Bu derste itikadın merkez kavramını, imanı öğreneceğiz: İman nedir, nasıl gerçekleşir, amelle ilişkisi nedir ve iman artar mı, eksilir mi?
İmanın tarifi
İman sözlükte “güvenmek, tasdik etmek” demektir. Ehl-i sünnet âlimlerine göre iman: Hz. Muhammed’in Allah katından getirdiği, dinden olduğu kesin olarak bilinen şeylerin hepsini kalp ile tasdik etmektir.
- Tasdik: Kalbin, bilgiyi kabul edip ona teslim olmasıdır. Sadece bilmek yetmez; İblis de Allah’ı biliyordu ama teslim olmadı.
- İkrar: İmanı dil ile söylemektir. Mâtürîdîlere göre ikrar, dünyada Müslüman hükümlerinin uygulanması için şarttır; konuşma engeli veya zorlama gibi bir mazeret olmadıkça ikrardan kaçınan kimse mümin sayılmaz. Bir kısım âlim ikrarı imanın “zâid (ek) rüknü” saymıştır.
- İcmâlî ve tafsîlî iman: Her Müslümanın iman esaslarına topluca (icmâlen) inanması gerekir; ayrıntısını bildiği her konuya da ayrıntısıyla (tafsîlen) inanır.
İman ve amel
Ehl-i sünnete göre amel imanın bir parçası değil, onun gereği ve meyvesidir. Kur’an’da “İman edip salih amel işleyenler” ifadesinin sıkça geçmesi, amelin imandan ayrı ama ona bağlı olduğunu gösterir.
- Namaz kılmayan, oruç tutmayan veya büyük günah işleyen mümin, bunların farz ve haram olduğunu kabul ettiği sürece imandan çıkmaz; günahkâr (fâsık) bir mümindir. Allah dilerse affeder, dilerse günahı kadar cezalandırır (Nisâ 4/48).
- Haricîler büyük günah işleyeni kâfir, Mu‘tezile ise “ne mümin ne kâfir” saymıştır. Ehl-i sünnet bu iki aşırı yolu da reddetmiştir.
- Farz olan bir hükmü inkâr etmek (örneğin “namaz farz değildir” demek) ise imanla bağdaşmaz; çünkü inkâr tasdiki ortadan kaldırır.
İman artar mı, eksilir mi?
Bu konu Ehl-i sünnet içinde ifade farkı olan bir meseledir:
- Ebû Hanîfe ve Mâtürîdîler: İman, tasdik olması bakımından artmaz ve eksilmez; tasdik ya vardır ya yoktur. Ancak imanın kuvveti, nuru ve kemali artıp eksilir.
- Eş‘arîler ve hadis âlimleri: “Onların imanları artar” (Enfâl 8/2) gibi ayetlere dayanarak imanın artıp eksileceğini söylerler. Burada kastedilen, imanın kemali ve meyveleridir.
Sonuçta iki görüş arasındaki fark büyük ölçüde lafzîdir: Herkes, imanın özünde bir bütün olduğunda ve ameller ile kuvvetlenip zayıfladığında birleşir.
Taklidî ve tahkikî iman
Delilini bilmeden, çevresinden duyduğu gibi inanmaya taklidî iman; delillerini bilerek ve anlayarak inanmaya tahkikî iman denir. Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunluğuna göre taklidî iman geçerlidir; ancak kişi delil aramayı terk ettiği için eksiklik içindedir. İmanı sağlam temellere oturtmak için temel delilleri öğrenmek tavsiye edilir.
İmanda istisna: “İnşallah müminim” demek
Mâtürîdîler, imanın şu anki varlığı kesin olduğundan “İnşallah müminim” demeyi uygun görmemiş, “Hakkan müminim” demeyi tavsiye etmiştir. Eş‘arîler ise bu sözü, imanla ölmenin (hüsn-i hâtime) Allah’ın dilemesine bağlı olduğu anlamında caiz görmüştür. Bu da niyet ve anlam farkına dayanan bir ihtilaftır.
İmanı zedeleyen şeyler
İmanın zıddı küfürdür: Dinden olduğu kesin bilinen bir şeyi inkâr etmek, Allah’ı, peygamberi veya kutsal değerleri alaya almak, Allah’a ortak koşmak (şirk). Kalbiyle inanmadığı hâlde Müslüman görünmeye nifak denir. Bir Müslümanı delilsiz olarak küfürle itham etmek ise ağır bir sorumluluktur; bu konu ileri seviyedeki iman, amel ve tekfir dersinde ele alınır.
Bu derste öğrendiklerimiz
- İman, Hz. Peygamber’in getirdiği kesin bilinen esasları kalp ile tasdiktir; ikrar dünyadaki hükümler için gereklidir.
- Amel imanın parçası değil, meyvesidir; büyük günah mümini imandan çıkarmaz.
- İmanın artıp eksilmesi meselesindeki Mâtürîdî-Eş‘arî farkı büyük ölçüde lafzîdir.
- Taklidî iman geçerlidir; delilleriyle bilmek (tahkik) tavsiye edilir.
Kendini sına
Ehl-i sünnete göre namaz kılmayan bir Müslüman kâfir olur mu?
Namazın farz olduğuna inanıyorsa kâfir olmaz; büyük günah işlemiş bir mümindir. Farziyetini inkâr ederse imanla bağdaşmaz.
İkrarın imandaki yeri nedir?
Mâtürîdîlere göre dünyada Müslüman olarak muamele görmek için şarttır; imanın asıl rüknü kalbin tasdikidir.
Taklidî iman nedir, geçerli midir?
Delilini bilmeden, duyduğu gibi inanmaktır. Çoğunluğa göre geçerlidir; ancak delillerini öğrenmek gerekir.
Kaynaklar: Bakara 2/285; Nisâ 4/48, 136; Enfâl 8/2; Hucurât 49/14; Müslim, Îmân, 1; Ebû Hanîfe, el-Fıkhü’l-ekber; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Nesefî, el-Akâid; Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid; TDV İslâm Ansiklopedisi, “İman” maddesi; Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal, I.