1.490 hadis bulundu · sayfa 18/75
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " النَّاسُ يَصْعَقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَإِذَا أَنَا بِمُوسَى آخِذٌ بِقَائِمَةٍ مِنْ قَوَائِمِ الْعَرْشِ ". وَقَالَ الْمَاجِشُونُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ بُعِثَ فَإِذَا مُوسَى آخِذٌ بِالْعَرْشِ ".
Ebu Said el-Hudri r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyamet gününde insanlar (o günün şiddetinden) bayılıp düşeceklerdir. O anda ben kendimi Musa'ya yakın bulacağım. Musa arşın direklerinden birisine tutunmuş bulunacak
Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:The Prophet (ﷺ) said, "The people will fall unconscious on the Day of Resurrection, then suddenly I will see Moses holding one of the pillars of the Throne." Abu Huraira said: The Prophet (ﷺ) said, "I will be the first person to be resurrected and will see Moses holding the Throne
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَتَعَاقَبُونَ فِيكُمْ مَلاَئِكَةٌ بِاللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةٌ بِالنَّهَارِ، وَيَجْتَمِعُونَ فِي صَلاَةِ الْعَصْرِ وَصَلاَةِ الْفَجْرِ، ثُمَّ يَعْرُجُ الَّذِينَ بَاتُوا فِيكُمْ فَيَسْأَلُهُمْ وَهْوَ أَعْلَمُ بِكُمْ فَيَقُولُ كَيْفَ تَرَكْتُمْ عِبَادِي فَيَقُولُونَ تَرَكْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ وَأَتَيْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "(Her gün) bir grup melek geceleyin, diğer bir grup melek de gündüzün birbirlerini izleyerek size gelirler. Bunlar sabah ile ikindi namazıarında buluştuktan sonra aranızda kalmış olanlar semaya yükselirler. Rableri onların hallerini en iyi bilir iken yine meleklere 'Kullarımı ne halde bıraktınızP' diye sorar. Onlar da 'Onları namaz kılarlarken bıraktık, nitekim namaz kılarlarken bulmuştuk" cevabını verirler
Narrated Abu Huraira: Allah's Messenger (ﷺ) said, "(A group of) angels stay with you at night and (another group of) angels by daytime, and both groups gather at the time of the 'Asr and Fajr prayers. Then those angels who have stayed with you overnight, ascend (to Heaven) and Allah asks them (about you) ---- and He knows everything about you. "In what state did you leave My slaves?' The angels reply, 'When we left them, they were praying, and when we reached them they were praying
وَقَالَ خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ تَصَدَّقَ بِعَدْلِ تَمْرَةٍ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ، وَلاَ يَصْعَدُ إِلَى اللَّهِ إِلاَّ الطَّيِّبُ، فَإِنَّ اللَّهَ يَتَقَبَّلُهَا بِيَمِينِهِ، ثُمَّ يُرَبِّيهَا لِصَاحِبِهِ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ، حَتَّى تَكُونَ مِثْلَ الْجَبَلِ ". وَرَوَاهُ وَرْقَاءُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " وَلاَ يَصْعَدُ إِلَى اللَّهِ إِلاَّ الطَّيِّبُ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Her kim helal kazancından bir tek hurma değerinde bir şey sadaka verirse -ki Allah Teala'ya helal olandan başkası yükselmez- şüphesiz Allah onu sağ eliyle kabul eder. Sonra o tek hurma kadar sadakayı dağ gibi oluncaya kadar sizden birbirinizin tayını dikkatle büyüttüğü gibi sadaka sahibi için büyütür
Narrated Abu Huraira: Allah's Messenger (ﷺ) said, "If somebody gives in charity something equal to a date from his honestly earned money ----for nothing ascends to Allah except good---- then Allah will take it in His Right (Hand) and bring it up for its owner as anyone of you brings up a baby horse, till it becomes like a mountain." Abu Huraira said: The Prophet. said, "Nothing ascends to Allah except good
حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَدْعُو بِهِنَّ عِنْدَ الْكَرْبِ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الْعَظِيمُ الْحَلِيمُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ ".
İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sıkıntı ve şiddet zamanlarında şöyle dua ediyordu: "La ilahe illaIlahu'l-azimu'l-Halim, La ilahe illaIlahu Rabbu'l-arşi'l-azim, la ilahe illallahu Rabbu's-semavati ve Rabbu'l-arşi'l-kerim -------- Meali:Yüce ve hilm sahibi Allah'tan başka ilah yoktur, büyük arşın Rabbi olan Allah 'tan başka ilah yoktur, göklerin ve şerefli arşın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur
Narrated Ibn `Abbas:Allah's Messenger (ﷺ) used to say at the time of difficulty, "None has the right to be worshipped but Allah, the Majestic, the Most Forbearing. None has the right to be worshipped but Allah, the Lord of the Tremendous Throne. None has the right to be worshipped but Allah, the Lord of the Heavens and the Lord of the Honourable Throne. (See Hadith No. 357, Vol)
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ أَبِي نُعْمٍ ـ أَوْ أَبِي نُعْمٍ شَكَّ قَبِيصَةُ ـ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ بُعِثَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِذُهَيْبَةٍ فَقَسَمَهَا بَيْنَ أَرْبَعَةٍ. وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ عَنْ أَبِيهِ عَنِ ابْنِ أَبِي نُعْمٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ بَعَثَ عَلِيٌّ وَهْوَ بِالْيَمَنِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِذُهَيْبَةٍ فِي تُرْبَتِهَا، فَقَسَمَهَا بَيْنَ الأَقْرَعِ بْنِ حَابِسٍ الْحَنْظَلِيِّ ثُمَّ أَحَدِ بَنِي مُجَاشِعٍ، وَبَيْنَ عُيَيْنَةَ بْنِ بَدْرٍ الْفَزَارِيِّ، وَبَيْنَ عَلْقَمَةَ بْنِ عُلاَثَةَ الْعَامِرِيِّ ثُمَّ أَحَدِ بَنِي كِلاَبٍ، وَبَيْنَ زَيْدِ الْخَيْلِ الطَّائِيِّ ثُمَّ أَحَدِ بَنِي نَبْهَانَ، فَتَغَضَّبَتْ قُرَيْشٌ وَالأَنْصَارُ فَقَالُوا يُعْطِيهِ صَنَادِيدَ أَهْلِ نَجْدٍ وَيَدَعُنَا قَالَ " إِنَّمَا أَتَأَلَّفُهُمْ ". فَأَقْبَلَ رَجُلٌ غَائِرُ الْعَيْنَيْنِ، نَاتِئُ الْجَبِينِ، كَثُّ اللِّحْيَةِ، مُشْرِفُ الْوَجْنَتَيْنِ، مَحْلُوقُ الرَّأْسِ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ اتَّقِ اللَّهَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَمَنْ يُطِيعُ اللَّهَ إِذَا عَصَيْتُهُ فَيَأْمَنِّي عَلَى أَهْلِ الأَرْضِ، وَلاَ تَأْمَنُونِي ". فَسَأَلَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ ـ قَتْلَهُ أُرَاهُ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ ـ فَمَنَعَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا وَلَّى قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ ضِئْضِئِ هَذَا قَوْمًا يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ، يَقْتُلُونَ أَهْلَ الإِسْلاَمِ وَيَدَعُونَ أَهْلَ الأَوْثَانِ، لَئِنْ أَدْرَكْتُهُمْ لأَقْتُلَنَّهُمْ قَتْلَ عَادٍ ".
Ebu Said el-Hudri şöyle demiştir: Ali b. Ebi Talib Yemen'de bulunduğu sırada Nebie toprağı içinde altın madeni göndermişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu altını el-Akra b. Habis el-Hanzall, Mücaşi' oğullarından biri ve Uyeyne b. Bedr el-Fezarı ile Alkame b. Ulase eı-Amirı arasında sonra Kilab oğullarından biriyle Zeyd el-Hayy et-Taı arasında, sonra Nebhan oğullarından biri arasında taksim etti. Bu taksim nedeniyle Kureyş ile ensar öfkelendiler ve "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Necd ahalisinin kodamanlarına veriyor da bizleri terk ediyor!" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben ancak (İslam'da sebat etmeleri için) onları alıştırıyorum!" buyurdu. Bu sırada iki gözü çökük, alnı yüksek, sık sakallı, elmacık kemikleri çıkık, başı traşlı bir kişi geldi ve "Ya Muhammed! Allah'tan kork!" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben Allah'a asi olursam o halde Allah'a itaat eden kim? O beni yeryüzü halkı üzerine emin kılıyor. Sizler beni emin saymıyor musunuz?" dedi. O topluluktan bir adam Nebie itiraz edeni öldürmek istedi. Zannederim ki o Halid 15. Velid idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu yapmasına engeloldu. Sonra o Nebie itiraz eden adam arkasına dönüp gittiği zaman Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şunun soyundan öyle bir kavim türeyecektir ki onlar Kur'an okuyacaklar fakat okudukları Kur'an boğazlarından öteye geçmeyecektir. Onlar ok avı delip çıktığı gibi İslam'dan çıkacaklar, onlar müslüman halkı öldürecekler ve puta tapanları bırakacaklardır. Eğer ben onların zamanlarına erişmiş olsaydım muhakkak onları Ad kavminin öldürülüşü gibi öldürürdüm
Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:When `Ali was in Yemen, he sent some gold in its ore to the Prophet. The Prophet (ﷺ) distributed it among Al-Aqra' bin H`Abis Al-Hanzali who belonged to Bani Mujashi, 'Uyaina bin Badr Al-Fazari, 'Alqama bin 'Ulatha Al-`Amiri, who belonged to the Bani Kilab tribe and Zaid AI-Khail at-Ta'i who belonged to Bani Nabhan. So the Quraish and the Ansar became angry and said, "He gives to the chiefs of Najd and leaves us!" The Prophet (ﷺ) said, "I just wanted to attract and unite their hearts (make them firm in Islam)." Then there came a man with sunken eyes, bulging forehead, thick beard, fat raised cheeks, and clean-shaven head, and said, "O Muhammad! Be afraid of Allah! " The Prophet (ﷺ) said, "Who would obey Allah if I disobeyed Him? (Allah). He trusts me over the people of the earth, but you do not trust me?" A man from the people (present then), who, I think, was Khalid bin Al- Walid, asked for permission to kill him, but the Prophet (ﷺ) prevented him. When the man went away, the Prophet said, "Out of the offspring of this man, there will be people who will recite the Qur'an but it will not go beyond their throats, and they will go out of Islam as an arrow goes out through the game, and they will kill the Muslims and leave the idolators. Should I live till they appear, I would kill them as the Killing of the nation of 'Ad
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ قَوْلِهِ {وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا} قَالَ " مُسْتَقَرُّهَا تَحْتَ الْعَرْشِ ".
Ebu Zer' r.a. şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Veşşemsu tecri li mustekarrin lehu = güneş kendisi için belirlenen yerde akar (döner)"(Yasin 38) ayetini sordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onun karargahı (müstekam) arşın altındadır" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Birinci ayete gelince, İmam Buhari bu ayetin tefsiri hakkında son açıklamaya işaret etmiştir ki bu Ferra'nın görüşüdür. "el-Mearic", Yüce Allah'ın sıfatlarından olup, o kendini bu şekilde nitelemiştir. Zira melekler ona doğru yükselmektedirler. Bir başkası ise "zi'l-mearic"in manasının yüksek dereceler olduğunu söylemiştir. Beyhaki'nin Ali b. Ebi' Talha'dan nakline göre İbn Abbas bu ayeti tefsir ederken şöyle demiştir: "el-Kelimu't-tayyibu" Allah'ı zikirdir, "el-amelu's-salihu" Allah'ın koyduğu farzları eda etmektir. Her kim Allah'ı zikreder, O'nun farizalarını yerine getirmezse onun kelamını reddetmiş olur. el-Ferra'nın görüşüne göre salih amel güzel sözleri yukarı yükseltir. Bir başka ifadeyle güzel sözler beraberinde salih amel olduğu takdirde kabul edilir. Rağıb şöyle der: "el-Uruc" yukarıya doğru yükselmek demektir. Ebu Ali elKa1i', el-Bari' isimli eserinde şöyle der: "el-Mearic", "ma'rec" kelimesinin çoğuludur. Tıpkı "el-masaid" kelimesinin "mas'ad" kelimesinin çoğulu olduğu gibi . . "el-Uruc" yukarıya doğru yükselmek demektir. Beyhaki' şöyle der: Güzel sözün ve hoş sadakanın yukarıya yükselmesi onların kabul edilmesi demektir. Meleklerin yukarıya yükselmesi ise gökteki bulundukları yere doğru yükselmeleridir. Bu ifadede yer alan "ilallah=Allah'a doğru" ifadesi ise selef bilginlerinden daha önce naklettiğimiz üzere işi ona havale etmek anlamındadır. Buhari' bu başlık altında dört hadise yer vermiştir ki bunların bazılarında aynı rivayet yolu üzerine ziyadelik vardır. Ebu Hureyre'nin naklettiği birinci sırada yer alan "(her gün) birtakım melekler geceleyin, diğer birtakım melekler de gündüzün birbirlerini müteakip size gelirler" hadisinin açıklaması SaıM Bölümünün baş taraflarında geçmişti. Ebu Said'in rivayet ettiği dördüncü sırada yer alan hadisin geniş bir açıklaması Fiten Bölümünde geçmişti
Narrated Abu Dharr:I asked the Prophet (ﷺ) regarding the Verse:--'And the sun runs on its fixed course for a term decreed for it.' (36.28) He said, "Its fixed course is underneath Allah's Throne
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، وَهُشَيْمٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ جَرِيرٍ، قَالَ كُنَّا جُلُوسًا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ نَظَرَ إِلَى الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ قَالَ " إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ كَمَا تَرَوْنَ هَذَا الْقَمَرَ لاَ تُضَامُّونَ فِي رُؤْيَتِهِ، فَإِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ لاَ تُغْلَبُوا عَلَى صَلاَةٍ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَصَلاَةٍ قَبْلَ غُرُوبِ الشَّمْسِ، فَافْعَلُوا ".
Cerir b. Abdullah şöyle demiştir: Bir gece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. Ayın ondördüncü gecesi idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem aya baktı ve şöyle buyurdu: "Şu ayı görmekte nasıl birbirinize gösterebilmek için sıkışıp üst üste yığılmanıza ihtiyaç kalmaksızın hepiniz zahmetsizce görüyorsanız Rabbinizi de öylece göreceksiniz. Artık güneşin doğumundan da, batışından da evvelki namazıann hiçbirinden alıkanmamak elinizden gelirse ona çalışınız
Narrated Jarir:We were sitting with the Prophet (ﷺ) and he looked at the moon on the night of the full-moon and said, "You people will see your Lord as you see this full moon, and you will have no trouble in seeing Him, so if you can avoid missing (through sleep or business, etc.) a prayer before sunrise (Fajr) and a prayer before sunset (`Asr) you must do so." (See Hadith No. 529, Vol)
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ يُوسُفَ الْيَرْبُوعِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ عِيَانًا ".
Cerir b. Abdullah'ın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şüphesiz sizler Rabbinizi apaçık ayan beyan göreceksiniz" buyurmuştur
Narrated Jarir bin `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "You will definitely see your Lord with your own eyes
حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْجُعْفِيُّ، عَنْ زَائِدَةَ، حَدَّثَنَا بَيَانُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ الْبَدْرِ فَقَالَ " إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَمَا تَرَوْنَ هَذَا، لاَ تُضَامُّونَ فِي رُؤْيَتِهِ ".
Cerir b. Abdullah şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayın ondördüncü gecesi bizim yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: "Şüphesiz sizler şu ayı görmekte nasıl sıkışıp, üst üste yığılmanıza gerek kalmaksızın zahmetsizce görüyorsanız, kıyamet gününde Rabbinizi de öylece göreceksiniz
Narrated Jarir:Allah's Messenger (ﷺ) came out to us on the night of the full moon and said, "You will see your Lord on the Day of Resurrection as you see this (full moon) and you will have no difficulty in seeing Him
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّاسَ، قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلْ تُضَارُّونَ فِي الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ". قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَهَلْ تُضَارُّونَ فِي الشَّمْسِ لَيْسَ دُونَهَا سَحَابٌ ". قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنَّكُمْ تَرَوْنَهُ كَذَلِكَ، يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ شَيْئًا فَلْيَتَّبِعْهُ. فَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الشَّمْسَ الشَّمْسَ، وَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الْقَمَرَ الْقَمَرَ، وَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الطَّوَاغِيتَ الطَّوَاغِيتَ، وَتَبْقَى هَذِهِ الأُمَّةُ فِيهَا شَافِعُوهَا ـ أَوْ مُنَافِقُوهَا شَكَّ إِبْرَاهِيمُ ـ فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ هَذَا مَكَانُنَا حَتَّى يَأْتِيَنَا رَبُّنَا فَإِذَا جَاءَنَا رَبُّنَا عَرَفْنَاهُ فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ فِي صُورَتِهِ الَّتِي يَعْرِفُونَ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا. فَيَتْبَعُونَهُ وَيُضْرَبُ الصِّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَىْ جَهَنَّمَ، فَأَكُونُ أَنَا وَأُمَّتِي أَوَّلَ مَنْ يُجِيزُهَا، وَلاَ يَتَكَلَّمُ يَوْمَئِذٍ إِلاَّ الرُّسُلُ، وَدَعْوَى الرُّسُلِ يَوْمَئِذٍ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ. وَفِي جَهَنَّمَ كَلاَلِيبُ مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، هَلْ رَأَيْتُمُ السَّعْدَانَ ". قَالُوا نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنَّهَا مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، غَيْرَ أَنَّهُ لاَ يَعْلَمُ مَا قَدْرُ عِظَمِهَا إِلاَّ اللَّهُ، تَخْطَفُ النَّاسَ بِأَعْمَالِهِمْ، فَمِنْهُمُ الْمُوبَقُ بَقِيَ بِعَمَلِهِ، أَوِ الْمُوثَقُ بِعَمَلِهِ، وَمِنْهُمُ الْمُخَرْدَلُ أَوِ الْمُجَازَى أَوْ نَحْوُهُ، ثُمَّ يَتَجَلَّى حَتَّى إِذَا فَرَغَ اللَّهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ وَأَرَادَ أَنْ يُخْرِجَ بِرَحْمَتِهِ مَنْ أَرَادَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ أَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ أَنْ يُخْرِجُوا مِنَ النَّارِ مَنْ كَانَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا، مِمَّنْ أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَرْحَمَهُ مِمَّنْ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، فَيَعْرِفُونَهُمْ فِي النَّارِ بِأَثَرِ السُّجُودِ، تَأْكُلُ النَّارُ ابْنَ آدَمَ إِلاَّ أَثَرَ السُّجُودِ، حَرَّمَ اللَّهُ عَلَى النَّارِ أَنْ تَأْكُلَ أَثَرَ السُّجُودِ، فَيَخْرُجُونَ مِنَ النَّارِ قَدِ امْتُحِشُوا، فَيُصَبُّ عَلَيْهِمْ مَاءُ الْحَيَاةِ فَيَنْبُتُونَ تَحْتَهُ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ، ثُمَّ يَفْرُغُ اللَّهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ، وَيَبْقَى رَجُلٌ مُقْبِلٌ بِوَجْهِهِ عَلَى النَّارِ هُوَ آخِرُ أَهْلِ النَّارِ دُخُولاً الْجَنَّةَ فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ اصْرِفْ وَجْهِي عَنِ النَّارِ، فَإِنَّهُ قَدْ قَشَبَنِي رِيحُهَا وَأَحْرَقَنِي ذَكَاؤُهَا. فَيَدْعُو اللَّهَ بِمَا شَاءَ أَنْ يَدْعُوَهُ ثُمَّ يَقُولُ اللَّهُ هَلْ عَسَيْتَ إِنْ أُعْطِيتَ ذَلِكَ أَنْ تَسْأَلَنِي غَيْرَهُ. فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ، وَيُعْطِي رَبَّهُ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ مَا شَاءَ، فَيَصْرِفُ اللَّهُ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ، فَإِذَا أَقْبَلَ عَلَى الْجَنَّةِ وَرَآهَا سَكَتَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ قَدِّمْنِي إِلَى باب الْجَنَّةِ. فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ أَلَسْتَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ أَنْ لاَ تَسْأَلَنِي غَيْرَ الَّذِي أُعْطِيتَ أَبَدًا، وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ. فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ. وَيَدْعُو اللَّهَ حَتَّى يَقُولَ هَلْ عَسَيْتَ إِنْ أُعْطِيتَ ذَلِكَ أَنْ تَسْأَلَ غَيْرَهُ. فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ، وَيُعْطِي مَا شَاءَ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ، فَيُقَدِّمُهُ إِلَى باب الْجَنَّةِ، فَإِذَا قَامَ إِلَى باب الْجَنَّةِ انْفَهَقَتْ لَهُ الْجَنَّةُ فَرَأَى مَا فِيهَا مِنَ الْحَبْرَةِ وَالسُّرُورِ، فَيَسْكُتُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ أَدْخِلْنِي الْجَنَّةَ. فَيَقُولُ اللَّهُ أَلَسْتَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ أَنْ لاَ تَسْأَلَ غَيْرَ مَا أُعْطِيتَ ـ فَيَقُولُ ـ وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ. فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ لاَ أَكُونَنَّ أَشْقَى خَلْقِكَ فَلاَ يَزَالُ يَدْعُو حَتَّى يَضْحَكَ اللَّهُ مِنْهُ فَإِذَا ضَحِكَ مِنْهُ قَالَ لَهُ ادْخُلِ الْجَنَّةَ. فَإِذَا دَخَلَهَا قَالَ اللَّهُ لَهُ تَمَنَّهْ. فَسَأَلَ رَبَّهُ وَتَمَنَّى حَتَّى إِنَّ اللَّهَ لَيُذَكِّرُهُ يَقُولُ كَذَا وَكَذَا، حَتَّى انْقَطَعَتْ بِهِ الأَمَانِيُّ قَالَ اللَّهُ ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ". قَالَ عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ وَأَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ لاَ يَرُدُّ عَلَيْهِ مِنْ حَدِيثِهِ شَيْئًا حَتَّى إِذَا حَدَّثَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ " ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ " وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ مَعَهُ ". يَا أَبَا هُرَيْرَةَ. قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا حَفِظْتُ إِلاَّ قَوْلَهُ " ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ أَشْهَدُ أَنِّي حَفِظْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَوْلَهُ " ذَلِكَ لَكَ وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ ". قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَذَلِكَ الرَّجُلُ آخِرُ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً الْجَنَّةَ.
Ebu Hureyre şöyle anlatmıştır: İnsanlar "Ya Resulallah! Bizler kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ayın ondördüncü gecesi ayı görmek için itişip kakışmaya, birbirinize zahmet vermeye ihtiyaç duyar mısınız?" diye sordu. Sahabiler "Hayır Ya Resulallah!" deyince, tekrar "Ya güneşin önünde hiçbir bulut yokken görmek için itişip kakışmaya, birbirinize zahmet vermeye ihtiyaç duyar mısınız?" diye sordu. Sahabiler yine "Hayır Ya Resulallah!" deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz sizler onu işte böyle (apaçık) göreceksiniz. Allah kıyamet gününde insanları toplayacak ve 'Her kim her neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün!' buyuracak. Artık güneşe tapmakta olan güneşin ardına, aya tapmakta olan ayın ardına, tağutlara tapmakta olanlar da tağutların arkalarına düşüp gidecek ve yalnız bu ümmet, içlerinde şefaatçileri -veya münafıkları- da olduğu halde yerinde durup kalacak. -Ravi İbrahim bu iki kelimede şüpheye düştü.- Allah onlara (evvelce tanıdıklarından başka bir surette) gelip, 'Ben sizin Rabbinizim" buyuracak. Onlar (Rablerini o tecelli ile tanıyamadıkları için) Rabbimiz bize geldiğinde biz onu tanırız! diyecekler. Allah onlara bu defa tanımakta oldukları suret üzere gelecek. 'Ben sizin Rabbinizim!' buyuracak. Onlar da '(Hakikaten) sen bizim Rabbimizsin!' diyecekler ve (Allah'ın davet etmesi üzerine) ona tabi olacaklar. Cehennemin ortasına sırat (yani köprü) kurulur. Ben ve ümmetim onun üstünden geçecek ilk kimseler olacağız. O gün resullerden başka hiçbir kimse konuşamaz. Resullerin de o günkü duası 'Allahümme sellim sellim (=Allah'ım selamet ver, selamet ver)!' olacaktır. Cehennemde Sa'dan dikenlerine benzer çengeller vardır. Sa'dan dikenlerini hiç görmüşlüğünüz var mı?" Sahabiler "Evet Ya Resulallah" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "İşte bu çengeller Sa'dan dikenlerine benzer. Ne var ki ne kadar büyük olduklarını yalnız Allah Teala bilir. İşte bunlar insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Artık onlardan kimisi helak olur, kötü ameliyle kalır, kimisi de hardal gibi ezim ezim ezilir veya cezasını görür ya da buna benzer bir duruma düşer. Nihayet Allah Teala kulları hakkında hükmünü tamamladıktan sonra ilahi rahmeti olarak cehennem ehlinden dilediklerini cehennemden çıkarmak istediğinde meleklere ilahi rahmete ermeleri murad olunanlardan Allah'a bir şey ortak koşmamışlar, 'la ilahe illallah' diye şehadet etmişleri cehennemden çıkarsınlar diye emredecektir. Melekler bunları cehennemde üzerlerindeki secde izlerinden tanıyacaklardır. Ateş Adem oğlunun bütününü yer de yalnız secde eserini yiyemez. Allah Teala secde eserini yemeyi cehennem ateşine haram kılmıştır. Bunlar ateşten kavrulup, kapkara olarak çıkarılacaklardır. Üzerlerine hayat suyu dökülecek ve onun altında sel uğrağında biten yabani reyhan tohumları nasıl çabuk biterse yeniden öylece biteceklerdir. Sonra Allah kulları arasında hükmü sona erdirir. Ancak cennet ile cehennem arasında yüzü ateşe dönük bir kimse kalır ki o cennete girecek cehennem ehlinin sonuncusu olacaktır. O kimse 'Ya Rab! Yüzümü ateşten döndür. Çünkü kokusu beni zehirleyip duruyor, alevi beni yakıp duruyor' diyecek. O adam sürekli olarak Allah'a onun dilediği kadar dua ve niyazda bulunacak. Sonunda Allah ona 'Bu senin dediğin sana verilecek olsa acaba başka bir şey daha istemeyecek misin?' diye soracak. O ise 'İzzetine yemin olsun ki hayır! Bundan başka senden bir şey daha istemem!' diyecek ve Rabbine dilediği kadar birçok ahid ve misak verecek. Ondan sonra Allah yüzünü cehennem tarafından (cennet tarafına) çevirecek ve o cenneti görecek. Allah'ın dilediği kadar bir süre sükut ettikten sonra 'Ya Rab! Beni cennetin kapısına yanaştır' diyecek. O da 'Evvelce istediğinden başka ebediyyen hiçbir şey istemeyeceğine ahid ve misak vermiş değil miydin? Allah layıkını versin be hey Adem oğlu! Sen ne kadar sözünde durmaz bir kimsesin!' buyuracak. O da 'Ey Rabbim!' diyecek ve Allah'a devamlı dua edecektir. Nihayet Allah 'Bu sana verilirse bundan başka bir şey istemeyecek misin?' diyecek. O da 'İzzetine yemin ederim ki hayır, bundan başka bir şey istemem!' diyecek ve yine Rabbinin dilediği birçok ahid ve misaklar verecektir. Bunun ardından Rabbi onu cennetin kapısına yanaştıracak. O kimse cennet kapısına varıp dikildiği ve cennet ona açılıp genişlediği veya cennetin içindeki güzel ve bol nimetleri, sevinci gördüğünde (yine utanıp) Allah'ın dilediği kadar bir süre sükut edecek. Sonra 'Ya Rab! Beni cennetin içine sok!' diyecek. Allah da ona 'İstediğin sana verildiği takdirde ondan başka hiçbir şey istemeyeceğine ahidlerini ve misakıarını vermiş değil miydin?' diyecek ve sana veyl olsun ey Adem oğlu! Sen ne kadar sözünde durmaz bir kimsesin!' buyuracaktır. Bunun üzerine o kimse 'Ey Rabbim! Yaratıklarının en bedbahtı ben olmayayım' diyecek, durmadan dua ve niyaza devam edecek. Nihayet Allah Teala ona tebessüm edecek, o zaman da 'Cennete gir!' buyuracak. O kul cennete girince Allah ona 'Temenni et!' buyuracak. O da Rabbinden isteyip, temenni edecek. Nihayet Allah ona 'Şunu da, bunu da iste!' diye buyuracak, istenecek şeyleri onun aklına getirecektir. Nihayet bu dileklerinin hepsi sona erince, Allah ona 'Bunların hepsi ve bir o kadar dahası hep senindir!' buyuracaktır
Narrated 'Ata' bin Yazid Al-Laithi: On the authority of Abu Huraira: The people said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall we see our Lord on the Day of Resurrection?" The Prophet (ﷺ) said, "Do you have any difficulty in seeing the moon on a full moon night?" They said, "No, O Allah's Messenger (ﷺ)." He said, "Do you have any difficulty in seeing the sun when there are no clouds?" They said, "No, O Allah's Messenger (ﷺ)." He said, "So you will see Him, like that. Allah will gather all the people on the Day of Resurrection, and say, 'Whoever worshipped something (in the world) should follow (that thing),' so, whoever worshipped the sun will follow the sun, and whoever worshiped the moon will follow the moon, and whoever used to worship certain (other false) deities, he will follow those deities. And there will remain only this nation with its good people (or its hypocrites). (The sub-narrator, Ibrahim is in doubt.) Allah will come to them and say, 'I am your Lord.' They will (deny Him and) say, 'We will stay here till our Lord comes, for when our Lord comes, we will recognize Him.' So Allah will come to them in His appearance which they know, and will say, 'I am your Lord.' They will say, 'You are our Lord,' so they will follow Him. Then a bridge will be laid across Hell (Fire)' I and my followers will be the first ones to go across it and none will speak on that Day except the Apostles. And the invocation of the Apostles on that Day will be, 'O Allah, save! Save!' In Hell (or over The Bridge) there will be hooks like the thorns of As-Sa'dan (thorny plant). Have you seen As-Sa'dan? " They replied, "Yes, O Allah's Messenger (ﷺ)!" He said, "So those hooks look like the thorns of As-Sa'dan, but none knows how big they are except Allah. Those hooks will snap the people away according to their deeds. Some of the people will stay in Hell (be destroyed) because of their (evil) deeds, and some will be cut or torn by the hooks (and fall into Hell) and some will be punished and then relieved. When Allah has finished His Judgments among the people, He will take whomever He will out of Hell through His Mercy. He will then order the angels to take out of the Fire all those who used to worship none but Allah from among those whom Allah wanted to be merciful to and those who testified (in the world) that none has the right to be worshipped but Allah. The angels will recognize them in the Fire by the marks of prostration (on their foreheads), for the Fire will eat up all the human body except the mark caused by prostration as Allah has forbidden the Fire to eat the mark of prostration. They will come out of the (Hell) Fire, completely burnt and then the water of life will be poured over them and they will grow under it as does a seed that comes in the mud of the torrent. Then Allah will finish the judgments among the people, and there will remain one man facing the (Hell) Fire and he will be the last person among the people of Hell to enter Paradise. He will say, 'O my Lord! Please turn my face away from the fire because its air has hurt me and its severe heat has burnt me.' So he will invoke Allah in the way Allah will wish him to invoke, and then Allah will say to him, 'If I grant you that, will you then ask for anything else?' He will reply, 'No, by Your Power, (Honor) I will not ask You for anything else.' He will give his Lord whatever promises and covenants Allah will demand. So Allah will turn his face away from Hell (Fire). When he will face Paradise and will see it, he will remain quiet for as long as Allah will wish him to remain quiet, then he will say, 'O my Lord! Bring me near to the gate of Paradise.' Allah will say to him, 'Didn't you give your promises and covenants that you would never ask for anything more than what you had been given? Woe on you, O Adam's son! How treacherous you are!' He will say, 'O my lord,' and will keep on invoking Allah till He says to him, 'If I give what you are asking, will you then ask for anything else?' He will reply, 'No, by Your (Honor) Power, I will not ask for anything else.' Then he will give covenants and promises to Allah and then Allah will bring him near to the gate of Paradise. When he stands at the gate of Paradise, Paradise will be opened and spread before him, and he will see its splendor and pleasures whereupon he will remain quiet as long as Allah will wish him to remain quiet, and then he will say, O my Lord! Admit me into Paradise.' Allah will say, 'Didn't you give your covenants and promises that you would not ask for anything more than what you had been given?' Allah will say, 'Woe on you, O Adam's son! How treacherous you are! ' The man will say, 'O my Lord! Do not make me the most miserable of Your creation,' and he will keep on invoking Allah till Allah will laugh because of his sayings, and when Allah will laugh because of him, He will say to him, 'Enter Paradise,' and when he will enter it, Allah will say to him, 'Wish for anything.' So he will ask his Lord, and he will wish for a great number of things, for Allah Himself will remind him to wish for certain things by saying, '(Wish for) so-and-so.' When there is nothing more to wish for, Allah will say, 'This is for you, and its equal (is for you) as well." 'Ata' bin Yazid added: Abu Sa'id Al-Khudri who was present with Abu Huraira, did not deny whatever the latter said, but when Abu Huraira said that Allah had said, "That is for you and its equal as well," Abu Sa'id Al-Khudri said, "And ten times as much, O Abu Huraira!" Abu Huraira said, "I do not remember, except his saying, 'That is for you and its equal as well.'" Abu Sa'id Al-Khudri then said, "I testify that I remember the Prophet (ﷺ) saying, 'That is for you, and ten times as much.' ' Abu Huraira then added, "That man will be the last person of the people of Paradise to enter Paradise
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ خَالِدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ زَيْدٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ " هَلْ تُضَارُونَ فِي رُؤْيَةِ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ إِذَا كَانَتْ صَحْوًا ". قُلْنَا لاَ. قَالَ " فَإِنَّكُمْ لاَ تُضَارُونَ فِي رُؤْيَةِ رَبِّكُمْ يَوْمَئِذٍ، إِلاَّ كَمَا تُضَارُونَ فِي رُؤْيَتِهِمَا ـ ثُمَّ قَالَ ـ يُنَادِي مُنَادٍ لِيَذْهَبْ كُلُّ قَوْمٍ إِلَى مَا كَانُوا يَعْبُدُونَ. فَيَذْهَبُ أَصْحَابُ الصَّلِيبِ مَعَ صَلِيبِهِمْ، وَأَصْحَابُ الأَوْثَانِ مَعَ أَوْثَانِهِمْ، وَأَصْحَابُ كُلِّ آلِهَةٍ مَعَ آلِهَتِهِمْ حَتَّى يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ، وَغُبَّرَاتٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، ثُمَّ يُؤْتَى بِجَهَنَّمَ تُعْرَضُ كَأَنَّهَا سَرَابٌ فَيُقَالُ لِلْيَهُودِ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ قَالُوا كُنَّا نَعْبُدُ عُزَيْرَ ابْنَ اللَّهِ. فَيُقَالُ كَذَبْتُمْ لَمْ يَكُنْ لِلَّهِ صَاحِبَةٌ وَلاَ وَلَدٌ فَمَا تُرِيدُونَ قَالُوا نُرِيدُ أَنْ تَسْقِيَنَا، فَيُقَالُ اشْرَبُوا فَيَتَسَاقَطُونَ فِي جَهَنَّمَ ثُمَّ يُقَالُ لِلنَّصَارَى مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ فَيَقُولُونَ كُنَّا نَعْبُدُ الْمَسِيحَ ابْنَ اللَّهِ. فَيُقَالُ كَذَبْتُمْ لَمْ يَكُنْ لِلَّهِ صَاحِبَةٌ وَلاَ وَلَدٌ، فَمَا تُرِيدُونَ فَيَقُولُونَ نُرِيدُ أَنْ تَسْقِيَنَا. فَيُقَالُ اشْرَبُوا. فَيَتَسَاقَطُونَ حَتَّى يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ فَيُقَالُ لَهُمْ مَا يَحْبِسُكُمْ وَقَدْ ذَهَبَ النَّاسُ فَيَقُولُونَ فَارَقْنَاهُمْ وَنَحْنُ أَحْوَجُ مِنَّا إِلَيْهِ الْيَوْمَ وَإِنَّا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِيَلْحَقْ كُلُّ قَوْمٍ بِمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ. وَإِنَّمَا نَنْتَظِرُ رَبَّنَا ـ قَالَ ـ فَيَأْتِيهِمُ الْجَبَّارُ. فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا. فَلاَ يُكَلِّمُهُ إِلاَّ الأَنْبِيَاءُ فَيَقُولُ هَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ آيَةٌ تَعْرِفُونَهُ فَيَقُولُونَ السَّاقُ. فَيَكْشِفُ عَنْ سَاقِهِ فَيَسْجُدُ لَهُ كُلُّ مُؤْمِنٍ، وَيَبْقَى مَنْ كَانَ يَسْجُدُ لِلَّهِ رِيَاءً وَسُمْعَةً، فَيَذْهَبُ كَيْمَا يَسْجُدَ فَيَعُودُ ظَهْرُهُ طَبَقًا وَاحِدًا، ثُمَّ يُؤْتَى بِالْجَسْرِ فَيُجْعَلُ بَيْنَ ظَهْرَىْ جَهَنَّمَ ". قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْجَسْرُ قَالَ " مَدْحَضَةٌ مَزِلَّةٌ، عَلَيْهِ خَطَاطِيفُ وَكَلاَلِيبُ وَحَسَكَةٌ مُفَلْطَحَةٌ، لَهَا شَوْكَةٌ عُقَيْفَاءُ تَكُونُ بِنَجْدٍ يُقَالُ لَهَا السَّعْدَانُ، الْمُؤْمِنُ عَلَيْهَا كَالطَّرْفِ وَكَالْبَرْقِ وَكَالرِّيحِ وَكَأَجَاوِيدِ الْخَيْلِ وَالرِّكَابِ، فَنَاجٍ مُسَلَّمٌ وَنَاجٍ مَخْدُوشٌ وَمَكْدُوسٌ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، حَتَّى يَمُرَّ آخِرُهُمْ يُسْحَبُ سَحْبًا، فَمَا أَنْتُمْ بِأَشَدَّ لِي مُنَاشَدَةً فِي الْحَقِّ، قَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنِ يَوْمَئِذٍ لِلْجَبَّارِ، وَإِذَا رَأَوْا أَنَّهُمْ قَدْ نَجَوْا فِي إِخْوَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِخْوَانُنَا كَانُوا يُصَلُّونَ مَعَنَا وَيَصُومُونَ مَعَنَا وَيَعْمَلُونَ مَعَنَا. فَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى اذْهَبُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ دِينَارٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجُوهُ. وَيُحَرِّمُ اللَّهُ صُوَرَهُمْ عَلَى النَّارِ، فَيَأْتُونَهُمْ وَبَعْضُهُمْ قَدْ غَابَ فِي النَّارِ إِلَى قَدَمِهِ وَإِلَى أَنْصَافِ سَاقَيْهِ، فَيُخْرِجُونَ مَنْ عَرَفُوا، ثُمَّ يَعُودُونَ فَيَقُولُ اذْهَبُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ نِصْفِ دِينَارٍ فَأَخْرِجُوهُ. فَيُخْرِجُونَ مَنْ عَرَفُوا، ثُمَّ يَعُودُونَ فَيَقُولُ اذْهَبُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجُوهُ. فَيُخْرِجُونَ مَنْ عَرَفُوا ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَإِنْ لَمْ تُصَدِّقُونِي فَاقْرَءُوا {إِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا} " فَيَشْفَعُ النَّبِيُّونَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَالْمُؤْمِنُونَ فَيَقُولُ الْجَبَّارُ بَقِيَتْ شَفَاعَتِي. فَيَقْبِضُ قَبْضَةً مِنَ النَّارِ فَيُخْرِجُ أَقْوَامًا قَدِ امْتُحِشُوا، فَيُلْقَوْنَ فِي نَهَرٍ بِأَفْوَاهِ الْجَنَّةِ يُقَالُ لَهُ مَاءُ الْحَيَاةِ، فَيَنْبُتُونَ فِي حَافَتَيْهِ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ، قَدْ رَأَيْتُمُوهَا إِلَى جَانِبِ الصَّخْرَةِ إِلَى جَانِبِ الشَّجَرَةِ، فَمَا كَانَ إِلَى الشَّمْسِ مِنْهَا كَانَ أَخْضَرَ، وَمَا كَانَ مِنْهَا إِلَى الظِّلِّ كَانَ أَبْيَضَ، فَيَخْرُجُونَ كَأَنَّهُمُ اللُّؤْلُؤُ، فَيُجْعَلُ فِي رِقَابِهِمُ الْخَوَاتِيمُ فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ فَيَقُولُ أَهْلُ الْجَنَّةِ هَؤُلاَءِ عُتَقَاءُ الرَّحْمَنِ أَدْخَلَهُمُ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ عَمَلٍ عَمِلُوهُ وَلاَ خَيْرٍ قَدَّمُوهُ. فَيُقَالُ لَهُمْ لَكُمْ مَا رَأَيْتُمْ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ".
Ebu Said el-Hudri şöyle demiştir: Biz "Ya Resulallah! Kıyamet gününde bizler Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordu k. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sizler gökyüzünde bulut olmadığı zaman güneşi ve ayı görmek için birbirinizi sıkıştınp, darlığa düşer misiniz?!! buyurdu. Biz "Hayır" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şüphesiz sizler güneş ile ayı görmekte birbirinizi sıkıştırıp, darlığa düşürmediğiniz gibi o gün Rabbinizi görmekte de hiç birbirinizi sıkıştırıp darlığa düşmeyeceksiniz!! buyurdu. Sonra şöyle devam etti: "Her bir kavmin dünyada ibadet edegeldiği şeye gitmesi için bir nidacı nida eder. Bunun üzerine haçlılar haçlarıyla, puta tapanlar putlarıyla her bir mabudun tapanları kendi mabudlarıyla giderler. Nihayet itaatkar olsun, günahkar olsun, hak üzere kalan kitap ehlinin geride kalanları olsun Allah'a ibadet etmekte olanlar kalır. Sonra cehenneme getirilirler, cehennem onlara gösterilir ki sanki cehennem onların nazarında bir seraptır. Yahudilere 'Sizler kime tapardınız?' diye sorulur. Onlar 'Biz Allah'ın oğlu Üzeyr'e tapardık' derler. Bunun üzerine onlara Siz yalan söylüyorsunuz. Allah Teala hiçbir eş, hiçbir oğul edinmiş değildir. Şimdi söyleyin iz istediğiniz nedir?' denilir. Yahudiler 'Ya Rab! Bize su içirmeni istiyoruz' derler. Onlara 'Haydi içiniz' denilir ve birbiri ardınca cehennemin içine dökülürler. Sonra Hıristiyanlara hitaben 'Sizler kime tapardınız?' diye sorulur. Onlar da 'Biz Allah'ın oğlu Mesih'e tapardık' derler. Bunun üzerine onlara 'Siz yalan söylüyorsunuz. Allah Teala hiçbir eş, hiçbir oğul edinmiş değildir. Şimdi söyleyin iz ne istiyorsunuz?' denilir. Onlar da 'Bize su içirmeni istiyoruz' derler. Onlara da 'Haydin su için!' denilir de birbiri ardınca cehennemin içine dökülürler. Nihayet itaatkar olsun, günahkar olsun Allah'a ibadet etmekte olanlar kalır. Onlara da 'İnsanlar hep gittikleri halde sizleri burada alıkoyan nedir?' denilir. Onlar 'Biz şimdikinden ziyade kendilerine muhtaç iken onlardan dünyada ayrılmıştık. (Şimdi nasılolur da onların arkasına takılırız?) Biz bir nidacının 'Her kavim vaktiyle ibadet ettiği ne idiyse ona kavuşsun!' diye nida ettiğini işittik. Bundan dolayı bizler Rabbimizi bekleyip duruyoruz!' derler." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Meydanda kalan mu'minlere cebbar olan Allah onları ilk defa gördükleri, tanıdıkları suretten başka bir surette gelir ve 'Ben sizin Rabbinizim!' der. Onlar da 'Sen bizim Rabbimizsin!' derler. Artık onunla Nebilerden başkası konuşamaz. Allah Teala 'Rabbinizi tanıyabilmek için aranızda bir alamet var mıdır?' diye sorar. Onlar 'Evet saktır!' demeleri üzerine Allah Teala sakını açacaktır. Bunun üzerine her mu'min Allah'a secde eder. Allah'a riya ve şöhret için secde eden kimseler kalır. Onlar da secde etmeye davranırlar fakat onların sırtı tek bir tahta gibi kaskatı bir tabakaya döner. Sonra köprü getirilir de cehennemin ortasına kurulur." Biz "Ya Resulallah! Köprü nedir?" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: :4yakların kayacağı bir yerdir ki üzerinde başları eğri demirden çengeller, dikenler, sert, keskin, enli şeyler vardır. Bunların Necid'de olan ve Sa'dan denilen dikenler gibi uçları kıurık, eğri dikenleri vardır. Mu'minlerin kimi onun üzerinden göz kırpacak kadar zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgar gibi, kimi iyi cins yörük at ve develer gibi süratle geçerler. Bunların kimi sapsağlam olduğu gibi kurtulur. Kimi tırmıklar içinde perişan olmuş olarak salıverilir. Kimi de cehennem ateşi içine sapır sapır düşer. Nihayet sonuncuları sürüklene sürüklene geçer, kurtulur. Bugün ortaya çıkmış hakkını kurtarmak için hiçbirinizin bana yalvarıp yakarması, o (dehşetli) günde asi mu'minin cebbar olan Yüce Allah'a yalvarıp yakarmasına benzemez. Onların kardeşleri arasında kurtulduklarını gördüklerinde 'Ey Rabbimiz! Bu kalanlar bizim kardeşlerimizdir. Onlar bizimle birlikte namaz kılar, oruç tutar, her türlü iyi işlerde bulunurlardı. ' Allah Teala 'Haydin gidin, kalbinde bir dinar ağırlığında iman olan her kimi bulursanız çıkarın!' buyuracaktır. Allah Teala onların suretlerini yakmayı ateşe haram edecektir. Artık bunlar kimi ayağının üstüne, kimi de yarı inciğine kadar ateşe gömülerek içeriye dalıp, tanıdıklarını çıkaracaklardır. Yine Yüce Allah 'Haydin bir daha gidin, kalbinde zerre ağırlığınca iman olan kimi bulursanız çıkarın!' buyuracaktır. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkarıp döneceklerdir. Yine Yüce Allah 'Haydin bir daha gidin, kalbinde zerre ağırlığınca iman olan kimi bulursanız çıkarın!'buyuracaktır. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkaracaklardır. " Ebu Said şöyle devam etti: "Eğer bu dediğime inanmıyorsanız "Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş eğer bir kötülük ise onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa, onu katlar (kat kat arttırır). Kendinden de büyük mükafat verir. "(Nisa 40) ayetini okuyunuz. "Kısacası Nebiler, melekler, mu'minler şefaat edeceklerdir. Derken cebbar olan Yüce Allah Artık sıra benim şefaatime geldi!' buyuracak ve ateşten bir kabza tutacak ve simsiyah yanmış olan birtakım kavimleri dışarı çıkaracak, akabinde bunlar cennetin yolları üzerinde olup, hayat nehri denilen bir nehrin içine atılacaklardır. Onlar o nehrin iki kıyısında sel uğrağında biten yabani (reyhan) tohumlarının bittiği gibi biteceklerdir. Sizler o tohumları taşın kenarında, ağacın yan tarafında görmüşsünüzdür. Onlardan güneşte olanları yeşildir, gölgeli olanları da beyazdır. Sonra onlar bu nehirden (beyaz ve parlak) inciler gibi çıkacaklar, boyunlarına kendileriyle tanınacakları (altın, gümüş türünden) hatemler takılacak ve cennete gireceklerdir. Cennet ahalisi 'İşte bunlar hiçbir amelleri, geçmiş hiçbir hayırları olmadığı halde Allah 'ın cennete koyduğu azaldıklarıdır!' diyeceklerdir
Narrated Abu Sa'id Al-Khudri: We said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall we see our Lord on the Day of Resurrection?" He said, "Do you have any difficulty in seeing the sun and the moon when the sky is clear?" We said, "No." He said, "So you will have no difficulty in seeing your Lord on that Day as you have no difficulty in seeing the sun and the moon (in a clear sky)." The Prophet then said, "Somebody will then announce, 'Let every nation follow what they used to worship.' So the companions of the cross will go with their cross, and the idolators (will go) with their idols, and the companions of every god (false deities) (will go) with their god, till there remain those who used to worship Allah, both the obedient ones and the mischievous ones, and some of the people of the Scripture. Then Hell will be presented to them as if it were a mirage. Then it will be said to the Jews, "What did you use to worship?' They will reply, 'We used to worship Ezra, the son of Allah.' It will be said to them, 'You are liars, for Allah has neither a wife nor a son. What do you want (now)?' They will reply, 'We want You to provide us with water.' Then it will be said to them 'Drink,' and they will fall down in Hell (instead). Then it will be said to the Christians, 'What did you use to worship?' They will reply, 'We used to worship Messiah, the son of Allah.' It will be said, 'You are liars, for Allah has neither a wife nor a son. What: do you want (now)?' They will say, 'We want You to provide us with water.' It will be said to them, 'Drink,' and they will fall down in Hell (instead). When there remain only those who used to worship Allah (Alone), both the obedient ones and the mischievous ones, it will be said to them, 'What keeps you here when all the people have gone?' They will say, 'We parted with them (in the world) when we were in greater need of them than we are today, we heard the call of one proclaiming, 'Let every nation follow what they used to worship,' and now we are waiting for our Lord.' Then the Almighty will come to them in a shape other than the one which they saw the first time, and He will say, 'I am your Lord,' and they will say, 'You are not our Lord.' And none will speak: to Him then but the Prophets, and then it will be said to them, 'Do you know any sign by which you can recognize Him?' They will say. 'The Shin,' and so Allah will then uncover His Shin whereupon every believer will prostrate before Him and there will remain those who used to prostrate before Him just for showing off and for gaining good reputation. These people will try to prostrate but their backs will be rigid like one piece of a wood (and they will not be able to prostrate). Then the bridge will be laid across Hell." We, the companions of the Prophet (ﷺ) said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What is the bridge?' He said, "It is a slippery (bridge) on which there are clamps and (Hooks like) a thorny seed that is wide at one side and narrow at the other and has thorns with bent ends. Such a thorny seed is found in Najd and is called As-Sa'dan. Some of the believers will cross the bridge as quickly as the wink of an eye, some others as quick as lightning, a strong wind, fast horses or she-camels. So some will be safe without any harm; some will be safe after receiving some scratches, and some will fall down into Hell (Fire). The last person will cross by being dragged (over the bridge)." The Prophet (ﷺ) said, "You (Muslims) cannot be more pressing in claiming from me a right that has been clearly proved to be yours than the believers in interceding with Almighty for their (Muslim) brothers on that Day, when they see themselves safe. They will say, 'O Allah! (Save) our brothers (for they) used to pray with us, fast with us and also do good deeds with us.' Allah will say, 'Go and take out (of Hell) anyone in whose heart you find faith equal to the weight of one (gold) Dinar.' Allah will forbid the Fire to burn the faces of those sinners. They will go to them and find some of them in Hell (Fire) up to their feet, and some up to the middle of their legs. So they will take out those whom they will recognize and then they will return, and Allah will say (to them), 'Go and take out (of Hell) anyone in whose heart you find faith equal to the weight of one half Dinar.' They will take out whomever they will recognize and return, and then Allah will say, 'Go and take out (of Hell) anyone in whose heart you find faith equal to the weight of an atom (or a smallest ant), and so they will take out all those whom they will recognize." Abu Sa'id said: If you do not believe me then read the Holy Verse:-- 'Surely! Allah wrongs not even of the weight of an atom (or a smallest ant) but if there is any good (done) He doubles it.' (4.40) The Prophet added, "Then the prophets and Angels and the believers will intercede, and (last of all) the Almighty (Allah) will say, 'Now remains My Intercession. He will then hold a handful of the Fire from which He will take out some people whose bodies have been burnt, and they will be thrown into a river at the entrance of Paradise, called the water of life. They will grow on its banks, as a seed carried by the torrent grows. You have noticed how it grows beside a rock or beside a tree, and how the side facing the sun is usually green while the side facing the shade is white. Those people will come out (of the River of Life) like pearls, and they will have (golden) necklaces, and then they will enter Paradise whereupon the people of Paradise will say, 'These are the people emancipated by the Beneficent. He has admitted them into Paradise without them having done any good deeds and without sending forth any good (for themselves).' Then it will be said to them, 'For you is what you have seen and its equivalent as well
وَقَالَ حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُحْبَسُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُهِمُّوا بِذَلِكَ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا إِلَى رَبِّنَا فَيُرِيحُنَا مِنْ مَكَانِنَا. فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ آدَمُ أَبُو النَّاسِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَأَسْكَنَكَ جَنَّتَهُ، وَأَسْجَدَ لَكَ مَلاَئِكَتَهُ، وَعَلَّمَكَ أَسْمَاءَ كُلِّ شَىْءٍ، لِتَشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّكَ حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا، قَالَ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ قَالَ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ أَكْلَهُ مِنَ الشَّجَرَةِ وَقَدْ نُهِيَ عَنْهَا ـ وَلَكِنِ ائْتُوا نُوحًا أَوَّلَ نَبِيٍّ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ. فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ سُؤَالَهُ رَبَّهُ بِغَيْرِ عِلْمٍ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ خَلِيلَ الرَّحْمَنِ. قَالَ فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُ إِنِّي لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ ثَلاَثَ كَلِمَاتٍ كَذَبَهُنَّ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا مُوسَى عَبْدًا آتَاهُ اللَّهُ التَّوْرَاةَ وَكَلَّمَهُ وَقَرَّبَهُ نَجِيًّا. قَالَ فَيَأْتُونَ مُوسَى فَيَقُولُ إِنِّي لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ قَتْلَهُ النَّفْسَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا عِيسَى عَبْدَ اللَّهِ وَرَسُولَهُ وَرُوحَ اللَّهِ وَكَلِمَتَهُ. قَالَ فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ وَلَكِنِ ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم عَبْدًا غَفَرَ اللَّهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ. فَيَأْتُونِي فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فِي دَارِهِ فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي فَيَقُولُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَ ـ قَالَ ـ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأُثْنِي عَلَى رَبِّي بِثَنَاءٍ وَتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ، فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأَخْرُجُ فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ". قَالَ قَتَادَةُ وَسَمِعْتُهُ أَيْضًا يَقُولُ " فَأَخْرُجُ فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فِي دَارِهِ فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يَقُولُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَ ـ قَالَ ـ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأُثْنِي عَلَى رَبِّي بِثَنَاءٍ وَتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ـ قَالَ ـ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأَخْرُجُ فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ". قَالَ قَتَادَةُ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ " فَأَخْرُجُ فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ الثَّالِثَةَ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فِي دَارِهِ فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يَقُولُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ ـ قَالَ ـ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأُثْنِي عَلَى رَبِّي بِثَنَاءٍ وَتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ـ قَالَ ـ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأَخْرُجُ فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ". قَالَ قَتَادَةُ وَقَدْ سَمِعْتُهُ يَقُولُ " فَأَخْرُجُ فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، حَتَّى مَا يَبْقَى فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ أَىْ وَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ ـ قَالَ ـ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ {عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا} قَالَ وَهَذَا الْمَقَامُ الْمَحْمُودُ الَّذِي وُعِدَهُ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم ".
Enes'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "mu'minler kıyamet günü hapsolunacaklar ve nihayet bu yüzden kederlenecekler. Derken 'İçinde bulunduğumuz şu durumdan bizleri kurtarıp, rahatlatması için Rabbimize şefaat istesek' diyecekler. Akabinde Adem Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelecekler ve 'Sen insanların babası olan Adem'sin, Allah seni kendi eliyle yarattı, seni cennetine yerleştirdi, meleklerini sana secde ettirdi ve her bir şeyin isimlerini sana öğretti. Bulunduğumuz şu durumdan bizleri kurtarması için Rabbin katında bizlere şefaat etmeni istiyoruz' diyecekler." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Adem vaktiyle işlemiş olduğu o yasaklanmış ağaçtan yeme günahını zikrederek 'Ben buna ehil değilim fakat sizler Allah Teolo'nın bütün yer halkına göndermiş olduğu ilk Nebi olan Nuh'a gidiniz' diyecek. Sonra onlar Nuh'a gelecekler. O da evvelce işlemiş olduğu herhangi bir bilgiye dayanmaksızın Rabbinden onların helakini isteme günahını zikrederek 'Ben buna ehil değilim. Fakat sizler halilurrahman olan İbrahim Nebi s.a.v.'e gidiniz' diyecek." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: ':4kabinde insanlar İbrahim'e gelecekler. O da vaktiyle yalan şeklinde söylemiş olduğu üç sözünü zikrederek 'Ben buna ehil değilim fakat sizler Allah'ın kendisine Tevrat verdiği, konuştuğu vefısıldaşarak konuşmak için kendisine yaklaştırdığı bir kulolan Musa'ya gidin' diyecek." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: ':4kabinde insanlar Musa'ya gelecekler. O da vaktiyle işlemiş olduğu insan öldürme günahını zikrederek 'Ben buna ehil değilim, fakat sizler Allah'ın kulu, Resulü, Allah'ın ruhu ve kelimesi olan İsa'ya gidin' diyecek." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Bunun üzerine insanlar İsa'ya gelecekler. O da 'Ben buna ehil değilim, fakat sizler Allah'ın geçmiş ve geri kalmış günahlarını mağfiret etmiş olduğu bir kulolan Muhammed'e gidin' diyecek. Bunun üzerine insanlar bana gelecekler. Ben gider onun cenneti için Rabbimin huzuruna girme izni isterim. Bana izin verilir. Rabbimi gördüğüm zaman onun için secdeye kapanırım. Allah beni bırakmak istediği kadar bu vaziyette bırakır. Sonra 'Başını kaldır ya Muhammed! Söyle, sözün dinlenir, şefaat et, şefaatin kabul edilir, iste sana verilir!' buyurur." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Ben secdeden başımı kaldırırım ve Rabbimin bana öğreteceği sena ve hamd ile Rabbime sena ve hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır belirler. Ben dışarı çıkarım ve o insanları cennete sokarım. " Katade şöyle dedi: Ben yine Enes'ten işittim. Şöyle diyordu: "Ben çıkarım ve artık o insanları ateşten çıkarır ve cennete sokarım. Sonra döner onun cenneti içinde Rabbimin huzuruna izin isterim. Bana izin verilir. Ben Rabbimi gördüğüm zaman secdeye kapanırım. Allah beni o vaziyette bırakmak istediği kadar bırakır. Sonra 'Kalk Muhammed! Söyle sözün dinlenir, şefaat et, şefaatin kabul edilir, iste, sana verilir!' buyurur." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: "Ben başımı kaldırır Rabbimin bana öğreteceği sena ve hamd ile Rabbime sena eder, ham d ederim." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır tayin buyurur. Akabinde ben çıkar ve insanları cennete koyarım. " Katade şöyle dedi: Ben Enes'ten şöyle derken işittim: "Ben çıkarım. Akabinde o insanları ateşten çıkarır, cennete sokarım. Sonra üçüncü defa döner cennetinde Rabbimin huzuruna izin isterim. Bana izin verilir. Ben Rabbimi görünce, secdeye kapanmm. Allah beni o vaziyette bırakmak istediği kadar bırakır. Sonra 'Kalk Muhammed! Söyle, sözün işitilir, şefaat et, şefaatin kabulolunur, iste, isteğin verilir!' buyurur." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki: "Bunun üzerine ben başımı secdeden kaldırır, Rabbimin bana öğreteceği sena ve ham d ile Rabbime sena ve hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Bana bir sınır tayin buyurur. Akabinde çıkar o sınır içindeki insanları cennete sokarım. " Katade şöyle dedi: Ben Enes'ten işittim şöyle naklediyordu: "Akabinde ben çıkarım ve insanları ateşten çıkarır cennete sokarım. Nihayet ateşte Kur'an'ın hapsettiği yani kendilerine ebediyyen azap vacip olan kimselerden başkası kalmaz." Enes'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem akabinde şu ayeti okudu: "(Böylece) Rabbinin seni övgüye değer bir makama (Makam-ı Mahmud'a) gönderebileceğini umabilirsin. "(İsra 79) Enes "İşte Nebiinize vaat edilmiş olan Makam-ı Mahmud budur" dedi
Narrated Anas: The Prophet (ﷺ) said, "The believers will be kept (waiting) on the Day of Resurrection so long that they will become worried and say, "Let us ask somebody to intercede far us with our Lord so that He may relieve us from our place. Then they will go to Adam and say, 'You are Adam, the father of the people. Allah created you with His Own Hand and made you reside in His Paradise and ordered His angels to prostrate before you, and taught you the names of all things will you intercede for us with your Lord so that He may relieve us from this place of ours? Adam will say, 'I am not fit for this undertaking.' He will mention his mistakes he had committed, i.e., his eating off the tree though he had been forbidden to do so. He will add, 'Go to Noah, the first prophet sent by Allah to the people of the Earth.' The people will go to Noah who will say, 'I am not fit for this undertaking' He will mention his mistake which he had done, i.e., his asking his Lord without knowledge.' He will say (to them), 'Go to Abraham, Khalil Ar-Rahman.' They will go to Abraham who will say, 'I am not fit for this undertaking. He would mention three words by which he told a lie, and say (to them). 'Go to Moses, a slave whom Allah gave the Torah and spoke to, directly and brought near Him, for conversation.' They will go to Moses who will say, 'I am not fit for this undertaking. He will mention his mistake he made, i.e., killing a person, and will say (to them), 'Go to Jesus, Allah's slave and His Apostle, and a soul created by Him and His Word.' (Be: And it was.) They will go to Jesus who will say, 'I am not fit for this undertaking but you'd better go to Muhammad the slave whose past and future sins have been forgiven by Allah.' So they will come to me, and I will ask my Lord's permission to enter His House and then I will be permitted. When I see Him I will fall down in prostration before Him, and He will leave me (in prostration) as long as He will, and then He will say, 'O Muhammad, lift up your head and speak, for you will be listened to, and intercede, for your intercession will be accepted, and ask (for anything) for it will be granted:' Then I will raise my head and glorify my Lord with certain praises which He has taught me. Allah will put a limit for me (to intercede for a certain type of people) I will take them out and make them enter Paradise." (Qatada said: I heard Anas saying that), the Prophet (ﷺ) said, "I will go out and take them out of Hell (Fire) and let them enter Paradise, and then I will return and ask my Lord for permission to enter His House and I will be permitted. When I will see Him I will fall down in prostration before Him and He will leave me in prostration as long as He will let me (in that state), and then He will say, 'O Muhammad, raise your head and speak, for you will be listened to, and intercede, for your intercession will be accepted, and ask, your request will be granted.' " The Prophet (ﷺ) added, "So I will raise my head and glorify and praise Him as He has taught me. Then I will intercede and He will put a limit for me (to intercede for a certain type of people). I will take them out and let them enter Paradise." (Qatada added: I heard Anas saying that) the Prophet said, 'I will go out and take them out of Hell (Fire) and let them enter Paradise, and I will return for the third time and will ask my Lord for permission to enter His house, and I will be allowed to enter. When I see Him, I will fall down in prostration before Him, and will remain in prostration as long as He will, and then He will say, 'Raise your head, O Muhammad, and speak, for you will be listened to, and intercede, for your intercession will be accepted, and ask, for your request will be granted.' So I will raise my head and praise Allah as He has taught me and then I will intercede and He will put a limit for me (to intercede for a certain type of people). I will take them out and let them enter Paradise." (Qatada said: I heard Anas saying that) the Prophet (ﷺ) said, "So I will go out and take them out of Hell (Fire) and let them enter Paradise, till none will remain in the Fire except those whom Quran will imprison (i.e., those who are destined for eternal life in the fire)." The narrator then recited the Verse:-- "It may be that your Lord will raise you to a Station of Praise and Glory.' (17.79) The narrator added: This is the Station of Praise and Glory which Allah has promised to your Prophet
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنِي عَمِّي، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَ إِلَى الأَنْصَارِ فَجَمَعَهُمْ فِي قُبَّةٍ وَقَالَ لَهُمُ " اصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوُا اللَّهَ وَرَسُولَهُ، فَإِنِّي عَلَى الْحَوْضِ ".
Enes b. Malik şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Hevazin ganimetierini taksim ettiği zaman) Ensar'a haber gönderip, onları yuvarlak bir Arap çadırı içinde topladı. (Konuşmasının sonunda) onlara "Sizler Allah'a ve Resulüne kavuşuncaya kadar sabrediniz. Şüphesiz ben havuz başında olacağım" buyurdu
Narrated Anas bin Malik:Allah's Messenger (ﷺ) sent for the Ansar and gathered them in a tent and said to them, "Be patient till you meet Allah and His Apostle, and I will be on the lake-Tank (Al-Kauthar)
حَدَّثَنِي ثَابِتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَحْوَلِ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا تَهَجَّدَ مِنَ اللَّيْلِ قَالَ " اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ، أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، أَنْتَ الْحَقُّ، وَقَوْلُكَ الْحَقُّ، وَوَعْدُكَ الْحَقُّ، وَلِقَاؤُكَ الْحَقُّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالسَّاعَةُ حَقٌّ، اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ خَاصَمْتُ، وَبِكَ حَاكَمْتُ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَأَسْرَرْتُ وَأَعْلَنْتُ، وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ قَيْسُ بْنُ سَعْدٍ وَأَبُو الزُّبَيْرِ عَنْ طَاوُسٍ قَيَّامٌ. وَقَالَ مُجَاهِدٌ الْقَيُّومُ الْقَائِمُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ. وَقَرَأَ عُمَرُ الْقَيَّامُ، وَكِلاَهُمَا مَدْحٌ.
İbn Abbas şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, gecenin bir kısmında teheccüd namazı kıldığında şu duayı okurdu: "Allah'ım! Hamd sana mahsustur. Gökleri ve yeri görüp gözeten sensin. Hamd sana mahsustur. Göklerin, yerin ve içlerinde olanların Rabbi yalnız sensin. Hamd sana mahsustur. Göklerin, yerin ve bunların içinde olanların nuru sensin. Sen haksın, sözün haktır, vaadin haktır, sana kavuşmak haktır, cennet haktır, cehennem haktır, kıyamet haktır! Allah'ım! Kendimi yalnız sana verdim, yalnız sana iman ettim, yalnız sana güvendim, tevekkül ettim. Hasma karşı hüccet getirme kuvvetini senden aldım. (Hakkı inkar edenle arama) seni hakem ettim. Evvelden yaptığım, sonradan yapacağım, gizlediğim, açığa vurduğum ve senin benden iyi bilmekte olduğun bütün günahlarımı mağjiret et. Senden başka hiçbir ilah yoktur
Narrated Ibn `Abbas:Whenever the Prophet (ﷺ) offered his Tahajjud prayer, he would say, "O Allah, our Lord! All the praises are for You; You are the Keeper (Establisher or the One Who looks after) of the Heavens and the Earth. All the Praises are for You; You are the Light of the Heavens and the Earth and whatever is therein. You are the Truth, and Your saying is the Truth, and Your promise is the Truth, and the meeting with You is the Truth, and Paradise is the Truth, and the (Hell) Fire is the Truth. O Allah! I surrender myself to You, and believe in You, and I put my trust in You (solely depend upon). And to You I complain of my opponents and with Your Evidence I argue. So please forgive the sins which I have done in the past or I will do in the future, and also those (sins) which I did in secret or in public, and that which You know better than I. None has the right to be worshipped but You
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنِي الأَعْمَشُ، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ سَيُكَلِّمُهُ رَبُّهُ، لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ وَلاَ حِجَابٌ يَحْجُبُهُ ".
Adiy b.Hatim şöyle dedi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sizden Rabbinin arada bir tercüman ve onu görmeyi perdeleyen bir hicab olmaksızın konuşmayacağı hiç kimse olmayacaktır" buyurdu
Narrated `Adi bin Hatim:Allah's Messenger (ﷺ) said, "There will be none among you but his Lord will speak to him, and there will be no interpreter between them nor a screen to screen Him
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " جَنَّتَانِ مِنْ فِضَّةٍ آنِيَتُهُمَا وَمَا فِيهِمَا، وَجَنَّتَانِ مِنْ ذَهَبٍ آنِيَتُهُمَا وَمَا فِيهِمَا، وَمَا بَيْنَ الْقَوْمِ وَبَيْنَ أَنْ يَنْظُرُوا إِلَى رَبِّهِمْ إِلاَّ رِدَاءُ الْكِبْرِ عَلَى وَجْهِهِ فِي جَنَّةِ عَدْنٍ ".
Abdullah b. Kays'ın babasından nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İki cennet vardır ki bunların kabları ve içlerinde bulunan eşyaları gümüştendir. Diğer iki cennet daha vardır ki bunların kablari ve içlerinde bulunan şeyler de altındandır. Adn cennetindeki cennetliklerle bunların Rablerine bakmaları arasında Allah'ın vechi üzerinde bulunan kibriya ve azamet perdesinden başka bir şey bulunmayacaktır
Narrated `Abdullah bin Qais:The Prophet (ﷺ) said, "(There will be) two Paradises of silver and all the utensils and whatever is therein (will be of silver); and two Paradises of gold, and its utensils and whatever therein (will be of gold), and there will be nothing to prevent the people from seeing their Lord except the Cover of Majesty over His Face in the Paradise of Eden (eternal bliss)
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكُ بْنُ أَعْيَنَ، وَجَامِعُ بْنُ أَبِي رَاشِدٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنِ اقْتَطَعَ مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِيَمِينٍ كَاذِبَةٍ، لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ". قَالَ عَبْدُ اللَّهِ ثُمَّ قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِصْدَاقَهُ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ جَلَّ ذِكْرُهُ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً أُولَئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ} الآيَةَ.
Abdullah b. Mesud' un nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Her kim yalan bir yemin ile Müslüman bir kimsenin malını elinden alırsa o Allah'a kendisine karşı öfkeli olduğu halde kavuşacaktır." Abdullah b. Mesud dedi ki: Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kitabından bu hadisin doğrulayıcısı olan şu ayeti okudu: "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır. "(Al-i imran)
Narrated `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever takes the property of a Muslim by taking a false oath, will meet Allah Who will be angry with him." Then the Prophet (ﷺ) recited the Verse:-- 'Verily those who purchase a small gain at the cost of Allah's Covenant and their oaths, they shall have no portion in the Hereafter, neither will Allah speak to them, nor look at them
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " ثَلاَثَةٌ لاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ رَجُلٌ حَلَفَ عَلَى سِلْعَةٍ لَقَدْ أَعْطَى بِهَا أَكْثَرَ مِمَّا أَعْطَى وَهْوَ كَاذِبٌ، وَرَجُلٌ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ كَاذِبَةٍ بَعْدَ الْعَصْرِ لِيَقْتَطِعَ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ، وَرَجُلٌ مَنَعَ فَضْلَ مَاءٍ فَيَقُولُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، الْيَوْمَ أَمْنَعُكَ فَضْلِي، كَمَا مَنَعْتَ فَضْلَ مَا لَمْ تَعْمَلْ يَدَاكَ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Üç sınıf insan vardır ki Allah kıyamet gününde onlarla konuşmaz ve onlara bakmaz: Bunlardan birincisi malı üzerine yalandan satın almak isteyen müşteriden daha çok bedel verildiğine yemin eden kimsedir. İkincisi ikindiden sonra Müslüman bir kimsenin malını elinden koparıp almak için yalan bir yeminle yemin eden kimsedir. Üçüncüsü ihtiyacından fazla olan suyu insanlardan men eden kimsedir. Allah kıyamet gününde ona sen ellerinle imal etmedif:jin fazla suyu men ettiğin gibi, bugün ben de senden lutfumu ve ihsanımı men edeceğim! buyuracaktır
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "(There are) three (types of persons to whom) Allah will neither speak to them on the Day of Resurrections, nor look at them (They are):--(1) a man who takes a false oath that he has been offered for a commodity a price greater than what he has actually been offered; (2) and a man who takes a false oath after the `Asr (prayer) in order to grab the property of a Muslim through it; (3) and a man who forbids others to use the remaining superfluous water. To such a man Allah will say on the Day of Resurrection, 'Today I withhold My Blessings from you as you withheld the superfluous part of that (water) which your hands did not create
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الزَّمَانُ قَدِ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللَّهُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ، السَّنَةُ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا، مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ثَلاَثٌ مُتَوَالِيَاتٌ ذُو الْقَعَدَةِ وَذُو الْحَجَّةِ وَالْمُحَرَّمُ، وَرَجَبُ مُضَرَ الَّذِي بَيْنَ جُمَادَى وَشَعْبَانَ، أَىُّ شَهْرٍ هَذَا ". قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ يُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ قَالَ " أَلَيْسَ ذَا الْحَجَّةِ ". قُلْنَا بَلَى. قَالَ " أَىُّ بَلَدٍ هَذَا ". قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ قَالَ " أَلَيْسَ الْبَلْدَةَ ". قُلْنَا بَلَى. قَالَ " فَأَىُّ يَوْمٍ هَذَا ". قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ قَالَ " أَلَيْسَ يَوْمَ النَّحْرِ ". قُلْنَا بَلَى. قَالَ " فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ ـ قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ وَأَعْرَاضَكُمْ ـ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، وَسَتَلْقَوْنَ رَبَّكُمْ فَيَسْأَلُكُمْ عَنْ أَعْمَالِكُمْ، أَلاَ فَلاَ تَرْجِعُوا بَعْدِي ضُلاَّلاً، يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ، أَلاَ لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ، فَلَعَلَّ بَعْضَ مَنْ يَبْلُغُهُ أَنْ يَكُونَ أَوْعَى مِنْ بَعْضِ مَنْ سَمِعَهُ ". فَكَانَ مُحَمَّدٌ إِذَا ذَكَرَهُ قَالَ صَدَقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ ".
Muhammed b. Ebu Bekre'nin Ebu Bekir'den nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (veda haccında) şöyle buyurmuştur: "Zaman Allah'ın gökleri ve yerleri yarattığı günkü (ilk) vaziyetine dönmüştür. Bir yıl (ay ölçüsüyle) oniki aydır. Bunlardan dördü haram (yasak) aylardır ki, üçü arka arkaya zilkade, zilhicce ve muharremdir. (Dördüncüsü) Mudar'ın ayı olan recebtir. O cumade'lahir ile şaban arasındadır." Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu ay hangi aydır?" diye sordu. Biz "Allah ve Resulü en iyi bilendir" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sükCıt etti. Biz Nebi bu aya adından başka bir ad verecek sandık. Sonra "Zilhicce ayı değil midir?" buyurdu. Biz "Evet zilhiccedirl" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu içinde bulunduğunuz hangi beldedir?" buyurdu. Biz ''Allah ve Resulü en iyi bilendir!" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sustu. Hatta biz onu Mekke'ye isminden başka bir isim verecek sandık. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Mekke beldesi değil midir?" buyurdu. Biz "Evet, Mekke'dir!" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bugün hangi gündür?" diye sordu. Biz "Allah ve Resulü en iyi bilendir!" dedik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yine sükCıt etti. Hatta biz bugüne adından başka bir isim verecek sandık. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Nahr günü (kurban kesim günü) değil midir?" buyurdu. Biz "Evet, nahr günüdür!" dedik. Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şu halde iyi biliniz ki kanlarınız ve mallarınız -Muhammed b. Sirin, Ebu Bekr' e şunu da söyledi sanıyorum demiştir- ve ırzlarınız birbirinize bu ayınızda, bu beldenizde, bu gününüzün haram oluşu gibi haramdır. (Her türlü saldırıdan korunmuştur.) Muhakkak ki siz Rabbinize kavuşacaksınız. Rabbiniz sizlere işlediğiniz amellerinizden soracaktır. (Ey insanlar!) Benden sonra birbirinizin boynunu vuran sapıklara dönmeyiniz! (Ey İnsanlar!) Dikkat edin bu sözlerimi burada hazır bulunanlar, hazır bulunmayanlara tebliğ edip ulaştırsın! Olabilir ki kendisine tebliğ ulaşan bazı kimseler, burada bulunup işiten bir kısım kimselerden daha iyi anlayıp bellemiş olur!" Muhammed b. Sirin bu hadisi zikrettiği zaman Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğru söyledi derdi. Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Dikkat edin, tebliğ ettim mi? Dikkat edin, tebliğ ettim mi?" diye iki kere sordu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Yüzler vardır ki o gün ışılışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır' sözü." Taberi'nin sahih bir isnadla Yezid en-Nahvi'den nakline göre İkrime bu ayeti "Yüzler vardır o gün Rablerine hiç şüphesiz bakacaktır" şeklinde tefsir etmiştir. Taberi'nin, Buhari, Adem, Mubarek isnadıyla nakline göre Hasan-ı Basri ise "Yüzler vardır o gün yaratıcısına bakacaktır ve onların bakmak haklarıdır" şeklinde açıklamıştır. Beyhaki şöyle der: Bu ayetin konumuza delilolan kısmı "nadıra" kelimesidir. Birinci kelime dat harfiyle "nadıra" şeklinde olup, sevinç anlamına gelen "ennadra" kökünden türemiştir. Diğeri ise zı harfiyle "nazıra" kelimesidir. Bu kelime Arap dilinde dört manaya gelebilir: Birincisi, tefekkür ve ibret bakışıdır ki "efela yenzurune ile'l-ibili keyfe hulikat=devenin nasıl yaratzldığına ... bir bakmazlar ml?"(Ğaşiye 17) ayeti buna örnektir. İkincisi, bekleme anlamındadır. "Ma yenzurCme illa sayhaten vdhide=Kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir sesi bekliyorlar. "(Yasin 49) ayeti buna örnektir. Üçüncüsü, rahmet ve şefkat bakışıdır ki "Id yenzurullahu ileyhim=Allah onlara bakmayacaktır"(Aı-i İmran 77) ayeti de buna örnektir. Dördüncüsü, görme anlamındadır. Yüce Allah'ın "yenzurOne ileyke nazara'l-mağşiyyi aleyhi =ölüm baygınfığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün"(Muhammed 20) ayeti de buna örnektir. Burada söz konusu manalardan ilk üçü kastedilmemektedir. Çünkü birincisi kastedilmiş olamaz, zira ahiret delil getirip akıl yürütme yurdu değildir.. İkincisi kastedilmiş olamaz, çünkü beklemekte nimetin boğaza dikilmesi ve can sıkıntısı sözkonusudur. Ayet ise nimetin hatırlatılması ve müjde makamında zikredilmiştir. Cennet ehli hiçbir şeye bakmaz. Zira akıllarına ne gelirse hemen önlerine getirilip hazır edilir. Üçüncü manaya gelince, bu da mümkün değildir. Çünkü yaratığın yaratıcısına karşı şefkat etmesi sözkonusu olamaz. Sonuç olarak geriye "görme" anlamındaki nazar kalmaktadır. Buna bir de şunu ekleyebiliriz: "Nazar" kelimesi, yüz kelimesiyle birlikte zikredildiğinde bu yüzde bulunan iki gözle bakma anlamında anlaşılır. Çünkü Yüce Allah'ın "yenzurCıne ileyke" ayetinde olduğu üzere sadece bu anlamdaki "nazar", "ila" harf-i cerriyle kullanılmaktadır. Burada "nazıra" kelimesinin görmek anlamında olduğu kesinleştiğine göre 'yetin manası, 'Yüzler Rablerinin sevabına bakmaktadır'" diyenlerin görüşleri temelinden sarsılmış olur. Çünkü bir ifadeyi açıklarken asıl prensip, ifadeye takdirde bulunmamaktır. Bu ayetin mu'minler hakkındaki mantuku, Mutaffifin suresinde o gün kafjrlerin Rablerini görmekten mahrum olacakları yolundaki mefhurİı.u ile güç kazanmaktadır. Yüce Allah söz konusu "görme"nin mu'minler açısından dünyada değil, ahirette olacağına işaret etmek için her iki ayette de kıyamet günüyle kayıtlamıştır. İbn Battal şöyle der: Ehl-i sünnet ve ümmetin çoğunluğu, ahirette Yüce Allah'ı görmenin mümkün olduğu kanaatine varmıştır. Şeyhü'l-İslam İbn Teymıyye şöyle der: Her müslümanın inanması gereken, mu'minlerin ahiret yurdunda Rablerini kıyamet günü mahşerde ve cennete girdikten sonra görecekleridir. Zira Nebi s.a.v.'den hadis alimleri nezdinde mütevatir olarak gelen hadisler bunu göstermektedir. HaridIer, Mutezile ve Mürcie mezhebinden bazıları ise bunun mümkün olmadığını ileri sürerler. Onlar, "görme fiili", görülenin sonradan olmasını (muhdes) ve bir mekanda yer tutmasını gerektirir derler ve Yüce Allah'ın "nazıra" ifadesini "beklemektedir" şeklinde tevil ederler. Ancak bu hatadır. Zira fiil bu manada "ila" harf-i cerri alarak geçişli olmaz. İbn Battal bundan sona yukarıdaki açıklamaya benzer şeyler söyler. Sonra şöyle devam eder: Bunların delilolarak sarıldıkları şeyler, Allah'ın mevcut olduğuna dair deliller bulunduğu için geçersizdir. Görmenin görülene bağlantısı, ilmin maluma bağlantısı mesabesindedir. İlmin malum olana bağlantısı nasıL ki illmin sonradan olmasını gerektirmiyarsa, "görme" de "görülen" varlığın sonradan olmasını gerektirmez. Karşı taraf, "Gözler onu göremez (En'am 103)" ayetiyle Allah'ın Hz. Musa'ya hitaben söylediği "len teranf=sen beni asla göremezsin"(Araf 143) ayetlerini esas almışlardır. Birinciye verilecek cevap şudur: İki ayetin delilini birbiriyle cem ve telif etmek için "Gözler onu dünyada göremez" deriz. İdrak edilememesi Allah'ın görülememesini gerektirmez. Çünkü bir şeyin gerçek mahiyetini kavramaksızın onu görmek mümkündür. İkinciye verilecek cevap da şudur: Yine delilleri cem ve telif etmek için ayetin manası, "Sen beni dünyada asla göremezsin" şeklindedir. Zira bir şeyin olmayacağını söylemek, ayete uygun olarak hadislerde yer alan ifadelerle birlikte onun mümkün olmamasını gerektirmez. Sahabe, tabiCın nesiinden bu yana müslümanlar Allah'ın görüleceğini inkar edip, selefe muhalif olanlar ortaya çıkıncaya kadar onun görüleceğini kabul edegelmişlerdir. Kurtubı şöyle der: Allah'ın görüleceğini inkar edenler, görülen varlığın özel bir bedeni olacak, görenle görülen karşı karşıya olacak, görülenden görene bir ışık yansıyacak ve uzaklık ve perde gibi engeller bulunmayacak şeklinde birtakım aklı şartlar ileri sürmüşlerdir ki bunlar onlar açısından yolunu kaybediş ve bir tahakkümden ibarettir. Ehl-i sünnet görülen varlığın varlığı dışında yukarıdaki şartlardan hiçbirini şart koşmaz. Ehl-i sünnete göre "ru'yet=görmek" Yüce Allah'ın gören varlıkta yaratmış olduğu bir kavrama gücüdür. Dolayısıyla gören varlık görüleni bu güçle görür. Görme olayına değişmesi mümkün olan birtakım durumlar eşlik edebilir. Bunun bilgisi ancak Yüce Allah'ın katındadır. İmam Buhari bu bölümde onbir hadise yer vermektedir. "La tudammCıne." Beyhaki şöyle der: Şeyh İmam Ebu't-Tayyib Sehl b. Muhammed es-Su'ICıkl'nin "La tudammCıne fı ru'yetihı" ifadesini açıklarken şöyle dediğini duydum: Allah'ı görmek için bir yerde toplanmayacak ve birbirinizi sıkıştırmayacaksınız. Fiilin "La tudammune" kipinin manası böyledir. Bu fiilin aslı "la tetadammune’’ ru'yetihl" şeklindedir ki bir yerde toplanmayı ifade eder. "La tadamCıne" şeklinde şeddesiz olanı ise zulüm manasına gelen "ed-daym" kökündendir. Bunun manası ise şöyledir: Onu bir kısmınız görürken, bir kısmrrırz görmeyerek haksızlığa uğramazsınlZ. Çünkü sizler onu bulunduğunuz yerden göreceksiniz. Zira o herhangi bir yerde bulunmaktan münezzehtir. Buradaki benzetme, onun kendisini değil, görülmesini ayın görülmesine benzetme şeklindedir. İkinci sırada yer alan Ebu Hureyre hadisi "İnsanlar "Ya Resulallah! Bizler kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tekrar "Ya güneşin önünde hiçbir bulut yokken görmek için itişip kakışmaya, birbirinize zahmet vermeye ihtiyaç duyar mısınız?" diye sordu." Bu uzunca hadisin geniş bir açıklaması Rikak Bölümünde geçmişti. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Yüce Allah onların, benzeri olmayan Rablerinin sıfatlarına inançları konusunda kendilerini denemek için bir melek gönderir. Melek onlara "Ben sizin Rabbinizim" deyince, kendisindeki yaratılmışlık niteliğini gördükleri için onu reddederler. "Rabbimiz bize geldiğinde biz onu tanırız" ifadesi Rabbimiz başkasına ait olmayan bir mülk ve yaratıklarından hiçbir şeye benzemeyen azamet içinde kendilerine zuhur ettiğinde "Sen bizim Rabbimizsin" derler. "Allah Teolo 'Rabbinizi tanıyabilmek için aranızda bir alamet var mıdır?' diye sorar. Onlar 'Evet saktır!' derler." Onların Rablerini tanımaları melek veya Nebilerden elçilerin ifadesiyle Allah'ın kendilerine tecelli alameti olarak sakı keşfedip açmak olacağı yolundaki ifadeleri olabilir. Şöyle ki Yüce Allah onlara "Ben sizin Rabbinizim" diyecek bir kimse göndererek imtihan edecektir. Yüce Allah'ın "Allah Teolo sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında, hem de ahirette sapasağlam tutar"(İbrahim 27) sözü ile buna işaret etmektedir. Bu ayet, her ne kadar kabir azabı hakkında gelmiş ise de mahşer gününü kapsaması da uzak bir ihtimal değildir. Mühelleb şöyle devam eder: İbn Abbas'ın "yevme yukşefu an sokin=O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler fakat güç getiremezler"(Kalem 42) ifadesi hakkında "sak=incik" güç iş anlamına olduğunu söylediği nakledilir. ---Bu açıklama ayetin lafzına göredir. Zira kelime lafzı itibariyle bir sıfata delalet etmemektedir. Delil bu bölümde Ebu Said el-Hudri'den nakledilen hadistir. Şeyhu'l-İslam İbn Teymıye şöyle der: Ben sahabeden nakledilen tefsirlere ve onların rivayet ettikleri hadislere baktım. Yüzden fazla tefsiri gözden geçirdim. Hiçbir sahabinin sıfat ayetlerinden veya hadislerinden herhangi birini -bilinen mefhumunun gereği aksine- tevil ettiklerini görmedim. Ancak "yeume yukşefu an sdkin=o gün incikten açılır" hakkında söylenenler müstesnadır. İbn Abbas ve bir grup bilginden rivayet edildiğine göre "incikten açılmak"tan maksat şiddettir ve Allah Teala ahirette şiddeti açacaktır. Ebu Said ve bir grup bilgin bunu Allah'ın sıfatları arasında saymışlardır (Şeyh el-Guneyman'dan naklen.) --- İbn Abbas'ın "incikten açılma" ayetini, Allah kendisi ile şiddetin ortaya çıktığı kudretini açar şeklinde tefsir ettiği nakledilmiştir. Beyhaki sözü geçen haberi İbn Abbas'a her biri hasen olan iki isnadla dayandırmaktadır. Beyhakl'nin bir başka sahih isnadla nakline göre İbn Abbas Yüce Allah bununla kıyamet gününü kastetmektedir demiştir. "Medhadatun mezelletun" ayakların kayma yeri anlamındadır. "Haseketun" et-TehZıb müellifi ve başkaları, "el-hasek" koyunların yünlerine yapışan ve sert meyvesi olan bir bitkidir. Bunun bir benzeri demirden de yapılabilir. "el-hasek" savaş aletlerinden biridir demişlerdir. "Müfeltahatun" kendisinde genişlik olan bir şey demektir ki bu enlidir. Arapçada "felteha el-kursa = hamuru yaydı, genişletti" demektir. Yedinci sırada yer alan ve Adiy b.Hatim'in rivayet ettiği "Yüce Allah'ın arada bir tercüman ve onu görmeyi perdeleyen bir hicab olmaksızın konuşmayacağı hiç kimse olmayacaktır" şeklindeki hadisi, el-A'meş'den başka bir isnadla "Kendisini perdeleyen bir perde olmaksızın" ifadesiyle gelecektir. Tibi Müslim'de yer alan "Onun hicabı nurdur ki onu açarsa zatının celali ve nuru yaratıklarının gözlerinin ulaştığı her şeyi yakıp kavurur" (Müslim, Iman)şeklindeki Ebu Musa hadisini şerh ederken şöyle der: Bu hadis, Yüce Allah'ın perdesinin bildiğimiz perdelerden başka bir şeyolduğuna işaret etmektedir. Allah, yaratıklarından izzetinin, celalinin, azamet ve kibriyasının ışıkları ile perdelenmiştir. Akılların önünde dehşete kapıldığı, gözlerin kamaştığı, basiretin hayrete düştüğü perde budur. Altah bu hicabını açıp, bunun arkasında zatının hakikatlerini ve azametini görene tecelli ettiğinde yanmayan bir yaratık kalmaz. Sönüp gitmeyen hiçbir görülen nesne kalmaz. Hicabın aslı görenle görülen arasında engel teşkil eden perde demektir. Burada hicabtan maksat, gözlerin Yüce Allah'ı zikredilen şeylerle görmesini engellemektir. Bu engelleme engel olucu perde makamına kullanılmış ve maksat bununla ifade edilmiştir. Kitap ve sünnetin naslarından bu hadiste işaret edilen durumun ebedi olarak sürmek (baka) için hazırlanmış ahiret yurdu değil, yok olmak (fena) için hazırlanmış dünya yurdu olduğu ortaya çıkmıştır. Bu hadis ve başkalarında zikredilen hicab, yaratıklarla ilgilidir. Çünkü görmeleri engeltenecek olanlar onlardır
Narrated Abu Bakra:The Prophet (ﷺ) said, "Time has come back to its original state which it had when Allah created the Heavens and the Earth, the year is twelve months, of which four are sacred; (and out of these four) three are in succession, namely, Dhul-Qa'da, Dhul-Hijja and Muharram, and (the fourth one) Rajab Mudar which is between Jumad (Ath-Tham) and Sha'ban." The Prophet (ﷺ) then asked us, "Which month is this?" We said, "Allah and His Apostle know (it) better." He kept quiet so long that we thought he might call it by another name. Then he said, "Isn't it Dhul-Hijja?" We said, "Yes." He asked "What town is this?" We said, "Allah and His Apostle know (it) better.' Then he kept quiet so long that we thought he might call it by another name. He then said, "Isn't it the (forbidden) town (Mecca)?" We said, "Yes." He asked, "What is the day today?" We said, "Allah and His Apostle know (it) better. Then he kept quiet so long that we thought that he might call it by another name. Then he said, "Isn't it the Day of An-Nahr (slaughtering of sacrifices)?" We said, "Yes." Then he said, "Your blood (lives), your properties," (the sub narrator Muhammad, said: I think he also said): "..and your honor) are as sacred to one another like the sanctity of this Day of yours, in this town of yours, in this month of yours. You shall meet your Lord and He will ask you about your deeds. Beware! Don't go astray after me by striking the necks of one another. Lo! It is incumbent upon those who are present to inform it to those who are absent for perhaps the informed one might comprehend it (understand it) better than some of the present audience." Whenever the sub-narrator Muhammad mentioned that statement, he would say, "The Prophet (ﷺ) said the truth.") And then the Prophet (ﷺ) added, "No doubt! Haven't I conveyed Allah's Message to you! No doubt! Haven't I conveyed Allah's Message to you?
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ، قَالَ كَانَ ابْنٌ لِبَعْضِ بَنَاتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَقْضِي، فَأَرْسَلَتْ إِلَيْهِ أَنْ يَأْتِيَهَا فَأَرْسَلَ " إِنَّ لِلَّهِ مَا أَخَذَ، وَلَهُ مَا أَعْطَى، وَكُلٌّ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى، فَلْتَصْبِرْ وَلْتَحْتَسِبْ ". فَأَرْسَلَتْ إِلَيْهِ فَأَقْسَمَتْ عَلَيْهِ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقُمْتُ مَعَهُ وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ وَأُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ وَعُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ، فَلَمَّا دَخَلْنَا نَاوَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّبِيَّ وَنَفْسُهُ تَقَلْقَلُ فِي صَدْرِهِ ـ حَسِبْتُهُ قَالَ ـ كَأَنَّهَا شَنَّةٌ، فَبَكَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ أَتَبْكِي فَقَالَ " إِنَّمَا يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ الرُّحَمَاءَ ".
Usame b. Zeyd şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızlarından birinin bir oğlan çocuğu ölmek üzereydi. çocuğun annesi yanına gelmesi için Efendimize haber gönderdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kızına 'Allah'ın almak ve vermek istediği her şey kendisine aittir. Her şeyin onun nezdinde tayin edilmiş bir ömrü vardır. Sabretsin ve bunun ecrini ve sevabını Allah'tan beklesin!" diye cevap yolladı. Bu sefer kızı tekrar haber gönderip, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mutlaka gelmesi için yemin etti. Bu haber üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kalktı. Onun beraberinde ben de kalktım. Muaz b. Cebel, Ubey b. Ka'b ve Ubade b. es-Samit dekaıktılar. Kızının evine girdiğimiz zaman çocuğu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e uzatıp verdiler. çocuğun nefesi hırrltılı bir şekilde gidip gelmekte idi. Ravi dedi ki: Zannediyorum o "çocuğun nefesi, sanki eski bir kırbaya dökülen su sesi gibi çıkıyordu" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözleri yaşlarla doldu. Sa'd b. Ubade "(bu yaşları görünce) "Ya Resulallah! Bu (yaş ve ağlama) nedir?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah ancak kullarından merhametli ve şefkatli olanlara merhamet eyler" buyurdu
Narrated Usama:A son of one of the daughters of the Prophet (ﷺ) was dying, so she sent a person to call the Prophet. He sent (her a message), "What ever Allah takes is for Him, and whatever He gives is for Him, and everything has a limited fixed term (in this world) so she should be patient and hope for Allah's reward." She then sent for him again, swearing that he should come. Allah's Messenger (ﷺ) got up, and so did Mu`adh bin Jabal, Ubai bin Ka`b and 'Ubada bin As-Samit. When he entered (the house), they gave the child to Allah's Messenger (ﷺ) while its breath was disturbed in his chest. (The sub-narrator said: I think he said, "...as if it was a water skin.") Allah's Messenger (ﷺ) started weeping whereupon Sa`d bin 'Ubada said, "Do you weep?" The Prophet (ﷺ) said, "Allah is merciful only to those of His slaves who are merciful (to others)