2.201 hadis bulundu · sayfa 18/111
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، وَآخَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ، وَكَانَ كَثِيرَ الْمَالِ، فَقَالَ سَعْدٌ قَدْ عَلِمَتِ الأَنْصَارُ أَنِّي مِنْ أَكْثَرِهَا مَالاً، سَأَقْسِمُ مَالِي بَيْنِي وَبَيْنَكَ شَطْرَيْنِ، وَلِي امْرَأَتَانِ، فَانْظُرْ أَعْجَبَهُمَا إِلَيْكَ فَأُطَلِّقُهَا، حَتَّى إِذَا حَلَّتْ تَزَوَّجْتَهَا. فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ. فَلَمْ يَرْجِعْ يَوْمَئِذٍ حَتَّى أَفْضَلَ شَيْئًا مِنْ سَمْنٍ وَأَقِطٍ، فَلَمْ يَلْبَثْ إِلاَّ يَسِيرًا، حَتَّى جَاءَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ وَضَرٌ مِنْ صُفْرَةٍ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَهْيَمْ ". قَالَ تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً مِنَ الأَنْصَارِ. فَقَالَ " مَا سُقْتَ فِيهَا ". قَالَ وَزْنَ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ، أَوْ نَوَاةً مِنْ ذَهَبٍ، فَقَالَ " أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ".
Enes r.a.'dan dedi ki: "Abdurrahman b. Avf bize geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onu ve Sa'd b. er-Rebi'i kardeş yaptı. --Sa'd malı çok olan birisi idi.-- Said dedi ki: Ensar da bilir ki ben Ensar arasında malı en çok olan birisiyim. Malımı kendim ve senin aranda iki eşit parçaya böleceğim. Benim iki tane de hanımım var. Bak onların hangisini daha çok beğenirsen onu boşayayım. İddeti bitti mi de onunla evlenirsin. Abdurrahman dedi ki: Allah aileni sana mübarek kılsın. O gün geri döndüğünde bir miktar yağ ve keş arttırmıştı. Aradan fazla zaman geçmeden Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına üzerinde za'feran parçaları bulaşmış olarak geldi. Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Hayrola, diye sordu. O, Ensardan bir kadın ile evlendim, dedi. Mehir olarak ona ne verdin, diye sordu. O, bir hurma çekirdeği ağırlığı kadar altın --ya da, bir hurma çekirdeği kadar altın-- dedC Allah Reslilü: Bir koyun ile dahi olsa düğün ziyafeti ver, diye buyurdu
Narrated Anas:When `Abdur-Rahman bin `Auf came to us, Allah's Messenger (ﷺ) made a bond of fraternity between him and Sa`d bin Ar-Rabi` who was a rich man, Sa`d said, "The Ansar know that I am the richest of all of them, so I will divide my property into two parts between me and you, and I have two wives; see which of the two you like so that I may divorce her and you can marry her after she becomes lawful to you by her passing the prescribed period (i.e. 'Idda) of divorce. `Abdur Rahman said, "May Allah bless you your family (i.e. wives) for you." (But `Abdur-Rahman went to the market) and did not return on that day except with some gain of dried yogurt and butter. He went on trading just a few days till he came to Allah's Messenger (ﷺ) bearing the traces of yellow scent over his clothes. Allah's Messenger (ﷺ) asked him, "What is this scent?" He replied, "I have married a woman from the Ansar." Allah's Apostle asked, "How much Mahr have you given?" He said, "A date-stone weight of gold or a golden date-stone." The Prophet (ﷺ) said, "Arrange a marriage banquet even with a sheep
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَبْرٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " آيَةُ الإِيمَانِ حُبُّ الأَنْصَارِ، وَآيَةُ النِّفَاقِ بُغْضُ الأَنْصَارِ ".
Enes b. Malik r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söyledi: buyurdu ki: "İman'ın alameti Ensarı sevmektir. Münafıklığın alameti de Ensara buğzetmektir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ensarı sevmek" yani onları sevmenin fazileti. Bu başlık altında el-Bera yoluyla gelen "onları ancak mu'min bir kişi sever" hadisini ve Enes'in: "İmanın alameti Ensarı sevmektir" hadisini zikretmiş bulunmaktadır. İbnu't-Tın der ki: Maksat onların hepsini sevmek ve onların hepsine buğzetmektir. Çünkü böyle bir şeyancak din adına yapılır. Kendisi adına buğzetmenin uygun olduğu bir husus dolayısıyla birilerine buğzeden bir kimse, bu kapsama girmez. Bu da güzel bir açıklamadır. İman bölümünde hadisin şerhine dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "The sign of Belief is to love the Ansar, and the sign of hypocrisy is to hate the Ansar
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم النِّسَاءَ وَالصِّبْيَانَ مُقْبِلِينَ ـ قَالَ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ مِنْ عُرُسٍ ـ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُمْثِلاً، فَقَالَ " اللَّهُمَّ أَنْتُمْ مِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ ". قَالَهَا ثَلاَثَ مِرَارٍ.
Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlarla çocukları gelirlerken -ravi: Zannederim o, bir düğünden ... dedi- gördü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalkarak: Allah'ım, sizler insanlar arasında en sevdiğim kişilersiniz, diyıe buyurdu. Bu sözlerini üç defa tekrarladL" Bu Hadis 5180 numara ile gelecektir
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) saw the women and children (of the Ansar) coming forward. (The sub-narrator said, "I think that Anas said, 'They were returning from a wedding party.") The Prophet (ﷺ) stood up and said thrice, "By Allah! You are from the most beloved people to me
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي هِشَامُ بْنُ زَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهَا صَبِيٌّ لَهَا، فَكَلَّمَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّكُمْ أَحَبُّ النَّاسِ إِلَىَّ ". مَرَّتَيْنِ.
Yine Enes r.a. dedi ki: "Ensardan bir kadın, beraberinde küçük bir çocuğu olduğu halde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geldi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kadınla konuşup şöyle buyurdu: Nefsim elinde olan'a yemin ederim ki siz, insanlar arasında en sevdiğim kişilersiniz. Bu sözlerini iki defa tekrarladı. " Bu Hadis 5234 ve 6645 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ensar'a: Sizler insanlar arasında en sevdiğim kişilersiniz demesi." Bu, topluluklarını kastetmek üzere söylenmiştir. Yani sizin tümünüzü sizden başkalarının tümüne göre daha çok seviyorum. Böylelikle "insanlar arasında en sevdiğin kişi kimdir" sorusuna "Ebu Bekir'dir" diye cevap verdiği şeklinde daha önce geçmiş olan hadisteki buyrukları ile çelişmem iş olur. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalktı." İbnu't-Tın der ki: Fiil bu şekilde rubai olarak kullanılmıştır. Fakat dilcilerin zikrettikleri ise: Mesule er-reculü, musulen şeklinde, ayakta dikilmeyi anlatmak üzere ve sülasi (üç harfli olarak) kullanılır. "Resulullah salı allah u aleyhi ve sellem onunla konuştu." Yani kendisine sorduğu soruya cevap verdi yahut da onun söze karışmasını sağlamak amacıyla onunla önce kendisi konuştu
Narrated Anas bin Malik:Once an Ansari woman, accompanied by a son of hers, came to Allah's Messenger (ﷺ). Allah's Messenger (ﷺ) spoke to her and said twice, "By Him in Whose Hand my life is, you are the most beloved people to me
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلأَنْصَارِ " إِنَّكُمْ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي، وَمَوْعِدُكُمُ الْحَوْضُ ".
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensara şöyIe dedi: Sizler benden sonra (sizlere) başkalarının tercih edildiğini göreceksiniz. Bu sebeple benimle karşılaşacağınız vakte kadar sabrediniz. Sizinle buluşma yerimiz de Havz(ın başı)dır
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said to the Ansar, "After me you will see others given preference to you; so be patient till you meet me, and your promised place (of meeting) will be the Tank (i.e. Lake of Kauthar)
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو إِيَاسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَةِ، فَأَصْلِحِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَةَ ". وَعَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ، وَقَالَ فَاغْفِرْ لِلأَنْصَارِ.
Enes b. Malik r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Yaşamak dediğin ahiret hayatıdır. Allah'ım, ıslah et Ensar ile Muhacirleri." Katade de, Enes r.a.'dan bunun gibisini rivayet etmiş ve: "Ensara mağfiret et" diye eklemiştir
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) said, "There is no life except the life of the Hereafter; so, O Allah! Improve the state of the Ansar and the Muhajirun." And Anas added that the Prophet (ﷺ) also said, "O Allah! Forgive the Ansar
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ الْخَنْدَقِ تَقُولُ نَحْنُ الَّذِينَ بَايَعُوا مُحَمَّدَا عَلَى الْجِهَادِ مَا حَيِينَا أَبَدَا فَأَجَابَهُمُ اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ فَأَكْرِمِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَهْ
Humeyd et-Tavll'den: Enes b. Malik r.a.'ı şöyle derken dinledim: Hendek gününde Ensar şöyle diyordu: "Biz Muhammed'e bey'at etmiş olanlarız- Hayatta kaldığımız sürece ebediyyen cihad etmek üzere." O da onlara şöyle cevap vermişti: "Allah'ım, hayat dediğin ahiret hayatıdır. Ensarı ve Muhacirleri keremli kıl
Narrated Anas bin Malik:On the day of the battle of the Trench (i.e. Ghazwat-ul-Khandaq) the Ansar used to say, "We are those who have given the pledge of allegiance to Muhammad for Jihad (i.e. holy fighting) as long as we live." The Prophet (ﷺ) , replied to them, "O Allah! There is no life except the life of the Hereafter; so please honor the Ansar and the Emigrants
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى أَبُو عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا شَاذَانُ، أَخُو عَبْدَانَ حَدَّثَنَا أَبِي، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ بْنُ الْحَجَّاجِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ مَرَّ أَبُو بَكْرٍ وَالْعَبَّاسُ ـ رضى الله عنهما ـ بِمَجْلِسٍ مِنْ مَجَالِسِ الأَنْصَارِ وَهُمْ يَبْكُونَ، فَقَالَ مَا يُبْكِيكُمْ قَالُوا ذَكَرْنَا مَجْلِسَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنَّا. فَدَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِذَلِكَ ـ قَالَ ـ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ عَصَبَ عَلَى رَأْسِهِ حَاشِيَةَ بُرْدٍ ـ قَالَ ـ فَصَعِدَ الْمِنْبَرَ وَلَمْ يَصْعَدْهُ بَعْدَ ذَلِكَ الْيَوْمِ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ " أُوصِيكُمْ بِالأَنْصَارِ، فَإِنَّهُمْ كَرِشِي وَعَيْبَتِي، وَقَدْ قَضَوُا الَّذِي عَلَيْهِمْ، وَبَقِيَ الَّذِي لَهُمْ، فَاقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ ".
Hişam b. Zeyd dedi ki: Enes b. Malik'i şöyle derken dinledim: "Ebu Bekir ve Abbas (r.anhuma) Ensarın birlikte oturdukları bir meclisten geçerlerken Ensar ağlıyordu. Niye ağlıyorsunuz diye sordu, onlar: Nebi'in bizim yanımızda oturuşunu hatırladık, dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına girerek ona durumu haber verdi. (Enes) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem başına çizgili bir kumaşın kenarından bir parça bağlamış olarak dışarı çıktı. Minbere çıktı. O günden sonra da bir daha minbere çıkmadı. Yüce Allah'a hamdu senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: Size Ensarı tavsiye ediyorum. Çünkü onlar benim iç organlarıma ve heybeme benzerler. Onlar üzerlerine düşeni sonuna kadar yaptılar. Artık geriye onların lehine olan (onları mükafatlandırmak) kalmıştır. O halde onların iyilik yapanlarının (iyiliğini) kabul ediniz, kötülük yapanlarının (kötülüklerini) bağışlayınız." Bu Hadis 3801 numara ile gelecektir
Narrated Anas bin Malik:Abu Bakr and Al-`Abbas passed by one of the gatherings of the Ansar who were weeping then. He (i.e. Abu Bakr or Al-`Abbas) asked, "Why are you weeping?" They replied, "We are weeping because we remember the gathering of the Prophet (ﷺ) with us." So Abu Bakr went to the Prophet (ﷺ) and told him of that. The Prophet (ﷺ) came out, tying his head with a piece of the hem of a sheet. He ascended the pulpit which he never ascended after that day. He glorified and praised Allah and then said, "I request you to take care of the Ansar as they are my near companions to whom I confided my private secrets. They have fulfilled their obligations and rights which were enjoined on them but there remains what is for them. So, accept the good of the good-doers amongst them and excuse the wrongdoers amongst them
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الأَنْصَارُ كَرِشِي وَعَيْبَتِي، وَالنَّاسُ سَيَكْثُرُونَ وَيَقِلُّونَ، فَاقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ ".
Enes b. Malik r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ensar benim iç organlarım ve benim heybemdirler. İnsanlar çoğalacak, onlar azalacaklardır. O halde onların iyilik yapanlarından (iyiliğini) kabul ediniz, kötülük yapanlarından (kötülüklerini) bağışlayınız." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in onların iyilik yapanlarından (iyiliğini) kabul ediniz, kötülük yapanlarının (kötülüğünü) bağışlayınız" buyruğu ile kastettiği kimseler Ensardır. "Ebu Bekir" es-Sıddik "ve el-Abbas" b. Abdulmuttalib "geçtiler." Bu olay Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in hastalığı döneminde olmuştur. O sırada o meclisteki Ensar ağlıyordu. "Niçin ağlıyorsunuz, dedi." Onlara bu şekilde hitap eden kimsenin adını tes: pit edemedim. O kişi Ebu Bekir midir yoksa el-Abbas mı? Benim daha kuwetli gördüğüm, bu kişinin el-Abbas olduğudur. "Size Ensarı tavsiye ediyorum." Bazı imamlar bundan halifeliğin Ensarda sözkonusu olmayacağını hükmünü çıkarmıştır. Çünkü aralarında halife olacaklara tavsiye yapılır. Onların lehine başkalarına tavsiyede bulunulmaz. Fakat böyle bir delalet bulunmamaktadır. Çünkü buna bir engel yoktur. "Benim iç organlarım ve heybemdirler." Yani benim sırdaşlarım ve benim özel yakınlarımdır. Filanın kerşi (iç organları) darmadağınıktır, denilince pek çok çoluğu çocuğu vardır demek istenir. Heybe ise kişinin yanındaki değerli eşyasını içine koyduğu şeydir. Onların sırrını tevdi ettiği ve kendilerine güvendiği kimseler olduğunu anlatmak istemektedir. "Onlar üzerlerine düşeni (görevlerini) yerine getirdiler. Geriye onların lehine olan (hakları, mükafatları) kald!." Bu sözler ile onların Akabe gecesi bey'atleşirken söylediklerine işaret etmektedir. Çünkü onlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kendilerine tercih edeceklerine ve ona yardım edeceklerine dair bey'at etmişlerdi. Buna karşılık da onlara cennet vaat edilmişti. Onlar verdikleri sözü eksiksiz yerine getirdiler. "Ona bürünmüş olduğu halde" yani o elbiseye sarılmış ve bürünmüş olduğu halde. "Desma" yağ renginde demektir. (Kirli beyaz diye tercüme edilmiştir.) Enes yoluyla rivayet edilen hadisteki "insanlar' artarken onlar eksiliyorlar" sözleri Ensarın azalmakta olduklarını ifade etmektedir. Hadiste şuna da işaret edilmektedir: Arap kabileler ve arap olmayanlar İslama gireceklerdir. Bunlar ise Ensar denilen kabilenin kat kat fazlasıdır. Nesillerinin çoğalması suretiyle Ensarın ne kadar çoğalacakları farz edilse bile, bunların da aynı şekilde çoğalacakları düşünülür. Dolayısıyla onlar her zaman için diğerlerine nispetle çok az kalacaklardır. Muhtemelen Nebi salı allah u aleyhi ve sellem onların mutlak olarak da azalacaklarına muttali olmuş olabilir. Bu sebeple onlara bu durumu haber vermiştir ve nitekim durum onun dediği gibi çıkmıştır. Çünkü şu anda Ali b. Ebi Talib soyundan gelip ona nispeti muhakkak olan kimselerin sayısı Evs ve Hazrec kabilelerine mensubiyetleri muhakkak olup, bu iki kabileden oldukları kesin olarak bilinenlerin kat kat fazlasıdır. "Ve nihayet yemekteki tuz gibi olacaklardır." Maksat onların azlıklarını anlatmaktır. "Aralarından kötülük yapanlarını affetsin." Kasıt hadler ve insanların hakları dışındaki kötülüklerdir
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "The Ansar are my near companions to whom I confided my private secrets, People will go on increasing but the Ansar will go on decreasing; so accept the good of the good-doers amongst them and excuse the wrong-doers amongst them
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، أَخْبَرَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلَيْنِ، خَرَجَا مِنْ عِنْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي لَيْلَةٍ مُظْلِمَةٍ، وَإِذَا نُورٌ بَيْنَ أَيْدِيهِمَا حَتَّى تَفَرَّقَا، فَتَفَرَّقَ النُّورُ مَعَهُمَا. وَقَالَ مَعْمَرٌ عَنْ ثَابِتٍ عَنْ أَنَسٍ أَنَّ أُسَيْدَ بْنَ حُضَيْرٍ وَرَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ. قَالَ حَمَّادٌ أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ عَنْ أَنَسٍ كَانَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ وَعَبَّادُ بْنُ بِشْرٍ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Enes r.a.'dan rivayete göre iki adam karanlık bir gecede Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından çıktılar. Önlerinde bir nur görüverdiler. Nihayet birbirlerinden ayrıldıklarında o nur da onlarla birlikte ayrıldı. Ma'mer'in Sabit'ten, onun da Enes'den rivayetine göre Useyd b. Hudayr ile Ensardan bir adam Hammad dedi ki: Bize Sabit, Enes'den diye haber verdi ki: "Useyd b. Hudayr ile Abbad b. Bişr Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında idiler. .. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Useyd b. Hudayr ile Abbad b. Bişr'in bir menkıbesi" Useyd b. Hudayr b. Simak b. Atık b. Rafi' b. İmriu'l-Kays b. Zeyd b. Abdi'l-Eşhel olup, Ensari Evs'li ve Eşhel'lidir. Künyesi Ebu. Yahya'dır, başka künyeler de söylenmiştir. En sahih kabul edilen görüşe göre Ömer r.a.'ın halifeliği döneminde 20 h. yılında vefat etmiştir. Abbad b. Bişr'in -ileride açıklayacağımız gibi- babasının adı Vakş'dır. Buhari'nin et-Tarih adlı eseri ile Ebu Ya'la'nın Müsned'inde yer alan ve Hakim'in de sahih olduğunu belirttiği İbn İshak yoluyla Yahya b. Abbad'dan, onun babasından, onun Aişe'den rivayetine göre Aişe şöyle demiştir: "Ensardan üç kişi vardır ki kimse onlardan daha faziletli değildir. Hepsi de Abdu'l-Eşhel oğullarındandı: Sa'd b. Muaz, Useyd b. Hudayr ve Abbad b. Bişr" "İki adam" Ma'mer'in rivayetinden açıkça anlaşıldığına göre Useyd b. Hudayr bunlardan birisi idi. Hammad'ın rivayetinden de anlaşıldığına göre ikincisi Abbad b. Bişr idi. Bundan dolayı müellif (Buhari) başlıkta bunu kesin bir ifade ile belirtmiş ve onlar ile ilgili hadise işaret etmiştir
Narrated Anas:Two men left the Prophet (ﷺ) on a very dark night. Suddenly a light came in front of them, and when they separated, the light also separated along with them
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ سَمِعْتُ شُعْبَةَ، سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُبَىٍّ " إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي أَنْ أَقْرَأَ عَلَيْكَ {لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا} ". قَالَ وَسَمَّانِي قَالَ " نَعَمْ " فَبَكَى.
Enes b. Malik r.a.: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ubeyy'e dedi ki: Şüphesiz Allah bana: لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ "Kafir Kitap ehlinden ve müşriklerden... ayrılmayacaklardı. "[Beyyine, 1] suresini sana okumamı emretti. Ubey adımı da söyledi mi, dedi. Allah Resulü: Evet deyince, ağladı." Bu Hadis 4959, 4960, 4961 numara ile gelecektir.
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said to Ubai, "Allah has ordered me to recite to you: 'Those who disbelieve (Surat-al- Bayina 98).' " Ubai said, "Has He mentioned my name?" The Prophet (ﷺ) said, "Yes." On hearing this, Ubai started weeping
Diğer tahric edenler: Tirmizî, Menakîb; Müslim, Fedail Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ubeyy b. Ka'b" b. Kays b. Ubeyd b. Zeyd b. Muaviye b. Amr b. Malik b. en-Neccar "ın menkıbeleri." Ensardan olup, Hazredi ve Neccar oğullarındandır. Künyesi Ebu'I-Munzir ve Ebu't-Tufayl'dır. Ensar arasından erken Müslüman olanlardan idi. Akabe'de, Bedir'de ve onlardan sonraki belli başlı olaylarda bulunmuş birisidir. 30 h. yılında vefat ettiği söylendiği gibi başka tarihler de söylenmiştir. (Buhari) bu başlık altında az önce Abdullah b. Mes'ud'un menkıbeleri arasında zikredilmiş bulunan Abdullah b. Amr'ın rivayet ettiği hadisi zikretmektedir: "Ubeyy: Benim adımı da verdi mi, dedi." Yani ismimi açıkça zikretti mi yoksa ashabımdan herhangi birisine bunu oku, diye buyurdu da beni sen mi seçtin? Allah Resulü ona "evet" deyince, ya bundan dolayı sevincinden ötürü ağladı ya da yüce Allah'ın bu nimetine karşı şükretmekte zayıf olabilir korkusu ile ve huşu' ile ağladı. Bu hadisten, insanın ilmi ehli olanlardan öğrenmek hususunda -bu kişiler mertebe itibariyle daha aşağıda olsalar dahi- mütevazı davranmanın fazileti anlaşılmaktadır. Kurtubi der ki: Özellikle bu surenin sözkonusu edilmesi -oldukça veciz (özlü) olmakla birlikte- tevhidi, risaleti, ihlası, diğer nebilere indirilmiş bulunan sahifeleri, kitapları kapsaması, namazdan, zekattan, ölümden sonra dirilişten sözetmesi, cennetIiklerle cehennemlikleri açıklaması dolayısıyladır
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ أُحُدٍ انْهَزَمَ النَّاسُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ بَيْنَ يَدَىِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُجَوِّبٌ بِهِ عَلَيْهِ بِحَجَفَةٍ لَهُ، وَكَانَ أَبُو طَلْحَةَ رَجُلاً رَامِيًا شَدِيدَ الْقِدِّ، يَكْسِرُ يَوْمَئِذٍ قَوْسَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا، وَكَانَ الرَّجُلُ يَمُرُّ مَعَهُ الْجَعْبَةُ مِنَ النَّبْلِ فَيَقُولُ انْشُرْهَا لأَبِي طَلْحَةَ. فَأَشْرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ إِلَى الْقَوْمِ، فَيَقُولُ أَبُو طَلْحَةَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، لاَ تُشْرِفْ يُصِيبُكَ سَهْمٌ مِنْ سِهَامِ الْقَوْمِ، نَحْرِي دُونَ نَحْرِكَ. وَلَقَدْ رَأَيْتُ عَائِشَةَ بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ وَأُمَّ سُلَيْمٍ وَإِنَّهُمَا لَمُشَمِّرَتَانِ، أَرَى خَدَمَ سُوقِهِمَا، تُنْقِزَانِ الْقِرَبَ عَلَى مُتُونِهِمَا، تُفْرِغَانِهِ فِي أَفْوَاهِ الْقَوْمِ، ثُمَّ تَرْجِعَانِ فَتَمْلآنِهَا، ثُمَّ تَجِيآنِ فَتُفْرِغَانِهِ فِي أَفْوَاهِ الْقَوْمِ، وَلَقَدْ وَقَعَ السَّيْفُ مِنْ يَدَىْ أَبِي طَلْحَةَ إِمَّا مَرَّتَيْنِ، وَإِمَّا ثَلاَثًا.
Enes r.a. dedi ki: "Uhud günü insanIar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafından dağılıp, geri çekildiğinde Ebu TaIha da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde kaIkanı iIe onu korumaya çalışıyordu. Ebu TaIha iyi ok atan, yayının kirişini oIdukça gererek ok atan birisi idi. O gün elinde iki ya da üç yay kırıIdı. Elinde bir demet ok buIunan adam onunIa birlikte yürürken, bunIarı Ebu TaIha için aç, derdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yukarıdan savaşçıIara bakınca Ebu TaIha şöyIe derdi: Ey Allah'ın Nebii, babam, anam sana feda oIsun bakma, attıkIarı okIardan bir ok sana isabet edebilir. Benim göğsüm, senin göğsüne siperdir. AndoIsun o gün Ebu Bekir'in kızı Aişe ve Ümmü SüIeym'in, ayak bilekIerini göreceğim kadar etekIerini yukarıya çekmiş oIdukIarını, omuzIarı üzerine su kırbaIarını taşıdıkIarını ve o suyu kavmin (mücahidIerin) ağzına boşaIttıkIarını, sonra geri dönüp tekrar kırbalarını doIdurdukIarını, tekrar o kırbaIarı getirip, suyunu mücahitlerin ağızIarına boşaIttıkIarını gördüm. Kılıç Ebu TaIha'nın elinden iki ya da üç defa düşmüştü." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu TaIha" Zeyd b. SehI b. el-Esved b. Haram'ın menkıbeIeri." Ensardan oIup.Hazrec'li ve Neccar oğullarındandır. Enes'in annesi, Ümmü SüIeym'in kocasıdır. Onun vefatı ile ilgili açıkIamaIar ve vefat tarihi Cihad böIümünde geçmiş buIunmaktadır. Bu hadis ile ilgili diğer açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Meğazi bölümünde (4064 nolu hadiste) gelecektir
Narrated Anas:On the day of the battle of Uhud, the people ran away, leaving the Prophet (ﷺ) , but Abu- Talha was shielding the Prophet (ﷺ) with his shield in front of him. Abu Talha was a strong, experienced archer who used to keep his arrow bow strong and well stretched. On that day he broke two or three arrow bows. If any man passed by carrying a quiver full of arrows, the Prophet (ﷺ) would say to him, "Empty it in front of Abu Talha." When the Prophet (ﷺ) started looking at the enemy by raising his head, Abu Talha said, "O Allah's Prophet! Let my parents be sacrificed for your sake! Please don't raise your head and make it visible, lest an arrow of the enemy should hit you. Let my neck and chest be wounded instead of yours." (On that day) I saw `Aisha, the daughter of Abu Bakr and Um Sulaim both lifting their dresses up so that I was able to see the ornaments of their legs, and they were carrying the water skins on their arms to pour the water into the mouths of the thirsty people and then go back and fill them and come to pour the water into the mouths of the people again. (On that day) Abu Talha's sword fell from his hand twice or thrice
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَهْلَ، مَكَّةَ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرِيَهُمْ آيَةً، فَأَرَاهُمُ الْقَمَرَ شِقَّتَيْنِ، حَتَّى رَأَوْا حِرَاءً بَيْنَهُمَا.
Enes b. Malik r.a. rivayete göre "Mekkeliler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den kendilerine bir ayet (belge) göstermesini istediler. O da kendilerine ayın iki parçaya bölündüğünü gösterdi. Öyle ki Hira dağını o iki parça arasında gördüler
Narrated Anas bin Malik:The people of Mecca asked Allah's Messenger (ﷺ) to show them a miracle. So he showed them the moon split in two halves between which they saw the Hira' mountain
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَهُمْ عَنْ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ " بَيْنَمَا أَنَا فِي الْحَطِيمِ ـ وَرُبَّمَا قَالَ فِي الْحِجْرِ ـ مُضْطَجِعًا، إِذْ أَتَانِي آتٍ فَقَدَّ ـ قَالَ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ فَشَقَّ ـ مَا بَيْنَ هَذِهِ إِلَى هَذِهِ ـ فَقُلْتُ لِلْجَارُودِ وَهْوَ إِلَى جَنْبِي مَا يَعْنِي بِهِ قَالَ مِنْ ثُغْرَةِ نَحْرِهِ إِلَى شِعْرَتِهِ، وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ مِنْ قَصِّهِ إِلَى شِعْرَتِهِ ـ فَاسْتَخْرَجَ قَلْبِي، ثُمَّ أُتِيتُ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ مَمْلُوءَةٍ إِيمَانًا، فَغُسِلَ قَلْبِي ثُمَّ حُشِيَ، ثُمَّ أُوتِيتُ بِدَابَّةٍ دُونَ الْبَغْلِ وَفَوْقَ الْحِمَارِ أَبْيَضَ ". ـ فَقَالَ لَهُ الْجَارُودُ هُوَ الْبُرَاقُ يَا أَبَا حَمْزَةَ قَالَ أَنَسٌ نَعَمْ، يَضَعُ خَطْوَهُ عِنْدَ أَقْصَى طَرْفِهِ ـ " فَحُمِلْتُ عَلَيْهِ، فَانْطَلَقَ بِي جِبْرِيلُ حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الدُّنْيَا فَاسْتَفْتَحَ، فَقِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ فَفَتَحَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ، فَإِذَا فِيهَا آدَمُ، فَقَالَ هَذَا أَبُوكَ آدَمُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ. فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ السَّلاَمَ ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالاِبْنِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ. ثُمَّ صَعِدَ حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الثَّانِيَةَ فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَفَتَحَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ، إِذَا يَحْيَى وَعِيسَى، وَهُمَا ابْنَا الْخَالَةِ قَالَ هَذَا يَحْيَى وَعِيسَى فَسَلِّمْ عَلَيْهِمَا. فَسَلَّمْتُ فَرَدَّا، ثُمَّ قَالاَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ. ثُمَّ صَعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الثَّالِثَةِ، فَاسْتَفْتَحَ قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَفُتِحَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ إِذَا يُوسُفُ. قَالَ هَذَا يُوسُفُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ. فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ، ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ، ثُمَّ صَعِدَ بِي حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الرَّابِعَةَ، فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ أَوَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَفُتِحَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ إِلَى إِدْرِيسَ قَالَ هَذَا إِدْرِيسُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ. فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ. ثُمَّ صَعِدَ بِي حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ الْخَامِسَةَ، فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قِيلَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ. فَلَمَّا خَلَصْتُ فَإِذَا هَارُونُ قَالَ هَذَا هَارُونُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ. فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ. ثُمَّ صَعِدَ بِي حَتَّى أَتَى السَّمَاءَ السَّادِسَةَ، فَاسْتَفْتَحَ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ مَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ قَالَ نَعَمْ. قَالَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ، فَلَمَّا خَلَصْتُ، فَإِذَا مُوسَى قَالَ هَذَا مُوسَى فَسَلِّمْ عَلَيْهِ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ ثُمَّ قَالَ مَرْحَبًا بِالأَخِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ. فَلَمَّا تَجَاوَزْتُ بَكَى، قِيلَ لَهُ مَا يُبْكِيكَ قَالَ أَبْكِي لأَنَّ غُلاَمًا بُعِثَ بَعْدِي، يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِهِ أَكْثَرُ مَنْ يَدْخُلُهَا مِنْ أُمَّتِي. ثُمَّ صَعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ السَّابِعَةِ، فَاسْتَفْتَحَ جِبْرِيلُ، قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ. قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ. قِيلَ وَقَدْ بُعِثَ إِلَيْهِ. قَالَ نَعَمْ. قَالَ مَرْحَبًا بِهِ، فَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ فَلَمَّا خَلَصْتُ، فَإِذَا إِبْرَاهِيمُ قَالَ هَذَا أَبُوكَ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ. قَالَ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، فَرَدَّ السَّلاَمَ قَالَ مَرْحَبًا بِالاِبْنِ الصَّالِحِ وَالنَّبِيِّ الصَّالِحِ. ثُمَّ رُفِعَتْ لِي سِدْرَةُ الْمُنْتَهَى، فَإِذَا نَبِقُهَا مِثْلُ قِلاَلِ هَجَرَ، وَإِذَا وَرَقُهَا مِثْلُ آذَانِ الْفِيَلَةِ قَالَ هَذِهِ سِدْرَةُ الْمُنْتَهَى، وَإِذَا أَرْبَعَةُ أَنْهَارٍ نَهْرَانِ بَاطِنَانِ، وَنَهْرَانِ ظَاهِرَانِ. فَقُلْتُ مَا هَذَانِ يَا جِبْرِيلُ قَالَ أَمَّا الْبَاطِنَانِ، فَنَهَرَانِ فِي الْجَنَّةِ، وَأَمَّا الظَّاهِرَانِ فَالنِّيلُ وَالْفُرَاتُ. ثُمَّ رُفِعَ لِي الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ، ثُمَّ أُتِيتُ بِإِنَاءٍ مِنْ خَمْرٍ، وَإِنَاءٍ مِنْ لَبَنٍ وَإِنَاءٍ مِنْ عَسَلٍ، فَأَخَذْتُ اللَّبَنَ، فَقَالَ هِيَ الْفِطْرَةُ أَنْتَ عَلَيْهَا وَأُمَّتُكَ. ثُمَّ فُرِضَتْ عَلَىَّ الصَّلَوَاتُ خَمْسِينَ صَلاَةً كُلَّ يَوْمٍ. فَرَجَعْتُ فَمَرَرْتُ عَلَى مُوسَى، فَقَالَ بِمَا أُمِرْتَ قَالَ أُمِرْتُ بِخَمْسِينَ صَلاَةً كُلَّ يَوْمٍ. قَالَ إِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تَسْتَطِيعُ خَمْسِينَ صَلاَةً كُلَّ يَوْمٍ، وَإِنِّي وَاللَّهِ قَدْ جَرَّبْتُ النَّاسَ قَبْلَكَ، وَعَالَجْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَشَدَّ الْمُعَالَجَةِ، فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ التَّخْفِيفَ لأُمَّتِكَ. فَرَجَعْتُ، فَوَضَعَ عَنِّي عَشْرًا، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ مِثْلَهُ، فَرَجَعْتُ فَوَضَعَ عَنِّي عَشْرًا، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ مِثْلَهُ، فَرَجَعْتُ فَوَضَعَ عَنِّي عَشْرًا، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ مِثْلَهُ، فَرَجَعْتُ فَأُمِرْتُ بِعَشْرِ صَلَوَاتٍ كُلَّ يَوْمٍ، فَرَجَعْتُ فَقَالَ مِثْلَهُ، فَرَجَعْتُ فَأُمِرْتُ بِخَمْسِ صَلَوَاتٍ كُلَّ يَوْمٍ، فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى، فَقَالَ بِمَا أُمِرْتَ قُلْتُ أُمِرْتُ بِخَمْسِ صَلَوَاتٍ كُلَّ يَوْمٍ. قَالَ إِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تَسْتَطِيعُ خَمْسَ صَلَوَاتٍ كُلَّ يَوْمٍ، وَإِنِّي قَدْ جَرَّبْتُ النَّاسَ قَبْلَكَ، وَعَالَجْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَشَدَّ الْمُعَالَجَةِ، فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ التَّخْفِيفَ لأُمَّتِكَ. قَالَ سَأَلْتُ رَبِّي حَتَّى اسْتَحْيَيْتُ، وَلَكِنْ أَرْضَى وَأُسَلِّمُ ـ قَالَ ـ فَلَمَّا جَاوَزْتُ نَادَى مُنَادٍ أَمْضَيْتُ فَرِيضَتِي وَخَفَّفْتُ عَنْ عِبَادِي ".
Enes b. Malik b. Sa'saa r.a.'dan rivayete göre; "Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine İsra'ya götürüldüğü geceyi anlatarak şöyle buyurmuştur: Ben el-Hatim'de -ravi belki de el-Hicr'de demiştir- yatıyordum. Aniden bana birisi geldi. Şurdan şuraya kesti. -Katade dedi ki: Onu (Enes'i) yardı, dediğini de dinlemişimdir.- (Katade dedi ki:) Ben yanımda bulunan el-Carud'a dedim ki: Bununla neyi kastediyor? O, boğazından eteğine kadar -yine onu: "Göğsünün üst tarafından eteğine kadar (yardı) dediğini de dinlemişimdir- Kalbimi çıkardı. Daha sonra yanıma iman ile dolu altından bir leğen getirildi. Kalbim yıkandı, sonra içi dolduruldu. Sonra da eski haline iade edildi. Arkasından bana beyaz renkli, katırdan alçak, eşekten yüksek bir binek getirildi. -el-Carud ona dedi ki: Ey EbU Hamza o binek Burak mıdır? Enes dedi ki: Evet, o adımını gözüyle gördüğü en son noktaya koyar.- O bineğe bindirildim. Cibril beni alıp götürdü. Nihayet dünya semasına kadar geldi. Açılmasını istedi. O kim diye soruldu, Cibril dedi. Beraberinde kim var, diye soruldu. Muhammed denildi. (Mi'rac için) Ona risalet verildi mi, diye soruldu, o evet dedi. Merhaba ona, onun gelişi ne güzeldir, denildi. Kapı açıldı. İçeri girdikten sonra orada Adem' ile karşı laştı m. Bu senin baban Ademidir, ona selam ver dedi. Ben de ona selam verdim, selamımı aldıktan sonra, salih oğluma ve salih nebiye merhaba, dedi. Sonra beni alıp ikinci semaya çıkardı. Açılmasını istedi. O kim diye soruldu, Cibril dedi. Beraberinde kim var diye soruldu, Muhammed dedi. Ona (Mi'rac için) risalet (haber, emir) verildi mi diye soruldu, evet dedi. Merhaba ona, onun gelişi ne güzeldir denildi. Kapı açıldı, içeri girince teyze çocukları olan Yahya ve İsa'yı gördüm. Bu Yahya, bu da İsa'dır, haydi onlara selam ver dedi, ben de selam verdim. Selamımı aldıktan sonra, salih kardeşimize ve salih nebiye merhaba dediler. Sonra beni alıp üçüncü semaya çıkardı, açılmasını istedi. O kim denildi, Cibril dedi. Beraberinde kim var diye soruldu. Muhammed dedi. Ona (Mi'rac için) risalet verildi mi diye soruldu, evet dedi. Merhaba ona, bu geliş ne güzel geliştir denildi, kapı açıldı. İçeri girdiğimde Yusuf ile karşılaştım. Bu Yusuftur, ona selam ver dedi. Ben de ona selam verdim. Selamımı aldıktan sonra salih kardeşime ve salih nebiye merhaba dedi. Sonra beni alıp dördüncü semaya çıkardı, açılmasını istedi. O kim denildi, Cibril dedi. Beraberinde kim var diye soruldu, Muhammed, dedi. Ona risalet verildi mi, diye soruldu. Evet, dedi. Merhaba ona, onun gelişi ne güzeldir, denildi. Kapı açıldı, içeri girdiğimde İdris'i gördüm. Bu İdris'tir, ona selam ver, dedi. Ben de ona selam verdim, selamımı aldıktan sonra salih kardeşime ve salih nebiye merhaba dedi. Daha sonra beni beşinci semaya çıkardı, açılmasını istedi. O kim diye soruldu, Cibril dedi. Beraberinde kim var diye soruldu, Muhammed dedi. Ona (Mi'rac için) risalet (haber) gönderildi mi diye sordu, evet dedi. Merhaba ona, onun bu gelişi ne güzel bir geliştir, denildi. İçeri girince Harun ile karşılaştım, bu Harun'dur ona selam ver dedi. Ben de ona selam verdim, selamımı aldıktan sonra, salih kardeşe ve salih nebiye merhaba dedi. Sonra beni alıp altıncı semaya çıkardı. Açılmasını istedi. O kim diye soruldu, Cibril dedi. Beraberinde kim var diye soruldu, Muhammed dedi. Ona (Mi'rac için) risalet (haber) gönderildi mi, diye soruldu, evet dedi. Merhaba ona, onun bu gelişi ne güzeldir, dedi. İçeri girdiğimde Musa ile karşılaştı m. Bu Musa'dır, ona selam ver dedi. Ben de ona selam verdim. O da selamımı aldıktan sonra: Salih• kardeşime ve salih nebiye merhaba, dedi. Yanından ayrılıp gidince ağlamaya başladı. Ona niçin ağlıyorsun diye soruldu, şöyle dedi: Ağlayışımın sebebi şu ki, benden sonra Nebi olarak gönderilen bir delikanlının ümmetinden cennete gireceklerin sayısı benim ümmetimden daha fazla olacaktır. Sonra beni yedinci semaya çıkardı. Cibril (kapısının) açılmasını istedi. O kim denildi, Cibril dedi. Beraberinde kim var diye soruldu, Muhammed dedi. Ona bi'set verildi mi (yani semaya gelmesi için haber gönderildi mi) diye soruldu, evet dedi. Merhaba ona, onun gelişi ne güzeldir dedi. Girince İbrahim ile karşılaştım. Bu senin babandır, ona selam ver dedi. Ben de ona selam verdim, selamımı aldıktan sonra, salih oğluma ve salih nebiye merhaba dedi. Daha sonra Sidretu'l-Müntehfı bana yaklaştırıldı. Onun meyvesinin Hecer testilerini, yapraklarının fil kulaklarını andırdığını gördüm. Bu Sidretu'l-Müntehfı'dır dedi. Orada dört de nehir gördüm, ikisi gizli ikisi açıktı. Bu iki nehir ne oluyor ey Cibril, diye sordum. Dedi ki: Gizli olan ikisi cennetteki iki ırmaktır, açıktan akan ikisi ise Nil ile Fırat'tır. Daha sonra bana el-Beytu'l-Ma'mur yakınlaştırıldı. Sonra birinin içinde şarab, birinin içinde süt, birinin içinde bal bulunan kaplar getirildi. Ben süt bulunan kabı aldım. İşte bu senin ve ümmetinin üzerinde olduğun fıtrattır dedi. Sonra bana her gün elli namaz olmak üzere namaz farz kılındı. Geri döndüğümde Musa'nın yanından geçtim. Sana ne emrolundu diye sordu. Ben, her gün elli vakit namaz ile emrolundum dedim. Senin ümmetinin her gün elli vakit namaz kılmaya gücü yetmez, şüphesiz Allah'a yemin ederim ki senden önce ben insanları denedim. İsrailoğulları ile çok uğraştım. Rabbine dön de ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile, dedi. Ben de döndüm, üzerimden onunu kaldırdı. Musa'nın yanına döndüm. Yine önceki gibi söyledi. Geri döndüm, üzerimden bir onunu daha kaldırdı. Musa'nın yanına geri geldim, bana aynısını söyledi. Tekrar geri döndüm, benden onunu daha kaldırdı. Yine Musa'nın yanına döndüğümde bana aynısını tekrar söyledi. Bir daha geri döndüm, her gün on vakit namaz kılmakla emrolundum. Geri döndüm, yine Musa aynısını söyledi. Tekrar ben de geri döndüm. Her gün beş vakit namaz kılmakla emrolundum. Musa'nın yanına geri döndüğümde, sana ne emrolundu diye sordu. Ben, her gün beş vakit namaz kılmakla emrolundum dedim. Bana: Senin ümmetin her gün beş vakit namaz kılamaz, dedi. Çünkü ben senden önce insanları denedim. İsrailoğullarıyla alabildiğine uğraştım. Haydi Rabbine geri dön, ondan ümmetinin yükünü hafifletmesini dile. (Allah Resulü) buyurdu ki: Rabbimden çok istedim artık utanıyorum, fakat onun emrine rıza gösteriyorum, teslim oluyorum. Ayrılıp gidince bir münadi şöyle buyurdu: Ben farz kıldığımı gerçekleştirdim, kullarımın yükünü de hafiflettim
Narrated Anas bin Malik:Malik bin Sasaa said that Allah's Messenger (ﷺ) described to them his Night Journey saying, "While I was lying in Al-Hatim or Al-Hijr, suddenly someone came to me and cut my body open from here to here." I asked Al-Jarud who was by my side, "What does he mean?" He said, "It means from his throat to his pubic area," or said, "From the top of the chest." The Prophet (ﷺ) further said, "He then took out my heart. Then a gold tray of Belief was brought to me and my heart was washed and was filled (with Belief) and then returned to its original place. Then a white animal which was smaller than a mule and bigger than a donkey was brought to me." (On this Al-Jarud asked, "Was it the Buraq, O Abu Hamza?" I (i.e. Anas) replied in the affirmative). The Prophet (ﷺ) said, "The animal's step (was so wide that it) reached the farthest point within the reach of the animal's sight. I was carried on it, and Gabriel set out with me till we reached the nearest heaven. When he asked for the gate to be opened, it was asked, 'Who is it?' Gabriel answered, 'Gabriel.' It was asked, 'Who is accompanying you?' Gabriel replied, 'Muhammad.' It was asked, 'Has Muhammad been called?' Gabriel replied in the affirmative. Then it was said, 'He is welcomed. What an excellent visit his is!' The gate was opened, and when I went over the first heaven, I saw Adam there. Gabriel said (to me). 'This is your father, Adam; pay him your greetings.' So I greeted him and he returned the greeting to me and said, 'You are welcomed, O pious son and pious Prophet.' Then Gabriel ascended with me till we reached the second heaven. Gabriel asked for the gate to be opened. It was asked, 'Who is it?' Gabriel answered, 'Gabriel.' It was asked, 'Who is accompanying you?' Gabriel replied, 'Muhammad.' It was asked, 'Has he been called?' Gabriel answered in the affirmative. Then it was said, 'He is welcomed. What an excellent visit his is!' The gate was opened. When I went over the second heaven, there I saw Yahya (i.e. John) and `Isa (i.e. Jesus) who were cousins of each other. Gabriel said (to me), 'These are John and Jesus; pay them your greetings.' So I greeted them and both of them returned my greetings to me and said, 'You are welcomed, O pious brother and pious Prophet.' Then Gabriel ascended with me to the third heaven and asked for its gate to be opened. It was asked, 'Who is it?' Gabriel replied, 'Gabriel.' It was asked, 'Who is accompanying you?' Gabriel replied, 'Muhammad.' It was asked, 'Has he been called?' Gabriel replied in the affirmative. Then it was said, 'He is welcomed, what an excellent visit his is!' The gate was opened, and when I went over the third heaven there I saw Joseph. Gabriel said (to me), 'This is Joseph; pay him your greetings.' So I greeted him and he returned the greeting to me and said, 'You are welcomed, O pious brother and pious Prophet.' Then Gabriel ascended with me to the fourth heaven and asked for its gate to be opened. It was asked, 'Who is it?' Gabriel replied, 'Gabriel' It was asked, 'Who is accompanying you?' Gabriel replied, 'Muhammad.' It was asked, 'Has he been called?' Gabriel replied in the affirmative. Then it was said, 'He is welcomed, what an excel lent visit his is!' The gate was opened, and when I went over the fourth heaven, there I saw Idris. Gabriel said (to me), 'This is Idris; pay him your greetings.' So I greeted him and he returned the greeting to me and said, 'You are welcomed, O pious brother and pious Prophet.' Then Gabriel ascended with me to the fifth heaven and asked for its gate to be opened. It was asked, 'Who is it?' Gabriel replied, 'Gabriel.' It was asked. 'Who is accompanying you?' Gabriel replied, 'Muhammad.' It was asked, 'Has he been called?' Gabriel replied in the affirmative. Then it was said He is welcomed, what an excellent visit his is! So when I went over the fifth heaven, there I saw Harun (i.e. Aaron), Gabriel said, (to me). This is Aaron; pay him your greetings.' I greeted him and he returned the greeting to me and said, 'You are welcomed, O pious brother and pious Prophet.' Then Gabriel ascended with me to the sixth heaven and asked for its gate to be opened. It was asked. 'Who is it?' Gabriel replied, 'Gabriel.' It was asked, 'Who is accompanying you?' Gabriel replied, 'Muhammad.' It was asked, 'Has he been called?' Gabriel replied in the affirmative. It was said, 'He is welcomed. What an excellent visit his is!' When I went (over the sixth heaven), there I saw Moses. Gabriel said (to me),' This is Moses; pay him your greetings. So I greeted him and he returned the greetings to me and said, 'You are welcomed, O pious brother and pious Prophet.' When I left him (i.e. Moses) he wept. Someone asked him, 'What makes you weep?' Moses said, 'I weep because after me there has been sent (as Prophet) a young man whose followers will enter Paradise in greater numbers than my followers.' Then Gabriel ascended with me to the seventh heaven and asked for its gate to be opened. It was asked, 'Who is it?' Gabriel replied, 'Gabriel.' It was asked,' Who is accompanying you?' Gabriel replied, 'Muhammad.' It was asked, 'Has he been called?' Gabriel replied in the affirmative. Then it was said, 'He is welcomed. What an excellent visit his is!' So when I went (over the seventh heaven), there I saw Abraham. Gabriel said (to me), 'This is your father; pay your greetings to him.' So I greeted him and he returned the greetings to me and said, 'You are welcomed, O pious son and pious Prophet.' Then I was made to ascend to Sidrat-ul-Muntaha (i.e. the Lote Tree of the utmost boundary) Behold! Its fruits were like the jars of Hajr (i.e. a place near Medina) and its leaves were as big as the ears of elephants. Gabriel said, 'This is the Lote Tree of the utmost boundary) . Behold ! There ran four rivers, two were hidden and two were visible, I asked, 'What are these two kinds of rivers, O Gabriel?' He replied,' As for the hidden rivers, they are two rivers in Paradise and the visible rivers are the Nile and the Euphrates.' Then Al-Bait-ul-Ma'mur (i.e. the Sacred House) was shown to me and a container full of wine and another full of milk and a third full of honey were brought to me. I took the milk. Gabriel remarked, 'This is the Islamic religion which you and your followers are following.' Then the prayers were enjoined on me: They were fifty prayers a day. When I returned, I passed by Moses who asked (me), 'What have you been ordered to do?' I replied, 'I have been ordered to offer fifty prayers a day.' Moses said, 'Your followers cannot bear fifty prayers a day, and by Allah, I have tested people before you, and I have tried my level best with Bani Israel (in vain). Go back to your Lord and ask for reduction to lessen your followers' burden.' So I went back, and Allah reduced ten prayers for me. Then again I came to Moses, but he repeated the same as he had said before. Then again I went back to Allah and He reduced ten more prayers. When I came back to Moses he said the same, I went back to Allah and He ordered me to observe ten prayers a day. When I came back to Moses, he repeated the same advice, so I went back to Allah and was ordered to observe five prayers a day. When I came back to Moses, he said, 'What have you been ordered?' I replied, 'I have been ordered to observe five prayers a day.' He said, 'Your followers cannot bear five prayers a day, and no doubt, I have got an experience of the people before you, and I have tried my level best with Bani Israel, so go back to your Lord and ask for reduction to lessen your follower's burden.' I said, 'I have requested so much of my Lord that I feel ashamed, but I am satisfied now and surrender to Allah's Order.' When I left, I heard a voice saying, 'I have passed My Order and have lessened the burden of My Worshipers
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ صُهَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَقْبَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْمَدِينَةِ وَهْوَ مُرْدِفٌ أَبَا بَكْرٍ، وَأَبُو بَكْرٍ شَيْخٌ يُعْرَفُ، وَنَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَابٌّ لاَ يُعْرَفُ، قَالَ فَيَلْقَى الرَّجُلُ أَبَا بَكْرٍ فَيَقُولُ يَا أَبَا بَكْرٍ، مَنْ هَذَا الرَّجُلُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْكَ فَيَقُولُ هَذَا الرَّجُلُ يَهْدِينِي السَّبِيلَ. قَالَ فَيَحْسِبُ الْحَاسِبُ أَنَّهُ إِنَّمَا يَعْنِي الطَّرِيقَ، وَإِنَّمَا يَعْنِي سَبِيلَ الْخَيْرِ، فَالْتَفَتَ أَبُو بَكْرٍ، فَإِذَا هُوَ بِفَارِسٍ قَدْ لَحِقَهُمْ، فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَذَا فَارِسٌ قَدْ لَحِقَ بِنَا. فَالْتَفَتَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " اللَّهُمَّ اصْرَعْهُ ". فَصَرَعَهُ الْفَرَسُ، ثُمَّ قَامَتْ تُحَمْحِمُ فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ مُرْنِي بِمَا شِئْتَ. قَالَ " فَقِفْ مَكَانَكَ، لاَ تَتْرُكَنَّ أَحَدًا يَلْحَقُ بِنَا ". قَالَ فَكَانَ أَوَّلَ النَّهَارِ جَاهِدًا عَلَى نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَكَانَ آخِرَ النَّهَارِ مَسْلَحَةً لَهُ، فَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَانِبَ الْحَرَّةِ، ثُمَّ بَعَثَ إِلَى الأَنْصَارِ، فَجَاءُوا إِلَى نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمُوا عَلَيْهِمَا، وَقَالُوا ارْكَبَا آمِنَيْنِ مُطَاعَيْنِ. فَرَكِبَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، وَحَفُّوا دُونَهُمَا بِالسِّلاَحِ، فَقِيلَ فِي الْمَدِينَةِ جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ، جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَأَشْرَفُوا يَنْظُرُونَ وَيَقُولُونَ جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ، جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ. فَأَقْبَلَ يَسِيرُ حَتَّى نَزَلَ جَانِبَ دَارِ أَبِي أَيُّوبَ، فَإِنَّهُ لَيُحَدِّثُ أَهْلَهُ، إِذْ سَمِعَ بِهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ وَهْوَ فِي نَخْلٍ لأَهْلِهِ يَخْتَرِفُ لَهُمْ، فَعَجِلَ أَنْ يَضَعَ الَّذِي يَخْتَرِفُ لَهُمْ فِيهَا، فَجَاءَ وَهْىَ مَعَهُ، فَسَمِعَ مِنْ نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَهْلِهِ، فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَىُّ بُيُوتِ أَهْلِنَا أَقْرَبُ ". فَقَالَ أَبُو أَيُّوبَ أَنَا يَا نَبِيَّ اللَّهِ، هَذِهِ دَارِي، وَهَذَا بَابِي. قَالَ " فَانْطَلِقْ فَهَيِّئْ لَنَا مَقِيلاً ". قَالَ قُومَا عَلَى بَرَكَةِ اللَّهِ. فَلَمَّا جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ، وَأَنَّكَ جِئْتَ بِحَقٍّ، وَقَدْ عَلِمَتْ يَهُودُ أَنِّي سَيِّدُهُمْ وَابْنُ سَيِّدِهِمْ، وَأَعْلَمُهُمْ وَابْنُ أَعْلَمِهِمْ، فَادْعُهُمْ فَاسْأَلْهُمْ عَنِّي قَبْلَ أَنْ يَعْلَمُوا أَنِّي قَدْ أَسْلَمْتُ، فَإِنَّهُمْ إِنْ يَعْلَمُوا أَنِّي قَدْ أَسْلَمْتُ قَالُوا فِيَّ مَا لَيْسَ فِيَّ. فَأَرْسَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلُوا فَدَخَلُوا عَلَيْهِ. فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا مَعْشَرَ الْيَهُودِ، وَيْلَكُمُ اتَّقُوا اللَّهَ، فَوَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ إِنَّكُمْ لَتَعْلَمُونَ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ حَقًّا، وَأَنِّي جِئْتُكُمْ بِحَقٍّ فَأَسْلِمُوا ". قَالُوا مَا نَعْلَمُهُ. قَالُوا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَهَا ثَلاَثَ مِرَارٍ. قَالَ " فَأَىُّ رَجُلٍ فِيكُمْ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ ". قَالُوا ذَاكَ سَيِّدُنَا وَابْنُ سَيِّدِنَا، وَأَعْلَمُنَا وَابْنُ أَعْلَمِنَا. قَالَ " أَفَرَأَيْتُمْ إِنْ أَسْلَمَ ". قَالُوا حَاشَا لِلَّهِ، مَا كَانَ لِيُسْلِمَ. قَالَ " أَفَرَأَيْتُمْ إِنْ أَسْلَمَ ". قَالُوا حَاشَا لِلَّهِ، مَا كَانَ لِيُسْلِمَ. قَالَ " يَا ابْنَ سَلاَمٍ، اخْرُجْ عَلَيْهِمْ ". فَخَرَجَ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ الْيَهُودِ، اتَّقُوا اللَّهَ، فَوَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ إِنَّكُمْ لَتَعْلَمُونَ أَنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ، وَأَنَّهُ جَاءَ بِحَقٍّ. فَقَالُوا كَذَبْتَ. فَأَخْرَجَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye Ebu Bekir'i terkisine bindirmiş olarak geldi. Ebu Bekir, (görünüşte) yaşlı ve tanınan birisi olduğu halde, Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise genç ve kimse tarafından tanınmayan birisi idi. Herhangi bir adam Ebu Bekir ile karşılaşır ve: Ey Ebu Bekir, şu önündeki adam kimdir, diye sorardı. O da: Bu adam bana doğru yolu gösteriyor, diye cevap verirdi. (Enes) dedi ki: Kişi, Ebu Bekir'in bu sözleriyle yolu kastettiğini zannediyordu. Oysa onun kastettiği hayır yolu idi. Ebu Bekir dönüp baktığında arkalarından kendilerine yetişen bir adam görüverdi. Ey Allah'ın Resulü, işte bir atlı bize yetişti, dedi. Allah'ın Nebii ona doğru dönerek: Allah'ım, onu yere yık, diye dua etti. At onu yere düşürdü. Sonra da kalkıp homurdanmaya başladı. Ey Allah'ın Nebii, bana dilediğin emri ver, dedi. Yerinde dur ve kimsenin bize yetişmesine imkan verme, diye buyurdu. (Enes) dedi ki: Günün başlangıcında Allah'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı mücadele veren birisi iken, günün sonunda onun lehine silah taşıyan birisi oldu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-Harre'nin yanına konakladı. Daha sonra Ensara haber gönderdi. Onlar da Allah'ın Nebii ile Ebu Bekir'in yanına geldiler. Her ikisine de selam vererek: Güvenlik içerisinde ve itaat edilenler olarak bininiz, dediler. Allah'ın Nebii ile Ebu Bekir bindi ve her ikisinin de etrafını silahlarıyla kuşattılar. Medine'de, Allah'ın Nebii geldi, Allah'ın Nebii geldi, diye sesleniidi. Onlar da çıkıp seyretmeye ve Allah'ın Nebii demeye koyuldular. Nebi geldi ve nihayet Ebu Eyyub'un evinin yakınında konakladı. O (Nebi) aile halkıyla konuşurken, Abdullah b. Selam da ailesine ait bir hurma bağında onlar için hurma toplamakta iken onun geldiğini işitti. Elini çabuk tutarak onlar için topladıklarını orada koymaya çalıştı. Fakat topladığı hurmalar(ı bir yere koyamadan) beraberinde olduğu halde geldi. Allah'ın Nebiinden söylediği sözleri dinledikten sonra aile halkının yanına geri döndü. Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bizim akrabalarımızın hangisinin evi daha yakındır diye sordu. Ebu Eyyub: Benim ey Allah'ın Nebii! İşte şu evim, şu da benim kapım dedi. Allah Resulü: O halde kalk git de öğle vakti dinlenelim diye bizim için bir hazırlık yap dedi. Ebu Eyyub: O halde Allah'ın bereketi üzere kalkınız dedi. Allah'ın Nebii sallallahu aleyhi ve selle m gelince Abdullah b. Selam da gelip: Şahadet ederim ki sen Allah'ın Resulüsün ve şüphesiz sen hak ile geldin. Yahudiler de biliyor ki ben onların efendisiyim, efendilerinin oğluyum. Onların en bilgilisiyim, onların en bilgilisinin oğluyum. Onları çağır ve benim Müslüman olduğumu bilmeden önce benim hakkımda onlara soru sor. Çünkü onlar benim Müslüman olduğumu bilecek olurlarsa bende olmayan şeyleri hakkımda söylerler, dedi. Bunun üzerine Allah'ın Nebii (Yahudilere) haber gönderdi. Onlar da gelip huzuruna girdiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara: Ey Yahudiler toP-o luluğu! Veyl olsun sizlere! Allah'a karşı takvalı olunuz. Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah adına yemin ederim ki şüphesiz sizler benim hak olarak Allah'ın Resulü olduğumu ve benim hakkı getirdiğimi biliyorsunuz. Haydi Müslüman olunuz, dedi. Onlar: Biz bunu bilmiyoruz dediler. Evet, Nebi sallaW\hu aleyhi ve sellern'e böyle dediler. b da bu sözlerini üç defa tekrarladı. Aranızda Abdullah b. Selam nasıl bir adamdır dedi. Onlar: O bizim efendimizdir, efendimizin oğludur, en alimimizdir, en alimimizin oğludur, dediler. Allah Resulü: Müslüman olmasına ne dersiniz diye sordu. Onlar: Asla, Allah için o, Müslüman olacak birisi değildir. Yine sordu: Müslüman olursa ne dersiniz? Yine onlar: Asla, Allah körusun, o Müslüman olacak birisi değildir. Yine: Ya Müslüman olursa ne dersiniz diye sordu. Onlar: Asla, Allah için o Müslüman olacak değildir, dediler. Allah Resulü: Ey İbn Selam onların yanına çık, diye buyurdu, o da çıktı ve şunları söyledi: Ey Yahudiler, Allah'a karşı takvalı olunuz. Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki şüphesiz sizler onun Allah'ın Resulü olduğunu ve onun hakkı getirdiğini biliyorsunuz. Yahudiler: Yalan söylüyorsun dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları dışarı çıkardı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Bekir (görünüşte) yaşlı idL" Saçlarının ağarmış olduğunu kastetmektedir. "Tanınıyordu" çünkü o ticaret için yaptığı yolculuklarında Medinelilere uğrayıp gidiyordu. Oysa her iki hususta da Nebi sallallahu aleyhi ve sellern'in durumu ondan farklı idi. Uzun bir süreden beri Mekkelden dışarıya yolculuk yapmamıştı. Saçları da ağarmamıştı. Yoksa hakikatte Nebi sallallahu aleyhi ve sellern Ebu Bekir'den yaşça daha büyüktür. "Allah'ın Nebii ise gençti ve tanınmıyordu." Ebu Bekir r.a. ile ilgili olarak Müslim'in Sahihlinde Muaviye'den sabit olan rivayete göre 63 yıl yaşamıştır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellerniden sonra ise iki yıl ve birkaç ay yaşamıştır. O halde Ebu Bekir'in yaşı ile ilgili olarak sahih kabul edilen görüşe göre onun Nebi sallallahu aleyhi ve sellerniden iki yaştan daha fazla bir süre küçük olması gerekir. "Bana yol gösteriyor" ifadesi ile ilgili olarak bunun sebebini İbn Sa'd zikretmiş olduğu bir rivayetinde şöylece açıklamaktadır: "Nebi sallallahu aleyhi ve sellern Ebu Bekir'e: İnsanların dikkatini benden başka tarafa çek, demişti. Bundan dolayı ona: Sen kimsin diye sorulduğunda, ben bir ihtiyacın peşindeyim derdi. Bu beraberindeki kim diye sorulunca da, bu bana yolu gösteren bir rehberdir, derdi." Bununla dinde doğru yolu, hidayeti kastediyordu. Ona soru soran kişi ise onu kılavuz ve yol gösterici zannediyordu. "Öğle vakti dinlenelim diye hazırlık yap." Yani öğlenleyin dinleneceğimiz (kayllile yapacağımız) bir yer hazırla bize
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) arrived at Medina with Abu Bakr, riding behind him on the same camel. Abu Bakr was an elderly man known to the people, while Allah's Messenger (ﷺ) was a youth that was unknown. Thus, if a man met Abu Bakr, he would say, "O Abu Bakr! Who is this man in front of you?" Abu Bakr would say, "This man shows me the Way," One would think that Abu Bakr meant the road, while in fact, Abu Bakr meant the way of virtue and good. Then Abu Bakr looked behind and saw a horse-rider pursuing them. He said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! This is a horse-rider pursuing us." The Prophet (ﷺ) looked behind and said, "O Allah! Cause him to fall down." So the horse threw him down and got up neighing. After that the rider, Suraqa said, "O Allah's Prophet! Order me whatever you want." The Prophet said, "Stay where you are and do not allow anybody to reach us." So, in the first part of the day Suraqa was an enemy of Allah's Prophet and in the last part of it, he was a protector. Then Allah's Apostle alighted by the side of the Al-Harra and sent a message to the Ansar, and they came to Allah's Prophet and Abu Bakr, and having greeted them, they said, "Ride (your she-camels) safe and obeyed." Allah's Messenger (ﷺ) and Abu Bakr rode and the Ansar, carrying their arms, surrounded them. The news that Allah's Prophet had come circulated in Medina. The people came out and were eagerly looking and saying "Allah's Prophet has come! Allah's Prophet has come! So the Prophet (ﷺ) went on till he alighted near the house of Abu Ayub. While the Prophet (ﷺ) was speaking with the family members of Abu Ayub, `Abdullah bin Salam heard the news of his arrival while he himself was picking the dates for his family from his family garden. He hurried to the Prophet (ﷺ) carrying the dates which he had collected for his family from the garden. He listened to Allah's Prophet and then went home. Then Allah's Prophet said, "Which is the nearest of the houses of our kith and kin?" Abu Ayub replied, "Mine, O Allah's Prophet! This is my house and this is my gate." The Prophet (ﷺ) said, "Go and prepare a place for our midday rest." Abu Ayub said, "Get up (both of you) with Allah's Blessings." So when Allah's Prophet went into the house, `Abdullah bin Salam came and said "I testify that you (i.e. Muhammad) are Apostle of Allah and that you have come with the Truth. The Jews know well that I am their chief and the son of their chief and the most learned amongst them and the son of the most learned amongst them. So send for them (i.e. Jews) and ask them about me before they know that I have embraced Islam, for if they know that they will say about me things which are not correct." So Allah's Messenger (ﷺ) sent for them, and they came and entered. Allah's Messenger (ﷺ) said to them, "O (the group of) Jews! Woe to you: be afraid of Allah. By Allah except Whom none has the right to be worshipped, you people know for certain, that I am Apostle of Allah and that I have come to you with the Truth, so embrace Islam." The Jews replied, "We do not know this." So they said this to the Prophet and he repeated it thrice. Then he said, "What sort of a man is `Abdullah bin Salam amongst you?" They said, "He is our chief and the son of our chief and the most learned man, and the son of the most learned amongst us." He said, "What would you think if he should embrace Islam?" They said, "Allah forbid! He can not embrace Islam." He said, " What would you think if he should embrace Islam?" They said, "Allah forbid! He can not embrace Islam." He said, "What would you think if he should embrace Islam?" They said, "Allah forbid! He can not embrace Islam." He said, "O Ibn Salam! Come out to them." He came out and said, "O (the group of) Jews! Be afraid of Allah except Whom none has the right to be worshipped. You know for certain that he is Apostle of Allah and that he has brought a True Religion!' They said, "You tell a lie." On that Allah's Messenger (ﷺ) turned them out
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حِمْيَرَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ أَبِي عَبْلَةَ، أَنَّ عُقْبَةَ بْنَ وَسَّاجٍ، حَدَّثَهُ عَنْ أَنَسٍ، خَادِمِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَلَيْسَ فِي أَصْحَابِهِ أَشْمَطُ غَيْرَ أَبِي بَكْرٍ، فَغَلَفَهَا بِالْحِنَّاءِ وَالْكَتَمِ.
Peygamber'e hizmet eden Enes(radıyallahü anh) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine'ye geldi. Onun sahâbîleri içinde Ebû Bekr'den başka saç ve sakalı kırçıl kimse yoktu. Ebû Bekr saç ve sakalını kına ve ketem bitkisi ile gılıfladı, yânı saçlarını boyadı
Narrated Anas:(the servant of the Prophet) When the Prophet (ﷺ) arrived (at Medina), there was not a single companion of the Prophet (ﷺ) who had grey and black hair except Abu Bakr, and he dyed his hair with Henna' and Katam (i.e. plants used for dying hair)
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ،. وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، حَدَّثَنَا أَبُو التَّيَّاحِ، يَزِيدُ بْنُ حُمَيْدٍ الضُّبَعِيُّ قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ، نَزَلَ فِي عُلْوِ الْمَدِينَةِ فِي حَىٍّ يُقَالُ لَهُمْ بَنُو عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ ـ قَالَ ـ فَأَقَامَ فِيهِمْ أَرْبَعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً، ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَى مَلإِ بَنِي النَّجَّارِ ـ قَالَ ـ فَجَاءُوا مُتَقَلِّدِي سُيُوفِهِمْ، قَالَ وَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى رَاحِلَتِهِ، وَأَبُو بَكْرٍ رِدْفَهُ، وَمَلأُ بَنِي النَّجَّارِ حَوْلَهُ حَتَّى أَلْقَى بِفِنَاءِ أَبِي أَيُّوبَ، قَالَ فَكَانَ يُصَلِّي حَيْثُ أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ، وَيُصَلِّي فِي مَرَابِضِ الْغَنَمِ، قَالَ ثُمَّ إِنَّهُ أَمَرَ بِبِنَاءِ الْمَسْجِدِ، فَأَرْسَلَ إِلَى مَلإِ بَنِي النَّجَّارِ، فَجَاءُوا فَقَالَ " يَا بَنِي النَّجَّارِ، ثَامِنُونِي حَائِطَكُمْ هَذَا ". فَقَالُوا لاَ، وَاللَّهِ لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ. قَالَ فَكَانَ فِيهِ مَا أَقُولُ لَكُمْ كَانَتْ فِيهِ قُبُورُ الْمُشْرِكِينَ، وَكَانَتْ فِيهِ خِرَبٌ، وَكَانَ فِيهِ نَخْلٌ، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِقُبُورِ الْمُشْرِكِينَ فَنُبِشَتْ، وَبِالْخِرَبِ فَسُوِّيَتْ، وَبِالنَّخْلِ فَقُطِعَ، قَالَ فَصَفُّوا النَّخْلَ قِبْلَةَ الْمَسْجِدِ ـ قَالَ ـ وَجَعَلُوا عِضَادَتَيْهِ حِجَارَةً. قَالَ قَالَ جَعَلُوا يَنْقُلُونَ ذَاكَ الصَّخْرَ وَهُمْ يَرْتَجِزُونَ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَهُمْ يَقُولُونَ اللَّهُمَّ إِنَّهُ لاَ خَيْرَ إِلاَّ خَيْرُ الآخِرَهْ فَانْصُرِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَهْ.
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "ResuIullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelince, Medine'nin üst taraflarında Amr b. Avf oğulları diye anıIan bir topIuIuğun arasında konakladı. (Enes) dedi ki: AraIarında ondört gün ikamet etti. Sonra Neccar oğullarından ileri geIen bazı kimseIere haber gönderdi. (Enes) dedi ki: KılıçIarını kuşanmış oIarak geIdiler. Sanki ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bineği üzerinde, Ebu Bekir de terkisinde, Neccar oğullarından o gelenleri de onun etrafında görüyor gibiyim. Nihayet (eşyaları) Ebu Eyyub'un a\Zlusuna bırakıldı. (Enes) dedi ki: Allah Resulü namaz vakti nerede girerse, orada namaz kılardı. Koyun ağılıarında dahi namaz kıldığı olurdu. Daha sonra mescidin bina edilmesini emretti. Neccar oğullarından ileri gelen kimselere haber gönderdi. Onlar da gelince dedi ki: Ey Neccar oğulları, bana bu bahçenizin bedelini söyleyiniz. Onlar Allah'a yemin ederiz olmaz. Biz bunun bedelini Allah'tan başkasından istemeyiz dediler. (Enes) dedi ki: Orada şimdi size söyleyeceklerim vardı: Orada müşriklerin bazılarının kabideri, bir takım yıkık kalıntılar ve birkaç hurma ağacı vardı. Resulullah s.a.v.'in emriyle müşriklerin kabideri açıldı (başka yere taşındı). Yıkıklar dümdüz edildi, hurma ağaçları da kesildi. (Enes) dedi ki: Hurma ağaçlarını mescidin kıble tarafına dizdiler. Onun kapısının iki yanını ise taştan yaptılar. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlarla birlikte olduğu halde taşları taşıyor ve recez vezninde şöyle diyorlardı: 'Allah'ım, ahiret hayrı dışında yoktur bir hayır Sen Ensar ile muhacirlere yardım et.' " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bana bedelini söyleyiniz." Yani burayı bana bedeliyle satınız. "Resulullah s.a.v.'in emriyle müşriklerin kabirleri açıldı." İbn Battal der ki: İlim adamlarından herhangi bir kimseden müşriklerin kabirlerinin yeri mescid edinilsin diye açılacağına dair bir ifade tespit edemedim. Evet, mal buı mak isteği ile kabirlerin açılışı hususunda görüş ayrılığı vardır. Cumhur bunu caiz kabul ederken, Evzaı bunu kabul etmemiştir. Ancak bu hadis bu işin caiz oluşuna bir delildir. Çünkü müşrik bir kimsenin hayatta olsun, ölmüş olsun herhangi bir saygınlığı yoktur. Bununla alakah gerekli araştırma Mescidler bölÜmünde (428. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Recez vezninde söylüyorlardı. .. " Bu sahih kabul edilen görüşe göre bir şiir türüdür
Narrated Anas bin Malik:When Allah's Messenger (ﷺ) arrived at Medina, he alighted at the upper part of Medina among the people called Bani `Amr bin `Auf and he stayed with them for fourteen nights. Then he sent for the chiefs of Bani An-Najjar, and they came, carrying their swords. As if I am just now looking at Allah's Messenger (ﷺ) on his she-camel with Abu Bakr riding behind him (on the same camel) and the chiefs of Bani An- Najjar around him till he dismounted in the courtyard of Abu Aiyub's home. The Prophet (ﷺ) used to offer the prayer wherever the prayer was due, and he would pray even in sheepfolds. Then he ordered that the mosque be built. He sent for the chiefs of Banu An-Najjar, and when they came, he said, "O Banu An-Najjar! Suggest to me the price of this garden of yours." They replied "No! By Allah, we do not demand its price except from Allah." In that garden there were the (following) things that I will tell you: Graves of pagans, unleveled land with holes and pits etc., and date-palm trees. Allah's Messenger (ﷺ) ordered that the graves of the pagans be dug up and, the unleveled land be leveled and the date-palm trees be cut down. The trunks of the trees were arranged so as to form the wall facing the Qibla. The Stone pillars were built at the sides of its gate. The companions of the Prophet (ﷺ) were carrying the stones and reciting some lyrics, and Allah's Messenger (ﷺ) . . was with them and they were saying, "O Allah! There is no good except the good of the Hereafter, so bestow victory on the Ansar and the Emigrants
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، فَآخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ الأَنْصَارِيِّ، فَعَرَضَ عَلَيْهِ أَنْ يُنَاصِفَهُ أَهْلَهُ وَمَالَهُ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ وَمَالِكَ، دُلَّنِي عَلَى السُّوقِ. فَرَبِحَ شَيْئًا مِنْ أَقِطٍ وَسَمْنٍ، فَرَآهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ أَيَّامٍ وَعَلَيْهِ وَضَرٌ مِنْ صُفْرَةٍ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَهْيَمْ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً مِنَ الأَنْصَارِ. قَالَ " فَمَا سُقْتَ فِيهَا ". فَقَالَ وَزْنَ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ".
Enes r.a. dedi ki: "Abdurrahman b. Avf (Medine'ye) geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onunla Ensardan Sa'd b. er-Rabi'i kardeş yaptı. Sa'd kendisine hanımlarından birisini ve malının yarısını ona vermeyi teklif etti. Abdurrahman, Allah hanımlarını da, malını da senin için mübarek kılsın. Sen bana pazarın yolımu göster, dedi. Bir parça keş ve biraz da yağ kar etti. Günler sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onun üzerinde safran kokusu bulaşmış olarak gördü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ne haber ey Abdurrahman, dedi. Abdurrahman: Ey Allah'ın Resulü, Ensardan bir kadın ile evlendim deyince, Allah Resulü: Sen ona (mehir olarak) ne verdin, diye sordu. O: Hurma çekirdeği ağırlığınca altın, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bir koyun ile dahi olsa düğün ziyafeti ver, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v., ashabı arasında nasıl kardeşlik yaptı." İbn Abdilberr der ki: Ashab arasında kardeşlik kılma olayı iki defa olmuştur. Birisi özelolarak muhacirler arasında olmuştur, bu Mekke'de yapıldı. Birisi de muhacirlerle Ensar arasında yapılmıştır. Burada maksat da odur. İbn Sa'd, Vakidi yoluyla gelen ve tabiinden bir grup kişiye ulaşan bir takım senedIerle şöyle dediklerini rivayet etmektedir: Nebi s.a.v. Medine'ye geldi ve muhacirler arasında kardeşlik yaptığı gibi muhacirlerle Ensar arasında da birbirlerini gözetIemek üzere kardeşlik yaptı. Önceleri birbirlerine mirasçı dahi oluyorlardı. Bunlar doksan kişi idi. Bazıları muhacirden, bazıları Ensardan idiler. Yüz kişi oldukları da söylenmiştir. Yüce Allah'ın: "Akrabalar ... "[Enfal, 75] buyruğu nazil olunca bu kardeşlik sebebiyle aralarındaki mirasçılık da sona ermiş oldu. Derim ki: İleride Feraiz (miras hukuku) bölümünde geleceği üzere İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Muhacirler Medine'ye geldiklerinde muhacir olan kimse akrabalık bağı olanlar bir tarafa Nebi s.a.v.'in aralarında yaptığı kardeşlik sebebiyle, kardeşlik vasfıyla Ensardan olana mirasçı oluyordu. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu." es-Süheyll der ki: Allah Resulünün ashabı arasında kardeşlik yapmasının sebebi, gurbeti n sebep olduğu yalnızlık duygularını gidermek ve ailelerinden, aşiretlerinden ayrılmanı yalnızlığını unutarak teselli bulmalarını sağlamak, birinin diğerine yardımcı olmasını temin etmektir. İslam güçlenip, herkes ailesiyle bir araya gelip, bu yalnızlığın etkileri de gidince kardeşlik dolayısıyla mirasçı olmayı kaldırdı ve mu'minlerin hepsini kardeş yaparak: "Mürninler kardeştir" buyruğunu indirdi. Maksat da onların birbirlerine karşı sevgi ve daveti n kapsamlı oluşu açısından kardeş olduklarıdır. Muhammed b. İshak da kardeş yapmayı sözkonusu ederek şunları söylemiştir: "Resı1lu!lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hicret ettikten sonra ashabına, ikişer ikişer kardeş olun uz dedi. Kendisi Ali ile Hamza, Zeyd b. Harise ile Cafer b. Ebi Talib Muaz b. Cebel ile kardeş oldu." Süneyd'in Tefsir'inde de şöyle denilmektedir: Muaz ile İbn Mes'ud, Ebı1 Bekir ile Harice b. Zeyd, Ömer ile İtban b. Malik kardeş oldular. Namaz girişinde taraflarında Ömer'in: "Ensardan bir kardeşim vardı" sözü de geçmiş bulunmaktadır. Bu kardeşinin kimliği İtban diye açıklanmıştır. Ebı1'd-Derda ve Selman'ın durumunda olduğu gibi, onunla kardeşliği uzun süre de devam etmiş olabilir. Mus'ab b. Umeyr ile Ebu Eyyub, Ebu Huzeyfe b. Utbe ile Abbad b. Bişr, Hatıb b. Ebi Beltaa ile Uveym b. Saide, Selman ile Ebu'dDerda da kardeş olmuşlardı. Kardeşlik ilk olarak Nebi efendimizin Medine'ye ilk gelişi sırasında başladı ve İslama girenlerin ya da Medine'ye gelenlerin çoğalmasına bağlı olarak bu kardeşliği tekrarlamaya devam etti. Hakim ile İbn Abdilberr'in hasen bir senedIe Ebu'ş-Şa'sa'dan, onun İbn Abbas'tan rivayetine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ez-Zubeyr ile İbn Mes'ud'u kardeş yapmıştır." Her ikisi de muhacirdirler. Derim ki: Ayrıca ed-Dıya bunu el-Muhtare adlı eserinde Taberani'nin el-Mu'cemu'I-Kebir adlı eserinden, diye rivayet etmiştir. İbn Teymiye'de açıkça el-Muhtare'deki hadislerin Müstedrek'teki hadislerden daha sahih ve kavi olduklarını belirtmiştir. Kardeşlik ile alakalı birinci kıssayı Hakim Cumey' b. Umeyr yoluyla İbn Ömer'den diye şöylece rivayet etmiştir: "Resulullah s.a.v. Ebu Bekir ile Ömer, Talha ile ez-Zubeyr, Abdurrahman Avf ile Osman'ı kardeş yapmıştır. -Bir topluluğun da ismini zikrettikten sonra şunları söylemektedir:- Ali dedi ki: Ey Allah'ın Resulü sen ashabın arasında kardeşlik yaptın ya benim kardeşim kim? Allah Resulü: Senin kardeşin benim diye buyurdu." Bu rivayet daha önce geçenlere katılacak olursa, bu yolla daha bir güçlenmiş olurlar. 51. BAB
Narrated Anas:When `Abdur-Rahman bin `Auf came to Medina and the Prophet (ﷺ) established the bond of brotherhood between him and Sa`d bin Ar-Rabi-al-Ansari, Sa`d suggested that `Abdur-Rahman should accept half of his property and family. `Abdur Rahman said, "May Allah bless you in your family and property; guide me to the market." So `Abdur-Rahman (while doing business in the market) made some profit of some condensed dry yoghurt and butter. After a few days the Prophet (ﷺ) saw him wearing clothes stained with yellow perfume. The Prophet (ﷺ) asked, "What is this, O `Abdur-Rahman?" He said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I have married an Ansar' woman." The Prophet (ﷺ) asked, "What have you given her as Mahr?" He (i.e. `Abdur-Rahman) said, "A piece of gold, about the weight of a date stone." Then the Prophet said, Give a banquet, even though of a sheep
حَدَّثَنِي حَامِدُ بْنُ عُمَرَ، عَنْ بِشْرِ بْنِ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَلاَمٍ، بَلَغَهُ مَقْدَمُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ، فَأَتَاهُ يَسْأَلُهُ عَنْ أَشْيَاءَ، فَقَالَ إِنِّي سَائِلُكَ عَنْ ثَلاَثٍ لاَ يَعْلَمُهُنَّ إِلاَّ نَبِيٌّ مَا أَوَّلُ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ وَمَا أَوَّلُ طَعَامٍ يَأْكُلُهُ أَهْلُ الْجَنَّةِ وَمَا بَالُ الْوَلَدِ يَنْزِعُ إِلَى أَبِيهِ أَوْ إِلَى أُمِّهِ قَالَ " أَخْبَرَنِي بِهِ جِبْرِيلُ آنِفًا ". قَالَ ابْنُ سَلاَمٍ ذَاكَ عَدُوُّ الْيَهُودِ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ. قَالَ " أَمَّا أَوَّلُ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ فَنَارٌ تَحْشُرُهُمْ مِنَ الْمَشْرِقِ إِلَى الْمَغْرِبِ، وَأَمَّا أَوَّلُ طَعَامٍ يَأْكُلُهُ أَهْلُ الْجَنَّةِ، فَزِيَادَةُ كَبِدِ الْحُوتِ، وَأَمَّا الْوَلَدُ، فَإِذَا سَبَقَ مَاءُ الرَّجُلِ مَاءَ الْمَرْأَةِ نَزَعَ الْوَلَدَ، وَإِذَا سَبَقَ مَاءُ الْمَرْأَةِ مَاءَ الرَّجُلِ نَزَعَتِ الْوَلَدَ ". قَالَ أَشْهَدُ أَنَّ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ. قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ الْيَهُودَ قَوْمٌ بُهُتٌ، فَاسْأَلْهُمْ عَنِّي قَبْلَ أَنْ يَعْلَمُوا بِإِسْلاَمِي، فَجَاءَتِ الْيَهُودُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَىُّ رَجُلٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ فِيكُمْ ". قَالُوا خَيْرُنَا وَابْنُ خَيْرِنَا وَأَفْضَلُنَا وَابْنُ أَفْضَلِنَا. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَسْلَمَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ ". قَالُوا أَعَاذَهُ اللَّهُ مِنْ ذَلِكَ. فَأَعَادَ عَلَيْهِمْ، فَقَالُوا مِثْلَ ذَلِكَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ عَبْدُ اللَّهِ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ. قَالُوا شَرُّنَا وَابْنُ شَرِّنَا. وَتَنَقَّصُوهُ. قَالَ هَذَا كُنْتُ أَخَافُ يَا رَسُولَ اللَّهِ.
Enes'den rivayete göre "Abdullah b. Selam'a Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye ulaştığı haberi gelince, onun yanına bazı hususları sormak üzere gitti ve dedi ki: Ben sana bir nebiden başkasının bilmediği üç hususu soracağım: Kıyametin ilk al am eti nedir? Cennetliklerin ilk yiyeceği yemek ne olacaktır? Evlat ne diye babasına ya da annesine çeker? Allah Resulü şöyle buyurdu: Bunu az önce Cibril bana haber verdi. İbn Selam dedi ki: Bu Yahudilerin düşman kesildiği melektir. Allah Resulü şöyle buyurdu: Kıyametin ilk alameti, insanları doğudan batıya doğru sürükleyip toplayan bir ateş olacaktır. Cennetliklerin yiyeceği ilk yemek, balığın kara ciğerinin ziyadesi olacaktır. çocuğa gelince erkeğin suyu kadının suyunu geçerse çocuk ona benzer. Eğer kadının suyu erkeğin suyunu geçerse çocuk ona benzer. (Abdullah b. Selam) dedi ki: Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve senin Allah'ın Rest1lü olduğuna şehadetederim. (Daha sonra) dedi ki: Ey Allah'ın Resuıü, Yahudiler iftiracı bir kavimdir. Onlara benim Müslüman olduğumu bilmelerinden önce benim hakkımda soru sor. Yahudiler gelince, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Aranızda Abdullah b. Selam nasıl bir adamdır diye sordu. Onlar: Bizim de hayırlımızdır, en hayırlımlZın da oğludur. Bizim de en faziletlimizdir, en faziletlimizin de oğludur. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle sordu: Peki Abdullah b. Selam Müslüman olursa ne dersiniz? Onlar: Böyle bir şeyden Allah onu korusun, dediler. Aynı soruyu onlara tekrar sorunca onlar da az önceki gibi cevap verdiler. Abdullah b. Selam yanlarına çıkarak: Allah'tan başka hiçbir ilahın olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Resulü olduğuna şahadet ederim, dedi. Bu sefer Yahudiler: Bizim kötümüz, aramızdaki en kötünün oğlu, diyerek onun değerini küçültücü sözler kullandılar. (Abdullah b. Selam): İşte ben bundan korkuyordum ey Allah'ın Resulü, dedi
Narrated Anas:When the news of the arrival of the Prophet (ﷺ) at Medina reached `Abdullah bin Salam, he went to him to ask him about certain things, He said, "I am going to ask you about three things which only a Prophet can answer: What is the first sign of The Hour? What is the first food which the people of Paradise will eat? Why does a child attract the similarity to his father or to his mother?" The Prophet (ﷺ) replied, "Gabriel has just now informed me of that." Ibn Salam said, "He (i.e. Gabriel) is the enemy of the Jews amongst the angels. The Prophet (ﷺ) said, "As for the first sign of The Hour, it will be a fire that will collect the people from the East to the West. As for the first meal which the people of Paradise will eat, it will be the caudate (extra) lobe of the fish-liver. As for the child, if the man's discharge proceeds the woman's discharge, the child attracts the similarity to the man, and if the woman's discharge proceeds the man's, then the child attracts the similarity to the woman." On this, `Abdullah bin Salam said, "I testify that None has the right to be worshipped except Allah, and that you are the Messenger of Allah." and added, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Jews invent such lies as make one astonished, so please ask them about me before they know about my conversion to Islam. " The Jews came, and the Prophet (ﷺ) said, "What kind of man is `Abdullah bin Salam among you?" They replied, "The best of us and the son of the best of us and the most superior among us, and the son of the most superior among us. "The Prophet (ﷺ) said, "What would you think if `Abdullah bin Salam should embrace Islam?" They said, "May Allah protect him from that." The Prophet (ﷺ) repeated his question and they gave the same answer. Then `Abdullah came out to them and said, "I testify that None has the right to be worshipped except Allah and that Muhammad is the Messenger of Allah!" On this, the Jews said, "He is the most wicked among us and the son of the most wicked among us." So they degraded him. On this, he (i.e. `Abdullah bin Salam) said, "It is this that I was afraid of, O Allah's Messenger (ﷺ)
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ح وَحَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يَنْظُرُ مَا صَنَعَ أَبُو جَهْلٍ " فَانْطَلَقَ ابْنُ مَسْعُودٍ، فَوَجَدَهُ قَدْ ضَرَبَهُ ابْنَا عَفْرَاءَ حَتَّى بَرَدَ قَالَ آأَنْتَ أَبُو جَهْلٍ قَالَ فَأَخَذَ بِلِحْيَتِهِ. قَالَ وَهَلْ فَوْقَ رَجُلٍ قَتَلْتُمُوهُ أَوْ رَجُلٍ قَتَلَهُ قَوْمُهُ? قَالَ أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ أَنْتَ أَبُو جَهْلٍ?
Enes r.a.'ten rivayetle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ebu Cehil ne yaptı diye kim bakacak? İbn Mes'ud kalkıp gitti ve Afra'nın iki oğlunun, yere hareketsiz yıkılıncaya kadar onu vurmuş olduklarını gördü. İbn Mes'ud: Sen misin Ebu Cehil, dedi. (Enes) dedi ki: Onun sakalını tuttu. (Ebu Cehil) dedi ki: Bir adamı öldürmenizden yahut bir adamın kavmi tarafından öldürülmesinden daha başka ne oIabilir?" Bu Hadis 3963 ve 4020 numara ile gelecektir. [-3963-] Enes r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü, Ebu Cehil'in ne yaptığına kim bakacak, diye buyurdu. İbn Mes'ud gitti. Ebu Afra'nın iki oğlunun hareketsiz yere yıkılıncaya kadar vurmuş olduklarını gördü. Sakalından tutarak, sen ha, ey Ebu Cehil, dedi. Ebu Cehil: Kavmi tarafından öldürülen --yahut sizin kendisini öldürdüğünüz, dedi-- bir adamdan daha başka ne olabilir, dedi
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) said, "Who will go and see what has happened to Abu Jahl?" Ibn Mas`ud went and found that the two sons of 'Afra had struck him fatally (and he was in his last breaths). `Abdullah bin Mas`ud said, "Are you Abu Jahl?" And took him by the beard. Abu Jahl said, "Can there be a man superior to one you have killed or one whom his own folk have killed?