deneme

Abdullah b. Ömer Rivayetleri

1.802 hadis bulundu · sayfa 15/91

Sahîh-i Buhârî No. 3751 Sahih

حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، وَصَدَقَةُ، قَالاَ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ وَاقِدِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ ارْقُبُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فِي أَهْلِ بَيْتِهِ‏.‏

İbn Ömer r.a. dedi ki: "Ebu Bekir dedi ki: Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hatırını Ehl-i Beyti hususunda gözetiniz

Narrated Ibn `Umar:Abu Bakr used to say, "Look after Muhammad (ﷺ) in (looking after) his family

Sahîh-i Buhârî No. 3826 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَقِيَ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ بِأَسْفَلِ بَلْدَحَ، قَبْلَ أَنْ يَنْزِلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْوَحْىُ فَقُدِّمَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سُفْرَةٌ، فَأَبَى أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا ثُمَّ قَالَ زَيْدٌ إِنِّي لَسْتُ آكُلُ مِمَّا تَذْبَحُونَ عَلَى أَنْصَابِكُمْ، وَلاَ آكُلُ إِلاَّ مَا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ‏.‏ وَأَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرٍو كَانَ يَعِيبُ عَلَى قُرَيْشٍ ذَبَائِحَهُمْ، وَيَقُولُ الشَّاةُ خَلَقَهَا اللَّهُ، وَأَنْزَلَ لَهَا مِنَ السَّمَاءِ الْمَاءَ، وَأَنْبَتَ لَهَا مِنَ الأَرْضِ، ثُمَّ تَذْبَحُونَهَا عَلَى غَيْرِ اسْمِ اللَّهِ إِنْكَارًا لِذَلِكَ وَإِعْظَامًا لَهُ‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beldah denilen yerin alt taraflarında kendisine vahiy nazil olmadan önce Zeyd b. Amr b. Nufeyl ile karşılaştı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne bir sofra serildi. Ondan yemek istemedi. Daha sonra Zeyd dedi ki: Ben sizlerin putlarınız üzere kestiklerinizden yemem. Ben ancak üzerine Allah'ın adı anılarak kesilenleri yerim. Şüphesiz Zeyd b. Amr Kureyşlilerin kestiği hayvanları ayıplar ve şöyle derdi: Koyunu yaratan Allah'tır. Ona sema'dan su indirdi, yerden de ona ot bitirdi. Daha sonra sizler onu Allah'tan başkası adına kesiyorsunuz. Böylece onların yaptıklarını reddediyar ve (vebali) pek büyük bir iş yaptıkları kanaatinde olduğunu açığa vurmuş oluyordu." Bu Hadis 5499 numara ile gelecektir

Narrated 'Abdullah bin 'Umar: The Prophet (ﷺ) met Zaid bin 'Amr bin Nufail in the bottom of (the valley of) Baldah before any Divine Inspiration came to the Prophet. A meal was presented to the Prophet (ﷺ) but he refused to eat from it. (Then it was presented to Zaid) who said, "I do not eat anything which you slaughter in the name of your stone idols. I eat none but those things on which Allah's Name has been mentioned at the time of slaughtering." Zaid bin 'Amr used to criticize the way Quraish used to slaughter their animals, and used to say, "Allah has created the sheep and He has sent the water for it from the sky, and He has grown the grass for it from the earth; yet you slaughter it in other than the Name of Allah. He used to say so, for he rejected that practice and considered it as something abominable

Sahîh-i Buhârî No. 3827 Sahih

قَالَ مُوسَى حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ تُحُدِّثَ بِهِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ، يَسْأَلُ عَنِ الدِّينِ وَيَتْبَعُهُ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ الْيَهُودِ، فَسَأَلَهُ عَنْ دِينِهِمْ، فَقَالَ إِنِّي لَعَلِّي أَنْ أَدِينَ دِينَكُمْ، فَأَخْبِرْنِي‏.‏ فَقَالَ لاَ تَكُونُ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ زَيْدٌ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُهُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا‏.‏ قَالَ زَيْدٌ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ‏.‏ فَخَرَجَ زَيْدٌ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ النَّصَارَى، فَذَكَرَ مِثْلَهُ، فَقَالَ لَنْ تَكُونَ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ وَلاَ مِنْ غَضَبِهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا‏.‏ قَالَ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ‏.‏ فَلَمَّا رَأَى زَيْدٌ قَوْلَهُمْ فِي إِبْرَاهِيمَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ خَرَجَ، فَلَمَّا بَرَزَ رَفَعَ يَدَيْهِ فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَشْهَدُ أَنِّي عَلَى دِينِ إِبْرَاهِيمَ‏.‏

İbn Ömer'den rivayete göre Zeyd b. Amr b. Nufeyl doğru dini soruşturmak ve ona tabi olmak üzere Şam'a çıkıp gitti. Yahudilerden bir alim ile karşılaştı. Ona dinlerine dair bir şeyler sordu ve, belki sizin dininize girebilirim, bana anlat, dedi. Yahudi alimi, Allah'ın gazabından payına düşeni almadığın sürece sen bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ancak Allah'ın gazabından kaçmaya çalışıyorum. Ben ebediyyen, gücüm yettiği sürece Allah'ın gazabından hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Peki, sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi. Yahudi alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak hanif (dini) olabilir, dedi. Zeyd, Hanif nedir, diye sordu. Yahudi, İbrahim'in dini, dedi. O Yahudi de değildi, Nasrani de değildi, Allah'tan başkasına ibadet de etmiyordu. Zeyd çıkıp gitti. Hristiyanlardan bir alime rastladı. Ona da benzeri şeyleri zikretti. Hristiyan alimi ona, Allah'ın lanetinden payına düşeni almadığın sürece bizim dinimiz üzere olamazsın, dedi. Zeyd, ben ise ancak Allah'ın lanetinden kaçıyorum. Gücüm yettiği sürece Allah'ın lanetinden de, onun gazabından da hiçbir şey yüklenmek istemiyorum. Sen bana başkasını gösterebilir misin, dedi. Hristiyan alimi, bildiğim kadarıyla bu ancak hanif'lik olabilir, dedi. Zeyd, Hanif ne demek, diye sordu. Hristiyan, İbrahim'in dinidir, dedi. O Yahudi de değildi, hristiyan da değildi. Allah'tan başkasına da ibadet etmezdi. Zeyd, onların İbrahim aleyhisselam hakkında söylediklerini görünce yanlarından çıkıp ayrıldıktan sonra ellerini kaldırarak dua etti: Allah'ım, İbrahim'in dini üzere olduğuma seni şahit tutuyorum

Narrated Ibn 'Umar:Zaid bin 'Amr bin Nufail went to Sham, inquiring about a true religion to follow. He met a Jewish religious scholar and asked him about their religion. He said, "I intend to embrace your religion, so tell me something about it." The Jew said, "You will not embrace our religion unless you receive your share of Allah's Anger." Zaid said, "'I do not run except from Allah's Anger, and I will never bear a bit of it if I have the power to avoid it. Can you tell me of some other religion?" He said, "I do not know any other religion except the Hanif." Zaid enquired, "What is Hanif?" He said, "Hanif is the religion of (the prophet) Abraham who was neither a Jew nor a Christian, and he used to worship None but Allah (Alone)" Then Zaid went out and met a Christian religious scholar and told him the same as before. The Christian said, "You will not embrace our religion unless you get a share of Allah's Curse." Zaid replied, "I do not run except from Allah's Curse, and I will never bear any of Allah's Curse and His Anger if I have the power to avoid them. Will you tell me of some other religion?" He replied, "I do not know any other religion except Hanif." Zaid enquired, "What is Hanif?" He replied, Hanif is the religion of (the prophet) Abraham who was neither a Jew nor a Christian and he used to worship None but Allah (Alone)" When Zaid heard their Statement about (the religion of) Abraham, he left that place, and when he came out, he raised both his hands and said, "O Allah! I make You my Witness that I am on the religion of Abraham

Sahîh-i Buhârî No. 3836 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَلاَ مَنْ كَانَ حَالِفًا فَلاَ يَحْلِفْ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏"‏‏.‏ فَكَانَتْ قُرَيْشٌ تَحْلِفُ بِآبَائِهَا، فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Dikkat edin, kim yemin edecek olursa Allah'tan başkası adına yemin etmesin. Çünkü Kureyş atalarının adına yemin ediyordu. (Nebi s.a.v.): Atalarınız adına yemin etmeyiniz, diye buyurdu

Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said, "If anybody has to take an oath, he should swear only by Allah." The people of Quraish used to swear by their fathers, but the Prophet (ﷺ) said, "Do not swear by your fathers

Sahîh-i Buhârî No. 3843 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَتَبَايَعُونَ لُحُومَ الْجَزُورِ إِلَى حَبَلِ الْحَبَلَةِ، قَالَ وَحَبَلُ الْحَبَلَةِ أَنْ تُنْتَجَ النَّاقَةُ مَا فِي بَطْنِهَا، ثُمَّ تَحْمِلَ الَّتِي نُتِجَتْ، فَنَهَاهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ‏.‏

İbn Ömer r.a. dedi ki: "Cahiliye dönemi insanları kesilmiş deve etini habelu'l-habeleye kadar vadeli olarak satadardı,." Dedi ki: "Habelu'l-habele dişi devenin, karnındaki yavruyu doğurduktan sonra o doğan yavrunun bir daha hamile kalması demektir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara bu işi yasakladı

Narrated Ibn `Umar:In the pre-Islamic period of ignorance the people used to bargain with the meat of camels on the principle of Habal-al-Habala which meant the sale of a she-camel that would be born by a she-camel that had not yet been born. The Prophet (ﷺ) forbade them such a transaction

Sahîh-i Buhârî No. 3864 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ فَأَخْبَرَنِي جَدِّي، زَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ بَيْنَمَا هُوَ فِي الدَّارِ خَائِفًا، إِذْ جَاءَهُ الْعَاصِ بْنُ وَائِلٍ السَّهْمِيُّ أَبُو عَمْرٍو، عَلَيْهِ حُلَّةُ حِبَرَةٍ، وَقَمِيصٌ مَكْفُوفٌ بِحَرِيرٍ، وَهُوَ مِنْ بَنِي سَهْمٍ، وَهُمْ حُلَفَاؤُنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَقَالَ لَهُ مَا بَالُكَ قَالَ زَعَمَ قَوْمُكَ أَنَّهُمْ سَيَقْتُلُونِي إِنْ أَسْلَمْتُ‏.‏ قَالَ لاَ سَبِيلَ إِلَيْكَ‏.‏ بَعْدَ أَنْ قَالَهَا أَمِنْتُ، فَخَرَجَ الْعَاصِ، فَلَقِيَ النَّاسَ قَدْ سَالَ بِهِمُ الْوَادِي فَقَالَ أَيْنَ تُرِيدُونَ فَقَالُوا نُرِيدُ هَذَا ابْنَ الْخَطَّابِ الَّذِي صَبَا‏.‏ قَالَ لاَ سَبِيلَ إِلَيْهِ‏.‏ فَكَرَّ النَّاسُ‏.‏

Abdullah b. Ömer, babasının şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Kendisi evde korku ile duruyorken yanına el-As b. Vail es-Sehmi Ebu Amr üzerinde çizgili bir cübbe ve ipek şeritler konulmuş bir gömlek bulunduğu halde --ki o Sehm oğullarından olup, cahiliye döneminde bizimle antlaşmalı olanlardan idi-- dedi ki: Bu halin nedir? (Ömer) cevap verdi: Senin kavmin İslama girdiğim takdirde beni öldüreceklerini ileri sürüyorlar. el-As b. Vail: Onlar sana bir zarar veremezler, dedi. O bana bu sözü söyledikten sonra ben de kendimi güvende hissettim. el-As dışarı çıktı. İnsanların vadiyi bir sel gibi doldurmuş olduklarını gördü, nereye gitmek istiyorsunuz diye sordu. Onlar şu dininden dönen Hattab'ın oğlunun yanına gidiyoruz deyince, elAs: Hayır, buna imkan yok dedi ve bunun üzerine insanlar geri döndü." Bu Hadis 3865 numara ile gelecektir

Narrated `Abdullah bin `Umar:While `Umar was at home in a state of fear, there came Al-`As bin Wail As-Sahmi Abu `Amr, wearing an embroidered cloak and a shirt having silk hems. He was from the tribe of Bani Sahm who were our allies during the pre-Islamic period of ignorance. Al-`As said to `Umar "What is wrong with you?" He said, "Your people claim that they would kill me if I become a Muslim." Al-`As said, "Nobody will harm you after I have given protection to you." So Al-`As went out and met the people streaming in the whole valley. He said, "Where are you going?" They said, "We want Ibn Al-Khattab who has embraced Islam." Al-`As said, "There is no way for anybody to touch him." So the people retreated

Sahîh-i Buhârî No. 3865 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ سَمِعْتُهُ قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ لَمَّا أَسْلَمَ عُمَرُ اجْتَمَعَ النَّاسُ عِنْدَ دَارِهِ وَقَالُوا صَبَا عُمَرُ‏.‏ وَأَنَا غُلاَمٌ فَوْقَ ظَهْرِ بَيْتِي، فَجَاءَ رَجُلٌ عَلَيْهِ قَبَاءٌ مِنْ دِيبَاجٍ فَقَالَ قَدْ صَبَا عُمَرُ‏.‏ فَمَا ذَاكَ فَأَنَا لَهُ جَارٌ‏.‏ قَالَ فَرَأَيْتُ النَّاسَ تَصَدَّعُوا عَنْهُ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا الْعَاصِ بْنُ وَائِلٍ‏.‏

Amr b. Dinar Abdullah b. Ömer'den rivayetle dedi ki: "Ömer Müslüman olunca insanlar onun evinin yanında toplandılar ve Ömer dininden döndü dediler. --Bu sırada ben küçük bir çocuktum ve odamın damında idim.-- Üzerinde ipekten bir kaftan bulunan bir adam geldi. Ömer dininden döndü, bu da ne oluyor? İşte ben onu himayeme alıyorum, dedi. (İbn Ömer) dedi ki: İnsanların yanlarından bölük bölük ayrılıp gittiklerini gördüm. Bu adam kim, diye sordum. Bu el-As b. Vail'dir dediler

Narrated `Abdullah bin `Umar:When `Umar embraced Islam, all The (disbelieving) people gathered around his home and said, "`Umar has embraced Islam." At that time I was still a boy and was on the roof of my house. There came a man wearing a cloak of Dibaj (i.e. a kind of silk), and said, "`Umar has embraced Islam. Nobody can harm him for I am his protector." I then saw the people going away from `Umar and asked who the man was, and they said, "Al-`As bin Wail

Sahîh-i Buhârî No. 3866 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ، أَنَّ سَالِمًا، حَدَّثَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ مَا سَمِعْتُ عُمَرَ، لِشَىْءٍ قَطُّ يَقُولُ إِنِّي لأَظُنُّهُ كَذَا‏.‏ إِلاَّ كَانَ كَمَا يَظُنُّ، بَيْنَمَا عُمَرُ جَالِسٌ إِذْ مَرَّ بِهِ رَجُلٌ جَمِيلٌ فَقَالَ لَقَدْ أَخْطَأَ ظَنِّي، أَوْ إِنَّ هَذَا عَلَى دِينِهِ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، أَوْ لَقَدْ كَانَ كَاهِنَهُمْ، عَلَىَّ الرَّجُلَ، فَدُعِيَ لَهُ، فَقَالَ لَهُ ذَلِكَ، فَقَالَ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ اسْتُقْبِلَ بِهِ رَجُلٌ مُسْلِمٌ، قَالَ فَإِنِّي أَعْزِمُ عَلَيْكَ إِلاَّ مَا أَخْبَرْتَنِي‏.‏ قَالَ كُنْتُ كَاهِنَهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ‏.‏ قَالَ فَمَا أَعْجَبُ مَا جَاءَتْكَ بِهِ جِنِّيَّتُكَ قَالَ بَيْنَمَا أَنَا يَوْمًا فِي السُّوقِ جَاءَتْنِي أَعْرِفُ فِيهَا الْفَزَعَ، فَقَالَتْ أَلَمْ تَرَ الْجِنَّ وَإِبْلاَسَهَا وَيَأْسَهَا مِنْ بَعْدِ إِنْكَاسِهَا وَلُحُوقَهَا بِالْقِلاَصِ وَأَحْلاَسِهَا قَالَ عُمَرُ صَدَقَ، بَيْنَمَا أَنَا عِنْدَ آلِهَتِهِمْ إِذْ جَاءَ رَجُلٌ بِعِجْلٍ فَذَبَحَهُ، فَصَرَخَ بِهِ صَارِخٌ، لَمْ أَسْمَعْ صَارِخًا قَطُّ أَشَدَّ صَوْتًا مِنْهُ يَقُولُ يَا جَلِيحْ، أَمْرٌ نَجِيحْ رَجُلٌ فَصِيحْ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ‏.‏ فَوَثَبَ الْقَوْمُ قُلْتُ لاَ أَبْرَحُ حَتَّى أَعْلَمَ مَا وَرَاءَ هَذَا ثُمَّ نَادَى يَا جَلِيحْ، أَمْرٌ نَجِيحْ، رَجُلٌ فَصِيحْ، يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ فَقُمْتُ فَمَا نَشِبْنَا أَنْ قِيلَ هَذَا نَبِيٌّ‏.‏

Abdullah b. Ömer dedi ki: "Ömer'in bir şey için, ben onun böyle olduğunu zannediyorum, dediğini ne kadar işittimse mutlaka o şeyin onun zannettiği gibi olduğunu gördüm. Ömer oturuyorken yanından güzel bir adam geçti. Bunun üzerine Ömer, andolsun bunun hakkındaki zannım doğru çıkmadı, yahut bu cahiliye dönemindeki dini üzere devam etmektedir ya da cahiliye döneminde onların kahini idi, o adamı yanıma getirin, dedi. Adam yanına çağrılınca ona bunları söyledi. O adam dedi ki: Ben bugün gördüğüm şekilde bir Müslüman adamın bir şeyle karşılanmış olduğunu görmedim. Ömer dedi ki: Sana ant vererek söylüyorum ki, mutlaka bana haber vermelisin. Adam: Evet, ben cahiliye döneminde onların kahinleri idim, dedi. Ömer, Peki, sana haber getiren kadın cinnin sana getirdiği en şaşırtıcı neydi, diye sordu. Adam dedi ki: Bir gün ben çarşıda iken halinden korkuya kapılmış olduğunu anladığım bir vaziyette bana geldi ve cinlerin ne kadar ümitsiz olduğunu ve artık baş aşağı geri çevrildikten sonra ne kadar ümitlerini kestiklerini, develerinin yanına ve onların eğerleri altında konulanıara var(ıp sığın)dıklarını görmüyor musun, dedi. Ömer dedi ki: Doğru söylüyor. Ben bir gün onların putlarının yakınlarında bir yerde uyurken bir adam bir buzağı ile geldi ve onu boğazlayıverdi. Ona birisi yüksek sesle bağırdı. .Asla ondan daha yüksek sesle bağıran bir kimseyi işitmiş değilim. Şöyle diyordu: Ey açıkça düşmanlık eden kişi! Başarılı bir iş ortaya çıktı. Fasih bir adam senden başka hiçbir ilah yok, diyor. Bunun üzerine herkes ileri atıldı. Ben de, bunun ötesinde ne olduğunu öğrenmeden durmayacağım dedim. Sonra bir daha seslendi: Ey düşmanlığı açıkça olan bir kimse! Başarılı bir iş ortağı çıktı, fasih bir adam lajlahe illailah diyor. Ben de kalktım, aradan fazla zaman geçmemişti ki bize, bu bir nebidir denildi

Narrated `Abdullah bin `Umar:I never heard `Umar saying about something that he thought it would be so-and-so, but he was quite right. Once, while `Umar was sitting, a handsome man passed by him, `Umar said, "If I am not wrong, this person is still on his religion of the pre-Islamic period of ignorance or he was their foreteller. Call the man to me." When the man was called to him, he told him of his thought. The man said, "I have never seen such a day on which a Muslim is faced with such an accusation." `Umar said, "I am determined that you should tell me the truth." He said, "I was a foreteller in the pre-Islamic period of ignorance." Then `Umar said, "Tell me the most astonishing thing your female Jinn has told you of." He said, "One-day while I was in the market, she came to me scared and said, 'Haven't you seen the Jinns and their despair and they were overthrown after their defeat (and prevented from listening to the news of the heaven) so that they (stopped going to the sky and) kept following camel-riders (i.e. 'Arabs)?" `Umar said, "He is right." and added, "One day while I was near their idols, there came a man with a calf and slaughtered it as a sacrifice (for the idols). An (unseen) creature shouted at him, and I have never heard harsher than his voice. He was crying, 'O you bold evil-doer! A matter of success! An eloquent man is saying: None has the right to be worshipped except you (O Allah).' On that the people fled, but I said, 'I shall not go away till I know what is behind this.' Then the cry came again: 'O you bold evil-doer! A matter of success! An eloquent man is saying: None has the right to be worshipped except Allah.' I then went away and a few days later it was said, "A prophet has appeared

Sahîh-i Buhârî No. 3912 Sahih

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ يَعْنِي، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، رضى الله عنه قَالَ كَانَ فَرَضَ لِلْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ أَرْبَعَةَ آلاَفٍ فِي أَرْبَعَةٍ، وَفَرَضَ لاِبْنِ عُمَرَ ثَلاَثَةَ آلاَفٍ وَخَمْسَمِائَةٍ فَقِيلَ لَهُ هُوَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ، فَلِمَ نَقَصْتَهُ مِنْ أَرْبَعَةِ آلاَفٍ فَقَالَ إِنَّمَا هَاجَرَ بِهِ أَبَوَاهُ‏.‏ يَقُولُ لَيْسَ هُوَ كَمَنْ هَاجَرَ بِنَفْسِهِ‏.‏

Ömer b. el-Hattab r.a.'dan dedi ki: "İlk muhacirlere dörder bin maaş bağladı. İbn Ömer'e ise üçbin beşyüz maaş tayin etti. Ona: O muhacirlerdendir, niçin ona dörtbinden aşağı veriyorsun, diye sorulunca şu cevabı verdi: . Onunla beraber anne babası hicret etti. Yani o, kendi başına hicret eden gibi olamaz

Narrated Ibn `Umar:`Umar bin Al-Khattab fixed a grant of 4000 (Dirhams) for every Early Emigrant (i.e. Muhajir) and fixed a grant of 3500 (Dirhams) only for Ibn `Umar. Somebody said to `Umar, "Ibn `Umar is also one of the Early Emigrants; why do you give him less than four-thousand?" `Umar replied, "His parents took him with them when they migrated, so he was not like the one who had migrated by himself

Sahîh-i Buhârî No. 3981 Sahih

حَدَّثَنِي عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ وَقَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَلِيبِ بَدْرٍ فَقَالَ ‏{‏هَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا ثُمَّ قَالَ إِنَّهُمُ الآنَ يَسْمَعُونَ مَا أَقُولُ‏}‏ فَذُكِرَ لِعَائِشَةَ فَقَالَتْ إِنَّمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهُمُ الآنَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّ الَّذِي كُنْتُ أَقُولُ لَهُمْ هُوَ الْحَقُّ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَرَأَتْ ‏{‏إِنَّكَ لاَ تُسْمِعُ الْمَوْتَى‏}‏ حَتَّى قَرَأَتِ الآيَةَ‏.‏

İbn Ömer r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir kuyusunun başında durarak dedi ki: Rabbinizin vaat ettiğinin hak olduğunu gördünüz mü? Daha sonra şöyle buyurdu: Şu anda onlar benim söylediklerimi işitiyorlar. Bu Aişe r.anha'ya söylenince dedi ki: Hayır, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece şunları söyledi: Onlar şu anda kendilerine daha önce söylediklerimin hakkın kendisi olduğunu biliyorlar. Sonra da Aişe: "Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin. "[Nemi, 80] ayetini tamamen okudu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kureyş'in ileri gelenlerinden yirmi dört adam" (tekil olan) sındıd, (çoğulu hadisteki gibi: sanadıd olarak gelir) kahraman ve efendi olan kimse anlamındadır. "Şüphesiz ölüye kabrinde azap edilir." Hadisin açıklaması daha önce Cenazeler bahsinde (1288. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Ateşteki yerlerini aldıktan sonra demektir." Bu sözleri söyleyen kişi Urve'dir. O bu sözleriyle Aişe'nin maksadını açıklamak istemiş ve yüce Allah'ın: "Sen ölülere işittiremezsin" buyruğundaki mutlak nefyedici ifadenin, onların ateşte yerlerini almaları ile kayıtlı olduğuna işaret etmiştir. Bu açıklamaya göre Aişe'nin böyle bir şeyi kabul etmeyişi ile İbn Ömer'in bunu kabul etmesi arasında daha önce Cenazeler bölümünde açıklandığı gibi bir çelişki yoktur.. Fakat bundan sonraki rivayet Aişe'nin bunu mutlak olarak kabul etmediğine delil teşkil etmektedir .. Çünkü o, hadis: "Andolsun onlar biliyorlar" lafzı iledir, demiştir. İbn Ömer de "onlar işitiyorlar" diyerek vehmetmiştir, yanılmıştır demiştir. Beyhaki der ki: Bilmek, işitmeye engel değildir. Delilolarak gösterilen ayet ile ilgili cevaba gelince: Onlar ölü oldukları halde onlara söz işittirilmez. Fakat Allah Katade'nin de dediği gibi, Allah onları diriltti ve söylenenleri işittiler. el-İsmaill dedi ki: Aişe oldukça kavrayışlı, zeki, çok rivayet bilen ve ilmin inceliklerine daha ilerisi düşünülemeyecek derecede dalabilen birisi idi.. Fakat güvenilir (sika) birisinin naklettiği bir rivayet, ancak onun gibi birisinin naklettiği ve neshine, tahsisine yahut da imkansızlığına delil teşkil eden bir başka nas ile reddedilebilir. Durum böyle olduğuna göre ve onun reddettiği ile başkasının olumlu olarak zikrettiği bir husus bir arada telif edilebilirken nasıl reddedilebilir? Çünkü yüce Allah'ın: "Sen ölülere işittiremezsin." [NemI, 80] buyruğu ile Nebi efendimizin: "Şu anda onlar işitiyorlar" demesi birbirine aykırı değildir.. Çünkü işittirmek, sesin işittiren tarafından işitenin kulaklarına ulaştırılması demektir. Nebi sallallilhu aleyhi ve sellern'in bu sözlerini onlara ulaştırmak suretiyle onlara işittiren yüce Allah'ın kendisidir. Aişe'nin: Allah Resulü sadece onlar biliyorlar dediği şeklindeki cevabına gelince, eğer o bu sözü bizzat işitmişse bu da "işitirler, işitiyorlar" şeklindeki rivayete aykırı değildir, aksine onu teyit etmektedir. es-Süheyll de özetle şu anlama gelecek açıklamalarda bulunmaktadır: Aynı haberde bu yolla Nebi sallallilhu aleyhi ve sellem'in olağanüstü bir iş yaptığının delili vardır.. Çünkü ashab-ı kiram ona: Sen leş haline gelmiş bir takım km-ıseler mi hitap ediyorsun demişler, o da onlara cevap vermişti. (es-Süheyll) der ki: Bu halde iken onların bilen kimseler olmaları mümkün olduğuna göre, işiten kimseler olmaları da mümkündür. Bu da ya çoğunluğun kabul ettiği görüş olan baş kulaklarıyla ya da kalp kulaklarıyla olmuştur. Kabir suali ruh ve bedene yöneliktir, diyenler bu hadise sarılmışlardır. Ancak kabir suali sadece ruha yöneliktir diyen kimseler bu görüşü reddederek işittirmenin baş kulağı hakkında da, kalp kulağı hakkında da sözkonusu olabileceğine dikkat çekmiş ve dolayısıyla bunun delilolacak tarafının kalmadığını söylemişlerdir. Derim ki: O sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem için gerçekleştirilen olağanüstü halin kabir suali meselesinde esas bir delilolarak alınması güzel bir tutum değildir

Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) stood at the well of Badr (which contained the corpses of the pagans) and said, "Have you found true what your lord promised you?" Then he further said, "They now hear what I say." This was mentioned before `Aisha and she said, "But the Prophet (ﷺ) said, 'Now they know very well that what I used to tell them was the truth.' Then she recited (the Holy Verse):-- "You cannot make the dead hear... ...till the end of Verse

Sahîh-i Buhârî No. 4005 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يُحَدِّثُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ بِنْتُ عُمَرَ مِنْ خُنَيْسِ بْنِ حُذَافَةَ السَّهْمِيِّ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ شَهِدَ بَدْرًا تُوُفِّيَ بِالْمَدِينَةِ قَالَ عُمَرُ فَلَقِيتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَعَرَضْتُ عَلَيْهِ حَفْصَةَ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ‏.‏ قَالَ سَأَنْظُرُ فِي أَمْرِي‏.‏ فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ، فَقَالَ قَدْ بَدَا لِي أَنْ لاَ أَتَزَوَّجَ يَوْمِي هَذَا‏.‏ قَالَ عُمَرُ فَلَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ‏.‏ فَصَمَتَ أَبُو بَكْرٍ، فَلَمْ يَرْجِعْ إِلَىَّ شَيْئًا، فَكُنْتُ عَلَيْهِ أَوْجَدَ مِنِّي عَلَى عُثْمَانَ، فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ، ثُمَّ خَطَبَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَنْكَحْتُهَا إِيَّاهُ، فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ لَعَلَّكَ وَجَدْتَ عَلَىَّ حِينَ عَرَضْتَ عَلَىَّ حَفْصَةَ فَلَمْ أَرْجِعْ إِلَيْكَ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَإِنَّهُ لَمْ يَمْنَعْنِي أَنْ أَرْجِعَ إِلَيْكَ فِيمَا عَرَضْتَ إِلاَّ أَنِّي قَدْ عَلِمْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ ذَكَرَهَا، فَلَمْ أَكُنْ لأُفْشِيَ سِرَّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَوْ تَرَكَهَا لَقَبِلْتُهَا‏.‏

Salim b. Abdullah'tan rivayete göre o Abdullah b. Ömer r.a.'ın Ömer b. el-Hatalb'dan şunu anlatmaktadır: Ömer'in kızı Hafsa Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından olup, Bedir'e katılmış bulunan ve Medine'de vefat eden Huneys b. Huzafe es-Sehmi'den dul kalışını anlatan Ömer b. el-Hattab dedi ki: Sonra Osman b. Affan ile karşılaştım. Ona Hafsa ile evlenmesini teklif ederek: Dilersen sana Ömer kızı Hafsa'yı nikahlayayım dedim. Osman: Durumumu bir gözden geçireceğim, dedi. Birkaç gün geçtikten sonra bugün için evlenmemeyi uygun gördüm, dedi. Ömer dedi ki: Sonra Ebu Bekir ile karşılaştım. Dilersen sana Ömer'in kızı Hafsa'yı nikahlayayım dedim. Ebu Bekir sustu ve bana hiçbir cevap vermedi. Ona Osman'dan çok kızmıştım. Birkaç gün geçtikten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona talip oldu, ben de Hafsa'yı ona nikahladım. Ebu Bekir benimle karşılaşınca dedi ki: Bana Hafsa ile evlenmeyi teklif edip ben sana karşılık vermeyince bana kızmış olabilirsin. Ben, evet dedim. Dedi ki: Bana yaptığın teklif ile ilgili olarak sana bir cevap vermeyişimin tek sebebi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onu sözkonusu etmiş olduğunu bilmiş olmamd!. Benim de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sırrını açıklamam mümkün değildi. Eğer o, onu istememiş olsaydı ben onu elbette kabul edecektim."

Narrated `Abdullah bin `Umar:`Umar bin Al-Khattab said, "When (my daughter) Hafsa bint `Umar lost her husband Khunais bin Hudhaifa As-Sahrni who was one of the companions of Allah's Messenger (ﷺ) and had fought in the battle of Badr and had died in Medina, I met `Uthman bin `Affan and suggested that he should marry Hafsa saying, "If you wish, I will marry Hafsa bint `Umar to you,' on that, he said, 'I will think it over.' I waited for a few days and then he said to me. 'I am of the opinion that I shall not marry at present.' Then I met Abu Bakr and said, 'if you wish, I will marry you, Hafsa bint `Umar.' He kept quiet and did not give me any reply and I became more angry with him than I was with `Uthman . Some days later, Allah's Messenger (ﷺ) demanded her hand in marriage and I married her to him. Later on Abu Bakr met me and said, "Perhaps you were angry with me when you offered me Hafsa for marriage and I gave no reply to you?' I said, 'Yes.' Abu Bakr said, 'Nothing prevented me from accepting your offer except that I learnt that Allah's Messenger (ﷺ) had referred to the issue of Hafsa and I did not want to disclose the secret of Allah's Messenger (ﷺ) , but had he (i.e. the Prophet) given her up I would surely have accepted her

Tekrarı: 5122,5129 ve

Sahîh-i Buhârî No. 4028 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ حَارَبَتِ النَّضِيرُ وَقُرَيْظَةُ، فَأَجْلَى بَنِي النَّضِيرِ، وَأَقَرَّ قُرَيْظَةَ وَمَنَّ عَلَيْهِمْ، حَتَّى حَارَبَتْ قُرَيْظَةُ فَقَتَلَ رِجَالَهُمْ وَقَسَمَ نِسَاءَهُمْ وَأَوْلاَدَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ إِلاَّ بَعْضَهُمْ لَحِقُوا بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَآمَنَهُمْ وَأَسْلَمُوا، وَأَجْلَى يَهُودَ الْمَدِينَةِ كُلَّهُمْ بَنِي قَيْنُقَاعَ وَهُمْ رَهْطُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ وَيَهُودَ بَنِي حَارِثَةَ، وَكُلَّ يَهُودِ الْمَدِينَةِ‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan dedi ki: "Kurayza ve Nadir oğulları savaş açtı. Nadir oğullarını sürgüne gönderdi, Kurayzalıları yerlerinde bıraktı ve Kurayza savaşana kadar onlara lütfetti. (Savaşınca) erkeklerini öldürttü, hanımlarını, çocuklarını, mallarını Müslümanlar arasında paylaştırdı. Böyle olmayan bazıları ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetişti, o da onlara em an verdi ve Müslüman oldular. Medine'deki bütün Yahudileri de -Abdullah b. Selam'ın kabilesi olan Kaynuka oğullarını, Harise oğulları Yahudilerini ve Medine'deki Yahudilerin hepsini- sürgüne gönderdi

Narrated Ibn `Umar:Bani An-Nadir and Bani Quraiza fought (against the Prophet (ﷺ) violating their peace treaty), so the Prophet exiled Bani An-Nadir and allowed Bani Quraiza to remain at their places (in Medina) taking nothing from them till they fought against the Prophet (ﷺ) again) . He then killed their men and distributed their women, children and property among the Muslims, but some of them came to the Prophet (ﷺ) and he granted them safety, and they embraced Islam. He exiled all the Jews from Medina. They were the Jews of Bani Qainuqa', the tribe of `Abdullah bin Salam and the Jews of Bani Haritha and all the other Jews of Medina

Sahîh-i Buhârî No. 4031 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ حَرَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ وَقَطَعَ وَهْىَ الْبُوَيْرَةُ فَنَزَلَتْ ‏{‏مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ‏}‏

İbn Ömer r.a. dedi ki: "Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-Buveyre diye bilinen Nadir oğullarının hurmalıklarını (bir kısmını) yaktı ve (bir kısmını) kesti. Bunun üzerine: "Herhangi bir hurma ağacı kesmeniz yahut onu kökleri üzere dikili bırakmanız hep Allah'ın izni ile olmuştur." (Haşr, 5) ayeti nazil oldu.

Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) had the date-palm trees of Bani Al-Nadir burnt and cut down at a place called Al- Buwaira. Allah then revealed: "What you cut down of the date-palm trees (of the enemy) Or you left them standing on their stems. It was by Allah's Permission

Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Cihâd Bu hadis’in Müslimdeki rivayetlerini ve izahatı görmek için buraya tıklayın

Sahîh-i Buhârî No. 4032 Sahih

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا حَبَّانُ، أَخْبَرَنَا جُوَيْرِيَةُ بْنُ أَسْمَاءَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حَرَّقَ نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ قَالَ وَلَهَا يَقُولُ حَسَّانُ بْنُ ثَابِتٍ وَهَانَ عَلَى سَرَاةِ بَنِي لُؤَىٍّ حَرِيقٌ بِالْبُوَيْرَةِ مُسْتَطِيرُ قَالَ فَأَجَابَهُ أَبُو سُفْيَانَ بْنُ الْحَارِثِ أَدَامَ اللَّهُ ذَلِكَ مِنْ صَنِيعٍ وَحَرَّقَ فِي نَوَاحِيهَا السَّعِيرُ سَتَعْلَمُ أَيُّنَا مِنْهَا بِنُزْهٍ وَتَعْلَمُ أَىَّ أَرْضَيْنَا تَضِيرُ

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nadir oğullarının hurma ağaçlarını yaktı. (İbn Ömer) dedi ki: Bunun için de Hassan b. Sabit şöyle demiştir: "Luey oğullarının efendilerine önemsiz geldi el-Buveyre'de hızlıca yayılan yangın." Ebu Süfyan b. Haris de ona şöylece cevap verdi: "Allah böyle bir işi devamlı kılsın Ve onun her tarafını alevli ateş sarsın. Pek yakında bileceksin hangimizin ondan uzak durduğunu Ve her ikimizin topraklarından hangisinin zarar göreceğini." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nadir oğulları hadisesi" Nadir oğulları Yahudilerden büyük bir kabiledir. Hicret ile ilgili hadislere dair açıklamaların girişinde (3941.hadis) onlar ile ilgili tanıtıcı bilgilere işaret edilmiş bulunmaktadır. Hicretten sonra kafirler Nebi sallallahu aleyhi ve.sellem'e karşı tutumları itibariyle üç kısma ayrıldılar: Bir kısmı ile kendisine karşı savaşmamaları, düşmanına da ona karşı yardımcı olmamaları şartı ile barış antlaşmaları yaptı. Bunlar Yahudilerin üç kesimi olan Kurazya, Nadir ve Kaynuka oğullarıdır. Bir kısım ona karşı savaştı ve açıkça düşmanlık yaptı. Kureyşliler gibi. Bir kısmı da ona karşı herhangi bir tutum ortaya koymayarak sonunda durumunun nereye varacağını bekledi. Araplardan bir takım kabileierin yaptığı gibi. Bunlar arasında kimileri içten içe üstün gelmesini arzu ediyordu. Huzaalılar gibi. Kimi de bunun aksini istiyordu. Bekr oğulları gibi. Kimileri ise görünüşte onunla birlikte, gizli hallerinde ise düşmanlarıyla birlikte idiler. Bunlar da münafıklar idi. Yahudiler arasından antlaşmayı bozanların ilki Kaynuka oğulları oldu. O da Bedir vakasından sonra Şewal ayında onlarla savaştı ve onun vereceği hükmü kabul ederek savaşı bıraktılar. Allah Resulü onları öldürmek istedi ise de Abdullah b. Ubey ondan onları kendisine bağışlamasını istedi. Daha önce onunla antlaşmalı idiler. Nebi de onları ona bağışladı ve Medine'den Ezrirat'a sürgüne gönderdi. Daha sonra ileride geleceği gibi Nadir oğulları, antlaşmalarını bozdu. Bunların başkanları da Huyey b. Ahtab idi. Arkasından ileride yüce Allah'ın izniyle Hendek gazvesinden sonraSı durumları ile ilgili açıklamalarda geleceği üzere Kurayza oğulları antlaşmalarını bozdu. Zührİ, Urve b. Zübeyr'in: "Bedir vakasından altı ay sonra ve Uhud vakasından önce olmuştu" dediğini nakletmektedir. Bunu Abdurrezzak Musannefinde Ma'mer'den, o ez-Zühri'den diye mevsul bir senedIe bundan daha eksiksiz rivayet etmiş bulunmaktadır. ez-Zühri'den gelen rivayet ile bu hadisin Urve'den diye nakledilen lafzı şöyledir: "Daha sonra Bedir vakasından altı ay sonra Nadir oğulları gazvesi oldu. Bunlar da Yahudilerden bir taifedir. Bunların yerleştikleri yerler ve hurma bahçeleri Medine'nin bir tarafında idi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları muhasara etti ve nihayet yerlerinden sürülmeleri, silah dışında develerinin taşıyabileceği eşya ve mal yüklerini beraberlerinde götürmek üzere savaşı bıraktılar. Yüce Allah da onlar hakkında: "Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih eder ... Yerlerinden Çlkarandır."[Haşr, 1-2] buyruklarını indirdi. Allah Resulü, sürgüne gönderilmek şartını kabul edip, barış yapıncaya kadar onlarla savaştı. Daha sonra onları Şam'a sürgüne gönderdi. Bunlar, daha önce sürgüne gönderilmemiş bir İsrailOğulları kolundan geliyorlardı. Yüce Allah ise onların sürgüne gönderilmelerini takdir etmişti. Eğer bu takdir olmasaydı, dünyada öldürülmek ve esir alınmak suretiyle onları azaplandıracaktı. Yüce Allah'ın: "İlk sürgünde" buyruğu şunu anlatmaktadır: Onların sürgün e gönderilmeleri ilk haşr (toplanmaları)dır. Dünyada Şam'a doğru yapılan ilk haşr (toplanma)dır. "Aziz ve celil olan Allah'ın: "O kitap ehlinden kafir olanları ilk sürgünde yurtlarından, yerlerinden çıkarandır. Siz de onların çıkacaklarını sanmamıştınız ... "[Haşr, 2] buyruğu." İbn İshak bu ayetin tefsirini bu gazveyi sözkonusu ettikten sonra zikretmiştir. İlim ehli ittifakla bu ayetlerin bu olay hakkında indiğini de kabul etmişlerdir. Bunu es-Süheylı söylemiştir. O der ki: Nadir oğullarından alınan ganimet mallarının özellikle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ait olduğu hususunda ilim adamları ihtilaf etmemişlerdir. Müslümanlar onların üzerine gitmek için ne ata bindiler, ne de develerini harekete geçirdiler. Her iki taraf arasında da asla bir savaş olmadı. İbn İshak'ın Abdullah b. Ebi Bekr b. Hazm ve başka ilim adamlarından naklettiğine göre Amir b. et-Tufayl, Bi'ri Maune'dekiler öldürüldükten sonra annesi üzerindeki bir köle azat etme yükümlülüğünü yerine getirmek üzere Amr b. Umeyye'yi azat etmişti. Amr çıkıp Medine'ye gidince, Amir oğullarından iki adama rastladı. Bunların Resulullah s.a.v.'den aldıkları bir ahitleri vardı.. Fakat Amr bunu bilmiyordu. Onlara: Sizler kimlerdensiniz, diye sordu. Onlar, Amir oğullarından olduklarını söylediler. O da onlara uyuyuncaya kadar ilişmedi. Uyuduktan sonra Amr o ikisini de öldürdü. Böylece arkadaşlarının intikarnını kısmen almış olduğunu zannetti. Durumu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bildirince Allah Resulü: "Andolsun sen iki kişiyi (haksız yere) katletmiş oldun. Şüphesiz ben de onların diyetin i ödeyeceğim" dedi. (Süheyli'nin sözü burada bitti.) Uhud gazvesinden sonra Bi'ri Maune gazvesi ile ilgili açıklamalar ileride gelecektir. Orada Urve'den şu rivayet de yer almaktadır: "Amr b. Umeyye ed-Damri Müslümanlar ile birlikte idi. Müşrikler onu esir aldı." İbn İshak dedi ki: "-Yezid b. Ruman'ın bana anlattığına göre- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu iki maktulün diyetini ödemek üzere kendisine yardımcı olmalarını isternek için Nadir oğullarının yanına gitmişti. Nadir oğulları ile Amir oğulları arasında da bir ahit ve bir antlaşma vardı. Nadir oğullarına yardımcı olmaları isteğiyle gidince onlar, peki dediler. Daha sonra kendi aralarında konuşarak: Siz asla onu bir daha bu halde bulamazsınız, dediler. (Yezid b. Ruman) dedi ki: Onlara ait bir duvarın yanında oturuyordu. Yahudiler kendi aralarında: Kim bu evin damına çıkar da şu kayayı üzerine bırakır ve böylece onu öldürerek ondan da bizi kurtarır, rahatlatır, dediler. Bu işi yapmak üzere Amr b. Cihaş b. Ka'b ileri atıldı. Allah Resulüne semadan durumun haberi ulaştırıldı. Bir ihtiyacını görmek ister gibi bir izlenim vererek kalktı ve ashabına: Siz de durmayın deyip, hızlıca Medine'ye döndü. Ashabı onun geciktiğini gördüler. Onlara da Medine'ye doğru gittiği haberi verilince onlar da onu yetiştiler. Nadir oğullarıyla savaşılmasını ve üzerlerine yürünmesini emretti. Nadir oğulları kalelerine sığındılar. Allah Resulü de hurma ağaçlarının kesilmesini ve yakılmasını emretti." İbn İshak'ın naklettiğine göre onları altı gece muhasara etti. Münafıklardan bazıları onlara, sebat ediniz ve kalelerinize sığınarak kendinizi koruyunuz, diye haberler göndermişti.. Çünkü eğer sizinle savaşılacak olursa biz de sizinle beraber savaşınz. Bunun için bekleyiniz, demişlerdi ama yüce Allah kalplerine korkuyu saldığından onlara yardım edemediler. Bunun üzerine Nadir oğulları develerinin taşıdıklarını beraberlerinde götürmek şartıyla yurtlarından sürgüne gönderilmeyi istediler. Bu şartla onlarla barış yapıldı. "Bunun üzerine 'linelerden her ne keserseniz' buyruğu nazil oldu." LIne bir tür hurma ağacıdır

Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) burnt the date-palm trees of Bani An-Nadir. Hassan bin Thabit said the following poetic Verses about this event:-- "the terrible burning of Al-Buwaira Has been received indifferently By the nobles of Bani Luai (The masters and nobles of Quraish)." Abu Sufyan bin Al-Harith (i.e. the Prophet's cousin who was still a disbeliever then) replied to Hassan, saying in poetic verses:-- "May Allah bless that burning And set all its (i.e. Medina's) Parts on burning fire. You will see who is far from it (i.e. Al-Buwaira) And which of our lands will be Harmed by it (i.e. the burning of Al- Buwaira)

Sahîh-i Buhârî No. 4097 Sahih

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَرَضَهُ يَوْمَ أُحُدٍ وَهْوَ ابْنُ أَرْبَعَ عَشْرَةَ فَلَمْ يُجِزْهُ، وَعَرَضَهُ يَوْمَ الْخَنْدَقِ وَهْوَ ابْنُ خَمْسَ عَشْرَةَ فَأَجَازَهُ‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü kendisini teftiş ettiğinde ondört yaşında idi. Savaşa katılmasına izin vermedi.. Fakat Hendek günü teftiş ettiğinde onbeş yaşında idi. Savaşa katılmasına izin verdi

Narrated Ibn `Umar:That the Prophet (ﷺ) inspected him on the day of Uhud while he was fourteen years old, and the Prophet (ﷺ) did not allow him to take part in the battle. He was inspected again by the Prophet (ﷺ) on the day of Al- Khandaq (i.e. battle of the Trench) while he was fifteen years old, and the Prophet (ﷺ) allowed him to take Part in the battle

Sahîh-i Buhârî No. 4107 Sahih

حَدَّثَنِي عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَوَّلُ يَوْمٍ شَهِدْتُهُ يَوْمُ الْخَنْدَقِ‏.‏

İbn Ömer r.a. dedi ki: "Benim hazır bulunduğum ilk gün (savaş) Hendek günüdür." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn İshak el-Meğazı'sinde onların (Ahzabın) nerelerde karargah kurduklarını açıklayarak şunları söylemektedir: Kureyşliler onlara katılan Ehabiş ve onlara tabi olan Kinane oğulları ile Tihamelilerden oluşan onbin kişilik orduları ile sellerin toplandığı yerde konakladı. Uyeyne, Gatafanlılar ve onlarla birlikte bulunan diğer Necidliler ile birlikte Uhud'un yakınındaki Bab Numan'da karargah kurdu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile Müslümanlar üç bin kişi olarak çıktılar ve sırtlarını Sevr dağına verdiler. Hendek de onunla Ahzab arasında idi. Kadınları ve çocukları ise Medine surlarına yerleştirdi. (İbn İshak) dedi ki: Huyey b. Ahtab, Kurayza oğullarının yanına gitti. Onlarla -bir sonraki başlıkta açıklanacağı üzere- konuşup durdu ve nihayet ahitlerini bozdular. Müslümanlar onların ahitlerini bozdukları haberini alınca sıkıntıları daha da artmış oldu. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Uyeyne b. Hısn ile beraberinde bulunanlara dönmeleri karşılığında Medine mahsullerinin üçte birini vermek istedi ise de Sa'd b. Muaz ile Sa'd b. Ubade'böyle yapmasına engeloldular ve şöyle dediler: Bizler de onlar da şirk üzere olduğumuz zamanlarda bile bizden böyle bir şey ümit edememişlerdi. Aziz ve celil olan Allah bize İslamı lutfettikten ve . seninle bizleri aziz kıldıktan sonra böyle bir işi nasıl yapabilir, onlara mallarımızı nasıl verebiliriz? Bizim böyle bir şeye ihtiyacımız yoktur, onlara kılıçtan başka bir şey de veremeyiz. Müslümanlar üzerindeki muhasara daha da arttı. Nihayet Muattib b. Kuşeyr ile Evs b. Kayzı ve diğer münafıklar münafıklıklarını ortaya koyan sözleri söylediler. Şanı yüce Allah da: "O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: 'Allah ve ResQlü bize bir aldatıştan başka bir şey vaat etmemiştir' diyorlardı. "[Ahzab, 12] ve devamındaki ayetleri indirdi. (İbn İshak) dedi ki: Onlara üst taraflarından gelenler Kurayza oğulları, alt taraflarından gelenler ise Kureyşliler ile Gatafanlılar idi. İbn İshak rivayetinde diyor ki: Aralarında karşılıklı ok atışı dışında savaş meydana gelmedi.. Fakat Amr b. Abdi Vüd el-Amiri beraberindeki birkaç kişi ile birlikte hendeğin dar bir yerinden atları ile geçmek istediler ve nihayet çorak bir yere geldiklerinde Ali, Amr ile mübareze yaptı (teke tek çarpıştı) ve onu öldürdü. Ayrıca Mahzum oğullarından Nevfel b. Abdullah b. el-Muğire de mübarezeye çıktı, Zubeyr onunla mübareze etti ve onu öldürdü. Onu Ali'nin öldürdüğü de söylenir. Geri kalan atlılar ise gerisin geri dönüp kaçtılar. "Bana saba rüzgarı ile yardım edildi." Saha rüzgarı doğudan esen bir rüzgardır. ed-debur ise batıdan esen bir rüzgardır. Ahmed, Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Hendek günü: Ey Allah'ın Resulü, söyleyeceğin bir söz var mı? Kalpler gırtlaklara kadar gelip dayanmış bulunuyor, dedik. Allah Resulü şöyle buyurdu: Evet, Allah'ım sen avretlerimizi (düşmana karşı gediklerimizi) setret (onlara gösterme). Korktuğumuz şeylere karşı bize güvenlik ver. (Ebu Said) dedi ki: "Bunun üzerine yüce Allah düşmanlarımızın suratlarına rüzgarı çarptı ve yüce Allah rüzgar ile onları bozguna uğrattı

Narrated Ibn `Umar:The first day (i.e. Ghazwa) I participated in, was the day of Al-Khandaq (i.e. Trench)

Sahîh-i Buhârî No. 4119 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ بْنُ أَسْمَاءَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الأَحْزَابِ ‏ "‏ لاَ يُصَلِّيَنَّ أَحَدٌ الْعَصْرَ إِلاَّ فِي بَنِي قُرَيْظَةَ ‏"‏‏.‏ فَأَدْرَكَ بَعْضُهُمُ الْعَصْرَ فِي الطَّرِيقِ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ نُصَلِّي حَتَّى نَأْتِيَهَا‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ بَلْ نُصَلِّي، لَمْ يُرِدْ مِنَّا ذَلِكَ، فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يُعَنِّفْ وَاحِدًا مِنْهُمْ‏.‏

İbn Ömer r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ahzab günü: Hiç kimse Kurayza oğulları diyarı dışında bir yerde ikindiyi kılmasın, diye buyurdu. Bazıları yolda iken ikindi namazını kıldı. Bazıları: Onların diyarına varmadan namaz kılmayız, dedi. Diğerleri ise: Hayır namazımızı kılalım. Çünkü o bizden böyle bir şey istemedi, dediler. Durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatılınca onlardan hiç birisini azarlamadı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi saIlaIl€ıhu aleyhi ve seIlem'in Ahzabdan dönüşü" Yani ahzab ile çarpıştığı yerden Medine'deki evine dönüşü. "O tozu görüyor gibiyim." Aradan geçen bunca uzun zamandan sonra hala olayı müşahhas bir şekilde görüyormuşcasına hatırlamakta olduğuna işaret etmektedir. İbn İshak dedi ki: Nebi saIlaIl€ıhu aleyhi ve seIlem Hendekiten ayrılıp Medine'ye dönünce öğle vakti Cibril yanına gelerek dedi ki: Allah sana Kurayza oğullarının üzerine yürümeni emrediyor. Bunun üzerine Allah Resulü Bilaıle halk arasında şu ilanı yapmasını emretti: Kim dinleyip, itaat ediyorsa ikindiyi ancak Kurayza oğu.lları yurdunda kılsın. Bunu Taberani ve Delailuln-Nubuwe adlı eserinde Beyhaki Zühri'ye kadar ulaşan sahih bir senedIe rivayet etmişlerdir. Zühri de bunu Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b b. Malik'ten, o da amcası Ubeydullah b. Ka'b'dan diye rivayet etmiştir. "Buna göre Resulullah s.a.v. Ahzabı takip etmekten geri dönüp silahlarını bırakıp, gusledip, kokusunu süründükten sonra Cibril ona görünerek dedi ki: Bir savaşçı olarak mazeretin ne olabilir? Dehşetle yerinden kalktı ve insanlara Kurayza oğulları diyarına varmadan ikindi namazını kılmamalarını emretti. (Ubeydullah b. Kalb) dedi ki: Herkes silahını kuşandI.. Fakat güneş batmadan önce Kurayza oğulları diyarına varamadılar. Güneşin batmasına yakın kendi aralarında tartıştılar. Bir kısmı ikindi namazını kıldı. Bir kısmı ise kılmayarak: Biz Resulullah sallallfıhu aleyhi ve sellem'in emrine uyuyoruz. Bizim üzerimizde bir vebal olmaz, dedi. Allah Resulü her iki kesimden herhangi birisini azarlamadı." Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar es-Suheyli ve başkaları der ki: Bu hadisteki fıkhi inceliklerden bazıları: 1- Bir hadisin ya da bir ayetin zahirini kabul eden yahut da nastan onu tahsis edecek bir anlam istinbat eden bir kimse ayıplanamaz. 2- Ferlı meselelerden farklı görüşler ortaya koyan bütün müdehitler isabet etmiştir. Meşhur olan görüşe göre ise cumhur kat'i hususlarda isabet edenin yalnız bir kişi olduğu kanaatindedir. el-Cahız ve el-An berı ise bu hususta muhalefet etmişlerdir. Kat'i olmayan hususlar ile ilgili olarak yine cumhur, isabet eden bir kişidir demektedir. Bunu Şafii zikretmiş ve benimsemiş bulunmaktadır. Bazı Hanefi alimleri ile Şafii alimleri müdehidin idihadı ile isabet ettiğini söylemişlerdir. İsterse bizzat o hususta isabet etmemiş olsun. O takdirde o idihadında hata etmiş olmakla birlikte onun bir ecri vardır. Bu mesele ile ilgili geniş açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Ahkam bölümündelll gelecektir. Diğer taraftan bu kıssanın mutlak olarak her müctehidiri isabet ettiğine dair delil gösterilmesi açık bir delil değildir. Çünkü hadiste sadece bütün gayretini ortaya koyup, idihad eden kimsenin azarlanmadığından söz edilmektedir. Dolayısıyla buradan (hata eden müctehidin) günahkar olmayacağı anlaşılmaktadır. İbnu'I-Kayyim, el-Hedy (Zadull-Me'ad fi Hedyi Hayru'l-İbad) adlı eserinde özetle şunları söylemektedir: Her iki kesim de maksadı dolayısıyla ecrini almıştır. Ancak (yolda) namazıarını kılanlar şu iki fazileti de elde etmişlerdir: Hızlı yürümek emrini yerine getirdikleri gibi, namazı vaktinde kılmaya dikkat etmek emrine de uymuşlardır. Özellikle bizzat bu namazın vaktinde kılınması teşvik edilmiş bulunmaktadır. Bu namazı vaktinde kılamayanların amellerinin boşa çıkacağı da ifade edilmiştir. Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem'in namazıarını geciktirenleri azarlamayışının sebebi ise, emri n zahirine sarılmak suretiyle mazur görülmelerinden dolayıdır. Diğer taraftan onlar idihad etmiş ve emre uymak için de namazıarını geciktirmişlerdi. Fakat bunlar idihadları ile diğer kesimin ictihadından daha doğru idihadta bulunma mertebesine ulaşamamışlardı

Narrated Ibn `Umar:On the day of Al-Ahzab (i.e. Clans) the Prophet (ﷺ) said, "None of you Muslims) should offer the `Asr prayer but at Banu Quraiza's place." The `Asr prayer became due for some of them on the way. Some of those said, "We will not offer it till we reach it, the place of Banu Quraiza," while some others said, "No, we will pray at this spot, for the Prophet (ﷺ) did not mean that for us." Later on It was mentioned to the Prophet (ﷺ) and he did not berate any of the two groups

Sahîh-i Buhârî No. 4132 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ غَزَوْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قِبَلَ نَجْدٍ، فَوَازَيْنَا الْعَدُوَّ فَصَافَفْنَا لَهُمْ‏.‏

İbn Ömer r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Necid'e doğru bir gazaya katıldım. Tam düşmana karşı geldiğimizde onların önünde saf halinde durduk

Narrated Ibn `Umar:I took part in a Ghazwa towards Najd along with Allah's Messenger (ﷺ) and we clashed with the enemy, and we lined up for them

Sahîh-i Buhârî No. 4133 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى بِإِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ، وَالطَّائِفَةُ الأُخْرَى مُوَاجِهَةُ الْعَدُوِّ، ثُمَّ انْصَرَفُوا، فَقَامُوا فِي مَقَامِ أَصْحَابِهِمْ، فَجَاءَ أُولَئِكَ فَصَلَّى بِهِمْ رَكْعَةً، ثُمَّ سَلَّمَ عَلَيْهِمْ، ثُمَّ قَامَ هَؤُلاَءِ فَقَضَوْا رَكْعَتَهُمْ، وَقَامَ هَؤُلاَءِ فَقَضَوْا رَكْعَتَهُمْ‏.‏

Salim b. Abdullah b. Ömer, babasından rivayetle "Resfılullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki kesimden birisine namaz kıldırırken diğer kesim düşmana karşı durmuştu. Daha sonra arkasında namaz kılanlar gidip diğer arkadaşlarının yerinde durdular. Öbürleri gelince onlara da bir rekat kıldırdı, sonra onlar arkasında iken selam verdi. Onlar ayağa kalkıp geri kalan rekatlerini kaza ettiler (kıldılar). Öbürleri de kalkıp diğer rekatlerinin kazasını yaptılar." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi sallallahu aleyhi ve sellern ile birlikte Nahl denilen mevkide idik deyip, korku namazını nakletti." Buhari bu hadisi muhtasar ve muallak olarak zikretmiş bulunmaktadır. Çünkü onun bundan maksadı Cabir yoluyla gelen rivayetlerin ittfakla korku namazının kılındığı gazvenin Zatu'r-Rikal gazvesi olduğunu belirtmektir. Ancak böyle bir iddia su götürür. Zira Hişam'ın Ebfı'z-Zfıbeyr yoluyla gelen bu rivayeti bir başka hadisin bir başka gazvede (korku namazının kılındığını) göstermektedir. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Bu hadisin Tayalisi ve başka kaynaklardaki rivayetlerinde "müşrikler şöyle demişlerdi: Onları bırakın. Onların kendi öz çocuklarından daha çok sevdikleri bir namazıarı vardır. (Cabir) dedi ki: Bunun üzerine Cibril inip ona (durumu) haber verdi. O da ashabına ikindi namazını kıldırdı ve onları iki saf halinde dizdi" diyerek korku namazının nasıl kılınacağını nakletti. Bu olay ise Usfan gazvesinde cereyan etmiştir. Bu hadisi de Müslim rivayet etmiş bulunmaktadır. "Bu benim korku namazına dair duyduklarım ın en hasenidir." Bu ifade Maliklin korku namazının nasıl kılınacağına dair değişik şekiller ihtiva eden rivayetler duymuş olmasını gerektirmektedir. Durum da böyledir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellern'den korku namazının nasıl kılınacağına dair çeşitli şekilleri ihtiva eden rivayetler gelmiş bulunmaktadır. Bazı ilim adamları bu farklı şekilleri durumların farklılığı ile açıklamışlardır. Diğerleri ise bu hususta genişliğin bulunduğu ve herhangi bir şekli alıp ona göre kılmakta muhayyer olduğu şeklinde açıklamışlardır. Bundan önce "korku namazı" bahsinde bu hususa işaret edilmiş bulunmaktadır. Şafiı, Ahmed ve Davfıd da bu keyfiyeti tercih hususunda İmam Malik'e muvafakat etmişlerdir. Çünkü bu keyfiyete dair rivayete çokça muhalif rivayet bulunmamaktadır. Ayrıca savaş hali için de daha ihtiyatlı bir şekildir. Bununla birlikte İbn Ömer hadisinde zikredilen keyfiyeti de caiz kabul etmektedirler. İbn Ömer yoluyla gelen hadiste sözü edilen keyfiyetin neshedildiğine dair bir görüş Şafil'den nakledilmiş ise de böyle bir kanaati belirttiği sabit olarak ondan gelmemiştir. Malikilerin ifadelerinin zahirinden anlaşıldığına göre İbn Ömer'in rivayet ettiği hadiste sözkonusu edilen keyfiyet caiz kabul edilmemiştir. "İbn Ömer r.a. dedi ki: Resulullah s.a.v. ile birlikte Necid taraflarına yaptığı bir gazada bulundum. Düşman ile karşı karşıya geldik." Onlarla savaştık demektir

Narrated `Abdullah bin `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) led the Fear-prayer with one of the two batches of the army while the other (batch) faced the enemy. Then the first batch went away and took places of their companions (i.e. second batch) and the second batch came and he led his second rak`a with them. Then he (i.e. the Prophet: finished his prayer with Taslim and then each of the two batches got up and completed their remaining one rak`a)

Sahîh-i Buhârî No. 4187 Sahih

وَقَالَ هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْعُمَرِيُّ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّاسَ، كَانُوا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ، تَفَرَّقُوا فِي ظِلاَلِ الشَّجَرِ، فَإِذَا النَّاسُ مُحْدِقُونَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا عَبْدَ اللَّهِ، انْظُرْ مَا شَأْنُ النَّاسِ قَدْ أَحْدَقُوا بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَوَجَدَهُمْ يُبَايِعُونَ، فَبَايَعَ ثُمَّ رَجَعَ إِلَى عُمَرَ فَخَرَجَ فَبَايَعَ‏.‏

İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre "Hudeybiye günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bulunan insanlar ağaçların gölgeleri altına çekilerek dağılmışlardı. Herkes Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafını sarmış, ona bakıyordu. (Ömer) ey Abdullah dedi. Bir bak insanlar ne diye Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafını sarmış bulunuyorlar. Abdullah onların bey'atleştiklerini görünce kendisi de bey'at etti, sonra da Ömer'in yanına döndü, Ömer de çıkıp bey'at etti." AÇlKLAMA : "İnsanlar Nebi s.a.v.'in etrafını sarmış, ona bakıyorlardı." Gözlerini ona dikmiş halde idiler. "Ey Abdullah, dedi." Ey Abdullah diyen kişi Ömer'dir

Abdullah bin `Umar added:"The people were along with the Prophet (ﷺ) on the day of Al-Hudaibiya spreading in the shade of the trees. Suddenly the people surrounded the Prophet (ﷺ) and started looking at him." `Umar said, "O `Abdullah! Go and see why the people are encircling Allah's Apostle and looking at him." `Abdullah bin `Umar then saw the people giving the Pledge of allegiance to the Prophet. So he also gave the Pledge of allegiance and returned to `Umar who went out in his turn and gave the Pledge of allegiance to the Prophet

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya