181 hadis bulundu · sayfa 1/10
حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي هِنْدٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ ". قَالَ عَبَّاسٌ الْعَنْبَرِيُّ حَدَّثَنَا صَفْوَانُ بْنُ عِيسَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ.
İbn Abbas r.a.'ın anlattığına göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Çoğu insanın farkına varamadığı iki nimet vardır ki, onlar sağlık ve boş vakittir
Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) said: "There are two blessings that many people are deceived into losing: health and free time
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَة، فَأَصْلِحِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَة ".
Enes r.a.'in rivayet ettiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'ım' Sadece ahiret hayatı gerçek hayattır. Muhacirler ile Ensarı bağışla" diye dua etmiştir
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) said, "O Allah! There is no life worth living except the life of the Hereafter, so (please) make righteous the Ansar and the Emigrants
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ السَّاعِدِيُّ، كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْخَنْدَقِ وَهْوَ يَحْفِرُ وَنَحْنُ نَنْقُلُ التُّرَابَ وَيَمُرُّ بِنَا فَقَالَ " اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ، فَاغْفِرْ لِلأَنْصَارِ وَالْمُهَاجِرَهْ ". تَابَعَهُ سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ.
Sehl İbn Sa'd es-Sa'idi r.a. şöyle rivayette bulunmuştur: Hendek gazvesinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraberdik, o kazıyor, biz toprağı taşıyorduk. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi görünce: "Allah'ıml Sadece ahiret hayatı gerçek hayattır. Ensar ve Muhacirleri bağışla" diye dua etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: Müellifin "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla, Kitabu rikak, sıhhat ve boş vakit, sadece ahiret hayatı gerçek hayattır" sözlerine gelince, "er-Rikak" ve "er-Rekaik" kelimesi "Rakika (yumuşaklık)" kelimesinin çoğul halidir. Söz konusu hadislerin bu isimle adlandırılması, bu hadislerin her birinin kalpte bir yumuşaklık oluşturmasındandIL Dil alimleri "Yumuşak kalp ii olmak merhamete ve sertliğin zıddına vesiledir" demişlerdir. İbn Battal şöyle der: İnsan beden sağlığını güvenceye almadıkça rahat edemez. Sağlığını güvence altına alan kimse, Allah'ın kendisine verdiği nimete şükretmeye devam etsin. Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasakladıklanndan sakınmak ona şükretmektiL Bunu yerine getiremeyen ise aldatılmıştıL Hadisteki "çoğu kimse" ifadesi ile de emirleri yerine getirip yasaklardan sakınan kimselerin sayıca azlığına işaret edilmiştiL İbnü'l-Cevzi şöyle demiştir: İnsan bazen sağlıklı olur fakat maişete kendini veremez. Bazen zengin olur fakat sağlığı pekiyi olmaz. Hem sağlık hem de zenginlik bir araya gelip de tembellik galip gelirse, işte o kişi aldanmıştır. Bütün bunlar, dünyanın ahiretin tarlası olmasındandır. Dünyada ticaret vardır ki, onun faydası ahirettedir. Fırsatlarını ve sağlığını Allahla itaatte kullanan kimse, gıpta edilecek kimsedir. Vaktini ve sağlığını Allah'a masiyet ederek kullanan kimse, aldanan kimsedir. Zira fırsatı iştigal, sağlığı da hastalık takip eder
Narrated Sahl bin Sa`d As-Sa`idi:We were in the company of Allah's Messenger (ﷺ) in (the battle of) Al-Khandaq, and he was digging the trench while we were carrying the earth away. He looked at us and said, "O Allah! There is no life worth living except the life of the Hereafter, so (please) forgive the Ansar and the Emigrants
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَوْضِعُ سَوْطٍ فِي الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَلَغَدْوَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ رَوْحَةٌ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا ".
Sehl r.a. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Cennette bir kırbaç kadar yer dünya ve dünyadaki her şeyden daha iyidir" buyurduğunu rivayet etmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Müellifin "Dünya ahiret mukayesesi" ifadesi Müslim, Tirmizı ve Nesai'nin Kays İbn Ebi Hazim Müstevrid İbn Şeddad (Müstevrid Resulullah'a kadar ulaştırmış) tarikiyle rivayet ettikleri "Allah'a yemin ederim ki, dünya ahirete nisbetle ancak şudur: Biriniz parmağını denize batırıp çıkardığında elinde ne kadar su kalır?" hadisinin bir kısmından ibarettir. Buhari'nin şartına göre bu rivayetin senedi tabiıye kadar gelmektedir. Zira o tabiı Müstevrid'den radıyaJlahu anh hadis rivayet etmemiştir. Kurtvbi şöyle demiştir: Bu "Dünya malları azıcık bir şeydir" ayetine benzemektedir. Buradaki "azıcık" ifadesi de dünya hayatına nispetledir. Ahirete nispetle ise dünya malının hiçbir değer ve kıymeti yoktur. Bir benzetme yapmak ve akla yaklaştırmak için bu ifade sarf edilmiştir. Yoksa sonu olan ile sonu olmayan arasında bir kıyaslama yapmak asla mümkün değildir. "Elinde ne kadar su kalır?" ifadesi de buna işaret etmektedir. Şöyle ki, parmakta kalan deniz suyu nasıl değer ifade etmiyor ise, dünya da ahirete nispetle öyle değersizdir. Netice itibariyle dünya denize batırılıp çıkarılan parmağa yapışan su (ıslaklık), ahiret ise bütün denizin suyudur. İbn Atiyye şöyle demiştir: Bu ayette dünya hayatı ile dünyaya ait tasarrufIar kastedilmiş, fakat dünyada yapılan ibadetler, hayatı devam ettirmeye ve ibadetleri yerine getirmeye gerekli olan şeyle kastedilmemiştir. "Ziynet" eşyayı süsleyen ve güzelleştiren bir şeydir, fakat eşyanın zatından değildir. "Övünmek" Arapların adeti olan neseple övünmek anlamında kullanılır. "Servetin çokluğu" kelimesinin müteallakı ayette yer almaktadır. Benzetme şu şekildedir: İnsan doğup büyür, güçlenir, mal, evlat ve mevki sahibi olur, yükselir daha sonra inişe başlar, yaşlanır, iş-güçten kalır, hastalanır, başına çeşitli musibetler gelir, sonra ölür, işler ters döner, malları başkasının eline geçer ve eski düzen değişir. Bu durum bir toprağa benzer ki, ona yağmur yağar ve yeşerip çok cazip hale gelir, bu yeşillikler kurur ve sararır, sonra parçalanıp darmadağın olur. Kafirler kelimesi ile bu ayette kimlerin kastedildiği hususunda ihtilaf olmuştur: Bazılarına göre bu ayette kendilerinden söz edilen kafirler Allah'ı inkar eden kişilerdir. Zira onlar dünya hayatına aşırı düşkün ve dünyadaki güzelliklere çılgınca hayrandırlar. Bazılarına göre ise bu ayette çiftçiler kastedilmiştir. Onlar da tohumu toprağa gömer yani toprakla tohumu örterler. Bitkiler konusunda bilgi sahibi kimseler oldukları için neye hayran olacağını bilen kimseler olarak burada zikredilmişlerdir. İmam Gazali İhyau ulumi'd-dfn adlı eserinde Müstevrid'in hadisini zikretmiş ve ardındanşöyle demiştir: Bilmiş ol ki, gafIetteki dünya ehli, bir gemiye binip seyahate çıkan kimselere benzer. Onlar bir adacığa gelir, ihtiyaçlarını gidermek için gemiden inerler. Görevliler de onları uyarır ve fazla kalmamalarını aksi halde onları bırakıp gideceklerini söylerler. Onların bazıları bu uyarıyı dikkate alır, acele eder, çabuk döner, geniş ve rahat yere yerleşirler. Bazıları da etrafa dağılır, bir grup etraftaki yeşilliğe, çiçeklere, meyvelere, nehirlere, madenIere bakıp kendini kaybeder, sonra birden kendine gelip gemiye gelir, fakat ilk yerleştikleri yerler kadar iyi yerlere yerleşemezler. Ancak yine de kendilerini kurtarmış olurlar. Diğer bir grup da birinci grup gibi dağılır, dalarlar. Fakat bunlar bu güzelliklere, meyvelere, çiçeklere iyice dalar ve oradan ayrılmak istemezler. Onları toplar, almaya ve gemiye götürmeye çalışırlar. Ancak onlar gemiye geldiklerinde daha dar ve kötü koşullar altında bir yolculuk yapmak zorunda kalırlar, kendilerinden başka hiçbir getirdiklerini sığdıramazlar, zorlanırlar, meyve ve çiçekler kurur, topladıkları her şey rüzgarda savrulur ve sonunda kendilerini kurtarmak için onları atmak zorunda kalırlar. Üçüncü bir grup ise, bu nimetin içine iyice dalarlar, uyarıcının dediklerine kulak tıkarlar. Sonra geminin hareket edeceği çağrısını duyunca apar top ar kalkıp gemiye gelirler, fakat gemiyi çoktan hareket etmiş bulurlar. Onlar aldıkları ile adada kalır ve helak olurlar. Dördüncü bir grup ise, aşırı dalgınlıktan geminin hareket edeceği nidasını bile duymazlar, o arada gemi de gitmiş olur, onlar darmadağın olur, kimilerini yırtıcı hayvanlar yer, kimileri sağa sola çarpar ölür, kimileri açlıktan ölür, kimilerini de yılan çayanlar sokar ölürler. İşte bu anlık değerlerin peşinde koşan geleceğini ihmal eden, dünya ehlinin misalidir ki onların sonu hakkında şöyle demek kalır: Ne çirkindir dünyadaki altın, gümüş gibi taşlara aldanıp dünya hayatına dalanların hali ki, onlar bu topladıklarının hiç birini kendileriyle beraber ahirete götüremediler. Allah yardımcımız olsun
Narrated Sahl:I heard the Prophet (ﷺ) saying, "A (small) place equal to an area occupied by a whip in Paradise is better than the (whole) world and whatever is in it; and an undertaking (journey) in the forenoon or in the afternoon for Allah's Cause, is better than the whole world and whatever is in it
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو الْمُنْذِرِ الطُّفَاوِيُّ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، قَالَ حَدَّثَنِي مُجَاهِدٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَنْكِبِي فَقَالَ " كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ، أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ ". وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَقُولُ إِذَا أَمْسَيْتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ، وَإِذَا أَصْبَحْتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ الْمَسَاءَ، وَخُذْ مِنْ صِحَّتِكَ لِمَرَضِكَ، وَمِنْ حَيَاتِكَ لِمَوْتِكَ.
Abdullah İbn Ömer r.a.'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem omzumu tutup "Dünyada garip veya yolcu gibi ol" buyurdu. İbn Ömer hep "Akşam'a kavuştuğunda sabahı, sabaha ulaştığında akşamı bekleme, sağlığında hastalığın için, yaşamında da ölümün için bir şeyler yap" derdi.
Narrated Mujahid:`Abdullah bin `Umar said, "Allah's Messenger (ﷺ) took hold of my shoulder and said, 'Be in this world as if you were a stranger or a traveler." The sub-narrator added: Ibn `Umar used to say, "If you survive till the evening, do not expect to be alive in the morning, and if you survive till the morning, do not expect to be alive in the evening, and take from your health for your sickness, and (take) from your life for your death
Diğer tahric: Tirmizi, zühd; İbn-i Mace, rikak Fethu'l-Bari Açıklaması: "Dünyada garip veya yolcu gibi ol" hadisi hakkında et-Tibi şöyle demiştir: Buradaki "veya" kelimesi şek için değil, emre icabette seçenek bırakmak içindir. "J (daha doğrusu)" manasında demek daha güzelolsa gerek. Böylece kul önce kalacak yeri olmayan bir miskine benzetilmiş, sonra durum daha da ileri bir noktaya götürülerek yolcuya benzetilmiştir. Zira garip, bazen gurbet beldelerinde ikamet edebilmektedir. Ancak uzak bir diyara doğru yola çıkan kimse ise, onu bekleyen vadiler, dağlar, yol kesiciler ve beklenmedik nice tehlikeler vardır. Çünkü o bir an bile durmaz, yoluna devam eder. Bu vecihten olsa gerek İbn Ömer bu ifadenin akabinde "Akşama kavuştuğunda sabahı, sabaha ulaştığın da akşamı bekleme", "Kendini kabir ehlinden say" demiştir. Yani hiç yorulmadan yoluna devam et, zira sen bir kusur işleyip yolunu devam ettirmezsen o vadilerde helak olursun. Bu benzetmede benzetilenin anlamı budur. Benzeyen ise "sağlığında hastalığın için bir şeyler yap" sözüdür. Yani ömür hiçbir zaman sağlık ve hastalıktan hali olamaz. Dolayısıyla sağlıklı olduğun zamanda kudretin yettiği ölçüde yaşam seyrinden daha fazla mesafe kat etmeye çalış ki, hastalandığında, zayıf düştüğünde kaybettiklerinin yerini doldursun. Bazıları da şöyle demiştir: Bu hadis dünyadan el çekip zühde dalmaya ve kanaatli olmaya teşvik eder. İmam-ı Nevevi de şöyle demiştir: Bu hadisin manası, dünyaya itimat etme, orayı ebedi kalınacak yer olarak görme, dünyadan gurbetçinin almayacağı şeyleri alma. Bazıları da şöyle demektedir: Yolcu, bir istikamete doğru gitmekte olan kimsedir. Dolayısıyla insan dünyada, efendisi tarafından bir ihtiyaç için başka bir şehre gönderilen köle gibidir. Dolayısıyla o, üstlendiği görevi yerine getirip biran evvel memleketine geri dönmeli ve gereksiz şeylere takılmamalıdır. "Sağlığında hastalığın için de bir şeyler yap" yani sağlıklı olduğun zamanlar itaat ve ibadetlerle meşgul ol ki, hastalandığında eksiklik olursa yerini doldurabilsin. "Hayatında ölümün için bir şeyler yap". Bunun manası Hakim'in rivayet ettiği İbn Abbas'ın şu merfu hadisiyle daha iyi anlaşılmaktadır. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem birine nasihat ederek: Beş şeyden önce şu beş şeyin kıymetini bil: Yaşlanmadan önce gençliğinin; hastalanmadan. önce sağlığının; fakirleşmeden önce zenginliğinin; meşguliyetten önce boş vaktinin ve ölüm gelmeden önce hayatının kıymetini bil". Bu hadisi İbnü'l-Mübarek de Kitabu'z-Zühd'de Amr İbn Meymune'nin mürsel rivayetlerinden biri olarak sahih bir tarikle rivayet etmiştir. Bazı alimler şöyle demiştir: İbn Ömer'in sözleri merfu hadiste de yer almaktadır. İsteksizliğe son vermekle ilgilidir. Akıllı kimse daha akşamdan sabahı; sabahtan da akşamı beklememeli ve ölümün kendisini daha erken yakalayabileceğini düşünmelidir. "Sağlığında hastalığın için bir şeyler yap" sözü, ölümünden sonra sana faydalı olacağını düşündüğün bazı şeyleri yap anlamındadır. Sağlıklı günlerinde daha fazla salih ameller işlemekte acele et. Zira hastalık bazen aniden gelir ve yapacaklarımıza mani olur. Dolayısıyla miadına hazırlıksız yakalanan kimse olmaktan korkulmalıdır. Yukarıda zikredilen bu hadis şu hadise zıt değildir: "Kul hastalandığında veya yolculuğa çıktığında Allah ona sağlıklı ve mukim iken yapmış olduklarının mislini yazar". Çünkü bu hadis amel işleyen kimse hakkında müjde olarak söylenmiştir. İbn Ömer'in hadisindeki uyarı ise, am el işlemeyen kimseler hakkında varit olmuştur. Çünkü insan hastalanınca yapamadığı ameller için pişmanlık duyar, ancak bu pişmanlık ona fayda getirmez. Hadis-i şerifte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (insanları) ümmeti için iyilik yapmaya, dünyaya fazla rağbet etmemeye, dünyadan sadece ihtiyaç kadarını almaya teşvik etmiştir
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ مُنْذِرٍ، عَنْ رَبِيعِ بْنِ خُثَيْمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَطَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَطًّا مُرَبَّعًا، وَخَطَّ خَطًّا فِي الْوَسَطِ خَارِجًا مِنْهُ، وَخَطَّ خُطُطًا صِغَارًا إِلَى هَذَا الَّذِي فِي الْوَسَطِ، مِنْ جَانِبِهِ الَّذِي فِي الْوَسَطِ وَقَالَ " هَذَا الإِنْسَانُ، وَهَذَا أَجَلُهُ مُحِيطٌ بِهِ ـ أَوْ قَدْ أَحَاطَ بِهِ ـ وَهَذَا الَّذِي هُوَ خَارِجٌ أَمَلُهُ، وَهَذِهِ الْخُطُطُ الصِّغَارُ الأَعْرَاضُ، فَإِنْ أَخْطَأَهُ هَذَا نَهَشَهُ هَذَا، وَإِنْ أَخْطَأَهُ هَذَا نَهَشَهُ هَذَا ".
Abdullah r.a.'dan şöyle anlatıyor: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir dikdörtgen çizdi, ortasına bir çizgi ve bunun etrafına da birkaç kısa çizgi daha çizdi. Buyurdu ki, "Bu insan, bu da onun eceli ve etrafını sarmış, bu dışarıdaki de onun arzuları, bu kısa çizgiler ise ona sarılmış durumda. Eğer bu insan bu tarafa giderse ona bu, öbür tarafına giderse de bu isabet eder
Narrated `Abdullah:The Prophet (ﷺ) drew a square and then drew a line in the middle of it and let it extend outside the square and then drew several small lines attached to that central line, and said, "This is the human being, and this, (the square) in his lease of life, encircles him from all sides (or has encircled him), and this (line), which is outside (the square), is his hope, and these small lines are the calamities and troubles (which may befall him), and if one misses him, an-other will snap (i.e. overtake) him, and if the other misses him, a third will snap (i.e. overtake) him
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ خَطَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خُطُوطًا فَقَالَ " هَذَا الأَمَلُ وَهَذَا أَجَلُهُ، فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ جَاءَهُ الْخَطُّ الأَقْرَبُ ".
Enes r.a.'in anlattığına göre ise: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem birkaç çizgi çizdi ve "Bu insanın arzu-istekleri, bu da ecelidir. İnsan bu ikisi arasında böyle (zor durumda) kalır. Zira hangi tarafa adım atsa o tarafındaki hata yaklaşmış olur". Fethu'l-Bari Açıklaması: "Arzuların çok olması" ifadesinde arzu, insanın sevdiği uzun ömür, zenginlik gibi istek ve ümitleridir. Bir bakıma temenni de denilebilir. Temenni ile arzu farklıdır diyenler de vardır. Zira arzu-istek, temenninin aksine belli bir sebebe dayanmaktadır. Bazılarına göre insan arzusuz ve ümitsiz yaşayamaz, zira ümidini kaybedenin istekleri temenniden öteye geçemez. Bazılarına göre ise, istek şahsın bir iradesi olup şahsın bir şeyelde etmesi ancak o isteğin olmasına bağlıdır. İsteği olmayan hiçbir şeyelde edemez. Ulemanın çoğu "Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalaya dursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler" (el-Hicr 3)" ayetinin umumi bir ifade olduğunu söylemişse de bir grup ilim adamı, bu ayetin kafirler hakkında nazil olduğunu, buradaki emrin de onları tehdit ve dünya lezzetlerine daimaları sebebiyle sert bir uyarı olduğunu söylemiştir. Arzu ve isteklerin çok olması hakkında Enes'ten r.a. şu merfu hadis naklediimiştir: "Dört iş bedbahtlıktır: Gözlerin donması, kalbin kirlenmesi, arzu ve isteklerin artması ve dünyaya hırsın artması (Bezzar rivayet etmiştir) Abdullah İbn Amr'den r.a. de şu merfu hadis naklediimiştir: "Bu ümmetin ewelinin salaha kavuşmuş olması züht ve yakin (sağlam iman) ile sonunun helak olması da cimrilik ve bitmek bilmez istekler ile olmuştur (Taberani ve İbn Ebi'd-Dünya rivayet etmiştir)". Arzu ve istekleri azaltmanın gerçek züht olduğu söylenmiştir. Ancak arzu ve istekleri azaltmanın zühdün sebebi olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Zira isteklerini azaıtanın takvası artar. Arzu ve isteklerin artmasıyla ibadete karşı soğukluk ve tembellik ortaya çıkar, tövbeler ertelenir, dünyaya rağbet artar, ahiret unutulur ve kalpleri kasvet bürür. Çünkü "Onların arzu-istekleri çoğalınca kalplerini kasvet kapladı" ayetinde ifade buyrulduğu gibi ancak ölümü, kabri, sevap-günahları ve kıyamette olacakları hatırlamakla kalbin yumuşaması ve berrakıaşması gerçekleşir. Arzu ve istekleri az olan kimsenin gam-endişelerinin azalacağı ve kalbinin nurlanacağı söylenmiştir. Zira böyle bir kişi ölüme hazırlandığından dolayı ibadetler için çaba sarfeder, gamları azalır ve aza razı olmaya başlar. İbnü'l-Cevzı şöyle der: Arzu-istek insanlar için pek hoş değildir. Ama ulema bundan müstesnadır. Zira onlar istekli olmasalardı telif-tasnif işleri.,i yapamazlardı. Başkaları da şöyle demişlerdir: "Yetişkin insanın kalbi genç olarak her zaman dünya sevgisi ile arzu ve isteklerle doludur" hadisinde ifade edildiği gibi arzu-istek bütün insanoğlunun tabiatında vardır. Bu hadis-i şerifte ince bir nokta vardır. Zira arzu-istek olmasaydı kimse eğlenemez ve dünya işlerinden haz alamazdı. Burada olumsuz olan bu istekleri serbest bırakmak ve ahireti için hazırlık yapmamaktır. Bu duruma düşmeye kimseye isteklerinden tamamen arınma teklif edilmez. Hadis-i şerifte de insanlar istekleri azaltmaya ve ahiret için hazırlanmaya teşvik edilmiştir. Kötü akıbet mübalağa yoluyla, zehirli yılan sokması diye ifade edilmiştir
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) drew a few lines and said, "This is (man's) hope, and this is the instant of his death, and while he is in this state (of hope), the nearer line (death) comes to Him
حَدَّثَنِي عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ مُطَهَّرٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ مَعْنِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْغِفَارِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَعْذَرَ اللَّهُ إِلَى امْرِئٍ أَخَّرَ أَجَلَهُ حَتَّى بَلَّغَهُ سِتِّينَ سَنَةً ". تَابَعَهُ أَبُو حَازِمٍ وَابْنُ عَجْلاَنَ عَنِ الْمَقْبُرِيِّ.
Ebu Hureyre radiyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Altmış yaşına kadar gelmiş uzun ömürlü insan için Allah'ın huzurunda özür beyan etme (daha fazla yaşasaydım demek gibi) hakkı kalmaz
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Allah will not accept the excuse of any person whose instant of death is delayed till he is sixty years of age
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو صَفْوَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَزَالُ قَلْبُ الْكَبِيرِ شَابًّا فِي اثْنَتَيْنِ فِي حُبِّ الدُّنْيَا، وَطُولِ الأَمَلِ ". قَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ وَابْنُ وَهْبٍ عَنْ يُونُسَ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدٌ وَأَبُو سَلَمَةَ.
Yine Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den "Yetişkin insanın kalbi genç olarak her zaman dünya sevgisi ve arzu isteklerle doludur" buyurduğunu işittim
Narrated Abu Huraira:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "The heart of an old man remains young in two respects, i.e., his love for the world (its wealth, amusements and luxuries) and his incessant hope
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكْبَرُ ابْنُ آدَمَ وَيَكْبَرُ مَعَهُ اثْنَانِ حُبُّ الْمَالِ، وَطُولُ الْعُمُرِ ". رَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ.
Enes radiyallahu anh rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İnsanoğlu büyüdükçe mal-mülk sevgisi ve uzun yaşama arzusu da artar". Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu bab başlığı ile ilgili en-Nesefi'nin rivayeti şöyledir: Tefsir ehli bu hususta ihtilafa düşmüşlerdir. Çoğunluğa göre burada yaşlılık kastedilmiştir. Zira insan altmış ve sonrasında ihtiyarlamış olur ki bu onun, beyhude oyun ve şakayı andıran çocukluk dönemini çoktan geride bıraktığının bir alametidir. Ali bununla Resulullah s.a.v.'in kastedildiğini söylemiştir. Onlar yine ayetteki "ömür vermek" kelimesi hakkında da ihtilaf edilmiştir: Taberi Mesruk'tan naklen bunu kırk yaş olarak yorumlamıştır. Sanki bu "Sonunda erginlik çağına erince ve kırk yaşına varınca (Ahkaf, 46115)" ayetine dayanmışlardır. Kimileri de bunu konuyla ilgili gelen rivayetıere istinaden bu ayeti altmış yaş olarak yorumlamıştır. Bu rivayetlerin bazı tariklerinde ayetin muradının bu şekilde olduğu açıkça belirtilmiştir. "Allah'ın huzurunda mazeret hakkı kalmaz" ifadesinde "mazeret" kelimesi özrü ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir. Buna göre mana: "O klmsEi için özÜr beyan etmeye hiç imkan kalmamıştır" demektir. Yani adam: Şayetdaha uzun ömür verilfl1iş olsaydı bana emredilenleri yerine getirecektim der;btina cevaben de ona: "Ozür beyan etmek için sana yeterince zaman ve imkan tanındı, artık özrünü kabul etmek için hiç imkan yoktur, denilir. " Yeterince zaman ve imkan verilip de itaat ve ibadetlerini yEirine getirmediği için özür beyan etme yolu kapanmış olan kimseye ancak tövbe etmek ve büsbütün ahirete yönelmek kalır. İbn Battal şöyle der: Burada altmış yaşın sınır noktası olarak belirlenmesi, bunun tevekkül ve huşu yaşından ibaret olan olgunlukçağına yakın olmasındandır. Bu, özürden sonra gelen bir özür olup kullarını cehaletten marifete çıkarmak amacıyla Allahu Teala'tan onlara gösterilen bir lütuftur. Allahu Teala onların özürlerini kabul etmiş ve onları açık delil olmadan azaba mahkum etmedi. Gerçi onlar dünya sevgisi ve uzun yaşama arzusu üzerine yaratılmış olsalar bile yine de onlar yapmakla yükümlü olanları yerine getirmek ve sakınmakla uyarılanlardan kaçınmak için bu konuda nefisleriyle mücadele etmeye emredilmişlerdir. Hadis-i şerifte, altmışını tamamlayanların müddetlerini doldurdukları intibaını veren bazı işaretler vardır. Örneğin Tirmizı'nin hasen bir tarikle rivayet ettiği bir hadiste Ebu Hureyre'nin radıyaııilhu anh Resulullah s.a.v.'e istinaden "Ümmetimin yaşları altmış ila yetmiş arasında olacaktır. Onların pek azı yetmişi geçecektir" dediği yer almaktadır
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The son of Adam (i.e. man) grows old and so also two (desires) grow old with him, i.e., love for wealth and (a wish for) a long life
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ أَسَدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ الرَّبِيعِ، وَزَعَمَ، مَحْمُودٌ أَنَّهُ عَقَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ وَعَقَلَ مَجَّةً مَجَّهَا مِنْ دَلْوٍ كَانَتْ فِي دَارِهِمْ.
Mahmud İbn er-Rebi, r.a., Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onların bahçesindeki bir kuyudan ağzına su alıp kendisine püskürttüğünü nakletmiştir
Narrated Mahmud bin Ar-Rabi'a:I remember that the Allah's Messenger (ﷺ) took water from a bucket (which was in our home used for getting water out of well) with his mouth (and threw it on my face)
قَالَ سَمِعْتُ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ الأَنْصَارِيَّ، ثُمَّ أَحَدَ بَنِي سَالِمٍ قَالَ غَدَا عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لَنْ يُوَافِيَ عَبْدٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ، إِلاَّ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ النَّارَ ".
Mahmud, 'İtban İbn Malik el-Ensari ve Salimoğullarından bir kişiden şöyle işittiğini nakletmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bana uğradı ve şöyle buyurdu: Sadece Allah için söylenen kelime-i tevhid kıyamet gününde kişiyi cehennemden kurtarmaya yeter
Narrated `Utban bin Malik Al-Ansari:who was one of the men of the tribe of Bani Salim: Allah's Messenger (ﷺ) came to me and said, "If anybody comes on the Day of Resurrection who has said: La ilaha illal-lah, sincerely, with the intention to win Allah's Pleasure, Allah will make the Hell-Fire forbidden for him
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى مَا لِعَبْدِي الْمُؤْمِنِ عِنْدِي جَزَاءٌ، إِذَا قَبَضْتُ صَفِيَّهُ مِنْ أَهْلِ الدُّنْيَا، ثُمَّ احْتَسَبَهُ إِلاَّ الْجَنَّةُ ".
Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Allah Teala şöyle der: Dünyada sevdiği bir yakınını vefat ettirdiğim kişiyi ahirette cennetle mükafatlandırırım". Fethu'l-Bari Açıklaması: (Allah rızası için işlenen amel) Bu konu başlığı tüm nüshalarda yer alır. Ancak İbn Battal şerhinde yer almaz. İbn Battal, İtban hadisini daha önceki konu başlığına eklemiş, altmış yaş ile ilgili konu başlığını bu hadisle şöyle diyerek açıklamıştır: "musannif altmış yaşına varıp da günah işleyen kişinin cehenneme gideceği zannedilmesin diyerek ihlasla söylenen kelime-i tevhidin kişiyi kurtaracağını açıklamaya çalışmıştır. Bu durumun da uzun ömürlü ya da çok amel işleyen kişilerle sınırlı olmadığına işaret etmiştir. Bu hadisten hareketle tövbenin hadislerde belirtilen vakte kadar makbulolduğu anlaşılır. O vakit de ölüm anıdır. (Yakının vefat ettirilmesi) Bu yakın kişi, evlat ve kardeş gibi kişinin can-ı gönülden sevdiği çok yakınlarıdır
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah says, 'I have nothing to give but Paradise as a reward to my believer slave, who, if I cause his dear friend (or relative) to die, remains patient (and hopes for Allah's Reward)
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمْرَو بْنَ عَوْفٍ وَهْوَ حَلِيفٌ لِبَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ كَانَ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ إِلَى الْبَحْرَيْنِ يَأْتِي بِجِزْيَتِهَا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ صَالَحَ أَهْلَ الْبَحْرَيْنِ، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمُ الْعَلاَءَ بْنَ الْحَضْرَمِيِّ، فَقَدِمَ أَبُو عُبَيْدَةَ بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ، فَسَمِعَتِ الأَنْصَارُ بِقُدُومِهِ فَوَافَتْهُ صَلاَةَ الصُّبْحِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا انْصَرَفَ تَعَرَّضُوا لَهُ فَتَبَسَّمَ حِينَ رَآهُمْ وَقَالَ " أَظُنُّكُمْ سَمِعْتُمْ بِقُدُومِ أَبِي عُبَيْدَةَ، وَأَنَّهُ جَاءَ بِشَىْءٍ ". قَالُوا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَأَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ، فَوَاللَّهِ مَا الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ، وَلَكِنْ أَخْشَى عَلَيْكُمْ أَنْ تُبْسَطَ عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا، كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا وَتُلْهِيَكُمْ كَمَا أَلْهَتْهُمْ ".
Amr İbn Avf (Amir İbn Lüey oğullarının himayesindeydi. Bedir Savaşında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında bulunmuştur) şöyle rivayet etmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Ubeyde İbn El-Cerrah'ı cizye toplaması için Bahreyn'e gönderdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bahreyn halkı ile barış yapmış ve onlara el-Ala İbn El-Hadrami"yi vali tayin etmişti. Ebu Ubeyde Bahreyn'den cizye gelirlerini getirdi. Ensar onun geldiğini duydular ve sabah namazında mescitte Resulullah'ın yanında bulundular. Ebu Ubeyde oradan ayrılınca hepsi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğru yöneldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları görünce gülümsedi ve şöyle dedi: "Ebu Ubeyde'nin gelince bir şeyler getirdiğini duydunuz değil mi?" Onlar da: "Evet ey Allah'ın elçisi" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Hadi birbirinize müjdeyi verin ve sizi mutlu edecek şeyleri isteyin. Allah'a yemin ederim ki ben sizin fakirleşmenizden korkmuyorum. Aksine sizden önceki ümmetierin önüne serildiği gibi dünyanın sizin de önünüze serilmesinden, sizin de sizden öncekiler gibi birbirinize düşmenizden ve sizden öncekileri gaflete düşürdüğü gibi dünya nimetlerinin sizi de gaflete düşürmesinden korkuyorum
Narrated `Amr bin `Auf:(An ally of the tribe of Bani 'Amir bin Lu'ai and one of those who had witnessed the battle of Badr with Allah's Messenger (ﷺ)) Allah's Messenger (ﷺ) sent Abu 'Ubaida bin AlJarrah to Bahrain to collect the Jizya tax. Allah's Messenger (ﷺ) had concluded a peace treaty with the people of Bahrain and appointed Al 'Ala bin Al-Hadrami as their chief; Abu Ubaida arrived from Bahrain with the money. The Ansar heard of Abu 'Ubaida's arrival which coincided with the Fajr (morning) prayer led by Allah's Messenger (ﷺ). When the Prophet (ﷺ) finished the prayer, they came to him. Allah's Messenger (ﷺ) smiled when he saw them and said, "I think you have heard of the arrival of Abu 'Ubaida and that he has brought something." They replied, "Yes, O Allah's Messenger (ﷺ)! " He said, "Have the good news, and hope for what will please you. By Allah, I am not afraid that you will become poor, but I am afraid that worldly wealth will be given to you in abundance as it was given to those (nations) before you, and you will start competing each other for it as the previous nations competed for it, and then it will divert you (from good) as it diverted them
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ يَوْمًا فَصَلَّى عَلَى أَهْلِ أُحُدٍ صَلاَتَهُ عَلَى الْمَيِّتِ، ثُمَّ انْصَرَفَ إِلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ " إِنِّي فَرَطُكُمْ وَأَنَا شَهِيدٌ عَلَيْكُمْ، وَإِنِّي وَاللَّهِ لأَنْظُرُ إِلَى حَوْضِي الآنَ، وَإِنِّي قَدْ أُعْطِيتُ مَفَاتِيحَ خَزَائِنِ الأَرْضِ ـ أَوْ مَفَاتِيحَ الأَرْضِ ـ وَإِنِّي وَاللَّهِ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ أَنْ تُشْرِكُوا بَعْدِي، وَلَكِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ أَنْ تَنَافَسُوا فِيهَا ".
Ukbe İbn Amir şöyle rivayet etmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün evden çıktı ve Uhut şehitleri için cenaze namazı kıldı. Daha sonra minbere çıkarak şöyle buyurdu: "Ben sizin önde gideninizim ve ben sizin yaptıklarınızın şahidiyim. Allah'a yemin ederim ki şu anda cenneteki Havuz'a bakıyorum. Bana dünyanın hazinelerinin anahtarları verilmiştir. Ancak Allah'a yemin ederim ki ben, benden sonra şirke düşmenizden korkmuyorum. Aksine, dünya için birbirinizle çekişmenizden korkuyorum
Narrated `Uqba bin 'Amir:The Prophet (ﷺ) went out and offered the funeral prayer for the martyrs of the (battle of) Uhud and then ascended the pulpit and said, "I am your predecessor and I am a witness against you. By Allah, I am now looking at my Tank-lake (Al-Kauthar) and I have been given the keys of the treasures of the earth (or the keys of the earth). By Allah! I am not afraid that after me you will worship others besides Allah, but I am afraid that you will start competing for (the pleasures of) this world
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ أَكْثَرَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ مَا يُخْرِجُ اللَّهُ لَكُمْ مِنْ بَرَكَاتِ الأَرْضِ ". قِيلَ وَمَا بَرَكَاتُ الأَرْضِ قَالَ " زَهْرَةُ الدُّنْيَا ". فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ هَلْ يَأْتِي الْخَيْرُ بِالشَّرِّ فَصَمَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ يُنْزَلُ عَلَيْهِ، ثُمَّ جَعَلَ يَمْسَحُ عَنْ جَبِينِهِ فَقَالَ " أَيْنَ السَّائِلُ ". قَالَ أَنَا. قَالَ أَبُو سَعِيدٍ لَقَدْ حَمِدْنَاهُ حِينَ طَلَعَ ذَلِكَ. قَالَ " لاَ يَأْتِي الْخَيْرُ إِلاَّ بِالْخَيْرِ، إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ، وَإِنَّ كُلَّ مَا أَنْبَتَ الرَّبِيعُ يَقْتُلُ حَبَطًا أَوْ يُلِمُّ، إِلاَّ آكِلَةَ الْخَضِرَةِ، أَكَلَتْ حَتَّى إِذَا امْتَدَّتْ خَاصِرَتَاهَا اسْتَقْبَلَتِ الشَّمْسَ، فَاجْتَرَّتْ وَثَلَطَتْ وَبَالَتْ، ثُمَّ عَادَتْ فَأَكَلَتْ، وَإِنَّ هَذَا الْمَالَ حُلْوَةٌ، مَنْ أَخَذَهُ بِحَقِّهِ وَوَضَعَهُ فِي حَقِّهِ، فَنِعْمَ الْمَعُونَةُ هُوَ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِغَيْرِ حَقِّهِ، كَانَ الَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ ".
Ebu Said el-Hudri, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Sizin için en çok korktuğum şey Allah'ın yeryüzünün bereketlerini çıkarmasıdır." Bunun üzerine ashap yeryüzü bereketlerinin ne olduğunu sordular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Dünyanın güzellikleridir" diye cevap verdi. Bir adam: "Hayır, şer mi getirir?" diye sordu. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sustu. Ben ona vahiy geldiğini düşündüm. Daha sonra alnındaki terleri sildi ve "Soru soran nerede?" dedi. Adam: "Benim" dedi. Ebu Said: "Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, adama sorusundan ötürü kızmayarak cevap verdiği için hamdettik" demiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Hayır yalnızca hayır getirir. Dünya malı yeşildir, tatlıdır. Baharda yeşeren bitkiler çok yemelerinden ötürü hayvanları öldürür ya da perişan eder. Çimenler hariç. Hayvan çimenleri yer, yan dönüp yatar, güneşe döner, geviş getirir, pisler. Daha sonra döner tekrar yer. Tatlı olan mala gelince, onu hakkıyla alan ve hakkını veren kişi ne iyi kişidir. Ancak hakkı olmayan bir malı alan kişi yiyip de doymayan kimse gibidir
Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The thing I am afraid of most for your sake, is the worldly blessings which Allah will bring forth to you." It was said, "What are the blessings of this world?" The Prophet (ﷺ) said, "The pleasures of the world." A man said, "Can the good bring forth evil?" The Prophet (ﷺ) kept quiet for a while till we thought that he was being inspired divinely. Then he started removing the sweat from his forehead and said," Where is the questioner?" That man said, "I (am present)." Abu Sa`id added: We thanked the man when the result (of his question) was such. The Prophet (ﷺ) said, "Good never brings forth but good. This wealth (of the world) is (like) green and sweet (fruit), and all the vegetation which grows on the bank of a stream either kills or nearly kills the animal that eats too much of it, except the animal that eats the Khadira (a kind of vegetation). Such an animal eats till its stomach is full and then it faces the sun and starts ruminating and then it passes out dung and urine and goes to eat again. This worldly wealth is (like) sweet (fruit), and if a person earns it (the wealth) in a legal way and spends it properly, then it is an excellent helper, and whoever earns it in an illegal way, he will be like the one who eats but is never satisfied
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جَمْرَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي زَهْدَمُ بْنُ مُضَرِّبٍ، قَالَ سَمِعْتُ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُكُمْ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ". قَالَ عِمْرَانُ فَمَا أَدْرِي قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ قَوْلِهِ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا " ثُمَّ يَكُونُ بَعْدَهُمْ قَوْمٌ يَشْهَدُونَ وَلاَ يُسْتَشْهَدُونَ، وَيَخُونُونَ وَلاَ يُؤْتَمَنُونَ، وَيَنْذِرُونَ وَلاَ يَفُونَ وَيَظْهَرُ فِيهِمُ السِّمَنُ ".
İmran İbn Husayn Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "En hayırlınız benim yaşadığım zamanda yaşayanınızdır. Sonra onlardan sonra gelenler gelir. (İmran Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ifadeyi iki kere mi üç kere mi tekrarladığını hatırlamadığını söylemiştir). Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sözüne şöyle devam etmiştir: "Onlardan sonra şahitliğe çağrılmadıkları halde şahitlik eden, güvenilmeyen, ihanet eden, adak adarlar ve adaklarını yerine getirmezler, o toplumda şişmanlık yaygınlaşır
Narrated Zahdam bin Mudarrib:`Imran bin Husain said: The Prophet (ﷺ) said, "The best people are my contemporaries (i.e., the present (my) generation) and then those who come after them (i.e., the next generation)." `Imran added: I am not sure whether the Prophet (ﷺ) repeated the statement twice after his first saying. The Prophet (ﷺ) added, "And after them there will come people who will bear witness, though they will not be asked to give their witness; and they will be treacherous and nobody will trust them, and they will make vows, but will not fulfill them, and fatness will appear among them
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ يَجِيءُ مِنْ بَعْدِهِمْ قَوْمٌ تَسْبِقُ شَهَادَتُهُمْ أَيْمَانَهُمْ وَأَيْمَانُهُمْ شَهَادَتَهُمْ ".
Abdullah İbn Mes'ud, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini nakletmiştir: "İnsanların en hayırlısı benim zamanımda yaşayanlardır. Daha sonra onlardan sonrakiler, daha sonra da onlardan sonrakiler gelir. Daha sonra şahitlikleri yeminlerini geçen, yeminleri şahitliklerini geçen kimseler gelir
Narrated `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "The best people are those of my generation, and then those who will come after them (the next generation), and then those who will come after them (i.e. the next generation), and then after them, there will come people whose witness will precede their oaths, and whose oaths will precede their witness
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ خَبَّابًا، وَقَدِ اكْتَوَى يَوْمَئِذٍ سَبْعًا فِي بَطْنِهِ وَقَالَ لَوْلاَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَانَا أَنْ نَدْعُوَ بِالْمَوْتِ لَدَعَوْتُ بِالْمَوْتِ، إِنَّ أَصْحَابَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مَضَوْا وَلَمْ تَنْقُصْهُمُ الدُّنْيَا بِشَىْءٍ، وَإِنَّا أَصَبْنَا مِنَ الدُّنْيَا مَا لاَ نَجِدُ لَهُ مَوْضِعًا إِلاَّ التُّرَابَ.
Habbab (Habbab karnından yedi kez dağlanarak işkence görmüş bir sahabidir) şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölümü dilemeyi yasaklamamış olsaydı ben ölmek için dua ederdim. Dünya nimetleri Muhammed'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabının edrlerinden hiçbir şey eksiltmemiştir. Biz onlardan sonra, toprağa gömmek dışında koyacak yer bulamayacağımız kadar şeyelde ettik
Narrated Qais:I heard Khabbab, who had branded his `Abdomen with seven brands, saying, "Had Allah's Messenger (ﷺ) not forbidden us to invoke Allah for death, I would have invoked Allah for death. The companions of Muhammad have left this world without taking anything of their reward in it (i.e., they will have perfect reward in the Hereafter), but we have collected of the worldly wealth what we cannot spend but on earth (i.e. on building houses)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، قَالَ أَتَيْتُ خَبَّابًا وَهْوَ يَبْنِي حَائِطًا لَهُ فَقَالَ إِنَّ أَصْحَابَنَا الَّذِينَ مَضَوْا لَمْ تَنْقُصْهُمُ الدُّنْيَا شَيْئًا، وَإِنَّا أَصَبْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ شَيْئًا، لاَ نَجِدُ لَهُ مَوْضِعًا إِلاَّ التُّرَابَ.
Kays İbn Ebi Hazım şöyle diyor: Habbab'ın yanına gittim. Bir duvar örüyordu. Şöyle dedi: "Arkadaşlarımız ölüp gittiler ama dünya nimetleri sebebiyle kazandıkları ecirlerinden hiçbir şey eksilmedi. Biz onlardan sonra, toprağa gömmek dışında koyacak yer bulamayacağımız kadar şeyelde ettik
Narrated Qais:I came to Khabbab while he was building a wall, and he (Khabbab) said, "Our companions who have left this world, did not enjoy anything of their reward therein, while we have collected after them, much wealth that we cannot spend but on earth (i.e., on building)