1.802 hadis bulundu · sayfa 22/91
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يُقِيمُ الرَّجُلُ الرَّجُلَ مِنْ مَجْلِسِهِ، ثُمَّ يَجْلِسُ فِيهِ ".
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bir kişi bir başkasını oturduğu yerden kaldırıp sonra da kendisi oraya oturmaz, buyurdu."
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said, "A man should not make another man get up from his (the latter's) seat (in a gathering) in order to sit there
Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Müslim: Selam
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى أَنْ يُقَامَ الرَّجُلُ مِنْ مَجْلِسِهِ وَيَجْلِسَ فِيهِ آخَرُ، وَلَكِنْ تَفَسَّحُوا وَتَوَسَّعُوا. وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَكْرَهُ أَنْ يَقُومَ الرَّجُلُ مِنْ مَجْلِسِهِ، ثُمَّ يُجْلِسَ مَكَانَهُ.
İbn Ömer'den rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir adamın oturduğu yerden kaldırılarak diğerinin onun yerine oturmasını nehyetmiştir; ama "yer açınız, genişletiniz" diye buyurmuştur." İbn Ömer de bir kimsenin oturduğu yerden kalktıktan sonra bir başkasının yerine oturtulmasını hoş görmezdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: "Size yer açın, denildiğinde genişletin ki, Allah da size genişlik versin ... "(Mücadele, 11) buyruğu." Ayetin anlamı ile ilgili olarak farklı görüşler vardır. Bunun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bulunduğu meclise has olduğu söylenmiştir. İbn Battal dedi ki: Bazıları burada söz konusu edilen özellikle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisidir, demişlerdir. Bu açıklama Mücahid ve Katade'den nakledilmiştir. Derim ki: Taberani'nin, Katade'den diye naklettiği şu şekildedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisinde (yanında oturmak için) onun geldiğini gördüklerinde birbirleriyle yarış ıri ar ve oturdukları yerlerde darlık olurdu. Bu sebeple yüce Allah onlara birbirleri için yer genişletmelerini emretti. Derim ki: Bununla birlikte bu hususta ayetin özelolarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in meclisi ile ilgili olduğunu anlamak gerekmemektedir. el-Hasen el-Basri 'den şöyle dediği nakledilmiştir: Bundan maksat savaş meclisidir. Yüce Allah'ın: "Kalkın" buyruğunun anlamı da savaş için kalkın demektir. Cumhurun görüşüne göre ayet, hayır meclislerinin bütün çeşitleri hakkında geneldir. Yüce Allah'ın: "Genişletin ki, Allah da size genişlik versin" buyruğu siz genişletirseniz Allah da dünya ve ahirette size genişlik verir, demektir. "O, bir adamın oturduğu yerden kaldırılıp oraya bir başkasının oturmasını nehyetmiştir." Hadisi Müslim: "Adam bir başkasını oturduğu yerden kaldırıp sonra kendisi oraya oturmasın" diye rivayet etmiştir. "Ama yer açınız, genişlik veriniz, derdi." el-İsmai!l bunu Kabisa'dan gelen bir rivayet olarak kaydetmiş olmakla birlikte, onda "desin" ifadesi bulunmamaktadır. Müslim ise bu fazlalığı münferid olarak Ubeydullah İbn Ömer'in Nafl'den diye rivayet etmiş olduğuna işaret etmiştir. Malik, Leys, Eyyub ve İbn Cüreyc de bu hadisi bu fazlalık olmaksızın Nafi'den diye rivayet etmişlerdir. İbn Cüreyc şunu eklemektedir: Ben Nafi'e: (Bu) Cuma namazı hakkında mıdır, diye sordum. O: Cuma namazı hakkında da, başkası hakkında da aynı şeydir, dedi. İbn Ebi Cemra dedi ki: Bu lafız bütün meclisler hakkında umumidir ama ya mescidler, hakimlerin meclisleri ile ilim meclisleri gibi umumi meclisler hakkında yahut muayyen birtakım kimseleri bir eve ziyafet ve benzeri bir maksatla davet eden kimsenin meclisinde olduğu gibi özel meclisler hakkındadır. Devamla dedi ki: Bu yasağın hikmeti, kinlerin ortaya çıkmasına sebep olan Müslümanın hakkını kısmanın yasaklanmasıdır ve karşılıklı sevgiyi gerektiren alçak gönüllülüğe bir teşviktir. Aynı şekilde mubah olan hususlarda bütün insanlar birbirine eşittir. Bundan dolayı herhangi bir şeyi öncelikle elde eden ona hak kazanır. Bir şeyi hak eden bir kimse ise, eğer o şeyden hakkı olmayan bir şey alacak olursa o aldığı haksız şey bir gasptır, gasp ise haramdır. Buna göre bu gibi tutumların bir kısmı mekruh, bir kısmı haram dahi olabilir. Hadisteki "yer açın, genişlik verin" ifadesine gelince, birincisi kendi aralarında yeri açıp genişletmeleri anlamında, ikincisi ise birbirlerine daha da yaklaşarak içerideki topluluğun dışarıdan giren kimselere oturacak yer açmaları anlamındadır. --- İbn Ebi Cemra'dan özetle iktibas burada sona ermektedir. --- "Adamın oturduğu yerden kalkıp sonra da yerine başkasını oturtmayı hoş görmezdi." Bu hadisi Buhari el-Edebu'I-Müfred'de şu lafızIa rivayet etmiştir: "İbn Ömer için bir adam oturduğu yerden kalkacak olursa, onun kalktığı yere oturmazdı." İbn Battal dedi ki: Bu husustaki yasağın hükmü hakkında görüş aynlığı vardır. Bunun edeb için emredildiği söylenmiştir. Yoksa alim kimse için ön görülen, anlayışlı ve akıl sahibi kimselerin etrafında bulunmalarıdır. Bunun zahiri üzere olduğu da söylenmiştir. Dolayısı ile mubah olan bir meclise daha önce gelmiş olan kimsenin kaldırılması caiz olmaz. Bu görüşün sahipleri hadisi yani Müslim'in, Ebu Hureyre'den rivayet ettiği şu merfu hadisi delil göstermişlerdir: "Sizden biriniz meclisinden kalkıp da sonra o meclise geri dönerse, o oturduğu yere başkasına göre daha bir hak sahibidir." Bu görüşte olanlar derler ki: Döndükten sonra oturduğu yere daha çok hak sahibi olduğuna göre, kalkmadan önceki hakkı sabit demektir. Ayrıca bu az önce belirtilen İbn Ömer'in uygulaması ile de desteklenmektedir. Çünkü hadisi rivayet eden odur, hadisten neyin kastedildiğini de en iyi o bilir. Bunun edeb için olduğu açıklamasını yapanlar da şöyle cevap vermişlerdir: Oturulan yer aslında oturmadan önce de, oradan ayrıldıktan sonra da onun mülkü değildir. O halde burada hak sahibi oluşta kastedilen, öncelikle oturma halidir. Buna göre orayı terk edip kalkan bir kimsenin oturduğu yerdeki hakkı, büsbütün ortadan kalkar, ama dönmek üzere kalkan kimsenin ise başkasına göre öncelik hakkı vardır. İmam Malik'e, Ebu Hureyre'nin hadisine dair soru sorulunca, o: Ben onu işitmedim. Bununla birlikte eğer kısa zamanda geri dönecek olursa güzeldir, uzun zaman geçtikten sonra dönerse onun böyle bir hakka sahibi olduğu görüşünde değilim, ama bu güzel ahlak kabilindendir, demiştir. Kurtubi de el-Mufhim adlı eserinde şöyle demektedir: Bu hadis, oturan kimsenin oturduğu yerden kalkıncaya kadar o yerin özelolarak kendisine ait oluşunu vacip kabul eden görüşün doğru olduğuna delil teşkil etmektedir. Oturulan yer oturanın önceden de, sonradan da mülkü olmadığından bunu edeb öğretmek için kabul edenlerin gösterdikleri delil ise delil sayılmaz. Çünkü bizler oranın o kişinin mülkü olmadığını kabul ediyoruz ama maksadını gerçekleştirinceye kadar orası ona mahsustur. Bundan dolayı oranın menfaatine malik olmuş gibidir. Bu sebeple bu hususta başkası onunla çekişemez. Nevevi dedi ki: Bizim mezhebimize mensup ilim adamlarımız der ki: Bu, mescidde yahut bir başka yerde -mesela, namaz kılmak maksadıyla- oturan kimse hakkındadır. Böyle birisi bu yerden tekrar oraya dönmek maksadıyla -mesela, ab de st almak istemek yahut kısa süren bir iş görmek için- ayrılacak olursa, sonra da o yerine dönerse, o yerin ona ait olma özelliği ortadan kalkmaz. Ondan sonra o yerine gelip oturan kimseyi kaldırma hakkına sahiptir, oturan kimsenin de ona itaat etmesi görevidir. Peki ona itaat etmesi vacip midir? Farklı iki görüş vardır. Daha sahih olanı vacip olduğudur. Müstehap olduğu da söylenmiştir. Bu, aynı zamanda Malik'in görüşüdür. Bizim mezhebimize mensup ilim adamları şöyle der: Onun o yerde daha çok hak sahibi oluşu sadece o namaz içindir, başka namaz vakitleri için değildir. Oradan kalkıp seccade ve buna benzer bir şey bırakıp gitmesi ile bunu yapmaması arasında da bir fark yoktur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. İyad dedi ki: İlim adamları ders ve fetva vermek için mescidin belli bir yerine oturmayı alışkanlık haline getirmiş olan kimsenin durumu hakkında farklı görüşlere sahiptirler. İmam Malik'ten böyle bir kimsenin, eğer o yerde oturduğu bilinen bir hal alacak olursa, daha bir hak sahibidir. (Iyad devamla) dedi ki: Cumhurun benimsediği görüş ise bu vacip bir hak değil, daha güzel g6rülen bir şeydir. Muhtemelen Malik'in kasdettiği de budr. Açık arazilerde ve kimsenin mülkü olmayan yollarda satıcıların oturdukları yerler hakkında da b6yle demişlerdir. Derler ki: Bu gibi yerlerden herhangi bir kısmında oturmayı alışkanlık haline getirmiş olan bir kimse, maksadını gerçekleştirinceye kadar orada durmaya daha bir hak sahibidir. Kurtubi dedi ki: Cumhurun benimsediği görüş ise, bunun vacip bir hak 01madığıdır. Nevevı dedi ki: İbn Ömer'e nispet edilen tutuma gelince, o onun veraından ileri gelir. Yoksa kalkan kimsenin nzası ile olduğu takdirde orada oturması haram değildir. Ama kendisi, kendisi için ayağa kalkan kimsenin utandığından 6türü, g6nül hoşluğu ile olmayarak ayağa kalkmış olabileceği ihtimali dolayısıyla oraya oturmak istememiştir. Böylelikle bu sakıncadan kurtulmak için bu kapıyı kapatmak istemiştir yahut yakınlaştırıcı amellerde başkasını kendisine tercih etmenin mekruh olduğu ya da evla olanın aksi olduğu görüşünde olduğundan dolayı bunu kabul etmemiştir. O herhangi bir kimsenin kendisi için böyle bir şey yapmasını istemediğinden ötürü bu işe yanaşmazdl. Mezhebimiz alimleri: Başkasını kendisine tercih etmek, nefsin kendisine ait paylar ve dünyevı işler için yapıldığı takdirde 6vülen bir iş olur
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) forbade that a man should be made to get up from his seat so that another might sit on it, but one should make room and spread out. Ibn `Umar disliked that a man should get up from his seat and then somebody else sit at his place
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي غَالِبٍ، أَخْبَرَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ الْحِزَامِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِفِنَاءِ الْكَعْبَةِ مُحْتَبِيًا بِيَدِهِ هَكَذَا.
İbn Ömer r.a.'dan dedi ki: "Ben Rasıllullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Ka'be'nin bir yanında eliyle şöylece ihtiba etmiş iken gördüm ... " Fethu'l-Bari Açıklaması: "İki el ile ihtiba etmek"ten mescidde namazı beklerken eliyle ihtiba halinde oturması istisna edilmiştir. Bü hadiste işaret edildiği üzere bir eli diğerinin bileği üzerine koymak suretiyle bir eliyle diğerini de tutması gerekir. Ama bu durumda parmaklarını birbirine geçirmemelidir. Çünkü Ahmed'in, Ebıl Said'den rivayet ettiği hadiste bu hususa dair nehy varid olmuştur. Hadisin senedinde bir beis yoktur. Namaz bölümünün Mescidlere dair başlıklarında parmakları birbirine geçirmeye dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: İhtiba halinde oturan kimsenin elleriyle bir şeyler yapması namaz ya da başka bir şey için harekete geçmesi caiz değildir. Çünkü bu durumda avreti görülür. Ancak üzerinde avretini örten bir elbisesi varsa caizdir. Bu ihtiba denilen oturuş şeklinin sadece iki el ile yapılan hali ile ilgilidir. Kabul edilen açıklama şekli de budur. Ancak ed-Davudi, İbnu't-Tin'in kendisinden naklettiğine göre ihtiba ile kurfusa oturuşu arasında fark gözeterek şöyle demiştir: İhtiba oturuşu ayaklarını dikip diz kapaklarını birbirinden uzaklaştırıp üzerinden bir elbise dolayıp onu dğümlemesidir. Şayet kamis (gömlek) yahut bir başka elbise giyinmiş ise böyle bir oturuş yasak değildir. Eğer üzerinde hiçbir elbise bulunmuyor ise işte kurfusa oturuşu budur. ed-Davudi böyle demiştir olmakla birlikte kabul edilen açıklama, az önce geçen şeklidir
Narrated Ibn `Umar:I saw Allah's Messenger (ﷺ) in the courtyard of the Ka`ba in the Ihtiba.' posture putting his hand round his legs like this
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ ـ هُوَ ابْنُ سَعِيدٍ ـ عَنْ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ رَأَيْتُنِي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَنَيْتُ بِيَدِي بَيْتًا، يُكِنُّنِي مِنَ الْمَطَرِ، وَيُظِلُّنِي مِنَ الشَّمْسِ، مَا أَعَانَنِي عَلَيْهِ أَحَدٌ مِنْ خَلْقِ اللَّهِ.
İbn Ömer r.a.'dan dedi ki: "Ben kendimi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kendi ellerimle beni yağmurdan koruyacak, güneşten gölgelendirecek bir ev bina ederken görmüşümdür. Onu yaparken Allah'ın yarattıklarından hiç kimse bana yardım etmemişti
Narrated Ibn `Umar:During the life-time of the Prophet (ﷺ) I built a house with my own hands so that it might protect me from the rain and shade me from the sun; and none of Allah's creatures assisted me in building it
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَفَلَ مِنْ غَزْوٍ أَوْ حَجٍّ أَوْ عُمْرَةٍ يُكَبِّرُ عَلَى كُلِّ شَرَفٍ مِنَ الأَرْضِ ثَلاَثَ تَكْبِيرَاتٍ، ثُمَّ يَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهْوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ، آيِبُونَ تَائِبُونَ، عَابِدُونَ لِرَبِّنَا، حَامِدُونَ، صَدَقَ اللَّهُ وَعْدَهُ، وَنَصَرَ عَبْدَهُ، وَهَزَمَ الأَحْزَابَ وَحْدَهُ ".
Abdullah İbn Ömer'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem savaş, hac veya umreden dönerken yükseğe çıktığı her yerde üç kere tekbir getirir sonra şöyle derdi: "Ortağı bulunmayan Allah'tan başka ilah yoktur. Mülk de onundur hamd de ona mahsustur. O her şeye kadirdir. Bizler ona döneceğiz. Ona tövbe edip ibadet etmekte ve hamd etmekteyiz. Allah'ın vaadi hak yardımı kesindir. O tek başına düşmanlarını yok edebilecek kudrete sahiptir" Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadiste her ne kadar yalnızca savaş, hac ve umre zikredilse de alimlerin çoğuna göre söz konusu dua başka amaçlarla yapılan yolculuklar için de geçerlidir. Ancak bu yolculuğun akraba ziyareti ya da ilim talebi gibi meşru sebeplerle yapılması şarttır. Çünkü bunların her biri Allah'a itaat kavramına dahildir. Hatta mubah yolculuklar için dahi bu dua geçerlidir. Zira hakkında sevap vaadi bulunmayan yolculuklara çıkanlar sevap elde edecekleri filleri yapmaktan men edilmemişlerdir. Allah'ın vaadinden maksat İslam dininin yayılması ve müslümanların güçlenmesidir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır "Allah size pek çok ganimetler vaat etmektedir", "Allah içinizden iman edip makbul ve güzel işler işleyenlere kesin olarak vaat buyurur ki: Daha önce mu'minleri dünyada hakim kıldığı gibi kendilerini de hakim kılacak, kendileri için beğenip seçtiği İslam dinini tatbik etme gücü verecek ve yaşadıkları korkulu dönemin arkasından, kendilerini tam bir güvene erdirecektir. Çünkü onlar, yalnız Bana ibadet edip hiçbir şeyi Bana şerik yapmazlar. Artık bundan sonra kim küfrana saparsa, işte onlar yoldan Çıkıp Allah'a karşı gelmiş olurlar". Bu ayetler savaş yolculukları ile ilgilidir. Hac ve umre ile ilgili ise "Allah dilerse mescidi harama güven içinde gireceksiniz" buyurulmuştur. Hadis metninde Allah'ın yardımından bahsedilirken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine yapılan yardımı kastetmektedir. Allah düşmanlarını hiç bir insanoğlunun katkısı olmaksızın hezimete uğratmaya muktedirdir. Düşman ifadesiyle kimlerin kastedildiğine dair farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre bunlar hendek savaşında müslümanlara karşı birleşen Kureyşli kafirler ve onlara tabi olan Arap ve yahudi kabilelerdir. Bunlar hakkında Ahzab suresi nazil olmuştur. Bu konudaki rivayet savaş bölümünde ayrıntısıyla nakledilmiştir
Narrated Ibn `Umar:Whenever Allah's Messenger (ﷺ) returned from a Ghazwa or Hajj or `Umra, he used to say, "Allahu Akbar," three times; whenever he went up a high place, he used to say, "La ilaha illal-lahu wahdahu la sharika lahu, lahu-l-mulk wa lahu-l-hamd, wa huwa'ala kulli Shai 'in qadir. Ayibuna ta'ibuna 'abiduna lirabbina hamidun. Sadaqa-l-lahu wa'dahu, wa nasara`Abdahu wa hazama-l-ahzaba wahdahu
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّمَا النَّاسُ كَالإِبِلِ الْمِائَةُ لاَ تَكَادُ تَجِدُ فِيهَا رَاحِلَةً ".
Abdullah bin Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İnsanlar ancak yüz deve gibidir. İçlerinde hemen hemen kamil sıfatlı, kullanışlı, bir tane iyi binek devesi bulamazsın!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Emanetin Kaldırılmas!." "Emanet", "hıyanet" kelimesinin zıttıdır. Onun kaldırılmasından maksat, güvenilir kimsenin yok olması veya yok denecek kadar azalacak şekilde ortadan kaldırılmasıdır. "Emanet zayi edildiği zaman." Bu cümle kıyametin ne zaman kopacağını soran bedeviye verilen cevaptır. "Emaneti zayi etmek nasılolur?" sorusunu soran da aynı kişidir, "İş ehli olmayan kimseye havale edilip verildiğinde." "İş" kelimesinden maksat hilafet, idarecilik, yargı, fetva ve bunun dışında başka şeyler gibi dinle alakah olan işler demektir. İbn Battal şöyle demiştir: "İş ehli olmayan kimseye havale edilip verildiğinde" cümlesinin manası şudur: İdareciler, Allahu Teala'ın kullarını kendilerine emanet ettiği ve onlara içtenlikle bağlı olmalarını emrettiği kimselerdir, Dolayısıyla onların dindar kimseleri göreve getirmeleri gerekir. İdareciler dindar olmayan kimseleri göreve getirdiklerinde Allahu Teala'ın kendilerine yüklediği emaneti zayi etmiş olurlar. Emanet konusunda zikredilen ve merfu olduğu ifade edilen ikinci sıradaki Huzeyfe hadisi isnadı ve metniyle Fiten Bölümünde gelecektir ve inşaailah orada açıklanacaktır. Hadisteki "el-müntebir" kabarcık demektir. Hattabi'ye göre Huzeyfe "baya'tu" fiili ile alışverişi kastetmiştir. "Ala sa'ihL" Bundan maksat o hıristiyandan karşı tarafın hakkını almak için başına getirilmiş olan validir. "Sa'!" kelimesi çoğunlukla zekat memurları anlamında kullanılır. Burada cizyeyi almaya yetkili olan memur anlamı da kastediImiş olabilir. İbn Kuteybe'nin hadiste geçen "er-rahile" kelimesinin binmek için seçilmiş iyi cins deve anlamında olduğunu söylediği naklediimiştir. "İnsanlar ancak yüz deve gibidir" hadisinde geçen "er-rahile" kelimesini Ezheri şöyle açıklamıştır: "er-rahile" Araplarda erkek ve dişi olmak üzere iyi cins binek devesi demektir. Hadiste ifade edilmek istenen şudur: Dünyadan zühd içinde olan, bu konuda kamil olan ve ahireti isteyen kimseler, iyi cins binek devesinde olduğu gibi gayet azdır. Nevevi şöyle demiştir: Bu, güzel bir açıklamadır. Bu iki açıklamadan daha güzeli ise başkalarının şu ifadesidir: İnsanlardan durumundan hoşnut olunan, vasıfları kamil olan azdır. Bizce bu ikinci şıktır. Ancak onu "zahid" kelimesiyle tahsis etmiştir. Uygun olanı şeyh in de dediği gibi bunu genellemektir. Kurtubi şöyle demiştir: Hadisteki örneklemeye uygun olan açıklama insanların yüklerini ve ağırlıklarını onların adına yüklenen, sıkıntılarını gideren, kqliteli insan birçok devenin içinde iyi cins binek devesinde olduğu gibi az bulunur. İbn Battal şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: İnsanlar çoktur, onlardan hoşnut olunanlar azdır. İmam Buhari, hadisi "Emanetin Kaldırılması Bölümünde zikretmek suretiyle bu manaya işaret etmiştir. Çünkü niteliği bu olan kimse hakkında tercih edilen davranış, onunla samimiyet kurmamak, birlikte bulunmamaktır
Narrated `Abdullah bin `Umar:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "People are just like camels, out of one hundred, one can hardly find a single camel suitable to ride
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا مَاتَ أَحَدُكُمْ عُرِضَ عَلَيْهِ مَقْعَدُهُ غُدْوَةً وَعَشِيًّا، إِمَّا النَّارُ وَإِمَّا الْجَنَّةُ، فَيُقَالُ هَذَا مَقْعَدُكَ حَتَّى تُبْعَثَ إِلَيْهِ".
İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz vefat ettiği zaman sabah akşam ona oturacağı yer arz olunup, gösterilir. Ateşten olan ve cennetten olan oturağı gösterilir de ona ta diriltileceği vakte kadar 'İşte burası senin durağındır!- denilir
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "When anyone of you dies, his destination is displayed before him in the forenoon and in the afternoon, either in the (Hell) Fire or in Paradise, and it is said to him, "That is your place till you are resurrected and sent to it
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبَانَ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. {يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ} قَالَ " يَقُومُ أَحَدُهُمْ فِي رَشْحِهِ إِلَى أَنْصَافِ أُذُنَيْهِ ".
İbn Ömer'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "yevme yekumu'n-nasu li Rabbi'l-alemin" ayetini "Onlardan her biri kulaklannın yanlarına kadar kendi terleri içinde ayağa kalkacaklar" şeklinde açıklamıştır
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said (regarding the Verse), "A Day when all mankind will stand before the Lord of the Worlds,' (that day) they will stand, drowned in their sweat up to the middle of their ears
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا دَخَلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ، وَأَهْلُ النَّارِ النَّارَ، ثُمَّ يَقُومُ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ يَا أَهْلَ النَّارِ لاَ مَوْتَ، وَيَا أَهْلَ الْجَنَّةِ لاَ مَوْتَ، خُلُودٌ ".
İbn Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme girdiği zaman sonra bir nidacı ayağa kalkar ve aralarında 'Ey ateş ehli, artık ölüm yoktur' Ey cennet ehli, artık ölüm yok, ebedilik vardır!" diye nida eder
Narrated Ibn `Umar:The Prophet; said, "The people of Paradise will enter Paradise, and the people of the (Hell) Fire will enter the (Hell) Fire: then a call-maker will get up (and make an announcement) among them, 'O the people of the (Hell) Fire! No death anymore ! And O people of Paradise! No death (anymore) but Eternity
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ أَسَدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا صَارَ أَهْلُ الْجَنَّةِ إِلَى الْجَنَّةِ، وَأَهْلُ النَّارِ إِلَى النَّارِ، جِيءَ بِالْمَوْتِ حَتَّى يُجْعَلَ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، ثُمَّ يُذْبَحُ، ثُمَّ يُنَادِي مُنَادٍ يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ لاَ مَوْتَ، يَا أَهْلَ النَّارِ لاَ مَوْتَ، فَيَزْدَادُ أَهْلُ الْجَنَّةِ فَرَحًا إِلَى فَرَحِهِمْ. وَيَزْدَادُ أَهْلُ النَّارِ حُزْنًا إِلَى حُزْنِهِمْ ".
İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cennet ehli cennete, cehennem ehli de cehenneme ayrılıp gidince ölüm (bir koç suretine büründürülerek) getirilir. Bu koç cennetle cehennem arasında yatırılır, sonra kesilir, sonra bir nidacı 'Ey cennet ehli artık ölüm yoktur! Ey cehennem ehli ölüm yoktur!' diye nida eder. Cennet ehlinin ferahına bir ferah daha eklenir. Cehennem ehlinin hüzün ve kederine bir hüzün daha eklenir
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "When the people of Paradise have entered Paradise and the people of the Fire have entered the Fire, death will be brought and will be placed between the Fire and Paradise, and then it will be slaughtered, and a call will be made (that), 'O people of Paradise, no more death ! O people of the Fire, no more death ! ' So the people of Paradise will have happiness added to their previous happiness, and the people of the Fire will have sorrow added to their previous sorrow
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَمَامَكُمْ حَوْضٌ كَمَا بَيْنَ جَرْبَاءَ وَأَذْرُحَ ".
İbn Ömer'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Önünüzde bir havuz vardır ki (büyüklüğü) Cerba ile Ezruh arası gibidir" buyurmuştur
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said, "There will be a tank (Lake-Fount) in front of you as large as the distance between Jarba and Adhruh (two towns in Sham)
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّذْرِ قَالَ " إِنَّهُ لاَ يَرُدُّ شَيْئًا، وَإِنَّمَا يُسْتَخْرَجُ بِهِ مِنَ الْبَخِيلِ ".
İbn Ömer r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Adakta bulunmayı yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: "Adak hiçbir şeyi değiştirmez. Adak cimri insandan bir şeyler koparır
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) forbade vowing and said, "In fact, vowing does not prevent anything, but it makes a miser to spend his property
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حَفْصٍ، وَبِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاِبْنِ صَيَّادٍ " خَبَأْتُ لَكَ خَبِيئًا ". قَالَ الدُّخُّ. قَالَ " اخْسَأْ فَلَنْ تَعْدُوَ قَدْرَكَ ". قَالَ عُمَرُ ائْذَنْ لِي فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ. قَالَ " دَعْهُ، إِنْ يَكُنْ هُوَ فَلاَ تُطِيقُهُ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ هُوَ فَلاَ خَيْرَ لَكَ فِي قَتْلِهِ ".
İbn Ömer r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem İbn Sayyad'a: "Sana bir şey sakladım demiş, İbn Sayyad da (duman demek istedi ama) "du, du" demekten daha fazlasını söyleyemedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Zelil ol, kehanetten öteye gidemezsin" buyurdu. Hz. Ömer: "İzin ver, boynunu vurayım" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise: "Bırak, eğer o (deccal) ise sen ona bir şey yapamazsın. (Deccal) değilse öldürülmesinde bir hayır yoktur" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer: Musannif ayette yer alan "araya girmek" kelimesini hadiste geçen kalpleri çevirmek" kelimesi ile açıklamak istemiştir. Ragıp el-Isfahani, buna işaret ederek şöyle demiştir: "Allah hikmetigereğince, insanın kalbine onu istediği şeyden çevirecek bir his verir." İbn Battal ise şöyle demiştir: İbn Ömer hadisinin konubaşlığı ile ilgisi şudur: Ayet Allah'ın küfür ve imanı yarattığına, kafirin kalbi ile ona emrettiği iman arasına girdiğine, Allah takdir etmedikçe kafirin imanı elde edemeyeceğine delalet eder. Aksine Allah imanın zıddını takdir etmiş ve kişi kafir olmuştur. Mümin için de durum buna ters istikamette gerçekleşir. Ayet kulların hayır ve şer tüm fiillerini yaratanın Allah olduğuna delalet eder. Hadiste yer alan "Kalpleri çevirmek" sıfatı da aynı anlama gelmektedir. Kulun kalbini imanı tercih etmekten küfrü tercih etme ya da bunun aksi yönünde değiştirir. Allah'ın her fiili adildir. Dalalete düşürüp yalnız bıraktığı kişiyi elde ettiği bir haktan mahrum etmiş değildir. İkinci hadisin konu başlığıyla ilgisi ise, Nebi s.a.v.'in "(deccal) ise sen ona bir şey yapamazsın" demesidir. Yani, Allah'ın ilminde bu kimsenin ortaya çıkıp bir şeyler yapacağı var ise Allah'ın ilminde geleceği belli olan birine bir şey yapmaya gücün yetmez. Allah sana bunu yapacak bir güç verse o zaman bu durum kendi ilminde var olanın değişmesi anlamına gelir ki, Allah bundan münezzehtir
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said to Ibn Saiyad, "I have kept for you a secret." Ibn Saiyad said, "Ad-Dukh." The Prophet said, "Keep quiet, for you cannot go beyond your limits (or you cannot exceed what has been foreordained for you)." On that, `Umar said (to the Prophet (ﷺ) ), "Allow me to chop off his neck!" The Prophet said, "Leave him, for if he is he (i.e., Ad-Dajjal), then you will not be able to overcome him, and if he is not, then you gain no good by killing him
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْثًا وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ، فَطَعَنَ بَعْضُ النَّاسِ فِي إِمْرَتِهِ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنْ كُنْتُمْ تَطْعَنُونَ فِي إِمْرَتِهِ فَقَدْ كُنْتُمْ تَطْعَنُونَ، فِي إِمْرَةِ أَبِيهِ مِنْ قَبْلُ، وَايْمُ اللَّهِ إِنْ كَانَ لَخَلِيقًا لِلإِمَارَةِ، وَإِنْ كَانَ لَمِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ، وَإِنَّ هَذَا لَمِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ بَعْدَهُ ".
İbn Ömer r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Usame İbn Zeyd komutanlığında bir seriye gönderdi. Ancak bazı kimseler Usame'nin komutanlığı hakkında ileri geri konuşmaya başladılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine şöyle buyurdu: ''Usame'nin komutanlığı hakkında ileri geri konuşuyorsunuz. Daha önce babasının komutanlığı hakkında da ileri geri konuşmuştunuz. Allah'a yemin ederim ki, (babası Zeyd) komutanlığa layıktı, o benim en çok sevdiğim kişilerden biriydi. Usame de Zeyd'den sonra benim en çok sevdiğim kimselerden biridir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Nebi s.a.v.'in ........ diyerek yemin etmesi: İbn Abbas'tan nakledildiğine göre Allah'a yemin etmek Allah'ın isimleriyle yemin etmektir. Bu nedenle Malikiler ve Hanefiler ...... ifadesinin bir yemin olduğu kanaatindedirler. Şafiiler'e göre yemine niyet etme halinde bu lafızia yemin sabit olur. Yemin dışında bir niyetle bu lafız kullanılırsa o zaman yemin sabit olmaz. Bu lafız mutlak olarak söylenirse, anlamı ile ilgili iki değerlendirme bulunmaktadır: Bunların doğru olanı yemin niyetiyle söylenmemişse bu lafızia yemin sabit olmayacağıdır. Ahmed İbn Hanbel'den bu hususta iki görüş nakledilmiştir. Bunların sahih olanı bu lafızia yemin sabit olacağıdır. Gazali .uıl IJ ifadesinin anlamı ile ilgili iki görüş bulunduğunu belirtmiştir. Bu görüşlerden birine göre bu lafız .uıG anlamındadır. Diğer görüşe göre ise i .uı anlamındadır. Tercih edilmesi gereken görüş de ikincisidir. Bazıları ...... lafzının.uıl lafzı ile aynı anlama geldiğini söylemişlerdir. Maverdi,.uıı lafzının, ..... lafzının aksine, Arap örfünde kullanımının oldukça yaygın olduğunu belirtmiştir ........ lafzının kullanımıyla yeminin sabit olacağını söyleyenler bu lafzın .uıl anlamına gelmesinden hareket etmişlerdir .... Allah'ın sıfatlarından biridir, O'nun sıfatları kadimdir. Nevevi, et-Tehzib'de .uıl IJ lafzının ....... tamlaması gibi olduğunu, bu nedenle mutlak olarak söylendiğinde bu lafızia yeminin sabit olduğunu söylemiştir. Bir sonraki bölüm başlığı altında yer alan bir rivayet bu lafzın yemin anlamına geldiğini desteklemektedir. Süleyman İbn Davud aleyhisseıam kıssası ile ilgili Ebu Hureyre'den nakledilen bu hadise göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Muhammed'in nefsini elinde bulundurana yemin ederim ki .........." Süleyman inşallah deseydi (istediği kadar çocuğu olur ve bunların) her biri cihat ederdi» Allah en doğrusunu bilir . .......lafzının mutlak söylenmesi ile yeminin sabit olacağını ileri sürenler bu hadise dayanmışlardır. Oysa bu hadis sadece önce takdir edilenin aynısına delalet etmektedir, .uıl ........' Allah hakkı için anlamındadır. Musannif daha sonra Usame İbn Zeyd'in komutan tayin edilmesi ile ilgili İbn Ömer hadisini nakletmiştir. Bu hadis Megazi ve Menakıb'da yeterince şerh edilmişti
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) sent an army detachment and made Usama bin Zaid its commander. Some people criticized (spoke badly of) Usama's leadership. So Allah's Messenger (ﷺ) got up saying, "If you people are criticizing Usama's leadership, you have already criticized the leadership of his father before. But Waaimullah (i.e., By Allah), he (i.e. Zaid) deserved the leadership, and he was one of the most beloved persons to me; and now this (his son Usama) is one of the dearest persons to me after him." (See Hadith No. 765, Vol)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَتْ يَمِينُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " لاَ وَمُقَلِّبِ الْقُلُوبِ ".
İbn Ömer, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in لا ومقلِّب القلوب Hayır, kalpleri çevirene yemin ederim, diye yemin ettiğini nakletmiştir
Narrated Ibn `Umar:The oath of the Prophet (ﷺ) used to be: "No, by Him who turns the hearts
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَدْرَكَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ وَهْوَ يَسِيرُ فِي رَكْبٍ يَحْلِفُ بِأَبِيهِ فَقَالَ " أَلاَ إِنَّ اللَّهَ يَنْهَاكُمْ أَنْ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ، مَنْ كَانَ حَالِفًا فَلْيَحْلِفْ بِاللَّهِ، أَوْ لِيَصْمُتْ ".
Abdullah İbn Ömer r.a.'den şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kervanda yol alırken Ömer İbn e\-Hattab'ın babası adına yemin ettiğini işitti ve şöyle buyurdu: "Dikkat edin, Allah atalarınız adına yemin etmenizi yasaklıyar. Kim yemin edecekse ya Allah adına yemin etsin ya da sussun
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) met `Umar bin Al-Khattab while the latter was going with a group of camel-riders, and he was swearing by his father. The Prophet (ﷺ) said, "Lo! Allah forbids you to swear by your fathers, so whoever has to take an oath, he should swear by Allah or keep quiet
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ قَالَ سَالِمٌ قَالَ ابْنُ عُمَرَ سَمِعْتُ عُمَرَ، يَقُولُ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ يَنْهَاكُمْ أَنْ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ ". قَالَ عُمَرُ فَوَاللَّهِ مَا حَلَفْتُ بِهَا مُنْذُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ذَاكِرًا وَلاَ آثِرًا. قَالَ مُجَاهِدٌ {أَوْ أَثَرَةٍ مِنْ عِلْمٍ} يَأْثُرُ عِلْمًا. تَابَعَهُ عُقَيْلٌ وَالزُّبَيْدِيُّ وَإِسْحَاقُ الْكَلْبِيُّ عَنِ الزُّهْرِيِّ. وَقَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ وَمَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَالِمٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ سَمِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عُمَرَ.
Abdullah İbn Ömer r.a. şöyle demiştir: Babam Ömer, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine "Allah atalarınız adına yemin etmenizi yasaklıyar" dediğini anlattı. Ömer şöyle demiştir: "Allah'a yemin ederim ki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu sözünü duyduktan sonra ister kasten ister başkasından naklederek olsun asla böyle yemin etmedim
Narrated Ibn `Umar:I heard `Umar saying, "Allah's Messenger (ﷺ) said to me, 'Allah forbids you to swear by your fathers." `Umar said, "By Allah! Since I heard that from the Prophet (ﷺ) , I have not taken such an oath, neither intentionally, nor by reporting the oath of someone else
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهُ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ ".
Abdullah İbn Ömer r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Atalarınız adına yemin etmeyin" buyurmuştur
Narrated `Abdullah bin `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Do not swear by your fathers
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اصْطَنَعَ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ وَكَانَ يَلْبَسُهُ، فَيَجْعَلُ فَصَّهُ فِي بَاطِنِ كَفِّهِ، فَصَنَعَ النَّاسُ خَوَاتِيمَ ثُمَّ إِنَّهُ جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَنَزَعَهُ، فَقَالَ " إِنِّي كُنْتُ أَلْبَسُ هَذَا الْخَاتِمَ وَأَجْعَلُ فَصَّهُ مِنْ دَاخِلٍ ". فَرَمَى بِهِ ثُمَّ قَالَ " وَاللَّهِ لاَ أَلْبَسُهُ أَبَدًا ". فَنَبَذَ النَّاسُ خَوَاتِيمَهُمْ.
İbn Ömer r.a.'den nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem altından bir yüzük yaptırmıştl. Yüzüğün kaşını, avucunun içine doğru getirerek takıyordu. Bunun üzerine insanlar da kendilerine yüzük yaptırdılar. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem minbere çıktı, oturdu, yüzüğü Çıkardı ve: "Ben bu yüzüğü takıyor, kaşını da avvcmun içine getiriyordum" dedi. Yüzüğü attıktan sonra da: "Vallahi, bunu bir daha takmayaeağım" buyurdu. İnsanlar da yüzüklerini çıkardılar. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yemin etmesi istenmediği halde yemin eden kişi: Nebi s.a.v.'in nasıl yemin ettiğine dair bölümde bu konuda çok fazla örnek zikredilmişti. Musannif, burada da Nebi s.a.v.'in altın yüzük takması ile ilgili İbn Ömer'den radıyalli'ıhu anh nakledilen bir rivayete yer vermiştir. Bu hadisin şerhine Libas kitabının sonunda genişçe yer verilmişti. Bazı Şafii ilim adamlarına göre itaat ile ilgili meseleler haricinde, istenmediği halde yemin etmek mekruhtur. İbnu'l-Müneyyir şöyle demiştir: Bu bölüm başlığında kastedilen' "Allah'ı yeminierinizle, iyilik etmenize, takva sahibi olmanıza ve insanlann arasını bulmaya engel yapmayın"(Bakara, 224) ayetinde kastedilen ile aynıdır
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) had a gold ring made for himself, and he used to wear it with the stone towards the inner part of his hand. Consequently, the people had similar rings made for themselves. Afterwards the Prophet; sat on the pulpit and took it off, saying, "I used to wear this ring and keep its stone towards the palm of my hand." He then threw it away and said, "By Allah, I will never wear it." Therefore all the people threw away their rings as well
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّذْرِ وَقَالَ " إِنَّهُ لاَ يَرُدُّ شَيْئًا، وَلَكِنَّهُ يُسْتَخْرَجُ بِهِ مِنَ الْبَخِيلِ ".
Abdullah b. Ömer r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem nezirde bulunmayı yasaklamış ve "Şurası muhakkaktır ki nezir hiçbir şeyi geri çevirmez. Fakat nezir sebebiyle cimri kimseden mal çıkarılır" demiştir
Narrated `Abdullah bin `Umar:The Prophet (ﷺ) forbade the making of vows and said, "It (a vow) does not prevent anything (that has to take place), but the property of a miser is spent (taken out) with it