deneme

Ebû Hüreyre Rivayetleri

3.995 hadis bulundu · sayfa 32/200

Sahîh-i Buhârî No. 5374 Sahih

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْ طَعَامٍ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ حَتَّى قُبِضَ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in aile halkı, ruhu kabzedilinceye kadar üç gün (arka arkaya) doya doya yemek yememişlerdir

Narrated Abu Huraira: The family of Muhammad did not eat their fill for three successive days till he died

Sahîh-i Buhârî No. 5375 Sahih

وَعَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَصَابَنِي جَهْدٌ شَدِيدٌ فَلَقِيتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، فَاسْتَقْرَأْتُهُ آيَةً مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، فَدَخَلَ دَارَهُ وَفَتَحَهَا عَلَىَّ، فَمَشَيْتُ غَيْرَ بَعِيدٍ، فَخَرَرْتُ لِوَجْهِي مِنَ الْجَهْدِ وَالْجُوعِ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ عَلَى رَأْسِي فَقَالَ ‏"‏ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ لَبَّيْكَ رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ‏.‏ فَأَخَذَ بِيَدِي فَأَقَامَنِي، وَعَرَفَ الَّذِي بِي، فَانْطَلَقَ بِي إِلَى رَحْلِهِ، فَأَمَرَ لِي بِعُسٍّ مِنْ لَبَنٍ فَشَرِبْتُ مِنْهُ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ عُدْ يَا أَبَا هِرٍّ ‏"‏‏.‏ فَعُدْتُ فَشَرِبْتُ، ثُمَّ قَالَ ‏"‏ عُدْ ‏"‏‏.‏ فَعُدْتُ فَشَرِبْتُ حَتَّى اسْتَوَى بَطْنِي فَصَارَ كَالْقِدْحِ ـ قَالَ ـ فَلَقِيتُ عُمَرَ وَذَكَرْتُ لَهُ الَّذِي كَانَ مِنْ أَمْرِي وَقُلْتُ لَهُ تَوَلَّى اللَّهُ ذَلِكَ مَنْ كَانَ أَحَقَّ بِهِ مِنْكَ يَا عُمَرُ، وَاللَّهِ لَقَدِ اسْتَقْرَأْتُكَ الآيَةَ وَلأَنَا أَقْرَأُ لَهَا مِنْكَ‏.‏ قَالَ عُمَرُ وَاللَّهِ لأَنْ أَكُونَ أَدْخَلْتُكَ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ يَكُونَ لِي مِثْلُ حُمْرِ النَّعَمِ‏.‏

Eba. Hureyre'den, dedi ki: "Aşırı derecede bitkin düşmüştüm. Ömer b. el-Hattab ile karşılaştım. Ondan Allah'ın kitabından bir ayeti bana okumasını istedim. O da evine girdi ve o ayeti bana okuyup hatırlattı. Fazla uzağa gitmeden aşırı bitkinlik ve açlıktan yüzüstü yere düştüm. Ansızın Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i başımın ucunda dikilir gördüm. Ey Eba. Hureyre, dedi. Ben: Buyur ey Allah'ın Rasulü, emret dedim. Elimden tuttu, beni ayağa kaldırdı. Benim niçin bu hale düştüğümü anladı. Alıp evine götürdü ve bana büyükçe bir kapta süt getirilmesini emir buyurdu. Ben de ondan içtim. Daha sonra: Tekrar iç ey Eba. Hureyre, diye buyurdu. Ben de tekrar içtim. Arkasından: Tekrar, diye buyurdu. Ben de tekrar içtim. Nihayet karnım düzeldi, hatta bir ok gibi dümdüz oluverdi. Eba. Hureyre devamla dedi ki: Sonra Ömer ile karşılaştım ve ona başımdan geçenleri anlattım, şunları da söyledim: Ey Ömer, bu işi senden daha layık olan bir kimse üstlendi. Allah'a yemin ederim benim senden okumanı istediğim ayeti kerimeyi ben senden daha iyi biliyordum. Ömer dedi ki: Allah'a yemin ederim, seni içeriye almış (ve karnını doyurmuş) olmayı kırmızı develere sahip olmaktan daha çok severim. " Hadisin geçtiği diğer yerler: 6246 ve 6452 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tayyibat" kelimesi "tayyibe"nin çoğul u olup, zararı olmayan, temiz, eziyet verici bir yanı bulunmayan ve helal olup kendisinden lezzet alınan şeyler hakkında kullanılır. Yüce Allah'ın şu buyruğu birinci türden olanları söz konusu etmektedir: "Senden kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: Size bütün iyi ve temiz şeyler (tayyibs.t) helal kllındl.' (Maide, 4) Bu ayetin tefsirinde tercih edilen açıklama budur. Eğer maksat helal olsaydı, cevapta sorudan fazlası yer almazdı. Yüce Allah'ın: "O vakit tertemiz (tayyib) toprakla teyemmüm edin.'(Maide, 6) buyruğu ikinci türdendir. Bugün tayyib bir gündür ve bu tayyib bir gecedir, sözü de üçüncü tür anlama, başlıktaki ikinci ayet dördüncü tür anlama örnektir. Zekat bölümünde bu ayetin tefsirine dair açıklamalarda ticaretten maksadın helal olduğu da geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: Tevil bilginleri yüce Allah'ın: "Ey iman edenler, Allah'ın size helal kıldığı o en temiz ve en güzel şeyleri (tayyibat) haram kllmayın."(Maide, 87) buyruğunun kendisine lezzetli yiyecekleri ve mubah lezzetleri haram kılan kimseler hakkında indiği hususunda görüş ayrılığı yoktur. "Esiri kurtarınız." Esiri esaretten kUl-tarınız. "Aşırı derecede bitkin düşmüştüm." Yani açlıktandolayı bu halde idim. Bitkin düşmek anlamında olmak üzere cehd ile cühd lafızlannın kullanıldığına dair açıklama daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Maksat zorluk ve meşakkattir. Her şey hakkında kendisine göre söz konusu olur. "Ondan bir ayeti okumasını istedim." Yani yararlanmak amacıyla Kur'an-ı Kerim'in muayyen bir ayetini bana okumasını istedim .. "Bana bir uss "büyükçe bir kase"getirilmesini emir buyurdu." "Ta ki karnım düzeldi." Yani sütle dolduğundan dolayı dümdüz oldu. "Kıdh (ok) gibi." Kıdh, tüyü olmayan ok demektir. "Kırmızı tüylü develer". Kırmızı tüylü develer, diğer türlere göre daha üstündür

Narrated Abu Huraira: Once while I was in a state of fatigue (because of severe hunger), I met 'Umar bin Al-Khattab, so I asked him to recite a verse from Allah's Book to me. He entered his house and interpreted it to me. (Then I went out and) after walking for a short distance, I fell on my face because of fatigue and severe hunger. Suddenly I saw Allah's Apostle standing by my head. He said, "O Abu Huraira!" I replied, "Labbaik, O Allah's Messenger (ﷺ), and Sadaik!" Then he held me by the hand, and made me get up. Then he came to know what I was suffering from. He took me to his house, and ordered a big bowl of milk for me. I drank thereof and he said, "Drink more, O Abu Hirr!" So I drank again, whereupon he again said, "Drink more." So I drank more till my belly became full and looked like a bowl. Afterwards I met 'Umar and mentioned to him what had happened to me, and said to him, "Somebody, who had more right than you, O 'Umar, took over the case. By Allah, I asked you to recite a Verse to me while I knew it better than you." On that Umar said to me, "By Allah, if I admitted and entertained you, it would have been dearer to me than having nice red camels

Sahîh-i Buhârî No. 5392 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ طَعَامُ الاِثْنَيْنِ كَافِي الثَّلاَثَةِ، وَطَعَامُ الثَّلاَثَةِ كَافِي الأَرْبَعَةِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İki kişinin yemeği üç kişiye, üç kişinin yemeği de dört kişiye yeter." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter." Cerir'den şöyle dediği nakledilmiştir: Hadis, bir kişiyi doyuran bir yemeğin iki kişinin açlığını giderebileceği manasınadır. İki kişilik yemek de dört kişinin açlığını giderir. el-Mühelleb dedi ki: Bu hadislerle, fazilete ve yetecek kadarı ile kanaat etmeye teşvik kastedilmektedir. Yoksa bundan maksat, yeterli olan miktarın münhasıran tespiti değildir. Maksat başkalarının görüp gözetilmesi gereğini anlatmak ve yemeği olan iki kişinin hazır bulunanlara göre yemeklerine üçüncüsünü, gerekirse de dördüncüsünü katmaya teşvik etmektir. İbn Mace'deki Ömer yoluyla gelen hadiste şu lafız ile zikredilmiştir: "Bir kişinin yemeği iki kişiye yeter. İki kişinin yemeği üç kişiye ve dört kişiye yeter. Dört kişinin yemeği de beş kişiye ve altı kişiye yeter." Abdurrahman b. Ebi Bekr'in rivayet ettiği hadiste Ebu Bekr'in misafirleri ile ilgili kıssada da şu ibareler yer almıştır: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle . buyurdu: Kimin yanında iki kişilik bir yemek varsa üçüncü bir kişiyi alıp gitsin, kimin yanında dört kişilik yemek varsa beşincisini ya da altıncısını alıp gitsin." Taberani'de İbn Ömer yoluyla gelen hadis de bundaki illetin ne olduğuna işaret vardır. Hadisin baş tarafları şöyledir: Hep birlikte yiyiniz ve dağılmayınız. Çünkü bir kişinin yemeği ikikişiye yeter." İşte bu hadisten, yetecek miktarın aslında toplu olmak bereketinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Topluluk ne kadar çoğalırsa, bereket de o kadar artar. Tirmizi de İbn Ömer'in hadisine işaret etmiş, ayrıca el-Bezzar da Semura'dan, Ömer'in rivayet ettiği hadise yakın bir hadis nakletmiş, sonunda da "ve Allah'ın eli cemaatin üzerindedir" fazlalığını da kaydetmiştir. İbnu'l-Münzir de şöyle demektedir: Ebu Hureyre'nin hadisinden yemeklerin topluca yenilmesinin müstehap olduğu ve kişinin tek başına yemek yememesi gerektiği anlaşılmaktadır. Yine hadiste başkasının gözetilmesi halinde bereketin de elde edileceğine ve hazır bulunanların hepsini kapsayacağına işaret vardır. Ayrıca hadisten, kişinin yanında bulunan yiyeceği küçümseyerek onu misafirlerin önÜne koymaktan çekinmemesi gerektiği de anlaşılmaktadır. Çünkü az bir miktar ile dahi yetinmek mümkün olabilir. Yani kişi bu yolla açlığını giderebilir ve bünyesinin de ayakta durmasını sağlayabilir, yoksa gerçek manada tokluk olmayabilir

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The food for two persons is sufficient for three, and the food of three persons is sufficient for four persons

Sahîh-i Buhârî No. 5396 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَأْكُلُ الْمُسْلِمُ فِي مِعًى وَاحِدٍ، وَالْكَافِرُ يَأْكُلُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müslüman tek bir bağırsakta yer, kafir ise yedi bağırsakta yer." Bu Hadis 5397 numara ile gelecektir

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "A Muslim eats in one intestine (i.e. he is satisfied with a little food) while a Kafir (unbeliever) eats in seven intestines (eats much)

Sahîh-i Buhârî No. 5397 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلاً، كَانَ يَأْكُلُ أَكْلاً كَثِيرًا، فَأَسْلَمَ فَكَانَ يَأْكُلُ أَكْلاً قَلِيلاً، فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ الْمُؤْمِنَ يَأْكُلُ فِي مِعًى وَاحِدٍ، وَالْكَافِرَ يَأْكُلُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre "Bir adam çokça yemek yerdi. Müslüman olduktan sonra çok az yemek yemeğe başladı. Bu durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aktarılınca o: Mu'min tek bir bağırsak için yer, kafir ise yedi bağırsak için yer, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ben Allah'a ve Rasulüne iman ediyorum, dedi." Bundan dolayı ilim adamları hadisi ileride açıklaması geleceği üzere zahirinden anlaşılan bir başka anlama yorumlamakta ittifak etmişlerdir. Hadisin ne anlama geldiği hususunda görüş ayrılığı vardır. Zahirinden anlaşılanın kastedilmediği ama asıl maksadın, mu'minin dünyadaki zahidliğini, kafir'in de dünyaya karşı tutkusunu bir örnekle açıklamak olduğu söylenmiştir. mu'min kimsenin dünyadan az nasip almak istemesi dolayısıyla o tek bir bağırsak için yemek yer. Kafir ise dünyaya şiddetli şekilde bağlı ve istekli olduğundan, çokça dünyalığa sahip olmak istediğinden yedi bağu'sak için yer (gibidir). Yoksa maksat gerçek manasıyla bağırsaklar da değildir, özelolarak yemeğin miktarı da değildir. Maksat sadece birisinin dünyadan az bir şeyleralmaya çalıştığını, diğerinin ise olabildiği kadar çok almaya gayret ettiğini anlatmaktır. Sanki dünyayı ele geçirme isteğini yemek ile bunun sebep ve yollarını da bağırsaklar ile ifade etmiş gibidir. Aradaki ilişki de açıkça anlaşılmaktadır. Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: mu'min helal yer, kafir ise haram yer. Varlık aleminde helal olan şeyler ise haramlardan daha azdır. Bu açıklamayı da İbnu't-Tin nakletmiştir. Maksadın, mu'minin çok yemek yemenin, kafirin niteliği olduğunu bilmesi halinde az yemek yemeye teşvik edilmesi olduğu da söylenmiştir. Çünkü mu'minin kendisi kafirin niteliğine sahip olmaktan nefret eder. Çok yemek yemenin kafirlerin niteliğinden olduğuna yüce Allah'ın şu buyruğu da•delil teşkil etmektedir: "Kafirler ise, onlar faydalanırlar ve davarların yediği gibi yerler.''(Muhammed, 12) Aksine, hadis zahiri üzeredir de denilmiştir. Daha sonra bu görüşte olanlar farklı açıklamalarda bulunmuşlardır. Birinci açıklamaya göre hadis muayyen bir şahıs hakkında varid olmuştur. "Kafir" lafzının başındaki lam, cins için değil, ahi d içindir. Bu görüşü İbn Abdilben- kesin bir ifade ile dile getirerek şöyle demiştir: Hadisin genelolarak yorumlanmasına imkan yoktur. Çünkü müşahede böyle bir anlamı kabil değildir. Nice kafirler vardır ki mu'minden daha az yemek yer, aksi de söz konusudur. Nice kafir vardır ki Müslüman olduktan sonra yediği yemek miktarında bir değişiklik olmamıştır. İkinci görüşe göre ise hadis, çoğunlukla görülen için variddir. Gerçek sayı da kastediimiş değildir. Bunlar yedi sayısının çokluğu anlatmak için özelolarak kullanılan bir mübalağa kipi olduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah'ın: "Deniz de ardından yedi deniz daha ona (mürekkep olup) katılsa ... "(Lukman, 27) buyruğunda olduğu gibi. Yani mu'minin özelliği az yemek ile yetinmektir. Çünkü o ibadetin sebepleri olan şeylerle meşguldür. Diğer taraftan şeriatın yemekten kastı, açlığı gidermek, insanın bünyesini ayakta tutmak, ibadete yardımcı olmak olduğunu bilir. Ayrıca daha fazla yemesi halinde hesaba çekilmekten de korkar. Kafir ise tamamen farklı bir durumdadır. O, şeriatın maksadının durduğu yerde durmaz. Bilakis kafir nefsinin, şehvetinin peşinden gider ve haramın sorumluluklarından korkmaksızın arzu ve isteklerini alabildiğine yerine getirmeye çalışır. Böylelikle mu'minin -sözünü ettiğimiz sebepler dolayısıyla- kafirin yediklerine nispet edilmesi halinde, onun yediği miktarın yedide biri gibi görülür. Fakat bu her mu'min ve kafir hakkında genelolarak böyle olmasını gerektirmez. mu'minler arasında ya adeten yahut dahili bir hastalık sebebiyle ya da bir başka sebep dolayısıyla arızı bir durumdan ötürü çokça yiyebilenler olabilir. Kafirler arasında da ya doktorların görüşlerine uygun sağlığına riay.et yahut rahiplerin görüşlerine uygun riyazet amacı ile az yemek yiyen bulunabilir ya da midenin güçsüzlüğü gibi arızi bir sebeple az yiyebilir. et-TIb! dedi ki: Sözün özü şudur: Zühde yönelmek ve açlığı giderecek kadarına kanaatgöstermek tutkusu, kafirin aksine mu'minin şanındandır. Eğer bu niteliğe uymayan bir mu'min ya da bir kafir bulunacak olursa bundan hareketle hadisin tenkidi cihetine gidilemez. Üçüncü görüşe göre bu hadiste mu'minden kasıt, imanı tam mu'mindir. Çünkü Müslümanlığı güzel, imanı kamilolan bir kimsenin düşüncesi, sonunda karşı karşıya kalacağı ölüm ile ölümün sonrası ile meşgul olur. Bu şekilde ileri derecedeki korkusu, çokça tefekkürü ve nefsine karşı şefkati, arzu ve isteklerinin tamamını yerine getirmesine engel olur. Aç gözlülük ise kafirin şanındandır. Bundan dolayı o, hayvanın yediği gibi saldırırcasına yer. Bünyesini ayakta tutmak için gözettiği bir masıahattan ötürü yemez. Ancak el-Hattabi bu açıklamayı kabul etmeyerek şöyle demiştir: Seleften faziletli birçok kimsenin çok yemek yediği nakledilmiştir. Bu imanlarında bir eksiklik meydana getirmemiştir. Dördüncü görüşe göre ise maksat şudur: mu'min yemek yerken, içerken A1lah'ın adını anar. Bundan dolayı şeytan ona ortak olmaz ve az bir şey ona yeterli gelir. Kafir ise besmele çekmez. Bu sebeple şeytan -önceden de açıklandığı üzere- ona ortak olur

Narrated Abu Huraira:A man used to eat much, but when he embraced Islam, he started eating less. That was mentioned to the Prophet (ﷺ) who then said, "A believer eats in one intestine (is satisfied with a little food) and a Kafir eats in seven intestines (eats much)

Sahîh-i Buhârî No. 5409 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ مَا عَابَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم طَعَامًا قَطُّ، إِنِ اشْتَهَاهُ أَكَلَهُ، وَإِنْ كَرِهَهُ تَرَكَهُ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yemeği asla ayıplamış değildir. Eğer canı onu çekerse ondan yemiştir, eğer ondan hoşlanmamışsa onu terk etmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiçbir yemeği ayıplamamıştır. Kasıt mubah olan yemektir. Haram olan yemeği ise ayıplardı ve ondan yemeği de nehyederdi. Nevevi dedi ki: Yemek yemenin müekked adabından birisi de yemeği n ayıplanmamasıdır. Mesela, tuzluduL ekşidir, tuzu azdır, kabadır, katı olmuştur, ince olmuştur, pişmemiştir ve benzeri sözler gibi ... "Eğer ondan hoşlanmazsa onu yemezdi." İbn Battal dedi ki: Bu, güzel edepten ileri gelen bir şeydir. ÇÜnkü kişinin canı bazen bir şeyi çekmeyebilir. Fakat şeriat tarafından yenilmesinde izin bulunan her bir yiyecekte herhangi bir eksik ve kusur yok demektir

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) never criticized any food (he was invited to) but he used to eat if he liked the food, and leave it if he disliked it

Sahîh-i Buhârî No. 5411 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَبَّاسٍ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا بَيْنَ أَصْحَابِهِ تَمْرًا، فَأَعْطَى كُلَّ إِنْسَانٍ سَبْعَ تَمَرَاتٍ، فَأَعْطَانِي سَبْعَ تَمَرَاتٍ إِحْدَاهُنَّ حَشَفَةٌ، فَلَمْ يَكُنْ فِيهِنَّ تَمْرَةٌ أَعْجَبَ إِلَىَّ مِنْهَا، شَدَّتْ فِي مَضَاغِي‏.‏

Ebu Hureyre radiyallahu anh'den, dediki: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabı arasında bir miktar hurmayı böıüştürdü. Herkese yedi tane hurma verdi. Bana birileri ağacında olgunlaşmamış, korukalmak üzere yedi tane hurma verdi. Aralarında ondan daha çok beğendiğim hurma olmadı. Ağzımda çabucak erimedi. Onu çiğnedim durdum." Bu Hadis 5441 ve aynı rakam ile mükerrer 5441 numara ile gelecektir

Narrated Abu Huraira:Once the Prophet (ﷺ) distributed dates among his companions and gave each one seven dates. He gave me seven dates too, one of which was dry and hard, but none of the other dates was more liked by me than that one, for it prolonged my chewing it

Sahîh-i Buhârî No. 5414 Sahih

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ مَرَّ بِقَوْمٍ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ شَاةٌ مَصْلِيَّةٌ، فَدَعَوْهُ فَأَبَى أَنْ يَأْكُلَ قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الدُّنْيَا وَلَمْ يَشْبَعْ مِنَ الْخُبْزِ الشَّعِيرِ‏.‏

Ebli Hureyre r.a.'dan rivayete göre o önlerinde kebap yapılmış bir koyun bulunan topluluğun yanından geçti. Onu da davet ettiler. Fakat o yemek tekliflerini kabul etmeyerek: "RasuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem karnı arpa ekmeğinden doymadığı halde dünyadan çıkıp gitti, dedi

Narrated Abu Huraira:that he passed by a group of people in front of whom there was a roasted sheep. They invited him but he refused to eat and said, "Allah's Messenger (ﷺ) left this world without satisfying his hunger even with barley bread

Sahîh-i Buhârî No. 5429 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ السَّفَرُ قِطْعَةٌ مِنَ الْعَذَابِ، يَمْنَعُ أَحَدَكُمْ نَوْمَهُ وَطَعَامَهُ، فَإِذَا قَضَى نَهْمَتَهُ مِنْ وَجْهِهِ فَلْيُعَجِّلْ إِلَى أَهْلِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yolculuk azaptan bir parçadır. Sizden herhangi birinizin uykusunu ve yemek yemesini engeller. Bu sebeple yolcu yolculuğundan maksadını gerçekleştirecek olursa ailesinin yanına dönmekte acele etsin

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Traveling is a kind of torture, as it prevents one from sleeping and eating! So when one has finished his job, he should return quickly to his family

Sahîh-i Buhârî No. 5432 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ شَيْبَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي الْفُدَيْكِ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كُنْتُ أَلْزَمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لِشِبَعِ بَطْنِي حِينَ لاَ آكُلُ الْخَمِيرَ، وَلاَ أَلْبَسُ الْحَرِيرَ، وَلاَ يَخْدُمُنِي فُلاَنٌ وَلاَ فُلاَنَةُ، وَأُلْصِقُ بَطْنِي بِالْحَصْبَاءِ، وَأَسْتَقْرِئُ الرَّجُلَ الآيَةَ وَهْىَ مَعِي كَىْ يَنْقَلِبَ بِي فَيُطْعِمَنِي، وَخَيْرُ النَّاسِ لِلْمَسَاكِينِ جَعْفَرُ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، يَنْقَلِبُ بِنَا فَيُطْعِمُنَا مَا كَانَ فِي بَيْتِهِ، حَتَّى إِنْ كَانَ لَيُخْرِجُ إِلَيْنَا الْعُكَّةَ لَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ، فَنَشْتَقُّهَا فَنَلْعَقُ مَا فِيهَا‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Mayalı ekmek bulamadığım, ipek giyinmediğim, filan erkeğin ve filan cariyenin bana hizmet etmediği zamanlarda karın tokluğu için Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından ayrılmazdım. (Açlıktan) karnımı yere yapl!itırırdım, beni evine alıp götürür ve bana yemek yedirir ümidi ile bildiğim bir ayeti bir başka adamdan bana okumasını (öğretmesini) isterdim. Yoksullara kar!il da insanların en hayııolısı Cafer b. Ebi Talib idi. O bizi alır, götürür ve evinde ne varsa bize yedirirdi. Hatta bize içinde hiçbir şey bulunmayan küçük bir kırbayı çıkartır, biz de onu yarar ve içindeki artıkları yalardık." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Helvayı ve balı severdi." İbn Battal dedi ki: Helva ve bal yüce Allah 'ın: "Tayyibattan yiyiniz" buyruğunda sözü edilen tayyibat (hoş ve güzel !ieyler) arasındadır. Hadis, (tayyibat ile) kendisinden zevk alınan !ieyleri kastetmektedir, diyenıerin görü!ilerini de pekiştirmektedir. Bu hadisin kapsamına daha önceden Et'ıme (yiyecekIer) bölümünün ba!i taraflarında açıkiandığı gibi, çe!iitli lezzetli yiyecek türleri arasında helvaya ve balabenzeyen diğer bütün yiyecekIer de girmektedir. el-Hattabı ve daha sonra arkasından İbnu't-TIn de şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunları sevmesi, bunları çokça arzulaması ve nefsinin bunlara ileri derecede meyletmesi sureti ile değildi. O sadece bunlar huzuruna getirildiğinde onlardan uygun olan miktarı alırdı. BöylelikIe onun bunları beğendiği de anla!iılml!i olmaktadır. Yine bu hadisten çeşitli türlerden yemek yemenin caiz olduğu anlaşılmaktadır; ama bazı vera' ehli kimseler bunu hO!i görmez ve hurma ve bal gibi tabiatı itibariyle tatlı olan şeyler dışında tatlı şeyleri yemeye ruhsat vermezdi. Ama bu hadis onların bu kanaatini reddetmektedir. Selef arasında bunlardan vera' yoluyla kaçınanlar, sadece tayyibatı elde etmeyi ahirete erteleyen kimseler olmu!itur. Bununla birlikte bu tayyibatı dünya hayatında da elde edebiliyorlardı, ama cimrilikIerinden dolayı değil de tevazuları sebebiyle bunları yemiyarlardı. "İnsanlar arasında yoksullara en hayırlı olan ki!ii Cafer ... idi." Buna dair açıkIamalar Menakıb bölümünde (3708.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği bu hadisin ba!ilığa uygunluğu !iöyle açıkianır: Helva, tatlı olan her şey hakkında kullanılır. Küçük tulumda çoğunlukIa bal bulunduğu için -ki bazı rivayet yollarında bundan açıkça söz edilmiştir- böyle bir ba!ilık da uygundur

Narrated Abu Huraira:I used to accompany Allah's Messenger (ﷺ) to fill my stomach; and that was when I did not eat baked bread, nor wear silk. Neither a male nor a female slave used to serve me, and I used to bind stones over my belly and ask somebody to recite a Qur'anic Verse for me though I knew it, so that he might take me to his house and feed me. Ja`far bin Abi Talib was very kind to the poor, and he used to take us and feed us with what ever was available in his house, (and if nothing was available), he used to give us the empty (honey or butter) skin which we would tear and lick whatever was in it

Sahîh-i Buhârî No. 5441.2 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَسَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَنَا تَمْرًا فَأَصَابَنِي مِنْهُ خَمْسٌ أَرْبَعُ تَمَرَاتٍ وَحَشَفَةٌ، ثُمَّ رَأَيْتُ الْحَشَفَةَ هِيَ أَشَدُّهُنَّ لِضِرْسِي‏.‏

(Mükerrer no)- Ebu Hureyre r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir miktar hurmayı aramızda böıüştürdü. Bana ondan dört hurma ve biri de haşefe (bayağı hurma) olmak üzere beş tane isabet etmişti. Sonradan bu haşefenin dişim arasında en çok dayanan hurma olduğunu gördüm." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nöbetleşiyorlardı" yani gece namazına nöbetle kalkıyorlardJ. "Üçte birler halinde" yani onlardan her birisi gecenin üçte birinde namaz kılıyordu. Önce başlayan, üçte birini bitirdikten sonra diğerini uyandırırdJ. "Haşefe" bayağı hurma demektir. Haşef de hurmanın bayağı olanlarına denilir

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) distributed dates among us, and my share was five dates, four of which were good, and one was a ,Hashafa, and I found the Hashafa the hardest for my teeth

Sahîh-i Buhârî No. 5473 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، أَخْبَرَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ فَرَعَ وَلاَ عَتِيرَةَ ‏"‏‏.‏ وَالْفَرَعُ أَوَّلُ النِّتَاجِ، كَانُوا يَذْبَحُونَهُ لَطِوَاغِيتِهِمْ، وَالْعَتِيرَةُ فِي رَجَبٍ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Fera' da yoktur, atire de yoktur." Fera' devenin ilk yavrusudur. Onlar bunu kendi tağutlarına, putlarına keserlerdi. Anre ise Receb ayında kesilen bir kurbanlıktır. Bu Hadis 5474 numarada da geçiyor

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Neither Fara' nor 'Atira (is permissible):" Al-Fara' nor 'Atira (is permissible):" Al- Fara' was the first offspring (of camels or sheep) which the pagans used to offer (as a sacrifice) to their idols. And Al-`Atira was (a sheep which was to be slaughtered) during the month of Rajab

Diğer tahric edenler: Tirmizi Kurban; Müslim, Edâhî Fethu'l-Bari Açıklaması: "Fera'" el-Muhkem adlı eserde nakledildiğine göre devenin ve koyunun ilk doğurduğu yavruya denilir. Cahiliye dönemi insanları bunları putları adına keserıerdi. Fera' kesilen bir hayvan adı olup, develer, sahiplerinin arzu ettikleri sayıya ulaştığı takdirde kesilirdi. Aynı şekilde develer yüzü bulduğu takdirde her yıl onlardan bir deve anre olarak kesilirdi. Ondan ne develerin sahibi, ne de aile halkı yerdi. Fera' aynı şekilde doğum dolayısıyla yenilen yemek gibi, develerin doğumu dolayısıyla yapılan bir yemek çeşidinin adıdır. İşte buradan Buhari'nin fera' hadisini akIka ile birlikte zikretmesinin münasebeti de ortaya çıkmaktadır

Sahîh-i Buhârî No. 5474 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ حَدَّثَنَا عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ فَرَعَ وَلاَ عَتِيرَةَ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَالْفَرَعَ أَوَّلُ نِتَاجٍ كَانَ يُنْتَجُ لَهُمْ، كَانُوا يَذْبَحُونَهُ لِطَوَاغِيتِهِمْ، وَالْعَتِيرَةُ فِي رَجَبٍ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Feral da yoktur, atlre de yoktur" diye buyurmuştur. (Zührl) dedi ki: Fera' develerin ilk doğurduğu yavrunun adı idi. Onlar bunu tağutlarına (putlarına) keserlerdi. Atlre ise Receb ayında olurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onlar bunları tağutlarına keserlerdi." Ebu Davud ravilerin bazısından şu fazlalığı zikretmiştir: "Sonra onu yerler ve derisi de ağaçların üzerine bırakılırdı." Hadiste nehyin illetine de işaret vardır. Şafiı buradan, kesimin Allah için olması halinde caiz olacağı hükmünü çıkarmıştır. Böylelikle bu hadis ile: "Fera' bir haktır" hadisini bir arada telif etmiş olmaktadır. Bu da Ebu Davud, Nesai ve Hakim'in rivayet ettiği bir hadistir. Hakim'in rivayetinde de aynı şekilde şöyle denilmektedir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ferala dair soru soruldu da o; Fera' bir haktır, senin deveni iki yaına basmış bir dişi deve olana yahut üç yaşına basmış bir erkek deve olana kadar bırakıp Allah yolunda ona yük taşıtman, yahut dul bir kadına onu vermen, senin için eti tüyüne yapışacak halde iken kesme nden ve böylece dişi devenden onu ayırmandan daha hayırlıdır." Şafii, Beyhakl'nin, el-Müzenı'nin ondan diye, onun yoluyla naklettiğine göre şöyle demiştir; Fera' cahiliye dönemi insanlarının kestikleri ve bu yolla mallarının bereketlenmesini diledikleri bir işti. Onlardan herhangi birisi dişi devesinin ya da koyununun ilk yavrusunu daha sonra geleceklerde bereket ihsan edilir ümidiyle keserdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bunun hükmüne dair soru sordular. O da onlara bu hususta onlar için bir kerahet bulunmadığını haber verdiği gibi, Allah yolunda sırtına yük vurulacak hale gelinceye kadar onu bırakmalarımmüstehap olmak üzere emir vermiştir. Hadisteki "bir haktır" buyruğu ise, batıl değildir anlamınadır. Bu da soranın sorusuna göre veriImiş bir cevaptır. Bu hadis ile "fera' da yoktur, anre de yoktur" şeklindeki diğer hadis arasında da bir muhalefet söz konusu değildir. Çünkü hadis vacip bir fera' da yoktur, vacip bir anre de yoktur anlamındadır. Nevevl şöyle demiştir: Şafiı "Harmele"de fera' ve anrenin müstehap olduğunu açıkça ifade etmiştir. Ebu. Davud, Nesai, İbn Mace'nin sahih olduğunu belirterek Hakim ve İbnu'I-Münzir'in Nubeyşe'den şöyle dediğine dair naklettikleri rivayet de bunu desteklemektedir: "Bir adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Bizler cahiliye döneminde iken Receb ayında bir anre keserdik. Bize ne emredersin, diye sordu. Allah Rasulü: Siz hangi ayda olursa olsun Allah için kesebilirsiniz, diye buyurdu. Adam: Biz cahiliye döneminde fera' diye bir kurban keserdik, dedi. Allah Rasulü: Her bir saimede (meralarda yayılan davarlarda) senin davarlarının arasında beslenen bir fera' vardır. Bu yük taşıyabilecek hale geldiği vakit sen de onu keser, etini tasadduk edersin, böylesi daha hayırlıdır, diye buyurdu." Bu hadis-i şeriften anlaşıldığına göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem fera' ve anreyi kökünden iptal etmemiştir. Bunların her birisine dair bazı nitelikleri kaldırmıştır. Fera'ın iptal ettiği niteliği, ilk doğduğu sırada kesilmesi niteliğidir. Anrenin iptal ettiği niteliği ise özellikle Receb ayında kesilmesi niteliğidir

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Neither Fara' nor 'Atira) is permissible)." Al-Fara' was the first offspring (they got of camels or sheep) which they (pagans) used to offer (as a sacrifice) to their idols. 'Atira was (a sheep which used to be slaughtered) during the month of Rajab

Sahîh-i Buhârî No. 5533 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ عَبْدِ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ بْنِ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا مِنْ مَكْلُومٍ يُكْلَمُ فِي اللَّهِ إِلاَّ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَكَلْمُهُ يَدْمَى، اللَّوْنُ لَوْنُ دَمٍ وَالرِّيحُ رِيحُ مِسْكٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah yolunda yara almış herkes mutlaka kıyamet gününde yarası kanayarak gelecektir. Rengi kan rengi ama kokusu misk kokusu olacaktır

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "None is wounded in Allah's Cause but will come on the Day of Resurrection with his wound bleeding. The thing that will come out of his wound will be the color of blood, but its smell will be the smell of musk

Sahîh-i Buhârî No. 5576 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ بِإِيلِيَاءَ بِقَدَحَيْنِ مِنْ خَمْرٍ، وَلَبَنٍ فَنَظَرَ إِلَيْهِمَا، ثُمَّ أَخَذَ اللَّبَنَ، فَقَالَ جِبْرِيلُ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي هَدَاكَ لِلْفِطْرَةِ، وَلَوْ أَخَذْتَ الْخَمْرَ غَوَتْ أُمَّتُكَ‏.‏ تَابَعَهُ مَعْمَرٌ وَابْنُ الْهَادِ وَعُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ وَالزُّبَيْدِيُّ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e İsra'ya götürüldüğü gece İlya'da iken ona birinin içinde şarap, diğerinin içinde süt bulunan iki kase getirildi. O her ikisine de baktıktan sonra sütü aldı. Bunun üzerine Cibril: Sana, fıtrata uygun olana hidayet veren. Allah'a hamd olsun. Eğer şarabı almış olsaydın ümmetin azacaktı, dedi

Narrated Abu Huraira:On the night Allah's Messenger (ﷺ) was taken on a night journey (Miraj) two cups, one containing wine and the other milk, were presented to him at Jerusalem. He looked at it and took the cup of milk. Gabriel said, "Praise be to Allah Who guided you to Al-Fitra (the right path); if you had taken (the cup of) wine, your nation would have gone astray

Sahîh-i Buhârî No. 5578 Sahih

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَابْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولاَنِ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَشْرَبُ الْخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُهَا وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَسْرِقُ السَّارِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ كَانَ يُحَدِّثُهُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ثُمَّ يَقُولُ كَانَ أَبُو بَكْرٍ يُلْحِقُ مَعَهُنَّ ‏"‏ وَلاَ يَنْتَهِبُ نُهْبَةً ذَاتَ شَرَفٍ، يَرْفَعُ النَّاسُ إِلَيْهِ أَبْصَارَهُمْ فِيهَا حِينَ يَنْتَهِبُهَا وَهْوَ مُؤْمِنٌ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Zina eden, zina ettiği vakit mu'min olarak zina etmez. İçki içen bir kimse mu'min olarak onu içmez. Hırsızlık yapan bir kimse mu'min olarak hırsızlık yapmaz." İbn Şihab dedi ki: Ayrıca Abdulmelik b. Ebi Bekr b. Abdurrahman b. el-Haris b. el-Hişam'ın bana haber verdiğine göre Ebu Bekr bunu ona Ebu Hureyre'den diye tahdis eder, sonra da şöyle derdi: "Ebu Bekr bunlarla beraber şunu da ekliyordu: Değerli, insanların önemsediklerinden ötürü gözlerini kaldırıp bakacaklan bir şeyi zorla çekip alan bir kimse de, mu'min olarak böyle bir şeyi gasp edip almaz." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kim dünyada şarap içer de sonra ondan tevbe etmezse, ahirette ondan mahrum edilir." el-Hattabi ve Şerhu's-Sünne adlı eserinde el-Beğavi şöyle demektedir: Hadis, "böylesi cennete girmez" anlamındadır. Çünkü şarap cennetliklerin içeceğidir. Onu içmekten mahrum edilmesi, onun cennete girmeyeceğinin delilidir. İbn Abdilberr de şöyle demektedir: Bu çok ağır bir tehdit olup, cennete girmekten mahrum oluşa delildir. Çünkü yüce Allah cennette içenlere lezzet veren şaraptan nehirler bulunduğunu, bu şaraptan içtikleri için başlarının ağrımayacağını, saçmalamayacaklarını haber vermiştir. Eğer içki içen bir kimse cennette içki olduğunu yahut ona ceza olmak üzere mahrum edildiğini bildiği halde girecek olursa, cennette üzüntü ve kederin de söz konusu olması gerekir. Oysa orada üzüntü ve keder olmayacaktır. Eğer cennette içkinin bulunduğunu bilmiyor ve ona ceza olmak üzere ondan mahrum kılındığını da bilmiyor ise, ondan mahrum edilmekten ötürü onun için bir acı söz konusu olmaz. Bu sebeple kimi ilim adamları şöyle demişlerdir: İçki içen asla cennete girmeyecektir. (İbn Abdilberr) dedi ki: Ancak bu pek benimsenen bir görüş değildir. Hadis ehl-i sünnete göre böyle bir kimsenin diğer büyük günah sahipleri hakkında olduğu gibi, Allah'ın kendisini affetmesi hali müstesna, cennete girmeyeceği ve orada hamrı (şarabı) içmeyeceği şeklinde yorumlanır. O, bu haliyle Allah'ın meşietine kalmıştır. Buna göre hadisin anlamı şöyle olur: Böyle bir kimsenin ahiretteki cezası -yüce Allah'ın onu affetmesi hali dışında- cennete girmekten mahrum edileceği için ahirette de içki içmekten mahrum edilmektir. (İbn Abdilberr devamla) der ki: İlahi affa mazhar olarak cennete girmesi, sonra da orada hiç içki içmemesi, cennette içki olduğunu bilse dahi canının onu çekmemesi ihtimali de düşünülebilir. Bunu Ebu Said'in merfu olarak zikrettiği hadis de desteklemektedir: "Her kim dünyada ipek giyerse, ahirette onu giymeyecektir. O cennete girse dahi sair cennet ehli onu giyecek ama kendisi giymeyecektir." Derim ki: Bu hadisi Tayalisı rivayet etmiş, İbn Hibban da sahih olduğunu belirtmiştir. Buna yakın bir diğer hadis de Abdullah b. Amr'ın merfu olarak rivayet ettiği şu hadistir: "Kim ümmetimden içki içtiği halde (tevbe etmeksizin) ölürse Allah ona cennette onu içmeyi haram kılar." Bu hadisi Ahmed hasen bir senedIe rivayet etmiştir. Hadislerden Çıkan Sonuçlar 1...:-_Tevbe / büyük masiyet olan günahlara keffarettir. Hadis, küfürden tevbe edilmesi halinde günahının keffareti olacağı hususunda kat'i olmakla birlikte, diğer günahlar hakkında ehl-i sünnet arasında kat'i mi yoksa zanni mi olduğu konusunda görüş ayrılığı vardır. Nevevı, daha güçlü görüş zanni olduğudur, demiştir. Kurtubi de şöyle demektedir: Şeriatın hükümlerini iyice inceleyen bir kimse, yüce Allah'ın samimi olarak tevbe edenlerin tevbesini kat'i olarak kabul ettiğini görür. Samimi bir tevbenin ise birtakım şartları vardır. Bu şartlara dair gerekli açıklamalar Rikak bahsinde gelecektir. Bu başlıktaki hadis bazı günahlara dair tevbenin sahih ve doğru olacağına, bazıları için de söz konusu olmayacağına delil gösterilebilir. 2- İçki içmeye dair tehdit, sarhoşluk olmasa dahi içki içen herkesi kapsar. Çünkü hadiste tehdit herhangi bir kayıt söz konusu olmaksızın mücerred içmek hakkında zikrediimiştir. Üzümden yapılan şarap hususunda icma' vardır. Başka sarhoş edici şeyler hakkında da böyledir. Ancak üzümün dışındaki maddelerden yapılıp sarhoşluk vermeyene gelince, cumhura göre onunla ilgili hüküm de böyledir. 3- Nebi efendimizin: "Sonra ondan tevbe etmezse" hadisinden tevbenin, gargara denilen can çekişme boğaza varmadığı sürece ömrün tamamında meşru olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü "sonra" lafzı, arada bir sürenin geçmesinin söz konusu olacağına delildir. Tevbenin kabul edilmesi için hemen günahtan sonra yapılması şart değildir. Doğruyu en İyi bilen Allah'tır. "İiya'da ... " Burası Beytu'l-Makdis'in bulunduğu şehirdir. Hadiste hamd etmeyi gerektiren bir şeyin meydana gelmesi ve çekinilen bir şeyin bertaraf edilmesi halinde hamd etmenin meşru olduğu da anlaşılmaktadır. "İçki içtiği zaman mu'min olarak o içkiyi içmez." İbn Battal der ki: Bu hadis içki içmeye dair varid olmuş buyrukların en ağındır. Hariciler buna sarılarak kasten ve haram olduğunu bilerek büyük günah işleyenin kafir olduğuna hüküm vermişlerdir. Ehl-i sünnet ise burada sözü geçen "iman"ı kamil iman diye yorumlamışlardır. Çünkü masiyet işleyen bir kimse, iman bakımından masiyet işlemeyene göre imanı daha eksik bir hale düşer. Bu işi yapan bir kimsenin hali, sonunda imanın gitmesine kadar varır, maksadıyla. söylenmiş olma ihtimali de vardır. Nitekim baş tarafları şöyle olan Osman'ın rivayet ettiği hadiste de böyle buyurulmaktadır: "Hamr'dan uzak durunuz. Şüphesiz ki o, bütün kötülüklerin anasıdır. -Bu hadiste şu ifadeler de vardır-: Şüphesiz hamr ve iman bir arada bulunmaz. Mutlaka onlardan birisinin diğerini dışarı çıkarması da uzun sürmez." Bunu Beyhakı hem metfu, hem mevkuf olarak rivayet etmiş, İbn Hibban da merfu rivayetin sahih olduğunu belirtmiştir

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "An adulterer, at the time he is committing illegal sexual intercourse is not a believer; and a person, at the time of drinking an alcoholic drink is not a believer; and a thief, at the time of stealing, is not a believer." Ibn Shihab said: `Abdul Malik bin Abi Bakr bin `Abdur-Rahman bin Al- Harith bin Hisham told me that Abu Bakr used to narrate that narration to him on the authority of Abu Huraira. He used to add that Abu Bakr used to mention, besides the above cases, "And he who robs (takes illegally something by force) while the people are looking at him, is not a believer at the time he is robbing (taking)

Sahîh-i Buhârî No. 5603 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ بِقَدَحِ لَبَنٍ وَقَدَحِ خَمْرٍ‏.‏

Ebu. Hureyre r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem İsra'ya götürüldüğü gece ona bir kase süt ile bir kase şarap getirildi

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) was presented a bowl of milk and a bowl of wine on the night he was taken on a journey (Al-Mi'raj)

Sahîh-i Buhârî No. 5608 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ نِعْمَ الصَّدَقَةُ اللِّقْحَةُ الصَّفِيُّ مِنْحَةً، وَالشَّاةُ الصَّفِيُّ مِنْحَةً، تَغْدُو بِإِنَاءٍ، وَتَرُوحُ بِآخَرَ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sağmal devenin sütünü vermek he güzel bir sadakadır. Seçkin sağmal koyunu (sütünü) hediye etmek ne güzeldir. O koyun sabahleyin bir kap süt verir, akşamleyin bir başka kap süt verir

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The best object of charity is a she-camel which has (newly) given birth and gives plenty of milk, or a she-goat which gives plenty of milk; and is given to somebody to utilize its milk by milking one bowl in the morning and one in the evening

Sahîh-i Buhârî No. 5627 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، قَالَ لَنَا عِكْرِمَةُ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَشْيَاءَ، قِصَارٍ حَدَّثَنَا بِهَا أَبُو هُرَيْرَةَ، نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الشُّرْبِ مِنْ فَمِ الْقِرْبَةِ أَوِ السِّقَاءِ، وَأَنْ يَمْنَعَ جَارَهُ أَنْ يَغْرِزَ خَشَبَهُ فِي دَارِهِ‏.‏

(Eyyub es-Sahtiyanı) dedi ki: İkrime bize dediki: "Dikkat edin size kısa kısa bazı şeyleri haber vereceğim. Bunları bize Ebu Hureyre tahdis etmişti. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kırba ya da tulumun ağzından içmeyi ve kişinin kendi evine komşusunun bir ağaç (kütüğünün) ucunu yerleştirmesine engel olmasını nehyetti

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) forbade drinking directly from the mouth of a water skin or other leather containers. and forbade preventing one's neighbor from fixing a peg in (the wall of) one's house

Sahîh-i Buhârî No. 5628 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، أَخْبَرَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُشْرَبَ مِنْ فِي السِّقَاءِ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kırba ve tulumun ağzından içmeyi yasaklamıştır

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) forbade the drinking of water directly from the mouth of a water skin

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya