2.201 hadis bulundu · sayfa 29/111
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ بُرْدٌ نَجْرَانِيٌّ غَلِيظُ الْحَاشِيَةِ، فَأَدْرَكَهُ أَعْرَابِيٌّ فَجَبَذَ بِرِدَائِهِ جَبْذَةً شَدِيدَةً ـ قَالَ أَنَسٌ فَنَظَرْتُ إِلَى صَفْحَةِ عَاتِقِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أَثَّرَتْ بِهَا حَاشِيَةُ الرِّدَاءِ مِنْ شِدَّةِ جَبْذَتِهِ ـ ثُمَّ قَالَ يَا مُحَمَّدُ مُرْ لِي مِنْ مَالِ اللَّهِ الَّذِي عِنْدَكَ. فَالْتَفَتَ إِلَيْهِ فَضَحِكَ، ثُمَّ أَمَرَ لَهُ بِعَطَاءٍ.
Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yürüyordum. Üzerinde Necran işi kalın kenarlı bir kaftan vardı. Bir bedevi ona yetişerek ridasını oldukça şiddetli bir şekilde çekiştirdi. Enes dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in boynuna baktım da üzerindeki kaftanın kenarının şiddetle çekiştirmesinin etkisiyle iz bırakmış olduğunu gördüm. Sonra o bedevi: Ya Muhammed, yanında bulunan Allah'ın malından bana verilmesi için emir ver, dedi. Bu sözler üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona döndü ve güldü. Sonra da ona bir bağışta bulunulmasını emir buyurdu
Narrated Anas bin Malik:While I was going along with Allah's Messenger (ﷺ) who was wearing a Najrani Burd (sheet) with a thick border, a bedouin overtook the Prophet (ﷺ) and pulled his Rida' (sheet) forcibly. I looked at the side of the shoulder of the Prophet (ﷺ) and noticed that the edge of the Rida' had left a mark on it because of the violence of his pull. The bedouin said, "O Muhammad! Order for me some of Allah's property which you have." The Prophet (ﷺ) turned towards him, (smiled) and ordered that he be given something
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَحْبُوبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ،. وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَهْوَ يَخْطُبُ بِالْمَدِينَةِ فَقَالَ قَحَطَ الْمَطَرُ فَاسْتَسْقِ رَبَّكَ، فَنَظَرَ إِلَى السَّمَاءِ وَمَا نَرَى مِنْ سَحَابٍ، فَاسْتَسْقَى فَنَشَأَ السَّحَابُ بَعْضُهُ إِلَى بَعْضٍ، ثُمَّ مُطِرُوا حَتَّى سَالَتْ مَثَاعِبُ الْمَدِينَةِ، فَمَا زَالَتْ إِلَى الْجُمُعَةِ الْمُقْبِلَةِ مَا تُقْلِعُ، ثُمَّ قَامَ ذَلِكَ الرَّجُلُ أَوْ غَيْرُهُ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فَقَالَ غَرِقْنَا فَادْعُ رَبَّكَ يَحْبِسْهَا عَنَّا. فَضَحِكَ ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا وَلاَ عَلَيْنَا ". مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا. فَجَعَلَ السَّحَابُ يَتَصَدَّعُ عَنِ الْمَدِينَةِ يَمِينًا وَشِمَالاً، يُمْطَرُ مَا حَوَالَيْنَا، وَلاَ يُمْطِرُ مِنْهَا شَىْءٌ، يُرِيهِمُ اللَّهُ كَرَامَةَ نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِجَابَةَ دَعْوَتِهِ.
Enes r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir Cuma günü Medine'de hutbe okurken bir adam ona gelerek: Yağmur yağmaz oldu. Bu sebeple Rabbinden bize yağmur yağdırmasını dile, dedi. Böyle deyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem semaya baktı. Bulut namına bir şey görmüyorduk. Allah'tan yağmur diledi. Bulutlar peyda oluverdi, biri diğerine yaklaşmaya başladı. Sonra Medine'nin bütün su arkları su dolup akıncaya kadar yağmur yağdı. Bir sonraki cumaya kadar yağmur kesilmeksizin devam etti. Daha sonra o adam -ya da bir başkası- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hutbe verirken ayağa kalkarak: Suyun altında kaldık, Rabbine dua et de artık bizden bu yağmuru kessin, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem güldü, sonra: -İki ya da üç defa- Allah'ım üzerimize değil, etrafımıza (yağdır), buyurdu. Bu sefer bulutlar Medine'nin üzerinden sağa ve sola doğru parçalanıp dağıldı. Etrafımızdaki yerlere yağmur yağıyar ama Medine'de hiç yağmur yağmıyordu. Allah onlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, nezdindeki kerameti ni (üstün değerini) ve onun duasını kabul ettiğini gösteriyordu. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Gülümsemek ve gülmek". Dilciler: Tebessüm (gülümsemek), gülmenin başlangıcıdır demişlerdir. Gülmek de sevinçten dişler görününceye kadar yüzün yayılmasıdır. Eğer bu sesli olup uzakta ki bunu duyacak şekilde olursa o takdirde kahkaha olur, değilse buna dahik (gülmek) denilir. Eğer sessiz olursa o takdirde tebessüm (gülümsemek) sözkonusudur. Ağzın önündeki dişlere de "davahik (gülerken görülen dişler)" denilir. Bunlar da senaya (denilen ön dişler) ile el-enyab denilen (köpek dişleri) ve onların bitişiğinde bulunan ve nevaciz (küçük azı dişleri) denilen dişlerdir. "Fatıma: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bana gizlice bir söz söyledi, ben de güldüm, dedi." Bu daha önce tamamıyla ve şerhi ile birlikte Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefatı bahsinde (4433 ve 4434 nolu hadiste) geçmiş bulunan Aişe'nin Fatıma aleyhisselam'dan rivayet etmiş olduğu hadisin bir kısmıdır. "İbn Abbas dedi ki: Güldüren de, ağlatan da Allah'tır." Yani insanda gülmeyi ve ağlamayı yaratan O'dur. Bu da daha önce Cenazeler bölümünde (1288.hadiste) geçmiş bulunan İbn Abbas'ın hadisinin bir bölümüdür. İbn Abbas bu hadiste, feryad ve figan etmeksizin ağlamanın caiz oluşuna en-Necm suresindeki yüce Allah'ın: "Ve şüphesiz ki güldüren de, ağlatan da O'dur." (Necm, 43) buyruğunu zikrederek işaret etmektedir. Daha sonra Buhari bu başlık altında çoğu daha önce geçmiş bulunan ve hepsinde gülümsemenin ya da gülmenin sözkonusu edildiği dokuz tane hadis zikretmektedir. Bunlarda sözkonusu edilen gülümseme yahut gülmenin sebepleri farklı olmakla birlikte, çoğu hayret ifade eder, bazıları da hayret için dikkati çeker, bazılarında da latife olsun diyedir. Başlıktaki birinci hadis (6084) Aişe r.anha'nın Rifaa'nın hanımının kıssası hadisidir Bundan maksat, hadiste geçen Aişe'nin "Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise gülümsemekten fazla bir şey yapmıyordu" sözleridir. İkincisi (6085 nolu hadis) Sa'd'in "Ömer izin istedi" hadisi olup, bunun da yeteri kadar açıklaması daha önce Ömer'in Menkıbelerilll başlığında geçmiş bulunmaktadır. Bu hadisin burada zikredilmesinden maksat, hadisteki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gülüyordu. Allah seni hep güldürsün, dedi" kısmıdır. Bu hadisten, gülmesi halinde büyük olan şahsiyete ne söyleneceği de anlaşılmaktadır. Üçüncü (6086 nolu) hadis, Amr İbn Dinar'ın [Ebu'l-Abbas'tan, onun Abdullah İbn Ömer'den] diye rivayet edilen hadisidir. Bu hadise dair açıklama daha önce şerhiyle birlikte Taif gazvesi bahsinde geçmiş bulunmaktadır. Hadisin burada zikrediliş maksadı, hadisteki "bunun üzerine ResliluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem güldü" ibaresidir. Bu hadislerin tümünden anlaşıldığı kadarıyla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem çoğu hallerinde gülümsemekten daha ileriye gitmezdi. Bazı hallerde bunu daha ileriye götürüp güldüğü de olurdu. Gülmenin mekruh olanı ise çokça gülmek yahut bu işte aşınya gitmektir. Çünkü aşınsı vakarı giderir. İbn Battal dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiill uygulamasından uyulması gereken, onun çoğunlukla yaptığıdır. Nitekim Buhari, el-Edebu'l-Müfred'de, İbn Mace de iki yoldan Ebu Hureyre'den: "Fazla gülme! Çünkü çokça gülmek kalbi öldürür" hadisini merfu olarak rivayet etmişlerdir. "Enes dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in boynuna baktım." Bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hilmi, canında ve malındaki eziyete gösterdiği sabır, kalbini İslama ısındırmak istediği kimselerin katı ve kaba davranışlarını bağışlaması açıkça görülmektedir. Böylelikle ondan sonra gelecek olan yöneticiler affetmek, kusurları görmezlikten gelmek ve yapılan kötülüklere karşı en güzeli ile karşılık verip o kötülükleri def etmek şeklindeki güzel ahlakına uysunlar. GÜLER YÜZ, İYİ GEÇİNMEYE DAİR HADİSLER İÇİN BURAYA TIKLA
Narrated Anas:A man came to the Prophet (ﷺ) on a Friday while he (the Prophet) was delivering a sermon at Medina, and said, "There is lack of rain, so please invoke your Lord to bless us with the rain." The Prophet (ﷺ) looked at the sky when no cloud could be detected. Then he invoked Allah for rain. Clouds started gathering together and it rained till the Medina valleys started flowing with water. It continued raining till the next Friday. Then that man (or some other man) stood up while the Prophet (ﷺ) was delivering the Friday sermon, and said, "We are drowned; Please invoke your Lord to withhold it (rain) from us" The Prophet smiled and said twice or thrice, "O Allah! Please let it rain round about us and not upon us." The clouds started dispersing over Medina to the right and to the left, and it rained round about Medina and not upon Medina. Allah showed them (the people) the miracle of His Prophet and His response to his invocation
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا، وَسَكِّنُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا ".
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, sükuna kavuşturun ve nefret ettirip uzaklaştırmayın, buyurdu
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "Make things easy for the people, and do not make it difficult for them, and make them calm (with glad tidings) and do not repulse (them)
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو التَّيَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ إِنْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لَيُخَالِطُنَا حَتَّى يَقُولَ لأَخٍ لِي صَغِيرٍ " يَا أَبَا عُمَيْرٍ مَا فَعَلَ النُّغَيْرُ ".
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Şüphesiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizimle beraber oturup kalkardı. Öyle ki benim küçük bir kardeşime: Ey Ebu Umeyr, ne yaptı nuğayr, derdi." Bu Hadis 6203 numara ile de geçiyor
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) used to mix with us to the extent that he would say to a younger brother of mine, 'O Aba `Umair! What did the Nughair (a kind of bird) do?
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَعْضِ نِسَائِهِ وَمَعَهُنَّ أُمُّ سُلَيْمٍ فَقَالَ " وَيْحَكَ يَا أَنْجَشَةُ، رُوَيْدَكَ سَوْقًا بِالْقَوَارِيرِ ". قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ فَتَكَلَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِكَلِمَةٍ، لَوْ تَكَلَّمَ بَعْضُكُمْ لَعِبْتُمُوهَا عَلَيْهِ قَوْلُهُ " سَوْقَكَ بِالْقَوَارِيرِ ".
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bir seferde) hanımlarından bazılarının yanına gitti. Beraberlerinde de Ümmü Suleym vardı. Vay sana ey Enceşe! Cam şişeleri yavaşça sür, buyurdu." Ebu Kılabe dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir söz söyledi ki onu sizden birisi söyleyecek olsaydı, onu ayıplayacaktınız." Bu Hadis 6161, 6202, 6209, 6210 ve 6211 numara ilede geçiyor Fethu'l-Bari Açıklaması: "Şiir, recez ve develere teganninin caiz oluşu." Şiir, aslında oldukça ince şeylerin adıdır. "Leyte şi'ri" sözü de buradan gelmektedir. Daha sonra şiir, kastıolarak söylenen kafiyeli ve vezinli söz hakkında kullanılmıştır. Recez, çoğunluğa göre şiir çeşitlerindendir. el-Huda (denilen ezgi) ise, özel bir teganni türü ile develeri sürmektir. İbn Abdilberr, Huda söylemenin mubah olduğu üzerinde ittifak bulunduğunu nakletmiştir. Bazı Hanbeli ailmlerinin ifadelerinde bu hususta görüş ayrılığının naklediIdiğini hissettiren ibareler de vardır. Ancak bunun caiz olmadığını söyleyenlere karşı sahih hadisler delil olarak gösterilir. Burada Huda denilen bu ezgi türüne Kabe ve benzeri Hac'da görülen yerlerin sÖzkonusu edilmesi suretiyle hacca şevki artırmayı ihtiva eden hacı ezgileri de katılır. Mücahidleri savaşa teşvik eden ezgiler (marşıar) ile beşikte çocuğu susturmak için kadının söylediği ninniler de bu kabildendir. "Yüce Allah'ın: 'Şairlere de azgınlar uyar. Görmedin mi onlar her vadide serserice gezerler.'(Şuara, 224-225) buyruğu." Müfessirler, bu ayet-i kerime hakkında şunu söylerler: Burada şairlerden maksat, müşrik şairlerdir. Onlara azgın insanlar ve azgın şeytanlar ile isyankar cinler uyarlar, onların şiirlerini de rivayet ederler. Çünkü azgın bir kimse ancak kendisi gibi azgın birisine uyar. es-Sa'lebi bunlar arasında Abdullah İbn ez-Ziba'ri, Hubeyre İbn Ebi Vehb, Müsafi, Amr İbn Ebi Umeyye İbn Ebi's-Salt gibilerini de sayar. Bu ayetin birbirini karşılıklı olarak hicveden iki şair hakkında indiği de söylenmiştir. Onların her birisi ile bir topluluk bulunuyordu ki bunlar da azgın ve beyinsiz takımından idiler. Buhari, el-Edebu'I-Müfred'de ve Ebu Davud, Yezid en-Nahvi yoluyla İkrime'den, o İbn Abbas'tan yüce Allah'ın: "Şairlere de azgınlar uyar ... ve gerçekten onlar yapmadıkları şeyi söylerler" buyrukları hakkında şun- . ları söylemektedir: Şanı yüce Allah bundan istisnada bulunarak: "Ancak iman edip salih amel işleyen ... müstesna" diye buyurmaktadır. İbn Ebi Şeybe de mürsel bir yolla İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakIetmektedir: Yüce Allah'ın: "Şairlere de azgınlar uyar" buyruğu nazil olunca, Abdullah İbn Revaha, Hassan İbn Sabit ve Ka'b İbn Malik ağlayarak geldiler ve: Ey Allah'ın Rasulü! Allah bu ayeti indirmiş bulunuyor. Bizim de şair olduğumuzu biliyor, dediler. Allah Rasulü: Siz bu ayetten sonra: "Ancak iman edip salih amel işleyen ... müstesna" diye gelen buyruğu okuyunuz. Bunlar sizlersiniz. "Zulmedildikten sonra öderini alanlar" denilenler de sizlersiniz, buyurdu. es-Suheyli dedi ki: Ayet bu üç kişi hakkında inmiştir. Müphem (şahıs belirtmeden) varid olması ise, daha sonra onlara uyacak kimselerin de onlar gibi bu kapsama girmeleri içindir. "Ve bundan mekruh olan." Bu da başlıkta sözü geçen "caiz olan" ifadesinde belirtilen kısımdan başka bir kısmı ifade eder. Caiz olan şiirin tanımı ile ilgili olarak ilim adamlarının yaptıkları açıklamalardan anlaşılan şudur: Eğer bu şiir mescidde çokça söylenmez, şiirde hiciv bulunmaz, aşın övgü ve katıksız yalan ihtiva etmezse caizdir. Ancak muayyen bir kişinin güzelliklerinin dile getirildiği şiir ise helal değildir. İbn Abdilberr bu niteliklerde olması halinde şiirin caiz olacağı üzerinde icma' bulunduğunu nakletmiştir. Bu doğrultuda da başlıktaki hadisleri ve başkalarını delil göstererek: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda okunan yahut kendisinin okunmasını isteyip de tepki göstermediği hadisler (buna delildir) demiştir. Buhari bu başlıkta caiz"oluşadelalet eden beş hadis zikretmektedir. Bunların bazılarında mekruh olan ile olmayan da etrafıı bir şekilde ele alınmıştır. el-Edebu'l-Müfred adlı eserinde "mekruh olan şiir" başlığı altında Aişe'nin merfu olarak rivayet ettiği şu hadisi de zikretmektedir: "Şüphesiz insanlar arasında iftirası en büyük olan kişi, bir kabileyi tümüyle hicveden şairdir." Hadisin senedi de hasendir. Taberi de İbn Cüreyc yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ben Ata'ya huda, şiir ve ğına (nağmeli şiirler söyleme)ye dair soru sordum. O da: Bunda hayasızlık, aşınıık olmadığı sürece bir sakınca yoktur, dedi. "Şüphesiz şiirin bir kısmı hikmettir." Yani hakka uygun, doğru bir sözdür. İbn Battal dedi ki: Eğer şiir ve recez'de yüce Allah anılıyor ve tazim ediliyor, vahdaniyeti dile getiriliyor, onun taatinin tercih edilmesi gerektiği, ona teslimiyet göstermek gerektiği belirtiliyor ise o güzeldir, teşvik edilmiştir. Hadiste hikmet olduğu söylenirken kastedilen budur. Yalan ve hayasızlık ihtiva eden ise yeriimiştir. Taberi der ki: Bu hadiste kayıtsız ve şartsız olarak şiiri mekruh görüp buna İbn Mesud'un: "Şiir şeytanın mizmarlan (çalgı aletleri)dir" şeklindeki sözünü delil gösterenlerin görüşleri reddedilmektedir. Mesruk'tan rivayet edildiğine göre o önce bir şiirin ilk beytini örnek olmak üzere okumuş, sonra susmuştur. Ona sebebi sorulunca: Amellerimin yazıldığı sahifemde şiir bulmaktan korkarım, diye cevap vermiştir. Ebu Umame'den, Nebie merfu olarak: "Şüphesiz İblis yeryüzüne indirilince: Rabbim benim için de okunacak bir şey kıl, dedi. Yüce Allah ona: Senin okunacak şeyin şiirdir, buyurdu." Daha sonra Taberi bu hususta bunların oldukça gevşek haberler olduğunu belirterek cevap vermiştir. Durum da dediği gibidir. Çünkü Ebu Umame'nin rivayet ettiği belirtilen hadisin senedinde Ali İbn Yezid el-Elhanı vardır ki zayıf bir ravidir. Bu rivayetin kuwetli olduğu kabul edilse bile bu hususta aşınya gidip çokça şiir söylemeye yorumlanır. İleride bir başlık sonra açıklanacağı gibi. Başlıkta geçen diğer hadisler caiz oluşa delildir. İbn Ebi Şeybe hasen bir sened ile Ebu Seleme İbn Abdurrahman'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı inhiraf etmiş kimseler de değildiler, büsbütün her şeye boyun eğen kimseler de değildiler. Onlar kendi meclislerinde karşılıklı şiir okurlar, cahiliye dönemlerindeki durumlarını da sözkonusu ederlerdi. Ama onlardan birisinden dininden bir parça fedakarlık etmesi istenecek olursa, hiddetinden gözleri yuvalarından dışarı fırlardı." Ahmed, İbn Ebi Şeybe ve sahih olduğunu belirterek Tirmizi, Cabir İbn Semura'dan şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı şiir ve cahiliye döneminde olan bitenlere dair şeyleri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda karşılıklı müzakere ederler, o onlara bu işten vazgeçmelerini söylemezdi. Hatta bazen tebessüm ettiği de olurdu." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, başkasına ait şiirin bir bölümünü okumasının ve başkasından naklen bunu söylemesinin caiz olup olmadığı hususunda görüş ayrılığı olmakla beraber sahih olan, bunun caiz olduğudur. Buhari el-Edebu'l-Müfred'de ve sahih olduğunu belirterek Tirmizi ile Nesai el-Mikdam İbn Şureyh'ten, o babasından diye şunu rivayet etmektedir: "Ben Aişe'ye: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in duruma uygun gördüğü için şiir okuduğu olur muydu, diye sordum. Aişe: İbn Revaha'nın şiirinden olan: Ve sana, senin kendisine azık vermediğin kimse haberler getirir, mısraını okurdu, diye cevap vermiştir. Üçüncü hadis, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği (6147 nolu) hadistir: "Şairin söylediği en doğru söz ... " Buna dair açıklamalar "Cahiliye döneminin belli başlı günleri" başlığında geçmiş bulunmaktadır. Dördüncü hadis (6148 nolu), Seleme İbn el-Ekva'ın, Amir İbn el-Ekva olayı ile ilgili rivayet ettiği hadistir. Bunun da yeteri kadar açıklaması daha önce Megazi bölümü Hayber gazvesi başlığında (4196.hadis) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadiste geçen: "Amir, şair bir kişi idi. Bineğinden inip kavme huda (ezgi) söylemeye başladı" ifadelerinden başlığın tamamı çıkartılmaktadır. Çünkü şiir, recez ve huda da bu kapsama girmektedir. Yine bu hadisten recezin şiir çeşitlerinden birisi olduğu da anlaşılmaktadır. Huda'nın (yolculukta ezgi söylemenin) caiz olması, binekleri sırtında yolculuk yapanların "en-nasab" adındaki şarkı türlerini söylemelerinin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Bu da seslerin uzatıldığı bir çeşit marş kabilindendir. Bazıları aşırıya kaçarak, bunu musikinin kapsadığı şekilde nağmelerle şarkı söylemenin mutlak olarak caiz olduğuna delil göstermişlerdir. Ancak böyle bir delil gösterme su götürür. el-Maverdi dedi ki: Bu hususta görüş ayrılığı vardır. Kimileri bunu mutlak olarak mubah kabul ederken, kimileri de bunu mutlak olarak yasak kabul etmişlerdir. Malik ve kendisinden nakledilen iki görüşün daha sahih olanına göre Şafil mekruh görmüşlerdir. Ebu Hanife'den yasakladığı görüşü nakledildiği gibi, Hanbeli ailmlerinin çoğunluğundan da bu görüş nakledilmiştir. İbn Tahir ise "Kitabu's-Sema" adlı eserinde ashab-ı kiramın çoğunluğundan caiz olduğu görüşünü nakletmiştir. Ancak bu hususta daha önce işaret olunan en-nasab hakkında zikredilenler dışında herhangi bir rivayet sabit olmuş değildir. İbn Abdilberr dedi ki: Yasak olan ğına (şarkı) seslerin uzatıldığı, şiir vezninin çalgı darbelerine göre bozulması ve bu hususta Arapların izlemiş oldukları yolların dışına çıkılması suretiyle söylenendir. Bu hususta ruhsat sadece acemlerin nağmeleri dışında kalan birinci tür hakkında gelmiştir. el-Maverdi dedi ki: Bu ise hala Hicaz ehlinin şu iki durum dışında karşı çıkıp reddetmedikleri ve ruhsat verdikleri şekildir. Kabul etmedikleri iki şekil: Bu işi çokça yapması ve onunla birlikte yasak kılınan şeylerin yapılmasıdır. Onu mubah kabul eden kimseler, bu yolla nefsin rahatlatıldığını delil gösterirler. Bunu itaat gücünü artırmak için yaparsa itaatkar olur, masiyette destek olsun diye yaparsa isyankar olur. Aksi takdirde o, bağda bahçede gezintiye çıkmaya, gidip geleni seyretmeye benzer. "Cam şişeleri". Hişam'ın Katade'den rivayetinde: "Yavaş sür, cam şişeleri kırma" şeklindedir. Hammad ise Eyyub'dan rivayetinde şu fazlalığı eklemektedir: Ebu Kıls'be dedi ki: Bununla kadınları kastediyor. Cam şişeler (anlamı verilen el-kavarir}in tekili "kaarura"dır. Bu da cam demektir. er-Ramehurmuzi der ki: Kadınlardan "cam şişeler" diye kinaye yollu söz etmesi, onların rikkatleri ve hareket etmekteki güçsüzlükleridir. Kadınlar rikkat, latiflik ve bünye zayıflıkları bakımından cam şişelere benzetilider. Anlamın: Senin onların bineklerini sürüşün, develere cam şişelerin yükletilmesi halindeki sürüşün gibi olsun, şeklinde olduğu da söylenmiştir. Başkaları da: Kadınların cam şişelere benzetilmelerinin sebebi hoşnut1uklarının çabucak değişmesi, vefaks'rlıklarının az sürmesidir. Nitekim cam şişeler de çabuk kırılır ve bir daha da düzeltilemezler. el-Hattabi dedi ki: Enceşe siyah i birisi idi. Binekleri sürmesi de bir parça sert idi. Allah Rasulü ona bineklere yumuşak davranmasını emir buyurdu. Onun güzel sesle hudasöylediği de nakledilmiştir. Bu sebeple kadınların o güzel sesi duymalarından hoşlanmamıştır. Çünkü güzel ses, nefisleri harekete getirir. Kadınların kararlılıklarının zayıflığı ve sesin onlarda çabuk etki göstermesi, cam şişelerin çabukça kırılmalarına benzetiimiştir. İbn Battal birincisini kabul ederek şunları söylemektedir: Cam şişeler, o sırada sürülmekte olan develer üzerinde bulunan kadınlardan kinayedir. Allah Rasulü ezgi söyleyene rıfk ile söylemesini emir buyurmuştur. Çünkü ezgi, develerin daha da hızlı yürümeleri için bir teşviktir, ama develer hızlıca yol aldıkları takdirde kadınların develerin üzerinden düşmeyeceklerinden emin olunamaz. Kurtubi de el-Mufhim adlı eserinde her iki durumu caiz (mümkün) kabul ederek şunları söylemektedir: Çabucak etkilenmeleri ve metin olmayışıarı bakımından cam şişelere benzetilmişlerdir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem develerin hızlıca gitmeleri halinde düşeceklerinden korkmuştur. Yahut hızlıca gitmeleri dolayısıyla çokça hareket edip sallanmalarından, rahatsız olacaklarından korkmuş ya da o ezgiyi duymaları dolayısıyla fitneye düşeceklerinden endişe etmiştir. Derim ki: Buhari'nin tercih edilmeye değer gördüğü, ikinci husustur. Bundan dolayı bu hadisi "el-Me'arid (üstü kapalı ifadeler)" başlığı altında da ele almıştır. Şayet birinci anlam kastedilmiş olsaydı "cam şişeler" lafzı bir tariz (üstü kapalı ifade) olmazdı
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) came to some of his wives among whom there was Um Sulaim, and said, "May Allah be merciful to you, O Anjasha! Drive the camels slowly, as they are carrying glass vessels!" Abu Qalaba said, "The Prophet (ﷺ) said a sentence (i.e. the above metaphor) which, had anyone of you said it, you would have admonished him for it
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً يَسُوقُ بَدَنَةً فَقَالَ " ارْكَبْهَا ". قَالَ إِنَّهَا بَدَنَةٌ. قَالَ " ارْكَبْهَا ". قَالَ إِنَّهَا بَدَنَةٌ. قَالَ " ارْكَبْهَا وَيْلَكَ ".
Enes r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir adam'ı (kurbanlık) bir deveyi sürerken görünce: Ona bin, buyurdu. Adam: Bu, kurbanlık bir devedir, dedi. Allah Rasulü: Ona bin, buyurdu. Adam tekrar: Bu, kurbanlık bir devedir, dedi. Allah Rasulü: Veyl sana! Bin ona, buyurdu
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) saw a man driving a Badana (a camel for sacrifice) and said (to him). "Ride it." The man said, "It is a Badana." The Prophet (ﷺ) said, "Ride on it." The man said, "It is a Badana." The Prophet (ﷺ) said, Ride on it, woe to you
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ،. وَأَيُّوبَ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ، وَكَانَ مَعَهُ غُلاَمٌ لَهُ أَسْوَدُ، يُقَالُ لَهُ أَنْجَشَةُ، يَحْدُو، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَيْحَكَ يَا أَنْجَشَةُ رُوَيْدَكَ بِالْقَوَارِيرِ ".
Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir seferde idi. Beraberinde Enceşe denilen ve yolculuk esnasında develerin hızlıca yol alması için onlara ezgi söyleyen siyah i bir kölesi de vardı. Allah Rasulü salIaııahu aleyhi ve sellem ona: Veyhake (vay sana)' Ey Enceşe, cam şişelere dikkat et, yavaş ol, buyurdu
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) was on a journey and he had a black slave called Anjasha, and he was driving the camels (very fast, and there were women riding on those camels). Allah's Messenger (ﷺ) said, "Waihaka (May Allah be merciful to you), O Anjasha! Drive slowly (the camels) with the glass vessels (women)
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَتَى السَّاعَةُ قَائِمَةٌ قَالَ " وَيْلَكَ وَمَا أَعْدَدْتَ لَهَا ". قَالَ مَا أَعْدَدْتُ لَهَا إِلاَّ أَنِّي أُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ. قَالَ " إِنَّكَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ ". فَقُلْنَا وَنَحْنُ كَذَلِكَ. قَالَ " نَعَمْ ". فَفَرِحْنَا يَوْمَئِذٍ فَرَحًا شَدِيدًا، فَمَرَّ غُلاَمٌ لِلْمُغِيرَةِ وَكَانَ مِنْ أَقْرَانِي فَقَالَ " إِنْ أُخِّرَ هَذَا فَلَنْ يُدْرِكَهُ الْهَرَمُ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ ". وَاخْتَصَرَهُ شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ سَمِعْتُ أَنَسًا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Enes'ten rivayete göre; ''Çöl halkından bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü, kıyamet ne zaman kopacaktır, diye sordu. Allah Rasulü: Veyl sana! Onun için ne hazırladın, diye sordu. Adam: Ben onun için bir şey hazırlamadım. Şu kadar var ki, gerçekten ben Allah'ı ve Rasulünü seviyorum, dedi. Allah Rasulü: Şüphesiz sen sevdiklerinle berabersin, buyurdu. Bizler: Biz de böyle miyiz, diye sorduk. Allah Rasulü: Evet deyince, o gün çokça sevindik. Daha sonra Muğire'nin benim yaşlarımda olan bir oğlu geçti. Allah Rasulü: Eğer bunun eceli sonraya bırakılacak olursa, kıyamet kopmadıkça yaşlanmayacaktır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Adamın: Veyleke demesi ile ilgili gelen rivayetler." Bu lafzın açıklaması daha önce Hac bölümünde, o bölümün ilk hadisleri geçince yapılmış bulunmaktadır. "Veyı" kelimesinin aslının "vey" olduğu söylenmiştir. Bu kelime ah vah (üzüntü) kelimesidir. Araplar: Filan kişiye vayolsun, sözlerini çokça kullandıklarından bununla birlikte, sonuna bir de lam harfini eklediler ve bu harfi de o kelimedenmiş gibi değerlendirdiler. el-Esmaı'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Veyı" lafzı, muhatabın yaptığı işin çirkinliğini anlatmak için kullanılır. Rağıb da şöyle demektedir: Bazen hasret ve üzüntü anlamında kullanılır. "Veyh" kelimesi ise acı ma iflade eder. Beşinci (6163 nolu) hadis Ebu Said el-Hudri'nin rivayet ettiği Zülhuvaysıra hakkındaki hadistir. Orada belirtildiği üzere Zulhuvaysıra: "Ey Allah'ın Rasulü, adaletli ol, deyince Allah Rasulü ona: Veyl sana, ben ad aletli olmazsam kim adaletli olacak diye buyurdu." Hadisin bazı bölümlerine dair açıklamalar Meğazi bölümünün sonlarında, Nubuwetin alametleri bahsinde (3610.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. (6167 nolu hadiste geçen): "Benim yaşıtlarımdan olan" ifadesi yaşça benim gibi idi. "Kıyamet kopuncaya kadar" ifadesi ile ilgili olarak el-İsmailı, buradaki kıyamet (saat) lafzından kastın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda bulunanların saati (kıyameti) olduğunu, bununla da onların ölümlerinin kastedildiğini, ölümleri günü hakkında da kendilerini ahirette olup bitecek işler ile karşı karşıya bırakacağı için "saat" adını kullandığını, bunu da yüce pek çok ayet ve hadisin delalet ettiği üzere büyük kıyametin kopacağı zamana dair bilgiyi kendisine sakladığına dair buyrukları desteklediğini belirttikten sonra şunları söylemektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Kıyamet kopuncaya kadar" buyruğu ile kıyametin kopacağı zamanı sınırlayıp belirlemek değil de yakınlığını mubalağa yoluyla ifade etmek olması ihtimali de vardır. Nitekim bir başka hadiste: "Ben ve (kıyamet) saattil bu ikisi gibi gönderildik" diye buyurmuş olması da buna benzemektedir. Yoksa Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, sözü geçen çocuğun ihtiyarlık yaşına erişmesi esnasında kıyametin kopacağını kastetmiş değildir. (el-İsmaill devamla) dedi ki: Bu, Arapların oldukça yaygın bir kullanımıdır. İşin öneminin azameti ve önemsizliği ya da bir şeyin çok yakın yahut çok uzak olduğunu anlatmak için mubalağa maksadıyla kullanılır: Böylelikle sonuç olarak bundan: Kıyametin oldukça yakın bir zamanda kopacağı anlamı çıkar
Narrated Anas:A bedouin came to the Prophet (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! When will The Hour be established?" The Prophet (ﷺ) said, "Wailaka (Woe to you), What have you prepared for it?" The bedouin said, "I have not prepared anything for it, except that I love Allah and His Apostle." The Prophet (ﷺ) said, "You will be with those whom you love." We (the companions of the Prophet (ﷺ) ) said, "And will we too be so? The Prophet (ﷺ) said, "Yes." So we became very glad on that day. In the meantime, a slave of Al-Mughira passed by, and he was of the same age as I was. The Prophet (ﷺ) said. "If this (slave) should live long, he will not reach the geriatric old age, but the Hour will be established
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَتَّى السَّاعَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " مَا أَعْدَدْتَ لَهَا ". قَالَ مَا أَعْدَدْتُ لَهَا مِنْ كَثِيرِ صَلاَةٍ وَلاَ صَوْمٍ وَلاَ صَدَقَةٍ، وَلَكِنِّي أُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ. قَالَ " أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ ".
Enes İbn Malik'ten rivayete göre; "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Ey Allah'ın Rasulü, kıyamet ne zamandır, diye sordu. Allah Rasulü: Onun için ne hazırladın, diye sordu. Adam: Ben onun için çokça namaz kılarak,. oruç tutarak, sadaka vererek hazırlık yapmış değilim, ama ben Allah'ı ve Rasulünü seviyorum, dedi. Allah Rasulü: Sen sevdiklerinle berabersin, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin."(Al-i İmran, 31) buyruğu dolayısı ile Allah için sevmenin alameti." Buhari bu başlık altında "kişi sevdiği ile beraberdir" hadisini zikretmiştir. el-Kermanı dedi ki: Başlıktan kasıt, Allah'ın kulunu sevmesi de olabilir, kulun Allah'ı sevmesi de olabilir. Kulların herhangi bir riyakarlık şaibesi bulunmamak üzere Allah için birbirlerini sevmesi de olabilir. Ayet ilk iki husus için elverişlidir. Allah Rasulüne tabi olmak, birincisinin alametidir. Çünkü bu, Allah Rasulüne tabi olmanın bir sonucudur. İkincisinin de alametidir. Çünkü Allah'ı sevmek, ona uymaya sebeptir. --- Kirmani'den iktibas burada sona ermektedir. --- Ayetin iniş sebebi hakkında görüş ayrılığı vardır. İbn Ebi Hatim, el-Hasen el-Basri'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Bazı kimseler Allah'ı sevdiklerini iddia ediyorlardı. Şanı yüce Allah, onların söylediklerini doğrulayacak bir amel tespit etmek istediği için bu ayeti indirdi
Narrated Anas bin Malik:A man asked the Prophet (ﷺ) "When will the Hour be established O Allah's Messenger (ﷺ)?" The Prophet (ﷺ) . said, "What have you prepared for it?" The man said, " I haven't prepared for it much of prayers or fast or alms, but I love Allah and His Apostle." The Prophet (ﷺ) said, "You will be with those whom you love
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ أَقْبَلَ هُوَ وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم صَفِيَّةُ، مُرْدِفَهَا عَلَى رَاحِلَتِهِ، فَلَمَّا كَانُوا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَثَرَتِ النَّاقَةُ، فَصُرِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَالْمَرْأَةُ، وَأَنَّ أَبَا طَلْحَةَ ـ قَالَ أَحْسِبُ ـ اقْتَحَمَ عَنْ بَعِيرِهِ، فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاكَ، هَلْ أَصَابَكَ مِنْ شَىْءٍ. قَالَ " لاَ وَلَكِنْ عَلَيْكَ بِالْمَرْأَةِ ". فَأَلْقَى أَبُو طَلْحَةَ ثَوْبَهُ عَلَى وَجْهِهِ فَقَصَدَ قَصْدَهَا، فَأَلْقَى ثَوْبَهُ عَلَيْهَا فَقَامَتِ الْمَرْأَةُ، فَشَدَّ لَهُمَا عَلَى رَاحِلَتِهِمَا فَرَكِبَا، فَسَارُوا حَتَّى إِذَا كَانُوا بِظَهْرِ الْمَدِينَةِ ـ أَوْ قَالَ أَشْرَفُوا عَلَى الْمَدِينَةِ ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " آيِبُونَ تَائِبُونَ، عَابِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ ". فَلَمْ يَزَلْ يَقُولُهَا حَتَّى دَخَلَ الْمَدِينَةَ.
Enes İbn Malik'ten rivayete göre; "Kendisi ve Ebu Talha, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte (seferden) dönüyorlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Safiyye vardı. Onu kendi devesinin terkisine bindirmişti. Yolun bir yerinde iken deve tökezledi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Safiye r.anha yere düştüler, Ebu Talha, kendisini devesinden aşağı atatcasına Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti ve: Ey Allah'ın Nebii, Allah beni yoluna feda etsin! Sana bir şeyoldu mu, diye sordu. Allah Rasulü: Hayır, ama kadına dikkat et, buyurdu. EbD. Talha kendi elbisesini yüzüne koyarak Safiyye radıyalliihu anhii'nın bulunduğu yere doğru gitti ve elbisesini onun üzerine bıraktı. Safiyye radıyalliihu anha ayağa kalktı, sonra da EbD. Talha onların eşyalarını develeri üzerinde güzelce bağladı. Her ikisi (Nebi ve Safiyye) deveye binip yola koyuldular. Nihayet Medine sırtına vardıklarında -yahut, Medine'yi yüksekten gördükleri zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: AibD.ne, taibD.ne, abidD.ne li Rabbina hamidD.ne: Biz dönücüleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz, buyurdu ve Medine'ye girene kadar bu sözlerini tekrarlad!." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kişinin: Allah beni yoluna feda etsin, demesi." Yani böyle bir söz mubah mıdır yoksa mekruh mudur? Bu sözü söylemenin caiz olduğuna delil teşkil eden bütün haberleri EbD. Bekir İbn Ebi Asım "Adabu'l-Hukema" adlı eserinin baş taraflarında zikretmiş ve bunun caiz olduğunu kesin bir dille söyleyerek şunları ifade etmiştir: Kişinin bunu sultanına, büyüğüne, ilim sahiplerine, kardeşlerinden sevdiği kimselere söylemesi mümkündür ve bunda onun için herhangi bir sakınca yoktur. Hatta o kişiye saygı göstermek, onun kalbini kendisine daha çok meylettirmek için yaparsa sevap dahi kazanır. Eğer bunu söylemek yasak olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözü söyleyeni nehyeder ve ona bunun kendisinden başkasına söylenmesinin caiz olmadığını öğretirdi. Daha sonra Buhari Enes'in, Safiyye radıyalliihu anha'yı bineğinin arkasına bindirmiş olması ile ilgili hadisi zikretmektedir. Bu hadise dair açıklamalar Libas (giyim) bölümünün sonlarında (5968.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbn Ebi Asım da İbn Ömer'den şu hadisi rivayet etmektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Fatıma'ya: "Baban sana feda olsun" diye buyurmuştur. İbn Mesud'dan naklettiği rivayete göre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına: "Babam anam size feda olsun" demiştir. Enes'in rivayet etmiş olduğu hadise göre de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bunun bir benzerini ensar için de söylemiştir
Narrated Anas bin Malik:That he and Abu Talha were coming in the company of the Prophet (towards Medina), while Safiya (the Prophet's wife) was riding behind him on his she-camel. After they had covered a portion of the way suddenly the foot of the she-camel slipped and both the Prophet (ﷺ) and the woman (i.e., his wife, Safiya) fell down. Abu Talha jumped quickly off his camel and came to the Prophet (saying.) "O Allah's Messenger (ﷺ)! Let Allah sacrifice me for you! Have you received any injury?" The Prophet (ﷺ) said, "No, but take care of the woman (my wife)." Abu Talha covered his face with his garment and went towards her and threw his garment over her. Then the woman got up and Abu Talha prepared their she-camel (by tightening its saddle, etc.) and both of them (the Prophet (ﷺ) and Safiya) mounted it. Then all of them proceeded and when they approached near Medina, or saw Medina, the Prophet (ﷺ) said, "Ayibun, taibun, `abidun, liRabbina hamidun (We are coming back (to Medina) with repentance, worshiping (our Lord) and celebrating His (our Lord's) praises". The Prophet (ﷺ) continued repeating these words till he entered the city of Medina
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ فِي الثَّقَلِ وَأَنْجَشَةُ غُلاَمُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسُوقُ بِهِنَّ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا أَنْجَشَ، رُوَيْدَكَ، سَوْقَكَ بِالْقَوَارِيرِ ".
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Ümmü Süleym, diğer kadınlar ile birlikte ağırlıklar arasında bulunuyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kölesi Enceşe de onların bindikleri develeri sürüyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Enceş, cam şişeleri sevk etmen yavaş olsun, buyurdu
Narrated Anas:Once Um Sulaim was (with the women who were) in charge of the luggage on a journey, and Anjashah, the slave of the Prophet, was driving their camels (very fast). The Prophet (ﷺ) said, "O Anjash! Drive slowly (the camels) with the glass vessels (i.e., ladies)
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَحْسَنَ النَّاسِ خُلُقًا، وَكَانَ لِي أَخٌ يُقَالُ لَهُ أَبُو عُمَيْرٍ ـ قَالَ أَحْسِبُهُ فَطِيمٌ ـ وَكَانَ إِذَا جَاءَ قَالَ " يَا أَبَا عُمَيْرٍ مَا فَعَلَ النُّغَيْرُ ". نُغَرٌ كَانَ يَلْعَبُ بِهِ، فَرُبَّمَا حَضَرَ الصَّلاَةَ وَهُوَ فِي بَيْتِنَا، فَيَأْمُرُ بِالْبِسَاطِ الَّذِي تَحْتَهُ فَيُكْنَسُ وَيُنْضَحُ، ثُمَّ يَقُومُ وَنَقُومُ خَلْفَهُ فَيُصَلِّي بِنَا.
Enes'ten, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlar arasında ahlakı en güzelolan idi. Benim de Ebu Umeyr diye çağrılan bir kardeşim vardI. -Zannederim sütten yeni kesilmişti, dedi.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize gelince, kardeşime: Ey Ebu Umeyrl Ne yaptı o Nuğayr, derdi. Nuğayr de kardeşimin kendisiyle oynadığı küçük bir kuştu. Bazen Nebi evimizde olduğu halde namaz vakti girerdi O da altındaki yaygının süpürülmesini emreder, bunun üzerine yaygı süpürülür, üzerine su serpilir, sonra o ayağa kalkardı, biz de arkasında ayakta dururduk ve bize namaz kıldınrdı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Küçük çocuğa ve adama çocuğu doğmadan önce künye vermek." Buhari aynı zamanda bununla vakıaya uygun olmadığı gerekçesiyle çocuğu olmayan kimseye künye vermenin yasak olduğunu kabul eden kimselerin kanaatlerini reddetmiş olmaktadır. Çünkü İbn Mace, Ahmed, Tahavı, sahih olduğunu belirterek Hakim, Suhayb'den şu hadisi rivayet etmiştir: "Ömer kendisine: Senin çocuğun olmadığı halde ne diye Ebu Yahya ile künyeleniyorsun diye sorunca, Suhayb: Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana (bu) künyeyi verdi, diye cevap verdi." Musannıf Buhari de el-Edebu'l-Müfred'de, Alkame'den şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Benim daha çocuğum olmadan önce Abdullah İbn Mesud bana künye verdi." Bu, Araplar arasında uygulamada olan bir şeydir. İbn Ebi Şeybe, ezZühri'den dedi ki: Ashabdan bazıları çocukları doğmadan önce künye alırlardı. Taberani de Alkame'den, o İbn Mesud'dan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine daha çocuğu doğmadan Ebu Abdurrahman künyesini vermişti" diye rivayet etmiştir. Senedi de sahihtir. "Nuğayr, kardeşimin kendisiyle oynadığı bir kuştu." Nuğayr küçük bir kuş olup, tekili nuğre şeklindedir, çoğulu niğran diye gelir. !yad dedi ki: Nuğayr serçeye benzeyen bildik bir kuş adıdır. "Bazen bizim evimizde olduğu halde namaz vakti girerdi." Bunun yeteri kadar açıklamaları daha önce Namaz bölümünde (380 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Kasım'ın kitabının baş taraflarında zikrettiğine göre bazı kimseler, hadis ehlini faydasız şeyleri rivayet ettikleri için ayıplamaktadır. Buna da buradaki Ebu Umeyr hadisini örnek vermektedirler. İbnu'I-Kaass: Halbuki bu hadiste 60'ı bulan çeşitli fıkhi mesele, edep ve faydalı hususlar vardır, dedikten sonra bunları geniş geniş açıklamaktadır. Ben de bunları onun anlatmak istediklerini eksiItmeden özetledim. Daha sonra mümkün olan daha başka hususları da ekledim. --- İbnul Kasas'ın tam adı Ebu'l-Abbas Ahmed İbn Ebi Ahmed et-Taberi olup, İbnu'l-Kaass diye tanınan pek çok eser sahibi meşhur fıkıh alimidir. -Fethu'l-Bari, X, 600. --- İbnu'l-Kaass dedi ki: Bu Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Yürümekte teenni göstermek, kardeşleri ziyaret etmek müstehaptır. 2- Genç olmaması ve fitneden emin olunması şartıyla erkeğin, yabancı (mahrem olmayan) kadını ziyaret etmesi caizdir. 3- İmamın raiyesinin (yönetimi altında bulunanların) bazılarını özellikle ziyaret etmesi ve bir kısmı ile beraber oturup kalkarken bazılarına böyle davranması caizdir. 4- Yöneticinin, hakimin yalnız başına yürümesi caizdir. 5- Çokça ziyaret, sevgiyi eksiitmez. 6- Musafaha meşrudur. Çünkü Enes bu hadiste: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in avucundan daha yumuşak hiçbir avuca dokunmamışımdır" demiştir. 7 - Böyle bir tokalaşmanın meşruiyeti, özelolarak erkeğin erkekle tokalaşması hakkındadır. 8- Ziyarette bulunan kimsenin, ziyaret ettiği kimsenin evinde namaz kılması, özellikle de ziyaret eden kişi bereketi umulan bir kimse ise müstehaptır. 9- Hasır üzerinde namaz kılmak caizdir. (Bu gibi şeylerden) tiksinmemek gerekir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem evde küçük bir çocuk olduğunu biliyordu. Bununla birlikte o evde namaz kılmış ve evin içinde oturmuştur. 10- (Necasetlendiği bilinmeyen) eşyada kesinlikle bilinen, temiz olduklarıdır. Çünkü onların yayg1ya su serpmeleri sadece onu temizlemek içindi. 11- Alim kimsenin ilmini yararlanacak kimselere götür me si caizdir. 12- Ebu Talha ailesinin ve evinin özel bir fazileti vardır. Çünkü evlerinde doğruluğu kesin olarak bilinen bir kıble olmuştur. 13- Şakalaşmak, şakayı tekrarlamak caizdir ve bu, sünnet olan bir mubahtır. Ruhsat değildir. 14- Henüz mümeyyiz olmayan küçük çocuk ile şakalaşmak ve kendisiyle şakalaşılan kimseyi defalarca ziyaret etmek caizdir. 15- Büyüklenmek ve kendisini üstün görmek, terk edilmesi gereken bir huydur. 16- Büyük şahsiyete yolda giderken gereken saygının gösterilmesi ile evde iken şakalaşmak arasında fark vardır. 17- Vahidin (bir kişinin) haberi kabul edilir. Çünkü Ebu Umeyr'in üzüntüsü- nün sebebine dair cevabı veren, böyle bir kişi idi. 18- Çocuğu olmayan kimseye künye vermek caizdir. 19- Küçük çocuğun kuş ile oynaması caizdir. 20- Anne babanın çocuklarının mubah olan oyunlarla oynamasına izin vermeleri caizdir. 21- Küçüğün kendisiyle oyalanacağı mubah şeylere harcamada bulunmak caizdir. 22- Kuşun kafes ve benzeri yerlerde tutulması caizdir. 23- Hayvan ismi dahi olsa ismin küçültülmesi caizdir. 24- Hikmetli bir kimse, aklı erip kavrayış sahibi olanlar dışında kimseyi yüzyüze muhatap almaz ve bu işte doğru olan tutum, istek ve cevabın olmadığı hallerde hitabın caiz olacağıdır, diyen kimselerin aksine küçük çocuğu karşılıklı muhatap almak caizdir. Bu görüşte olanlar ise çocuklara halini sorarak hitap etmezler. Aksine başkasına sorarlar. 25- insanlarla akılları kadar ilişki kurmak uygundur. 26- Ziyaret edene ikramda bulunulur ve az miktarda nimetlerden yararlanmak sünnete aykırı değildir. 27 - Ziyaretine gelinen kimsenin ziyaretçiyi uğurlaması vacip değildir. 28- Büyük şahsiyet, bir topluluğu ziyaret edecek olursa, aralarında eşitlik sağlar. Çünkü o Enes'le musafaha yapmış, Ebu Umeyr'le şakalaşmış, Ümmü Suleym'in döşeği üzerinde uyumuş ve evlerinde onlara namaz kılınmıştır. Böylelikle hepsi de onun bereketinden yararlanmış oldular. işte Enes'in rivayet ettiği Ebu Umeyr kıssasından çıkarttığı sonuçlara dair yaptığı açıklamalardan özetlenenler burada sona ermektedir. ibn Battal da yine bu hadisten çıkartılan sonuçlar arasında şunları zikretmiş bulunmaktadır: 1 - Temiz olduğu kesin olarak bilinmeyen şeylerin üzerine su serpmek müstehaptır. 2- Eğer zorlanarak yapılmıyorsa, konuşurken seci'li (kafiyeli) konuşmak caizdir. Böyle bir şey de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında şiir söylemenin imkansızlığı gibi imkansız değildir. 3- Ziyaretçiye hoşuna gideceği bilinen yiyecek ya da başka şeyler ikram edilir. 4- Yumuşak ve güzel davranmak maksadıyla küçük çocuğun başını sıvazlamak uygundur. İbnu'l-Kaass'ın da, başkasının da Ebu Umeyr kıssasında sözkonusu etmediği çıkartılacak sonuçlar arasında şu da vardır: İmam Ahmed, Umare İbn Zazan'ın Sabit'ten, onun Enes'ten diye yaptığı rivayet in sonunda "Sonra çocuk hastalandı ve öldü" denilerek ölümü ile ilgili olayın sözkonusu edildiği hadisi ve Ümmü Suleym'in bunu kendisiyle beraber uyuyuncaya kadar Ebu Talha'dan sakladığını da zikretmektedir. Daha sonra sabah olunca Ümmü Suleym olanı Ebu Talha'ya haber vermiş, o da bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bildirince, Allah Rasulü her ikisine de dua etmiş, Ümmü Suleym hamile kalmış, sonra da bir erkek çocuk doğurmuştur. Enes de bu çocuğu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna getirmiş, Nebi onu tahnik edip Abdullah adını vermiştir. Buna dair yeterli açıklamalar daha önce Cenazeler bölümünde (1301 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) was the best of all the people in character. I had a brother called Abu `Umar, who, I think, had been newly weaned. Whenever he (that child) was brought to the Prophet (ﷺ) the Prophet (ﷺ) used to say, "O Abu `Umar! What did Al-Nughair (nightingale) (do)?" It was a nightingale with which he used to play. Sometimes the time of the Prayer became due while he (the Prophet) was in our house. He would order that the carpet underneath him be swept and sprayed with water, and then he would stand up (for the prayer) and we would line up behind him, and he would lead us in prayer
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي مَسِيرٍ لَهُ فَحَدَا الْحَادِي، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ارْفُقْ يَا أَنْجَشَةُ، وَيْحَكَ، بِالْقَوَارِيرِ ".
Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gece yolculuk yaparken deve sürücüsü, develere ezgi söyledi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: Ey Enceşe, vay sana! Cam şişelere karşı yumuşak ol (develeri böyle hızlı sürecek şekilde ezgi söyleme), buyurdu
Narrated Anas bin Malik:Once the Prophet (ﷺ) was on one of his journeys, and the driver of the camels started chanting (to let the camels go fast). The Prophet (ﷺ) said to him. "(Take care) Drive slowly with the glass vessels, O Anjasha! Waihaka (May Allah be Merciful to you)
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، وَأَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي سَفَرٍ، وَكَانَ غُلاَمٌ يَحْدُو بِهِنَّ يُقَالُ لَهُ أَنْجَشَةُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " رُوَيْدَكَ يَا أَنْجَشَةُ، سَوْقَكَ بِالْقَوَارِيرِ ". قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ يَعْنِي النِّسَاءَ.
Enes r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yolculukta iken Enceşe adında da bir köle, develere ezgi söylüyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ey Enceşe! Cam şişeleri hızlı değil, yavaş sür, buyurdu." Ravilerden Ebu Kılabe: Kadınları kastediyor, dedi
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) was on a journey and a slave named Anjasha was chanting (singing) for the camels to let them go fast (while driving). The Prophet (ﷺ) said, "O Anjasha, drive slowly (the camels) with the glass vessels!" Abu Qilaba said, "By the glass vessels' he meant the women (riding the camels)
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَادٍ يُقَالُ لَهُ أَنْجَشَةُ، وَكَانَ حَسَنَ الصَّوْتِ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " رُوَيْدَكَ يَا أَنْجَشَةُ، لاَ تَكْسِرِ الْقَوَارِيرَ ". قَالَ قَتَادَةُ يَعْنِي ضَعَفَةَ النِّسَاءِ.
Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, develeri hızlıca yürütmek için ezgi söyleyen Enceşe adında bir sürücüsü vardı Bunun sesi güzeldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Yavaş ol Enceşe, cam şişeleri kırmayasın, buyurdu." Ravilerden Katade: Zayıf kadınları kastediyor, dedi
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) had a Had (a camel driver) called Anjasha, and he had a nice voice. The Prophet (ﷺ) said to him, "(Drive) slowly, O Anjasha! Do not break the glass vessels!" And Qatada said, "(By vessels') he meant the weak women
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ بِالْمَدِينَةِ فَزَعٌ فَرَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا لأَبِي طَلْحَةَ فَقَالَ " مَا رَأَيْنَا مِنْ شَىْءٍ، وَإِنْ وَجَدْنَاهُ لَبَحْرًا ".
Enes İbn Malik'ten, dedi ki: "Medine'de korkulacak bir hadise oldu. Hemen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha'ya ait bir at'a bindi. (Bakıp döndükten) sonra: Hiçbir şey görmedik. Şüphesiz biz bu atı bir deniz gibi gördük, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kurtuluş." Yani bir genişlik, bir rahatlıktır. İbn Battal dedi ki: (6212 nolu hadiste) Allah Rasulü atın koşmasını denize benzeterek kesintisiz koştuğunu anlatmak istemiştir. Daha sonra da mecaz yoluyla yürümenin niteliği olan lafzı, atın kendisi hakkında kullanmıştır. İşte mearız (denilen üstü kapalı, kinayeli) ifadelerin kullanılmasının caiz oluşunun esası budur. Bunun caiz olduğu yerler ise, zulümden bu yolla kurtulmanın yahut hakkın elde edilmesinin sözkonusu olduğu hallerdir. Bunun aksi yerlerde hakkı iptal etmek yahut batılın gerçekleşmesini sağlamak için kullanılması ise caiz değildir. Taberi, Muhammed İbn Sirin yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bahilelilerden nazarı başkasına çokça değen bir adam vardı. Şureyh'in bir katırını gördü, onu çok beğendi. Şureyh katırına zarar geleceğinden korkunca: Bu öyle bir katırdır ki çöktü mü kaldırılmadıkça kalkmaz, dedi. Nazarı değen bu şahıs bu sefer: Üf üf dedi, katır da onun nazarının değmesinden kurtuldu. Şureyh de: "Kaldırılmadıkça" sözü ile yüce Allah onu kaldırmadıkça demek istemişti
Narrated Anas bin Malik:There was a state of fear in Medina. Allah's Messenger (ﷺ) rode a horse belonging to Abu Talha (in order to see the matter). The Prophet (ﷺ) said, "We could not see anything, and we found that horse like a sea (fast in speed)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ عَطَسَ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَشَمَّتَ أَحَدَهُمَا وَلَمْ يُشَمِّتِ الآخَرَ، فَقِيلَ لَهُ فَقَالَ " هَذَا حَمِدَ اللَّهَ، وَهَذَا لَمْ يَحْمَدِ اللَّهَ ".
Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda iki adam aksırdJ. Onlardan birisine yerhamukellah dediği halde, diğerine yerhamukellah demedi. Bundan dolayı ona sebebi sorulunca, o da: Bu Allah'a hamdetti, bu ise Allah'a hamdetmedi, diye cevap verdi." Bu Hadis 6225 numara ilede var Fethu'l-Bari Açıklaması: "Aksıranın elhamdulillah demesi". Yani böyle demenin meşru oluşu. Hadisin zahiri bunun vacip olmasını gerektirir. Çünkü bu hususta açık emir sabit olmuştur. Ama Nevevı bunun müstehap oluşu üzerinde ittifakın bulunduğunu nakletmiştir. Aksırdıktan sonra söylenecek lafza gelince, İbn Battal ve başkalarının, bir kesimden nakletliğine göre iki başlık sonra gelecek olan Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste belirtildiği üzere: Elhamdulillah'tan başka bir şey söylemez. Bir başka kesimden nakledilene göre ise "elhamdulillah ala külli hal: Her durum dolayısıyla Allah'a hamdolsun" der. İbn Battal devamla der ki: Ama İbn Ömer'in bunu nehyettiği ve bunun hakkında: Resulullah s.a.v. bize böylece öğretti, dediği rivayet edilmiştir. Bunu da el-Bezzar ve Taberani rivayet etmiştir. "Elhamdulillahala külli hal" demeye dair asıl delil, Tirmizi ve Taberani'de Ebu Malik el-Eş'ari'den merfu olarak zikrettikleri şu hadistir: "Sizden biriniz aksırdığı takdirde: Elhamdulillah ala külli hal, desin." Bunun bir benzeri de Ebu Davud'da -ileride dikkat çekileceği üzere- Ebu Hureyre yoluyla gelen hadis olarak rivayet edilmiştir. Nesai de Ali'den merfu olarak şu hadisi rivayet etmiştir: "Aksıran elhamdulillah ala külli hal, der." İbnu's-Sunni de Ebu Eyyub'dan bunun benzeri bir hadis rivayet etmiştir. Ahmed ve Nesai, Salim İbn Ubeyd'den merfu olarak şu hadisi rivayet ederler: "Sizden biriniz aksıracak olursa, elhamdulillah ala külli hal yahut elhamdulillahi Rabbi'l-alemin desin." Bir kesimden de "elhamdulillahi Rabbi'l-alemin, der" diye nakl edilmiştir. Derim ki: Bu da İbn Mesud'un rivayet ettiği Buhari'nin de el-Edebu'lMüfred'de ve Taberani'nin zikrettiği hadiste varid olmuştur. Nevevi, el-Ezkar adlı eserinde şunu söylemektedir: İlim adamları aksıran kimsenin aksırmasının akabinde elhamdulillah demesinin müstehap olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Eğer elhamdulillahi Rabbi'l-alemin derse, şüphesiz bu daha güzelolur. Şayet elhamdulillahi ala külli hal diyecek olursa bu daha da faziletlidir. Evet, Nevevi böyle demiştir. Ama benim zikretmiş olduğum haberler bu hususta muhayyerliği, sonra da geçtiği şekilde önceliği gerektirmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Yerhamukellah dedi." İbnu'l-Enbari dedi ki: Hayır ile dua eden herkese (hadiste geçtiği gibi): "Muşemmit" adı verilir. İbn Dakiki'l-'Id de Şerhu'l-İlmam adlı eserinde bunun tercih edildiğine işaret etmiştir. el-Kazzaz der ki: Teşmi, tebrik demektir. Araplar onu tebrik ettiği takdirde de "şemmete aleyhi" derler. İbnu'l-Arabi, Tirmizi Şerhi'nde der ki: Dil bilginleri her iki lafzın türediği kökler hakkında açıklamalarda bulunmuş, ama bu hususta anlamı açık seçik bir şekilde ortaya koymamışlardır. Oysa aralarındaki fark çok incelikli bir anlam ihtiva eder. Şöyle ki, aksıran bir kimsenin başındaki ve ona bağlı boyun ve benzeri yerlerdeki herbir organ adeta çözüıür. Sanki ona: Allah'ın rahmeti üzerine olsun, denilince bu, Allah o kimseye bu dua sayesinde, aksırmadan önce her organın eski haline dönmesini sağlayacak ve herhangi bir değişiklik olmaksızın önceki haline getirecek bir rahmet versin demek olur. el-Hallmi dedi ki: Aksıran kimsenin hamd etmesinin meşru oluşundaki hikmet şudur: Aksırmak, düşünce gücünün içinde bulunduğu beyindeki rahatsızlıkları giderir. Hissedip duymanın kaynağı olan sinirlerin menşei de odur, onun sağlıklı oluşu ile diğer organlar da sağlıklarına kavuşur. Bundan açıkça anlaşıldığına göre aksırmak, pek büyük bir nimettir. Bundan dolayı Allah'a hamd ile karşılanması uygundur. Çünkü Allah'a hamd etmek ile Allah'ın yaratıcılığı ve kudreti kabul edilmekte, mahlukatın tabiata değil, bizzat ona ait ve onun tarafından var edildiği dile getirilmektedir. ---Halimi'nin açıklamaları burada sona ermektedir. --- Hadisten teşmıtin (yerhamukellah demenin), ancak Allah'a hamd eden kimseler için meşru olduğu anlaşılmaktadır. İbnu'l-Arabi dedi ki: Bu da üzerinde icma' olunmuş bir husustur. Bu hadisten anlaşıldığına göre, hükmün illetine (sebebine) dair soru sormak ve bu hususta soru sorana bunu açıklamak caizdir. Özellikle de eğer bu açıklamada soru sorana bir fayda alacaksa ... Aksıran kimsenin uyması gereken edeplerden bazıları: 1-Düşük sesle aksırması ama yüksek sesle elhamdulillah demesi. 2-Aksırırken ağzından ya da burnundan yanında oturanlara rahatsızlık verecek şeyler çıkmaması için yüzünü kapatması. 3-Yanındakine zarar vermemek için de yüzünü sağa ya da sola çevirmemesi. İbnu'l-Arabi der ki: Aksırırken sesi alçaltmanın hikmeti, yüksek sesle aksırmanın organları rahatsız etmesinden dolayıdır. İbn Dakiki'l-'Id der ki: Aksırana yerhamukellah demenin faydalarından bazıları da şunlardır: 1-Müslümanlar arasında sevgi ve kaynaşmanın gerçekleşmesi, 2-Aksıran kimsenin nefsindeki kibiri kırmak suretiyle ve mütevazi olmaya itmek ile tedib edilmesi. Çünkü rahmetin sözkonusu edilmesi suretiyle mükelleflerin çoğunun uzak kalamadığı günahkarlık da hatırlatılmış olur
Narrated Anas bin Malik:Two men sneezed before the Prophet. The Prophet (ﷺ) said to one of them, "May Allah bestow His Mercy on you," but he did not say that to the other. On being asked (why), the Prophet (ﷺ) said, "That one praised Allah (at the time of sneezing), while the other did not praise Allah
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ عَطَسَ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَشَمَّتَ أَحَدَهُمَا وَلَمْ يُشَمِّتِ الآخَرَ. فَقَالَ الرَّجُلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ شَمَّتَّ هَذَا وَلَمْ تُشَمِّتْنِي. قَالَ " إِنَّ هَذَا حَمِدَ اللَّهَ، وَلَمْ تَحْمَدِ اللَّهَ ".
Enes r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda iki adam aksırdı. Onlardan birisine yerhamukellah dediği halde, diğerine yerhamukellah demedi. Bunun üzerine o adam: Ey Allah'ın Rasulü, buna yerhamukellah dediğin halde, bana yerhamukellah demedin, dedi. Allah Rasulü: Bu elhamdulillah dediği halde, sen elhamdulillah demedin, diye cevap verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Elhamdulillah demediği takdirde aksırana yerhamukellah denmez." Buhari bu başlık altında daha önce "aksıranın hamd etmesi" başlığında geçen Enes'in rivayet ettiği hadisi zikretmektediL Sanki bununla hükmün genelolduğuna, bu durum ile karşı karşıya kalan o adama özelolmadığına işaret etmiş gibidir. Bu, genelliği bulunmayan özel bir durum ile ilgili bir vakıa olsa bile, bu hususta emir varid olmuştur. Müslim'in zikrettiği, Ebu Musa'nın şu lafızia rivayet ettiği hadis de böyledir: "Sizden birisi aksırıp elhamdulillah diyecek olursa, ona yerhamukellah deyiniz. Eğer Allah'a hamdetmezse siz de ona yerhamukellah demeyiniz." Nevevi' der ki: Bu hadisin gereğine göre Allah'a hamdetmeyen kimseye yerhamukellah denilmez. Derim ki: Bu, hadisin mantukundan (lafzından) anlaşılandır ama acaba buradaki nehiy, haram hükmünü mü ifade eder yoksa tenzihi (kaçınılması istenen) bir hüküm müdür? Cumhur ikinci görüşü benimsemiştir. Hamdin ve yerhamukellah demenin asgari seviyesi, arkadaşına bunu işittirmektir. Bundan şu da anlaşılır: Eğer hamdin dışında bir başka söz söyleyecek olursa, ona yerhamukellah denilmez. Ayrıca bu, şuna da delil gösterilmiştir: Elhamdulillah diyen kimseye yerhamukellah demenin meşru olması, işitenin elhamdulillah dediğini duymasa bile (en azından) elhamdulillah dediğini bilmesi şartına bağlıdır. Aksırmayı işitmekle birlikte hamdi işitmeyip, o aksırana yerhamukellah diyen kimsenin bu sözü işitmesi halinde olduğU gibi. Böyle olan bir kimsenin yerhamukellah demesi meşrudur. Çünkü aksırıp elhamdulillah diyen kimseye yerhamukellah deme emri genel bir emirdir. Nevevi' der ki: Uygun görülen görüş, başkaları değil de onun elhamdulillah dediğini duyan kimsenin ona yerhamukellah demesidir. İbnu'l-Arabi' bu hususta görüş ayrılığının bulunduğunu nakletmiş ve bu durumda olan birisine yerhamukellah denilmesi görüşünü tercih etmiştir. Derim ki: İbn Battal ve başkaları da Malik'ten bu görüşü böylece nakletmişlerdir. İbn Dakiki'l-'Id de aksıran kimsenin, yanında bulunanların hamd edene yerhamukellah denilip etmeyene denilmeyeceği şeklinde aradaki farkı bilemeyen türden cahil kimseler olduğunu bilmesi halini istisna etmiştir. Çünkü yerhamukellah demek, aksıranın elhamdulillah dediğinin bilinmesine bağlıdır. O halde bu durumdaki birisine (yani elhamdulillah demeyene) yerhamukellah denilmez. İsterse onun yanında bulunanlar ona yerhamukellah demiş olsunlar. Çünkü onun elhamdulillah deyip demediğini bilmemektedir. Şayet aksırıp ham d ettiği halde, kimse ona yerhamukellah demezse, ondan uzakta olan birisi onun hamdettiğini işitirse, işittiği zaman ona yerhamukellah demesi müstehap olur. İbn Abdilberr ceyyid bir sened ile Sünen sahibi Ebu Davud'dan şunu rivayet etmektedir: Ebu Davud bir gemide iken kıyıda bulunan bir kimsenin aksırıp hamd ettiğini işitmiş, hemen bir dirheme bir kayık kiralayıp aksıranın yanına varıp, ona yerhamukellah dedikten sonra geri dönmüş. Ona bunu niçin yaptığı sorulunca, belki o duası kabulolunan birisidir, diye cevap vermiş. Yatıp uyuduklarında bir kişinin şöyle dediğini işitmişler: Ey gemide bulunanlar! Ebu Davud bir dirheme karşılık Allah'tan cenneti satın aldı. Nevevi dedi ki: Aksırıp da elhamdulillah demeyen kimsenin yanında bulunan kişilere hamd edip de ona yerhamukellah demek için elhamdulillah demesini hatırlatması müstehaptır. Bu, İbrahim en-Nehai'den sabit olmuş bir görüştür ve bu nasihat ile iyiliği emretmek kabilinden bir davranıştır
Narrated Anas:Two men sneezed before the Prophet (ﷺ) and he said Tashmit to one of them, while he did not say Tashmit to the other. So that man said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! You said Tashmit to that fellow but you did not say Tashmit to me. "The Prophet (ﷺ) said, "That man praised Allah, but you did not praise Allah
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّهُ كَانَ ابْنَ عَشْرِ سِنِينَ مَقْدَمَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ، فَخَدَمْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَشْرًا حَيَاتَهُ، وَكُنْتُ أَعْلَمَ النَّاسِ بِشَأْنِ الْحِجَابِ حِينَ أُنْزِلَ، وَقَدْ كَانَ أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ يَسْأَلُنِي عَنْهُ، وَكَانَ أَوَّلَ مَا نَزَلَ فِي مُبْتَنَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِزَيْنَبَ ابْنَةِ جَحْشٍ، أَصْبَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِهَا عَرُوسًا فَدَعَا الْقَوْمَ، فَأَصَابُوا مِنَ الطَّعَامِ ثُمَّ خَرَجُوا، وَبَقِيَ مِنْهُمْ رَهْطٌ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَطَالُوا الْمُكْثَ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ وَخَرَجْتُ مَعَهُ كَىْ يَخْرُجُوا، فَمَشَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَشَيْتُ مَعَهُ حَتَّى جَاءَ عَتَبَةَ حُجْرَةِ عَائِشَةَ، ثُمَّ ظَنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُمْ خَرَجُوا فَرَجَعَ وَرَجَعْتُ مَعَهُ، حَتَّى دَخَلَ عَلَى زَيْنَبَ فَإِذَا هُمْ جُلُوسٌ لَمْ يَتَفَرَّقُوا، فَرَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَجَعْتُ مَعَهُ، حَتَّى بَلَغَ عَتَبَةَ حُجْرَةِ عَائِشَةَ، فَظَنَّ أَنْ قَدْ خَرَجُوا، فَرَجَعَ وَرَجَعْتُ مَعَهُ، فَإِذَا هُمْ قَدْ خَرَجُوا، فَأُنْزِلَ آيَةُ الْحِجَابِ، فَضَرَبَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ سِتْرًا.
Enes İbn Malik'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye geldiği sıralarda ben on yaşında idim. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hayatının geri kalan döneminde on yıl süreyle hizmet ettim. Hicabın indiği sırada hicabın durumu ile ilgili olarak insanların en bilgilisi olan da benim. Ubey İbn Ka'b bana hicaba dair soru sorardı. Hicabın ilk olarak nazil olduğu zaman ise Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Cahş kızı Zeyneb ile zifafa girdiği zamandır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla zifafa girmiş ve damat olarak sabahı etmişti. İnsanları düğün yemeğine davet etmiş, onlar da yemekten yemişlerdi. Daha sonra çıkıp gitmişlerdi. Ama onlardan birkaç kişi, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında kalmış ve kaldıkları süre uzayıp gitmişti. Bundan dolayı Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalkıp dışarı çıkmıştı. Ben de oturanlar çıksınlar diye onunla beraber çıktım. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yürüdü, onunla birlikte ben de yürüdüm. Nihayet Aişe'nin odasının eşiğine kadar geldi. Sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, çıktıklarını zannettiğinden geri döndü, ben de onunla birlikte geri döndüm. Nihayet Zeyneb'in odasına girdi. Onların hala oturmakta olduklarını ve dağılmadıklarını gördüm. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tekrar geri döndü, ben de onunla birlikte geri döndüm. Nihayet Aişe'nin odasının eşiğine kadar geldi. Oturanların çıkıp gittiklerini sandığından geri döndü, ben de onunla birlikte geri döndüm. Çıkıp gitmiş olduklarını gördü. Hemen hicab ayet i nazil olunca Allah Rasulü de benimle kendisi arasına bir perde gerdi
Narrated Anas bin Malik:that he was a boy of ten at the time when the Prophet (ﷺ) emigrated to Medina. He added: I served Allah's Apostle for ten years (the last part of his life time) and I know more than the people about the occasion whereupon the order of Al-Hijab was revealed (to the Prophet). Ubai b n Ka`b used to ask me about it. It was revealed (for the first time) during the marriage of Allah's Messenger (ﷺ) with Zainab bint Jahsh. In the morning, the Prophet (ﷺ) was a bride-groom of her and he Invited the people, who took their meals and went away, but a group of them remained with Allah's Messenger (ﷺ) and they prolonged their stay. Allah's Messenger (ﷺ) got up and went out, and I too, went out along with him till he came to the lintel of `Aisha's dwelling place. Allah's Messenger (ﷺ) thought that those people had left by then, so he returned, and I too, returned with him till he entered upon Zainab and found that they were still sitting there and had not yet gone. The Prophet (ﷺ) went out again, and so did I with him till he reached the lintel of `Aisha's dwelling place, and then he thought that those people must have left by then, so he returned, and so did I with him, and found those people had gone. At that time the Divine Verse of Al-Hijab was revealed, and the Prophet (ﷺ) set a screen between me and him (his family)
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ أَبِي حَدَّثَنَا أَبُو مِجْلَزٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا تَزَوَّجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم زَيْنَبَ دَخَلَ الْقَوْمُ فَطَعِمُوا، ثُمَّ جَلَسُوا يَتَحَدَّثُونَ فَأَخَذَ كَأَنَّهُ يَتَهَيَّأُ لِلْقِيَامِ فَلَمْ يَقُومُوا، فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ قَامَ، فَلَمَّا قَامَ قَامَ مَنْ قَامَ مِنَ الْقَوْمِ وَقَعَدَ بَقِيَّةُ الْقَوْمِ، وَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَاءَ لِيَدْخُلَ، فَإِذَا الْقَوْمُ جُلُوسٌ، ثُمَّ إِنَّهُمْ قَامُوا فَانْطَلَقُوا فَأَخْبَرْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ حَتَّى دَخَلَ، فَذَهَبْتُ أَدْخُلُ فَأَلْقَى الْحِجَابَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ، وَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ} الآيَةَ. قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ فِيهِ مِنْ الْفِقْهِ أَنَّهُ لَمْ يَسْتَأْذِنْهُمْ حِينَ قَامَ وَخَرَجَ وَفِيهِ أَنَّهُ تَهَيَّأَ لِلْقِيَامِ وَهُوَ يُرِيدُ أَنْ يَقُومُوا
Enes r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zeyneb ile evlendiğinde davete gelenler; içeri girip yemek yediler. Sonra da oturup konuşmaya koyuldular. Nebi kalkmaya hazırlanır gibi yaptı, ama onlar kalkmadılar. Allah Hasıılü onların bu halini görünce kalktı. O kalkınca, oturanlardan bir kısmı kalktı, geriye kalanları oturmaya devam etti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dönüp içeri girmek isteyince, onların hala oturduklarını gördü. Daha sonra kalkıp gittiler. Ben de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e (gittiklerini) haber verince, gelip içeri girdi. Ben de içeri girmek istedimse de benimle kendisi arasına hicabı (perdeyi) indirdi. Yüce Allah da: "Ey iman edenler! Nebiin evlerine sizin için yemeğe izin verilmeden girmeyin ... "(Ahzab, 53) ayetini indirdi
Narrated Anas:When the Prophet (ﷺ) married Zainab, the people came and were offered a meal, and then they sat down (after finishing their meals) and started chatting. The Prophet (ﷺ) showed as if he wanted to get up, but they did not get up. When he noticed that, he got up, and some of the people also got up and went away, while some others kept on sitting. When the Prophet (ﷺ) returned to enter, he found the people still sitting, but then they got up and left. So I told the Prophet (ﷺ) of their departure and he came and went in. I intended to go in but the Prophet (ﷺ) put a screen between me and him, for Allah revealed:-- 'O you who believe! Enter not the Prophet's houses