1.802 hadis bulundu · sayfa 18/91
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ حَسَدَ إِلاَّ عَلَى اثْنَتَيْنِ، رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَقَامَ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ، وَرَجُلٌ أَعْطَاهُ اللَّهُ مَالاً فَهْوَ يَتَصَدَّقُ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ ".
Abdulllah İbn Ömer Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Şu iki kişi hariç başkasına ğıbta edilmez. İlki Allah'ın Kur'an'ı lutfettiği kişidir. Bu kimse gece boyu zamanınz Kur'an'la ihya eder. Diğeri ise, Allah'ın servet bahşettiği kimsedir. Bu da, malını gece gündüz tasadduk eder. " Hadisin geçtiği yer:
Narrated `Abdullah bin `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Not to wish to be the like except of two men. A man whom Allah has given the knowledge of the Book and he recites it during the hours of the night, and a man whom Allah has given wealth, and he spends it in charity during the night and the hours of the day
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا مَثَلُ صَاحِبِ الْقُرْآنِ كَمَثَلِ صَاحِبِ الإِبِلِ الْمُعَقَّلَةِ إِنْ عَاهَدَ عَلَيْهَا أَمْسَكَهَا وَإِنْ أَطْلَقَهَا ذَهَبَتْ ".
İbn Ömer radiyallahu anh'den Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kur'an'ı ezbere bilen kimsenin durumu, bağlı develeri olan kimseye benzer. Eğer o kimse develerini bağlı tutarsa, onlan kontrol eder, yok eğer serbest bırakırsa onlar dağılır. " Hadisin geçtiği diğer yer:
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The example of the person who knows the Qur'an by heart is like the owner of tied camels. If he keeps them tied, he will control them, but if he releases them, they will run away
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حَمْزَةَ، وَسَالِمٍ، ابْنَىْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الشُّؤْمُ فِي الْمَرْأَةِ وَالدَّارِ وَالْفَرَسِ ".
Abdullah İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Uğursuzluk kadında, evde ve attadır
Narrated `Abdullah bin `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Evil omen is in the women, the house and the horse
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْعَسْقَلاَنِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ ذَكَرُوا الشُّؤْمَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنْ كَانَ الشُّؤْمُ فِي شَىْءٍ فَفِي الدَّارِ وَالْمَرْأَةِ وَالْفَرَسِ ".
İbn Ömer'den, dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda uğursuzluktan söz ettiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Eğer uğursuzluk herhangi bir şeyde varsa bu, evde, kadında ve atta sözkonusu olur
Narrated Ibn `Umar:Evil omen was mentioned before the Prophet: The Prophet (ﷺ) said, "If there is evil omen in anything, it is in the house, the woman and the horse
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الشِّغَارِ، وَالشِّغَارُ أَنْ يُزَوِّجَ الرَّجُلُ ابْنَتَهُ عَلَى أَنْ يُزَوِّجَهُ الآخَرُ ابْنَتَهُ، لَيْسَ بَيْنَهُمَا صَدَاقٌ.
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şiğar evliliğini yasaklamıştır. Şiğar ise aralarında mehir olmaksızın bir kimsenin kızını başkası ile onun da kızını kendisi ile evlendirmesi şartıyla evlendirmesidir. "
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) forbade Ash-Shighar, which means that somebody marries his daughter to somebody else, and the latter marries his daughter to the former without paying Mahr
Tekrarı: 6960 Diğer tahric: Müslim, nikah; Tirmizi, nikah; Ebu Davud, nikah (2074); İbni Mace nikah (1883); Nesai, nikah; Darimi, nikah; Muvatta, nikah 24; Ahmed b. Hanbel, II, 6. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Şiğ.ar ise bir kimsenin kızır;ı ... evlendirmesidir." Beyhaki'nin n Yepd yoluyla ıbn Cüreyc'den, onun ıbn ez-Zubeyr'den, onun Cabir'den Nebi'e merfu olarak rivayet ettiğine göre; "Şiğar evliliği yasaklanmıştır. Şi ğar, bu kızı, bu kız karşılığında mehirsiz olarak nikahlamaktır. Bunu ötekinin mehri olarak verir, ötekini de diğerinin mehri olarak verir." Ebu'ş-Şeyh de nikah bölümünde Ebu Reyhane yoluyla gelen şu hadisi zikretmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şiğar yapmayı yasaklamıştır. Şiğar yapmak ise bir kimsenin bu erkeği, bu kız ile; bu kızı da bu erkek ile mehir olarak evlendir, demesidir." Kurtubj' dedi ki: Şiğarın bu şekildeki açıklaması doğrudur ve dilcilerin naklettiklerine de uygundur. Eğer bu açıklama merfu ise (yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından yapılmış ise) zaten maksat budur. Eğer sahabinin görüşü ise bu da makbuldür. Çünkü sahabi söylenen sözün hangi anlama geldiğini daha iyi bilir ve durumu daha iyi anlar. Fukaha, şiğarın yasak olan şekli hususunda hadisteki açıklamanın zahirine itibar edilip edilmeyeceği bakımından farklı görüşlere sahiptir. Çünkü bununla ilgili olarak iki açıklama yapılmıştır. Birincisine göre iki veliden her biriSini velayeti altındaki kızı diğerine, kendi velayeti altındaki kızı da kendisi ile evlendirme şartını koşarak evlendirmesidir. İkincisi ise her ikisi hakkında da mehr sözkonusu olmamasıdır. Fukahadan kimisi, her ikisini birlikte bir şart olarak göz önünde bulundurmuştur. Öyle ki, mesela velilerden her biri ve lay eti altındaki kızı diğeri ile mehir sözkonusu edilmeksizin dahi olsa ve şart koşmadan evlendirecek olursa yahut onlardan her biri velayeti altındaki diğeri ile sözkonusu şart ile birlikte, ama mehir zikredecek olursa yasağın kapsamına girmediğini kabul eder. Şafiilerin çoğunluğunun görüşüne göre nehyin illeti, nikahlanan kadınların ortak özelliğidir. Çünkü onların her birisi akde konu olur. Her birinin diğerine helalolması mehir olarak kabul edilmiştir; ama bu nikah akdine muhalif bir haldir. Akdin batıl olmasını gerektiren mehrin sözkonusu edilmeyişi değildir. Çünkü mehir sözkonusu edilmeden de nikah akdi sahih olur. el-Kaffal dedi ki: Bu gibi nikahların batıl oluşundaki illet, şarta bağlı akid yapmaktır. Sanki onların her birisi diğerine: Benim kızımın seninle olan nikahı, senin kızının benimle olan nikahı akd olmadıkça akd olmaz, demiş gibi olur. irakl'nin naklettiğine göre Ahmed, bu akdin batıl oluş illetinin mehrin zikredilmeyişi olduğunu açıkça ifade etmiştir. İbn Teymiye ise el-Muharrar adlı eserde, illetin, her iki kızın diğerine helal olmasındaki ortak kılınma halleri olduğunu tercih etmiştir. İbn Dakiki'l-'İd şöyle demektedir: Ahmed'in açıkça ifade ettiği husus, hadiste sözü edilen açıklamanın zahirine uygun alandır. Çünkü hadiste: "Aralarında mehir bulunmamak şartıyla" diye buyurmaktadır. Bu ifade, nikahın fasid olmasının bu cihetle olduğu izlenimini vermektedir. Bununla birlikte bunun fesad oluş cihetinden ayrılmaması sebebiyle zikredilmiş olma ihtimali de vardır. Daha sonra şunları söylemektedir: Özetle söylenecek olursa, mehrin olmayışının, bu nikahın yasaklanışında bir etkisi vardır. İbn Abdilberr der ki: İlim adamları şiğar nikahının caiz olmadığını icma' ile belirtmiş bulunmaktadırlar. Fakat sahih oluşu hususunda görüş ayrılıkları vardır. Cumhur bu nikahın batıl olduğu kanaatindedir. Malik'ten gelen bir rivayete göre duhulden önce fesh olur, ama duhulden sonra feshedilmez. İbnu'l-Münzir bunu el-Evzai'den diye de nakletmiştir. Hanefiler ise bu nikahın sahih olduğu, ama mehr-i mislin de vacip olduğu görüşündedirler. Aynı zamanda bu ez-Zühri'nin, Mekhul'ün, es-Sevri'nin ve el-leys'in görüşü olup, Ahmed, İshak ve Ebu Sevr'den gelen bir rivayet de böyledir. Şuna dikkat etmek gerekir ki; şiğarın açıklamasında kızın sözkonusu edilmesi, bir örnektir. Daha önce geçen bir başka rivayette kızkardeş sözkonusu edilmişti. Nevevi der ki: Bu hususta kızların dışında kızkardeşlerin, erkek kardeşin kızlarının ve diğerlerinin öz kızlar gibi olduğunu ilim adamları ittifakla belirtmişlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يُحَدِّثُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ بِنْتُ عُمَرَ مِنْ خُنَيْسِ بْنِ حُذَافَةَ السَّهْمِيِّ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتُوُفِّيَ بِالْمَدِينَةِ ـ فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَتَيْتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَعَرَضْتُ عَلَيْهِ حَفْصَةَ فَقَالَ سَأَنْظُرُ فِي أَمْرِي. فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ لَقِيَنِي فَقَالَ قَدْ بَدَا لِي أَنْ لاَ أَتَزَوَّجَ يَوْمِي هَذَا. قَالَ عُمَرُ فَلَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ زَوَّجْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ. فَصَمَتَ أَبُو بَكْرٍ فَلَمْ يَرْجِعْ إِلَىَّ شَيْئًا، وَكُنْتُ أَوْجَدَ عَلَيْهِ مِنِّي عَلَى عُثْمَانَ، فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ خَطَبَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَنْكَحْتُهَا إِيَّاهُ، فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ لَعَلَّكَ وَجَدْتَ عَلَىَّ حِينَ عَرَضْتَ عَلَىَّ حَفْصَةَ فَلَمْ أَرْجِعْ إِلَيْكَ شَيْئًا. قَالَ عُمَرُ قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ أَبُو بَكْرٍ فَإِنَّهُ لَمْ يَمْنَعْنِي أَنْ أَرْجِعَ إِلَيْكَ فِيمَا عَرَضْتَ عَلَىَّ إِلاَّ أَنِّي كُنْتُ عَلِمْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ ذَكَرَهَا، فَلَمْ أَكُنْ لأُفْشِيَ سِرَّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوْ تَرَكَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبِلْتُهَا.
(Salim İbn Abdullah, babası) Abdullah İbn Ömer r.a.'dan tahdis ederek dedi ki: "Ömer'in kızı Hafsa, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından olup Medine'de vefat etmiş bulunan Sehm oğullarından Huneys İbn Huzafe'den dul kalınca (ne yaptığını anlatmak üzere) Ömer İbn el-Hattab dedi ki: Osman İbn Affan'a giderek ona Hafsa ile evlenmesini teklif ettim. O: Durumumu bir değerlendireceğim, dedi. Birkaç gün geçtikten sonra benimle karşılaştı ve: Bugünlerde evlenmeyi uygun görmedim, dedi. Ömer dedi ki: Ebu Bekir es-Sıddik ile karşılaştım. Arzu edersen seni Ömer'in kızı Hafsa ile evlendireyim, dedim. Ebu Bekir sustu, bana hiçbir cevap vermedi. Bundan dolayı Osman'dan daha çok ona içerIedim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hafsa'ya talip oldu. Ben de Hafsa'yı ona nikahladım. Ebu Bekir benimle karşılaşıp sordu: Bana Hafsa ile evlenmeyi teklif edip de sana hiçbir şekilde cevap vermeyişime içerlemiş olabilirsin, dedi. Ömer dedi ki: Evet, dedim. Ebu Bekir dedi ki: Bana yaptığın teklif dolayısıyla sana cevap vermeyişimin tek engeli, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu sözkonusu etmiş olduğunu bilişim idi. Ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir sırrını açıklamak istemedim. Eğer Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu almaktan vazgeçmiş olsaydı, ben onunla evlenmeyi kabul edecektim
Narrated `Abdullah bin `Umar:`Umar bin Al-Khattab said, "When Hafsa bint `Umar became a widow after the death of (her husband) Khunais bin Hudhafa As-Sahmi who had been one of the companions of the Prophet, and he died at Medina. I went to `Uthman bin `Affan and presented Hafsa (for marriage) to him. He said, "I will think it over.' I waited for a few days, then he met me and said, 'It seems that it is not possible for me to marry at present.' " `Umar further said, "I met Abu Bakr As-Siddique and said to him, 'If you wish, I will marry my daughter Hafsa to you." Abu Bakr kept quiet and did not say anything to me in reply. I became more angry with him than with `Uthman. I waited for a few days and then Allah's Messenger (ﷺ) asked for her hand, and I gave her in marriage to him. Afterwards I met Abu Bakr who said, 'Perhaps you became angry with me when you presented Hafsa to me and I did not give you a reply?' I said, 'Yes.' Abu Bakr said, 'Nothing stopped me to respond to your offer except that I knew that Allah's Apostle had mentioned her, and I never wanted to let out the secret of Allah's Messenger (ﷺ). And if Allah's Apostle had refused her, I would have accepted her
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عُمَرَ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ بِنْتُ عُمَرَ مِنِ ابْنِ حُذَافَةَ السَّهْمِيِّ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَهْلِ بَدْرٍ تُوُفِّيَ بِالْمَدِينَةِ ـ فَقَالَ عُمَرُ لَقِيتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَعَرَضْتُ عَلَيْهِ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ. فَقَالَ سَأَنْظُرُ فِي أَمْرِي. فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ لَقِيَنِي فَقَالَ بَدَا لِي أَنْ لاَ أَتَزَوَّجَ يَوْمِي هَذَا. قَالَ عُمَرُ فَلَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ.
İbn Ömer r.a.'den rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından ve Bedir'e katılanlardan olan Sehmoğullarından İbn Huzafe, Medine'de vefat edip de Ömer'in kızı Hafsa da dul kalınca Ömer (başvurduğu yolu anlatarak) dedi ki: Osman İbn Affan ile karşılaştım Ona (Hafsa ile evlenmesini) teklif ettim. İstersen sana Hafsalyı nikahlayayım, dedim. O: İşimi bir gözden geçireceğim, dedi. Birkaç gün böyle geçirdim. Sonra benimle karşılaşınca, bugün için evlenmemeyi uygun gördüm, dedi. Ömer dedi ki: Ebu Bekir ile karşılaştım. İstersen sana Hafsa'yı nikahlayayım, dedim
Narrated `Abdullah bin `Umar:When Hafsa, `Umar's daughter became a widow because of the death of her (husband) Ibn Hudhafa As-Sahmi who was one of the companion of the Prophet (ﷺ) and the one of the Badr warriors and died at Medina, `Umar said, "I met `Uthman bin `Affan and gave him an offer, saying, 'If you wish, I will marry Hafsa to you.' He said. 'I will think it over' I waited for a few days, then he met me and said, 'I have made up my mind not to marry at present' "`Umar added, "Then I met Abu Bakr and said to him, 'If you wish, I will marry Hafsa to you
حَدَّثَنَا مَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ نَافِعًا، يُحَدِّثُ أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ يَقُولُ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَبِيعَ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ، وَلاَ يَخْطُبَ الرَّجُلُ عَلَى خِطْبَةِ أَخِيهِ، حَتَّى يَتْرُكَ الْخَاطِبُ قَبْلَهُ، أَوْ يَأْذَنَ لَهُ الْخَاطِبُ.
İbn Ömer r.a.'dan, şöyle derdi: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birinizin diğerinin alışverişi üzerine alışveriş yapmasını yasakladığı gibi, bir adam kardeşinin talip olduğu kadına kendisinden önceki talip vazgeçmedikçe yahut talip ona izin vermedikçe talip olamaz
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) decreed that one should not try to cancel a bargain already agreed upon between some other persons (by offering a bigger price). And a man should not ask for the hand of a girl who is already engaged to his Muslim brother, unless the first suitor gives her up, or allows him to ask for her hand
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يُحَدِّثُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ قَالَ عُمَرُ لَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ. فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ خَطَبَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ إِنَّهُ لَمْ يَمْنَعْنِي أَنْ أَرْجِعَ إِلَيْكَ فِيمَا عَرَضْتَ إِلاَّ أَنِّي قَدْ عَلِمْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ ذَكَرَهَا فَلَمْ أَكُنْ لأُفْشِيَ سِرَّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوْ تَرَكَهَا لَقَبِلْتُهَا. تَابَعَهُ يُونُسُ وَمُوسَى بْنُ عُقْبَةَ وَابْنُ أَبِي عَتِيقٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ.
(Salim'in) Abdullah İbn Ömer r.a.'dan tahdis ettiğine göre; "Hafsa'nın dul kalmasından sonra Ömer İbn el-Hattab (ne yaptığını anlatarak) dedi ki: Ebu Bekir ile karşılaştım. Ona: Arzu edersen sana Ömer'in kızı Hafsa'yı nikahlayayım, dedim. Birkaç gün bekledim, daha sonra Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona talip oldu. Ebu Bekir benimle karşılaşınca dedi ki: Senin bana yaptığın teklifle ilgili olarak sana dönmemi engelleyen tek husus, benim Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu zikretmiş olduğunu bilişim idi. Çünkü ben Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sırrını açığa çıkartamazdım. Eğer onu istememiş olsaydı, ben (teklifin üzere) onu kabul edecektim
Narrated `Abdullah bin `Umar:"When Hafsa became a widow," `Umar said, "I met Abu Bakr and said to him, 'If you wish I will marry Hafsa bint `Umar to you.' I waited for a few days then Allah's Messenger (ﷺ) asked for her hand. Later Abu Bakr met me and said, 'Nothing stopped me from returning to you concerning your offer except that I knew that Allah's Messenger (ﷺ) had mentioned (his wish to marry) her, and I could never let out the secret of Allah's Messenger (ﷺ) . If he had left her, I would have accepted her
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلاَنِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَخَطَبَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنَ الْبَيَانِ لَسِحْرً".
İbn Ömer'den, dedi ki: "Şark tarafından iki adam gelip hutbe okudular. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Şüphesiz beyanın bir kısmı da bir büyüdür, diye buyurdu.'' Bu Hadis 5767 numara ile gelecektir Fethu'l-Bari Açıklaması: el-Mühelleb dedi ki: Bu hadisin bu başlık altında zikredilmesinin açıklaması şudur: Evlenmeye talip olanın, nikah esnasında -işinin kolaylaşması için bir hutbe irad etmesi (konuşma yapması)- meşru kılınmıştır. Bu hadis ile verilen hutbede söylenecek güzel sözler vasıtası ile ihtiyacı güzel bir şekilde karşılayabilme sonucuna ulaşmak için arzu edilen şeyin beyan ile ifade edilmesi, sihire benzetilmiş olmaktadır. Bunun böyle oluş sebebine gelince, nikah ile ilgili olarak velayet altında bulunan kadınların adının anılmaması, nefislerin tabiatında olan bir şeydir. İşte böyle bir isteksizliği ortadan kaldırmanın güzel bir yolunun bulunması, bir şeyi başka bir cihete yönlendiren sihir çeşitlerinden bir çeşit olarak değerlendirilmiştir. Nikah dolayısıyla yapılacak hutbenin tefsiri hususunda çeşitli hadisler varid olmuştur. Bunların en meşhurlarından birisi de Sünen sahiplerinin rivayet edip, Ebu Avane ve İbn Hibban'ın sahih olduğunu belirttikleri Abdullah İbn Mesud'dan merfu olarak gelen ve şöyle ce başlayan hadistir: "Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. Ona hamd eder, O'ndan yardım diler, günahlarımızı bağışlamasını niyaz ederiz ... " Tirmizi, bu hadis için "hasen bir hadistir" demiştir. Yine Tirmizi şöyle demiştir: İlim ehli şunu söyler: Nikah hutbesiz de caizdir. Aynı zamanda bu, Süfyan es-Sevri'nin ve ondan başka çeşitli ilim ehlinin de görüşüdür
Narrated Ibn `Umar:Two men came from the east and delivered speeches, and the Prophet (ﷺ) said, "Some eloquent speech has the influence of magic." (e.g., some people refuse to do something and then a good eloquent speaker addresses them and then they agree to do that very thing after his speech)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا دُعِيَ أَحَدُكُمْ إِلَى الْوَلِيمَةِ فَلْيَأْتِهَا ".
Abdullah İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden bir kimse düğün yemeğine davet edilecek olursa, ona gitsin. " Bu Hadis 5179 numara ile gelecektir inşaallah
Narrated `Abdullah bin `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "If anyone of you is invited to a wedding banquet, he must go for it (accept the invitation)
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا نَتَّقِي الْكَلاَمَ وَالاِنْبِسَاطَ إِلَى نِسَائِنَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَيْبَةَ أَنْ يُنْزَلَ فِينَا شَىْءٌ فَلَمَّا تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم تَكَلَّمْنَا وَانْبَسَطْنَا.
İbn Ömer radiyallahu anh'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde hakkımızda bir şeyler nazil olur korkusu ile kadınlarımız ile konuşmaktan, onlara karşı açılıp yayılmaktan (haklarında kusurlu davranmaktan) çekinirdik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat ettikten sonra hem konuşmaya başladık, hem de (onlara karşı kusurda) açılıp yayıldık." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Şüphesiz kaburga kemiğinin en eğri tarafı, en üst tarafıdır." Allah Rasulü bunu, kırma anlamını pekiştirmek için söz konusu etmiştir. Çünkü düzeltme gereği üst tarafında daha açıkça görülür yahut bununla kadının kaburga kemiğinin en eğri kısmından yaratıldığına işaret edilmektedir. Böylelikle kadınlar hakkında bu sıfatın sabit olduğu mübalağa yoluyla ifade edilmiş olur. Bunun, kadının en üst tarafına bir örnek olarak verilmiş olması ihtimali de vardır. Çünkü kadının en üst tarafı başıdır ve dili de başındadır. Eziyet de ondan hasıl olur. "Sen onu düzeltmeye kalkışırsan, onu kırarsın." Buradaki zamir, kaburga kemiğine aittir, kaburga kemiğinin en üst tarafına değil. Bundan önceki rivayette ise: "Onu düzeltmek istersen onu kırarsın" denilmiştir ki onda da zamir yine kaburga kemiğine aittir. Bu laflZ hem müzekker, hem müennes olarak da kullanılır. Bununla birlikte kadına ait olma ihtimali de vardır. Bunu, daha sonra gelen: "Ve eğer onunla (kadınla) faydalanırsan" ifadesi desteklemektedir. Kaburga kemiğinin kırılması ile boşamanın kastedilme ihtimali vardır. Nitekim Süfyan'ın Ebu'z-Zinad'dan diye Müslim'de yer alan rivayetinde bu açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır: "Eğer sen onu (kaburga kemiğini) düzeltmeye kalkışırsan onu kırarsın. Onu kırmak ise kadını boşamak demektir." "Eğer onu kendi haline bırakırsan ... " Yani onu düzeltmeyecek olursan "eğri kalmaya devam eder." " ... Tavsiyemi kabul edin ... " Yani ben onlar hakkında size hayır tavsiye ediyorum. Siz de onlar hakkındaki bu tavsiye mi kabul edin ve gereğince amel edin. "Kadınlar hakkında hayır tavsiyemi kabul edin" ifadesinde onları rıfk ile, yumuşaklık ile düzeltmeye bir işaret var gibidir. Öyle ki, düzeltmeye çalışırken aşırıya gitmesin. O takdirde kaburga kemiği kırılır. Onu olduğu halde de bırakmasın, eğriliği devam eder. Müellif Buhari bundan sonraki başlığı "Kendinizi ve ailelerinizi öyle bir ateşten koruyunuz ki ... "(Tahrim, 6) diye tespit etmek ile buna işaret etmiş bulunmaktadır. Böylelikle buradan, tabiatında bulunan eksikliği aşarak fiilen masiyet işlemeye ya da vacib olanı terk etmeye kadar gittiği takdirde, bu eğri halinde terk etmemesi gerektiği de anlaşılmaktadır. Maksat, onu mubah olan hususlarda eğri hali üzerinde bırakmaktır. Hadis-i şerifte nefisleri kendisinedoğru çekmek ve kalbieri ısındırmak için güzel bir şekilde muamelenin teşvik edildiği anlaşıldığı gibi, kadınları affetmek, onların eğriliklerine sabredip katlanmak suretiyle idare etmeye de işaret bulunmaktadır. Çünkü onları mutlaka değiştirmeye kalkışanlar, onlardan yararlanmak imkanını kaybeder. Oysa insanın kendisi ile süklin bulacağı bir kadına, hayatında yardımını alacağı bir kadına ihtiyacı vardır. Sanki şöyle buyurmuş gibidir: Ondan faydalanmak, ancak ona sabredip katlanmakla mümkün olabilir
Narrated Ibn `Umar:During the lifetime of the Prophet (ﷺ) we used to avoid chatting leisurely and freely with our wives lest some Divine inspiration might be revealed concerning us. But when the Prophet (ﷺ) had died, we started chatting leisurely and freely (with them)
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ، فَالإِمَامُ رَاعٍ وَهْوَ مَسْئُولٌ وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِهِ وَهْوَ مَسْئُولٌ وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى بَيْتِ زَوْجِهَا وَهْىَ مَسْئُولَةٌ، وَالْعَبْدُ رَاعٍ عَلَى مَالِ سَيِّدِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ، أَلاَ فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ ".
Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hepiniz çobansınız ve hepiniz sorumlusunuz. İmam, bir çobandır ve o sorumludur. Erkek, aile halkı üzerinde bir çobandır ve o sorumludur. Kadın, kocasının evinde bir çobandır ve o sorumludur. Köle, efendisinin malı üzerinde bir çobandır ve o sorumludur. Şunu bilin ki hepiniz çobansınız ve hepiniz sorumlusunuz." Açıklama: Bu hadise dair yeterli açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Ahkam bölümünün baş taraflarında (7138. hadiste) gelecektir
Narrated `Abdullah bin `Umar:The Prophet (ﷺ) said, "Everyone of you is a guardian and everyone of you is responsible (for his wards). A ruler is a guardian and is responsible(for his subjects); a man is a guardian of his family and responsible (for them); a wife is a guardian of her husband's house and she is responsible (for it), a slave is a guardian of his master's property and is responsible (for that). Beware! All of you are guardians and are responsible (for your wards)
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالأَمِيرُ رَاعٍ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ، وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى بَيْتِ زَوْجِهَا وَوَلَدِهِ، فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ".
İbn Ömer r.a.'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden sorumlusunuz. Emir (yönetici) bir çobandır, koca ailesi halkı üzerinde bir çobandır, kadın kocasının evi ve çocukları üzerinde bir çobandır. Hülasa hepiniz birer çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadın kocasının evinde bir çobandır." Bu başlık altında İbn Ömer yoluyla gelen hadisi zikretmiş bulunmaktadır. Bu hadise dair yeterli açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Ahkam bölümünde (7138.hadiste) gelecektir
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said, "All of you are guardians and are responsible for your wards. The ruler is a guardian and the man is a guardian of his family; the lady is a guardian and is responsible for her husband's house and his offspring; and so all of you are guardians and are responsible for your wards
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا، ثُمَّ لِيُمْسِكْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ، ثُمَّ تَطْهُرَ، ثُمَّ إِنْ شَاءَ أَمْسَكَ بَعْدُ وَإِنْ شَاءَ طَلَّقَ قَبْلَ أَنْ يَمَسَّ، فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ ".
Abdullah İbn Ömer radiyallahu anh'dan rivayete göre o, hanımını Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem döneminde ay hali iken boşadı. Ömer İbn el-Hattab r.a. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e buna dair soru sorunca Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ona emret, ona dönsün. Sonra ay halinden temizleninceye kadar, sonra ay hali oluncaya, sonra bir daha temizleninceye kadar tutsun. Daha sonra da dilerse onu (nikahı altında) tutsun, dilerse de dokunmadan boşasın. İşte yüce Allah'ın kadınların kendisine doğru geldiklerinde (içinde) boşanmalarını emir buyurduğu iddet budur" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Talak (boşama) sözlükte bağı çözmek demektir. Salmak ve terk etmek demek olan ıtlak'tan türemiştir. Şeriatte ise, (terim olarak) evlilik düğümünü çözmekten ibarettir. Talak haram, mekruh, vacib, mendub yahut caiz olabilir. Birinci hal (haram) bid'i (bidat) talak olması durumunda söz konusudur. Bunun da çeşitli şekilleri vardır. İkinci hal (mekruh) ise: Evlilik düzgün bir halde gitmekle birlikte sebepsiz meydana gelmesi halinde söz konusudur. Üçüncü hal (vacib) olması da çeşitli şekillerde söz konusudur. Bunlardan birisi, aralarındaki geçimsizlik dolayısıyla hakemlik yapan iki kişinin, aralarında anlaşmazlığı tespit etmeleri üzerine bunu uygun görmeleridir. Dördüncü hal (mendub) ise kadının iffetli olmaması halidir. Beşincisine (caiz oluşa) gelince, Nevevıbunu kabul etmemektedir. Başkaları ise erkeğin nikahı altındaki hanım ı istememesi, onun eş olarak külfetlerini gönül hoşluğu ile yüklenmemesi ve ondan faydalanma maksadının da hasıl olmaması hali hakkında düşünmüşlerdir. İmam (Şafil) böyle bir durumda talakın mekruh olmayacağını, sarih bir şekilde ifade etmiş bulunmaktadır. Yüce Allah'ın: "Ey Nebi! Kadınları boşadığınız zaman iddetleri vaktinde boşayın ve o iddeti ihsa edin. "(Taluk, 1) buyruğuna gelince, buradaki: "Kadınları boşadığınız zaman" buyruğu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yönelik bir hitap olup, tazim kastıyla yahut ümmetinin de onunla birlikte muhatap alınması kastıyla çoğulolarak zikredilmiştir. Bu durumda ifadenin takdiri: Ey Nebi ve onun ümmeti, şeklindedir. Buyruğun: Ümmetine de söyle, ifadesinin takdiri üzere olduğu söylenmiş ise de ikincisi daha uygundur. "İddetleri vaktinde", yani iddete başlamaları halinde demektir. İbn Abbas: İddetlerine doğru diye açıklamıştır. Bunu da Taberi sahih bir senedIe rivayet etmiştir. "Sünnete uygun talak, cima' olmaksızın temiz iken hanımını boşamasıdır." Taberi sahih bir sened ile İbn Mesud'dan yüce Allah'ın: "İddetleri vaktinde boşayın" buyruğu ile ilgili olarak şunu söylediğini rivayet etmektedir: Cima' olmamış, temizlik halinde demektir. Ayrıca bunu ashab-ı kiram'dan bir topluluktan, aynı şekilde onlardan sonra gelenlerden de bir topluluktan diye rivayet etmiş bulunmaktadır. "Ve iki şahit tutması." Bu da yüce Allah'ın: "Aranızdan adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. "(Talak, 2) buyruğundan alınmıştır ki bu da açıkça anlaşılan bir husustur. O bu sözleriyle de sanki İbn MerdCıye'nin, İbn Abbas'tan diye naklettiği şu rivayete de işaret etmiş gibidir: "Muhacirlerden bazıları iddete dikkat etmeksizin hanımlarını boşuyorlar ve şahit tutmaksızın da ric'at yapıyorlar (hanımlarına geri dönüyorlarldı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu." Fukaha, talakı Sünnı (sünnete uygun), bid'i (bid'at) ve herhangi bir vasfı olmayan üçüncü bir tür olmak üzere üç kısma ayırmışlardır. Birincisi ile ilgili açıklama geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, hanımını ay hali iken yahut cima'da bulunduğu ve hamile olup olmadığı belli olmayan bir halde iken boşamasıdır. Üçüncü tür talak ise, ay hali olmayacak kadar küçük yaşta olan yahut ay halinden kesilmiş ya da doğum yapması yaklaşmış hamile olan eşini boşamasıdır. Ay hali olan kadını boşamanın haram oluşundan şu haller istisna edilir: 1- Eğer kadın hamile olup kan görse -ve biz de hamile olan kadının ay hali olabildiği görüşünü benimsiyor ise ki onu boşamak bid'at talak olmaz. Özellikle de bu gördüğü kan, doğumuna yakın olursa. 2- Hakim, kölenin hanımının boş olduğuna hüküm verse ve verdiği bu hüküm esnasında da kadın ay hali ise. 3- Aynı şekilde hakemler aradaki anlaşmazlığı çözmek için tek yol olarak boşamayı uygun görmüşlerse. 4- Hul'de böyledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. (Ay hali iken boşanmış olan kadına) ric'at yapmanın (talaktan geri dönmenin) vücubu hususunda görüş ayrılığı vardır. Malik ve bir rivayete göre Ahmed bu görüştedir. Ancak ondan meşhur olan görüş -ki bu aynı zamanda cumhurun da görüşüdür- ric'at yapmak müstehabdır. Buna da nikahı akdetmenin vacip 01mayışını delil göstermişlerdir. O halde devamının hükmü de budur derler. Fakat Hanemerden "el-Hidaye" müellifi bu durumda ric'atin vacip olduğu görüşünün sahih olduğunu belirtmiştir. Bunun vacip olduğunu söyleyenlerin lehine delil, bunu öngören emrin varid oluşudur. Çünkü talak ay halinde haram olduğuna göre, bu halde nikahın devam ettirilmesi de vacibdir. Eğer ay halinde iken eşini boşamış olan bir kimse hanımı temizleninceye kadar bunu sürdürse, Malik ve mezhebine mensup ilim adamlarının çoğunluğu ona ric'at yapmaya zorlanır, demişlerdir. Ancak iddetin bitmesi halinde ric'atin söz konusu olmayacağı hususu üzerine ittifak ettikleri gibi, zevcesi ile gerdeğe girmeden önce ay hali iken talak vermiş olduğu takdirde -Züfer'den gelen nakil dışında- ric'at yapmakla emrolunmayacağını fukaha ittifakla kabul etmişlerdir. "Sonra onu tutsun", yani nikahı altında tutmaya devam etsin. "Temizleninceye, sonra ay hali oluncaya, sonra tekrar temizleninceye kadar." Bundaki hikmetin ne olduğu hususunda ihtilaf vardır. Şafii der ki: Bununla -yani Nafi'in, İbn Ömer'den diye naklettiği belirtilenler ile- önce tam bir temizlik, sonra tam bir ay hali ile rahminin hamilelikten uzak olduğunun ortaya çıkarılıp anlaşılmasını istemiş olması muhtemeldir. Böylelikle hanımını boşadıktan sonra iddetinin, gebe ise doğum yapmakla mı, yoksa değilse ay hali görmekle mi olacağını bilmiş olacaktır. Yahut hanımının hamile olduğunu bildikten sonra ve ne yaptığının da şuurunda olarak boşamasını sağlamak istemiştir. Çünkü hamile olduğu için onu nikahı altında tutmak isteyebilir ya da eğer hanımı hamile değilken (hamile olduğunu bilmiyorken) boşanmayı istemişse (hamile olduğunu anladıktan sonra) bundan vazgeçebilir. Bir diğer görüşe göre bu husustaki hikmet, ric'atin (ric'ı talakta boşamaktan vazgeçmenin) boşamak maksadı ile yapılmamasını sağlamaktır. Eğer o eşini boşaması kendisi için helal olan bir süre tutacak olur.sa ric'atin faydası da ortaya çıkar. Çünkü bu süre zarfında onunla birlikte uzun süre kalabilir. Bu halde iken onunla cima' yapabilir ve böylelikle içinde onu boşamasına sebep teşkil eden husus kaybolup gider ve onu nikahı altında tutmaya devam edebilir. Bir başka açıklama şöyledir: Hanımını içinde boşadığı ay halinden sonraki temizlik, bir kur' (temizlik hali) gibidir. Eğer bu halde iken onu boşayacak olursa ay hali olan hanımını boşamış kimse durumunda olur. Halbuki ay hali iken boşamak yasaklanmıştır. O halde ikinci temizliğe kadar boşamayı ertelemesi gerekir. Boşamanın ve ric'atin yapıldığı ay halinin akabindeki temizlikte hanımını boşamanın cevazı hususunda görüş ayrılığı vardır. Şafii alimlerinin bu hususta iki görüşü bulunmaktadır. Bunların daha sahih olanı bu talakın yapılamayacağıdır. Malikılerin bu husustaki açıklamaları ise boşamayı ertelemesinin müstehap olmasını gerektirmektedir. İbn Teymiye elMuharrar adlı eserinde şunları söylemiştir: Böyle bir ay hali akabindeki temizlikte hanımına talak vermez. Çünkü bu bir bid'attir. Ondan -yani Ahmed'den- bunun caiz olduğu da nakledilmiştir. Hanefı mezhebindeki fıkıh kitaplarında Ebu Hanife'den bunun caiz olduğunu belirttiği nakledilmektedir. Ebu Yusuf ve Muhammed'den ise bunu kabul etmedikleri bildirilmiştir. Bunun caiz oluşu şöyle açıklanır: Talakın haram oluşu, eşinin ay hali olmasından ötürüdür. Eğer temizlenecek olursa haram olmayı gerektiren sebep de ortadan kalkmış olur. Böylelikle bu temizlik halinde onu boşamak, bundan sonraki temizlik halinde caiz olduğu gibi aynı şekilde daha önceki ay halinde talak vermemiş olduğu temizlik halinde onu boşaması caiz olduğu gibi caizdir. Bunu kabul etmeyenlerin delillerini ise zikretmiş bulunmaktayız. Bu delillerden birisi de şudur: Eğer bu ay hali akabinde (temizlik halinde) hanımını boşayacak olursa daha önce ona onu boşamak üzere ric'at yapmış gibi olur. Bu ise ric'atin amacının aksinedir. Çünkü ric'at tekrar kadını nikahın kapsamına geri döndürmek için meşru kılınmıştır. Bundan dolayı da (Allah Rasulü) buna imsak (nikahı altında tutmak) adını vermiş ve bu temizlik halinde onu tutmasını, bu temizlik halinde onu boşamayıp bir daha ay hali olup daha sonra da tekrar temizleninceye kadar beklemesini emir buyurmuştur. Böylelikle ric'atin nikah altında tutmak için ve boşamak amacıyla yapılmamış olmasının sağlanması istenmiştir. "Daha sonra dilerse (nikahı altında) tutar, dilerse ona dokunmadan talak verir." Eyyub yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Sonra da ona dokunmadan, onu boşar." Muhammed İbn Abdurrahman'ın Salim'den rivayetinde ise "Sonra ya temiz iken ya da hamile olduğu halde onu boşasın" denilmektedir. Kadının hamileliğinin ortaya çıkmış olduğu temizlik halinde hanımı ile cima' etmiş kimsenin hanımını boşamasının haramlığından bu hali istisna edenler, buradaki fazlalığı delil göstermişlerdir. Buna göre böyle bir talak haram olmaz. Bundaki hikmet ise şudur: Hamilelik belli olduktan sonra koca artık basiret üzere bu işe kalkışmış demektir. Bundan dolayı da vereceği talaktan ötürü pişman olmaz. Bu fazlalıktaki "temiz iken" sözünden maksatdın, ay hali kanının kesilmesi mi yoksa gusül ile temizlenmesi mi olduğu hususunda iki görüş vardır. Her ikisi de Ahmed'den gelmiş iki ayrı rivayettir. Tercihe değer olan ise ikincisidir. Çünkü Nesaı, Mu'temir İbn Süleyman yoluyla, Ubeydullah İbn Ömer'den, o Nafi'den diye bu olayda şunları söylemektedir: "Abdullah'a emret de ona (hanımına) dönsün. Sonraki ay halinden temizlenip guslettiği takdirde ona dokunmaksızın onu boşasın. Eğer onu nikahı altında tutmak istiyorsa tutsun." İşte bu, Nebi efendimizin: "Temizlendi mi" buyruğunu tefsir etmekte, açıklamaktadır. O halde ona göre anlaşılmalıdır. Buradan şu fer'ı hüküm de çıkmaktadır: Acaba iddet, kanın kesilmesi ile mi sona erer ve ric'at imkanı ortadan kalkar yoksa gusletmek mutlaka gerekli midir? Bu hususta da görüş ayrılığı vardır. Hülasa ay hali ile ilgili hükümler iki türlüdür: Birincisi kanın kesilmesi ile zeval bulur. (Bundan sonra) guslün ve oruç tutmanın sahih oluşu, namazın zimmette borç oluşu gibi, ikincisi ise ancak gusül ile zail olur. Namazın ve tavafın sıhhati, mescidde kalmanın caiz oluşu gibi. Bu durumda talak (boşama) birinci türden midir, ikinci türden midir? Nebi efendimizin: "Sonra onu temiz ya da hamile iken boşasınıf buyruğunu hamile olan kadını boşamak Sünnı (sünnete uygun) bir boşamadır, diyenler delil almışlardır. CumhOrun görüşü de budur. Ahmed'den gelen bir rivayete göreise böyle bir talak ne sünnıdir, ne de bid'ıdir (sünnete uymayan, bid'at talaktır). "İşte yüce Allah'ın, kadınları içinde oldukları halde boşamalarını emir buyurduğu" yani izin verdiği "iddet budur." Yüce Allah'ın: "O kadınları iddetleri içinde boşayınız" buyruğu ise "iddetlerinin başlangıç vaktinde boşayınız", demektir
Narrated `Abdullah bin `Umar:that he had divorced his wife while she was menstruating during the lifetime of Allah's Messenger (ﷺ) . `Umar bin Al-Khattab asked Allah's Messenger (ﷺ) about that. Allah's Messenger (ﷺ) said, "Order him (your son) to take her back and keep her till she is clean and then to wait till she gets her next period and becomes clean again, whereupon, if he wishes to keep her, he can do so, and if he wishes to divorce her he can divorce her before having sexual intercourse with her; and that is the prescribed period which Allah has fixed for the women meant to be divorced
وَقَالَ أَبُو مَعْمَرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ حُسِبَتْ عَلَىَّ بِتَطْلِيقَةٍ.
Ve Ebû Ma'mer şöyle dedi: Bize Abdulvâris tahdîs etti. Bize Eyyûb, Saîd ibn Cubeyr'den tahdîs etti. ki, İbn Omer: Bu, benim üzerime (Peygamber tarafından) bir boşama hesâb edildi, demiştir
Narrated Ibn `Umar:(Divorcing my wife during her menses) was counted as one legal divorce
وَقَالَ لِي إِسْمَاعِيلُ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، إِذَا مَضَتْ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ يُوقَفُ حَتَّى يُطَلِّقَ، وَلاَ يَقَعُ عَلَيْهِ الطَّلاَقُ حَتَّى يُطَلِّقَ. وَيُذْكَرُ ذَلِكَ عَنْ عُثْمَانَ وَعَلِيٍّ وَأَبِي الدَّرْدَاءِ وَعَائِشَةَ وَاثْنَىْ عَشَرَ رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Nafi'den, o İbn Ömer’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Dört ay geçtiği takdirde erkek boşayıncaya kadar durdurulur ve kendisi talak vermedikçe hakkında talaka hüküm verilmez." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın: 'Hanımlanyla cinsi temasta bulunmamaya yemin edenler için dört ay beklemek vardır.'(Bakara, 226) buyruğu." Taberl, İbrahim en-Nehai/den şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: Fey' (dönüş) dil ile hanımına dönmek (ric'at yapmak)tir. Benzeri bir açıklama Ebu Kılabe'den de nakledilmiştir. Said İbn el-Müseyyeb, el-Hasen ve İkrime'den de şöyle dedikleri rivayet edilmektedir: Fey' (dönüş), dma' etmesi hususunda engeli bulunan kimse için kalp ve dil ile, başkası için ise cima' ile dönmek demektir. İbn Mesud'un -aralarında Alkame de vardır- ashabından gelen rivayet yoluyla da bunun gibi bir açıklama nakledilmiştir. Yine Said İbn el-Müseyyeb 'den gelen bir rivayete göre: Şayet bir gün yahut bir ay hanımıyla konuşmamaya yemin ederse bu bir 'Hadır. Ancak onunla konuşmaksızın dma' yapıyorsa Ila yapmamış olur. el-Hakem yoluyla Miksem'den, o İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Fey' (dönüş), dma' demektir. Mesruk, Said İbn Cubeyr ve eş-Şa'bi'den de bunun gibi bir rivayet gelmiştir. Onlardan gelen bu görüşlerin senedieri güçlü senedIerdir. Taberi der ki: Bu husustaki görüş ayrılıkları ila'nın tarifindeki ayrılıklardan kaynaklanmaktadır. Onu özellikle dma'ı terk etmeye tahsis edenler: Fiilen dma' da bulunmadıkça dönmüş olmaz, derler. ila hanımı ile konuşmamaya yahut onu kızdırmaya, kötülük yapmaya ya da buna benzer bir maksat ile yemin etmektir. Bu şekilde tanımlayanlar ise fey' (dönüş) için dma'ı şart koşmazlar. Aksine bu halde yapmamayı yemin ettiği için yapmakla dönmüş olur .. İbn Şihab'dan şöyle dediği nakledilmiştir: Kişi hanımından ayrı kalmak suretiyle ona zarar vermek istediği husus hakkında Allah adına yemin etmedikçe ila olmaz. Eğer ona zarar vermeyi kastetmemişse bu yemini ıla olmaz. Ali, İbn Abbas, el-Hasen ve bir başka grup yoluyla gelen rivayete göre de kızgınlık hali dışında Ila olmaz. Eğer süt emmekte olan çocuğunun annesinin hamile kalması korkusuyla sütünün bozulacağından endişeienmesi gibi bir sebebe bağlı olarak hanımıyla temasta bulunmamaya yemin edecek olursa bu ıla olmaz. Şa'bi yoluyla da şu rivayet nakledilmiştir: Erkek ile hanımı arasında engel teşkil eden her yemin bir ıladır. el-Kasım 'dan ve Salim'den: Bir sene zarfında seninle konuşacak olursam sen benden boşsun: deyip, dört ay geçtikten sonra onunla konuşmayacak olursa hanımının boş olacağı, eğer bir seneden önce de onunla konuşursa aynı şekilde hanımının ondan boş olacağı belirtilmiştir. Yine ıla'nın cumhur nezdinde kabul edilen hükümleri arasında şunlar da vardır: Yemini dört ay ve daha fazla bir süre için olmalıdır. Eğer daha az bir süre için yemin ederse !La yapmış olmaz. İshak dedi ki: Eğer bir ya da daha fazla gün süresince dma' yapmamak üzere yemin ederse, sonra da dört ay geçinceye kadar onunla dma' etmezse bu bir iladır. Tabilnden birisinden de bunun gibi bir görüş nakledilmiş olmakla birlikte çoğunluk bunu kabul etmemiştir. Buharl'nin daha sonra da Tirmizi'nin, Enes yoluyla gelen hadisi ıla başlığı altında zikretmeleri ise bu hususta İshak'ın da muvafakat etmesini gerektirmektedir. Bunlar yüce Allah'ın: "Dört ay beklemek vardır" buyruğunu ıla yapan kimse için tanınacak süre olarak anlamışlardır. Eğer bu süreden sonra dönerse mesele yok, aksi takdirde boşaması emredilir. Abdurrezzak, İbn Cüreyc'den, o Ata'dan şunu rivayet etmektedir: "Eğer hanımına yaklaşmamak üzere yemin etse, süre belirlemiş olsun ya da olmasın dört ay geçtiği takdirde" yani ılanın hükmünü yerine getirmesi istenir. Said İbn Mansur da el-Hasen el-Basri'den şunu rivayet etmektedir: "Koca, karısı için: Allah'a yemin ederim bu gece ona yaklaşmayacağım dese ve o yemini dolayısıyla da dört ay karısını terk etse, bu bir ıladır." Taberi de İbn Abbas'tan şu hadisi -rivayet etmektedir: "Cahiliye döneminde Ilanın süresi bir ve iki yıl idi. Şanı yüce Allah onlar için dört aylık bir süre tayin etti. Her kimin ılası (yaklaşmayacağına dair yemini) dört aydan daha az olursa bu bir ıla değildir." "Dört ay geçtiği takdirde durdurulur." el-Küşmıhenı'nin rivayetinde "onu durdurur" şeklindedir. "Talak verinceye kadar ve kendisi talak vermedikçe talak yapmış olmaz." Şafil de bunu böylece Malik'ten rivayet etmiş ve ayrıca: ''Ya ıla yaptığı karısını boşar yahut ona döner" ziyadesi ile zikretmiştir. Said İbn Mansur, AbduITahman İbn Ebi Leyla yoluyla şunu rivayet etmektedir: "Ben Ali'nin bir adamı dört ay dolunca er-Rahbe'de durdurduğunu ve ya hanımına dönmesini ya da onu boşamasını istediğini gördüm." Bunun da senedi aynı şekilde sahihtir. Bunun ashab-ı kiramdan on iki kişiden gelmiş bir rivayet olarak tespitine gelince, Buharı bunu et-Tarih 'inde Abdu Rabbih İbn Said yoluyla, Zeyd İbn Sabit'in azadlısı Sabit İbn Ubeyd'den, o Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından on iki kişiden diye rivayet etmiştir. Bunların hepsi: "lıa bu hususta (kararını verinceye kadar) durdurulmadıkça talak olmaz" demişlerdir. Şafii bunu bu yoldan rivayet etmiş ve: "On küsur kişi" demiştir. İsmail el-Kadı de Yahya İbn Said el-Ensari yoluyla Süleyman İbn Yesar'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından on küsur kişiye yetiştim. Onlar dediler ki: Ila durdurulmadıkça talak olmaz
Ibn `Umar added:"When the period of four months has expired, the husband should be put in prison so that he should divorce his wife, but the divorce does not occur unless the husband himself declares it. This has been mentioned by `Uthman, `Ali, Abu Ad-Darda, `Aisha and twelve other companions of the Prophet (ﷺ)
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْفِتْنَةُ مِنْ هَا هُنَا ". وَأَشَارَ إِلَى الْمَشْرِقِ.
İbn Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Ben. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Fitne işte buradan çıkacaktır. Bu arada doğuya işaret buyurdu
Narrated Ibn `Umar:I heard the Prophet (ﷺ) saying, "Afflictions will emerge from here," pointing towards the East
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا جَبَلَةُ بْنُ سُحَيْمٍ، سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الشَّهْرُ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". يَعْنِي ثَلاَثِينَ، ثُمَّ قَالَ " وَهَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". يَعْنِي تِسْعًا وَعِشْرِينَ يَقُولُ، مَرَّةً ثَلاَثِينَ وَمَرَّةً تِسْعًا وَعِشْرِينَ.
İbn Ömer'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ay şöyledir, şöyledir, şöyledir diye buyurdu. Otuz gün çektiğini kastediyordu. Sonra da şöyledir, şöyledir ve şöyledir diye buyurdu. Bununla da yirmi dokuz gün çektiğini kastediyordu. Yani bazen otuz gün, bazen yirmi dokuz gün çeker demek istiyordu
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (holding out his ten fingers thrice), said, "The month is thus and thus and thus," namely thirty days. Then (holding out his ten fingers twice and then nine fingers), he said, "It may be thus and thus and thus," namely twenty nine days. He meant once thirty days and once twenty nine days
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَّقَ بَيْنَ رَجُلٍ وَامْرَأَةٍ قَذَفَهَا، وَأَحْلَفَهُمَا.
Nafi'den rivayete göre İbn Ömer r.a. ona şunu haber vermiştir: "Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem karısına zina isnadında bulunan bir erkek ile karısını ayırdı ve onlara yemin ettirdi
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) separated (divorced) the wife from her husband who accused her for an illegal sexual intercourse, and made them take the oath of Lian