deneme

Enes b. Mâlik Rivayetleri

2.201 hadis bulundu · sayfa 32/111

Sahîh-i Buhârî No. 6559 Sahih

حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنَ النَّارِ بَعْدَ مَا مَسَّهُمْ مِنْهَا سَفْعٌ، فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ، فَيُسَمِّيهِمْ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَهَنَّمِيِّينَ ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bir kavim kendilerine cehennem ateşi dokunduktan sonra simaları kırmızımsı siyah bir renkte olarak cehennemden çıkacak ve cennete girecek ve cennet ehli bunlara 'Cehennemlikler' diye isim vereceklerdir" dedi

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "Some people will come out of the Fire after they have received a touch of the Fire, changing their color, and they will enter Paradise, and the people of Paradise will name them 'Al- Jahannamiyin' the (Hell) Fire people

Sahîh-i Buhârî No. 6565 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا عَلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا‏.‏ فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ الَّذِي خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ، وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ، وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ، فَاشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّنَا‏.‏ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ وَيَقُولُ ـ ائْتُوا نُوحًا أَوَّلَ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ‏.‏ فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ ـ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ الَّذِي اتَّخَذَهُ اللَّهُ خَلِيلاً‏.‏ فَيَأْتُونَهُ، فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ ـ ائْتُوا مُوسَى الَّذِي كَلَّمَهُ اللَّهُ فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، فَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ ـ ائْتُوا عِيسَى فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَقَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ فَيَأْتُونِي فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، سَلْ تُعْطَهْ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ‏.‏ فَأَرْفَعُ رَأْسِي، فَأَحْمَدُ رَبِّي بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِي، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا، ثُمَّ أُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ، وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ فَأَقَعُ سَاجِدًا مِثْلَهُ فِي الثَّالِثَةِ أَوِ الرَّابِعَةِ حَتَّى مَا بَقِيَ فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ قَتَادَةُ يَقُولُ عِنْدَ هَذَا أَىْ وَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah kıyamet gününde insanları toplar, onlar 'İçinde bulunduğumuz şu sıkıntılı durumdan bizleri kurtarması için Rabbimize karşı şefaat istesek!' derler. Ardından Adem A.S.'a gelirler ve ona 'Sen, Allah'ın kendi eliyle yarattığı, sana kendi ruhundan hayat verdiği, meleklere emredip de meleklerin senin için secde ettikleri kimsesin. Sen bizim için Rabbinin huzurunda şefaat et!' derler. Adem de 'Ben buna ehil değilim' der ve o işlemiş olduğu hatasını zikreder. 'Siz Allah'ın gönderdiği ilk Resul olan Nuh'a gidin' der. Sonra onlar Nuh'a giderler. Nuh işlemiş olduğu hatasını anar ve 'Ben buna ehil değilim. Siz Allah'ın kendisini bir dost edindiği İbrahim'e gidin' der. Akabinde onlar İbrahim'e gelirler. İbrahim de işlediği hatasını anarak 'Ben buna ehil değilim. Siz Yüce Altah'ın kendisi ile konuştuğu Musa'ya gidin' der. (Musaya gelirler. Musa onlara) 'Ben buna ehil değilim' der, sonra işlediği hatasından söz eder ve 'Siz İsa'ya gidin' der. Akabinde İsa'ya gelirler. O da 'Ben buna ehil değilim, siz Muhammed'e gidin. Allah onun geçmiş ve geri kalmış bütün gunahlannı mağfiret buyurmuştur!' der. Bunun üzerine insanlar bana gelirler. Ben Rabbimin huzuruna izin isterim. Onu görünce hemen secdeye kapanınm. Allah dilediği kadar beni bu vaziyette bırakır. Sonra Allah tarafından bana 'Başını kaldır! İste, sana verilir; Söyle, sözün dinlenir; Şefaat et, şefaatin kabulolunur!' buyurulur. Ben secdeden başımı kaldırır ve Rabbimin bana öğreteceği bir hamd ile Rabbime ham d ederim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır tayin buyurur. Sonra ben insanlan ateşten çıkarır ve cennete gönderirim. Sonra üçüncü veya dördüncü defada olduğu gibi döner yine secdeye kapanırım. Cehennemde Kur'an'ın ebediyen kalmalanna hükmettiği kimseler hariç kimse kalmayıneaya kadar buna devam ederim

Narrated Anas:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah will gather all the people on the Day of Resurrection and they will say, 'Let us request someone to intercede for us with our Lord so that He may relieve us from this place of ours.' Then they will go to Adam and say, 'You are the one whom Allah created with His Own Hands, and breathed in you of His soul, and ordered the angels to prostrate to you; so please intercede for us with our Lord.' Adam will reply, 'I am not fit for this undertaking, and will remember his sin, and will say, 'Go to Noah, the first Apostle sent by Allah' They will go to him and he will say, 'I am not fit for this undertaking', and will remember his sin and say, 'Go to Abraham whom Allah took as a Khalil. They will go to him (and request similarly). He will reply, 'I am not fit for this undertaking,' and will remember his sin and say, 'Go to Moses to whom Allah spoke directly.' They will go to Moses and he will say, 'I am not fit for this undertaking,' and will remember his sin and say, 'Go to Jesus.' They will go to him, and he will say, 'I am not fit for this undertaking, go to Muhammad as Allah has forgiven his past and future sins.' They will come to me and I will ask my Lord's permission, and when I see Him, I will fall down in prostration to Him, and He will leave me in that state as long as (He) Allah will, and then I will be addressed. 'Raise up your head (O Muhammad)! Ask, and your request will be granted, and say, and your saying will be listened to; intercede, and your intercession will be accepted.' Then I will raise my head, and I will glorify and praise my Lord with a saying(i.e. invocation) He will teach me, and then I will intercede, Allah will fix a limit for me (i.e., certain type of people for whom I may intercede), and I will take them out of the (Hell) Fire and let them enter Paradise. Then I will come back (to Allah) and fall in prostration, and will do the same for the third and fourth times till no-one remains in the (Hell) Fire except those whom the Qur'an has imprisoned therein." (The sub-narrator, Qatada used to say at that point, "...those upon whom eternity (in Hell) has been imposed.") (See Hadith No. 3, Vol)

Sahîh-i Buhârî No. 6568 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أُمَّ حَارِثَةَ، أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ هَلَكَ حَارِثَةُ يَوْمَ بَدْرٍ، أَصَابَهُ غَرْبُ سَهْمٍ‏.‏ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ عَلِمْتَ مَوْقِعَ حَارِثَةَ مِنْ قَلْبِي، فَإِنْ كَانَ فِي الْجَنَّةِ لَمْ أَبْكِ عَلَيْهِ، وَإِلاَّ سَوْفَ تَرَى مَا أَصْنَعُ‏.‏ فَقَالَ لَهَا ‏ "‏ هَبِلْتِ، أَجَنَّةٌ وَاحِدَةٌ هِيَ إِنَّهَا جِنَانٌ كَثِيرَةٌ، وَإِنَّهُ فِي الْفِرْدَوْسِ الأَعْلَى ‏"‏‏.‏ (وَقَالَ ‏:‏غَدْوَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ رَوْحَةٌ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَلَقَابُ قَوْسِ أَحَدِكُمْ أَوْ مَوْضِعُ قَدَمٍ مِنَ الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَلَوْ أَنَّ امْرَأَةً مِنْ نِسَاءِ أَهْلِ الْجَنَّةِ اطَّلَعَتْ إِلَى الأَرْضِ، لأَضَاءَتْ مَا بَيْنَهُمَا، وَلَمَلأَتْ مَا بَيْنَهُمَا رِيحًا، وَلَنَصِيفُهَا ـ يَعْنِي الْخِمَارَ ـ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا‏)‏‏.‏

Enes r.a. şöyle anlatmıştır: Harise'nin annesi Rubey bnt. Nadr Rasulullah'a geldi, oğlu Harise b. Süraka Bedir savaşında atanı bilinmeyen serseri bir ok isabetiyle öldürülmüştü. Kadın "Ya Resulallah! Sen oğlum Harise'nin kalbimdeki yerini biliyorsun. Eğer oğlum cennette ise ben (onun acısını sabredip) ağlamam. Cennette değilse ona nasıl davranacağımı görürsün!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yazık sana sen aklını mı kaçırdın? Cennet bir tane midir? Cennet şüphesiz birçok cennetlerdir. Şu muhakkak ki senin oğlun elbette Firdevs cennetindedir!" buyurdu

Narrated Anas:Um (the mother of) Haritha came to Allah's Messenger (ﷺ) after Haritha had been martyred on the Day (of the battle) of Badr by an arrow thrown by an unknown person. She said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! You know the position of Haritha in my heart (i.e. how dear to me he was), so if he is in Paradise, I will not weep for him, or otherwise, you will see what I will do." The Prophet (ﷺ) said, "Are you mad? Is there only one Paradise? There are many Paradises, and he is in the highest Paradise of Firdaus." The Prophet added, "A forenoon journey or an after noon journey in Allah's Cause is better than the whole world and whatever is in it; and a place equal to an arrow bow of anyone of you, or a place equal to a foot in Paradise is better than the whole world and whatever is in it; and if one of the women of Paradise looked at the earth, she would fill the whole space between them (the earth and the heaven) with light, and would fill whatever is in between them, with perfume, and the veil of her face is better than the whole world and whatever is in it

Sahîh-i Buhârî No. 6580 Sahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏(‏إِنَّ قَدْرَ حَوْضِي كَمَا بَيْنَ أَيْلَةَ وَصَنْعَاءَ مِنَ الْيَمَنِ، وَإِنَّ فِيهِ مِنَ الأَبَارِيقِ كَعَدَدِ نُجُومِ السَّمَاءِ‏)‏‏.‏

Enes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz havuzumun sahası Eyle ile Yemen'in San'd şehri arasındaki mesafe gibidir. Muhakkak ki havuzda semanın yıldızları sayısınca ibrikler vardır

Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The width of my Lake-Fount is equal to the distance between Aila (a town in Sham) and Sana' (the capital of Yemen) and it has as many (numerous) jugs as the number of stars of the sky

Sahîh-i Buhârî No. 6581 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَحَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَيْنَمَا أَنَا أَسِيرُ فِي الْجَنَّةِ إِذَا أَنَا بِنَهَرٍ حَافَتَاهُ قِبَابُ الدُّرِّ الْمُجَوَّفِ قُلْتُ مَا هَذَا يَا جِبْرِيلُ قَالَ هَذَا الْكَوْثَرُ الَّذِي أَعْطَاكَ رَبُّكَ‏.‏ فَإِذَا طِينُهُ ـ أَوْ طِيبُهُ ـ مِسْكٌ أَذْفَرُ ‏"‏‏.‏ شَكَّ هُدْبَةُ‏.‏

Enes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Ben cennette yürürken bir nehir gördüm. İki tarafında inciden oyulmuş kubbeler vardı. 'Ya Cibril! Bu nedir?' diye sordum. Cebrail 'Bu nehir Rabbinin sana vermiş olduğu kevserdir' diye cevap verdi. Gördüm ki onun toprağı -yahut kokusu- keskin ve temiz misk idi

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said: "While I was walking in Paradise (on the night of Mi'raj), I saw a river, on the two banks of which there were tents made of hollow pearls. I asked, "What is this, O Gabriel?' He said, 'That is the Kauthar which Your Lord has given to you.' Behold! Its scent or its mud was sharp smelling musk!" (The sub-narrator, Hudba is in doubt as to the correct expression)

Sahîh-i Buhârî No. 6582 Sahih

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيَرِدَنَّ عَلَىَّ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِي الْحَوْضَ، حَتَّى عَرَفْتُهُمُ اخْتُلِجُوا دُونِي، فَأَقُولُ أَصْحَابِي‏.‏ فَيَقُولُ لاَ تَدْرِي مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ ‏"‏‏.‏

Enes'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Sahabilerimden (usayhabİ) birtakım insanlar muhakkak havuz başında benim yanıma.geleceklerdir. Nihayet ben onları görüp tanıdığım zaman onlar benim önümden çekilip götürüıürler. Ben 'Onlar benim ashabımdır!' derim. (Allah tarafından görevli melek) bana 'Sen onların senden sonra neler uydurduklarını bilmezsin ı' der

Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) said, "Some of my companions will come to me at my Lake Fount, and after I recognize them, they will then be taken away from me, whereupon I will say, 'My companions!' Then it will be said, 'You do not know what they innovated (new things) in the religion after you

Sahîh-i Buhârî No. 6595 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَكَّلَ اللَّهُ بِالرَّحِمِ مَلَكًا فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ نُطْفَةٌ، أَىْ رَبِّ عَلَقَةٌ، أَىْ رَبِّ مُضْغَةٌ‏.‏ فَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَقْضِيَ خَلْقَهَا قَالَ أَىْ رَبِّ ذَكَرٌ أَمْ أُنْثَى أَشَقِيٌّ أَمْ سَعِيدٌ فَمَا الرِّزْقُ فَمَا الأَجَلُ فَيُكْتَبُ كَذَلِكَ فِي بَطْنِ أُمِّهِ ‏"‏‏.‏

Enes İbn. Malik r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini nakletmiştir: Allah rahme bir melek gönderir, melek şöyle der: "Ey bu ceninin Rabbi, ey bu rahme tutunan embriyonun Rabbi, ey bu bir çiğnemlik etin Rabbi." Allah bu cenini yaratmak istediyse o zaman melek şöyle der: "Ey erkeğin veya dişinin Rabbi, bu varlık bedbaht mı, mutlu mu? Rızkı nedir? Eceli ne zamandır?" Bunun üzerine o kişi henüz anne karnında iken bunlar yazılır. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu''I-Muzaffer es-Sem'anı şöyle demiştir: Bu konuyu anlamanın yolu, kitap ve sünnetle yetinmek, salt akıl ve kıyasa dayanmamaktır. Bu konuda kitap ve sünnetle yetinmeyen dalalete düşer, hayret ve şaşkınlık içinde kalır. Kalbi mutmain olmaz. Çünkü kader Allah'ın sırlarından biri olup her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah'a ait bir bilgidir. Allah kendisi dışında herkesle bu bilgi arasına perde koymuş, kendi bildiği bir hikmetten dolayı da bu bilgiyi yarattığı varlıkların akıl ve marifetlerinden uzak tutmuştur. Bu hikmeti hiçbir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve melek bilememiştir. Kader sırrının insanlara ancak cennete girdikleri zaman açıklanacağı cennete girmeden bu sırrın ortaya çıkmayacağı söylenmiştir. İmam Müslim, Tavus'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından bazı kimselerin her şey bir kaderledir, dediklerini duydum. Abdullah İbn. Ömer de Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den naklen acizlik ve akıl dahil her şey bir kaderledir, demiştir. Akıl, acizliğin zıddıdır. Hem dünya hem ahiret işlerinde maharettir. Bu sözün anlamı, Allah'ın ilmi ve iradesi olmadan hiçbir şeyin vücuda gelemeyeceğidir. Fiillerimizi bilip isteyerek yapmış olsak da Allah'ın dilemesi olmaksızın biz bunları gerçekleştiremeyiz. Hadiste de buna işaret edilmektedir. Tavus da bu durumu merfu ve mevkuf rivayetlerle anlatmıştır. Bu rivayetler "Çünkü Biz her şeyi bir takdir ile yarattık. "(Kamer, 49) ayetine mutabıktır. Bu ayet Allah'ın her şeyi yaratıp takdir ettiğine delalet etmektedir. "O her şeyi yaratandır" ve "Allah sizi ve yaptıklarınızı yaratandır" ayetlerinden çok daha açık bir şekilde delalet etmektedir. Selef ve halef alimleri arasında bu ayetin kaderi inkar edenlere karşı nazil olduğu kanaati yaygındır. Selef alimleri"Hazineleri elimizin altında olmayan hiç bir şey yoktur Biz, onlan ancak belli bir miktar ile indiririz"(Hier,21) ayetinde buyrulduğu gibi, tüm işlerin Allah'ın takdiri ile gerçekleştiğini kesin olarak ifade ederler. Daha sonra bunun gibi bir çiğnemlik et olur: Bunun gibi ifadesinden kasıt bir halden bir hale geçmenin, daha önceki halin süresi kadar olmasıdır. Alaka, donmuş, koyu kandır. İçindeki rutubetten ve yanındakine tutunmasından ötürü alaka diye adlandırılmıştır. Sonraki halin bir çiğnemlik et olarak adlandırılması ise çiğnenebilecek bir et parçası büyüklüğünde olmasından dolayıdır. Ona dört şeyemredilir: Küşmiheni rivayetinde dört sayısı müzekker olarak zikredilmiştir. Sayılan müphemse sayının müzekker ya da müennes olması caizdir. Ceninin durumu ile ilgili dört hususu yazması emredilmiştir. Adem rivayetinde ise "Dört kelime yazması emredilir" denilmiştir. Çoğunluğun rivayeti de böyledir. Kelimelerden kasıt takdir edilenlerdir. Her bir takdir bir kelime olarak adlandırılmıştır. Her bir şahıs için ya bedbahtlık ya da mutluluk yazılır, bir arada bulunmaları mümkün olsa da bir kişi için ikisi birlikte yazılmaz. Çünkü iki şey bir araya gelince hüküm ağır basan istikametindedir. Ardı ardına gelirlerse o zaman da hüküm sondakine göre verilir. Bu nedenle dört hususla yetinilmiş, beşincisi sayılmamıştır. Rızkın yazılmasından kasıt az veya çok olması, haram veya helal olmasıdır. Ecelden kasıt ise ömrün uzun ya da kısa olmasıdır. Amelden kasıt ise salih veya fas it olmasıdır. Bedbaht ya da mutlu olmanın anlamı meleğin, cemnın ömrünü, rızkını, amelini yazması gibi bu iki kelimeden birini yazmasıdır. Bedbaht olmak da mutlu olmak da, rivayetin kalan kısmından anlaşılacağı üzere, kişinin ömrünün sonunda nasılolacağı bakımındandır. Cehennem ehlinin amelini işler: Buradaki '-:"' harf-i cerri, zaittir. Asıl ifade, harf-i cersizdir. Kişinin amellerinin cehennem ehlinin amellerine benzemesi anlamındadır. Hadisin zahirinden anlaşılan bu kişinin bu amelleri işlemesi ancak ölümüne yakın zamanda tam tersi bir hal üzere olmasıdır. Bu hadis Sehl rivayetinde şöyle nakledilmiştir: İnsanlara cennet ehlinin amellerini işliyormuş gibi görünür.» Dolayısıyla bu rivayet, son anların kötü olmasından bahseden bu başlığın hadisinden farklı olarak, münafık ya da riyakar kimseler hakkında olduğuna hükmedilir. Cennet ehlinİn amelini işler: Sözlü ve fiili inanç ve ibadetler bakımından cennet ehlinin amelini işler. Hafaza melekleri bunları yazarlar, bunların bir kısmı kabul edilir, bir kısmı reddedilir. Yazgı galip gelir: Yazgının galip gelmesi, muhtevasının galip gelmesidir. Burada muzaf (tamlanan) hazfedilmiştir. Yazılı olanların galip gelmesi anlamındadır. Amelleri onun mutlu bir son ile bu dünyadan ayrılacağını gösterirken, yazgı onun bedbaht olarak ayrılacağı yönündedir ve yazılı olan gerçekleşir. Bu durum galip gelmek olarak anlatılmıştır. Çünkü mağlup olanın değil, galip gelenin muradı gerçekleşir. Amel ve yazgı, kazanmak için koşan iki şahıs gibi düşünülecek olursa yazgı kazanır, am el kaybeder. Ebu Hureyre'den rivayet edilen hadiste ise şöyle buyrulmuştur: "Kişi uzun zaman boyunca cehennemliklerin amelini işler, ancak cennetliklerin ameli ile ölür." ' EI-Hattabi şöyle demiştir: Bu hadis mutlu kimsenin bedbaht, bedbaht kimsenin mutlu olabileceğini gösterir. Ancak bu amellerin zahiri itibariyledir. Allah'ın ilminde olan değişmez. Bu hadis insanın son nefesine itibar edileceğini gösterir. İbn Ebi Cemre şöyle demiştir: İyi bir hal üzere olsalar da ölüme yakın nasılolacaklarını bilmemeleri insanların boynunu büken bir durumdur. "Erkek olsun kadın olsun, kim mü'min olduğu halde salih amel işlerse Biz şüphesiz ona çok güzel bir hayat yaşatırız. Ve bunları elbette işlediklerinin en güzeliyle mükafatlandıracağız." (Nahl, 97) ayeti ise bu güzel hal üzere ölenlere mahsustur. Mutlu insanların hayatını yaşayıp bedbaht olarak ölen kimse hakikatte tüm hayatı boyunca Allah katında bedbahttır. Bunun tersi de aynı şekildedir. Buna muhalif olarak varit olan haberler ise bu doğrultuda tevil edilir. Bu hadiste öldükten sonra dirilmenin doğruluğuna dikkat çekilmiştir. Zira bir damla sudan, daha sonra bir alakadan, ardından bir çiğnemlik etten insanı yaratmaya güç yetiren varlık toprak olduktan sonra da bu insana yeniden ruh üfleyip parçalanan azalarını birleştirerek onu diriltmeye kadirdir. O bu adıları bir defada yaratmaya da kadirdi. Ancak hikmeti gereği anneye şefkat göstererek insanı aşamalarla yarattı. Aksi takdirde anne buna alışamayacak, meşakkati artacaktı. O da annenin karnında aşama aşama tamamlanacak şekilde insanı yarattı. Nihayet insan güzel suretli, akıl, anlama ve konuşma becerileri ile donatılıp üstün kılınmış bir varlık oldu. Kendisini yaratana şükretmesi, hakkıyla ibadet ve itaat etmesi, isyan etmemesi gerekliydi. Hadiste amellerin takdirinden önce ve sonra olanlar bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Önce olan Allah'ın ilminde var olandır. Sonra olan ise, hadiste belirtildiği üzere, cenin anne karnında iken onun için takdir edilendir. Bu hadisten hareketle dört aydan sonra düşen ceninin cenaze namazı kılınır. Zira artık ona ruh üflenmiştir. Şafii'nin eski görüşü ile Ahmed b. Hanbel ve İshak b. Rahuye'nin meşhur görüşleri bu doğrultudadır. Ahmed b. Hanbel, cenin dört ay on günlük olunca ona ruh üflendiğini bu nedenle bu süre sonunda düşmesi halinde cenaze namazının kılınacağını söylemiştir. Şafiı'nin yeni görüşü ise ceninin her aşamasında ruh bulunduğudur. Doğduktan sonra ağlar, nefes alır ve kıpırdar sonra da bu hayat belirtileri yok olursa ancak o zaman cenaze namazı kılınır, aksi takdirde kılınmaz. Bu hadiste kanaatkar olmak teşvik edilmiş, hırslı olmak yerilmiştir. Rızık takdir edilmişse onu istemek için temennide bulunmanın bir faydası yoktur. Kazanmak meşrudur, çünkü dünya hayatında ilahi hikmetin gerekli kıldığı sebeplerden biridir. Hadisten, amellerin cennete veya cehenneme girme sebebi olduğu sonucu da elde edilir. Bu sonuç "Hiçbirinizi amdi cennete sokmaz" hadisiyle çelişmez. Hadiste ölüm anının kötü olmasından Allah'a sığınmak teşvik edilmiştir. Selef ve halef alimlerin hepsi bununla amel etmişlerdir. Abdülhak Kitabu'j-akibet adlı eserinde, iç dünyası dosdoğru olan, dışarıdan bakılınca salih bir insan olduğu görünen kimsenin ölüm anının kötü olmayacağını belirtmiştir. İçinde fesat, şüphe bulunan, büyük günahları ısrarla işleyen, cüretkar kimseye aniden ölüm gelince o zaman şeytanın kendisini teslim alacağını söylemiştir. Bu da kötü son ile ölmenin sadece bir sebebi olur. Bu duruma düşmemek için Allah'a sığınırız. Ölüm anının nasılolacağı insanın çoğunluk ve ağırlıkla nasılolduğuna bağlıdır. Hadisten çıkarılacak sonuçlardan biri de Allah'ın kudretini hiçbir sebebin bağlamayacağıdır. Her şeyancak Allah'ın•dilemesiyle gerçekleşir. Cinsel birleşme çocuğun dünyaya gelişi için yegane sebep değildir. Zira her cinsel birleşme ile çocuk meydana gelmez. Ancak Allah dileyince çocuk olur. Hadisten çıkan bir netice de kesif varlıkların meydana gelmesi için latif varlıkların aksine uzun bir zamana ihtiyaç olduğudur. Ceninin aşama aşama meydana gelmesi ruhun üflenmesinin aksine uzun bir zaman gerektirir. Allah yeri yaratacağı zaman önce göğe yöneldi, kesif olmasından ötürü yeri bırakıp tek parça halinde göğü yarattı, daha sonra parçalara ayırıp yeri var etti. Adem'i yaratacağı zaman ona su ve çamurdan şekil verdi. Bir müddet bekletti, daha sonra ruh üfledi. Hadiste Allah'ın külliyatı bildiği gibi cüz'iyyatı da bildiği açıkça belirtilmiştir. Allah, kişinin halinin ayrıntılı olarak yazılmasını emretmiştir. Hadisten çıkan bir diğer sonuç da Allah'ın kainatı sevip hoşlanması nedeniyle değil, yaratıcısı ve takdir edicisi olarak istediğidir. Hayır ve şerlerin hepsinin, Allah'ın takdiri ve yaratması ile meydana geleceği de bu hadisten elde edilen hükümler arasındadır. Ahmed b. Hanbel ve Ebu Ya'la, Eyyub b. Ziyad tarikiyle Ubade b. el-Velid b. Ubade b. es-Samit'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Ubade hasta iken yanına gittim ve bana tavsiyelerde bulunmasını istedim. Şöyle dedi: Kadere, hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine iman etmedikçe imanın tadını alamazsın, Allah'ı bilmenin hakikatini idrak edemezsin. Bu da seni günaha düşürecek şeyin doğru yola götürmeyeceğini, doğruya götüren şeyin günaha düşürmeyeceğini bilmendir. Bu hususta "Bu hal üzere ölmezsen cehenneme girersin" denilmiştir. Hadiste açıklanan bir diğer husus da kaderin galip, akıbeti n gaip olduğudur. Bu nedenle hiç kimsenin zahire aldanmaması gereklidir. Dolayısıyla dualarda, dinde sebat ve hüsn-i hatime (mümin olarak ölmek) vurgulanır

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "Allah puts an angel in charge of the uterus and the angel says, 'O Lord, (it is) semen! O Lord, (it is now ) a clot! O Lord, (it is now) a piece of flesh.' And then, if Allah wishes to complete its creation, the angel asks, 'O Lord, (will it be) a male or a female? A wretched (an evil doer) or a blessed (doer of good)? How much will his provisions be? What will his age be?' So all that is written while the creature is still in the mother's womb

Sahîh-i Buhârî No. 6644 Sahih

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَتِمُّوا الرُّكُوعَ وَالسُّجُودَ، فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنِّي لأَرَاكُمْ مِنْ بَعْدِ ظَهْرِي إِذَا مَا رَكَعْتُمْ وَإِذَا مَا سَجَدْتُمْ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Rüku ve secdeyi tam yapınız. Nefsimi elinde bulundurana yemin ederim ki ben sırtımın arkasından sizin rüku ve secdenizi görüyorum

Narrated Anas bin Malik:I heard the Prophet (ﷺ) saying, "Perform the bowing and the prostration properly (with peace of mind), for, by Him in Whose Hand my soul is, I see you from behind my back when you bow and when you prostrate

Sahîh-i Buhârî No. 6645 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ امْرَأَةً، مِنَ الأَنْصَارِ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَعَهَا أَوْلاَدٌ لَهَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّكُمْ لأَحَبُّ النَّاسِ إِلَىَّ ‏"‏‏.‏ قَالَهَا ثَلاَثَ مِرَارٍ‏.‏

Enes İbn Malik şöyle rivayet etmiştir. Ensardan bir kadın çocukları ile beraber Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem üç kez şöyle buyurdu: "Nefsimi elinde bulundurana yemin ederim ki siz benim en sevdiğim kimselersiniz." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nebi s.a.v. nasıl yemin ederdi?: Devamlı ettiği yemin nasıldı? Ya da en çok nasıl yemin ederdi? Bu bölümde dört yemin lafzından söz edilmiştir. Bunlardan biri "Nefsimi elinde bulundurana yemin ederim" lafzıdır. "Muhammed'in nefsini elinde bulundurana yemin ederim" lafzı da bununla aynıdır. Bu lafzın başında bazen bazen L..i bazen e r-:i getirilmiştir. İkinci lafız "Hayır, kalpleri değiştirene yemin ederim» lafzıdır. Uçüncüsü "Allah'a yemin ederim» lafzıdır. Dördüncüsü "Kabe'nin Rabbine yemin ederim» lafzıdır. i! .uıl lafzının yemin anlamı taşıması lafzından değil, yemin edilmesinden kaynaklanır. Bu lafızların ilki hadislerde en çok varit alandır. İkincisi ile ilgili rivayette bu lafzın da çok kullanıldığına değinilmiştir. İbn Hazm Allah'ın, Kur'an ve sahih sünnette yer alan isimleri ve sıfatları ile yemin edilmiş olacağını, buna muhalefetin kefaret gerektireceğini belirtmişlerdir. Malikilerin ve Hanefilerin görüşü de budur. Bu görüş Şafilerden garip olarak nakledilmiştir. Şafiilerin meşhur görüşüne ve Hanbelilere göre üç çeşit yemin vardır: Bunlardan biri er-Rahman, alemlerin rabbi, mahlukatın yaratıcısı gibi Allah'a has isim ve sıfatlarla edilen yemindir. Bu lafızlar ister tek başına söylensin ister Allah kastedilerek söylensin bunlarla edilen yemin gerçekleşmiş sayılır, bağlayıcıdır. İkincisi Allah hakkında kullanıldığı gibi başka varlıklar için de sınırlı olarak kullanılan rab, hak gibi isim ve sıfatlarla edilen yeminlerdir. Bunlar Allah kastedilerek söylendiğinde bunlarla yemin gerçekleşmiş olur aksi takdirde gerçekleşmez. Üçüncüsü el-hayy, el-mümin, el-mevcut gibi başka varlıklar için de kullanılan isim ve sıfatlarla edilen yeminlerdir. Allah dışında bir varlık kastedilmişse ya da mutlak olarak kullanılmışlarsa bunlarla edilen yemin gerçekleşmiş sayılmaz. Ancak Allah adına yemin etmek kastedilerek bu lafızlarla yemin edilmişse sahih olan görüşe göre bu 'lafızlarla edilen yemin de bağlayıcıdır. Bu başlık altında toplam yirmi hadis naklediimiştir. Birinci hadis (Sa'd dedi ki) Sa'd İbn Ebi Vakkas'tır. Bu hadis Ömer'in menkıbeleri arasında yer almıştır. Orada yeterince şerh edilmiştir. (3683. hadis) (Hayır! Kalpleri evirip çevirene yemin ederim ........ İbn Mace bu hadisi Zühri'den naklen bir başka tarikle ve şu lafızia rivayet etmiştir: "Nebi s.a.v.'in en çok kullandığı yemin 'Hayır, kalpleri bir halden bir hale evirip çevirene yemin ederim!" ........ lafzıdır.'' Nebi s.a.v.'in bu lafzın başında "Hayıri ... demesi önceki sözü nefyetmek içindir. ........... lafzı yemin lafzıdır. Kalpleri çevirmekten kasıt özelliklerinin ve durumunun değişmesidir. Bizzat kalbin değişmesi değildir. Hadis kalbin isteme, sebep oluşturma ve diğer özellikleriyle amellerinin Allah'ın yaratmasıyla gerçekleşeceğine delalet etmektedir. Hadiste Allah'ın Kur'an ve sünnette sabit olan sıfatları ile ona layık bir şekilde besmele çekmenin caiz olduğu hükmü yer almaktadır. Bu hadiste Allah'ın sıfatlarından biri ile yemin edip daha sonra yemininden dönen kimseye kefaret gerekeceği de belirtilmiştir. Bu meselenin temelinde bir ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf hangi sıfatlarla yemin gerçekleşeceği ile ilgilidir. Doğru olan kalpleri "bir halden bir hale evirip çeviren" sıfatı gibi Allah'a has olup başkası hakkında kullanılmayan sıfatlarla yemin edileceğidir. Dördüncü ve beşinci hadisler (Cabir İbn Semüre ve Ebu Hureyre rivayetleri) Kisra helak olduktan sonra da başka kisra yoktur: Bu hadis Nebilik alametleri bölümünün sonunda geçmiştj,(3618. hadis) Burada yeniden ele alınma nedeni Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yemin etmesidir. Hayır, nefsimi elinde bulundurana yemin ederim ki, beni kendinden de daha çok sevmelisin: En üstün dereceye ulaşmak için senin söylediğin yeterli değildir. Buna benim söylediğim hususu da eklemelisin. Bazı zahitler bu hadisin "helak olacağını bilsen dahi benim rızamı kendi arzularından öne geçirme dikçe beni sevdiğini iddia edemezsin" anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bu yorum İman kitabının başlarında da yer almıştl.(15. hadis) Ömer radıyallahu anh: "Evet, Allah'a yemin ederim ki, şimdi seni kendimden de daha çok seviyorum" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Şimdi oldu, ey Ömer" dedi: Ed-Davudi şöyle demiştir: Ömer'in bu mertebeye ulaştığına emin olamadığından Allah adına yalan yere yemin etmemek için önce durup kendini istisna etmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona olması gerekeni söyleyince kendini bir kez daha yoklamış ve Nebii kendi nefsinden de daha çok sevdiğine kesin kanaat getirmiş ve yemin etmiştir. El-Hattabi şöyle demiştir: İnsanın kendisini sevmesi doğaldır. Bir başkasını sevmesi ise sebeplere bağlı ve ihtiyaridir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem in-' san doğasını değiştirmek ve çevirmek imkansız olduğu halde, ihtiyari bir sevgi istemiştir. Bu değerlendirmeye şöyle bir cevap verilebilir: Ömer'in ilk verdiği cevap tabiata uygundu. Daha sonra düşünmüş, bir takım delillerden hareketle Hz. Nebii kendinden de daha çok sevdiğini anlamıştı. Kendisinin dünyada ve ahirette helakten kurtulmasına vesile olan ve tercih edilmesi gerekeni haber veren Hz. Nebidi. Ömer bunu anlayıp da gerekeni söyleyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Şimdioldu, .ey Ömer" demiştir. Sekizinci ve dokuzuncu hadisler Ebu Hureyre ve Zeyd İbn Halid'den nakledilen işçi kıssasının şerh i Hudud bölümünde genişçe ele alınacaktır. (6842. hadis) Ne dersiniz, Eslem, Gıfar, Müzeyne ve Cüheyne kabileleri: Bu hadiste yer alan i) kelimesi ........ anlamındadır. Eslem ve diğerlerinden kasıt meşhur kabilelerdir. Bu hadis Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gönderilişi ile ilgili hadislerin baş tarafında yer almıştır. Burada ele alınma amacı hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yemin ederek hayırlı olanı açıklamasıdır. Hayırlı olmanın anlamı çoğunluğun (genelin) çoğunlukla kıyas edilmesi ile olur. Diğer tarafta hayırlı olan kabiledeki bir fertten daha hayırlı bir fert bulunabilmesi mümkündür. On birinci hadis Bir memur görevlendirdi: Bu hadis Allah'ın izniyle Ahkam bölümünde genişçe şerh edilecektir. On beşinci hadis Sa'd İbn Muaz'ın mendilleri ile ilgili el-Bera İbn Azib'in rivayetidir. Bu hadis Menakıp ve Libasta şerh edilmiştir. Bu hadislerde Allah adına yemin etmenin caiz olduğu hükmü yer almaktadır. Bazıları ''Allah'ı yeminlerinizle, iyilik etmenize, takva sahibi olmanıza ve insanların arasını bulmaya engel yapmayın."(Bakara, 224) ayetinden hareketle yemin etmeyi mekruh kabul ederler. Zira kişi çoğu kere yeminine bağlı kalmakta aciz olabilir. Burada varit olanlardan hareketle şu netice elde edilir: İtaat konusunda, bir ihtiyaç gereği olarak bir şeyi vurgulamak ya da tazim edilmeyi hak edene tazimde bulunmak için veya bir davada doğru sözlü ise hakim huzurunda yemin etmek caizdir

Narrated Anas bin Malik:An Ansari woman came to the Prophet (ﷺ) in the company of her children, and the Prophet (ﷺ) said to her, "By Him in Whose Hand my soul is, you are the most beloved people to me!" And he repeated the statement thrice

Sahîh-i Buhârî No. 6661 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَزَالُ جَهَنَّمُ تَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ حَتَّى يَضَعَ رَبُّ الْعِزَّةِ فِيهَا قَدَمَهُ فَتَقُولُ قَطْ قَطْ وَعِزَّتِكَ‏.‏ وَيُزْوَى بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ ‏"‏‏.‏ رَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'den şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Cehennem durmaksızın daha fazla yok mu der. Nihayet izzetin rabbi oraya kademini koyar, cehennem de "Yeter, yeter" der ve bir kısmı diğer kısmına yaklaşır. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA’DAN SONRA –Lİ UMRİLLAH BAB’I VAR Allah'ın izzeti, sıfatları ve kelimeleri adına yemin etmek: Bu başlıkta genel, özele, özel de genele atfedilmiştir. Çünkü sıfatlar izzetten ve kelimelerden geneldir. 'Atalar adına yemin etmeyin' başlığı altında bu duruma işaret edilmişti. Yeminler sarih, kinayeli ve ikisi arasında olmak üzere farklı kısımlara ayrılırlar. İkisi arasında olanlar sıfatlardır. Sıfatların sarih yemine dahil olup olmadığı, sıfatlarla yemin ederken niyete gerek olup olmadığı ihtilaflıdır. Tercih edilen görüşe göre, zati sıfatların bir kısmı sarih yemine dahildir. Kişi hakları ile ilgili böyle bir yemin edilmişse bu yeminde gizli saklı bir yön kalmamaktadır. Fiili sıfatlar ise kinayeye dahildir. Allah'ın izzeti zati sıfatlardandır. Celal ve azameti de öyledir. Beyhaki'nin Marife'de açıkladığına göre Şafii şöyle demiştir: "Kim Allah'ın hakkı, azameti, celali, kudreti adına yemin ederse yemin etmeyi ister kastetmiş olsun ister olmasın yemin etmiş sayılır." (Ebu Hureyre şöyle demiştir) Ebu Said şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Sana istediğin şeyin on katı verilecektir." Bu hadis haşır ile ilgili uzun bir hadisin özeti olup Rikak kitabının sonunda yeterince şerh edilmiştir. (6573 nolu hadis) "Senin izzetin adına yemin ederim ki senden başka bir şey istemeyeceğim." diyen adamın sözüne karşılıktır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ifadeyi zikretmesi bu yemini takrir etmek olup böyle bir ifadenin yemin olacağına delalet etmektedir

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "The Hell Fire will keep on saying: 'Are there anymore (people to come)?' Till the Lord of Power and Honor will put His Foot over it and then it will say, 'Qat! Qat! (sufficient! sufficient!) by Your Power and Honor. And its various sides will come close to each other (i.e., it will contract)

Sahîh-i Buhârî No. 6684 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ آلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ نِسَائِهِ، وَكَانَتِ انْفَكَّتْ رِجْلُهُ، فَأَقَامَ فِي مَشْرُبَةٍ تِسْعًا وَعِشْرِينَ لَيْلَةً، ثُمَّ نَزَلَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ آلَيْتَ شَهْرًا‏.‏ فَقَالَ ‏{‏إِنَّ الشَّهْرَ يَكُونُ تِسْعًا وَعِشْرِينَ‏}‏

Enes r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailelerinin yanlarına bir ay girmemeye yemin etti (ııa). Ayağı da çıkmıştı. 29 gece yüksekçe bir odada ikamet etti. Sonra ailelerinin yanına indi. "Ya Resulallah! Sen bir ayailelerinin yanlarına girmemeye yemin etmiştin" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Ay 29 da olur!" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir Kimsenin Ay 29 Günde Tamam Olduğu Halde Ailesinin Yanına Bir Ay Girmeyeceğine Yemin Etmesi." Yani 29 gün geçtikten sonra onların yanına girmesi. Bu durumda kişi yeminini bozmuş olmaz. Bu durum sözkonusu yeminin bir rastlantı eseri o ayın ilk girdiği anda yapılmış olması durumunda tas avvur edilebilir. Buna karşılık yemin ayın içinde herhangi bir günde yapılmışsa ve geri kalan günler bir aydan eksikse o kimsenin günleri otuza veya yirmidokuza tamamlaması gerekir mi gerekmez mi? Bunlardan birincisi çoğunluğun görüşüdür. Aralarında Malikilerden İbn Abdulhakem'in de bulunduğu bir zümre ikinci yaklaşımı benimsemişlerdir. Bu konunun açıklaması Nikah Bölümünün sonunda. yer alan ve Hz. Ömer'in rivayet ettiği uzun hadisin açıklamasının son kısmında gemişti. Ilanın ne demek olduğu ve yukarda zikredilen Enes hadisinin açıklaması, Ila başlığı altında daha önce yapılmıştı

Narrated Anas:Allah's Messenger (ﷺ) took an oath for abstention from his wives (for one month), and during those days he had a sprain in his foot. He stayed in a Mashrubah (an upper room) for twenty-nine nights and then came down. Then the people said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! You took an oath for abstention (from your wives) for one month." On that he said, "A (lunar) month can be of twenty-nine days

Sahîh-i Buhârî No. 6688 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ، فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ فَقَالَتْ نَعَمْ‏.‏ فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ، ثُمَّ أَخَذَتْ خِمَارًا لَهَا، فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ، ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَهَبْتُ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ، فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ ‏"‏ قُومُوا ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقُوا، وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ‏.‏ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَيْسَ عِنْدَنَا مِنَ الطَّعَامِ مَا نُطْعِمُهُمْ‏.‏ فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ حَتَّى دَخَلاَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ ‏"‏‏.‏ فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ ـ قَالَ ـ فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ الْخُبْزِ فَفُتَّ، وَعَصَرَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً لَهَا فَأَدَمَتْهُ، ثُمَّ قَالَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا، ثُمَّ خَرَجُوا، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ، فَأَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا، وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ أَوْ ثَمَانُونَ رَجُلاً‏.‏

Enes b. Malik r.a. şöyle anlatmıştır: Ebu Talha, Ümmü Süleym'e "Ben bu defa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sesini zayıf olarak işittim. Kendisinde bir açlık olduğunu biliyorum, yanında yiyecek bir şey var mı?" diye sordu Ümmü Süleym "Evet var" dedi ve arpadan yapılmış birkaç yuvarlak ekmek çıkarttı. Sonra kendi başörtüsünü aldı ve onun bir kısmı ile ekmekleri sarıp dürdü. Sonra beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gönderdi. Ben de gittim. Resuluılahı mescidde oturur halde buldum. Beraberinde insanlar vardı. Onların yanına varıp dikildim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Seni Ebu Talha mı gönderdi?" diye sordu. "Evet" dedim. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde bulunanlara hitaben "Kaıkınız!" buyurdu. Onlar da kalkıp yürüdüler, ben de aralarında yürüdüm. Nihayet Ebu Talha'ya geldim ve durumu ona haber verdim. Ebu Talha (annem) Ümmü Süleym'e "Ya Üm mü Süleym! Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlarla birlikte gelmektedir. Halbuki yanımızda onları doyurabileceğimiz bir şey yoktur" dedi. Ümmü Süleym "Allah ve Resulü en iyi bilendir" dedi. Akabinde Ebu Talha evden hareket etti, nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kavuştu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Talha ile birlikte geldi ve ikisi birden içeriye girdiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Ümmü Süleym! Yanında ne varsa getir!" buyurdu. O da bu ekmekleri getirdi. Enes şöyle devam etti: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzere bu ekmek parçalara bölündü. Ümmü Süleym bunun üzerine kendine ait yağ tulumundan biraz yağ sıktı ve onu bulayıp katık yaptı. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O katık hakkında Allah'ın söyletmek istediği şeyleri söyledi. Sonra "On kişi için izin ver!" buyurdu. Ebu Talha o on kişiye izin verdi. Onlar doyuncaya kadar yediler ve sonra dışarı çıktılar. Ardından "On kişiye daha izin ver!" buyurdu. Ebu Talha onlara da izin verdi. Onlar da doyuncaya kadar yediler. Sonra dışarı çıktılar. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "On kişiye .daha izin ver!" buyurdu. Nihayet böylece topluluğun' hepsi yedi ve doydu. Bu topluluk yetmiş yahut seksen kişiydi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Katık Yememeye Yemin Edip, Ekmekle Hurma Yiyen Kimsenin Katık Yemiş Olup Olmayacağı." Bunun manası bu kimse katı k yemiş olup yeminini bozmuş mu olur yoksa olmaz mı demektir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis evde katık yapmak adet haline gelmiş olan her şeye ister sıvı, ister katı olsun katık denileceğini göstermektedir. "Kıyamet bir tek ekmek gibi olacaktır. Onların azıkları balığın ciğerinden bir parça olacaktır" hadisi de böyledir. Bu hadisin açıklaması Rikak Bölümünde daha önce geçmişti. Yukarıdaki başlıkta zikredilen yemin hakkında Yusuf b. Abdullah b. Selam'ın "Hz. Nebii gördüm. Bir parça arpa ekmeği aldı ve üzerine bir hurma koydu. Sonra 'Bu, bunun azığıdır' dedi" hadisi vardır. Bu hadisi Ebu Davud (Et'ime) ve Tirmizi hasen isnadla rivayet etmişlerdir

Narrated Anas bin Malik:Abu Talha said to Um Sulaim, "I heard the voice of Allah's Messenger (ﷺ) rather weak, and I knew that it was because of hunger. Have you anything (to present to the Prophet)?" She said, "Yes." Then she took out a few loaves of barley bread and took a veil of hers and wrapped the bread with a part of it and sent me to Allah's Messenger (ﷺ). I went and found Allah's Messenger (ﷺ) sitting in the mosque with some people. I stood up before him. Allah's Messenger (ﷺ) said to me, "Has Abu Talha sent you?" I said, ' Yes. Then Allah's Messenger (ﷺ) said to those who were with him. "Get up and proceed." I went ahead of them (as their forerunner) and came to Abu Talha and informed him about it. Abu Talha said, "O Um Sulaim! Allah's Messenger (ﷺ) has come and we have no food to feed them." Um Sulaim said, "Allah and His Apostle know best." So Abu Talha went out (to receive them) till he met Allah's Messenger (ﷺ). Allah's Messenger (ﷺ) came in company with Abu Talha and they entered the house. Allah's Messenger (ﷺ) said, "O Um Sulaim! Bring whatever you have." So she brought that (barley) bread and Allah's Messenger (ﷺ) ordered that bread to be broken into small pieces, and then Um Sulaim poured over it some butter from a leather butter container, and then Allah's Messenger (ﷺ) said what Allah wanted him to say, (i.e. blessing the food). Allah's Messenger (ﷺ) then said, "Admit ten men." Abu Talha admitted them and they ate to their fill and went out. He again said, "Admit ten men." He admitted them, and in this way all the people ate to their fill, and they were seventy or eighty men

Sahîh-i Buhârî No. 6701 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنْ تَعْذِيبِ هَذَا نَفْسَهُ ‏"‏‏.‏ وَرَآهُ يَمْشِي بَيْنَ ابْنَيْهِ‏.‏ وَقَالَ الْفَزَارِيُّ عَنْ حُمَيْدٍ حَدَّثَنِي ثَابِتٌ عَنْ أَنَسٍ

Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki oğlu arasında (hac yolunda) yürümekte olan bir ihtiyarı gördüğünde Allah bu (ihtiyarın) kendi nefsine azap etmek suretiyle yaptığı ibadetten elbette müstağnidir" buyurmuştur

Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) said, "Allah is not in need of this man) torturing himself," when he saw the man walking between his two sons (who were supporting him)

Sahîh-i Buhârî No. 6714 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَهُمْ فِي مِكْيَالِهِمْ وَصَاعِهِمْ وَمُدِّهِمْ ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik r.a.'den nakledilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Rabbi! Onların ölçeklerini, sa'larını ve müddIerini mübarek kıl" diye dua etmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlıkla din! hüküm gereğince verilmesi gerekli olan şeylerde Medinelilerin sa'ının esas alınması gerektiğine işaret etmiştir. Zira şer'! hükümler öncelikle bu ölçüler esas alınarak getirilmiştir. İmam Buhari bu görüşünü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu konuda onlara bereket duası ile teyit etmiştir. "Medinelilerin asırdan asıra kullana geldikleri ağırlık ve hacim birimleri" İmam Buhari bu cümleyle Medine'de müdd ve sa'ının -mütevatir olarak nakledildiği için- kendi zamanına kadar hiç değişmediğine işaret etmektedir. İmam Malik, İmam Ebu Yusuf'la aralarında geçen meşhur olayda bu haberi delil olarak kullanmıştır. Ve Ebu Yusuf sa' ın miktarı konusunda Kufelilerin görüşünden, Me dinelilerin görüşüne dönmüştür. "İmam Malik bana sordu: Herhangi bir emir size gelse ... " İmam Malik, bu ifadesi ile muhalifini susturmak istemiştir. Çünküuygulamaya muhalif olma açısıı:dan arttırmayla eksiltme arasında hiçbir fark yoktur. Fitre, yemin kefareti ve fakirleri doyurma gibi müdd üzerinden verilmesi hükme bağlanan başka yükümlülükleri ifa etmede Şam müddünü esas alan bilgin, müddün daha fazlasını almak daha evladır görüşünü delil olarak ileri sürerse ona şöyle cevap verilir: Şari'in takdir ettiğine uymak bereket olarak yeter. Fazla olan miktarı almak suretiyle meşru kılınana muhalefet caiz olsa, o zaman onu eksilterek muhalefet de caiz olur. Uygulamaya muhalif olan, eksiği almaktan kaçındığında İmam Malik ona şöyle der: Bu konuda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müddünün esas alınacağı kanaatinde değil misin? Çünkü sözkonusu üç müdd yani birincisi, sonradan icad edilen Şam müddü -ki bu ondan daha fazladır- ve şu an mevcut değilse de ileride birincisinden daha hafif olarak basılacağı farz edilen üçüncüsü birbirinden farklı olunca birincinin esas alınması daha evla olmuştur. Çünkü meşruluğu tahakkuk eden odur. İbn Battal şöyle demiştir: Bu haberin delil değeri Medinelilerin bu uygulamayı asırdan asıra ve nesilden nesile birbirlerinden miras olarak devralmalarıdır. İbn Battal, Ebu Yusuf'un müd d ve sa'ın takdiri konusunda İmam Malik'in görüşüne döndüğünü ve onun görüşünü esas aldığıri.i ifade etmiştir

Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) said, "O Allah! Bestow Your Blessings on their measures, Sa' and Mudd (i.e., of the people of Medina)

Sahîh-i Buhârî No. 6761 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ قُرَّةَ، وَقَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَوْلَى الْقَوْمِ مِنْ أَنْفُسِهِمْ ‏"‏‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ‏.‏

Enes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bir topluluğun azadlı kölesi, kendilerindendir" buyurmuştur ya da buna benzer bir ifade kullanmıştır

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "The freed slave belongs to the people who have freed him," or said something similar

Sahîh-i Buhârî No. 6762 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ ابْنُ أُخْتِ الْقَوْمِ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏ أَوْ ‏"‏ مِنْ أَنْفُسِهِمْ ‏"‏‏.‏

Enes'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bir topluluğun kız kardeşinin oğlu da onlardandır" ya da "kendilerindendir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir topluluğun azadlı köleSi, kendilerindendir", bir topluiuğun hürriyetine kavuşturdu kı arı kimse kendilerinş' nispet edilir ve o topluluk sözkonusu köleye mirasçı olur demektir. "Bir topluluğun kız kardeşinin oğlu da onlardandır." Yani o çocuk o topluluktan bir kişiye mensuptur ki o da çocuğun annesidir. İbn Ebu Cemre şöyle demiştir: Kız kardeş çocuğundan söz edilmesinin hikmeti, cahiliye döneminde Arapların kız kardeşin -çocukları• şöyle dursun- kızlarının çocuklarına bile iltifat etmeme şeklindeki anlayışlarını yıkmaktır. Cahiliye Araplarından şairin biri şöyle der: Oğullarımız, oğullarımızın oğulları bunlardır nesiimiz, Kızlarımızın oğulları ise değil bizim neslimiz! Şair bu ifadesiyle akrabalar arasında kaynaşmayı teşvik etmektedir. Biz de şunu ekleyelim: Azadlılar hakkındaki söze gelince, buradaki hikmet daha önce belirtildiği üzere bir kölnin efendisine evladı lafzı kullanılmaksızın nispet edileceğidir. Zira yakında babasından başkasına intisab eden kimseye yönelik tehdit ve kölenin "nispet" lafzıyla efendisine nispetinin caizliği gelecektir. Bu açıklamayla deliller birbiriyle uzlaşmış olmaktadır. Başarı Allahu Teala'tandır

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "The son of the sister of some people is from them or from their own selves

Sahîh-i Buhârî No. 6773 Sahih

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ح حَدَّثَنَا آدَمُ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ضَرَبَ فِي الْخَمْرِ بِالْجَرِيدِ وَالنِّعَالِ، وَجَلَدَ أَبُو بَكْرٍ أَرْبَعِينَ‏.‏

Enes b. Malik r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içki içme suçunda yaprakları soyulmuş hurma değneği ve ayakkabılarla dövme cezası uygulamıştır. Sonra Ebu Bekir de içki içen kimseye kırk değnek vurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari'nin kullandığı bu başlık, içki içene verilecek tek cezanın ona sapa vurmak olduğu görüşünün aksine atılmıştır. Başlığın amacı, vurulacak sopanın miktarı hakkındaki ihtilafı açıklamaktır. Bundan önce "Eşribe Bölümü"nde içkinin haramlığı, haramlığın getirildiği vakit, ilgili ayetin nüzul sebebi ve şarabın mahiyeti, müştak (türemiş) olup olmadığı ve müzekker bir kelime yapmanın caiz olup olmadığı konuları ele alınmıştı. Yukarıda yer verilen hadisi Müslim ve Nesai de Muhammed b. Cafer vasıtasıyla Şu'be'den yukarıdaki rivayete benzer şekilde nakletmişlerdir. Ancak Şu'be'nin rivayetinde şöyle bir farklılık vardır: "Bunu Hz. Ebu Bekir de uygulamıştır. Hz. Ömer hilafete geldiğinde insanların görüşüne başvurmuş ve Abdurrahman b. Avf "Şer'ı cezaların en hafifi seksen değnektir" deyince, Hz. Ömer bunun vurulmasını emretmiştir

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) beat a drunk with palm-leaf stalks and shoes. And Abu Bakr gave (such a sinner) forty lashes

Sahîh-i Buhârî No. 6776 Sahih

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ جَلَدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي الْخَمْرِ بِالْجَرِيدِ وَالنِّعَالِ، وَجَلَدَ أَبُو بَكْرٍ أَرْبَعِينَ‏.‏

Enes b. Malik "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şarap içmede hurma dalları ve ayakkabılarla dövme cezası uyguladı. Ebu Bekir de kırk değnek vurdu" demiştir

Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) lashed a drunk with dateleaf stalks and shoes. And Abu Bakr gave a drunk forty lashes

Sahîh-i Buhârî No. 6802 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو قِلاَبَةَ الْجَرْمِيُّ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَفَرٌ مِنْ عُكْلٍ، فَأَسْلَمُوا فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ، فَأَمَرَهُمْ أَنْ يَأْتُوا إِبِلَ الصَّدَقَةِ، فَيَشْرَبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا، فَفَعَلُوا فَصَحُّوا، فَارْتَدُّوا وَقَتَلُوا رُعَاتَهَا وَاسْتَاقُوا، فَبَعَثَ فِي آثَارِهِمْ فَأُتِيَ بِهِمْ، فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ وَسَمَلَ أَعْيُنَهُمْ، ثُمَّ لَمْ يَحْسِمْهُمْ حَتَّى مَاتُوا‏.‏

Enes şöyle anlatmıştır: "Ukl kabilesinden bir topluluk Medine'ye gelip Müslüman oldular. Medine'nin havasına alışamadılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zekat develerinin otlatıldığı yere gidip, onların idrarlarından ve sütlerinden içmelerini tavsiye etti. Bunu yapıp sağlıklarına kavuştular. Sonra İslamdan döndüler. Develerin çobanlarını katledip, sürüyü önlerine kattılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların arkasından bir askeri birlik gönderdi ve yakalanıp Medine'ye getirildiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların ellerini ve ayaklarını kestirip, gözlerine mil çekilmesini emretti. Ancak kesilen yerlerin ateşle dağlamasını emretmedi. sonunda onlar öldüler." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buhari hirabe ayetinin kafirler ve mürtedler hakkında indiği kanaatine varmıştır. Bu yüzden o Ureynelilerden söz eden olay yer vermiştir. Bu hadiste hirabe cezasının sadece kafir ve mürtediere uygulanacağına dair bir açıklık yoktur. Fakat Abdurrezzak, Ma'mer vasıtasıyla Katade'den Ureyneliler hadisini nakletmiştir. Bu hadisin son kısmında şöyle denilmektedir: "Bize ulaşan habere göre 'Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde düzeni bozmaya çalışanların cezası. .. ' ayeti Ureyne'liler hakkında inmiştir. Bu şekilde görüş bildiren bilginler arasında Hasan-ı Basri, Ata, Dahhak ve Zühri bulunmaktadır. Katade şöyle demiştir: Fıkıh bilginlerinin çoğunluğu, bu ayetin Müslümanlardan yola çıkıp, yeryüzünde fesad peşinde koşan ve yol kesen kimseler hakkında indiği kanaatine varmışlardır. İmam Malik, Şafii ve KOfeli bilginIerin görüşü bu doğrultudadır. Katade şöyle devam etmiştir: Bu, birinci görüşe çelişik değildir. Çünkü ayet bizzat Ureyneliler hakkında inmiş bile olsa lafzı geneldir ve onların yaptığı gibi devlete savaş açıp fesad çıkaran herkes bu ayetin kapsamına dahildir. Bizim kanaatimize göre bu iki görüş birbirine zıttır. Bu konuda esas alınması gereken hirabeden neyin kastedildiğidir. Bunu kafirlik şeklinde yorumlayanlar ayet i kafirlerle tahsis etmişlerdir. Ayeti masiyet ve günah şeklinde yorumlayanlar ise genel kılmışlardır. Daha sonra İbn Battal, İsmail el-Kadl'den şöyle bir görüş nakletmiştir: Kur'an'ın zahiri ve Müslümanların geçmiş uygulamaları bize ayette sözü edilen cezanın Müslümanlar hakkında indiğini göstermektedir. Kafirlere gelince, onların hakkında "İnkar edenlerle karşılaştığımz zaman boyunlanm vurun"(Muhammed 4) cümlesiyle başlayan ayet-i kerime inmiştir. Dolayısıyla kafirlerin hükmü bunun dışındadır. YüceAllah, hirabe ayetinde "Ancak siz kendilerini yenip ele geçirmeden önce tövbe edenler müstesna"(Maide 34) buyurmaktadır. Bu ayet savaşçıların içinden tövbe edenlerden işlediği cinayete karşılık belirtilen isteğin düştüğünü göstermektedir. Bu ayet kafirler hakkında olsaydı, hirabe ona fayda verirdi ve kafir, kafir olmasına rağmen hirabe suçunu işlediğinde ayette zikredilen uygulamayla yetinirdik ve o kafir kendini katledilmekten kurtarır ve hirabe kendisinden katledilme cezasını kaldırarak hafifletirdi. Bu probleme şöyle cevap verilmiştir: Mesela mürted olan bir savaşçıya bu cezaların uygulanması yeniden islama dönmesi talebini veya katledilmesini düşürmez. imam Buhari bundan sonra Ureyneliler hakkındaki Enes hadisine yer vermektedir. Bu hadisin açıklaması Taharet bölümünde "Develerin idrarı" başlığı altında yapılmıştı

Narrated Anas:Some people from the tribe of `Ukl came to the Prophet (ﷺ) and embraced Islam. The climate of Medina did not suit them, so the Prophet (ﷺ) ordered them to go to the (herd of milch) camels of charity and to drink, their milk and urine (as a medicine). They did so, and after they had recovered from their ailment (became healthy) they turned renegades (reverted from Islam) and killed the shepherd of the camels and took the camels away. The Prophet (ﷺ) sent (some people) in their pursuit and so they were (caught and) brought, and the Prophets ordered that their hands and legs should be cut off and that their eyes should be branded with heated pieces of iron, and that their cut hands and legs should not be cauterized, till they die

Sahîh-i Buhârî No. 6803 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّلْتِ أَبُو يَعْلَى، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنِي الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَطَعَ الْعُرَنِيِّينَ وَلَمْ يَحْسِمْهُمْ حَتَّى مَاتُوا‏.‏

Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ureynelilerin Ellerini ve ayaklarını kestirmiş ve kesilen yeri dağlamayarak onları ölüme terk etmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıdaki hadiste geçen "hasm", kan ın dinmesi için kesilen yeri ateşle dağlamak demektir. "Hasemtu'l-ırka" damarın kanını kestim ve akmasını engelledim demektir. Davudı şöyle demiştir: Bu hadiste geçen "el-hasm", elin kesildikten sonra kızgın yağa batırılmasıdır. Bizim kanaatimize göre bu tarif edilen hasmın çeşitlerinden sadece birisidir ve hasm sadece bu demek değildir. İmam Buhari bu konuda Ureynelilerin olayından bahseden hadisin bir kısmına yer vermiş ve "kesilen yeri dağlamayarak onları ölüme terk etmiştir" demiştir. ibn Battal, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dağlama yaptırmaması, ölmelerini i;;tediğindendir. Buna karşılık hırsızlık suçunun cezası olarak bir el kesildiğinde kesilen yeri dağlamak gereklidir. Çünkü böyle yapılmazsa kişinin kan kaybından genellikle ölmeyeceğinden emin olunamaz

Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) cut off the hands and feet of the men belonging to the tribe of `Uraina and did not cauterise (their bleeding limbs) till they died

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya