deneme

Abdullah b. Abbâs Rivayetleri

1.667 hadis bulundu · sayfa 21/84

Sahîh-i Buhârî No. 6437 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدٌ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لَوْ أَنَّ لاِبْنِ آدَمَ مِثْلَ وَادٍ مَالاً لأَحَبَّ أَنَّ لَهُ إِلَيْهِ مِثْلَهُ، وَلاَ يَمْلأُ عَيْنَ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ التُّرَابُ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ ‏"‏‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَلاَ أَدْرِي مِنَ الْقُرْآنِ هُوَ أَمْ لاَ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ ابْنَ الزُّبَيْرِ يَقُولُ ذَلِكَ عَلَى الْمِنْبَرِ‏.‏

İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Adem oğlunun bir vadi dolusu malı olsa bir o kadarını daha ister. Adem oğlunun (aç) gözünü ancak toprak doldurur. Allah tövbe eden kimsenin tövbesini kabul eder

Narrated Ibn `Abbas:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "If the son of Adam had money equal to a valley, then he will wish for another similar to it, for nothing can satisfy the eye of Adam's son except dust. And Allah forgives him who repents to Him." Ibn `Abbas said: I do not know whether this saying was quoted from the Qur'an or not. `Ata' said, "I heard Ibn Az-Zubair saying this narration while he was on the pulpit

Sahîh-i Buhârî No. 6472 Sahih

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ حُصَيْنَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ كُنْتُ قَاعِدًا عِنْدَ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ فَقَالَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ، هُمُ الَّذِينَ لاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ümmetimden yetmiş bin kişi hesaba çekilmeden cennete girer, onlar efsun yapmazlar. (Herhangi bir şeyde) uğursuzluk olduğuna inanmazlar ve her hususta Rablerine güvenip dayanırlar" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kim Allah'a tevekkül ederse o, ona yeter." Buradaki tevekkülden maksat "Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı Allah'ın üzerinedir"(Hud 6) ayetinin delalet ettiği şeye inanmak demektir. Yoksa bundan maksat, sebebe sarılmayı ve mahlukattan gelen şeylere dayanmayı terk etmek demek değildir. Çünkü bu insanı bazen düşündüğü tevekkülün zlttına götürebilir. Ahmed İbn Hanbel'e evinde veya mescidde oturan ve "Hiçbir şey yapmam ve rızkım bana gelir" diyen adamın durumu soruldu. Ahmed İbn Hanbel "Bu, ilmi bilmeyen bir adamdır" dedikten sonra şöyle devam etmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah rızkımı mızrağımın gölgesi altında yaratmıştır. " "Sizler Allah'a hakkıyla tevekkül etseydiniz sabahleyin boş karınlarla gidip, akşamleyin dolu karınla geri dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de rızıklandırırdı" (Tirmizı ve İbn Mace, Zühd) demiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hadisinde kuşların rızık peşinde sabahleyin gidip, akşamleyin döndüklerinden bahsetmektedir. Ahmed İbn Hanbel şöyle der: Sahabiler ticaretle meşguloluyorlar, hurmalıklarında çalışıyorlardı. Bizim örneğimiz onlardır

Narrated Ibn `Abbas:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Seventy thousand people of my followers will enter Paradise without accounts, and they are those who do not practice Ar-Ruqya and do not see an evil omen in things, and put their trust in their Lord

Sahîh-i Buhârî No. 6491 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا جَعْدٌ أَبُو عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ الْعُطَارِدِيُّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا يَرْوِي عَنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ، ثُمَّ بَيَّنَ ذَلِكَ فَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً، فَإِنْ هُوَ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ عَشْرَ حَسَنَاتٍ إِلَى سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ إِلَى أَضْعَافٍ كَثِيرَةٍ، وَمَنْ هَمَّ بِسَيِّئَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً، فَإِنْ هُوَ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ سَيِّئَةً وَاحِدَةً ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rabbinden rivayet ettiği bir hadisinde Allahu Teala'nın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Şüphesiz Allahu Teala güzellikleri ve çirkinlikleri takdir edip yazdı. Sonra bunu beyan edip açıkladı. Her kim bir güzel iş yapmayı diler de onu yapamazsa, Allah o kimse hesabına kendi divanında tam bir hasene yazdırır. Eğer o kimse güzel bir iş yapmak ister ve yaparsa Allah o kimse lehine kendi katında on hasene sevabından yedi yüz misline ve daha çok misline kadar hasene sevabı yazdırır. Bir kimse de çirkin bir iş yapmaya niyetlenir ve onu işlemezse, Allah kendi katında onun lehine tam bir hasene sevabı yazdırır. Eğer o kimse fena bir iş yapmak ister de o fenalığı yaparsa Allah onun aleyhine bir tek kötülük yazdırır." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari'nin attığı başlıkta yer alan "el-hemm" insanın fiili işleme kastının ağır basması demektir. "Hememtu bi keza" yani o işi azmimle yapmaya yöneldim demektir. Bu, bir şeyin sırf kalpten geçirilmesinden daha ötedir. "Rabbinden rivayet ettiği bir hadisinde." Yukarıdaki hadis, kudsi hadislerden biridir. Öte yandan bu ifadeler, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Rabbinden vasıtasız olarak aldığı vahiylerden olabileceği gibi, melek vasıtasıyla aldığı vahiy olma ihtimali de vardır ve tercih edilen de budur. "Sonra bunu beyan edip açıklad!." Yani "fe men hemme = kim azmederse" ifadesiyle ayrıntısına girdi. Mücmel olan "Allahu Teala (eşyadaki) güzellikleri ve çirkinlikleri takdir edip yazdı" cümlesindeki "ketebe" fiilidir. Tufı bunu Allahu Teala hafaza meleklerine yazmalarım emretti şeklinde açıklamıştır ya da maksat Allah bunu ilminde vaki olana uygun olarak takdir etti demektir. Bir başkası ise, yazmaktan maksat takdir etti ve katib olan meleklere bu takdirini bildirdi. Dolayısıyla her vakitte yazmanın nasılolduğunu sormaya ihtiyaç yoktur. Çünkü bu bitirilmiş bir iştir demiştir. İmam Şafii'den bu haberin zahirine uygun bir açıklamaya rastladım. Şafii'ye göre hesaba çekilme bir fiile azmedip fakat eyleme dönüştürmeyene değil, onu yapmaya azmedip, bizzat başlayanadır. "Fe men hemme = Her kim azmederse" Müslim'de Hemmam'ın Ebu Hureyre'den yaptığı rivayette "hemme" yerine "iza tahaddese = içinden geçirdiğinde" ifadesi geçmektedir. Bu diğer rivayetlere uygun olması için "insanın içinden geçirmesi" şeklinde yorumlanmıştır. Bunu zahiri üzere almak da mümkündür. Fakat insanın kendi kendine konuşması iyiliğin yazılması açısından bir kayıt ve şart değildir. Tam tersine sırf irade etmiş olmakla iyilik yazılır. Mutlak olarak azim ve iradenin yetmediğini gösteren birtakım haberlerin olduğunu biz de kabul etmekteyiz. Ahmed İbn Hanbel, sahihtir değerlendirmesi ile İbn Hibban ve Hakim'in Hureym İbn Fatik'ten yaptıkları bir rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim bir iyiliği yapmaya azmederse Allah onu kalbine hissettirdiğini ve bunu istediğini bilir" buyurmuştur.(İbn Hibban, Sahih, XLV, 45) İbn Hibban bu haberi esas almış ve Sahih'inde habere yer verdikten sonra burada "el-hemm"den maksat azimdir demiş sonra da şu açıklamayı yapmıştır: Allahu Teala'ın kul azmetmese bile fazladan lütufta bulunmak için sırf içinden geçirmekle iyiliği yazma ihtimali de vardır. "Onu yapmazsa." Bu cümlede yapılmayan organların amelidir. Kalbin ameline gelince, bu cümlenin onu kapsaması da mümkündür. Ancak bunun için iyiliğin, hadislerin büyük bir kısmında ifade edildiği üzere sırf insanın içinden geçirmesiyle yazılması ve Hureym'in hadisinde ifade edildiği üzere azimle kaydedilmemesi gerekir. Ebu Zerr'in, Müslim'de yer alan "Kötülükten elini çekmenin sadaka olduğu" yolundaki rivayet birinci görüşü teyit etmektedir. "Bir kimse de çirkin bir iş yapmaya niyetlenir ve onu işlemezse, Allah kendi katında onun lehine tam bir hasene sevabı yazdırır." Hattabi şöyle demiştir: Çirkin bir fiili terke hasene (güzellik) yazılması, o fiili terk eden kimsenin bunu işlemeye gücünün olması ve sonra da onu terk etmesi şartına bağlıdır. Çünkü insan bir şeyi ancak yapmaya kudreti varken yapmamışsa terk etmiş sayılır. Bir kimse ile bir fiili işlemeye olan isteği arasına herhangi bir mani girmesi de buna dahildir. Sözgelimi kişi zina etmek üzere bir kadına gitse ve kapıyı kapalı bulup açamasa zinayı terk etmiş sayılmaz. Aynı şekilde bir kimse zina imkanı bulsa ancak ereksiyon olmasa ya da karşısına kısa vadede kendisine zarar verecek bir durum çıksa bu kişi de zinayı terk etmiş olmaz. "Eğer o kimse fena bir iş yapmak ister de o fenafığı yaparsa Allah onun aleyhine bir tek kötülük yazdırır." Müslim'de yer alan Ebu Zerr hadisine göre Allahu Teala "Onun karşılığı misli bir kötülüktür veya ben onu bağışlarım" buyurmuştur.Müslim, Zikir ve Dua) Bunun manası şudur: Allahu Teala, o kötülüğü lutfuyla veya tövbe ile ya da istiğfarla veya kötülüğüne kefaret olan iyi bir amelde bulunmakla siler. Ebu Zerr hadisinin zahirinden dolayı bunlardan birinci ihtimal daha ağır basmaktadır. Hadis, büyük günahların ancak tövbe ile bağışlanacağını iddia eden görüşe red mahiyetindedir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis Allahu Teala'nın bu ümmete büyük lütuf ve ihsanını açıklamaktadır. Zira eğer böyle olmasaydı hemen hemen hiç kimse cennete giremezdi. Zira kulların kötülük işlemeleri, iyilik işlemelerinden daha çoktur. İyilik işlemeyi düşünmeye sevap verileceği, kötülük işlemeyi düşünmeye hesap sorulmayacağını ifade eden yukarıdaki hadisi Allahu Teala'ın "Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir"(Bakara 286) ayeti teyit etmektedir. Zira kötülükten söz edilirken -iyiliğin aksine- uğraşma ve zorlama anlamı taşıyan "iftial = iktisab" kalıbı kullanılmıştır. 2- Hadiste kulun Rabbi için, onun sevabını arzu ettiğinden, cezasından korktuğundan, lezzetinden vazgeçmesi, şehvetini terk etmesi karşılığında kendisine neyin verileceğinden söz edilmektedir. Hadisten hafaza meleklerinin iyilikleri ve kötülükleri yazma ile görevlendirildikleri için mubahları yazmadıkları sonucu çıkmaktadır. Buna bazı hadis şarihleri, bazı imamların mubahı hasenattan saydıkları yolunda cevap vermişlerdir

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) narrating about his Lord I'm and said, "Allah ordered (the appointed angels over you) that the good and the bad deeds be written, and He then showed (the way) how (to write). If somebody intends to do a good deed and he does not do it, then Allah will write for him a full good deed (in his account with Him); and if he intends to do a good deed and actually did it, then Allah will write for him (in his account) with Him (its reward equal) from ten to seven hundred times to many more times: and if somebody intended to do a bad deed and he does not do it, then Allah will write a full good deed (in his account) with Him, and if he intended to do it (a bad deed) and actually did it, then Allah will write one bad deed (in his account)

Sahîh-i Buhârî No. 6524 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّكُمْ مُلاَقُو اللَّهِ حُفَاةً عُرَاةً مُشَاةً غُرْلاً ‏"‏‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ هَذَا مِمَّا نَعُدُّ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ سَمِعَهُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İbn Abbas r.a.'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Muhakkak ki sizler Allah'a yalın ayak, çıplak, yaya ve sünnetsiz olarak kavuşacaksınız

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) said, "You will meet Allah barefooted, naked, walking on feet, and uncircumcised

Sahîh-i Buhârî No. 6525 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ عَلَى الْمِنْبَرِ يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّكُمْ مُلاَقُو اللَّهِ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. O minber üzerinde konuşma yaparken şöyle diyordu: "Muhakkak ki sizler Allah'a yalın ayak, çıplak, sünnetsiz olarak kavuşacaksınız

Narrated Ibn `Abbas:I heard Allah's Messenger (ﷺ) while he was delivering a sermon on a pulpit, saying, "You will meet Allah barefooted, naked, and uncircumcised

Sahîh-i Buhârî No. 6526 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَامَ فِينَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّكُمْ مَحْشُورُونَ حُفَاةً عُرَاةً ‏{‏كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ‏}‏ الآيَةَ، وَإِنَّ أَوَّلَ الْخَلاَئِقِ يُكْسَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِبْرَاهِيمُ، وَإِنَّهُ سَيُجَاءُ بِرِجَالٍ مِنْ أُمَّتِي، فَيُؤْخَذُ بِهِمْ ذَاتَ الشِّمَالِ‏.‏ فَأَقُولُ يَا رَبِّ أُصَيْحَابِي‏.‏ فَيَقُولُ إِنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ‏.‏ فَأَقُولُ كَمَا قَالَ الْعَبْدُ الصَّالِحُ ‏{‏وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏الْحَكِيمُ‏}‏ قَالَ فَيُقَالُ إِنَّهُمْ لَمْ يَزَالُوا مُرْتَدِّينَ عَلَى أَعْقَابِهِمْ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem aramızda ayağa kalktı ve bir konuşma yaparak şöyle dedi: "Muhakkak sizler yalın ayak, çıplak olarak toplanacaksınız. 'Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu), üzerimize aldığımız bir vaat oldu. Biz (vaat ettiğimizi) yaparız. "'(Enbiya 104) Mahluklar içinde kıyamet gününde ilk olarak elbise giydirilecek kimse İbrahim'dir. Şu da muhakkak ki ümmetimden birtakım adamlar getirilecek ve yakalanıp sol tarafa (cehennem tarafına) götürüleceklerdir. Hemen ben 'Ya Rab onlar benim arkadaşlarımdır (usayhCibf = az sayıda veya zavallı ashabımdırlar)' derim. Allah bana 'Sen onların senden sonra 'dinde ne bid'atler meydana getirdiklerini bilmezsin!' der. Ben de Allah'ın salih kulunun (Meryem oğlu İsa'nın) dediği gibi (şöyle) derim: 'Ben onlara ancak bana emrettiğini söyledim. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artı onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin. EğJr kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin."(Maide, 117, 118) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: "Bunun üzerine bana 'Bunlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedler olmakta devam etmişlerdir' denilir

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) stood up among us and addressed (saying) "You will be gathered, barefooted, naked, and uncircumcised (as Allah says): 'As We began the first creation, We shall repeat it..' (21.104) And the first human being to be dressed on the Day of Resurrection will be (the Prophet) Abraham Al-Khalil. Then will be brought some men of my followers who will be taken towards the left (i.e., to the Fire), and I will say: 'O Lord! My companions whereupon Allah will say: You do not know what they did after you left them. I will then say as the pious slave, Jesus said, And I was witness over them while I dwelt amongst them..........(up to) ...the All-Wise.' (5.117-118). The narrator added: Then it will be said that those people (relegated from Islam, that is) kept on turning on their heels (deserted Islam)

Sahîh-i Buhârî No. 6541 Sahih

حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي أَسِيدُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ فَقَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ، فَأَخَذَ النَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ الأُمَّةُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ النَّفَرُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ الْعَشَرَةُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ مَعَهُ الْخَمْسَةُ، وَالنَّبِيُّ يَمُرُّ وَحْدَهُ، فَنَظَرْتُ فَإِذَا سَوَادٌ كَثِيرٌ قُلْتُ يَا جِبْرِيلُ هَؤُلاَءِ أُمَّتِي قَالَ لاَ وَلَكِنِ انْظُرْ إِلَى الأُفُقِ‏.‏ فَنَظَرْتُ فَإِذَا سَوَادٌ كَثِيرٌ‏.‏ قَالَ هَؤُلاَءِ أُمَّتُكَ، وَهَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا قُدَّامَهُمْ، لاَ حِسَابَ عَلَيْهِمْ وَلاَ عَذَابَ‏.‏ قُلْتُ وَلِمَ قَالَ كَانُوا لاَ يَكْتَوُونَ، وَلاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ إِلَيْهِ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ فَقَالَ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ آخَرُ قَالَ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Bütün ümmetler bana arz olunup gösterildi. Bir Nebi, yanına bir ümmet alıp geçiyordu. Bir Nebi, beraberinde bir toplulukla geçiyordu. Bir Nebi beraberinde on kişiyle geçiyordu. Bir Nebi beraberinde beş kişiyle geçiyordu. Bir Nebi de yalnız başına geçiyordu. Ben uzakta büyük bir karaltı gördüm ve 'Ya Cibri!! Bunlar benim ümmetim mi?' diye sordum. O da 'Hayır değildir lakin şu ufka bak!' dedi. Ben oraya bakınca çok büyük bir karaltı gördüm. Cebrail 'İşte bunlar senin ümmetindir. Bunların yetmiş bin olan öncüc leri, üzerlerinde hiçbir hesab ve azab yoktur' dedi. Ben 'Niçin bunlara hesap ve azab yoktur?' dedim. Cebrai! 'Onlar ateşle dağlanma tedavisi yapmazlar. Rukye yapmazlar, {eşya ve kuşları} uğursuz saymazlar, onlar ancak Rablerine dayanıp güvenirlerdi' dedi." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu söyleyince, Ukkaşe b. Mıhsan kendisine doğru ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Beni onlardan kılması için Allah'a dua et!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Allah! Bunu onlardan kıl!" diye dua etti. Sonra ona diğer bir adam kalktı ve o da "Beni de onlardan kılması için Allah'a dua ediver!" dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu konuda Ukkaşe seni geçti" buyurdu

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) said, "The people were displayed in front of me and I saw one prophet passing by with a large group of his followers, and another prophet passing by with only a small group of people, and another prophet passing by with only ten (persons), and another prophet passing by with only five (persons), and another prophet passed by alone. And then I looked and saw a large multitude of people, so I asked Gabriel, "Are these people my followers?' He said, 'No, but look towards the horizon.' I looked and saw a very large multitude of people. Gabriel said. 'Those are your followers, and those are seventy thousand (persons) in front of them who will neither have any reckoning of their accounts nor will receive any punishment.' I asked, 'Why?' He said, 'For they used not to treat themselves with branding (cauterization) nor with Ruqya (get oneself treated by the recitation of some Verses of the Qur'an) and not to see evil omen in things, and they used to put their trust (only) in their Lord." On hearing that, 'Ukasha bin Mihsan got up and said (to the Prophet), "Invoke Allah to make me one of them." The Prophet (ﷺ) said, "O Allah, make him one of them." Then another man got up and said (to the Prophet), "Invoke Allah to make me one of them." The Prophet (ﷺ) said, 'Ukasha has preceded you

Sahîh-i Buhârî No. 6578 Sahih

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، وَعَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ الْكَوْثَرُ الْخَيْرُ الْكَثِيرُ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ‏.‏ قَالَ أَبُو بِشْرٍ قُلْتُ لِسَعِيدٍ إِنَّ أُنَاسًا يَزْعُمُونَ أَنَّهُ نَهَرٌ فِي الْجَنَّةِ‏.‏ فَقَالَ سَعِيدٌ النَّهَرُ الَّذِي فِي الْجَنَّةِ مِنَ الْخَيْرِ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ‏.‏

Ebu Bişr ile Ata b. es-Saib'in Said b. Cubeyr'den nakillerine göre İbn Abbas "Kevser, Allah Teala'nın ona (Resulüne) ihsan buyurmuş olduğu çok hayırdır" demiştir. Ebu Bişr dedi ki: Ben Said b. Cubeyr'e "Birçok kimse, kevserin cennette bir nehir olduğunu söylüyorlar" dedim. Bunun üzerine Said b. Cubeyr "Cennetteki o nehir de Allah Teala'nın ona ihsan buyurduğu hayırdandır" cevabını verdi

Narrated Ibn `Abbas:The word 'Al-Kauthar' means the abundant good which Allah gave to him (the Prophet Muhammad (ﷺ)). Abu Bishr said: I said to Sa`id, "Some people claim that it (Al-Kauthar) is a river in Paradise." Sa`id replied, "The river which is in Paradise is one item of that good which Allah has bestowed upon him (Muhammad)

Sahîh-i Buhârî No. 6597 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَوْلاَدِ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا عَامِلِينَ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle rivayet etmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e müşriklerin çocuklarının durumu soruldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah onların amellerini daha iyi bilir" buyurdu

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) ; was asked about the offspring of the pagans. He said, "Allah knows what they would have done (were they to live)

Sahîh-i Buhârî No. 6612 Sahih

حَدَّثَنِي مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَشْبَهَ بِاللَّمَمِ مِمَّا قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ عَلَى ابْنِ آدَمَ حَظَّهُ مِنَ الزِّنَا، أَدْرَكَ ذَلِكَ لاَ مَحَالَةَ، فَزِنَا الْعَيْنِ النَّظَرُ، وَزِنَا اللِّسَانِ الْمَنْطِقُ، وَالنَّفْسُ تَمَنَّى وَتَشْتَهِي، وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ، وَيُكَذِّبُهُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ شَبَابَةُ حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Ebu Hureyre'nin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den naklettiği şu sözde anlatılan kadar küçük günaha benzeyen bir şey görmedim: Allah her insana zinadan payını yazmıştır. Herkes kaçınılmaz olarak bu paydan alır: Gözün zinası bakmaktır. Dilin zinası konuşmaktır. Nefis arzular ve ister, cinsel organ bu isteği doğrular veya yalanlar. Fethu'l-Bari Açıklaması: Helak ettiğimiz bir ülke halkının dönmemeleri imkansızdır: Ebu Zer ve diğer rivayetlerde ayet i .... kelimesi ile nakledilmiştir. ....... şeklinde de okunur, iki kıraat de meşhurdur. (Mansur b. en-Numan, İkrime tarikiyle İbn Abbas'tan naklen el-Enbiya, 21195 ayetinde yer alan f ...... kelimesinin Habeş dilinde .... anlamında olduğunu söylemiştir.) Bu bilgiye mevsul olarak ulaşamadım. Taberi şöyle demiştir: Onlar kalplerine mühür vurulduğundan ötürü helak olmuşlardır. Küfürden dönmezler. Ayetin, helak olan kafirlerin Allah'ın azabına dönmeyecekleri anlamında olduğu da söylenmiştir. ...... Nefsanı arzular gibi, kişinin kınanmasına sebep olan davranışlardır. Küçük günahlara yaklaşmak anlamına geldiği de söylenmiştir. Er-Ragıb şöyle ?emiştir: 1 günaha yaklaşmaktır. Bu nedenle küçük günah olarak adlandırılır. ıbn Abbas bu kelimeyi tahsis etmiştir. Hadiste bahsedilenIerin küçük günah kabilinden olduğunu söylemiş olması mümkün olduğu gibi bunların küçük günah hükmünde olduklarını kastetmiş olması da mümkündür. Allah her insana zinadan payını yazmıştır: Yani her insana takdir etmiş ya da meleklere bunu yazmalarını emretmiştir. Herkes kaçınılmaz olarak bu paydan alır: Her insan kendisi için takdir edilen ameli işlemekten kaçamaz. Bu ifade hadisin bab başlığına uygunluğunu gösterir. İbn Battal şöyle demektedir: Allah'ın insan için yazdığı her şey Allah'ın ilminde önceden mevcuttur. Aksi takdirde yazgı insanın başına gelmez. İnsan bu yazgıyı kendinden uzaklaştıramaz. Ama yine de kendisine yasaklanan bir şeyi işlerse kınanır. Çünkü bu günahı işleyeceği gerçeği ondan saklanmış, itaat edebilecek bir güçle donatılmıştır. Zinadan payı olmak: Dokunma ve bakma davranışları zina olarak adlandırılmıştır. Çünkü bunların her biri zina öncesidavranışlardır. Gözün zinası bakmaktır: Bakılması helal olmayana bakmaktır. Dilin zinası konuşmaktır: Küşmihenı rivayetinde konuşmak kelimesi Jk.:....ll yerine Jkll kelimesi ile aktarılmıştır. El-Hattabi şöyle demektedir: Hadiste geçen ı-U' kelimesi ile şu ayette zikredilen husus kastediimiştir: "O kimseler ki küçük kusurlardan başka, günahların büyüklerinden ve hayasızlıklardan uzak dururlar"(Necm, 32) Bunlar bağışlanan günahlardır. Bir başka ayette şöyle buyrulmuştur: "Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (küçük) günahlarınızı örteriz. Ve sizi şerefli bir mekana sokarız. "(Nisa; 31) Bu iki ayetten şu sonuç çıkmaktadır: ı-U' küçük günahlardandır, büyük günahlardan kaçınılırsa bunlar örtülüp affedilir. İbn Battal şöyle demektedir: Allah, küçük günahları bağışlamak suretiyle kullarına lütufta bulunmuştur. İnsan yukarıda zikredilen küçük günahları işlese de cinselorganı bunları tasdik etmese bu günahlar affedilir. Ancak tasdik ederse işte o zaman büyük günah işlenmiş olur

Narrated Ibn `Abbas:I did not see anything so resembling minor sins as what Abu Huraira said from the Prophet, who said, "Allah has written for the son of Adam his inevitable share of adultery whether he is aware of it or not: The adultery of the eye is the looking (at something which is sinful to look at), and the adultery of the tongue is to utter (what it is unlawful to utter), and the innerself wishes and longs for (adultery) and the private parts turn that into reality or refrain from submitting to the temptation

Sahîh-i Buhârî No. 6613 Sahih

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ ‏{‏وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ‏}‏ قَالَ هِيَ رُؤْيَا عَيْنٍ أُرِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ إِلَى بَيْتِ الْمَقْدِسِ‏.‏ قَالَ ‏{‏وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ‏}‏ قَالَ هِيَ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ‏.‏

İbn Abbas "Sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur'an'da lanet edilen ağacı Biz ancak insanlara bir fitne (imtihan) kıldık" ayeti için şöyle demiştir: Bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Beyt-i Makdis'e götürüldüğü gece gösterilen rüyaydl. Kur'an'da lanetIenen ağaç ise zakkum ağacıdır. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sana gösterdiğimiz o rüyayı Biz ancak insanlara bir fitne (imtihan) kıldık. Musannif bu ayetle ilgili İbn Abbas rivayetini zikretmiştir. Bu hadis el-İsra Süresinin tefsirinde yeterince ele alınmıştır. Ayrıca kader bölümünde tekrarlanması imtihandan bahsetmesinden dolayıdır. Bu imtihanı var eden Allah TeaIadır. Musa A.S. da Allah'ın imtihanı ile ilgili fitne kelimesini kullanarak şöyle demiştir: "Zaten o ancak senin fitnendir. Sen onunla kimi dilersen saptırır, kimi dilersen hidayete erdirirsin." (A'raf, 155) Fitne kelimesinin asıl anlamı imtihandır. Ancak daha sonra imtihanın ortaya çıkardığı zorluk anlamında, daha sonra da hoşa gitmeyen şey anlamında kullanılmıştır. Bazen küfür anlamında da kullanılır: "Fitne katilden beterdir." (Bakara, 191, 217) Bazen günah anlamında kullanılır: "Bilin ki onlar zaten fitnenin ortasına düşmüşlerdir." (Tevbe, 49) Bazen yakmak anlamında kullanılmıştır: "Şüphe yok ki mü 'min erkeklerle mü'min kadınlara (iman ettiler diye) işkence edip (onları yakıp) sonra da Tevbe etmeyenler için, (evet) onlar için cehennem azabı ve onlar için bir de yanma azabı vardır." (Buruc, 10) Bazen bir şeyi gidermek, yok etmek anlamında kullanılmıştır: "Neredeyse seni bile, sana vahy ettiğimizden başkasını Bize karşı uydurasın diye, fitneye düşüreceklerdi" (İsra, 73) Fitne kelimesi zaman zaman başka anlamlarda da kullanılmaktadır. Burada fitne kelimesi ile kastedilen, asıl anlamı olan imtihandır. Allah en doğrusunu bilir. İbnu't-Tın şöyle demektedir: Bu hadisin Kader bölümünde yer alması, müşriklerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu rüyasını yalanlayacaklarının Allah' ın takdiri olduğuna işaret etmektir. Bu yalanlama ile onların isyankş.rlığı artmaktadır. Onlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nasılolup da bir gecede Beyt-i Makdis' e gidip döndüğünü söylemişlerdi. Lanetli ağacın varlığı da müşriklerin isyanını arttırmıştır. Onlar ateşte nasıl ağaç olabileceğini sorgulamış, ateşin ağacı yakacağını söylemişlerdi. Allah bu minvalde küfrü ve küfre götürücü etkenleri yaratmıştır. Bu konu Tevhid Kitabında 'Kulların fiillerinin yaratılması' bölümünde değerlendirilecektir. Müşriklerin bu şüpheleri şöyle cevaplandırılabilir: Allah bu ağacı ateşin yakmayacağı bir cevherden yaratmıştır. Cehennem halkının zincirleri, bağları, cehennem bekçileri olan melekler, cehennemdeki yılan ve akrepler de böylebir maddeden yaratılmıştır. Bunların hiçbirinin dünyada bir karşılığı yoktur. Dünya ve ahireti kıyaslayanlar çokça hataya düşerler. Başarıya eriştiren Allah'tır

Narrated Ibn `Abbas:(regarding the Verse) "And We granted the vision (Ascension to the heavens "Miraj") which We showed you (O Muhammad as an actual eye witness) but as a trial for mankind.' (17.60): Allah's Apostle actually saw with his own eyes the vision (all the things which were shown to him) on the night of his Night Journey to Jerusalem (and then to the heavens). The cursed tree which is mentioned in the Qur'an is the tree of Az-Zaqqum

Sahîh-i Buhârî No. 6666 Sahih

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ رُفَيْعٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم زُرْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ حَرَجَ ‏"‏‏.‏ قَالَ آخَرُ حَلَقْتُ قَبْلَ أَنْ أَذْبَحَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ حَرَجَ ‏"‏‏.‏ قَالَ آخَرُ ذَبَحْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ حَرَجَ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Şeytan taşlamadan önce tavaf ettim" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir sakıncası yoktur" buyurdu. Bir .başkası: "Kurban kesmeden önce tıraş oldum" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir sakıncası yoktur" buyurdu. Bir başkası: "Şeytantaşlamadan önce kurban kestim" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Birsakıncası yoktur" buyurdu

Narrated Ibn `Abbas:A man said to the Prophet (while he was delivering a sermon on the Day of Nahr), "I have performed the Tawaf round the Ka`ba before the Rami (throwing pebbles) at the Jamra." The Prophet (ﷺ) said, "There is no harm (therein)." Another man said, "I had my head shaved before slaughtering (the sacrifice)." The Prophet (ﷺ) said, "There is no harm." A third said, "I have slaughtered (the sacrifice) before the Rami (throwing pebbles) at the Jamra." The Prophet (ﷺ) said, "There is no harm

Sahîh-i Buhârî No. 6699 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَتَى رَجُلٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ إِنَّ أُخْتِي نَذَرَتْ أَنْ تَحُجَّ وَإِنَّهَا مَاتَتْ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ كَانَ عَلَيْهَا دَيْنٌ أَكُنْتَ قَاضِيَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَاقْضِ اللَّهَ، فَهْوَ أَحَقُّ بِالْقَضَاءِ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir adam geldi ve "Kız kardeşim hac yapmayı adamıştı, adağını yerine getiremeden vefat etti" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şayet kardeşinin üzerinde bir borç olsaydı sen o borcu öder miydin?" diye sordu. O zat "Evet, öderdim" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Öyleyse Allah'a olan borcu da öde, Allah hakkı ödenmeye daha layıktır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Üzerinde Bir Adak (nezir) Olduğu Halde Ölen Kimsenin Durumu." Yani bu Nezir (adak) onun adına kaza edilir mi yoksa edilmez mi? İmam Buharl'nin burada zikrettiği hadise göre bu onun adına kaza edilmelidir. Fakat bu kaza vacib olduğu için mi yoksa mendub olduğu için mi yapılmalıdır? Bu konuda açıklaması ileride gelecek ihtilaf sözkonusudur. Sa'd b. Ubade'nin naklettiği olayın son kısmında yer alan "fekanet sünneten ba'du" ifadesi, varisin miras bırakan üzerindeki adağı kaza etmesi vaciblik veya mendubluktan daha genel, dini bir yol haline geldi demektir. Bu hadis vacib olan hakların ölü adına kaza edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Çoğunluk üzerinde mali bir adak olduğu halde ölen kimse bunu vasiyet etmese bile kendi sermayesinden kaza edilmesinin gerekli olduğu görüşünü benimsemiştir. Ancak sözkonusu nezir (adak), kişinin ölümüyle sonuçlanaMastalığında yapılmışsa sözkonusu mali kaza, bıraktığı malın üçte biriyle sınırlıdır. Maliki ve Hanefiler ölen kişinin bunu mutlak olarak vasiyet etmesinin şart olduğu kanaatini benimsemişlerdir. Çoğunluk ise yukarda yer verilen Ümmü Sa'd hadisi ile Zühri'nin "Bu dinde meşru bir kanun haline geldi" şeklindeki sözünü esas almışlardır. Fakat Sa'd'ın bunu annesinin bıraktığı maldan kaza etme ihtimali olduğu gibi kendi yanından teberru şeklinde vermiş olması da muhtemeldir. Hadisten bir konuyu iyi bilen kimseden fetva istemenin meşru olduğu, vefatıarından sonra anne ve babaya iyilik etmenin faziletli bir hareket olduğu, onların zimmetlerindeki borçtan kurtulmalarının çaresini bulmak gerektiği anlaşılmaktadır

Narrated Ibn `Abbas:A man came to the Prophet (ﷺ) and said to him, "My sister vowed to perform the Hajj, but she died (before fulfilling it)." The Prophet (ﷺ) said, "Would you not have paid her debts if she had any?" The man said, "Yes." The Prophet (ﷺ) said, "So pay Allah's Rights, as He is more entitled to receive His rights

Sahîh-i Buhârî No. 6702 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَحْوَلِ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً يَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ بِزِمَامٍ أَوْ غَيْرِهِ، فَقَطَعَهُ‏.‏

İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe'yi bir yular veya yulardan başka bir bağ ile tavaf etmekte olan bir adam gördü ve o bağı kopardı

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) saw a man performing Tawaf around the Ka`ba, tied with a rope or something else (while another person was holding him). The Prophet (ﷺ) cut that rope off

Sahîh-i Buhârî No. 6703 Sahih

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ الأَحْوَلُ، أَنَّ طَاوُسًا، أَخْبَرَهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَرَّ وَهْوَ يَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ بِإِنْسَانٍ يَقُودُ إِنْسَانًا بِخِزَامَةٍ فِي أَنْفِهِ، فَقَطَعَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ، ثُمَّ أَمَرَهُ أَنْ يَقُودَهُ بِيَدِهِ

İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe'yi tavaf ederken birisine rastladı. O kişi burnundan bir yularla bağlanmış olan diğer bir insanı önünden çekerek tavaf ettiriyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hemen o yuları kendi eliyle kopardı. Sonra yanındaki adama onu eliyle tutmak suretiyle tavaf ettirmesini emretti

Narrated Ibn `Abbas:While performing the Tawaf around the Ka`ba, the Prophet (ﷺ) passed by a person leading another person by a hair-rope nose-ring in his nose. The Prophet (ﷺ) cut the hair-rope nose-ring off with his hand and ordered the man to lead him by the hand

Sahîh-i Buhârî No. 6704 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ إِذَا هُوَ بِرَجُلٍ قَائِمٍ فَسَأَلَ عَنْهُ فَقَالُوا أَبُو إِسْرَائِيلَ نَذَرَ أَنْ يَقُومَ وَلاَ يَقْعُدَ وَلاَ يَسْتَظِلَّ وَلاَ يَتَكَلَّمَ وَيَصُومَ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيَتَكَلَّمْ وَلْيَسْتَظِلَّ وَلْيَقْعُدْ وَلْيُتِمَّ صَوْمَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَبْدُ الْوَهَّابِ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

İbn Abbas şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hutbe okurken güneşte dikilmiş bir adam gördü de onun ismini ve halini sordu. Sahabiler "O Ebu İsrail'dir, ayakta dikilmeye, oturmamaya, güneşten gölgelenmemeye, konuşmamaya ve bu suretle oruç tutmaya nezretmiştir" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O zata "Ona söyle konuşsun, gölgelensin, otursun ve orucunu tamamlasın!" diye emretti. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir Kimsenin Malik Olmadığı Şey İle Masiyet Konusundaki Nezrinin Hükmü." İbn Battal'ın şerhinde "Masiyet konusunda nezr {adak} yoktur" cümlesi yer almaktadır. İbn Battal şöyle der: İmam Buhari bu konuda Aişe r.anha'nın rivayet ettiği; "Her kim Allah'a itaat etmeyi adarsa o kişi ona itaat etsin. Her kim de Allah'a karşı masiyet olacak bir iş nezrederse o da ona asi olmasın." hadisine, ardından iki oğlu arasında hac yolunda yürümekte olan bir ihtiyarın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu yapmasını yasakladığından söz eden Enes hadisine, Kabe'yi bir yular veya yulardan başka bir bağ ile tav af etmekte olan ve kendisine yasak getirilen İbn Abbas hadisine, ayakta dikilmeye, oturmamaya, güneşte gölgelenmemeye nezreden ve o hareketine yasaklık getirilen kişi hakkındaki İbn Abbas hadisine yer vermiştir. İbn Battal bu hadislerin kişinin malik olmadığıkonularda nezirde bulunması konusu ile ilgisi olmadığını, bunların masiyet hakkında nezirle ilgili olduğunu söylemiştir. İbnü'l-Müneyyir ise isabetli olanın İmam Buharl'nin yaptığı olduğunu söylemiştir. Çünkü Buhari, kişinin malik olmadığı hususlarda yaptığı nezrin bağlayıcı olmadığını, masiyet konusunda yapılan nezrin bağlayıcı olmamasından çıkarmıştır. Zira kişinin başkasının malik olduğu bir mal konusunda nezirde bulunması, onun izni olmadan mülkünde tasarrufta bulunmak anlamına gelir ki bu da masiyettir. Sözkonusu hadisin lafzı "Adamın biri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde Büvane denilen yerde bir deveyi boğazlamayı nezretmişti" şeklindedir. (Ebu Davud Eyman ve'n-nuzur) Aynı hadisi Müslim, esir iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in devesine binip kaçan kadının olayının anlatıldığı İmran b. Husayn hadisi olarak nakletmiştir.(Müslim, Nezir) Bu kadını esir edenler kaçtığını fark edince peşine düştüler. Kadın da bunlardan kurtulduğu takdirde sözkonusu deveyi Allah için keseceğine nezretti. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Masiyet konusunda nezir (adak) olmadığı gibi Adem oğlunun malik olmadığı husus/arda da nezir yoktur" buyurdu. Bilginler bu şekilde nezir (adak) yapan kimseye kefaret gerekip gerekmediği konusunda ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk, gerekmediği görüşünü benimsemiştir. Kendisinden nakledilen bir görüşünde Ahmed b. Hanbel, Sevri, İshak, bazı Şafii alimleri ve Hanefiler ise gerektiği kanaatine varmışlardır. Tirmizi sahabenin bu konuda iki ayrı görüşe ayrıldığını nakletmiştir. Bilginler masiyet konusunda adakta bulunmanın haram olduğu noktasında ittifak etmişlerdir. Onların ihtilafı sadece kefaretin gerekli olup olmadığı noktasındadır. İbn Abbas'ın rivayet ettiği hadise göre bir kimsenin mubah olan sözleri söylemeyip, sükut etmesi Allah'a itaat sayılmaz. Hadise göre yalın ayak yürümek, güneşin altında oturmak gibi kitap veya sünnetten meşruluğuna delilolmayan hareketlerden şu anda değilse bile ilerde insanın eziyet duyacağı her türlü şeyin Allah'a itaat olmadığı anlaşılmaktadır. Netice olarak bu gibi şeyleri yapmaya nezretmek geçerli olmaz. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu İsrail' e adadığı şeylerden sadece orucunu tamamlamasını emretmiştir. Bu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in orucu tamamlamanın ona meşakkat vermeyeceğini bildiği şeklinde yorumlanmıştır. Buna karşılık kendisine ayakta dikilmeyip oturmasını, konuşmasını ve güneşten kaçınıp gölgede durmasını emretmiştir. Kurtubi şöyle der: Ebu İsrailolayı bir masiyeti işlemeye veya itaat sayılmayan bir hareketi yapmaya nezreden kimseye kefaret gerekmediği görüşünü benimseyen çoğunluğu destekleyen delillerin en açığıdır. İmam Malik, kendi naklettiği hadisin açıklamasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ona kefaret vermesini emrettiğini duymadım demiştir

Narrated Ibn `Abbas:While the Prophet (ﷺ) was delivering a sermon, he saw a man standing, so he asked about that man. They (the people) said, "It is Abu Israil who has vowed that he will stand and never sit down, and he will never come in the shade, nor speak to anybody, and will fast.'' The Prophet (ﷺ) said, "Order him to speak and let him come in the shade, and make him sit down, but let him complete his fast

Sahîh-i Buhârî No. 6732 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَلْحِقُوا الْفَرَائِضَ بِأَهْلِهَا، فَمَا بَقِيَ فَهْوَ لأَوْلَى رَجُلٍ ذَكَرٍ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Miras pay/arını sahip/erine veriniz. Bu pay/ardan geri kalan her hangi bir şey de baba tarafından en yakın olan erkek kişiye aittir." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin kullandığı başlıkta geçn "el-veled" kelimesi genelolup erkek ve kız çocukları ifade eder. Bir kimsenin kendi sulbünden olan oğluna veled denilebileceği gibi, ne kadar aşağıya doğru giderse gitsin oğlunun oğluna da denilir. İbn Abdilberr şöyle der: İmam Malik, Şafii, Hicazlılar ve feraiz konusunda onlara katılan bilginlerin esas aldıkları görüş, Zeyd b. Sabit' in görüşüdür. Iraklılarla, onlara katılan bilginlerin esas aldıkları ise Hz. Ali'nin görüşüdür. Her iki grup, önemsiz ve nadir durumlar hariç birbirinden farklı şeyler söylemezler. Bu da, itibar etmek gereken özel bir delil bulunduğunda sözkonusu olur. İbn Battal, Zeyd b. Sabit'in "Kızların yanında erkek de bulunduğunda" şeklindeki ifadesini şöyle açıklamıştır: Zeyd b. Sabit bu sözü ile kızlarla birlikte onların babalarından olan erkek kardeş bulunduğunda ve bunlarla birlikte -mesela baba gibi- Kur'an'da belirlenmiş hissesi bulunan bir başka varis bulunduğunda demektir. Bu yüzden Zeyd b. Sabit "o kızlarla birlikte bulunan" yerine "erkeklerle birlikte bulunan" tabirini kullanmıştır. Buna göre mesela önce babaya hissesi verilir ve geri kalan miras, bir erkeğe iki kız hissesi şeklinde oğlanla kızlara taksim edilir. Zeyd b. Sabit şöyle der: "Miras pay/arını sahip/erine veriniz" hadisinin açıklaması budur. "Miras pay/arını sahip/erine veriniz" hadisinde geçen "el-feraiz" kelimesinden maksat, Kur'an-ı Kerim'de takdir edilmiş olan hisselerdir. Bunlar yarım (1/2), yarımın yarısı (1/4), yarımın yarısının yarısı (1/8), üçte iki (2/3), bunun yarısı (1/3), ve bunun yarısının yarısı (1/6)'dır. Hadiste yer alan "ehil"den maksat, Kur'an'ın ifadesi ile mirasa hak sahibi olan kimselerdir. Ravh b. el-Kasım' ın Tavlıs'tan nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ma/ı mirastan pay sahip/erine Allah 'ın kitabına göre taksim ediniz" buyurmuştur. Bundan maksat Allahu Teala'ın kitabında indirdiğine göre demektir. Zeyd bin Sabit'in " W fema bakiye = geriye kalan miras ise" şeklindeki ifadesi, bir başka rivayette " ..... fe ma turiket= geriye bırakılan" şeklindedir. "En yakın olan erkek kişi ... " cümlesinde kastedilen, bu paylardan geri kalan, miras bırakana nesepçe en yakın kişinin hakkıdır demektir. Yoksa maksat "daha layık" anlamına değildir. Hattabi şu açıklamayı yapmıştır: Bunun manası asabe içinden ölüye en yakın kişi demektir. İbn Battal'a göre maksat şudur: Ashab-ı feraizden sonra asabe erkekler arasında ölüye daha yakın olan erkek, mirasın kalanına hak sahibi olurken, daha uzak olan böyle değildir. Bunlar aynı seviyede olduklarında ise mirasın kalanını ortaklaşa böıüşürler. İbn Battal şöyle devam eder: Bu hadiste söylenmek istenen -mesela- ölüye baba veya anne vasıtasıyla bağlanan mirasçılar değildir. Çünkü onlar aynı derecede olduklarında aralarında mirasa diğerlerinden daha öncelikli olan yoktur. İbnü'l-münzir'in kanaati de bu yöndedir. İbnü't-Tın ise şöyle demiştir: Bundan maksat, amcayla birlikte hala, erkek kardeşin kızıyla birlikte onun oğlu, amca kızıyla birlikte amca oğludur. Bu . durumda öz erkek ve kız kardeş veya baba bir erkek ve kız kardeş hüküm dışı olmaktadır. Çünkü onlar "Eğer erkekli kadın/ı daha fazla kardeş mevcut ise erkeğin hakkı, iki kadının payı kadardır"(Nisa 176) ayeti gereğince mirasçı olurlar. Bu hükümden -ölünün baba bir erkek kardeşinin kızıyla veya öz kız kardeşiyle birlikte bulunması örneğinde olduğu üzere- hacba uğrayanlar müstesnadır. Aynı şekilde anne bir erkek ve kız kardeş de "Bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa her birine aItıda bir düşer"(Nisa 12) ayeti gereğince bu hükmü n dışındadırlar. Ayetten maksadın anne bir kardeşler olduğu noktasında bilginler arasında görüş birliği olduğu nakledilmiştir. Bu konuda "Biri ana bir kardeş, diğeri koca olan iki mirasçı amcaoğlu" bölümünde daha fazla açıklama gelecektir. "En yakın olan erkek kişi" ifadesi hakkında Fakih İbnü'l-Arabı şöyle demiştir: "Erkek kişi" nitelemesi, mirasın tamamını kızların değil, erkeklerin alacağını ifade eder. Buna "Kız da malın tamamını alıyor" diye itiraz edilemez. Çünkü kız, malın tamamını birbirinden farklı iki sebeb e dayanarak almaktadır. İhata şeklindeki alma ise bir tek sebebe dayanmaktadır ki bu da, "erkek olmak"tan başka bir şey değildir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem erkek olmayı zikrederek bu noktaya dikkat çekti." İbnü'l-Arabı "Bu inceliği her iddia sahibi fark edemez" demiştir. Bazılarına göre hadisteki "erkeklik", her iki yerde de hünsayı hüküm dışına çıkarmak içindir. Zekatta da buna benzer bir hüküm söz konusudur, çünkü hünsa zekat develerinden zekat alamaz. Hünsa da mirasta tek mirasçı olarak kaldığında malın tamamını (asebe olarak) alamaz. Nevevi şöyle demiştir: Bilginler ashab-ı feraiz hissesini aldıktan sonra geri kalanı asabenin alacağında ittifak etmişlerdir. Ölüye daha yakın asabe, daha uzak olandan önceliklidir. Bundan dolayı yakın asabe varken, uzak asabe mirasçı olamaz. Asabe, ölüyle bağlantısı herhangi bir kadınla değil, bizzat kendisi tarafından olan bütün erkek akrabalardır. Asabeler tek mirasçı olarak kaldıklarında malın tamamını alırlar. Alacakları paylar, hisselerin tamamını kuşatmayan ashab-ı feraizle birlikte bulunduklarında onlardan artakalan malı alırlar. Eğer herhangi bir şey artmazsa bir şeyalamazlar. Kurtubi şöyle der: Fıkıh bilginlerinin kız kardeşle, kıza "asabe" ismini vermeleri mecazendir. Çünkü bu meselede kız kardeş, ölünün kızından artanı aldığı için asabeye benzemiş olmaktadır. İleride geleceği üzere Buhari böyle bir başlık kullanmıştır. Tahavı şöyle demiştir: İbn Abbas ve ona tabi olanlar, İbn Abbas hadisine dayanarak şu hükmü vermiştir: Bir kimse ölüp, geriye kızı, anababa bir erkek ve kız kardeşi kalsa kızı, mirasın yarısını alır. Arta kalanı erkek kardeşinindir. Kız kardeşi ise ana-baba bir kardeş olduğu halde herhangi bir şey alamaz. İbn Abbas ve onun görüşünü benimseyenler, bL;! hükmü şu meselede geçerli bir kuralolarak kabul etmişlerdir: Ana-baba bir kız kardeşle birlikte asabe de bulunsaydı, ölünün kızının yanında kız kardeşine hiçbir şey düşmeyecekti. Tam tersine kızdan arta kalan miras -ne kadar uzak olurlarsa olsunlar- asabelerin olacaktı. Bunlar görüşlerini bir de "Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür de onun bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığının yarısı bunundur"(Nisa 176) ayetine dayanmışlardır. Bu görüşün savunucuları şöyle derler: Ölünün kızıyla birlikte kız kardeşine mirastan pay verenler, Kur' an' ın zahirine muhalif düşerler. Tahavı şöyle devam eder: İbn Abbas ve onun görüşünü benimseyenlere karşı ittifakla kabul edilen şu yaklaşım ileri sürülmüştür: Bir kimse ölüp, geriye kızı ve oğlunun oğluyla, oğlunun kızı kalsa kızı mirasın yarısını alırken, geriye kalan oğlunun oğluyla, oğlunun kızı arasında paylaştırılır. Bu bilginler oğlunun oğluna erkek olduğu için mirasın kalanını tahsis etmemişler, tam tersine onun yanında kız kardeşini de -dişi olduğu halde- mirastan pay sahibi kılmışlardır. Tahavı şöyle devam eder: Buradan anlaşılıyor ki İbn Abbas hadisi ifadesindeki genellik üzere değildir. Tam tersine o şöyle bir özel durumla ilgilidir: Bir kimse ölse geriye kızı, amcası ve halası kalsa kıza mirasın yarısı verilir. Geriye kalanı bilginlerin ittifakıyla halanın değil, amcanındır. Tahavı der ki: Akıl erkek kardeşle kız kardeşin amca ve hala gibi değil, oğlan ve kız gibi değerle ndirilmesinin tercih edilmesini gerektirmektedir. Çünkü ölünün geriye sadece öz erkek ve kız kardeşi kalsa mal aralarında ikili birli taksim edilir. Ölünün oğlunun oğlu ve oğlunun kızı kaldığı takdirde de hüküm böyledir. Buna karşılık ölünün amcası ve halası mirasçı kaldığında bilginlerin ittifakıyla malın tamamı halaya değil, amcaya verilir. Tahavı şöyle der: Delilolarak dayandıkları ayetten başlayacak olursak, bu görüşü savunanlar bir kimse ölür, geriye kızı ve baba bir erkek kardeşi kalırsa kızın mirasın yarısını alacağı ve geriye kalanın erkek kardeşe verileceği noktasında ittifak etmişlerdir. Onların anlayışına göre "çocuğu olmayan" ayetinden maksat, malın tamamını almayan değil, alan çocuktur. Asabelerin ölüye en yakın olanları oğulları, sonra aşağıya doğru oğlunun oğullarıdır. Bunların ardından babası, sonra -birlikte olmamak kaydıyla- dedesi ve erkek kardeşi gelir. Dedeyle erkek kardeşin birlikte bulunmasının hükmü ileride gelecektir. Daha sonra erkek kardeşin oğulları, sonra aşağıya doğru onların oğulları, ardından amcalar, sonra aşağıya doğru amcaoğulları gelir. Ölüye ana ve baba ile bağlanan akrabalar, baba ile bağlanandan önceliklidir. Fakat baba bir erkek kardeş, ana baba bir erkek kardeşin oğlundan önceliklidir. Baba bir erkek kardeşin oğlu, ana baba bir amcadan önceliklidir. Baba bir amca, ana baba bir amcaoğlundan önceliklidir. İmam Buhari bu hadise dayanarak ölünün oğlunun oğlunun kendisinden daha aşağı derecede oğlan yoksa malın tamamını alacağı, dedesinin kendisinden daha alt derecede dede yoksa malın tamamına mirasçı olacağı ve ana bir erkek kardeşin ölünün amcaoğlu olmadığı takdirde hem ashab-ı feraizden ve hem de asabeden olmak kaydıyla mirasçı olacağını söylemiştir

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) said, "Give the Fara'id (the shares of the inheritance that are prescribed in the Qur'an) to those who are entitled to receive it. Then whatever remains, should be given to the closest male relative of the deceased

Sahîh-i Buhârî No. 6735 Sahih

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَلْحِقُوا الْفَرَائِضَ بِأَهْلِهَا فَمَا بَقِيَ فَهْوَ لأَوْلَى رَجُلٍ ذَكَرٍ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Miras pay/arını sahip/erine veriniz. Bu pay/ardan geri ka/an herhangi bir şey de baba tarafından en yakın o/an erkek kişiye aittir. " Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari'nin attığı bu başlıktan maksadı, ölen kişinin kendi sulbünden oğlu hayatta olmadığı takdirde demektir ki ölenin oğlu, oğlun oğlunun ister babası olsun, isterse amcası olsun farketmez. İbn Battal şöyle demiştir: Fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre bir kimse ölür, geride eşi, babası, kızı ve oğlunun oğluyla, oğlunun kızı kalırsa, ashab-ı feraiz'den eş, 114, baba 116 ve kız 112 alır. Geriye kalan ise bir erkeğe iki dişi hissesi olmak şartıyla oğlun oğluyla kızına kalır. Geride kalan kız, oğlandan daha alt derecede ise oğlan mirasın kalanını alırken, kız bir şeyalamaz. Bazı alimlere göre ise geri kalan hisse mutlak olarak oğlana verilir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu pay/ardan geri ka/an herhangi bir şey de baba tarafından en yakın o/an erkek kişiye aittir" buyurmaktadır. Zeyd b. Sabit ve çoğunluk ise "Allah size çocuk/arın ız hakkında erkeğe, kadının payının iki mis/i (miras vermenizi) emreder"(Nisa 11) ayetini esas almışlardır. Onlar, gerek erkek, gerek kız oğlanın çocuklarının ölünün oğlu hayatta olmadığı takdirde aynı derecede olmaları kaydıyla oğullar gibi olduğu noktasında icma etmişlerdir. Buna göre oğlun oğluyla, oğlun kızının birlikte mirastan payalmaları "en yakın o/an erkek kişiye aittir" ifadesinin genelliğini tahsis etmektedir

Narrated Ibn `Abbas:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Give the Fara'id (shares prescribed in the Qur'an) to those who are entitled to receive it; and whatever remains, should be given to the closest male relative of the deceased

Sahîh-i Buhârî No. 6737 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَلْحِقُوا الْفَرَائِضَ بِأَهْلِهَا فَمَا بَقِيَ فَلأَوْلَى رَجُلٍ ذَكَرٍ ‏"‏‏.‏

İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Miras paylarını sahiplerine veriniz. Bu paylardan geri kalan herhangi bir şey de baba tarafından en yakın olan erkek kişiye aittir" buyurmuştur

Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) said, "Give the Fara'id, (the shares prescribed in the Qur'an) to those who are entitled to receive it, and then whatever remains, should be given to the closest male relative of the deceased

Sahîh-i Buhârî No. 6738 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَمَّا الَّذِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُهُ، وَلَكِنْ خُلَّةُ الإِسْلاَمِ أَفْضَلُ ‏"‏‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ خَيْرٌ ‏"‏‏.‏ فَإِنَّهُ أَنْزَلَهُ أَبًا‏.‏ أَوْ قَالَ قَضَاهُ أَبًا‏.‏

İbn Abbas şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Bu ümmetten bir dost edinseydim muhakkak onu (EbU Bekir'i) edinirdim, fakat İslam dostluğu her şeyden daha üstündür -yahut- daha hayırlıdır" buyurmasına gelince şüphesiz o dedeyi (mirasta) baba derecesine indirmiştir veya dedenin baba gibi olduğuna hükmetmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu konuda "dede"den maksat, baba tarafından olan dededir. Erkek kardeşlerden maksat ise ana-baba bir erkek kardeşlerle, baba bir erkek kardeşlerdir. Ölünün babası varken, dedesinin miras alamayacağı noktasında icma meydana gelmiştir. Oede gerçekten babadır. Fakat ölüye yakınlığı ve uzaklığı itibariyle mertebeleri farklıdır. Bazı alimlere göre bu sözün manası şudur: Oede evlenme haramlığı ve çeşitli iyiliklerin yapılması açısından baba mesabesindedir. Ancak bu iki görüşten meşhur olanı birincisidir. Sıddık olan Hz. Ebu Bekir'in sözüne gelince, Darimi' Müslim'in şartını taşıyan bir senetle bu ifadeyi Ebu Said el-Hudrl'den mevsul olarak "Ebu Bekir es-Sıddik dedeyi baba (gibi) mütalaa etti" şeklinde nakletmiştir. Aynı haber Ebu Musa rivayeti ile de sahih olarak nakledilmiştir. Yine Hz. Osman'a dayanan sahih bir isnadla Hz. Ebu Bekir'in dedeyi baba (gibi) mütalaa ettiği rivayet edilmiştir. Hz. Osman'a ait bir ifadede Ebu Bekir'in dedeyi ölenin babası hayatta değilse baba gibi değerlendirdiği nakledilmiştir. İbn Abbas'a dayanan senedi sahih bir rivayete göre Hz. Ebu Bekir dedeyi baba gibi kabul etmiştir. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri çok olduğu halde Ebu Bekir'in bu hükmüne muhalefet eden hiçbir kimse olmadığı ile ilgili bir bilgi nakledilmemiştir" cümlesiyle İbn Abbas zikredilen görüşün delilini güçlendirmek ister gibidir. Çünkü sükuti iemanın delil değeri vardır ve bu konuda sükuti icma meydana gelmiştir. Ölenin babası hayatta değilse, dedenin babanın aldığı mirası alacağını açıkça belirten kişiler arasında müellifin saydıklarından başka Muaz, Ebü'd-Oerda, Ebu Musa, Ubey b. K'ab, Hz. Aişe ve Ebu Hureyre'nin adı zikredilir. İleride geleceği üzere bu görüş, ayrıca -ayrıntıda ihtilaf olmakla birlikte- Hz. Ömer, Osman, Ali ve İbn Mesud'dan rivayet edilmiştir. Tabiundan Ata, Tavus, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe, Ebü'ş-Şa'sa, Şureyh ve Şa'bi'den de bu dOğrultuda görüş nakledilmiştir. Belli başlı beldelere dağılmış fıkıh bilginlerinden (Fukahau'l-emsar) Osman et-Teymi, İmam Ebu Hanife, İshak b. Rahuye, Oavud, Ebu Sevr, el-Müzeni, İbnü's-Süreyc de bu görüşü benimsemişlerdir. Hz. Ömer, Ali, Zeyd b. Sabit, İbn Mesud dede bulunurken erkek kardeşlerin mirasçı olabilecekleri kanaatine varmışlardır. Fakat onlar, ilerde açıklanacağı üzere bunun nasılolacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbas; "Oğlumun oğlu dururken erkek kardeşlerim bana mirasçı olamazlar. Ben oğlumun oğluna mirasçı olurum" demiştir. İbn Abdilberr'in ifadesine göre İbn Abbas'ın yaklaşımı şöyledir: Oğlun oğlu oğulolmayınca oğul gibi olduğundan babanın babası da babanın hayatta olmaması halinde baba gibidir . Darimi'nin nakline göre Şa'bi şöyle demiştir: "Hz. Ömer, de de ye ölünün bir veya iki erkek kardeşi ile birlikte mirastan pay veriyordu. Kardeşler ikiden çok olduklarında onlara mirasın üçte birini paylaştırıyordu. O, ölünün oğlu hayatta olduğunda dedeye mirasın altıda bir veriyordu."(Darimi, feraiz) Beyhaki'nin sahih bir senedie nakline göre "Hz. Ömer, ölenin dedesinin -alacağı miras üçte birden daha çok olacaksa- ana-baba bir erkek ve baba bir erkek kardeşleri ile mirası paylaşacağına hükmetmişti. O, kardeşler çok olduğunda dedeye mirasın üçte birini verirdi. "(Beyhaki, es-Sünen, VI, 248) Hz. Ali'ye gelince, İbn Ebi Şeybe ve Muhammed b. Nasr'ın sahih bir is na dıa nakillerine göre Şa'bi şöyle demiştir: İbn Abbas, Hz. Ali'ye bir kimse ölüp, geriye mirasçı olarak altı erkek kardeşi ve dedesi kaldığında nasıl hareket edileceğini sordu. Hz. Ali ona "Oedeyi o kardeşlerden biri gibi kabul edip, mirası yediye böl ve mektubumu at gitsin" diye cevap verdi. Darimi'nin güçlü bir senetle nakline göre Şa'bi şöyle demiştir: İbn Abbas Basra'da iken Hz. Ali'ye "Bir dede ve altı kardeşin mirasçı olduğu bir durumla karşılaştım. Ne yapayım?" diye yazdı. Hz. Ali ona şöyle cevap verdi: "Dedeye mirasın yedide birini ver. Ondan sonrakilere verme"(Darimi, Feraiz) Darimi'nin sahih bir senedIe Abdullah b. Seleme'den nakline göre Hz. Ali dedeyi erkek kardeş gibi kabul ediyor ve altıncı mirasçı kılıyordu. Abdullah b. Mesud'a gelince, Darimi'nin sahih bir senetle nakline göre Ebu İshak es-Sebi'i şöyle demiştir: Şureyh'in huzuruna girdim. Yanında Şa'bi, Abdurrahman b. Abdullah b. Mesud bulunuyordu. eı-Aliye adında bizden bir kadının mirasını paylaştırıyarlardı. Kadının kocası, annesi, baba bir erkek kardeşi ve dedesi kalmıştı. Ebu İshak bu olayın devamını şöyle nakletmektedir: Ubeyde b. Amr'ın yanına geldim. -Kufe'de feraizi Ubeyde ve el-Haris el-Aver'den daha iyi bilen kimse yoktur deniyordu.- Ona bu meseleyi sordum. Bana şöyle dedi: "Eğer istiyorsanız size bu konuda Abdullah b. Mesud'un hükmünü bildireyim. O, (mirası altıya bölüp) kocaya üç hisse yani mirasın yarısını, anneye geriye kalanın üçte birini yani mirasın altıda birini, erkek kardeşe altıda bir ve dedeye altıda bir verdi.(Darimı, Feraiz) Said b. Mansur ve Ebu Bekir b. Ebi Şeybe'nin sahih olan aynı isnadla nakillerine göre Ubeyd b. Nadla şöyle demiştir: Hz. Ömer ve İbn Mesud, erkek kardeşlerle birlikte bulunan dedeye mirastan pay verirlerken altıda birle, kardeşlerle eşit olarak bölüşmekten hangisi lehine ise ona göre hareket ediyorlardı. Aynı haberi Muhammed b. Nasr bu şekilde nakletmiş ve şu ilave de bulunmuştur: Hz. Ömer, Abdullah'a "Dedeyi mağdur ettiğimizi düşünmekteyim. Bu mektubum sana ulaştığında dedeye erkek kardeşlerle birlikte bulunduğunda mirastan pay ver. Üçte biri ile mirası kardeşlerle eşit bölüşmekten hangisi lehine ise onu ver "(İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, VI, 259) diye yazdı. Sahih bir isnadla Muhammed b. Nasr'ın nakline göre Ubeyde b. Amr şöyle demiştir: Erkek kardeşlerle birlikte bulunduğundadedeye mirasın üçte biri veriliyordu. Hz. Ömer dedeye mirasın altıda birini veriyordu. Sonra Abdullah'a şöyle yazdı: Biz bu dede yüzünden helak olacağımızdan korkuyoruz. Ona mirasın üçte birini ver. Sonra Hz. Ali buraya yani Kufe'ye geldi ve dedeye mirasın altıda birini verdi. Ubeyde şöyle dedi: Hz. Ali ile Ömer'in birlikte verdikleri hüküm, bana ayrı ayrı verdikleri hükümden daha sevimlidir. Zeyd b. Sabit' e gelince, Darimi'nin nakline göre Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Zeyd, erkek kardeşlerle birlikte bulunan dedeye mirasın üçte birini veriyordu. (Darimı, Feraiz) İbn Abdilberr şöyle demiştir: Sahabe arasında Zeyd b. Sabit dedenin baba bir erkek kardeşlerle, ana-baba bir erkek kardeşlere denk olduğu görüşünde tek kalmıştır. Birçok fıkıh bilgini bu konuda ona muhalif olmuştur. Çünkü baba bir erkek kardeşler, ana-baba bir erkek kardeşlerle birlikte bulunduklarında mirastan payalamazlar. Dolayısıyla onları öz kardeşlerle bir tutmanın herhangi bir anlamı yoktur. Zira dedenin miras bölüşme durumunda alacağı mirasın azalacağından korkulur. İbn Abbas, Zeyd b. Sabit'e bu durumu sorunca, Zeyd şöyle demiştir: Sen bu konuda nasıl kendi görüşünü söylüyorsan, ben de kendi görüşümü söylüyorum. Tahav! şöyle demiştir: İmam Malik, Şafil ve Ebu Yusuf, beraberinde ana-baba bir erkek kardeşler bulunduğunda dedeye miras verme noktasında Zeyd b. Sabit'in görüşüne katılmışlardır. Onlara göre dedenin kardeşlerle birlikte mirastan ortaklaşa payalması, alacağı üçte birden daha fazla olduğu takdirde onlarla ortaklaşa böıüşür. Eğer üçte bir onun için daha uygunsa onu alır ve baba bir erkek kardeşler dedeyle birlikte bulunduklarında hiçbir şeyalamayacakları gibi, erkek kardeşlerin oğulları da -öz kardeş bile olsalar- mirastan payalamazlar. Dede ve erkek kardeşlerle birlikte ashab-ı feraizden bir kişi bulunduğunda önce onların hissesi verilir, sonra dedeye mirasçılarla birlikte eşit bölüşmek, kalanın üçte birini almak ve mirasın altıda birini almak seçeneklerinde lehine en uygun olanı verilir. Dedenin hissesi Ekderiyye hariç altıda birden eksik olmaz. Tahav! şöyle demiştir: Hişam'ın nakline göre Muhammed b. el-Hasen dede konusunda hüküm vermemiştir. Ebu Yusuf, İbn Ebu Leyla dede konusunda Hz. Ali'nin görüşünü esas alırlardı. Ahmed b. Hanbel'in yaklaşımı ise dedenin (miras açısından) erkek kardeşlerden birisi gibi olduğudur. Mirasın üçte biri dedenin daha çok lehine olduğunda onu alır. Ashab-ı feraizle birlikte bulunduğunda ise onlar hisselerini aldıktan sonra kardeş gibi bölüşme, mirasın kalanının üçte birini alma ya da tümünün altıda birini alma seçeneklerinden lehine en uygun olanı alır. Yukarıda işaret edilen Ekderiyye'ye merbaatü'l-cemaa da denilir. Çünkü onlar mirasçıların dört kişi oldukları noktasında icma etmişler, ancak hisseleri açısından ihtilaf etmişlerdir. Söz konusu mirasçılar, koca, anne, kız kardeş ve dededir. Bu durumda koca mirasın yarısını alırken, anne üçte birini, dede altıda birini, kız kardeş ise yarısını alır. Burada meselenin paydası genişletilerek miras 27 hisse üzerinden bölüştürülür. Buna göre 27 nin 9'unu koca, 6'sını anne, 4'ünü kız kardeş ve 8'ini dede alır. Bazıları bu meseleyi şu şekilde şiir dizelerine dökmüşlerdir. Bilir misin dört kişinin mirastan hissesini? Hesapla her birinin bu mirastan hissesini! Birisi alır tüm serveti n üçte birini (eş), İkincisine verirler geri kalanın üçte birini (anne) Üçüncü de bundan sonra alır kalanın üçte birini (kız kardeş) Nedir hissesi dördüncünün? Yokla bakalım bilgini! (dede)

Narrated Ibn `Abbas:The person about whom Allah's Messenger (ﷺ) said, "If I were to take a Khalil from this nation (my followers), then I would have taken him (i.e., Abu Bakr), but the Islamic Brotherhood is better (or said: good)," regarded a grandfather as the father himself (in inheritance)

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya