1.490 hadis bulundu · sayfa 19/75
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اخْتَصَمَتِ الْجَنَّةُ وَالنَّارُ إِلَى رَبِّهِمَا فَقَالَتِ الْجَنَّةُ يَا رَبِّ مَا لَهَا لاَ يَدْخُلُهَا إِلاَّ ضُعَفَاءُ النَّاسِ وَسَقَطُهُمْ. وَقَالَتِ النَّارُ ـ يَعْنِي ـ أُوثِرْتُ بِالْمُتَكَبِّرِينَ. فَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى لِلْجَنَّةِ أَنْتِ رَحْمَتِي. وَقَالَ لِلنَّارِ أَنْتِ عَذَابِي أُصِيبُ بِكِ مَنْ أَشَاءُ، وَلِكُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْكُمَا مِلْؤُهَا ـ قَالَ ـ فَأَمَّا الْجَنَّةُ فَإِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مِنْ خَلْقِهِ أَحَدًا، وَإِنَّهُ يُنْشِئُ لِلنَّارِ مَنْ يَشَاءُ فَيُلْقَوْنَ فِيهَا فَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ. ثَلاَثًا، حَتَّى يَضَعَ فِيهَا قَدَمَهُ فَتَمْتَلِئُ وَيُرَدُّ بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ وَتَقُولُ قَطْ قَطْ قَطْ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Cennetle cehennem Rablerinin huzurunda çekiştiler. Şöyle ki cennet 'Ya Rab! Bana ne oldu ki bana insanların yalnız zayıfları ve (halkın gözünde) düşük olanları girer!' dedi. Cehennem de 'Ben büyüklük taslayanlara tercih yani tahsis olundum!' dedi. Yüce Allah cennete 'Sen benim rahmetimsin' buyurdu. Cehenneme de 'Sen benim azabımsın, kullarımdan azap etmek istediklerimi seninle azap ederim. İkinizden her birinizin dolmak hakkı vardır' dedi." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Cennete gelince (o da dolar). Şüphesiz Allah, halkından hiçbir kimseye zulmetmez. Allah cehennem için (boşluklarını doldurmak üzere) yeniden dileceği kimseler yaratır da bunlar oraya atılırlar. Cehennem üç kere 'Daha ziyade var mı?' der. Nihayet Allah ona ayağını basar ve cehennem dolar. Cehennemin bir kısmı bir kısmına getirilerek, toparlanır da 'Yetişir, yetişir, yetişir!' der
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Paradise and Hell (Fire) quarrelled in the presence of their Lord. Paradise said, 'O Lord! What is wrong with me that only the poor and humble people enter me ?' Hell (Fire) said, I have been favored with the arrogant people.' So Allah said to Paradise, 'You are My Mercy,' and said to Hell, 'You are My Punishment which I inflict upon whom I wish, and I shall fill both of you.'" The Prophet added, "As for Paradise, (it will be filled with good people) because Allah does not wrong any of His created things, and He creates for Hell (Fire) whomever He will, and they will be thrown into it, and it will say thrice, 'Is there any more, till Allah (will put) His Foot over it and it will become full and its sides will come close to each other and it will say, 'Qat! Qat! Qat! (Enough! Enough! Enough)
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيُصِيبَنَّ أَقْوَامًا سَفْعٌ مِنَ النَّارِ بِذُنُوبٍ أَصَابُوهَا عُقُوبَةً، ثُمَّ يُدْخِلُهُمُ اللَّهُ الْجَنَّةَ بِفَضْلِ رَحْمَتِهِ يُقَالُ لَهُمُ الْجَهَنَّمِيُّونَ ". وَقَالَ هَمَّامٌ حَدَّثَنَا قَتَادَةٌ حَدَّثَنَا أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "(Asilerden) bir takım kavimlere işlemiş olduklan günahlar sebebiyle bir ceza olmak üzere cehennemden bir siyahlık isabet edecektir. Sonra Allah onlan rahmetinin fazlı ile cennete sokar. Onlara 'cehennemlikler' denilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Şüphe yok ki iyilik edenlere Allah'ın rahmeti çok yakındır' sözü." İbn Battal şöyle demiştir: Rahmet zati ve fiili sıfat olmak üzere ikiye ayrılır. Burada rahmetin zatı sıfat olma ihtimali vardır. Buna göre ayetin manası itaatkar olanlara sevap verme iradesidir. Bunun fiili sıfat olması da muhtemeldir. Bu durumda ayetin manası Allah'ın bulutları gönderip, yağmur yağdırmak suretiyle lutuf ve ihsanmın iyilik edenlere yakm olmasıdır. Bu, Allah'ın kudreti ve iradesiyle olduğu için kullarına bir rahmeti olur. Tıpkı cennete Allah'm fiillerinden bir fiil, kudretiyle meydana gelen bir hadise olduğu için "rahmet" isminin verilmesi gibi. Beyhaki, el-Esma ve's-Sıfat isimli eserinde şöyle bir başlık kullanır: Tedbiri Allah'tan başkasına değil, Allah'a Tanıyan İsimler. Bunlardan birisi de er-Rahman ve er-Rahım isimleridir. Hattabı şöyle der: "er-Rahman" kelimesinin manası, rahmet sahibi demektir ki bu rahmet bütün yaratıkları, rızıkları, geçim vesileieri ve maslahatlarını sağlama araçları konusunda kuşatır. Hattabı şöyle devam eder: "er-Rahım" mu'minlere mahsustur. Nitekim Yüce Allah'm "Ve kdne bi'l-mu'minine rahima = Allah mu'minlere karşı çok merhametlidir"(Ahzab 43) ayet-i kerime si bunu ifade etmektedir. Bir başkası şöyle demiştir: "er-Rahman" isimlendirme açısından dar çerçeve li (hass) ve fiil açısından geniş çerçeve li (amm)dır. Buna karşılık "er-Rahım" isimle ndir me açısmdan genel, fiil açısmdan özeldir. "Cennetle cehennem Rablerinin huzurunda çekiştiler." İbn Battat'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Sözkonusu çekişme, Yüce Allah'ın cennet ve cehenneme hayat, anlayış ve konuşma özelliği vermek suretiyle hakiki manada olabilir. Allah her şeye kadirdir. "Cennete gelince (o da dolar). Şüphesiz Allah, halkından hiçbir kimseye zulmetmez. Allah cehennem için (boşluklarını doldurmak üzere) yeniden dileceği kimseler yaratır da bunlar oraya atılırlar." Ebü'l-Hasen el-Kabisı şöyle demiştir: Bu konuda bilinen Allah'ın cennet için birtakım mahlukat yaratacağıdır. Cehennıme gelince Allah oraya ayağını kor. Ebü'l-Hasen şöyle devam eder: Allah'ın cehennem için mahlukat yaratacağına dair bu hadis hariç hadislerde geçen hiçbir ifade bilmiyorum. Bu hadis cennet ve cehennemin var olan ve kıyamete kadar var olacak olan herkesi içine alacak şekilde geniş olduğunu göstermektedir. Hatta bunlar daha fazlasına da ihtiyaç duyarlar. Rikak Bölümünün son kısmında cennete en son girecek kimseye dünyanın on katı verileceği ifadesi geçmişti. DavCıdi şöyle der: Bu hadisten eşyanın baskın olan vasfıyla nitelenebileceği anlaşılmaktadır. Çünkü cennete zayıflardan başkaları da gireceği gibi, cehenneme büyüklenen kimselerden başkaları da girecektir. "Sef'" ciltte değişiklik eseri anlamına gelir ki bunun sonucu olarak deri üzerinde bir parça siyahlık kalır
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) said, "Some people will be scorched by Hell (Fire) as a punishment for sins they have committed, and then Allah will admit them into Paradise by the grant of His Mercy. These people will be called, 'Al-Jahannamiyyin' (the people of Hell)
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ جَاءَ حَبْرٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ اللَّهَ يَضَعُ السَّمَاءَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالأَرْضَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالْجِبَالَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالشَّجَرَ وَالأَنْهَارَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَسَائِرَ الْخَلْقِ عَلَى إِصْبَعٍ، ثُمَّ يَقُولُ بِيَدِهِ أَنَا الْمَلِكُ فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ " {وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ}"
Abdullah b. Mes'ud r.a. şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Yahudi alimlerinden biri geldi ve "Ya Muhammed! Şüphesiz Allah (kıyamet günü) göğü bir parmağı üzerine, yeri bir parmağı üzerine, dağları bir parmağı üzerine, ağaçları ve nehirleri bir parmağı üzerine ve diğer mahlukları da bir parmağı üzerine kor. Sonra eliyle 'Melik ancak benim!' buyurur, dedi. Sonra eliyle 'Melik ancak benim!' buyurur, dedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem güldü ve Allah'ı gereği gibi tanımadllar"(En'am 91) dedi
Narrated `Abdullah:A Jewish Rabbi came to Allah's Messenger (ﷺ) and said, "O Muhammad! Allah will put the Heavens on one finger and the earth on one finger, and the trees and the rivers on one finger, and the rest of the creation on one finger, and then will say, pointing out with His Hand, 'I am the King.' "On that Allah's Apostle smiled and said, "No just estimate have they made of Allah such as due to Him
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنِي شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بِتُّ فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ لَيْلَةً وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَهَا لأَنْظُرَ كَيْفَ صَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِاللَّيْلِ، فَتَحَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ أَهْلِهِ سَاعَةً ثُمَّ رَقَدَ، فَلَمَّا كَانَ ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ أَوْ بَعْضُهُ قَعَدَ فَنَظَرَ إِلَى السَّمَاءِ فَقَرَأَ {إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ} إِلَى قَوْلِهِ {لأُولِي الأَلْبَابِ} ثُمَّ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَاسْتَنَّ، ثُمَّ صَلَّى إِحْدَى عَشْرَةَ رَكْعَةً، ثُمَّ أَذَّنَ بِلاَلٌ بِالصَّلاَةِ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى لِلنَّاسِ الصُّبْحَ.
İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Ben bir gece teyzem Meymune'nin yanında geceledim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de o gece teyzemin yanında idi. Maksadım Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in geceleyin kıldığı namazın nasılolduğunu görmekti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir müddet eşi Meymune ile konuştu, sonra uyudu. Gecenin son üçte biri yahut yarısı olduğu zaman Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturdu ve semaya doğru baktı ve şu ayeti okudu: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. "(AI-i İmran 190) Sonra kalktı, dişlerini misvaklayarak abdest aldı, sonra onbir rekat namaz kıldı. Daha sonra Bilal sabah namazı için eza n okudu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki rekat daha namaz kıldı. Bundan sonra mescide çıkıp, cemaate sabah namazını kıldırdı. Fethu’l-Bari Açıklaması: "Rabb yaratıcıdır, mükewindir, mahluk değildir." "el-Mükewin" kelimesi, esma-i hüsna arasında geçmez. Fakat manası "el-musawir" şeklinde zikredilir. Yukarıdaki ifadede "emruhu" kelimesinden sonra "kelamuhu" ifadesi dar çerçeveli bir kelimenin (hass), genel anlamlı (amm) kelime üzerine atfı kabilindendir. Çünkü burada "el-emr" kelimesinden maksat onun "kün" emridir. Bu da Allah'ın kelamı cümlesindendir. Burada "kavluhu" başka nüshalarda "fi'luhu" kelimesi düşmüştür. Kirmani şöyle der: "Gayru mahluk=mahluk değildir" ifadesinin isabetli olabilmesi için bu, daha evladır. İmam Buhari'nin ifade akışı fiil ile fiilden neş'et eden şeyler arasında ayırımı gerektirmektedir. Birincisi failin sıfatındandır, "elBarı", yaratılmış bir sıfat değildir. Onun sıfatları yaratılmış değildir. Mefulu onun fiilinden türemiş olarak mahluktur. Bundan dolayı İmam Buhari bu ifadenin ardından "ve ma kane bi fi'lihi ve emrihi ve tahlikıhi ve tekvinihi fe hüve mef'ulun, mahlukun, mükewenun=Onun fiili, emri, yaratması ve tekvini olan şeyler ise mefuldur, mahluktur, mükewendir" cümlesini getirmiştir. Burada "el-e mr" kelimesinden maksat emredilen şey demektir. Yüce Allah'ın şu ifadelerinde geçen "emir" kelimesinden maksat da budur: "Ve kane emrullahi mefula=Allah'ın emri yerine getirilmiştir. "(Ahzab 37) "Vallahu galibun ald emrihf=Allah emrini yerine getirmeye kadirdir. "(Yusuf 21) Ancak "emrihl" kelimesindeki zamir, Allah yerinedir dersek bu ayet, örnek olabilir. "Leallallahe yuhdisu ba'de zalike emra=Olur ki Allah bundan sonra bir durum ortaya çıkanverir. "(Talak 1) "Kul erruh u min emriRabbf=De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. "(İsra 85) Sahih bir hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah kendi emrinden dilediğini meydana getirir" buyurmuştur. Bu hadiste ayrıca "Subbuhun, kuddusün, Rabbu'l-melaiketi ve'r-ruhi=Her• şeyden münezzehtir, her türlü noksanlıklardan münezzeh ve temizdir, meleklerin ve ruhun Rabbidir" ifadeleri de yer almaktadır. Buna karşılık "elCi lehü'l-halku ve'l-emr=Bilesiniz ki yaratmak da, emretmek de O'na mahsustur"(A'raf 54) ayetindeki "emr"e gelince, Tevhid Bölümünün son kısmında İbn Uyeyne ve başkalarının bu ayete dayanarak Kur'an'ın mahluk olmadığını söyledikleri gelecektir. Zira buradaki "el-emr" kelimesinden maksat, Yüce Allah'ın "kün=ol" emridir. Bu emir "el-halk=yaratma" kelimesi üzerine atfedilmiştir. Dilbilgisi kuralı gereği atıf, iki kelimenin birbirinden farklı olmasını gerektirir. "Kun" Allah'ın kelamındandır. Dolayısıyla onu delilolarak göstermek isabetli olmuştur. Burada "el-emr" kelimesinden maksadın "ve kane emrullahi mej'Cıla=Allah'ın emri yerine getirilmiştir" ayetindeki ile aynı manaya olduğunu zanneden yanıımıştır. Zira bu ayetteki "el-emr" kelimesinden maksat, "el-me'mur=emredilen"dir. Allah'ın "kün" emriyle var olan budur. "Kün", emir kipidir. Bu Allah'ın kelamındandır ve mahluk değildir. Bu emirle var olan ise mahluktur. Buna emir denmesi emir üzerine vücuda gelmesinden dolayıdır. Ben daha sonra Kirmi'mı'nin kulların fiillerinin yaratılması konusuna dair yazmış olduğu kitabında maksadını açıklayan ifadelere rastladım. O şöyle diyor: İnsanlar fail, fiil ve mef'ul konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Kaderiyye mezhebi, fiillerin tamamı insanın eseridir derken, Cebriye kulun fiillerinin tamamı, Allah'ın yaratmasıdır demiştir. Cehmiyye ise fiil ve mef'ul birdir kanaatine varmış ve bu yüzden "kün" mahluktur demiştir. Selef bilginleri ise şu kanaate varmışlardır: "Tahlik=yaratma" Allah'ın fiilidir. Bizim fiillerimiz mahluktur. Allah'ın fiili onun sıfatıdır. Onun dışındaki mef'uller ise mahlukattır. İbn Battal'ın bu konudaki yaklaşımı şöyledir: İmam Buharl'nin maksadı, göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin mahluk olduğunu, çünkü bunların sonradan yaratılmış olduklarına ve Allah'tan başka yaratıcı olmadığına delil bulunduğunu, "Ta bey'at lar yaratıcıdır veya felekler ya da nur veya zulmet ya da arş yaratıcıdır" diyenlerin görüşlerinin geçersiz olduğuna delil var olduğunu ifade etmektir. Bütün bu sözler zikredilen şeylerin tamamının sonradan var olduklarına ve bir var ediciye muhtaç olduklarına delil bulunduğu için fasit ve çürük olmuştur. Zira sonradan olan hiçbir şey bir var edeni bulunmadıkça vücuda gelemez. Allah'ın kitabı başlıkta yer alan ayette olduğu gibi buna şahittir. İmam Buhari göklerin ve yerin alametlerine bakarak Allah'ın birliği ve kudretine delil getirmiştir. Çünkü o büyük ve yaratıcıdır ve diğer yaratıkları yaratan odur. Zira sonradan yaratılanlar (havadis) ondan uzaktır ve bunlar onun sayesinde var olanların sonradan yaratılma olduklarını göstermektedir. Ayrıca onun zatı, sıfatları mahluk değildir. Kur'an Allah'ın sıfatıdır ve mahluk değildir. Bu açıklamadan Allah'ın dışında olan her şeyin onun emri, fiili, yoktan var etmesi sayesinde vücuda geldiği sonucu zorunlu olarak çıkmaktadır. Bütün bunlar onun mahlukudur
Narrated Ibn `Abbas:Once I stayed overnight at the house of (my aunt ) Maimuna while the Prophet (ﷺ) was with her, to see how was the night prayer of Allah's Apostle Allah's Messenger (ﷺ) talked to his wife for a while and then slept. When it was the last third of the night (or part of it), the Prophet (ﷺ) got up and looked towards the sky and recited the Verse:-- 'Verily! In the creation of the Heavens and the Earth....there are indeed signs for the men of understanding.' (3.190) Then He got up and performed the ablution, brushed his teeth and offered eleven rak`at. Then Bilal pronounced the Adhan whereupon the Prophet (ﷺ) offered a two-rak`at (Sunna) prayer and went out to lead the people in Fajr (morning compulsory congregational prayer)
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَمَّا قَضَى اللَّهُ الْخَلْقَ كَتَبَ عِنْدَهُ فَوْقَ عَرْشِهِ، إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Allah mahlukatı yaratmayı hükmettiği zaman arşının üstünde yanında bulunan bir kitapta 'Şüphesiz benim rahmetim, gazabımın önüne geçmiştir' diye yazdı
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "When Allah created the creations, He wrote with Him on His Throne: 'My Mercy has preceded My Anger
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ وَهْبٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ " إِنَّ خَلْقَ أَحَدِكُمْ يُجْمَعُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا وَأَرْبَعِينَ لَيْلَةً، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَهُ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَهُ، ثُمَّ يُبْعَثُ إِلَيْهِ الْمَلَكُ فَيُؤْذَنُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ، فَيَكْتُبُ رِزْقَهُ وَأَجَلَهُ وَعَمَلَهُ وَشَقِيٌّ أَمْ سَعِيدٌ ثُمَّ يَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ، فَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ، حَتَّى لاَ يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلاَّ ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُ النَّارَ، وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ، حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلاَّ ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ، فَيَعْمَلُ عَمَلَ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا ".
Abdullah b. Mesud şöyle anlatmıştır: Bize kendisi doğru sözlü, kendisine de doğru bildirilen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Her birinizin yaratılışı şöyle olur: Kişi anasının karnında kırk gün ve kırk gece toplanır. Sonra o maddeler bir kan pıhtısı halini alır. Sonra yine o kadar zaman içinde mudğaya yani bir çiğnem ete dönüşür. Sonra ona bir melek gönderilir ve ona dört kelamı yazmasına izin verilir. Melek de onun rızkını, ecelini, işini, şaki (bedbaht) ve said (mutlu) olacağını yazar. Sonra ona ruh üfler. Herhangi biriniz kendisiyle cennet arasında ancak bir zira mesafe oluncaya kadar cennet ehlinin ameliyle amel eder. Sonunda (meleğin ana karnında yazdığı) yazı onun önüne geçer de bunun üzerine o kişi cehennem ehlinin ameliyle iş yapar ve cehenneme girer. Yine sizden biriniz kendisiyle cehennem arasında bir zira mesafe kalıncaya kadar hep cehennem ehlinin işini işler, sonunda (meleğin ana karnında yazdığı) yazısı onun önüne geçer de artık cennet ehlinin işini yapar ve cennete girer
Narrated `Abdullah bin Mas`ud:Allah's Messenger (ﷺ) the true and truly inspired, narrated to us, "The creation of everyone of you starts with the process of collecting the material for his body within forty days and forty nights in the womb of his mother. Then he becomes a clot of thick blood for a similar period (40 days) and then he becomes like a piece of flesh for a similar period. Then an angel is sent to him (by Allah) and the angel is allowed (ordered) to write four things; his livelihood, his (date of) death, his deeds, and whether he will be a wretched one or a blessed one (in the Hereafter) and then the soul is breathed into him. So one of you may do (good) deeds characteristic of the people of Paradise so much that there is nothing except a cubit between him and Paradise but then what has been written for him decides his behavior and he starts doing (evil) deeds characteristic of the people of Hell (Fire) and (ultimately) enters Hell (Fire); and one of you may do (evil) deeds characteristic of the people of Hell (Fire) so much so that there is nothing except a cubit between him and Hell (Fire), then what has been written for him decides his behavior and he starts doing (good) deeds characteristic of the people of Paradise and ultimately) enters Paradise." (See Hadith No. 430, Vol)
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ، سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَا جِبْرِيلُ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تَزُورَنَا أَكْثَرَ مِمَّا تَزُورُنَا ". فَنَزَلَتْ {وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلاَّ بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا} إِلَى آخِرِ الآيَةِ. قَالَ هَذَا كَانَ الْجَوَابَ لِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas r.a.'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Cibril! Senin bizi şu ziyaretinden daha çok ziyaret etmene ne man i oluyor?" diye sormuştu. Bunun üzerine şu ayet indi: "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şeyona aittir. Senin Rabbin unutkan değildir. " (Meryem 64) İbn Abbas, işte bu cevap Muhammed' e verildi demiştir
Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) said, "O Gabriel, what prevents you. from visiting us more often than you do?" Then this Verse was revealed:--'And we angels descend not but by Command of your Lord. To Him belongs what is before us and what is behind us..' (19.64) So this was the answer to Muhammad
حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَرْثٍ بِالْمَدِينَةِ وَهْوَ مُتَّكِئٌ عَلَى عَسِيبٍ، فَمَرَّ بِقَوْمٍ مِنَ الْيَهُودِ فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ سَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ تَسْأَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ. فَسَأَلُوهُ فَقَامَ مُتَوَكِّئًا عَلَى الْعَسِيبِ وَأَنَا خَلْفَهُ، فَظَنَنْتُ أَنَّهُ يُوحَى إِلَيْهِ فَقَالَ {وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً} فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ قَدْ قُلْنَا لَكُمْ لاَ تَسْأَلُوهُ.
İbn Mesud şöyle demiştir: Ben (bir gün) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber Medine' deki tarlalar içinde yürüyordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hurma dalından bir değneğe dayanıyordu. Derken Yahudilerden bir topluluğa uğradı. Onların birtakımı diğer takımına 'Ona ruh hakkında soru sorun' dedi. Birtakımı da 'Ona ruh hakkında soru sormayın' dediler. Neticede Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ruh hakkında soru sordular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem değneği üzerine dayanarak dikeldi. Ben arkasında bulunuyordum ve kendisine vahiy indirilmekte olduğunu düşündüm. Sonunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sana ruh hakkında soru sorarlar. Deki ruh Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir"(İsra 85) ayetini okudu. Bunun üzerine onların bir kısmı diğerine "Biz size ona bir şey sormayınız! demiştik" dediler
Narrated `Abdullah:While I was walking with Allah's Messenger (ﷺ) in one of the fields of Medina and he was walking leaning on a stick, he passed a group of Jews. Some of them said to the others, "Ask him (the Prophet) about the spirit." Others said, "Do not ask him." But they asked him and he stood leaning on the stick and I was standing behind him and I thought that he was being divinely inspired. Then he said, "They ask you concerning the spirit say: The spirit, its knowledge is with My Lord. And of knowledge you (O men!) have been given only a little." ...(17.85) On that some of the Jews said to the others, "Didn't we tell you not to ask?
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَكَفَّلَ اللَّهُ لِمَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيلِهِ، لاَ يُخْرِجُهُ إِلاَّ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِهِ، وَتَصْدِيقُ كَلِمَاتِهِ، بِأَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، أَوْ يَرْجِعَهُ إِلَى مَسْكَنِهِ الَّذِي خَرَجَ مِنْهُ، مَعَ مَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Yüce Allah ancak kendi yolunda cihad etmek düşüncesi ve (Kur'an'da gelen) kelimelerinin tasdiki niyeti kendisini cihada çıkarıp da kendi yolunda cihad eden mücahide ya (şehitlik suretiyle) onu cennete koymayı veya sevap ve ganimetle beraber içinden çıktığı meskenine sağ salim döndürmeyi tekeffül etmiştir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah guarantees to the person who carries out Jihad for His Cause and nothing compelled him to go out but the Jihad in His Cause, and belief in His Words, that He will either admit him into Paradise or return him with his reward or the booty he has earned to his residence from where he went out." (See Hadith No)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ الرَّجُلُ يُقَاتِلُ حَمِيَّةً وَيُقَاتِلُ شَجَاعَةً وَيُقَاتِلُ رِيَاءً، فَأَىُّ ذَلِكَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ قَالَ " مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا، فَهْوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ".
Ebu Musa şöyle anlatmıştır: Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek "Kimisi hamiyet (şerefini korumak) için savaşır, kimi yiğitlik, kimi de gösteriş için çarpışır. Şu halde bunların hangisinin savaşı Allah yolundadır?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Her kim Allah'm kelimesi (yani tevhid kelimesi) daha yüce olsun diye savaşırsa işte onunkisi Allah yolundadır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında altı hadise yer vermiştir. Bunlardan birincisi "şüphesiz benim rahmetim gazabımın önüne geçmiştir" hadisidir. Bu hadisin açıklaması "Allah kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor"(Al-i İmran 28, 30) ayetinin tefsirinde geçmişti. İmam Buhari bununla "rahmet"in Allah'ın zatı sıfatlarından olduğu görüşünü tercih ettiğine işaret etmiştir. Zira "kelime" Allah'ın zatı sıfatlarındandır. Rahmet sıfatı açısından "öne geçme" fiilinin kullanılması her ne kadar anlaşılması güç bir nokta ise de bunun benzeri, kelime sıfatı hakkında geçmiştir. Bununla her ne kadar "Ve lekad sebekat kelimetuna=Andolsun ki Nebi kullarımıza söz vermişizdir"(Saffat 171) ayetine cevap verilmiş ise de yapılan bu açıklama ile "sebekat rahmeti" hadisine de cevap verilmiş olmaktadır. "Rahmeti n 'sebk=öne geçmek' kelimesiyle nitelenmesi, bunun mı sıfatı olduğunu gösterir" diyen kimse, İmam Buharl'nin ne demek istediğini anlamayarak gaflete düşmüştür
Narrated Abu Musa:A man came to the Prophet (ﷺ) and said, "A man fights for pride and haughtiness another fights for bravery, and another fights for showing off; which of these (cases) is in Allah's Cause?" The Prophet (ﷺ) said, "The one who fights that Allah's Word (Islam) should be superior, fights in Allah's Cause." (See Hadith No. 65, Vol)
حَدَّثَنَا شِهَابُ بْنُ عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَزَالُ مِنْ أُمَّتِي قَوْمٌ ظَاهِرِينَ عَلَى النَّاسِ، حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ ".
Muğire b. Şu'be r.a. şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim şöyle buyuruyordu: "Ümmetimden bir topluluk Allah'ın emri kendilerine gelinceye (kıyamet kopuncaya) kadar daima insanlar üzerine galip ve yüksek olmakta devam edecektir
Narrated Al-Mughira bin Shu`ba:I heard the Prophet (ﷺ) saying, "Some people from my followers will continue to be victorious over others till Allah's Order (The Hour) is established." (See Hadith No)
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جَابِرٍ، حَدَّثَنِي عُمَيْرُ بْنُ هَانِئٍ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاوِيَةَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَزَالُ مِنْ أُمَّتِي أُمَّةٌ قَائِمَةٌ بِأَمْرِ اللَّهِ، مَا يَضُرُّهُمْ مَنْ كَذَّبَهُمْ، وَلاَ مَنْ خَالَفَهُمْ، حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ عَلَى ذَلِكَ ". فَقَالَ مَالِكُ بْنُ يُخَامِرَ سَمِعْتُ مُعَاذًا يَقُولُ وَهُمْ بِالشَّأْمِ. فَقَالَ مُعَاوِيَةُ هَذَا مَالِكٌ يَزْعُمُ أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاذًا يَقُولُ وَهُمْ بِالشَّأْمِ.
Muaviye şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim şöyle buyuruyordu: "Ümmetimden daima Allah'ın emrini yerine getirmekte sabit, kendilerini yalanlayanların ve muhaliflerinin zarar vermeyeceği bir topluluk var olmakta devam edecektir ta Allah'ın emri gelinceye (kıyamet kopuncaya) kadar onlar hep bu yol üzerinde sabit bulunacaklardır
Narrated Muawiya:I heard the Prophet (ﷺ) saying, "A group of my followers will keep on following Allah's Laws strictly and they will not be harmed by those who will disbelieve them or stand against them till Allah's Order (The Hour) will come while they will be in that state
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ وَقَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى مُسَيْلِمَةَ فِي أَصْحَابِهِ فَقَالَ " لَوْ سَأَلْتَنِي هَذِهِ الْقِطْعَةَ مَا أَعْطَيْتُكَهَا، وَلَنْ تَعْدُوَ أَمْرَ اللَّهِ فِيكَ، وَلَئِنْ أَدْبَرْتَ لَيَعْقِرَنَّكَ اللَّهُ ".
İbn Abbas şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kavmi içinde oturan Müseylime'nin tam karşısında durdu. (Onunla İslam hakkında konuştu. Müseylime Nebilikten bir hisse verilmesini istedi.) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "(Değil Nebilikten bir pay) şayet benden elimdeki şu değnek parçasını istesen, onu bile sana vermem! Sen de Allah'ın senin hakkındaki hüküm ve takdirini öteye geçemezsin. Eğer (bana ve hakka) arka dönüp, muhalefet edersen Allah seni muhakkak helak edecektir" dedi
Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) stood before Musailama (the liar) who was sitting with his companions then, and said to him, "If you ask me for this piece (of palm-leaf stalk), even then I would not give it to you. You cannot avoid what Allah has ordained for you, and if you turn away from Islam, Allah will surely ruin you
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عَبْدِ الْوَاحِدِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي، مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ حَرْثِ الْمَدِينَةِ وَهْوَ يَتَوَكَّأُ عَلَى عَسِيبٍ مَعَهُ، فَمَرَرْنَا عَلَى نَفَرٍ مِنَ الْيَهُودِ فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ سَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ. فَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ تَسْأَلُوهُ أَنْ يَجِيءَ فِيهِ بِشَىْءٍ تَكْرَهُونَهُ. فَقَالَ بَعْضُهُمْ لَنَسْأَلَنَّهُ. فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ مَا الرُّوحُ فَسَكَتَ عَنْهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَعَلِمْتُ أَنَّهُ يُوحَى إِلَيْهِ فَقَالَ {وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتُوا مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً}. قَالَ الأَعْمَشُ هَكَذَا فِي قِرِاءَتِنَا.
İbn Mesud şöyle anlatmıştır: Ben bir keresinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber Medine'nin tarlalarından birinde yürüyorduk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında bulunan hurma dalından bir değneğe dayanıyordu. Derken biz, Yahudilerden bir topluluğa tesadüf ettik. Onlardan birtakımı diğer takımına "Ona ruh hakkında soru sorun" dedi. Diğer takımı da "Ona bir şey sormayın. Belki bunun hakkında hoşlanmayacağınlZ bir cevap getirir" dedi. Bazıları ise "Biz ona muhakkak soracağız" dediler. Bunun üzerine onlardan biri ayağa kalktı ve "Ya Ebe'I-Kasım! Ruh nedir?" diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sükCıt etti. Ben kendisine vahiy verilmekte olduğunu anladım. Sonunda "Sana ruh hakkında soru sorarlar. Deki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir"(İsra ı 85) ayet-i kerimesini okudu. Hadisi rivayet eden A'meş bizim kıraatimizde böyle "ve ma CıtCı = onlara verilmemiştir" şeklindedir dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadiste yer alan "emrullah=Allah'ın emri" ifadesinden maksat kıyamettir. Doğrusu Allah'ın emrinden maksat kıyametin kopmasıdır. Böylece kıyametin kopma saati Allah'ın hükmü ve kazasına bağlıdır. Dördüncü sırada yer alan İbn Abbas'ın Müseylime hakkındaki naklettiği hadis tam metin olarak Megazı Bölümünün sonlarında açıklamasıyla birlikte geçmişti. Hadisin buraya alınmasından maksat, "Allah'ın senin hakkındaki hüküm ve takdirini öteye geçemezsin" cümlesidir. Bu, Allah'ın senin hakkında takdir buyurmuş olduğu bedbahtlık veya mutluluk hükmünü aşamazsın demektir. İbn Mesud'un Yahudilerin ruh hakkındaki soruları ile ilgili naklettiği beşinci sıradaki hadis ve "Deki: Ruh, Rabbimin emrindendir"(İsra ı 85) ayet-i kerimesine gelince, İbn Mesud'un rivayet ettiği bu hadiste yer alan "el-emr"den maksat, "elme'mCır=emredilen şey" demektir. Bu tıpkı "el-halk" ifadesinin "el-mahluk" anlamına gelmesi gibidir. Hadisin bazı rivayet yollarında bu açıkça yer almaktadır. Süddl'nin tefsirinde Ebu Malik vasıtasıyla İbn Abbas ve başkalarından nakillerine göre "Deki: Ruh, Rabbimin emrindendir" ayeti hakkında şöyle demişlerdir: Ruh, Allah'ın yarattığı yaratıklardan birisidir. O Allah'ın emrinden bir şey değildir. Hakkında soru sorulan ruhtan maksqdın ne olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir. İhtilaf noktası, bunun hayatı sağlayan ruh mu yoksa "Yevme yekumu'r-ruhu ve'l-melaiketü saffa=Ruh (Cebrail) ve melekler safsaf olup durduğu gün"(Nebe 38) "O gecede Rablerinin izniyle melekler ve ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar" (Kadr 4) ayetlerinde zikredilen ruh mudur? İkinci görüşü savunanlar, şöyle bir akıl yürütmüşlerdir: Soru genelde ancak vahiy yoluyla bilinen şeyler için sorulur. Hayat kaynağı olan ruh hakkında insanlar -sözkonusu olan ruhun aksine- eskiden beri söz söylemektedirler. Çünkü insanların çoğunluğu sözkonusu ruh hakkında bilgiye sahip değillerdir. Hatta hayat kaynağı olan ruhun aksine bu ruh gayb ilminden sayılır. Yüce Allah Kur'an'da vahye ruh ismini vermektedir. Nitekim "Ve kezalike evhayna ileykerruhan min emrina=işte böylece sana da emrimizle ruh (Kur'an) vahyettik. "(Şura 52) "Yuikırruha min emrihi ala men yeşa=O kullarından dilediğine iradesiyle ilgili ruhu (vahyi) indirir"(Mu'min 15) ayet-i kerimeleri buna örnektir. Yüce Allah kuwet, sebat ve zafere de "ruh" adını vermektedir. Nitekim "Ve eyyedehum bi ruhin minhu=İşte onların kalbine Allah iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir"(Mücadele 22) ayeti buna örnektir. Yüce Allah birçok ayette Cebrail'e, Meryem oğlu İsa'ya da "ruh" demiştir. Kur'an'da Adem oğluna "ruh" dendiği hiç görülmemiştir. Tam tersine Allah Adem oğluna "nefis" ismini vermektedir: "en-Nefsu'l-mutmainneh=Ey huzura kavuşmuş insan"(fecr 27) "en-Nefsü'l-emmaratu bi's-su'=çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder"(Yusuf 53) "Vennefsu'l-levvameh =Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse"(Kıyame 2) "Ve nefsin ve ma sevvaha=Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki"(Şems 7) "Küllü nefsin zaikatu'lmevt=Her can ölümü tadacaktır"(Ankebut 57) ayetleri buna örnektir. Burada geçen "ruh"un kadim olduğunu iddia edenler, kelimenin Yüce Allah'a izafe edilerek "Ve nefahtu jfhi min ruhf=Ve ona ruhumdan üflediğim"(Hicr 29) ayetini delil almışlardır. Ancak ayette buna delil yoktur. Zira izafet, bazen ilim ve kudret örneğinde olduğu gibi mevsufla birlikte bulunan sıfata, bazen de "beytullah=Allah'ın evi", "nakatullah=Allah'ın devesi" terkiblerinde olduğu gibi ondan ayrı olana da yapılabilir. Dolayısıyla "ruhuilah" bu kabil bir izafettir. İkinci olarak bu bir ait olma ve şereflendirme izafetidir. Böyle bir izafet,icad manasındaki genel izafetten daha üstündür. Sonuç olarak izafet üç mertebededir. İzafet-i icad, izafet-i teşrif ve izafet-i sıfa. Ruhun mahluk olduğu Yüce Allah'ın '1ı.llahu haliku külli şey=Allah her şeyi yaratandır"(Rad 16) "Ve huve Rabbu küllü şey=Allah her şeyin Rabbi iken"(En'am 164) "Rabbukum ve Rabbu abdikumu'levvelfn =Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah "(Saffat 126) ayetlerinin genelliği bunu göstermektedir. Netice olarak ruhlar merbDbtur. Her merbDb, alemlerin Rabbi olan Allah'ın yaratmasının eseridir
Narrated Ibn Mas`ud:While I was walking in company with the Prophet (ﷺ) in one of the fields of Medina, the Prophet (ﷺ) was reclining on a palm leave stalk which he carried with him. We passed by a group of Jews. Some of them said to the others, "Ask him about the spirit." The others said, "Do not ask him, lest he would say something that you hate." Some of them said, "We will ask him." So a man from among them stood up and said, 'O Abal-Qasim! What is the spirit?" The Prophet (ﷺ) kept quiet and I knew that he was being divinely inspired. Then he said: "They ask you concerning the Spirit, Say: The Spirit; its knowledge is with my Lord. And of knowledge you (mankind) have been given only a little
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَكَفَّلَ اللَّهُ لِمَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيلِهِ، لاَ يُخْرِجُهُ مِنْ بَيْتِهِ إِلاَّ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِهِ، وَتَصْدِيقُ كَلِمَتِهِ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، أَوْ يَرُدَّهُ إِلَى مَسْكَنِهِ بِمَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ''Allah, ancak evinden kendi yolunda cihad etmek ve kelimelerini tasdik etmek niyeti ile çıkanp da kendi yolunda cihad eden mücahid için, şehitlik suretiyle onu cehenneme koymayı yahut nail olduğu sevap ve ganimetle birlikte evine salimen döndürmeyi tekeffül etmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Yüce Allah'ın "Deki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir" sözü. Bu ayetin nüzul sebebi hakkında İbn Ebi Hatim'in sahih isnadla İbn Abbas'tan naklettiği Yahudilerin Nebi s.a.v. Efendimiz' e ruh hakkında soru sormaları ve Yüce Allah'ın da "Sana ruh hakkında soru sorarlar. Deki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir"(İsra 85) şeklindeki cevabı gelmiştir. Yahudiler "Bize Tevrat verildiğine göre nasılolur da ruh hakkında az bir bilgi verilmiş olabilir?" dediler. Bunun üzerine "Deki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir"(Kehf 109) ayeti indi. Abdurrezzak, tefsirinde Ebü'l-Cevza'dan şöyle bir nakilde bulunmuştur: Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa Allah'ın kelimeleri tükenmeden su tükenir ve kalemler kırılırdı
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah guarantees (the person who carries out Jihad in His Cause and nothing compelled him to go out but Jihad in His Cause and the belief in His Word) that He will either admit him into Paradise (Martyrdom) or return him with reward or booty he has earned to his residence from where he went out
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا دَعَوْتُمُ اللَّهَ فَاعْزِمُوا فِي الدُّعَاءِ، وَلاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ إِنْ شِئْتَ فَأَعْطِنِي، فَإِنَّ اللَّهَ لاَ مُسْتَكْرِهَ لَهُ ".
Enes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizler Allah'a dua ettiğiniz zaman duada istemeyi kesin yapın. Sakın herhangi biriniz 'Allah'ım dilersen bana ver!' diye söylemesin. (Azimle, kesinlikle istesin.) Çünkü Allah'ı icbar edecek hiçbir kuvvet yoktur
Narrated Anas:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Whenever anyone of you invoke Allah for something, he should be firm in his asking, and he should not say: 'If You wish, give me...' for none can compel Allah to do something against His Will
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ،. وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي عَبْدُ الْحَمِيدِ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ، أَنَّ حُسَيْنَ بْنَ عَلِيٍّ ـ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَرَقَهُ وَفَاطِمَةَ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةً فَقَالَ لَهُمْ " أَلاَ تُصَلُّونَ ". قَالَ عَلِيٌّ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا أَنْفُسُنَا بِيَدِ اللَّهِ، فَإِذَا شَاءَ أَنْ يَبْعَثَنَا بَعَثَنَا، فَانْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ قُلْتُ ذَلِكَ، وَلَمْ يَرْجِعْ إِلَىَّ شَيْئًا، ثُمَّ سَمِعْتُهُ وَهْوَ مُدْبِرٌ يَضْرِبُ فَخِذَهُ وَيَقُولُ " {وَكَانَ الإِنْسَانُ أَكْثَرَ شَىْءٍ جَدَلاً}"
Ali b. Ebi Talib'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gece kendisini ve kızı Fatıma'yı ziyarete gelip, onlara hitaben "Sizler gece namazı kılmaz mısınız?" buyurmuştur. Ali olayın devamını şöyle anlattı: Ben "Ya Resulallah! Nefislerimiz Allah'ın elindedir. bizi uyandırmak istediği zaman uyandırır" dedim. Bu cevabım üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geri döndü ve bana hiçbir cevap vermedi. Sonra dönüp giderken dizine vurarak "ve kane'l-insanu eksera şey'in cedela=Fakat tartışmaya en çok düşkün varlık insandır"(Kehf 54) ayetini okuduğunu işittim
Narrated `Ali bin Abi Talib:That one night Allah's Messenger (ﷺ) visited him and Fatima, the daughter of Allah's Messenger (ﷺ) and said to them, "Won 't you offer (night) prayer?.. `Ali added: I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Our souls are in the Hand of Allah and when He Wishes to bring us to life, He does." Then Allah's Messenger (ﷺ) went away when I said so and he did not give any reply. Then I heard him on leaving while he was striking his thighs, saying, 'But man is, more quarrelsome than anything
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، حَدَّثَنَا هِلاَلُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ خَامَةِ الزَّرْعِ، يَفِيءُ وَرَقُهُ مِنْ حَيْثُ أَتَتْهَا الرِّيحُ تُكَفِّئُهَا، فَإِذَا سَكَنَتِ اعْتَدَلَتْ، وَكَذَلِكَ الْمُؤْمِنُ يُكَفَّأُ بِالْبَلاَءِ، وَمَثَلُ الْكَافِرِ كَمَثَلِ الأَرْزَةِ صَمَّاءَ مُعْتَدِلَةً حَتَّى يَقْصِمَهَا اللَّهُ إِذَا شَاءَ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Mu'min kişinin benzeri, bir sap üzerinde biten taze ekin gibidir. Rüzgar ona hangi taraftan gelirse, onu eğer de yaprağı diğer tarafa döner, meyleder (fakat yıkılmaz). Rüzgar sakinleştiğinde yine doğrulur, işte mu'min kişi de böyledir. O da bela sebebiyle eğilir (fakat yıkılmaz). Haktan yüz çeviren kafir kişinin benzeri ise sert ve dümdüz duran çam ve dağ selvisi gibidir. Nihayet Allah onu dilediği zaman (bir seferde) kırar devirir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The example of a believer is that of a fresh green plant the leaves of which move in whatever direction the wind forces them to move and when the wind becomes still, it stand straight. Such is the similitude of the believer: He is disturbed by calamities (but is like the fresh plant he regains his normal state soon). And the example of a disbeliever is that of a pine tree (which remains) hard and straight till Allah cuts it down when He will." (See Hadith No. 546 and 547, Vol)
حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ قَائِمٌ عَلَى الْمِنْبَرِ " إِنَّمَا بَقَاؤُكُمْ فِيمَا سَلَفَ قَبْلَكُمْ مِنَ الأُمَمِ، كَمَا بَيْنَ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى غُرُوبِ الشَّمْسِ، أُعْطِيَ أَهْلُ التَّوْرَاةِ التَّوْرَاةَ، فَعَمِلُوا بِهَا حَتَّى انْتَصَفَ النَّهَارُ، ثُمَّ عَجَزُوا، فَأُعْطُوا قِيرَاطًا قِيرَاطًا، ثُمَّ أُعْطِيَ أَهْلُ الإِنْجِيلِ الإِنْجِيلَ، فَعَمِلُوا بِهِ حَتَّى صَلاَةِ الْعَصْرِ، ثُمَّ عَجَزُوا، فَأُعْطُوا قِيرَاطًا قِيرَاطًا، ثُمَّ أُعْطِيتُمُ الْقُرْآنَ فَعَمِلْتُمْ بِهِ حَتَّى غُرُوبِ الشَّمْسِ، فَأُعْطِيتُمْ قِيرَاطَيْنِ قِيرَاطَيْنِ، قَالَ أَهْلُ التَّوْرَاةِ رَبَّنَا هَؤُلاَءِ أَقَلُّ عَمَلاً وَأَكْثَرُ أَجْرًا. قَالَ هَلْ ظَلَمْتُكُمْ مِنْ أَجْرِكُمْ مِنْ شَىْءٍ قَالُوا لاَ. فَقَالَ فَذَلِكَ فَضْلِي أُوتِيهِ مَنْ أَشَاءُ ".
Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Ben Resulullah 5allallahu aleyhi ve 5ellemtan (şu temsili) işittim: Kendisi minber üzerinde şöyle buyuruyordu: "Sizden önce gelen ümmetiere nispetle sizin dünyada kalışınız (bütün güne nispetle) ikindi namazından güneşin batmasına kadar (olan müddet gibi)dir. Tevrat ehline Tevrat verildi. Onlar gün yan oluncaya kadar Tevrat'la amel ettiler. Sonra çalışmaktan aciz oldular. Kendilerine birer kırat, birer kı rat (olan gündelikleri) verildi. Sonra İncil sahiplerine İncil verildi. Onlar da ikindi namazı vaktine kadar İncil'le am el edip çalıştılar. Sonra aciz kaldılar (ve çalışmaktan vazgeçtiler). Onlara da birer kırat, birer kı rat (olan ücretleri) verildi. Sonra sizlere Kur'an verildi. Sizler de Kur'an'la güneş batıncaya kadar çalıştınız. Bundan sonra size de ikişer kırat, ikişer kırat (olarak ücret) verildi. Bunun üzerine Tevrat ehli 'Ya Rabbimiz! Bunlar bizden daha az çalıştılar ve bizden daha çok ücret aldılar!' dediler. Allah 'Ben sizin ücretlerinizden herhangi bir şeyeksik verip, size haksızlık ettim mi?' buyurur. Onlar 'Hayır' derler. Allah da 'İşte bu benim ihsanımdır ki onu dileyeceğim kimselere veririm!' buyurur
Narrated `Abdullah bin `Umar:I heard Allah's Messenger (ﷺ) while he was standing on the pulpit, saying, "The remaining period of your stay (on the earth) in comparison to the nations before you, is like the period between the `Asr prayer and sunset. The people of the Torah were given the Torah and they acted upon it till midday, and then they were worn out and were given for their labor, one Qirat each. Then the people of the Gospel were given the Gospel and they acted upon it till the time of the `Asr prayer, and then they were worn out and were given (for their labor), one Qirat each. Then you people were given the Qur'an and you acted upon it till sunset and so you were given two Qirats each (double the reward of the previous nations)." Then the people of the Torah said, 'O our Lord! These people have done a little labor (much less than we) but have taken a greater reward.' Allah said, 'Have I withheld anything from your reward?' They said, 'No.' Then Allah said, 'That is My Favor which I bestow on whom I wish
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ الْمُسْنَدِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَهْطٍ فَقَالَ " أُبَايِعُكُمْ عَلَى أَنْ لاَ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلاَ تَسْرِقُوا، وَلاَ تَزْنُوا، وَلاَ تَقْتُلُوا أَوْلاَدَكُمْ، وَلاَ تَأْتُوا بِبُهْتَانٍ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأَرْجُلِكُمْ وَلاَ تَعْصُونِي فِي مَعْرُوفٍ، فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَأُخِذَ بِهِ فِي الدُّنْيَا فَهْوَ لَهُ كَفَّارَةٌ وَطَهُورٌ، وَمَنْ سَتَرَهُ اللَّهُ فَذَلِكَ إِلَى اللَّهِ إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ ".
Ubade b. es-Samit şöyle demiştir: Ben (Akabe gecesinde bey'at eden) topluluğun içinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bey'at ettim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben sizlerle şu şartlar üzerine bey'at ediyorum. Allah'a (ibadette) hiçbir şeyi ortak etmemek, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız hiçbir yalanla kimseye iftira etmemek, hiçbir maruf işte bana isyan etmemek. İçinizden verdiği bu ahid ve sözünde kim durursa onun mükdfatı Allah'ın zimmet ve ihsanı üzerinedir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada yakalanıp, cezalanırsa bu ceza ona bir kefarettir ve bir günah temizleyicidir. Bunlardan birini yapıp da yaptığı fiili Allah Teala gizlerse onun bu işi Allah 'a kalır. Allah isterse onu azap eder, isterse onu mağfiret eyler
Narrated 'Ubada bin As-Samit:I, along with a group of people, gave the pledge of allegiance to Allah's Messenger (ﷺ). He said, "I take your Pledge on the condition that you (1) will not join partners in worship with Allah, (2) will not steal, (3) will not commit illegal sexual intercourse, (4) will not kill your offspring, (5) will not slander, (6) and will not disobey me when I order you to do good. Whoever among you will abide by his pledge, his reward will be with Allah, and whoever commits any of those sins and receives the punishment in this world, that punishment will be an expiation for his sins and purification; but if Allah screens him, then it will be up to Allah to punish him if He will or excuse Him, if He will