1.802 hadis bulundu · sayfa 78/91
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، أَنْبَأَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ الدَّرَاوَرْدِيُّ، حَدَّثَنِي قُدَامَةُ بْنُ مُوسَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْحُصَيْنِ التَّمِيمِيِّ، عَنْ أَبِي عَلْقَمَةَ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ عَنْ يَسَارٍ، مَوْلَى ابْنِ عُمَرَ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لِيُبَلِّغْ شَاهِدُكُمْ غَائِبَكُمْ " .
(Abdullah) İbni Ömer r.a.’dan rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: '' Hazır bulunanlarınız, hazır olmayanlarınıza tebliğ etsin
It was narrated from Ibn 'Umar that:The Messenger of Allah said: "Let those of you who are present convey it to those of you who are absent
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا أَبُو كَرِبٍ الأَزْدِيُّ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَنْ طَلَبَ الْعِلْمَ لِيُمَارِيَ بِهِ السُّفَهَاءَ أَوْ لِيُبَاهِيَ بِهِ الْعُلَمَاءَ أَوْ لِيَصْرِفَ وُجُوهَ النَّاسِ إِلَيْهِ فَهُوَ فِي النَّارِ " .
(Abdullah) İbni Ömer r.a.’den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu,dediği rivayet olunmuştur: '' Cahillerle ve aklı noksan olanlarla münakaşa etmek veya alimlere karşı böbürlenip övünmek, yahut da halkın teveccühünü kazanmak niyeti ile (dini) ilim talep eden kimse ateştedir. '' Not: Zevaid de: ‘’Bu hadis’in isnadı zayıftır, nedeni Hammad ve Ebi Kerib’in zayıflığıdır.’’ deniyor
It was narrated from Ibn 'Umar that:The Messenger of Allah said: "Whoever seeks knowledge in order to argue with the foolish, or to show off before the scholars, or to attract people's attention, will be in Hell
حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَخْزَمَ، وَأَبُو بَدْرٍ عَبَّادُ بْنُ الْوَلِيدِ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ الْهُنَائِيُّ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ الْهُنَائِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ السَّخْتِيَانِيِّ، عَنْ خَالِدِ بْنِ دُرَيْكٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَنْ طَلَبَ الْعِلْمَ لِغَيْرِ اللَّهِ أَوْ أَرَادَ بِهِ غَيْرَ اللَّهِ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ " .
İbni Ömer r.a.’dan rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: '' Kim Allah’tan başka bir şey için (dini) ilim talep ederse veya o ilimle Allah rızasından başka bir maksad edinirse Cehennem’den olan üzerine hazırlansın
It was narrated from Ibn 'Umar that:The Prophet said: "Whoever seeks knowledge for a reason other than the sake of Allah, or intends it for a purpose other than for the sake of Allah, let him take his place in hell
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ سِمَاكٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ صَلاَةً إِلاَّ بِطُهُورٍ وَلاَ صَدَقَةً مِنْ غُلُولٍ " .
İbni Ömer r.a.’den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: ‘‘ Allah ancak taharetli olarak (kılınan) namazı kabul eder. Ganimetten hıyanetle alınan maldan hiçbir sadaka kabul etmez. ‘‘
It was narrated that Ibn 'Umar said:"The Messenger of Allah said: 'Allah does not accept any prayer without purification, and He does not accept any charity from ghulul
Diğer tahric: Müslim,534 Ebu Davud, 59; Tirmizi 1 TİRMİZİ RİVAYETİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN GENİŞ MÜSLİM HADİSİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الأَنْصَارِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ خَلاَّدٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالاَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمَّهُ وَاسِعَ بْنَ حَبَّانَ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ قَالَ يَقُولُ أُنَاسٌ إِذَا قَعَدْتَ لِلْغَائِطِ فَلاَ تَسْتَقْبِلِ الْقِبْلَةَ وَلَقَدْ ظَهَرْتُ ذَاتَ يَوْمٍ مِنَ الأَيَّامِ عَلَى ظَهْرِ بَيْتِنَا فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَاعِدًا عَلَى لَبِنَتَيْنِ مُسْتَقْبِلَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ . هَذَا حَدِيثُ يَزِيدَ بْنِ هَارُونَ .
Abdullah bin Ömer r.a.’dan şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bazı insanlar: ''Sen büyük abdesti bozmak için oturduğun zaman kıble yönüne dönme, derler. Halbuki ben günlerden bir gün evimizin damına (bir iş için) çıktım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in (kazai hacet için) Beytül-Makdis’e karşı iki kerpiç üzerine oturmuş olarak (gözümle) gördüm'' Bu hadis, Yezid bin Harun’un rivayet ettiği hadistir
Abdullah bin 'Umar said:"People say: 'When you sit to relieve yourself, do not face the Qiblah.' But one day I climbed up onto the roof of our house, and I saw the Messenger of Allah sitting on two bricks (to relieve himself), facing the direction of Baitul-Maqdis (Jerusalem)." This is a Hadith narrated by Yazid bin Harun
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ عِيسَى الْحَنَّاطِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي كَنِيفِهِ مُسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةِ . قَالَ عِيسَى فَقُلْتُ ذَلِكَ لِلشَّعْبِيِّ فَقَالَ صَدَقَ ابْنُ عُمَرَ وَصَدَقَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَمَّا قَوْلُ أَبِي هُرَيْرَةَ فَقَالَ فِي الصَّحْرَاءِ لاَ يَسْتَقْبِلِ الْقِبْلَةَ وَلاَ يَسْتَدْبِرْهَا وَأَمَّا قَوْلُ ابْنِ عُمَرَ فَإِنَّ الْكَنِيفَ لَيْسَ فِيهِ قِبْلَةٌ اسْتَقْبِلْ فِيهِ حَيْثُ شِئْتَ . قَالَ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ سَلَمَةَ وَحَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، فَذَكَرَ نَحْوَهُ .
(Abdullah) İbni Ömer r.a.’den şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i kendi helasında kıble’ye doğru oturduğu halde gördüm. Hadisin ravisi İsa dedi ki: Ben bu rivayeti Şa'bi’ye söyledim. Bunun üzerine Şa'bi şöyle cevap verdi: İbni Ömer doğru söylemiş, Ebu Hureyre de doğru söylemiştir. Ebu Hureyre’nin sözüne gelince, O, kişi çölde (abdest bozarken) kıble’ye dönmesin, sırtınıda vermesin demiştir. İbni Ömer’in (mezkur) sözü(nün hikmeti) de şudur: Hela’da kıble yoktur. Sen hela’da istediğin yöne dön. Ebul Hasan: Bize Ebu Hatim, ona da Ubeydullah bin Musa tahdis etti, dedi ve bu hadisin metninin mislini anlattı
It was narrated that Ibn 'Umar said:"I saw the Messenger of Allah in his (constructed) toilet, facing towards the Qiblah." (Da'if) (One of the narrators) 'Eisa said: "I told that to Sha'bi, and he said: 'Ibn 'Umar spoke the truth. As for the words of Abu Hurairah, he said: "In the desert do not face the Qiblah nor turn one's back towards it." As for the words of Ibn 'Umar, he said: "In the (constructed) toilet there is no Qiblah so turn in whatever direction you want." Another chain with similar wording
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فَرْوَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ يَبُولَنَّ أَحَدُكُمْ فِي الْمَاءِ النَّاقِعِ " .
İbni Ömer r.a.’dan rivayet edildiğine göre kendisi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu, demiştir: '' Sakın hiç biriniz birikmiş suda küçük abdestini bozmasın. '' Not: Bu hadisin ravilerinden İbn-i Ebi Ferve'nin adı İshak olup rivayetinin terk edilmesine alimler ittifak ettiği gerekçesi ile Zwaid müellifi bu isnadın zayıf olduğUnu söylemiştir. Sahihayn'de "الَمْاء الدائم" = «Devamlı (= durgun) suda. tabiri ile geçer
It was narrated that Ibn 'Umar said:"The Messenger of Allah said: 'No one among you should urinate into standing water
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، وَالْحُسَيْنُ بْنُ أَبِي السَّرِيِّ الْعَسْقَلاَنِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ مَرَّ رَجُلٌ عَلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَهُوَ يَبُولُ فَسَلَّمَ عَلَيْهِ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ .
İbni Ömer r.a.’dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem küçük su dökerken bir adam O’nun yanından geçti ve O’na selam verdi. (Fakat) Resul-i Ekrem onun selamını almadı. Not: Zevaid'de, beyan edildiğine göre Buhari hariç Kütüb•i Hamse'de İbn-i Ömer r.a.'in bu hadisi rivayet edilmiştir
It was narrated that Ibn 'Umar said:"A man passed by the Prophet while he was urinating and greeted him with the Salam, and he did not return the greeting
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا وَلَغَ الْكَلْبُ فِي إِنَاءِ أَحَدِكُمْ فَلْيَغْسِلْهُ سَبْعَ مَرَّاتٍ " .
İbni Ömer r.a.’den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu,demiştir: '' Köpek sizden birisinin kabını yaladığı zaman o (kabı) yedi defa yıkasın
It was narrated that Ibn 'Umar said:"The Messenger of Allah said: 'If a dog licks the vessel of anyone of you, let him wash it seven times
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ الرِّجَالُ وَالنِّسَاءُ يَتَوَضَّئُونَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ .
(Abdullah) İbni Ömer r.a.’den şöyle rivayet edilmiştir: Erkekler ve Kadınlar, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında bir kab'dan abdest alırlardı.
It was narrated that Ibn 'Umar said:"Men and women used to perform ablution from a single vessel during the time of the Messenger of Allah
Diğer tahric: Ebu Davud, Nesei, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme tarafından aynı sözlerle rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA : EI-Menhel'de hadisle ilgili olarak şu izah var: ''Resulullah s.a.v. zamanında ... '' tabiri, hadisin hükmen merfu' olduğunu ifade eder. Çünkü Sahabi, bir fiili Resul-i Ekrem'in zamanına isnad edince merfu' hükmünde olur. Hadisin zahirine göre erkekler ile kadınlar bir kabtan aynı zamanda abdest alırlardı. Eğer böyle manalandırılırsa hadis eş durumunda olanlara ve mahremlere ait olur. Çünkü yabancı erkeklerle kadınların bir. kabtan aynı zamanda abdest almaları uzak bir ihtimaldir. İbnü't-Tin'in dediği gibi şayet hadis mahrem olanlara tahsis edilmeyerek genel olarak kabul edilirse hadisden maksad şu olur: ''Erkekler kendi aralarında toplu halde kadınlar da kendi aralarında toplu halde aynı kabtan abdest alırlardı." Bu takdirde erkekler ayrı, kadınlar da ayrı olmuş olur. Ebu Davud'un Müsedded'den bir rivayetinde bulunan "Cemian = toplu halde" kelimesi de İbnü't-Tin tarafından bu şekilde açıklanmıştır. Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı zamanlarda ama toplu halde aynı kaptan abdest almış olduğu burada anlatılmış oluyor. Bazıları da kadınların örtünmesine ait 'Hicab' emri gelmeden önceki zamanda erkeklerle kadınların bir arada ve aynı zamanda bir kaptan abdest aldıkları bu hadiste ifade edilmiş olabilir, demişler ise de bu yorum pek kabule şayan görülmemiştir. Çünkü bu hal akıldan bile uzaktır. Sindi de bu hadisle ilgili olarak ezcümle şöyle söyler: 'Suyuti, Rafii'den naklen beyan ettiğine göre bu hadis, eş durumunda olan erkek ve kadının bir kabtan beraber abdest aldıklarını, bu durumun Nebi s.a.v. zamanında yoğun olduğunu, Nebi s.a.v.in bu duruma itiraz etmediğini ve değiştirmediğini belirtmek içindir.» EI-Menhel yazarı daha sonra hadisten çıkarılan fıkıh hükmünün şu olduğunu ifade eder: 1. İki ve daha çok kimsenin bir kabtan suyu avuçlayarak (kabın dışında) abdest almaları caizdir. 2. El-Hafız, EI-Fetih'de demiştir ki: Kabtan su avuçlamakla, kabta kalan suyun müsta'mel sayılmayacağı hükmü bu hadisten çıkar. Çünkü onların kabları küçük idi. Nitekim Şafii bu hususu EI-Ümm'ün bir çok yerlerinde açıkça belirtmiştir. 3. Sindi'nin beyanına göre, bazı alimler: 'Bu hadis, kadının abdest artığı ile erkeğin abdest almasının caiz olduğuna delalet eder.' demiştir. Şöyle ki: Erkek ile kadın bir kabtan abdest alınca icabında kadın erkekten önce abdestini tamamlar, dolayısı ile erkek kadın artığı sayıları kabtaki su ile abdest almış sayılır. Eğer bu artik ile erkeğin abdest alması memmi olmuş olsaydı sahabiler bu artıkla abdest almayacaklar idi
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْطَبٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ تَوَضَّأَ ثَلاَثًا ثَلاَثًا وَرَفَعَ ذَلِكَ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ .
El-Muttalib bin Abdillah bin Hantab (Radiyallahu anh'den rivayet edildiğine göre: Kendisi (Abdullah) bin Ömer (Radiyallahu anh)'ın (abdest uzuvlarını) Üçer defa (yıkamak suretiyle) abdest aldığını ve ResuluIIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in böyle abdest aldığını rivayet ettiğini söylemiştir. AÇIKLAMA 418’de
It was narrated that Ibn 'Umar:Performed ablution washing each part three times, and he attributed that to the Prophet
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ خَلاَّدٍ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنِي مَرْحُومُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْعَطَّارُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ زَيْدٍ الْعَمِّيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ تَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَاحِدَةً وَاحِدَةً فَقَالَ " هَذَا وُضُوءُ مَنْ لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ مِنْهُ صَلاَةً إِلاَّ بِهِ " . ثُمَّ تَوَضَّأَ ثِنْتَيْنِ ثِنْتَيْنِ فَقَالَ " هَذَا وُضُوءُ الْقَدْرِ مِنَ الْوُضُوءِ " . وَتَوَضَّأَ ثَلاَثًا ثَلاَثًا وَقَالَ " هَذَا أَسْبَغُ الْوُضُوءِ وَهُوَ وُضُوئِي وَوُضُوءُ خَلِيلِ اللَّهِ إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ تَوَضَّأَ هَكَذَا ثُمَّ قَالَ عِنْدَ فَرَاغِهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ فُتِحَ لَهُ ثَمَانِيَةُ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ يَدْخُلُ مِنْ أَيِّهَا شَاءَ " .
(Abdullah) İbn-i Ömer (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resülullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem (abdest uzuvlarını) birer defa (yıkayarak) abdest aldı ve : - «Bu, o kimsenin abdestidir ki Allah hiç bir namazını bunsuz kabul etmez.» buyurdu. Sonra (abdest uzuvlarım) ikişer defa (yıkamak suretiyle), abdest aldı ve : - «Bu, değerli ve kıymetli abdesttir.» buyurdu ve (mübarek uzuvlarını) üçer defa da (yıkayarak) abdest aldı ve: - «Bu, abdestin en mükemmel olanıdır. Ve bu (şekil), benim ve Halilü'l-llah İbrahim'in abdestidir. Kim böyle abdest alıp tamamladıktan sonra: «Eşhedu en la ilahe İllallah, ve eşhedu enne Muhammeden Resulullah,» Derse o kimse için Cennetin sekiz kapısı (beraber) açılır. Onlardan dilediğinden girer.» buyurdu." Not: Zevaid'de isnadın zayıf olduğu belirtilerek nedenleri şöyle anlatılıyor: Ravilerinden Zeyd EI-Ammi zayıftır, ravi Abdurrahim ise metruk, hatta kezzabtır. Ravi Muaviye bin Kurra ise İbn-i Ömer'e ulaşmamıştır. İbn-i Hatim bu durumu EI-İlel'de söylemiş EI•Hakim de EI-Müstedrek'te açıklamıştır. AÇIKLAMA : Hadis, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in abdest uzuvlarını birer defa, ikişer defa ve üçer defa yıkamak suretiyle üç türlü abdest aldığını bildirmektedir. Birer defa yıkamak, namazın sıhhatinin şartı olduğu, bunsuz namaz kılınamıyacağı ve kabul olunmayacağı hükmü veriliyor. Abdest uzuvlarını ikişer defa yıkamak suretiyle alınan. abdes iin Allah katında değerli ve kıymetli olduğu ifade buyurul uyar. Sindi diyor ki, fıkradan maksad, abdestin bizatihi değerli ve kıymetli olmasını veyahut böyle bir abdestle kılınan namazın değerli ve kıymetli olmasını belirtmektir. İki yorum şekli de uygundur. Hadisin son kısmında ise Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in, uzuvları üçer defa yıkamak suretiyle alınan abdestin en mükemmel abdest olduğunu ifade buyurduktan sonra, bu çeşit abdestin, Zat-ı Nebevilerinin ve dedesi Hz. İbrahim (a.s.)'ın abdest şekli olduğu belirtilmiştir. Sindi'nin Suyuti'den naklen beyan ettiğine gqre, Tabarani'nin rivayetinde; .....ve vuduil enbiyai min kabli = ''....Ve benden önceki NebiIerin abdestidir.'' cümlesi de bulunur. Sindi, diyor ki: Hadislerden anlaşıldığı gibi peygamberimizin ümmeti, abdest eseri olarak ahirette yüzleri, kolları ve ayakları nurla parlar halde haşrolunacak ve bu parıltı onlara mahsustur. Sair ümmetlerin böyle bir durumu olmayacaktır. Ama peygamberlerin hepsinin bu durumda haşrolunması muhtemeldir. Böyle yorum yapılınca bu hadisin, abdest eseri olarak görülecek parlamaya ait hadislere aykırı düşecek bir yönü kalmaz. Çünkü netice şu olur: Bütün peygamberlerin abdest almış olmaları, ÜmmetIerinin de abdest aldıklarını gerektirmez. Abdest eseri olarak ümmetimizde bulunacak ve ",Gurre ile Tahcil'' denilen nur parıltısının peygamberlerde bulunması, bunun ümmetimize mahsus olduğuna engel değildir. Çünkü hadisler diğer ümmetlerde gurre ve tahcil bulunmayacağını ifade ederler. Fakat peygamberlerde bulunmayacağına dair bir kayıt yoktur. Şayet, diğer peygamberlerin ümmetIerinin de böyle abdest aldıkları kabul edilirse şöyle denilecek: Onlar da abdest almışlar ise de gurre ve tahcil durumu onlarda bulunmayacaktır. Allah Teale. Ümmet-i Muhammediyye'ye özel bir ikram mahiyetinde gurre ve tahcili verecektir. Abdestin isbağı (= mükemmel bir şekilde alınması) ve abdest'in bitiminde kelime-i şahadet okunuşu halinde cennet kapılarının açılması ile ilgili fıkra. Müslim'de ve Ebu Davud'un süneninde Hz. Ö mer (r.a.)'den ve Hz. Ukbe bin Amir El-Cuheni (r.a.)'den müteaddit senedlerle rivayet edilmiştir. Abdest sonunda okunan kelime-i şehadetin baş kısmında; -vahdehu la şerike leh- parçası da bulunur. Tabarani ise daha uzun bir ilave yaparak şöyle nakleder: -vahdehu la şerike leh lehul mulk ve lehul hamd ve huve ala kulli şey'in kadir- Tirmizi'rıin rivayetindeki dua ise şöyledir : -Eşhedu en la ilahe illallah vahdehu la şerike leh ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve resuluhu Allahumme’c-alnî mine’t-tevvabîne ve’c-alnî minel mutetahhirîn” TİRMİZİ’NİN BU HADİS’İ İÇİN BURAYA TIKLAYIN Ömeı ve Ukbe (r.a.)'nın isbağ ve dua ile ilgili hadisleri kitabımızın 60'ıncı babında da. Yukarıdaki hadis'in senedi zayıf olsada içerdiği hükümler ve yer alan dua ve mükafatı sahih hadislerde, Müslim Tirmizi ve Ebu Davud gibi muteber kitaplarda sabittir. Yani hadis'in metni muteber, geçerli ve sabittir, senedi zayıftır
It was narrated that Ibn 'Umar said:"The Messenger of Allah performed ablution washing each part once. He said: 'This is the ablution of the person from whom Allah will not accept his prayer without it.' Then he performed ablution washing each part twice, and he said: 'This is the ablution that Allah appreciates.' Then he performed ablution washing each part three times, and said: 'This is how ablution is performed properly, and this is my ablution and the ablution of the Close Friend of Allah, Ibrahim. Whoever performs ablution like this, then on completing it says: 'Ashhadu an la ilaha illallah, wa ashhadu anna Muhammadan 'abduhu wa rasuluhu' (I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, and I bear witness that Muhammed is His servant and His Messenger), eight gates of Paradise will be opened to him and he may enter through whichever one he wants
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ قَيْسٍ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا تَوَضَّأَ عَرَكَ عَارِضَيْهِ بَعْضَ الْعَرْكِ ثُمَّ شَبَكَ لِحْيَتَهُ بِأَصَابِعِهِ مِنْ تَحْتِهَا .
(Abdullah) bin Ömer (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest aldığı zaman (mübarek) yüzünün her iki yanını biraz ovduktan sonra parmaklarını aşağıdan yukarıya doğru sakalının arasına sokup karıştırırdı. Not: Seneddeki ravilerden Abdülvahid'in sika olmasının ihtilaflı olduğu Zevaid'de belirtilmiştir
It was narrated that Ibn 'Umar said:"Whenever the Messenger of Allah performed ablution, he rubbed the sides of his face then run his fingers through his beard from beneath
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مُوسَى اللَّيْثِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَوَاءٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ رَأَى سَعْدَ بْنَ مَالِكٍ وَهُوَ يَمْسَحُ عَلَى الْخُفَّيْنِ فَقَالَ إِنَّكُمْ لَتَفْعَلُونَ ذَلِكَ فَاجْتَمَعْنَا عِنْدَ عُمَرَ فَقَالَ سَعْدٌ لِعُمَرَ أَفْتِ ابْنَ أَخِي فِي الْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ . فَقَالَ عُمَرُ كُنَّا وَنَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ نَمْسَحُ عَلَى خِفَافِنَا لَمْ نَرَ بِذَلِكَ بَأْسًا . فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ وَإِنْ جَاءَ مِنَ الْغَائِطِ قَالَ نَعَمْ .
İbn-i Ömıer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi Sa'd bin Malik (r.a.)'in mestleri üzerine meshettiğini görmüş ve: Hakikaten siz bunu (nasıl) yapıyorsunuz? (diyerek bu hareketi yadırgamış) sonra ikisi beraber Hz. Ömer (r.a.)'in yanında toplanmışlar ve Sa'd (r.a.) Ömer (r.a.)'e mestler üzerine meshetme hakkında kardeşimin oğluna (İbn-i Ömer'e) fetva ver, demiş, bunun üzerine Ömer (r.a.) : «Biz Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bulunurken mestlerimiz üzerine meshederdik. Böyle yapmakta bir beis görmeyiz.» demiş ve bunun üzerine İbn-i Ömer (r.a.) : Kişi, büyük abdesti bozmaktan gelse bile (meshedebilir mi?) diye sormuş, Ömer (r.a.) de: Evet, diye cevap vermiştir.»" Not: . Hadlsin İsnadının sahlh ve ricalinin sika olduğu;. yalmz ravllerden Said bin Ebi Arube'nin tedlis yaptığı, bu hadisi an'ane ile rivAyet ettiği, son zamanlarında ihtilat ettiği ve hadisin Sahih-i Buhari'de başka bir uslub ile rivayet. edildiği,. Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Bu hadis de mestler üzerine meshetmenin cevazına. delildir. Buhari'deki hadis, mealen şöyledir: Sa'd bin Ebi Vakkas r.a.'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: ''Resulullah (s.a.v.) mestler üzerinde meshederdi. Abdullah bin Ömer r.a., bu durumu (babası) Ömer r.a.'e sormuş, O da şöyle cevap vermiştir: Evet (Nebi meshetti.) Sa'd r.a. Nebi (s.a.v.)'den sana bir şey rivayet ettiği zaman, artık onu başkasına sorma.'' Rivayete göre Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a.) Irak'ta hazer halinde iken meshetmiş, bunu gören AbduIIah İbn-i Ömer r.a. itiraz etmiş, O da Resulullah (s.a.v.)'den bunu gördüğünü söylemiş, daha sonra, ikisi Ömer r.a.'in yanında buluşunca Sa'd, İbn-i Ömer r.a.'e: 'Babana meshin hükmünü sorsana, demiş, o da sormuş ve babası böyle cevap vermiştir
It was narrated from Ibn 'Umar that:He saw Sa'd bin Malik wiping over his leather socks and said: "Is it you doing this?" They both went to 'Umar and Sa'd said to 'Umar: "Give my brother's son a verdict regarding wiping over leather socks." 'Umar said: "We used to wipe over our leather socks when we were with the Messenger of Allah and we do not see anything wrong with that." Ibn 'Umar said: "Even if that is after one has defecated?" He said: "Yes
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَيَرْقُدُ أَحَدُنَا وَهُوَ جُنُبٌ قَالَ " نَعَمْ إِذَا تَوَضَّأَ " .
(Abdullah) ibni-l Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre (babası) Ömer bin el-Hattab (r.a.), Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: Birimiz cünüp iken uyuyabilir mi? diye sormuş. O da : «Evet, abdest aldığı zaman (uyuyabilir)» buyurmuştur. AÇIKLAMA : Buhari, Müslim, Nesai, Beyhaki, Ebu Davu d ve Malik, değişik yollarla ve az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Bütün rivayetıere göre Resul-i Ekrem s.a.v., cünüp adamın abdest aldığı zaman cünüp olarak uyuyabileceğini bildirmiştir
It was narrated from Ibn 'Umar that :'Umar bin Khattab said to the Messenger of Allah: "can anyone of us sleep if he is sexually impure?" He said: "Yes, if he performs ablution
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ الْجُنُبُ وَلاَ الْحَائِضُ " .
(Abdullah) ibn-i Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Cünüb ve aybaşı halindeki kadın Kur'an okuyamaz.»
It was narrated that Ibn 'Umar said:"The Messenger of Allah said: 'No one who is sexually impure and no woman who is menstruating should recite Qur'an
قَالَ أَبُو الْحَسَنِ وَحَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ يَقْرَأُ الْجُنُبُ وَالْحَائِضُ شَيْئًا مِنَ الْقُرْآنِ " .
(Abdullah) İbn-İ Ömer (r.a.)'dan: şöyle demiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Cünüb ve hayz halindeki kadın Kur'an'dan hiç bir şey okuyamazlar buyurmuştur.» AÇIKLAMA : Tirmizi de İbn-i Ömer r.a.'in hadisini 596 nolu metinle rivayet ederek; Bunu İsmail bin Ayyaş'ın şu senediyle tanırız, demiş ve buradaki senedi zikretmiştir. Tirmizi bu arada şöyle der: Cünüb ve hayız halindeki kadının Kur'an'ı okuyamıyacağı hükmü, Sahabiler, tabiiler ve Onlardan sonra gelen alimlerin çoğunun kavlidir. Süfyan-i Sevri, İbnü'l-Mübarek, Şafii, Ahmed ve İshak'ın dahil oldukları bu AlimIere göre cünüb ve hayz halindeki kadın Kur'an'dan bir ayet dahi okuyamaz. Ancak bir harf ve ayetin bir kısmını okuyabilir diyenler vardır. Alimler cünüp ve hayz halindeki kadının tesbih ve tevhid kelimesini çekmelerine ruhsat vermişlerdir. Ben, Muhammed bin İsmail'den şunu işıttim: İsmail bin Ayyaş Hicaz ve Irak ehlinden bir takım münker hadisler rivayet eder.' İsmail bin Ayyaş'ın yalnız olarak bu iki bölge sakinlerinden yaptığı rivayetin zayıflığını belirtmek için Muhammed bin İsmail'in böyle söyledigini sanırım. Bu zat şunu da söyledi: İsmail bin Ayyaş'ın Şam halkından rivayet ettiği hadis, sahihtir. Ahıned bin Hanbel : İsmail bin Ayyaş, Bakiyye'den iyidir. demiştir. Tirmizi 'nin şerhi Tuhfe yazarı şöyle der: 'İbn-i Mace de İbn-i Ömer (r.anh)'in hadisini bu yoldan rivayet etmiştir. Hadis zayıftır. Çünkü hadis imamları, İsmail bin Ayyaş'ı Şam halkından yaptığı rivayetlerde sika saymışlar. Fakat Hicazlılardan yaptığı rivayetleri zayıf görmüşlerdir. Kendisi bu hadisi Hicaz halkından olan Musa bin Ukbe'den rivayet etmiştir.'' Hulasa, bu hadisin senedi zayıf da sayılsa metni sahihtir. Çünkü bu hususta müteaddit hadisler bulunur. Bunlar birbirini takviye ettiği için Cumhur, cünüb ve hayz halindekilerin Kur'an okumalarını haram saymıştır. Dikkat: Kastedilen 'okuma' sadece Kur'an sayfalarından değil hafuza'dan okumayı da içerir. Kur'an'a Dokunmaya dair açıklama 595 da geçti
It was narrated that Ibn 'Umar said:"The Messenger of Allah said: 'No one who is sexually impure and no woman who is menstruating should recite anything of the Qur'an
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " أَبْرِدُوا بِالظُّهْرِ " .
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «Öğle namazını serinliğe bırakınız.» Not: Zevaid'de:. İsnadının sahih olduğu ve İbn-i Hibban'ın bunu sahihinde rivayet ettiği bildirilmiştir.
It was narrated that Ibn 'Umar said:"The Messenger of Allah said: 'Wait for it to cool down before you pray the Zuhr
Tahric: Bu babta geçen Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi tarafından rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA (677, 678, 679, 680 ve 681) : Tuhfetü'l-Ahvezi yazarının bildirdiğine göre Ebu Said (r.a.)'in hadisini Buhari de rivayet etmiştir. Muğire (r.a.)'in hadisi (notta bildirildiği gibi Zevaid kısmından olmakla beraber) Ahmed tarafından da tahric edilmiştir. İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisini Buhari de rivayet etmiştir. (Halbuki notta belirtildiği gibi Zevaid yazarı, İbn-i. Ömer'in hadisini Zevaid kısmından saymıştır.! Tirmizi, Ebu Hure yre (r.a.)'in hadisini rivayet ederek hasen-sahih olduğunu söyledikten sonra; "Bu babta Ebu Said, Ebu Zer, İbn-i Ömer, El-Muğire, Ebu Musa, İbn-i Abbas, Enes ve Safvan (r.anhum)'dan rivayetler vardır. Alimlerden bir cemaat sıcağın şiddetli olduğu zamanlarda öğle namazını tehir elmeyi tercih etmişlerdir. İbnü'l-Mübarek, Ahmed ve İshak'ın kavli budur. Şafii de: Cemaati uzak yerden gelen mescidde kılındığı zaman, şiddetli sıcakta öğle namazını tehir etmeyi tercih etmiş fakat münferit olarak namaz kılan ile kendi yanındaki mescidde namaz kılanların bence sevimli olanı şiddetli sıcakta bile öğleyi tehir etmemeleridir, demiştir. Münferid olsun olmasın; kendi mahalle mescidinde kılsın veya uzak bir camiye gitsin, hadislere uyma bakımından en uygun olanı, sıcağın şiddetli zamanında öğle namazını tehir etmektir.'' demiştir. EI-Menhel yazarı "Öğle namazı vakti babında rivayet olunan hadislerin izahı bahsinde aşağıdaki malumatı vermiştir: ''Öğle namazını şiddetli sıcakta ibrad etme yani serinliğe bırakmaya ait hadislerin zahirine göre ibrad vacibtir. Kadi İyad'ın anlattığına göre bazıları: İbrad vacibtir, demişlerdir. Fakat cumhura göre hadiste ibrad ile ilgili verilen emir, mendubluk içindir. Vucub için olmadığının alameti şudur: İbrad'ın hikmeti namaz kılanın zorluktan kurtarılması olunca verilen emir onun menfaatı ve güçlükten kurtarılması içindir. Eğer verilen emir vucub için olsaydı, bu emir onun için kolaylık değil bir güçlük ve tazyik olurdu. Dolayısıyla onun yararına değil zararına olacaktı. Cumhura göre ibrad'ın mendubluğu, sıcağın şiddetli zamanına mahsustur. Hadislerin zahirıne göre ibrad hususunda cemaatla namaz kılan ile münferit namaz kılan arasında fark yoktur. Ahmed, İshak ve Kufe alimleri böyle demişlerdir. Malikiler'in ekserisine göre münferit için efdal olanı ibrad etmemektir. Şafii, ibrad etmeyi sıcak memleketlere tahsis etmiş ve; Uzaklardan gelen cemaat için ibrad mendubtur. Fakat cemaat toplu halde hazır ise, yahut gölgelikte gitmeleri mümkün ise, acele etmek, ibrad'dan efdaldir, demiştir. Bundan önceki babta geçen ve öğle namazının zeval'den hemen sonra kılınmasıııı öngören hadisler ile ibrad'a ait hadisler arasında zahiren bir çelişki görülüyorsa da alimler bu durumu şöyle cevaplamışlardır : Öğle namazının ta'cili ve ilk vaktin daha faziletli oluşuna dair varid olan hadisler mutlaktır veya umumidir. İbrad hadisleri kayıtlıdır veya hususidir. Umumi hadis ile hususi hadis arasında veyahut mutlak hadis ile kayıtlı hadis arasında bir çelişkinin varlığı söz konusu edilemez. Yani şiddetli sıcak zamanı öğle namazının tehiri ibrad hadisleri ile istendiği için böyle günlerde kılman öğle namazı, ilk vakit fazileti hükmünden müstesna kılınmış olur. Böyle zamanlarda öğle namazının ibradı daha efdaldır. Sair zamanlarda ise ta'cili efdaldır. 675 noda geçen Habbab (r.a.)'in hadisine de alimler şöyle demişlerdir: Esrem ve Tahavi'nin dediği gibi Habbab (r.a.)'in hadisi mensuhtur. Delili de Muğire (r.a.)'in (680 nolu) hadisidir. Habbab (r.a.)'in hadisi için şöyle de denilebilir: Bazı sahabiler ibrad için tanınan tehir süresini az görerek süreyi uzatmak için kumların hararetinden Peygamber (s.a.v.)'e şikayet etmişler, Peygamber (s.a.v.) bu dileği reddetmiştir. Habbab (r.a.) bunu anlatmak istemiştir. Bazı alimler: İbrad hadisiyle tanınan geciktirme süresi, eşyanın öğleden sonraki gölgesinin yararlanılabilir hale gelmesi ile tayin edilmiştir. Artık gölgeliklerden faydalanarak mescidlere gitmek mümkün olur. Bu kadarlık bir geciktirmeye müsaade edilmiştir. Habbab (r.a.)'in hadisiyle istenilen geciktirme süresi ise kum ve çakılların soğuması için gereken süredir. Güneş sararmadıkça bunlar soğumaz. Bunun için ibra'da müsaade edilmiş fakat namazın, öğle vakti çıkıncaya kadar tehirine müsaade edilmemiştir. Nevevi de; 'Alimler, Habbab (r.a.)'in hadisi ile ibrad hadislerinin arasını bulmak hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları ibrad ruhsattır, ta'cil efdaldır diyerek Habbab (r.a.)'in hadisine dayanmışlar ve ibrad hadisini; ruhsat ve kolaylık içindir, diye yorumlamışlardır. Bizim arkadaşlarımızın bir kısmı ve diğer mezheb alimleri böyle demişlerdir. Alimlerden bir cemaat da; Habbab (r.a.)'in hadisi, ibrad hadisleriyle mensuhtur, demişlerdir. Başka bir grup alim de; İbrad müstahabtır. Çünkü bir çok hadisle sabittir. Habbab (r.a.)'in hadisi de bazı sahabilerin ibrad süresinden daha fazla bir süre tehir talebinde bulundukları yolunda yorumlanır, demiştir.' diye malumat vermiştir. İbrad hadislerinde öğle namazının geciktirilmesi nedeni olarak .. Çünkü sıcağın şiddeti cehennernin kaynarnasından, kükrernesinden, galeyanından.'' buyurulmuştur. Bu fıkrada geçen ''Feyh'' kelimesi galeyan, kaynama, kükreme, yayılma ve benzeri manalara geldiği için tercemelerde bu kelimelere yer verilmiştir. Şiddetli sıcak, namazın huzur ve huşuunu giderdiği için ve meşakkati defetmek gayesiyle şiddetli sıcakta öğle namazının ibradı meşru kılınmıştır. Açık olan hikmet budur. Şöyle de denilebilfr: Sıcağın şiddeti anında ilahi azab yayılır. Bu nedenle o esnada namaza durulmaması istenmiştir. Şöyle bir soru hatıra gelebilir: Namaz, ilahi rahmete vesiledir. Namaz kılmak, ilahi azabın kalkmasına yarar. Bu ibadetin o esnada terkedilmesi nasıl emredilebilir. Ebu'l-Feth El-Ya'muri şöyle cevap vermiştir: Şarii Hakim tarafından gelen hikmetin sırrı kavranmasa bile kabul edilmesi gerekir. Ez-Zeyn bin El-Münzir ise şöyle münasip bir cevap vermiştir: İlahi öfkenin zuhur ettiği vakit mezun olan zatlar müstesna hiç kimsenin dileği yerine getirilmez. Namaz, dilek ve duadan boş değildir. İlahi gazabın yayıldığı esnada mezun olmayan zatların o esnada susması uygun düşer. Fıkranın zahirine göre sıcağın şiddeti gerçekten Cehennemin hararetinin yayılmasından ve kaynamasından meydana gelir. Bu fıkra teşbih üzerinde kurulmuş olabilir. Yani: Sıcağın şiddeti, cehennem ateşine benzer. Bundan kaçının ve zararından sakının. denilmiş olabilir. Nevevi: Doğrusu bunun, zahirine göre kabul edilmesidir. Çünkü fıkranın hakiki manasına yorumlanmasına hiç bir mani yoktur, demiştir. İbrad süresinin sonucu hususunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Kimisi eşyanın istiva zamanındaki gölgesinden başka, gölgenin bir arşın kadar uzamasını; kimisi normal bir boyun dörtte biri kadar, kimisi üçte biri kadar, kimisi de yarısı kadar uzamasını ibrad süresinin bitimi olarak göstermişlerdir. El-Maziri: lbrad süresinin bitimi, zaman ve ahvale göre değişir. Zaman ve zemin ne olursa olsun, bu sürenin öğle vaktinin bitimine kadar uzamaması şarttır, demiştir
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، . أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " إِنَّ الَّذِي تَفُوتُهُ صَلاَةُ الْعَصْرِ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلُهُ وَمَالُهُ " .
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «İkindi namazını kaçıran kimse ehli ve malı kaçırılmış gibidir.»
It was narrated from Ibn 'Umar that:The Messenger of Allah said: "The one who misses the 'Asr prayer, it is as if he has been cheated out of his family and wealth
Diğer tahric: Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Beyhaki AÇIKLAMA : Hadisin; وتر أهله وماله cümlesindeki fiil, bina-i Mechul olarak okunup ''ehil'' ve ''mal''kelimeleri mensub yani üstünlü okunarak ''vutire'' fiilinin ikinci mef'ulu veya cer harfinin atılmasıyla mensub olduğu söylenebilir. İkinci, mef'ul olduğu halde hadisin manası şu olur: İkindi namazını kaçıran adam, sanki ehli ve malı eksiltilmiştir. Artık kimsesiz ve malsız kalmış olur. Bu yüzden ehIinin ve malının gitmesinden kaçındığı gibi kişi, ikindi namazını kaçırmaktan sakınsın. İkinci ihtimale göre hadisin manası şöyle olur: İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ehIi ve malı hakkında bir musibete düçar olmuştur. Yukarıda yazılı cümledeki ''Ehil" ve ''nal'' kelimelerinin ''Vutire'' fiiline naib-i fail olarak merfu' (ötreli) okunması caizdir. Buna göre hadisin manası şöyle olur: İkindi namazını kaçıran kişi, sanki ehIi ve malı kendisinden alınmıştır. EI-Fetih'te : Mevturi Göz göre göre ehli ve malı elinden alınan kimseye denir. Bu şekilde ehil ve malın alınmasının kederi daha şiddetli olduğu için, ikindi namazını kaçıran kişi buna benzetilmiştir. Çünkü mal ve ehIi alınan kişi, iki yönden kederlidir. Birisi malının alınması kederi; diğeri de intikam alma isteğine ait ızdırabtır. İkindi namazını kaçıramn da iki kederi bulunur. Birisi büyük bir günaha girmiş olma kederidir. Diğeri de namazın büyük sevabını kaçırmış olma kederidir, denmiştir. İbn-i Abdi'l-Berr de: Lugat ehlince ve fıkıhçılarca manası şudur: İkindi namazını kaçıran kişi, malı ve ehli ile ilgili olarak başına öyle ağır bir musibet gelmiş ki, ancak intikamını almakla teselli bulacak kimse gibidir. Bu adam'ın başında iki keder toplamr. Birisi musibet kederidir. Diğeri de intikam alma hasretidir, demiştir. Davudi ise: Hadisin manası şudur; İkindi namazını kaçıran kişi, ehlini ve malını kaybetmiş gibidir. Artık çok kederli, pişman ve hasretli olması gerekir, demiştir. EI-Menhel yazarı, bu nakilleri yaptıktan sonra: Bence hepsi muhtemeldir. Hepsinin kasdedilmiş olmasına bir engel yoktur. ikindi namazını kaçırmaktan maksad, güneş batıncaya kadar kılmamaktır. Suhnun ve Asili böyle demişlerdir. İbn-i Cüreyc'den rivayet edildiğine göre kendisi: ikindi namazını kaçırmak güneşin batmasıylamı olur? diye Nafi'ye sormuş; Nafi ' de: Evet, demiştir. Ravi fıkılıçı olduğu zaman onun yorumu başkasının yorumundan evıadır.Ebu Davud, Evzai'nin: ikindi namazını kaçırmak Güneş sararıncaya kadar kılmamakla gerçekleşir, dediğini rivayet etmişse de her halde Evzai'ye göre Güneş'in sararmasıyla ikindi vakti çıktığı için böyle demiştir.'' Hadisteki tehdit, ikindi namazını unutarak kaçıranı da kapsar mı? EI-Menhel yazarı, bu hususta da şu ma'lumatı verir: ''Bu hususta alimler arasında. ihtilaf vardır: Salim bin AbdiIIah bin Ömer: Bu tehdit, unutarak ikindiyi kaçıran hakkındadır, demiştir.- Tirmizi de buna temayül etmiştir. Çünkü bu hadis için açtığı babın başlığını şöyle düzenlemiştir: 'İkindi vaktinden sehv hakkında gelen hadisler babı: Davudi: Bu tehdit, ikindi namazını kasden kaçıran hakkındadır, demiştir. Nevevi de bu görüşü benimsemiştir. Zahir olanı da budur. HADiSİN FIKIH YÖNÜ : İkindi namazını Kaçırmak: büyük bir tehdidi icab eder. Peygamber s.a.v. bunu, aile efratlını ve malını kaybedene benzetmiştir. Bu benzetme bizim anlayışımıza yakınlığı dolayısıyla buyurulmuştur. Hakikatta ikindi namazını kaçıranın azabı daha şiddetlidir
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي لَبِيدٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " لاَ تَغْلِبَنَّكُمُ الأَعْرَابُ عَلَى اسْمِ صَلاَتِكُمْ فَإِنَّهَا الْعِشَاءُ وَإِنَّهُمْ لَيُعْتِمُونَ بِالإِبِلِ " .
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim : «Araplar (şu) namazınızın adında size galebe etmesinler. Çünkü O(nun adı) 'İşa'dır. Ve araplar, develer sebebiyle (o namazı) gece karanlığına tehir ederek ona Ateme ismini verirler.»" AÇIKLAMA : Ateme: Gece karanlığıdır. Araplar yatsı namazına Ateme diyorlardı. Bu hadisi Müslim'de Abdullah bin Ömer (r.a.)'den iki senedIe ve biraz lafız farkıyla rivayet etmiştir. Oradaki bir rivayet, mealen şöyledir: ''Araplar şu yatsı namazının ''İşa'' isminde size galebe çalmasınlar. Çünkü O(nun ismi) Allah'ın kitabında İşa'dır. Ve o namaz, develerin sağılması sebebiyle gece karanlığına tehir edilerek. ona ''Ateme ismi verilir.'' Hadisi bu lafızIa El- İsmaili Müstahrec'inde Ebu Mes'ud Razi'den, Ebu Ya'la ile Beyhaki de Abdurrahman bin Avf'tan rivayet etmişlerdir. Buhari, AbduIIah El-Müzeni (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ''Araplar akşam namazının Mağrib isminde size galib gelmesinler. Araplar. akşam namazına İşa derler.'' Arapların akşam namazına İşa ismini verdiklerine ait hadisin son cümlesinin ravi AbduIlah El-Müzeni'ye ait olması muhtemeldir. Müellif, Müslim ve yukarıda adları anılan zatların rivayet ettikleri hadisler ile Buhari'deki hadisten anlaşılıyor ki; Araplar akşam namazına ''İşa'' ve yatsı namazına ''Ateme'' diyorlarmış. Bir de Araplar akşam ile yatsı namazının ikisine ''lşaeyn = iki lşa'' derlermiş. Nevevi, Müslim'in şerhinde şöyle der: ''Hadisin manası şudur: 'Araplar, yatsı namazına Ateme ismini verirler. Çünkü araplar, develeri sağmakla meşgul olduklarından dolayı yatsı namazını şiddetli karanlığa tehir ederlerdi. Halbuki AIlah'ın kitabında; ''....ve yatsı namazından sonra ... ''[Nur 58] ayetinde ''İşa'' olarak geçer. Bu sebeple siz Ona İşa demelisiniz. '' Sahih hadislerde yatsı namazının ismi Ateme diye geçmiştir. Nebi (s.a.v.) yatsı namazına bir taraftan Ateme isminin verilmemesini emrediyor; diğer taraftan kendileri bu namaz hakkında ''Ateme'' ismini kullanıyor, diye bir istifham hatıra gelebilir. Buna iki şekilde cevap verilir: 1- Ateme isminin verilmesine ait yasaklama tenzihen kerahet içindir. Tahrim için değildir. Ateme isminin kullanılabileceğini beyan için Nebi (s.a.v.) kullanmıştır. 2- O günkü Araplar yatsı namazına İşa adının verildiğini bilmedikleri ve İşa denilince akşam namazını anladıklarından dolayı bir yanlışlığa meydan verilmemesi için Nebi s.a.v. yatsı namazı hakkında Ateme ismini kullanmıştır
It was narrated that Ibn 'Umar said:"I heard the Messenger of Allah say: 'Do not let the Bedouin make you change the name of your prayer. It is the 'Isha', and they bring their camels in and milk them at nightfall