deneme

Hz. Âişe Rivayetleri

2.537 hadis bulundu · sayfa 20/127

Sahîh-i Buhârî No. 4458 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، وَزَادَ، قَالَتْ عَائِشَةُ لَدَدْنَاهُ فِي مَرَضِهِ فَجَعَلَ يُشِيرُ إِلَيْنَا أَنْ لاَ تَلُدُّونِي فَقُلْنَا كَرَاهِيَةُ الْمَرِيضِ لِلدَّوَاءِ‏.‏ فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ ‏"‏ أَلَمْ أَنْهَكُمْ أَنْ تَلُدُّونِي ‏"‏‏.‏ قُلْنَا كَرَاهِيَةَ الْمَرِيضِ لِلدَّوَاءِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ يَبْقَى أَحَدٌ فِي الْبَيْتِ إِلاَّ لُدَّ ـ وَأَنَا أَنْظُرُ ـ إِلاَّ الْعَبَّاسَ، فَإِنَّهُ لَمْ يَشْهَدْكُمْ ‏"‏‏.‏ رَوَاهُ ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Bize Ali anlattı, bize Yahya anlattı ve şunları ekledi: "Aişe dedi ki: Hastalığı esnasında ağzına ilaç koymuştuk. O bize ağzıma ilaç koymayın diye işaret etmeye başlayınca, biz de: Bu hastanın ilaçtan hoşlanmayışından dolayıdır, dedik. Kendisine gelince: Ben size ağzıma ilaç koymaktan vazgeçmenizi işaret etmedim mi, dedi. Biz: Ama bu hastanın ilaçtan hoşlanmayışından dolayıdır diye düşünmüştük, dedik. Bunun üzerine: el-Abbas hariç gözümün önünde bu evde ağzına ilaç konulmadık kimse kalmasın. Çünkü el-Abbas bunu yaparken yanınızda değildi, diye buyurdu." Bu Hadis 5712, 6886 ve 6897 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ağzına ilaç koyduk." Yani o istemeden ağzının kıyısından ona ilaç içirdik. İşte "el-Iudud" diye bilinen şey de odur. Boğaza dökülen ilaca da "el-vecur" denilir. "Evde Abbas'ın dışında gözümün önünde ağzına ilaç konulmadık kimse kalmayacaktır. Çünkü o bunu yaparken yanınızda hazır bulunmadı." Denildiğine göre bu ibarelerden bir kimseye kasten yapılan bütün işlerden dolayı kısas yapmanın meşruiyeti anlaşılmaktadır. Ancak böyle bir sonucun çıkartılması tartışılır. ÇÜnkü herkes fiilen bu işi yapmamıştı. Allah Resulünün bunu onlara yapması buna dair yasağına uymayı terk ettiklerinden dolayı onlara bir ceza olması içindi. Fiilen bu işi yapanlara böyle bir cezanın verilmesi açıkça anlaşılır. Ancak fiilen bu işi yapmayanlara bu cezanın sebebi ise, Allah Resulünün onları yapmaktan nehyettikleri işi kendilerinin de yapanları alıkoymayı terk etmiş olmaıçmndan dolayıdır. Bundan anlaşıldığına göre uzak ihtimalli tevilde bulunan kişi mazur değildir. Ancak bu da tartışılır bir sonuçtur. Çünkü yapılan bu hareket nehye karşı durarak yapılmıştır. İbnu'l-Arabı der ki: Allah Resulü kıyamet gününde onun üzerlerinde bir hakkı bulunduğu halde gelmelerini ve böylelikle çok büyük bir zorlukla karşı karşıya kalmamalarını istediğinden böyle yapmıştır. Ancak buna karşı da şu cevap verilmiştir: Onları affetmesi mümkündü. Çünkü o kendi zatı adına intikam almazdı. Kuwetli gördüğümüz görüşe göre o böylelikle tekrar aynı işi yapmamaları için onları tedib etmek istemiştir. Dolayısıyla onun bu şekilde karşılık vermesi kısas ve intikam yoluyla değil, tedib içindi. Bir diğer açıklamaya göre o tedavi olmayı kabul etmekle birlikte ağzına ilaç konulmasından hoşlanmayışının sebebi bu hastalıktan iyileşmeyip, öleceğinin kesinlik kazanmış olmasıydı. Bu noktada kesin kanaate sahip olan bir kimse için ise tedavi olmak mekruhtur. Derim ki: Ancak bu da tartışılır. Çünkü göründüğü kadarıyla bu hareket Allah Resulünün ölüm ile hayat arasinda muhayyer bırakılmasından ve vefat edeceğinin kesinlik kazanmasından önce idi. Onun bu tedaviye karşı çıkmasının sebebi verilen ilacın hastalığına uygun olmayışı idi. Çünkü onlar Nebiimizin zatu'l-çenb hastalığına yakalanmış olduğunu sanıyorlardı. Bundan dolayı ona uygun bir tedavi yaptılar. Oysa görüldüğü gibi hadisin siyakından açıkça da anlaşıldığı üzere onun böyle bir hastalığı yoktu. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır

Narrated `Aisha:We poured medicine in one side of the Prophet's mouth during his illness and he started pointing to us, meaning to say, "Don't pour medicine in my mouth." We said, "(He says so) because a patient dislikes medicines." When he improved and felt a little better, he said, "Didn't I forbid you to pour medicine in my mouth ?" We said, " ( We thought it was because of) the dislike, patients have for medicines. He said, "Let everyone present in the house be given medicine by pouring it in his mouth while I am looking at him, except `Abbas as he has not witnessed you (doing the same to me)

Sahîh-i Buhârî No. 4463 Sahih

حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ يُونُسُ قَالَ الزُّهْرِيُّ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، فِي رِجَالٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ عَائِشَةَ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَهْوَ صَحِيحٌ ‏"‏ إِنَّهُ لَمْ يُقْبَضْ نَبِيٌّ حَتَّى يَرَى مَقْعَدَهُ مِنَ الْجَنَّةِ، ثُمَّ يُخَيَّرَ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا نَزَلَ بِهِ وَرَأْسُهُ عَلَى فَخِذِي غُشِيَ عَلَيْهِ، ثُمَّ أَفَاقَ، فَأَشْخَصَ بَصَرَهُ إِلَى سَقْفِ الْبَيْتِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ إِذًا لاَ يَخْتَارُنَا‏.‏ وَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَدِيثُ الَّذِي كَانَ يُحَدِّثُنَا وَهْوَ صَحِيحٌ قَالَتْ فَكَانَتْ آخِرَ كَلِمَةٍ تَكَلَّمَ بِهَا ‏"‏ اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağlıklı iken şöyle derdi: Hiçbir Nebiin ruhu cennette kalacağı yeri görmeden kabzedilmez. Sonra seçmekte serbest bırakılır. Sonra o hastalanıp da başı dizimin üzerinde iken bayıldı. Sonra ayılınca, gözünü evin tavanına dikerek: Allah'ım, er-Refiku'I-A'la diye buyurdu. Bunun üzerine ben: O halde o bizi seçmeyecektir dedim ve sağlıklı iken bize söylediği hadisinin bu hali dile getirdiğini anladım. (Devamla) dedi ki: İşte bu onun söylediği son söz: Allah'ım er-Refiku'l-A'la, demek oldu. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği son sözler" Bu başlık altında Aişe r.anha yoluyla gelen hadisi zikretmiş bulunmaktadır. Aişe bu sözleriyle Rafızllerin yaydığı "Nebi s.a.v. Ali'ye halifeliği ve borçlarını ödemesini vasiyyet etti" şeklindeki iddialarına işaret etmek istemiş gibidir

Narrated `Aisha:When the Prophet (ﷺ) was healthy, he used to say, "No soul of a prophet is captured till he is shown his place in Paradise and then he is given the option." When death approached him while his head was on my thigh, he became unconscious and then recovered his consciousness. He then looked at the ceiling of the house and said, "O Allah! (with) the highest companions." I said (to myself), "Hence, he is not going to choose us." Then I realized that what he had said was the application of the narration which he used to mention to us when he was healthy. The last word he spoke was, "O Allah! (with) the highest companion

Sahîh-i Buhârî No. 4465 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، وَابْنِ، عَبَّاسٍ رضى الله عنهم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَبِثَ بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ، وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرًا‏.‏

Aişe ve İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de kaldığı on yıl boyunca Kur'an-ı Kerim üzerine nazil oluyordu. Medine'de de on yıl kaldı." Bu Hadis 4978 numara ile gelecektir

Narrated Aisha and Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) stayed for ten years in Mecca with the Qur'an being revealed to him and he stayed in Medina for ten years

Sahîh-i Buhârî No. 4466 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تُوُفِّيَ وَهْوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ‏.‏ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ مِثْلَهُ‏.‏

Bize el-Leys, Ukayl'den; o da İbn Şihâb'dan; o da Urve ibnu'z-Zubeyr'den; o da Âişe (r.anha)'den: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) altmışüç yaşında iken vefat etti, diye tahdîs etti. Şihâb: Ve bana Saîd ibnu'l-Müseyyeb de bu metindeki gibi altmışüç yaşı haber verdi, demiştir

Narrated `Aisha:Allah's Apostle died when he was sixty-three years of age

Sahîh-i Buhârî No. 4467 Sahih

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَدِرْعُهُ مَرْهُونَةٌ عِنْدَ يَهُودِيٍّ بِثَلاَثِينَ‏.‏ ‏{‏يَعْنِي صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ‏}‏

Aişe r.anha dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettiğinde zırhı bir yahudinin elinde otuza yani bir sa' arpaya karşılık olarak rehin bulunuyordu

Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) died while his armor was mortgaged to a Jew for thirty Sa's of barley

Sahîh-i Buhârî No. 4484 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، أَخْبَرَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَلَمْ تَرَىْ أَنَّ قَوْمَكِ بَنَوُا الْكَعْبَةَ وَاقْتَصَرُوا عَنْ قَوَاعِدِ إِبْرَاهِيمَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ تَرُدُّهَا عَلَى قَوَاعِدِ إِبْرَاهِيمَ قَالَ ‏"‏ لَوْلاَ حِدْثَانُ قَوْمِكِ بِالْكُفْرِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ لَئِنْ كَانَتْ عَائِشَةُ سَمِعَتْ هَذَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا أُرَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَرَكَ اسْتِلاَمَ الرُّكْنَيْنِ اللَّذَيْنِ يَلِيَانِ الْحِجْرَ، إِلاَّ أَنَّ الْبَيْتَ لَمْ يُتَمَّمْ عَلَى قَوَاعِدِ إِبْرَاهِيمَ‏.‏

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Aişe'den şöyle dediği nakledilmiştir: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana 'Biliyorsun herhalde! Kavmin Ka'be'yi yeniden yapınca, İbrahim Nebiin koyduğu temelleri daralttı,' dedi. Ben de, 'Ey Allah'ın Elçisi! Onu eski haline çevirmez misin?' diye sordum. O da şöyle buyurdu: Eğer kavmin yeni Müslüman olmuş olmasaydı, elbette bunu yapardım. Abdullah İbn Ömer şöyle demiştir: Elbette Aişe bu sözü Nebiiden işitmiştir. Kanaatimce Nebi'in Ka'be'nin Hicr-Hatim bölgesine bitişik iki köşesini selamlamaması olsa olsa Beytullah'ın İbrahim'in attığı temellerin üzerine inşa edilmemesinden kaynaklanır. Fethu'l-Bari Açıklaması: Taberi şöyle demiştir: İbrahim ile İsmail'in yükselttikleri temellerden maksadın ne olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir. Bu temelleri ilk defa onlar mı atmıştır, yoksa daha önceden mevcut muydu işte bu husus tartışmalıdır. Bu konuda sahih bir senetle İbn Abbas'tan şöyle bir rivayet nakledilmiştir: "Beytullah'ın temelleri İbrahimiden önce atılmıştı." Ata kanalıyla onun şöyle dediği rivayet edilmiştir: " Adem 'Ya Rabbi! Meleklerin sesini duyamıyorum.' dedi. Allah Teala da, 'Benim için bir ev inşa et! Sonra meleklerin semadaki benim evimi tavaf ettiklerini gördüğün gibi sen de onu tavaf et!' buyurdu. İnsanlar Adem'in Ka'be'yi beş dağdan getirdiği malzemelerle inşa ettiğini iddia etmişlerdir. Daha sonra Ka'be İbrahim tarafından yeniden yapılmıştır. Bu konu ayrıntılı biçimde Nebilerden bahsedilirken " İbrahim Kıssası"nda anlatıldı

Narrated `Aisha:(The wife of the Prophet) Allah's Messenger (ﷺ) said, "Don't you see that when your people built the Ka`ba, they did not build it on all Abraham's foundations?" I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Why don't you rebuild it on Abraham's foundations?" He said, "Were your people not so close to (the period of Heathenism, i.e. the Period between their being Muslims and being infidels), I would do so." The sub-narrator, `Abdullah bin `Umar said, "Aisha had surely heard Allah's Messenger (ﷺ) saying that, for I do not think that Allah's Messenger (ﷺ) left touching the two corners of the Ka`ba facing Al-Hijr except because the Ka`ba was not built on all Abraham's foundations

Sahîh-i Buhârî No. 4502 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَانَ عَاشُورَاءُ يُصَامُ قَبْلَ رَمَضَانَ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ قَالَ ‏ "‏ مَنْ شَاءَ صَامَ، وَمَنْ شَاءَ أَفْطَرَ ‏"‏‏.‏

Hz. Aişe'den şöyle dediği nakledilmiştir: "Aşura orucu Ramazan [orucunun farz kılınmasın]dan önce tutulurdu. Ramazan orucu farz kılınınca [Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem] 'İsteyen aşura orucunu tutsun, isteyen tutmasın,' buyurdu

Narrated `Aisha:The people used to fast on the day of 'Ashura' before fasting in Ramadan was prescribed but when (the order of compulsory fasting in) Ramadan was revealed, it was up to one to fast on it (i.e. 'Ashura') or not

Sahîh-i Buhârî No. 4504 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَوْمُ عَاشُورَاءَ تَصُومُهُ قُرَيْشٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصُومُهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ صَامَهُ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ رَمَضَانُ الْفَرِيضَةَ، وَتُرِكَ عَاشُورَاءُ، فَكَانَ مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لَمْ يَصُمْهُ‏.‏

Hz. Aişe'nin şöyle söylediğini nakletmiştir: Cahiliye döneminde Kureyşliler Aşura orucu tutarlardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bu orucu tutardı. Medine'ye gelince bu orucu tutmaya devam etti ve tutulmasını da emretti. Farz olan Ramazan orucunun tutulmasına dair ayet inince aşura orucu terkediidi. Dileyen bu orucu tuttu dileyen tutmadı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetIere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki, korunursunuz," ayetinin tefsıri", Bu ayette geçen ....kütibe (yazıldı) fiili, farz kılındı anlamına gelir. [Ayette yazıldı denildiğine göre üzerine yazılan bir yerin olması gerekir.] İşte bu yerden maksat "levh-i Mahfuz"dur. ....kema (gibi) Bu ifadede kef harfinin delalet ettiği teşbih hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazılarına göre bu benzetme, tıpa tıp bir benzetmedir. Buna göre ramazan orucu bizden önceki ümmetiere de farz kılınmıştır. Bazılarına göre ise bu benzetme, sadece oruç açısından yapılmıştır. Orucun vaktini ve kaç gün tutulacağını kapsamaz. Bu ikinci görüşe göre, söz konusu benzetme oruç açısından yapılmıştır. Çoğunluğun görüşü de bu doğrultudadır. İbn Ebi Hatim ve Taberı, Mufu, İbn Mes'Od ve başka bir sahabı ve tabiun kanalıyla bu görüşü müsned olarak nakletmişlerdir. Dahhak ise bu rivayete "Oruç, nuh döneminden itibaren dinin bir emri olarak sürmektedir," ilavesinde bulunmuştur. "Umulur ki korunursunuz," ifadesi, bizden önceki ümmetiere orucun farz kılınmasının, onların sorumlu tutulduğu ağır yükümlülükler kabilinden olduğuna işaret eder. Orucun bu ümmete farz kılınması ise, isyankar davranışlardan korunmaları ve orucun kötülükler ile insanlar arasında bir engel teşkil etmesi gayesine yöneliktir. Bu yoruma göre .....tettekun (korunursunuz) fiilinin nesnesi (mefIOlü) mahzOftur. Takdiri ise, "kötülüklerden veya yasaklardan korunursunuz" şeklindedir. Bu hadis, aşura orucunun, Ramazan orucunun farzkılınmasından önce farz olduğuna, daha sonra bunun neshedildiğine delilolarak getirilmiştir. Bu konudaki ayrıntılı açıklama "Kitabu's-sıyam" bölümünün sonlarına doğru yapılmıştı. Bu hadisin, bu başlık altında zikredilmesi, İmam Buharıinin yukarıda bahsettiğimiz ikinci görüşe meylettiğine işaret eder. Şöyle ki; eğer Ramazan orucu bizden önceki ümmetiere de farz kılınmış olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem daha baştan bu orucu tutar, aşura orucunu tutmazdı. Öyle anlaşılıyor ki, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in aşura orucunu tutması, tevklfl bir hükme dayanmaktadır. Onun bu orucu tutmasının farz ya da nafile olduğu konusunda alimlerin ihtilaf etmesi, bu konuda bizim düşüncelerimize zarar vermez

Narrated Aisha:During the Pre-Islamic Period of ignorance the Quraish used to observe fasting on the day of 'Ashura', and the Prophet (ﷺ) himself used to observe fasting on it too. But when he came to Medina, he fasted on that day and ordered the Muslims to fast on it. When (the order of compulsory fasting in ) Ramadan was revealed, fasting in Ramadan became an obligation, and fasting on 'Ashura' was given up, and who ever wished to fast (on it) did so, and whoever did not wish to fast on it, did not fast

Sahîh-i Buhârî No. 4520 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَازِمٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَانَتْ قُرَيْشٌ وَمَنْ دَانَ دِينَهَا يَقِفُونَ بِالْمُزْدَلِفَةِ، وَكَانُوا يُسَمَّوْنَ الْحُمْسَ، وَكَانَ سَائِرُ الْعَرَبِ يَقِفُونَ بِعَرَفَاتٍ، فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ أَمَرَ اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَأْتِيَ عَرَفَاتٍ، ثُمَّ يَقِفَ بِهَا ثُمَّ يُفِيضَ مِنْهَا، فَذَلِكَ قَوْلُهُ تَعَالَى ‏{‏ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ‏}‏

Aişe r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kureyşiiler ve onların dinini benimseyenler Müzdelife'de vakfeye dururlardı. Onlar Hums olarak isimlendirilirdi. Diğer Araplar ise Arafat'ta vakfe yaparlardı. İslam dini zuhur edince; Allah Teala Nebiine Arafat'a gidip orada vakfe yapmasını, sonra oradan (Müzdelife'ye doğru) harekete geçmesini emretti. Nitekim şu ayet bum gösterir: "Sonra insanların (sel gibi) aktığı yerden siz de akın!"[Bakara]

Narrated `Aisha:The Quraish people and those who embraced their religion, used to stay at Muzdalifa and used to call themselves Al-Hums, while the rest of the Arabs used to stay at `Arafat. When Islam came, Allah ordered His Prophet to go to `Arafat and stay at it, and then pass on from there, and that is what is meant by the Statement of Allah:--"Then depart from the place whence all the people depart

Sahîh-i Buhârî No. 4523 Sahih

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، تَرْفَعُهُ قَالَ ‏ "‏ أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Hz. Aişe'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu naklediimiştir: "Allah'ın hiç sevmediği kimse, aşırı tartışmacı olan kimsedir." Fethu'l-Bari Açıklaması: ألد Eleddu kelimesi, şiddetli tartışma anlamına gelen .....el-Lededü kökünden ism-i tafdll sıgasında türetilmiş bir kelimedir. الخصام el-Hısamu ise......elhasm sözcüğünün çoğuludur. Tekillik çoğulluk açısından bu kelime,-.........kelb (köpek) ve ......kilab (köpekler)'e benzer. Bu durumda .......e1eddQ'I-hlsam ifadesi, tartışmacıların en ileri gideni anlamına gelir. .....el-Hısamü kelimesinin, müfaale babından masdar olma ihtimali de vardır. Tıpkı 1.9!katele fiilinin masdarının .....kıtal şeklinde geldiği gibi. Bu durumda ayetin takdiri şu iki şekilden biri ile yapılır: a)......ve hasemehu eşedü'l-hısamı (Onunla çok tartışt1.) b).......ve hüve eşeddü zevi'l-hlsaml muhasemeten (O tartışmaClların en fazla tartışmaya düşkün alanıdır.) Bu hadisin açıklaması, "Kitabu'l-ahkam"da yapllacaktır.[Kitabu'l-ahkam]

Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) said, "The most hated man in the Sight of Allah is the one who is the most quarrelsome

Sahîh-i Buhârî No. 4540 Sahih

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمَّا نَزَلَتِ الآيَاتُ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي الرِّبَا قَرَأَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى النَّاسِ، ثُمَّ حَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ‏.‏

Aişe radiyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre o şöyIe demiştir: "Bakara suresinin sonunda buIunan faizIe ilgi ayetIer inince AlIah ResılIü Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunIarı insanlar okudu. Sonra şarap ticaretini haram kıIdı." Fethu'l-Bari Açıklaması: .....el-messü, cünun anlamına gelir." Bu yorum Ferra'ya aittir. O "Faiz yiyenler (kabirlerinden) şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar, "[Bakara 275] ayeti hakkında şöyle demiştir: "Faiz yiyenler ahirette bu şekilde kalkacaklardır. .....el-messü, cünun anlamına gelir. Araplar mecnun olan biri için, .....memsusün derler." Bu lafzın tefsiri hakkında Ebu Ubeyde de şöyle demiştir: .........el-messü cinlerin çarpması anlamına gelir." İbn Ebı Hatim İbn Abbas'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Faiz yiyen kıyamet günü cin çarpmış şekilde diriltilir." Abdullah İbn Mes'ud'un oğlundan, babasının bu ayeti (Bakara 275) şu şekilde okuduğu nakledilmiştir:.........(Faiz yiyeler kıyametgünü (kabirleriden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar.} Ayet-i kerımede geçen .....ve ehallellahu'l-bey'a ve harreme'r-riba cümlesi, kafirler tarafından dile getirilmiş itirazın bir devamı olabilir. Bu durumda ayete şu anlam verilir: "Kafirler dediler ki: Alışveriş de faiz gibidir. O halde Allah, neden birini helal, ötekini haram kıldı? Bu cümle kafirlere karşı verilmiş bir cevap da olabilir. Faizi helal kılanlar akıl yolu ile itiraz etmişlerdir. Onlara verilen cevap ise din yoluyla olmuştur. Dinin hükümleri ise değiştirilmez. Müfessirlerin çoğu ikinci görüşü benimsemiştir. Büyük alimler ilk görüşü uzak görmüşlerdir. Bu görüşün pek isabetli görülmemesinin tek haklı gerekçesi ......fe men caehu mev'ızatün min rabbihı şeklinde başlayan cümlenin bu yoruma göre bir takdire ihtiyaç duymasıdır. Halbuki sözde de esas olan takdir yapılmamasıdır. (Sonra şarap ticaretini haram klld1.) Bu kısmın açıklaması "Alış-veriş - Buyu' Bölümünde" geçmişti

Narrated `Aisha:When the Verses of Surat-al-Baqara regarding usury (i.e. Riba) were revealed, Allah's Messenger (ﷺ) recited them before the people and then he prohibited the trade of alcoholic liquors

Sahîh-i Buhârî No. 4541 Sahih

حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، سَمِعْتُ أَبَا الضُّحَى، يُحَدِّثُ عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ لَمَّا أُنْزِلَتِ الآيَاتُ الأَوَاخِرُ مِنْ سُورَةِ الْبَقَرَةِ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَلاَهُنَّ فِي الْمَسْجِدِ، فَحَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ‏.‏

Aişe r.anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bakara suresinin son ayetleri inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescid'e gidip bunları insanlara okudu. Sonra da şarap ticaretini haram kıldı. Fethu'l-Bari Açıklaması: .....yuzhibuhu." Ayette geçen ......yemhaku fiilinin "giderir" şeklinde yapılan tefsiri, Ebu Ubeyde'ye aittir. Nitekim bu konuda İbn Mes'ud'dan şu şekilde bir hadis nakledilmiştir: "Faiz, her ne kadar çok getiri sağlasa da, sonunda paranın azalmasına neden olur." Bu hadisi Ahmed İbn Hanbel ve İbn Mace nakletmiştir. Ayrıca Hakim bu rivayetin sahih olduğunu belirtmiştir

Narrated `Aisha:When the last Verses of Surat-al-Baqara were revealed. Allah's Messenger (ﷺ) went out and recited them in the Mosque and prohibited the trade of alcoholic liquors

Sahîh-i Buhârî No. 4542 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا أُنْزِلَتِ الآيَاتُ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ قَرَأَهُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ، وَحَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bakara suresinin sonlarındaki ayetler inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunları Mescid'de insanlara okudu ve şarap ticaretini haram kıldı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bab başlığında geçen ........fa'lemu (biliniz!) ifadesi, ayet-i kerimede geçen ........fe'zenu (haberiniz olsun) ifadesinin açıklamasıdır. .....fe'zenu kelimesi meşhur kıraate göre hemzenin sükunu ve .......zel harfinin fethası ile okunur. Ebu Ubeyde bu ifadeyi şu şekilde tefsır etmiştir: .......fe'zenu iyi bilin anlamına gelir." Hamza ve Asım'dan rivayet edildiği ne göre Ebu Bekir bu kelimeyi ......feazinu şeklinde okumuştur. Buna göre mana şu şekilde olur: Sizin dışınızdakilere, Allah ve O'nun Resulü'nün faizcilere savaş açtığını haber verin! Cümlenin akışına baktığımız zaman ayetten kastedilen mana açısından ilk kıraatin daha açık ve uygun olduğunu görürüz

Narrated `Aisha:When the last Verses of Surat-al-Baqara were revealed, the Prophet (ﷺ) read them in the Mosque and prohibited the trade of alcoholic liquors

Sahîh-i Buhârî No. 4543 Sahih

وَقَالَ لَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا أُنْزِلَتِ الآيَاتُ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَهُنَّ عَلَيْنَا، ثُمَّ حَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ‏.‏

Aişe r.anha'dan şöyle dediği naklediimiştir: Bakara suresinin sonlarındaki ayetler inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı ve bu ayetleri bize okudu. Sonra şarap ticaretini haram kıldı. Fethu'l-Bari Açıklaması: ........ve in kane zu usratin fenuzirat?n ila meysarah ayeti her ne kadar form bakımından haber cümlesi olsa da, aslında bir emir cümlesidir. Buna göre ayetin anlamı şu şekilde olur: Faiz yoluyla borçlanmış kimse fakir ise imkan buluncaya kadar ona süre tanıyın

Narrated `Aisha:When the last Verses of Surat-al-Baqara were revealed, Allah's Messenger (ﷺ) stood up and recited them before us and then prohibited the trade of alcoholic liquors

Sahîh-i Buhârî No. 4547 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التُّسْتَرِيُّ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ تَلاَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏أُولُو الأَلْبَابِ‏}‏ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ، فَأُولَئِكَ الَّذِينَ سَمَّى اللَّهُ، فَاحْذَرُوهُمْ ‏"‏‏.‏

Aişe r.anha'dan şöyle dediği nakledilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar fitne çıkarmak ve onu te'vil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık. Hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar," ayetini okudu sonra şöyle buyurdu: [Ey Aişe!] Kur'an'ın müteşabih ayetlerine uyanlan gördüğün zaman, bil ki onlar, Allah'ın kitabında bahsedip yerdiği kimselerdir. O halde onlardan sakının! Fethu'l-Bari Açıklaması: [Abd İbn Humeyd senediyle birlikte Mücahid'in] ilimde yüksek payeye erişenlerin müteşabih ayetlerin yorumunu bildiğini söylediğini nakletmiştir. Katade kanalıyla da onun şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "İlimde yüksek payeye erişenler işittikleri gibi 'Biz Kur'an'a iman ettik. Muhkem ayetleri de müteşabih ayetleri de Allah göndermiştir,' derler. Sonra müteşabih ayetlere iman edip muhkem ayetlerle amelederler. Böylece doğru yolu bulurlar." Mücahid'in bu ayetin yorumu hakkında izlediği yola göre ........ve'r-rasihun'daki .......vav harfi, bu kelimeyi istisnanın ma'mulüne atfetmektedir. Abdurrezzak'ın senedi ile birlikte naklettiği rivayete göre .İbn Abbas bu ayeti şu şekilde okurmuş: ....... (Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. ilimde yüksek payeye erişenler ise şöyle der: Biz ona iman ettik.) Bu okuyuş, .......vav harfinin istinat - başlangıç vavı olduğunu gösterir. Çünkü İbn Abbas'tan nakledilen bu rivayet her ne kadar kıraatın tespiti açısından yeterli olmasa da, en azından sahıh bir senetle Kur'an'ın tercümanından gelen bir haber değerindedir. Bu konuda onun görüşü, başkasının görüşünden önce gelir. Ayrıca ayeti kerimenin müteşabih ayetlerin ardına düşenleri sapıklık ve fitne çıkarma gayesi taşımakla yermesi de bu onun görüşünü desteklemektedir. Bab başlığının altında zikredilen hadis de bunu uygundur. Ayet, müteşabih ayetlerin bilinmesini Allah'a havale edenleri, gayba iman edenleri övdüğü gibi medhetmektedir. Ferra da Übey İbn Ka'b'dan bu kıraatı nakletmiştir. Yani Übey bu ayeti ........ve yekulu'r-rasihune fi'I-ilmi amenna bihi şelinde okumuştur. Ebu'l-Beka şöyle demiştir: "Müteşabih iki nesne arasında olur. Müteşabih nesneler yan yana geldiği zaman birbirlerine benzerler. Bu yüzden ayetlerin müteşabih olarak nitelendirilmesi uygun olmuştur. Yoksa tek bir ayetin müteşabih olduğu kastedilmemiştir. Özetleyecek olursak; çoğullar için kullanılan bir sıfatın, tekiller için de kullanılabilir olma zorunluluğu yoktur. Her ne kadar bu konuda esas bu şekilde olsa bile." Taberi bu ayet hakkında şöyle demiştir: "Bu ayetin Hz. İsa'nın durumu hakkında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile tartışan kimseler hakkında indiği ileri sürülmüştür. Bir diğer görüşe göre ise bu ayet, Muhammed ve onun ümmetinin ömrü hakkında nazil olmuştur. Ancak bu görüşlerden ikincisi daha evladır. Çünkü Allah Teala Hz. İsa'nın durumunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e açıklamıştl. Dolayısıyla bu konu Muhammed ümmeti için bilinir hale gelmişti. Halbuki bu ümmetin ne kadar yaşayacağı belli değildi. Kullara bunun bilgisi verilmemişti. " Muhkem, anlamı açık olan ayetlere denir. Müteşabih ise bunun zıddıdır. Anlamı açık olan ayetlere, terkibinin sağlamlığı ve kelimelerinin açık olmasından dolayı muhkem denmiştir. Müteşabih ayetler ise böyle değildir. Muhkem, kendisinden ne kastedildiği açık olduğu için veya yorum yoluyla anlaşılan şeklinde; müteşabih ise, Allah'ın sadece kendisinin bildiği konular olarak tarif edilmiştir. Mesela kıyametin ne zaman kopacağı, deccalin ne vakit çıkacağı ve sure başlarında bulunan hece harfleri ile neyin kastedildİğİ gibi konular müteşabİhin kapsamına girer. Muhkem ve müteşabihin açıklaması konusunda bunların dışında ona yakın başka görüşler de mevcuttur. Ancak konumuz, bütün bu görüşleri tek tek ele almaya izin vermemektedir. Burada sadece en çok yaygın olan ve doğruya en yakın tarifleri zikrettim. Büyük Alim Ebu Mansur el-Bağdadı, bize ve İbn Semanı'ye göre doğru olan son görüşü, en güzel ve ehl-i sünnetin çizgisine en uygun görüş olarak görmüştür. İlk görüşü ise müteahhir ulema son dönem alimleri benimsemiştir. Her şeyin doğrusunu en iyi Allah bilir. "Bil ki onlar, Allah'ın kitabında bahsedip yerdiği kimselerdir. O halde onlardan sakının!} Bu hadiste geçen sakınmaktan maksat müteşabih ayetlere uyanlara kulak vermemektir. Müteşabih ifadelerin peşine ilk olarak Yahudiler düşmüştür. Nitekim İbn İshak'ın anlattıklarına göre surelerin başlarında bulunan hece harflerinin - huruf-u mukatta'nın yorumunu yapıp cümel hesabı ile İslam ümmetinin ömrünü tespit etmeye çalışmışlardır. Müslümanlardan ise ilk olarak Hariciler müteşabih ayetlerin peşine düşmüştür. Nitekim İbn Abbas bu ayeti söz konusu ifade ile haricilerin kastedildiğini söyleyerek tefsır etmiştir. Hz. Ömer de Subayğ'ın yaptıklarını onaylamamıştır. Onun müteşabih ayetterin peşine düştüğünü öğrenince kanatıncaya kadar kafasına vurmuştu. Bu rivayeti Darimı ve daha başka hadis imamları tahriç etmiştir. Hattabı şöyle demiştir: "Müteşabih ayetler iki türlüdür: 1-Muhkem ayetlere müracaat edilip onlara göre düşünüldüğü zaman anlamı anlaşılan ayetler. 2-Hiçbir şekilde manasının bilinemeyeceği ayetler. Sapık insanlar bu ayetlerin peşine düşüp yorumlarını araştırırlar. Ama bir türlü hakikatlerini öğrenemezler. Sonra ayetler hakkında kuşkulanmaya başlarlar. Bu şekilde fitneye sürüklenirler." Her şeyin doğrusunu en iyi Allah bilir

Narrated `Aisha:Allah's Messenger (ﷺ) recited the Verse:-- "It is He who has sent down to you the Book. In it are Verses that are entirely clear, they are the foundation of the Book, others not entirely clear. So as for those in whose hearts there is a deviation (from the Truth ). follow thereof that is not entirely clear seeking affliction and searching for its hidden meanings; but no one knows its hidden meanings but Allah. And those who are firmly grounded in knowledge say: "We believe in it (i.e. in the Qur'an) the whole of it (i.e. its clear and unclear Verses) are from our Lord. And none receive admonition except men of understanding." (3.7) Then Allah's Messenger (ﷺ) said, "If you see those who follow thereof that is not entirely clear, then they are those whom Allah has named [as having deviation (from the Truth)] 'So beware of them

Sahîh-i Buhârî No. 4573 Sahih

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ رَجُلاً، كَانَتْ لَهُ يَتِيمَةٌ فَنَكَحَهَا، وَكَانَ لَهَا عَذْقٌ، وَكَانَ يُمْسِكُهَا عَلَيْهِ، وَلَمْ يَكُنْ لَهَا مِنْ نَفْسِهِ شَىْءٌ فَنَزَلَتْ فِيهِ ‏{‏وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى‏}‏ أَحْسِبُهُ قَالَ كَانَتْ شَرِيكَتَهُ فِي ذَلِكَ الْعَذْقِ وَفِي مَالِهِ‏.‏

Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, bir adamın himayesinde yetim bir kız vardı. Adam onunla evlendi. Kızın da bir hurmalığı vardı. Adamın kız ile evlenmesinin asıl gayesi bu hurmalıktı. Kalbinde kıza karşı en ufak bir sevgi taşımıyordu. İşte bunun üzerine "(Kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız," ayeti indi. [Hadisin ravilerinden Hişam İbn Yusuf] öyle zannediyorum ki [Urve] şöyle demişti: "Bu yetim kız, hurmalıkta ve adamın diğer mallarında ona ortaktı

Narrated Aisha:There was an orphan (girl) under the care of a man. He married her and she owned a date palm (garden). He married her just because of that and not because he loved her. So the Divine Verse came regarding his case: "If you fear that you shall not be able to deal justly with the orphan girls..." (4.3) The sub-narrator added: I think he (i.e. another sub-narrator) said, "That orphan girl was his partner in that datepalm (garden) and in his property

Sahîh-i Buhârî No. 4575 Sahih

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ‏}‏ أَنَّهَا نَزَلَتْ فِي مَالِ الْيَتِيمِ إِذَا كَانَ فَقِيرًا، أَنَّهُ يَأْكُلُ مِنْهُ مَكَانَ قِيَامِهِ عَلَيْهِ، بِمَعْرُوفٍ‏.‏

Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre, o, "İhtiyacı olmayan veli, yetim malına tenezzül etmesin. Muhtaç olan ise meşru surette, ihtiyaç ve emeğine uygun olarak yararlansın, "[Nisa 6] ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu ayet, yetimlerin malı / hakkında inmiştir. Eğer yetimin velisi fakir ise, onun malından emeği karşılığında uygun ölçüde istifade eder. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyde ......(O malları israf ile ve tez elden yemeyin) ayetinde geçen ....israfen (israf) kelimesini "aşırı biçimde" şeklinde tefsir etmiştir. Bu ayette geçen ....bidaren kelimesinin anlamı hakkında Taberi, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmiştir: "Veli, himayesi altındaki yetimin malını yer. Yetim bülCığ çağına erip malı üzerinde onun tasarruf yetkisini sona erdirmeden önce, yiyebileceği kadar yemeye çalışır." (....A'tedna kelimesi ise, .....a'dedna ile aynı manaya gelir. Bu kelime, "hazırlamak" anlamına gelen.....el-atad kökünden ifal babında türetilmiş olup "hazırladık" manasına gelir. Bu ifadeye göre .....a'tedna ile ......a'dedna aynı anlamı ifade eder. Çünkü ilel-atld kelimesi,.....el-muad (hazırlanmış) manasına gelir. Hadisin metninde geçen .........fi mali'l-yetim (yetimin malı konusunda) ifadesi, Küşmiheni nüshasında ...... vali'l-yetim şeklinde nakledilmiştir. Buna göre hadisin anlamı şu şekilde olur: "Bu ayet, yetimlerin malı hakkında vasiyyet vs. gibi yetkileri taşıyan veliler hakkında inmiştir." "Kitabu'l-buyCı"'da Osman İbn Ferkad kanalıyla Hişam İbn Urve'den bu rivayet şu lafızlarla aktarılmıştır: "Bu ayet, yetimi koruyup gözeten ve onun malını değerlendiren veliler hakkında inmiştir. Eğer yetimin velisi fakir ise, onun malından uygun ölçüde yer." Bu konuda Ebu Davud, Nesaı, İbn Mace ve İbn Huzeyme'nin rivayet ettiği mertCı bir hadis vardır. Bu hadis Amr İbn Şuayb, onun babası ve dedesi kanalıyla nakledilmiştir. Söz konusu hadis şöyledir: "Hz. Nebi'e bir adam geldi ve 'Himaye m altında, malı olan bir yetim var. Benim de hiç malım-mülküm yok. Onun malından yiyebilir miyim?' diye sordu. Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem de ona 'Uygun ölçüde yiyebilirsin,' cevabını verdi." Bu rivayet in senedi kavidir. Eğer yetimin velisi fakir ise ifadesi, yetim malından ücret alacak kimselerin fakir olmaları gerektiğini gösterir. Bu konuda ayrıntılı bilgiyi "Kitabu'l-vasaya" da vermiştik

Narrated Aisha:regarding the Statement of Allah: "And whoever amongst the guardian is rich, he should take no wages, but if he is poor, let him have for himself what is just and reasonable (according to his work). This Verse was revealed regarding the orphan's property. If the guardian is poor, he can take from the property of the orphan, what is just and reasonable according to his work and the time he spends on managing it

Sahîh-i Buhârî No. 4583 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ هَلَكَتْ قِلاَدَةٌ لأَسْمَاءَ فَبَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي طَلَبِهَا، رِجَالاً فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ وَلَيْسُوا عَلَى وُضُوءٍ‏.‏ وَلَمْ يَجِدُوا مَاءً، فَصَلَّوْا وَهُمْ عَلَى غَيْرِ وُضُوءٍ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ‏.‏ يَعْنِي آيَةَ التَّيَمُّمِ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "[Kendisinden ödünç alarak taktığım kız kardeşim] Esma'nın gerdanlığı kayboldu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu bulmak için birilerini gönderdi. Derken namaz vakti girdi. Ancak bu adamların abdesti yoktu, su da bulamamışlardı. Bu yüzden abdestsiz olarak namaz kıldılar. İşte bu olay üzerine Allah Teala teyemmüm ayetini indirdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharıinin bab başlığında kullandığı "Eğer hasta olur veya bir yolculukta bulunursanız yahut sizden biri tuvaletten gelirse ... " ifadesi, hem el-Ma ide suresindeki ayette,(Maide 6) hem de Nisa suresindeki ayette geçmektedir. İmam Buharı, bu ifadeyi Nisa suresindeki ayetin tefsirinde kullanmak suretiyle, bu ayetin Hz. Aişe'nin olayı hakkında indiğine göndermede bulunmak istemiştir. Söz konusu olay, "Teyemmüm Bölümü"nde anlatılmıştı. .....Saıden, yeryüzünün yüzeyi anlamına gelir. Ebu Ubeyde .....feteyemmemu saıden tayyiben ayet i hakkında şu yorumu yapmıştı ....... Fteyemmemu "yönelin" anlamına, .....saıden ise "yeryüzünün yüzeyi "anlamına gelir." Zeccac da şöyle demiştir: .....Salden kelimesinin yeryüzünün yüzeyi anlamına geldiği konusunda dil alimleri arasında bir görüş ayrılığının bulunduğunu bilmiyorum. Yeryüzünün hem üzerinde toprak bulunan, hem de toprak bulunmayan yüzeyine /saıd denir." Nitekim şu ayetlerde bu manada kullanılmıştır: ...... (Şüphesiz Biz, yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak haline getirebiliriz.),...... (Belki Rabbim bana, senin bağından 'daha iyisini verir; senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de, bağ kupkuru bir toprak haline gelir). "(Kehf 40) Yeryüzünün yüzeyi, yerden çıkılan son nokta olduğu için ......sald olarak isimlendirilmiştir. Ayrıca düz araziye de ..w....;,/sald denir. Doğrusu şu ki; ..w....;,/sald üzerinde ağaç, bitki ve bina bulunmayan dümdüz yeryüzü yüzeyi anlamı:ıa gelir. Teyemmüm alırken mutlaka toprağın kullanılmasını gerekli görenler /tayyib kelimesine dayanmışlardır. Çünkü bu kelime, bitki yetişmesine elverişli toprak anlamına gelir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:..... ........(lyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir).(A'raf 58) Abdurrezzak ıbn Hemmam da ıbn Abbas'tan i .....es-saıdü't tayyıb tamlamasının "ekin" anlamına geldiğini nakletmiştir. Abd İbn Humeyd, İkrime'nin, ......el-cibt Habeşlilerin dilinde şeytan, .......et-tağut da kahin anlamına geli;' sözünü sahıh bir senetle ondan nak- letmiştir. İmam Taberı de Katade'den buna benzer bir rivayet aktarmıştır. Ancak bu rivayette Habeşistan ifadesi geçmemektedir., Söz konusu rivayet şu şekildedir: Biz, .....el-cibt kelimesinin "şeytan," ......et-tağut kelimesinin de kahin anlamına geldiğini söylerdik. Ali İbn Talha kanalıyla İbn Abbas'tan şu yorum rivayet edilmiştir: .....el-Cibt Huyey İbn Ahtab, .....et-tagtlt da Ka'b İbn Eşref'tir. ' İmam Taberı, ......el-cibt ve ;tkıl/et-tağut kelimelerinin cins isim olduğunu ifade eden görüşü tercih etmiştir. Buna göre; Allah'ın dışında tapılan put, şeytan, cin, insan vs. her ne varsa hepsi bu kavramların kapsamına girer. Dola- . yısıyla büyücü ve kahin de bu kavramın içinde yer alır. Her şeyi en iyi Allah bilir. Kelime açıklamalarından sonra İmam Buharı, Hz. Aişe'nin gerdanlığının kayboluşu ve teyemmüm ayetinin inişi ile ilgili rivayetin bir bölümüne yer verdi. Bu hadisin şerhi ayrıntılı biçimde "Teyemmüm Bölümü"nde geçmişti

Narrated `Aisha:The necklace of Asma' was lost, so the Prophet (ﷺ) sent some men to look for it. The time for the prayer became due and they had not performed ablution and could not find water, so they offered the prayer without ablution. Then Allah revealed (the Verse of Tayammum)

Sahîh-i Buhârî No. 4586 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوْشَبٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَا مِنْ نَبِيٍّ يَمْرَضُ إِلاَّ خُيِّرَ بَيْنَ الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ فِي شَكْوَاهُ الَّذِي قُبِضَ فِيهِ أَخَذَتْهُ بُحَّةٌ شَدِيدَةٌ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏{‏مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالِحِينَ‏}‏ فَعَلِمْتُ أَنَّهُ خُيِّرَ‏.‏

Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle söylediğini işitmiştim: "Hastalanan bütün Nebiler, dünya ile ahiret arasında tercih yapma konusunda serbest bırakılırlar." Nebi s.a.v. vefat ettiği hastalığına yakalanınca şiddetli boğaz ağrısına tutulmuştu. Bu yüzden sesi de kalınlaşmıştı. Bu haldeyken onun: "İşte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu Nebiler, sıddıklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdir," ayetini okuduğunu işittim ve bundan, onun dünya ile ahiret arasında tercih yapma konusunda serbest bırakıldığını anladım. İmam Buhari bu başlık altında Hz. Aişe'den nakledilen hadisi zikretti. Bu hadisin açıklaması "Nebi s.a.v.'in vefatı" konusunda yapılmıştı

Narrated `Aisha:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "No prophet gets sick but he is given the choice to select either this world or the Hereafter." `Aisha added: During his fatal illness, his voice became very husky and I heard him saying: "In the company of those whom is the Grace of Allah, of the prophets, the Siddiqin (those followers of the prophets who were first and foremost to believe in them), the martyrs and the pious.' (4.69) And from this I came to know that he has been given the option

Sahîh-i Buhârî No. 4600 Sahih

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ ‏{‏وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ‏}‏‏.‏ قَالَتْ هُوَ الرَّجُلُ تَكُونُ عِنْدَهُ الْيَتِيمَةُ، هُوَ وَلِيُّهَا وَوَارِثُهَا، فَأَشْرَكَتْهُ فِي مَالِهِ حَتَّى فِي الْعِذْقِ، فَيَرْغَبُ أَنْ يَنْكِحَهَا، وَيَكْرَهُ أَنْ يُزَوِّجَهَا رَجُلاً، فَيَشْرَكُهُ فِي مَالِهِ بِمَا شَرِكَتْهُ فَيَعْضُلَهَا فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ‏.‏

Hz. Aişe'nin "Senden kadınlar hakkında fetua istiyorlar ... " ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yanında hem onun velisi, hem de varisi olduğu yetim bir kız bulunan bir adam vardır/düşünün. Yetim kız, bir hurma ağacına/salkımına varıncaya kadar bu adamın malına ortaktır. Adam onunla evlenme arzusu taşımaz. Onu başka biriyle de evlendirmek istemez. Çünkü evlendirecek olsa, o yetimin kocası, eşinin ortaklığı vasıtasıyla onun malına ortak olacaktır. Bu yüzden onun başkasıyla evlenmesine de mani olur. İşte bu ayet bu tür insanlar hakkında inmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bab başlığında geçen ayeti kerımede bulunan .....yesteftuneke ifadesi "Senden fetua istiyorlar," anlamına gelir. Bu fiil, soru soran kimsenin kendisi için problem teşkil eden bir olayın aydınlatılması için yönelttiği sorunun cevabını istemesi anlamında kullanılır. u=-Jilel-Fetyi kökünden türemiştir. YiheJbu kökten türemiş olan ilel-Feta kelimesi ise, güçlü-kuvvetli genç anlamına gelir. İmam Buharı bu başlık altında kendi malına ortak bir yetimin sorumluluğunu üstlenmiş bir adamın hikayesini anlatan Hz. Aişe hadisine yer verdi. Bu hadis hakkında surenin başlarında geniş açıklama yapılmıştı

Narrated `Aisha:Regarding the Verse:--"They ask your instruction concerning the women. Say: Allah instructs you about them and yet whom you desire to marry." (4.127) (has been revealed regarding the case of) a man who has an orphan girl, and he is her guardian and her heir. The girl shares with him all his property, even a date-palm (garden), but he dislikes to marry her and dislikes to give her in marriage to somebody else who would share with him the property she is sharing with him, and for this reason that guardian prevents that orphan girl from marrying. So, this Verse was revealed: (And Allah's statement:) "If a woman fears cruelty or desertion on her husband's part

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya