyurdu," Şulbe dedi ki: Ağırlıklı olarak zannettiğim onun: Yalan şahimktir, dediğidir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Anne-babaya kötü davranmak büyük günahlardandır. Bunu İbn Ömer, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye rivayet etmiştir." Burada karşı gelmek (ukuk)den maksat, çocuğun anne-babasını rahatsız edecek, onlara eziyet verecek söz ya da fiilleri -anne-baba işi yokuşa sürerek şirk ya da masiyet gerektiren şeyler istemeleri hali dışında- yapmasıdır. İbn Atiyye bunun sınırlarını, yapılması ve terk edilmesi mubah olan hususlarda onlara itaat etmek vacip, mendub olan işlerde onlara itaat etmek müstehap ve kifaye yollu farzlarda da aynı şekilde müstehap olarak tespit etmiştir. İki ayrı isteğin çatışması halinde anne-babaya öncelik tanımak da bu kabildendir. Buna örnek: Hasta annesi tarafından kendisine baksın diye çağrılan bir kimse, eğer annesinin yanında kalmaya devam edecek olursa, vacip olan bir fiili işleme imkanını bulamayacaktır. Eğer annesini bırakıp vacip olan o işi yapacak olursa, bu sefer annesinin maksadı olan çocuğunun kendisine teselli vermesi ve diğer hususlar gerçekleşmeyecektir. Sözkonusu bu vacip fiil, eğer namazın ilk vaktinde kılınması gibi yahut cemaatle birlikte eda edilmesi gibi fazileti kaçırmakla birlikte telafi edilebilecek bir iş ise, böyle bir çatışma sözkonusu olur. (Yani böyle bir çatışma halinde anne-babasının isteğini tercih etmesi müstehaptır.) Hadiste sözkonusu edilen nehyin netice vermesi, emrolunduğu hakları vermeyip, almaya hakkı olmayan şeyleri istemenin Allah tarafından haram kılınmasından dolayıdır. Burada yasağın, -ileride biraz sonra geniş açıklaması geleceği üzere- kayıtsız ve şartsız olarak isteyip dilenme hakkında olma ihtimali de vardır. "Kız çocukları diri diri gömmeyL" Cahiliye dönemi insanları, onlarda hoşlanmadıkları bazı haller sebebiyle bunu yapıyorlardı. "Ve sizin dedikodu yapmanızı. .. hoş görmemiştir." Bu hadislerden maksat, çokça konuşmanın mekruh olduğuna işaret etmektir. Çünkü çokça konuşmak, sonunda hata işlemeye götürür. "Çokça istemeyi (soru sormayı) ... " Zekat bölümünde bundan maksadın ne olduğu hususunda görüş ayrılığı açıklanmış bulunmaktadır. Bundan kasıt, mal isteme midir yoksa çeşitli sıkıntı ve problemlere dair soru sormak mıdır, yoksa bundan daha genel midir? Daha uygun olanı bunu genel hakkında kabul etmektir. Kimi ilim adamının görüşüne göre bundan maksat, insanların zaman içerisinde meydana gelen olayların haberleri hakkında çokça soru sormak yahut muayyen bir kimseye durumu ile ilgili etraflı bilgi almak için çokça soru sormaktır. Çünkü böyle bir iş çoğunlukla kendisine soru sorulanın hoş görmediği hallerdendir. Diğer taraftan şaşırtıcı ve yanıltıcı hususlara dair soru sormanın yasaklandığı da sabit olmuştur. Bu konudaki hadisi Ebu Davud, Muaviye yolu ile rivayet etmiştir. Seleften bir topluluğun da adeten gerçekleşmesi imkansız ya da son derece nadir olan birtakım meseleleri ortaya atıp çözüm için zorlanmayı mekruh gördüğü sabittir. Bunu mekruh görmelerinin sebebi ise bu hususta zora koşmanın ve zanna göre söz söylemeye kalkışmanın sözkonusu oluşundan dolayıdır. Zira bu işi yapan bir kimse kendisini hataya düşmekten de kurtaramaz. Lian bölümünde geçtiği üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in soru sormaktan hoşlanmayıp bu şekilde soru sormayı ayıplamış olmasına, aynı şekilde Tefsir bölümünde yüce Allah'ın: "Size açıklanınca üzüleceğiniz birtakım şeyleri sormayınız. "(Maide, 101) buyruğunun tefsirinde geçtiği gibi, soru sormanın hoş karşılanmayışı vahyin iniş zamanına mahsustur. Buna şu hadis de işaret etmektedir: "Allah nezdinde insanlar arasında günahı en büyük kişi, haram kılınmamış bir şeye dair soru sorup da onun soru sorması sebebiyle o şeyin haram kılınmasına sebep olan kişidir. Aynı şekilde mal edinmek maksadıyla istemek de yerilmiş, bu hususta yüzsüzlük edip ısrar etmeyen kimseler ise övülmüştür. Yüce Allah'ın: "Yüzsüzlük edip de insanlardan bir şey istemeyen fakirler ... " (Bakara, 273) buyruğunda olduğu gibi. Daha önce Zekat bölümünde de şu hadis geçmiş bulunmaktadır: "Kul istemeyi (dilenmeyi) sürdürme ye devam ederse sonunda kıyamet gününde yüzünde bir parçacık et dahi bulunmaksızıngelmesine sebep olur." Müslim'in Sahih'inde de şu hadis yer almaktadır: "Şüphesiz istemek (dilenmek) ancak şu üç kişiye helaldir: Aşırı derecede fakir olan yahut çok ağır borç yükü altına girmiş bulunan ya da büyük bir musibete maruz kalmış olan kimseye." Nevevi, Müslim Şerhinde ilim adamlarının zaruret olmaksızın soru sormanın (istemenin, dilenmenin) nehyedildiği üzerinde ittifak ettiklerini söylemiştir. Devamla der ki: Mezhebimize mensup ilim adamları, kazanabilme imkanı olan kimsenin dilenmesi (istemesi) hususunda iki farklı görüşe sahiptirler. Bu iki görüşün daha sahih olanı, hadislerin zahiri dolayısıyla haram olduğu görüşüdür. İkincisi ise, şu üç şarta bağlı kalmak üzere kerahetle birlikte caiz olduğu görüşüdür: Israr etmeyecek, bizzat dilenmenin zilletine ayrıca kendi nefsini de alçaltma zilletini katmayacak, kendisinden dilencilik ettiği kimseyi rahatsız etmeyecek. Eğer bu üç şarttan birisi olmazsa dilenmek haram olur. -----Dikkat edilirse başlıkta bu İbn Ömer değil, İbn Amr'dır. Bu farka dair Fethu'l-Bari'deki açıklamanın kısa bir bölümünü kaydetmekte fayda görüyoruz: "Evet, Ebu Zerr'in Buhari rivayetinde bu şekilde ayn harfi ötreli olarak "(İbn) Ömer" şeklindedir. el-As1l1 rivayetinde ise ayn harfi fethalı olarak: "(İbn) Amr" şeklindedir ... " Bk. Fethu'I-Bari, X, 419. -------------- "Malı zayi etmeyi". İstikraz (borçlanmak) bölümünde çoğunluğun bunu harcamalarda israfa yorumladıkları geçmiş bulunmaktadır. Bazıları ise haram yollarda harcamada bulunmak ile kayıtlamışlardır. Daha güçlü olan görüş ise dini ya da dünyevi olsun şer'an izin verilmemiş şekilde yapılan harcamadır. Böyle bir harcama yasak kılınmıştır. Çünkü yüce Allah malı kulların maslahatlarının ayakta durması için yaratmıştır. Malın saçıp savrulması ise bu masıahatların gerçekleşmesini engeller. Ya bu masıahatları kaybedenkimse için ya da başkası için bu sözkonusu olur. Ancak bunda ahiret sevabını elde etmek için çeşitli hayır yollarında çokça infak etmek istisna edilmiştir. Elverir ki ondan daha önemli uhrevi bir hakkın yerine getirilmesini önlemesin. Hülasa çokça infak edip mal harcamanın üç şekli sözkonusudur: 1- Şer'an yerilmiş alanlarda malın infak edilmesi. Bunun yasak oluşunda hiçbir şüphe yoktur. 2- Şer'an övülmüş alanlarda infak edilmesi. Bunun da sözü geçen şarta uymakla birlikte, istenen bir şeyolduğunda şüphe yoktur. 3- Malın, nefsin lezzet aldığı hususlar gibi asıl itibariyle mubah olan alanlarda infak edilmesi, harcanması. Bu da iki kısma ayrılır: a- Yapılan bu harcamanın infakta bulunan (harcamayı yapan) kimsenin haline ve malının miktarına yakışan bir şekilde olması. Böyle bir harcama israf değildir. b- Örfen onun haline yakışmayan harcama olması. Bu da iki kısma ayrılır: Birincisi, ya halihazırda meydana gelmiş ya da gelmesi beklenen bir kötülüğü bertaraf etmek için yapılan harcama. Bu israf değildir. İkincisi, bu türlerin hiçbirisiyle ilgisi olmayan harcamalar. Cumhurun kanaatine göre bu bir israftır. Ama kimi Şafii alimleri bunun israf olmadığı görüşünde olup şöyle söylemişlerdir: Çünkü böyle bir harcama ile bedenin maslahatı gerçekleştirilir ve bu da doğru bir maksattır. Eğer masiyet uğrunda yapılmamış ise böyle bir harcamayı yapmak, onun için mubah olur. İbn Dakiki'l-'İyd der ki: Ama Kur'an'ın zahir (açık) buyrukları onun söyledikleri ile bağdaşmamaktadır. Maliki alimlerinden el-Bad ise malın tümünün sadaka olarak verilmesinin caiz olmadığını belirterek şunları söylemektedir: Malın dünyevi masıahatlar uğrunda çokça harcanması mekruhtur. Bununla birlikte misafir, bayram ya da ziyafet gibi ara sıra meydana gelen bir iş dolayısı ile çokça harcanmasında bir sakınca yoktur. Mekruh olduğunda görüş ayrılığı bulunmayan hususlardan birisi de ihtiyaç miktarından fazla bina yapımına harcamakta sınırı aşmaktır. Özellikle eğer buna aşırı süsleme de eklenecek olursa bu hüküm daha da pekişir. Sebepsiz yere fahiş ğabn (denilen çok yüksek fiyat1a satın almak) ihtimali de bu kabildendir. Malın masiyet uğrunda zayi edilmesine gelince, bu hiç şüphesiz hayasızca işleri işlemeye mahsus değildir. Aksine kölelerle hayvanların telef olmalarıyla sonuçlanacak şekilde onlarla gereği gibi ilgilenmemek ve kötü muamele de bunun kapsamına girer. Reşid olduğu görülmeyen kimseye malını vermek de bu kapsamdadır. es-Sübkı el-Kebir "el-Halebiyyat" adlı eserinde şunları söylemektedir: Malın zayi edilmesindeki belirleyici ilke, bunun dünyevı ya da dinı bir maksada yönelik olmadan harcanmasıdır. Eğer bu iki maksat da yoksa malın harcanması kesin olarak haramdır. Şayet bunlardan birisi önemsenecek derecede bulunur ve harcama da kişinin haline yakışan ve masiyet olmayan bir tür ise kesin olarak caizdir. et-Tıbı der ki: Bu hadis güzel ahlakın bilinmesi hususunda esas bir dayanaktır. Bu da övülen ahlaki tutumları ve güzel hasletlerin tamamını tetkik etmek, onların peşine düşmek demektir. "Üç defa tekrarlayarak: Büyük günahların en büyüğünü ... " Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dinleyenin kalbinin uyanıklığını ve sözünü edeceği hayırlı şeyleri iyice kavramasını sağlayıp dikkatini çekmek amacıyla tekid etmek için bir sözü üç defa tekrarlamak adeti üzere bu sözlerini de üç defa tekrarladı. Selef bu hususta ihtilaf etmiştir. Çoğunluğun görüşüne göre günahların bir kısmı kebair (büyük günah) bir kısmı da seğair (küçük günah)dır. Aralarında üstat Ebu İshak el-İsferayını'nin de bulunduğu bir kesim, istisna teşkil ederek şöyle söylemiştir: Günahlar arasında küçük günah diye bir şey yoktur. Aksine Allah'ın yasakladığı her bir şey büyük bir günahtır. O bu görüşü İbn Abbas'tan nakletmiştir. Kadı !yad da bunu "muhakkiklerden" diye nakletmiştir. Şanı yüce Allah'ın emrine muhalif her bir hareketin onun celaline karşı büyük günah olduğunu söyleyerek görüşlerini delillendirmişlerdir. Nevevi dedi ki: Büyük günahın tespiti hususunda ilim adamları pek çok ve yaygın bir görüş ayrılığı içindedirler. İbn Abbas'tan rivayete göre yüce Allah'ın sonunda ateş, ilahı gazap, lanet veya azap ifadesi bulunan her bir şey günahtır, dediği rivayet edilmiştir. Nevevi der ki: Buna benzer bir açıklama Hasan-ı Basrı'den de rivayet edilmiştir. Başkaları ise: Şanı yüce Allah'ın ahirette ateş azabı ile tehdit ettiği yahut dünyada had uygulamasını gerekli gördüğü günahlardır, demişlerdir. Derim ki: Bu son hususu açıkça belirtenlerden birisi de Kadı Ebu Ya'la'nın naklettiğine göre İmam Ebu Ahmed ve Şafillerden de el-Maverdl'dir. Onun lafzı şöyledir: Büyük günah, hadlerin uygulanmasını gerektiren yahut ahirette azap tehdidi yapılmış bulunan günahlardandır. Şafillerden pek çok kimse büyük günahları başka esaslara göre de tespit etmişlerdir. Bunlardan birisi İmamu'lHarameyn'in şu görüşüdür: Büyük günah, onu işleyen kimsenin dini az önemsediğini, dine bağlılığının da gevşek olduğunu ortaya koyan her bir günahtır. İbn Abdiselam da el-Kavaid adlı eserinde şunları söylemektedir: Ben ilim adamlarından herhangi bir kimsenin itirazdan kurtulabilen bir şekilde büyük günahı belirleyen bir ölçü koyduğunu tespit edebilmiş değilim. Daha uygun olanı ise -nass ile tespit edilmiş büyük günahlar dışındakiler için- o günahı işleyen kimsenin dinine pek önem vermediğini gösteren işlerdir. Derim ki: Bu oldukça güzel bir ilkedir. "Dikkat edin o, yalan sözdür, yalan şahitliktir. Dikkat edin o, yalan sözdür, yalan şahitliktir. O, bu sözlerini ben: Artık susmaz, deyinceye kadar tekrarlayıp durdu." Hadisin bu rivayet yolunda bu şekildedir. Bişr İbn el-Mufaddal yoluyla gelen rivayette ise şöyle denilmektedir: "Şöyle buyurdu: Dikkat edin, bir de yalan sözdür. O bu sözünü o kadar tekrar etti ki nihayet biz: Ne olur keşke sussa, dedik." Yani onun bu hususta son derece kızgınlığını gördüklerinden ötürü, ona şefkatleri dolayısı ile susmasını temenni ettiler. İbn Dakiki'l-'Id der ki: Onun yalan şahitliği bu kadar önemsemesi, insanların bunu daha kolaylıkla işlemeleri dolayısıyla ve önemsenmeyişinin daha çok, kötülüğünün gerçekleşmesinin de daha kolayoluşundan dolayı olabilir. Çünkü Müslüman şirkten uzak durur. Anne-babaya kötü davranmaktan da insan tabiatı nefret eder. Yalan söz söylemeye iten sebepler ise pek çoktur. O halde doğru söze (ve şahitliğe) önem vermek, güzel ve yerinde bir şeydir. Böyle bir önemseyiş ise onunla birlikte sözü edilen diğer günahlara nispetle büyüklüğünden dolayı değildir
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) mentioned the greatest sins or he was asked about the greatest sins. He said, "To join partners in worship with Allah; to kill a soul which Allah has forbidden to kill; and to be undutiful or unkind to one's parents." The Prophet (ﷺ) added, "Shall I inform you of the biggest of the great sins? That is the forged statement or the false witness." Shu`ba (the sub-narrator) states that most probably the Prophet said, "the false witness
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ، وَيُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ ".
Enes İbn Malik r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kim rızkının lehine genişletilmesini, ecelinin de lehine geciktirilmesini seviyor ise akrabalık bağını gözetsin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Akrabalık bağını gözetmesi sebebiyle rızıkta lehine genişlik verilen kimse." Yani akrabalık bağını gözettiği için buna mazhar olan kimse. "Kim rızkında lehine genişlik verilmesine sevinirse ... " Enes'in rivayet ettiği hadiste ise "kim severse" şeklindedir. Tirmizi de hasen olduğunu belirterek bir başka yoldan, Ebu Hureyre'den şunu rivayet etmektedir: "Şüphesiz akrabalık bağını gözetmek, akrabalar arasında bir sevgi, malda bir bolluk, ecelde bir ertelenmediL" Ahmed de ravileri sika olan bir sened ile Aişe'den Nebie merfu olarak şu hadisi rivayet etmektedir: "Akrabalık bağını gözetmek, güzel komşuluk ve güzel ahlak yurtları mamur eder, ömürleri artırır." Müellif Buhari de el-Edebu'l-Müfred adlı eserinde İbn Ömer'den şu lafızIa bir hadis rivayet etmektedir: "Kim Rabbine karşı takvalı olur, akrabalık bağını gözetirse onun ömrü, lehine olmak üzere uzatılır, malı bollaştırılır, akrabaları da onu sever" İbnu't-Tın der ki: Hadisin zahir anlamı yüce Allah'ın: "Artık ecelleri geldiği zaman ne bir saat geciktirilirler ve ne de öne geçebilirler. "(Nahl, 61) buyruğu ile çatışma halindedir. Her ikisini şu iki şekilde telif etmek mümkündür: 1- Böyle bir fazlalık itaate muvaffakiyetin verilmesi ve vaktini ahirette kendisine faydalı olacak şeyler ile değerlendirip başka işlerde onu zayi olmaktan koruması sebebiyle ömürde bereket ihsan edileceğinden bir kinayedir. 2- Artış hakikat anlamı iledir. Bu da ömür ile görevli olan meleğin ilmine nispetle böyledir. Ayet-i kerimenin delalet ettiği birinci ecel ise yüce Allah'ın ilmine nispetle böyledir. Mesela meleğe: Filan kişinin ömrü eğer akrabalık bağını gözetirse yüz yıl, eğer koparırsa altmış yıldır denilir. Yüce Allah'ın ezeli ilminde ise onun akrabalık bağını gözeteceği ya da koparacağı bilinen bir husustur. Allah'ın ilminde sabit olan ecel ne öne alınır, ne de geriye bırakılır. Fakat meleğin bilgisinde olan, artması ve eksilmesi mümkün olan eceldir. İşte yüce Allah'ın: "Aııah dilediğini siler ve bırakır. Ana Kitap ise onun nezdindedir. (Ra'd, 39) buyruğu ile buna işaret edilmektedir. O halde silmek ve sabit bırakmak meleğin ilmindeki bilgiye nispetledir. Ana Kitap'ta bulunan ise yüce Allah'ın ilminde sabit alandır. Bunda kesinlikle silme sözkonusu olamaz. Buna "mübrem kaza" adı verilir, birincisine de "muallak kaza" denilir. Ama birinci açıklama şekli başlıkta yer alan hadisin lafzına daha uygundur
Narrated Anas bin Malik:Allah's Apostle said, "Whoever loves that he be granted more wealth and that his lease of life be prolonged then he should keep good relations with his Kith and kin
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنْ مُسْلِمٍ غَرَسَ غَرْسًا فَأَكَلَ مِنْهُ إِنْسَانٌ أَوْ دَابَّةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ صَدَقَةً ".
Enes İbn Malik'ten, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir Müslüman bir ağaç diker de ondan bir insan yahut bir canlı yiyecek olursa mutlaka o onun için bir sadaka olur."
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "If any Muslim plants any plant and a human being or an animal eats of it, he will be rewarded as if he had given that much in charity
Diğer tahric edenler: Tirmizi Ahkam, Müslim, Müsakat
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، بَالَ فِي الْمَسْجِدِ، فَقَامُوا إِلَيْهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لا تُزْرِمُوهُ ". ثُمَّ دَعَا بِدَلْوٍ مِنْ مَاءٍ فَصُبَّ عَلَيْهِ.
Enes İbn Malik'ten rivayete göre, bir bedevi mescidde küçük abdestini bozdu. Ashab onun üzerine gitmek üzere ayağa kalktılar. Bu sefer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onun ihtiyaç gidermesini yarıda kesmeyin, buyurdu. Sonra bir kova su getirilmesini istedi ve o suyu onun sidiği üzerine döktü." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bütün işlerde yumuşaklık". Rıfk, söz ve fiil ile yumuşak davranmak ve daha kolayolanı yapmak demektir. Öngörülen, zorun ve şiddetin zıttıdır. Hadis Taharet bölümündes7 açıklanmış bulunmaktadır
Narrated Anas bin Malik:A bedouin urinated in the mosque and the people ran to (beat) him. Allah's Messenger (ﷺ) said, "Do not interrupt his urination (i.e. let him finish)." Then the Prophet (ﷺ) asked for a tumbler of water and poured the water over the place of urine
حَدَّثَنَا أَصْبَغُ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو يَحْيَى، هُوَ فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ عَنْ هِلاَلِ بْنِ أُسَامَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمْ يَكُنِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَبَّابًا وَلاَ فَحَّاشًا وَلاَ لَعَّانًا، كَانَ يَقُولُ لأَحَدِنَا عِنْدَ الْمَعْتَبَةِ " مَا لَهُ، تَرِبَ جَبِينُهُ ".
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok söven, haddi aşan, çok lanet eden birisi değildi. Herhangi birimize sitem ettiğinde: Ne oluyor ona, alnı toprağa değesice derdi." Bu Hadis 6046 numara ile var
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) was not one who would abuse (others) or say obscene words, or curse (others), and if he wanted to admonish anyone of us, he used to say: "What is wrong with him, his forehead be dusted
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ ـ هُوَ ابْنُ زَيْدٍ ـ عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَحْسَنَ النَّاسِ وَأَجْوَدَ النَّاسِ وَأَشْجَعَ النَّاسِ، وَلَقَدْ فَزِعَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ ذَاتَ لَيْلَةٍ فَانْطَلَقَ النَّاسُ قِبَلَ الصَّوْتِ، فَاسْتَقْبَلَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَدْ سَبَقَ النَّاسَ إِلَى الصَّوْتِ وَهْوَ يَقُولُ " لَنْ تُرَاعُوا، لَنْ تُرَاعُوا ". وَهْوَ عَلَى فَرَسٍ لأَبِي طَلْحَةَ عُرْىٍ مَا عَلَيْهِ سَرْجٌ، فِي عُنُقِهِ سَيْفٌ فَقَالَ " لَقَدْ وَجَدْتُهُ بَحْرًا ". أَوْ " إِنَّهُ لَبَحْرٌ ".
Enes'ten. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanların en güzeli, insanların en cömerdi, insanların en kahramanı idi. Bir gece Medine halkı korkmuştu da insanlar sesin geldiği tarafa doğru koşuşmuşlardl. Onlar giderken karşılarına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıverdi. Çünkü sese doğru diğer İnsanlardan önce o gitmişti. Onunla karşılaştıklarında da o: Korkmayın, korkmayın, diyordu. O sırada kendisi Ebu Talha'ya ait üzerinde eğer takımı bulunmayan çıplak bir atın üzerinde idi. Boynunda da bir kılıç asılı duruyordu. (Ebu Talha'ya): And olsun ben bunu bir deniz buldum, yahut: Şüphesiz ki o bir denizdir, buyurdu
Narrated Anas: The Prophet (ﷺ) was the best among the people (both in shape and character) and was the most generous of them, and was the bravest of them. Once, during the night, the people of Medina got afraid (of a sound). So the people went towards that sound, but the Prophet (ﷺ) having gone to that sound before them, met them while he was saying, "Don't be afraid, don't be afraid." (At that time) he was riding a horse belonging to Abu Talha and it was naked without a saddle, and he was carrying a sword slung at his neck. The Prophet (ﷺ) said, "I found it (the horse) like a sea, or, it is the sea indeed
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، سَمِعَ سَلاَّمَ بْنَ مِسْكِينٍ، قَالَ سَمِعْتُ ثَابِتًا، يَقُولُ حَدَّثَنَا أَنَسٌ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَدَمْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَشْرَ سِنِينَ، فَمَا قَالَ لِي أُفٍّ. وَلاَ لِمَ صَنَعْتَ وَلاَ أَلاَّ صَنَعْتَ.
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e on yıl hizmet ettim. Bana ne öf, ne niye yaptın, ne de niye yapmadın, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Güzel ahlak, cömertlik ve cimriliğin hoş görülmemesi." Bu başlık altında bu üç hususu bir arada zikretmiş bulunmaktadır. Çünkü cömertlik güzel ahlak arasında sayılır. Hatta güzel huyların en büyüklerindendir. Cimrilik ise onun zıttıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Allah'ım, yaratılışımı güzelleştirdiğin gibi, ahlakımı da güzelleştir" diye dua ederdi. Bunu Ahmed rivayet etmiş olup İbn Hibban sahih olduğunu söylemiştir. Müslim'in naklettiği "iftitah duası"na dair Ali'nin rivayet ettiği uzunca hadiste şöyle denilmektedir: "Ve sen beni en güzel ahlaka ilet. Ona da senden başka hiç kimse iletemez." Kurtubi, el-Mufhim adlı eserinde şöyle diyor: Ahlak, insanın başkası ile ilişkilerinde sahip olduğu niteliklere denilir. Bu nitelikler övülen ve yerilen kısımlarına ayrılır. Övülenler özetle kendi aleyhine dahi olsa başkasının yanında yer alarak kendindeki hakkı alıp vermek fakat kendi nefsin için başkasından hak istemeye kalkışmamaktır. Bunun etraflı bir şekilde dökümü de şöyledir: Affetmek, hilim göstermek (cahilce davranışları bağışlayıp intikam almaya kalkışmamak), cömertlik, sabır, eziyetlere tahammül, merhamet, şefkat, ihtiyaçları karşılamak, sevgi göstermek, yumuşak davranmak ve benzeri hallerdir. Yerilen huylar ise bunların zıttıdır. Cömertlik (seha) de cCıd (cömertlik) ile aynı anlamdadır. Bu da sahip olunup saklanılan bir şeyi karşılıksız olarak vermektir. Cömertliğin güzel ahlaka atfedilmesi ise özelin genele atfedilmesi kabilindendir. Müfred olarak zikredilmesi ise şanının yüceliğine dikkat çekmek içindir. "İbn Abbas dedi ki: Nebi s.a.v. insanların en cömerdi idi." Buna dair açıklamalar daha önce Oruç bölümünde (1902.hadiste) geçmişti. Başlıkta yer alan üçüncü hadis (6033 nolu hadis)te geçen: "Nebi s.a.v. insanların en güzeli idi" ifadesi hem yaratılış, hem ahlak itibariyle en güzeli idi, demektir. "İnsanların en cömerdi idi" ifadesi, verebildiği şeyleri karşılıksız en çok veren kimseydi demektir. "İnsanların en kahramanı idi." Yani kaçmamakla birlikte herkesten çok en ileri atılan idi. Sözü geçen bu hadisin şerhi: "Medine halkı korkmuştu." Yani geceleyin bir ses işitmişler, bir düşmanın kendilerine hücum edeceğinden korkmuşlardı. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları karşıladı. Çünkü o diğer insanlardan önce sesin geldiği tarafa gitmişti." Yani o onlardan önce gitmiş, durumun mahiyetini açıkça öğrenmiş ve korkulacak bir şeyolmadığını görüp, geri dönüp onları teskin etmeye başlamıştı. "Korkmayınız" lafzı ise karşıdakinin korkusunu teskin etmek, onu yatıştırmak ve muhatap kimseye karşı yumuşaklığını izhar etmek için söylenen bir sözdür. "Ölçüyü kaçıran değildi." Bu hadiste: "Şüphesiz sizin en hayırlılarınız ahlakı en güzel olanlarınızdır" ifadesi de geçmektedir. Ebu Ya'la, Enes'ten Nebie şu hadisi merfu olarak zikretmiştir: "mu'minler arasında imanı en kamil olanlar ahlakı en güzelolanlardır." Tirmizi de, Cabir'den Nebi s.a.v.'in şu buyruğunu rivayet etmektedir: "Aranızda ahlakı en güzelolanlarınız aranızda en çok sevdiğim kimselerden ve kıyamet gününde oturacağı meclisi bana en yakın olacak olanlarınızdandırlar." Hadisi Buh21.ri de el-Edebu'I-Müfred adlı eserinde zikretmiştir. Yine Buhari el-Edebu'I-Müfredlde, İbn Hibban, Hakim ve Taberani de Usame İbn Şeriklten şu hadisi rivayet etmektedirler: "Ashab: Ey Aııah'ın Rasulü! Allah'ın kulları arasında, Allah'ın en sevdiği kimlerdir, diye sordular. Aııah Rasulü: Ahlak itibariyle en güzelleri olanlardır, buyurdu." Yine ondan gelen bir başka rivayette şöyle denilmektedir: "İnsana verilen en hayırlı şey nedir (diye soruldu). Allah Rasulü: Güzel ahlaktır, buyurdu." Güzel ahlaka dair sahih hadislerden birisi de en-Newas İbn Sem'an'ın rivayet ettiği, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Birr (iyilik) güzel ahlaktır" hadisidir. Bu hadisi Müslim ve el-Edebu'I-Müfred'de Buhari rivayet etmiştir. Ebu'd-Derda'nın rivayet ettiği hadiste de Nebi efendimiz şöyle buyurmuştur: "Güzel ahlaktan daha çok mizanda ağır basacak hiçbir şey yoktur." Bu hadisi Buhari el-Edebu'I-Müfred'de, Ebu Davud, sahih olduğunu belirterek Tirmizi ve İbn Hibban da rivayet etmişlerdir. Bu hadiste Tirmizi -ki el-Bezzar'da da vardır- bu fazlalığı da zikretmektedir: "Şüphesiz güzel ahlak sahibi (güzel ahlakı sayesinde) oruç tutan, namaz kılan kimsenin mertebesine kadar ulaşır." Tirmizi ve İbn Hibban -ki sahih olduğunu da belirtirler- aynı zamanda Buhari'nin el-Edebu'I-Müfred'inde de yer alan Ebu Hureyre yoluyla gelen hadiste şöyle denilmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e insanların cennete girmelerine en çok neyin sebep olduğuna dair soru soruldu. O: Allah'a karşı takvalı olmak ve güzel ahlak, diye cevap verdi." el-Bezzar hasen bir sened ile Ebu Hureyre'den, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Sizin mallarınız (gönüllerini hoş etmek için) bütün insanlara asla yetişemez. Fakat sizin göstereceğiniz güler yüz ve güzel ahlak ile hepsine yetişebilirsiniz." Bu hususta hadisler pek çoktur. Altıncı hadis (6036 nolu hadis) Sehl İbn Sa 'd radıyalliihu anh'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verilen burdeyi bir sahabinin kefeni olması için istemesi olayı ile ilgilidir. Bu hadisin bu başlıkta zikredilmesinden maksat ise, o burdeyi isteyen kimseye, hazır bulunan sahabilerin: "Sen ondan o burdeyi istedin, oysa onun kendisinden bir şey isteyene vermezlik etmediğini de biliyorsun" şeklindeki sözleridir. Hadisin yeteri kadar şerhi Cenazeler bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. "Ne niye yaptın, ne de niye yapmadın, dedi." Bu hadisten, geçmiş işler dolayısıyla sitemde bulunmama yolunun seçilmesinin uygunluğu anlaşılmaktadır. Çünkü gerek duyulması halinde işin yeniden yapılabilme imkanı vardır. Dilin azarlamaktan, yermekten uzak tutulmasının faydası ise, hizmetçiye sitemde bulunmayı terk etmek suretiyle kalbini kazanmak, ısındırmaktır. Bütün bunlar kişinin kendi payı ile ilgili olan hususlardadır, ama şer'an yapılması gerekli olan hususlarda herhangi bir müsamaha sözkonusu olmaz. Çünkü bunlar (bu gibi hallerde gerekeni söylemek) iyiliği emredip kötülükten alıkoymak kabilinden olur
Narrated Anas:I served the Prophet (ﷺ) for ten years, and he never said to me, "Uf" (a minor harsh word denoting impatience) and never blamed me by saying, "Why did you do so or why didn't you do so?
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَجِدُ أَحَدٌ حَلاَوَةَ الإِيمَانِ حَتَّى يُحِبَّ الْمَرْءَ، لاَ يُحِبُّهُ إِلاَّ لِلَّهِ، وَحَتَّى أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الْكُفْرِ، بَعْدَ إِذْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ، وَحَتَّى يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا ".
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: (Kul) imanın tadını ancak, sevdiğini yalnız Allah için sevdiği, -Allah kendisini (küfürden) kurtardıktan sonra- küfre dönmektense ateşe atılmayı daha çok istediği, Allah ve Rasulüne olan sevgisi onların dışındakilere sevgisinden daha üstün olduğu zaman alabilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah için sevmek". Buhari bu başlıkta Enes'in rivayet ettiği hadisi zikretmektedir. Buna dair yeterli açıklamalar daha önce İmanbölümünde(16 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Buradaki başlık ise Ebu Davud'un ve başkalarının Ebu Umame'den şu lafızia rivayet ettiği hadisin başlangıcıdır: "Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, imandandır." Şüphesiz bu hadisin başka rivayet yolları da vardır. Hadiste geçen: "Allah ve Rasulünü onların dışındaki her şeyden daha çok sevmek" buyruğunun anlamı da şudur: İmanı kemale ulaşan bir kimse, Allah'ın ve Rasulünün haklarının, kendisi üzerinde babasının, annesinin, çocuklarının, eşinin ve bütün insanların haklarından daha öncelikli ve tekidli olduğunu bilir. Çünkü sapıklıktan kurtulup hidayete erişmek, ateşten kurtulmak ancak Allah'ın lütfu ve Rasulünün tebliği ile mümkün olmuştur. Allah Rasulünü sevmenin belirtileri arasında sözle ve fiille onun dinine yardım etmeyi sevmesi, şeriatini koruyup himaye etmesi, onun ahlakı ile ahlaklanması da vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "None will have the sweetness (delight) of Faith (a) till he loves a person and loves him only for Allah's sake, (b) and till it becomes dearer to him to be thrown in the fire than to revert to disbelief (Heathenism) after Allah has brought him out of it, (c) and till Allah and His Apostle become dearer to him than anything else
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا هِلاَلُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمْ يَكُنْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاحِشًا وَلاَ لَعَّانًا وَلاَ سَبَّابًا، كَانَ يَقُولُ عِنْدَ الْمَعْتَبَةِ " مَا لَهُ، تَرِبَ جَبِينُهُ ".
Enes'ten, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölçüyü aşan, lanet okuyan, söven birisi değildi. O sitem ederken: Ne oluyor ona, alnı toprağa değesice, derdi
Narrated Anas:Allah's Messenger (ﷺ) was neither a Fahish (one who had a bad tongue) nor a Sabbaba (one who abuses others) and he used to say while admonishing somebody, "What is wrong with him? May dust be on his forehead
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَبَاغَضُوا، وَلاَ تَحَاسَدُوا، وَلاَ تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا، وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ ".
Enes İbn Malik r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Birbirinize buğzetmeyiniz, birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize arkanızı çevirmeyiniz. Allah'ın kardeş kulları olunuz. Müslüman bir kimsenin üç günden fazla kardeşine küs durması da helal değildir. " Bu Hadisin geçtiği diğer yer 6076
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Do not hate one another, and do not be jealous of one another, and do not desert each other, and O, Allah's worshipers! Be brothers. Lo! It is not permissible for any Muslim to desert (not talk to) his brother (Muslim) for more than three days
Diğer tahric: Müslim birr; Ebu Davud, Edeb; Tirmizi, birr, İbn Mâce. dua; Muvatta, husnu’l-huluk; Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i, I, 3,5, II, 277, 288 312, 342, 360, 389, 393, 394,444, 465, 469,470,480, 482, 492, 501, 412, 517, 539, III, 110,199,209,225,277,253. Fethu'l-Bari Açıklaması: Kurtubi dedi ki: Burada zandan maksat, sebepsiz yere itham altında tutmaktır. Bir kimsenin, bir başkasını böyle bir ithamı gerektirecek herhangi bir husus ortada yokken hayasızlık işlemekle itham etmesi gibi. .. Bundan dolayı buna "tecessüs etmeyiniz" sözü de atfedilmiştir. Çünkü kişi içinden ithamda bulunmayı geçirince onun gerçek olup olmadığını araştırmak ister. Bu sebeple tecessüse koyulur, araştırır ve kulak kabartır. İşte bu iş de nehyedilmiş bulunmaktadır. Bu hadis yüce Allah'ın: "Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın."(Hucurat, 12) buyruğuyla da uyum arz etmektedir. Ayetin akışı, Müslümanın şeref ve haysiyetini en ileri derecede korumayı emrettiğini göstermektedir. Çünkü öncelikle onun hakkında zanda bulunarak gelişigüzel kanaat yürütmesi nehyedilmiştir. Zanda bulunan şahıs: Ben gerçeği ortaya çıkarmak için araştırıyorum diyecek olursa, ona: "Cenab-ı Allah birbirinizin kusurunu araştırmayın (tecessüs etmeyin)" diye buyurmaktadır, denilir. Eğer: Ben tecessüs yapmaksızın işin gerçeğini ortaya çıkardım diyecek olursa, bu sefer ona: "Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın" diye buyurmaktadır, denilir. "Tehassüs de etmeyin, tecessüs de etmeyin." el-Hattabi dedi ki: İnsanların ayıplarını, kusurlarını araştırmayın, onların peşine düşmeyin, demektir. Mesela bir kimsenin öldürülmekten kurtarılması gibi, tecessüs kaçınılmaz bir yolalarak ortaya çıkarsa nehyden istisna edilmiştir. Güvenilir bir kimsenin, filan kişi bir kişiyi zulmen öldürmek için tenhada yakalamıştır yahut onunla zina etsin diye bir kadını tenhada sıkıştırmıştır, diye haber vermesi buna örnektir. Böyle bir durumda telafi edilme imkanı ortadan kalkar korkusu ile bunun tecessüs edilip araştınlması meşrudur. Bunu Nevevı, el-Maverdi'nin el-Ahkamu's-Sultaniyye adlı eserinden nakletmiş ve bunun güzel bir istisna olduğunu belirtmiştir. Onun bu husustaki ifadeleri de şöyledir: Muhtesibin (hisbe görevlisinin) açıktan işlenmediği sürece haram kılınmış işlerin yapılıp yapılmadığını araştırma hakkı yoktur. İsterse bu işi yapanların gizlice yaptığına dair zannı ağır bassın. Ancak bu şekil (verilen örnek) bundan müstesnadır. "Birbirinize hased etmeyin {kıskanmayın)." Hased, bir kimsenin, nimeti hak ederek elde etmiş olan kimsenin elinde bulunan o nimetinin zeval bulmasını temenni etmesidir. Bu anlamıyla, bu yolda çalışıp çabalaması yahut bir şey yapmaması halinden daha geneldir. Eğer bu uğurda ayrıca çalışacak olursa bağy olur. Bu alanda çalışmayıp açığa vurmazsa ve Müslüman için Müslüman hakkında yasaklanmış bulunan mekruh oluş sebeplerinin daha da güçlenmesine sebep teşkil etmezse duruma bakılır. Bunu yapmayışının sebebi acizlik olup imkanı olsa yapacak ise, böyle bir kimse günahkardır. Eğer çalışmasına engelolan husus takva ise mazur görülebilir. Çünkü o nefsanı düşünceleri bertaraf edemeyebilir. O halde bu kötü duygulara karşı mücahede etmesi uğrunda bunların gereklerini yapmayıp gereklerini yapmayı kararlaştırmaması da yeterlidir. Abdurrezzak, Ma'mer'den, o İsmail İbn Umeyye'den Nebie merfu olarak şunu rivayet etmiştir: "Üç husustan hiç kimse kendisini kurtaramaz: Uğursuzluğa kapılmak duygusu, zan ve hased. Ey Allah'ın Rasulü! Bunlardan kurtuluş nedir, diye sorulunca, o: Uğursuzluk duygusuna kapılırsan geri dönme, zannedersen gerçek mi diye araştırmaya koyulma, kıskanacak olursan haddi aşma!" "Birbirinize arka çevirmeyiniz." el-Hattabı dedi ki: Birbirinizden darılıp uzaklaşmayınız, biriniz diğer kardeşinden dargın durmasın. Tabir, kişinin diğerine onu gördüğü vakit yüz çevirmesini anlatmak üzere arkasını dönmesinden alınmıştır. "Birbirinize buğzetmeyiniz." Yani birbirinize buğzetmeye sebep olacak işler işlemeyiniz. Çünkü buğz ta baştan beri meydana gelen bir duygu değildir. Bununla karşılıklı buğzetmeyi gerektiren saptıncı heva ve heveslerin yasaklanmasının kastedildiği de söylenmiştir. Derim ki: Aksine bu, heva ve heveslerden daha geneldir. Çünkü heva ve heveslerin gereklerini yapmak bunun sadece bir türüdür. Karşılıklı buğzetmenin gerçek mahiyeti iki kişi arasında ortaya çıkmasıdır. Bununla birlikte taraflardan birisinin bunu yapması hakkında da kullanılabilir. Buğzun yerilen kısmı yüce Allah için yapılmayan türüdür. "Allah'ın kardeş kulları olunuz." Kurtubi dedi ki: Yani sizler şefkat, merhamet, sevgi, birbirinizi kollayıp gözetmek, dayanışmak, samimi olarak öğüt vermek bakımıarından nesep kardeşleri gibi olunuz. İbn Abdilberr dedi ki: Hadis, Müslüman kimseye buğzetmeyi, ondan yüz çevirmeyi, onunla arkadaşlık kurduktan sonra şer'ı bir günah olmaksızın ilişkileri koparmanın, Allahlın kendisine vermiş olduğu nimetler dolayısıyla kıskanmanın haram olduğunu, ona nesep kardeşine davrandığı gibi davranmayı, kusurlarını araştırmamayı ihtiva etmektedir. Bu hususta hazır olan ile olmayan arasında bir fark yoktur. Bazı hallerde bunların pek çoğunda ölünün hükmü de, dirinin hükmü ile aynıdır
وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ كَانَتِ الأَمَةُ مِنْ إِمَاءِ أَهْلِ الْمَدِينَةِ لَتَأْخُذُ بِيَدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَنْطَلِقُ بِهِ حَيْثُ شَاءَتْ.
Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Medine halkı cariyelerinden herhangi bir cariye, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elinden tutar ve onu istediği yere götürebilirdi. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kibir". Rağıb dedi ki: Kibir, tekebbür ve istikbar birbirine yakın anlamdadır. Kibir, insanın kendisini beğenmekten dolayı özel bir halinin adıdır. O da kendisini başkalarından büyük görmesidir. Bunun en ileri hali ise kişinin Rabbine karşı büyüklenerek hakkı kabul etmeyip onu tevhid etmeyi, ona itaat i reddedip boyun eğmemesidir. Tekebbür iki şekilde ortaya çıkar: 1- Güzel fiillerinin, başkalarının güzelliklerinden daha fazla olması halidir. Bundan dolayı şanı yüce Allah "el-mütekebbir" diye nitelendirilmiştir. 2- Kendisinde olmayan bir şeyin var olduğunu göstererek, bu işi zorla sahiplenmeye kalkışması. Bu da genelolarak mütekebbir insanların vasfıdır. Yüce Allah'ın: "Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler."(Mu'min, 35) buyruğunda olduğu gibi ... Müstekbir de buna benzer. "Onu alıp istediği yere götürebiliyordu." Burada "elinden tutmakıltan maksat, bunun ifade ettiği anlamdır. O da gösterdiği yumuşaklık ve ona uymaktır. Hadis, tevazuu konusunda çeşitli mübalağa ifadelerini de ihtiva etmektedir. Çünkü erkeği değil kadını, hür kadın değil cariyeyi sözkonusu etmiştir. Cariyeler lafzını da genelolarak zikretmiş, herhangi bir cariye için bile bunun sözkonusu olduğunu ifade etmiştir. "İstediği yere" ifadesiyle de onu alıp dilediği yere götürebilmesinin mümkün olduğunu anlatmıştır. Bu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ileri derecede alçak gönüllü olduğunu, kibrin her çeşidinden bütünüyle uzak olduğunu göstermektedir. Kibrin yerilmesi ve alçak gönüllü lüğü n övülmesi ile ilgili pek çok hadis varid olmuştur. Bunların en sahihlerinden birisi, Müslim'in Abdullah İbn Mesud'dan rivayet ettiği Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu buyruğudur: "Kalbinde kibir namına zerre ağırlığı kadar bir şey bulunan kimse, cennete girmeyecektir. Ona: Ya adam elbisesinin güzel, ayakkabısının güzelolmasını arzu eder(se), diye soruldu. Allah Rasulü: Kibir, hakka karşı başkaıdırmak ve insanları küçük görmektir, buyurdu." Yine Müslim, lyad İbn Himar'dan, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Şüphesiz Allah bana, kimse kimseye karşı haksızlık etmeyecek şekilde alçak gönüllü olunuz, diye vahyetmiştir." Alçak gönüllülüğün emredilmesi, kibrin yasaklanması demektir. Çünkü kibir, alçak gönüllülüğün zıttıdır. Kibir küfürden ve benzeri hususlardan daha geneldir. Müslüman hakkında tevili hususunda da görüş ayrılığı vardır. Cennete ilk girecekler arasında, kibirli Müslüman cennete giremeyecektir denildiği gibi, cezasını çekmeden giremeyecektir, diye de açıklanmıştır. Onun cezası cennete girmemektir, ama af da edilebilir, demiştir. Bu ifade ( ... cennete girmeyecektir ifadesi), kibirden vazgeçirmek ve vebalinin ağırlığını anlatmak için zikrediimiştir. Zahirinden anlaşılan kastediimiş değildir, diye de açıklanmıştır
Anas bin Malik said, "Any of the female slaves of Medina could take hold of the hand of Allah's Messenger (ﷺ) and take him wherever she wished
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَبَاغَضُوا، وَلاَ تَحَاسَدُوا، وَلاَ تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا، وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ ".
Enes İbn Malik'ten rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Birbirinize buğzetmeyin, birbirinizi kıskanmayın, birbirirıize arkanızı çevirmeyin. Allah'ın kardeş kulları olun. Müslüman kimseye kardeşinden üç günden fazla küs durması helal değildir
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Do not hate one another, nor be jealous of one another; and do not desert one another, but O Allah's worshipers! Be Brothers! And it is unlawful for a Muslim to desert his brother Muslim (and not to talk to him) for more than three nights
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَارَ أَهْلَ بَيْتٍ فِي الأَنْصَارِ فَطَعِمَ عِنْدَهُمْ طَعَامًا، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ أَمَرَ بِمَكَانٍ مِنَ الْبَيْتِ، فَنُضِحَ لَهُ عَلَى بِسَاطٍ، فَصَلَّى عَلَيْهِ، وَدَعَا لَهُمْ.
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan bir hane halkını ziyarete gitti ve yanlarında bir yemek yedi. Çıkmak isteyince, evin bir yerini göstererek verdiği emir ile bir yaygı üzerine onun için su serpildi, sonra o yaygının üzerinde namaz kılıp ev halkına dua etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ziyaret", yani ziyarette bulunmanın meşru oluşu "ve bir topluluğu ziyaret edip yanlarında yemek yiyen kimse." Bu da ziyaretin tamam olması için ziyarette bulunan kimseye hazır bulunan bir yiyeceği sunmanın sözkonusu olduğu anlamına gelir. Bu açıklamayı da İbn Battal yapmıştır. Böyle bir iş, aradaki sevgiyi sağlamlaştırır ve artırır. Derim ki: Bu hususta Hakim'in ve Ebu Ya'la'nın, Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr yolu ile rivayet ettikleri bir hadis vardır. Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr dedi ki: "Cabir'in yanına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birkaç kişi girdi. O da onlara ekmek ve sirke takdim etti. Yiyiniz, dedi. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Sirke ne güzel katıktır, buyururken dinledim. Şüphesiz bir adamın yanına kardeşlerinden birkaç kişi gelip de evinde bulunan şeyleri sunmayı küçümseyerek onlara takdim etmemesi o kişinin helaki demektir. Onların da kendilerine sunulan yemeği küçük görmeleri, helak olmaları demektir." Ziyaret yapmanın fazileti hakkında çeşitli hadisler varid olmuştur. Bunlardan birisini hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu da belirterek İbn Hibban rivayet etmiş olup, Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak naklettiği şu hadistir: "Kim bir hastayı yahut Allah yolunda kardeşi olan birisini ziyaret ederse, bir münadi ona: Sen de hoşsun, yürümen de hoştur ve sen cennetten bir yer edinmiş oldun, diye nida eder." Bu hadisin el-Bezzar'da, Enes'ten ceyyid bir senedie rivayet ettiği bir şahidi vardır. Malik ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Muaz İbn Cebel'den şu merfu hadisi zikretmektedirler: "Benim için birbirleri ile ziyaretleşenlere sevgim bir haktır." Hadisten ziyaretin, ziyaret eden kimsenin de ziyaret edip yanında yemek yediği kimselere dua etmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) visited a household among the Ansars, and he took a meal with them. When he intended to leave, he asked for a place in that house for him, to pray so a mat sprinkled with water was put and he offered prayer over it, and invoked for Allah's Blessing upon them (his hosts)
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ عَلَيْنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَآخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ".
Enes'ten rivayete göre; "Abdurrahman yanımıza (Medine'ye) gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla Said İbn er-Rabi arasında kardeşlik akdi yaptı. (Abdurrahman İbn Avf da evlenince) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine: Bir koyun ile dahi olsa düğün yemeği yap, buyurdu
Narrated Anas:When `Abdur-Rahman came to us, the Prophet (ﷺ) established a bond of brotherhood between him and Sa`d bin Ar-Rabi`. Once the Prophet (ﷺ) said, "As you (O `Abdur-Rahman) have married, give a wedding banquet even if with one sheep