1.667 hadis bulundu · sayfa 12/84
وَقَالَ ابْنُ وَهْبٍ أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ الأَشَجِّ، أَنَّ كُرَيْبًا، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ حَدَّثَهُ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَيْسَ السَّعْىُ بِبَطْنِ الْوَادِي بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ سُنَّةً، إِنَّمَا كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَسْعَوْنَهَا وَيَقُولُونَ لاَ نُجِيزُ الْبَطْحَاءَ إِلاَّ شَدًّا
İbn Abbas r.a.'dan: "Safa ile Merve arasındaki vadinin iç tarafında sa'y etmek sünnet değildir. Cahiliye dönemi insanları burada sa'y ederler ve bizler Batha denilen yeri ancak hızlıca koşarak geçeriz, derlerdL
Narrated Ibn 'Abbas:To run along the valley between two green pillars of Safa and Marwa (mountains) was not Sunna, but the people in the pre-islamic period of ignorance used to run along it, and used to say: "We do not cross this rain stream except running strongly
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ ابْنُ أَرْبَعِينَ، فَمَكَثَ ثَلاَثَ عَشْرَةَ سَنَةً، ثُمَّ أُمِرَ بِالْهِجْرَةِ، فَهَاجَرَ إِلَى الْمَدِينَةِ، فَمَكَثَ بِهَا عَشْرَ سِنِينَ، ثُمَّ تُوُفِّيَ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas r.a. dedi ki: Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e O kırk yaşında iken (vahiy) indirildi. Mekke'de on-üç yıl kaldı. Sonra ona hicret etmesi emri verildi. Medine'ye hicret etti. Orada da on yıl kaldıktan sonra vefat etti sallal .. l€ıhu aleyhi ve sellem" Bu Hadis 3902, 3903, 4465, 4979 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in bi'seti" (başlıktaki şekliyle) el-meb'as: ba's'ten gelmektedir. Asıl anlamıyla harekete getirmek demektir. Herhangi bir işe yönlendirmek için dekullanılır. "Muhammed" Beyhaki'nin Oelailu'n-Nubuwe adlı eserinde mürsel bir senetle zikrettiğine göre "Abdulmuttalib, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğunca onun için bir ziyafet hazırladı. Misafirler yemeklerini yedikten sonra "adını ne koydun" diye sordular. O da:' Muhammed diye cevap verdi. Niçin onun akrabalarından (atalarından) birisinin herhangi bir ismini verrrJ€din, diye sordular. Semada Allah'ın, yeryüzünde de onun yarattıklarının ondan hamd ile (övgüyle) söz etmesini istedim, çiiye cevap verdi. "B. Abdullah." Babasının adının Abdullah olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. Ancak ne zaman öldüğü hususunda ihtilaf vardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğmadan önce öldüğü söylendiği gibi, doğduktan sonra öldüğü' de söylenmiştir. Ancak birincisi daha sağlam bir görüştür. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in babası(nın doğumundan sonra öldüğünü söyleyenler} de Nebiin yaşı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Tercih edilen görüş bir yaşından küçük olduğudur. "B. Abdulmuttalib." Adının cumhura göre Şeybetu'l-Hamd olduğu belirtilmiştir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kırk yaşında iken vahiy indirildi." İşte bu başlıkta bu hadisten maksat budur. Bu hususta ittifak hasıl olmuştur. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nitelikleri ile ilgili başlıkta Enes'in rivayet ettiği: "Kırk yaşına bastığında ona Nebilik verildi" hadisi geçmiş bulunmaktadır. Bed'u'l-vahy bahsinde de ona vahyin Ramazan ayında indirildiği belirtilmiştir. Sahih ve meşhur olan görüşe göre o Rebiulevvel ayında doğmuştur. Bu durumda ona vahiy indirildiği sırada kırkbuçuk yaşında idi, demektir
Narrated Ibn `Abbas:Allah's Messenger (ﷺ) was inspired Divinely at the age of forty. Then he stayed in Mecca for thirteen years, and then was ordered to migrate, and he migrated to Medina and stayed there for ten years and then died
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا الْمُثَنَّى، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا بَلَغَ أَبَا ذَرٍّ مَبْعَثُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لأَخِيهِ ارْكَبْ إِلَى هَذَا الْوَادِي، فَاعْلَمْ لِي عِلْمَ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، يَأْتِيهِ الْخَبَرُ مِنَ السَّمَاءِ، وَاسْمَعْ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ ائْتِنِي. فَانْطَلَقَ الأَخُ حَتَّى قَدِمَهُ وَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَبِي ذَرٍّ، فَقَالَ لَهُ رَأَيْتُهُ يَأْمُرُ بِمَكَارِمِ الأَخْلاَقِ، وَكَلاَمًا مَا هُوَ بِالشِّعْرِ. فَقَالَ مَا شَفَيْتَنِي مِمَّا أَرَدْتُ، فَتَزَوَّدَ وَحَمَلَ شَنَّةً لَهُ فِيهَا مَاءٌ حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ، فَأَتَى الْمَسْجِدَ، فَالْتَمَسَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ يَعْرِفُهُ، وَكَرِهَ أَنْ يَسْأَلَ عَنْهُ حَتَّى أَدْرَكَهُ بَعْضُ اللَّيْلِ، فَرَآهُ عَلِيٌّ فَعَرَفَ أَنَّهُ غَرِيبٌ. فَلَمَّا رَآهُ تَبِعَهُ، فَلَمْ يَسْأَلْ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ حَتَّى أَصْبَحَ، ثُمَّ احْتَمَلَ قِرْبَتَهُ وَزَادَهُ إِلَى الْمَسْجِدِ، وَظَلَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ وَلاَ يَرَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَمْسَى، فَعَادَ إِلَى مَضْجَعِهِ، فَمَرَّ بِهِ عَلِيٌّ فَقَالَ أَمَا نَالَ لِلرَّجُلِ أَنْ يَعْلَمَ مَنْزِلَهُ فَأَقَامَهُ، فَذَهَبَ بِهِ مَعَهُ لاَ يَسْأَلُ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ، حَتَّى إِذَا كَانَ يَوْمَ الثَّالِثِ، فَعَادَ عَلِيٌّ مِثْلَ ذَلِكَ، فَأَقَامَ مَعَهُ ثُمَّ قَالَ أَلاَ تُحَدِّثُنِي مَا الَّذِي أَقْدَمَكَ قَالَ إِنْ أَعْطَيْتَنِي عَهْدًا وَمِيثَاقًا لَتُرْشِدَنَّنِي فَعَلْتُ فَفَعَلَ فَأَخْبَرَهُ. قَالَ فَإِنَّهُ حَقٌّ وَهُوَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَإِذَا أَصْبَحْتَ فَاتْبَعْنِي، فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ شَيْئًا أَخَافُ عَلَيْكَ قُمْتُ كَأَنِّي أُرِيقُ الْمَاءَ، فَإِنْ مَضَيْتُ فَاتْبَعْنِي حَتَّى تَدْخُلَ مَدْخَلِي. فَفَعَلَ، فَانْطَلَقَ يَقْفُوهُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَدَخَلَ مَعَهُ، فَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، وَأَسْلَمَ مَكَانَهُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ارْجِعْ إِلَى قَوْمِكَ، فَأَخْبِرْهُمْ حَتَّى يَأْتِيَكَ أَمْرِي ". قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ، فَخَرَجَ حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ. ثُمَّ قَامَ الْقَوْمُ فَضَرَبُوهُ حَتَّى أَضْجَعُوهُ، وَأَتَى الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَيْهِ قَالَ وَيْلَكُمْ أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ مِنْ غِفَارٍ وَأَنَّ طَرِيقَ تِجَارِكُمْ إِلَى الشَّأْمِ فَأَنْقَذَهُ مِنْهُمْ، ثُمَّ عَادَ مِنَ الْغَدِ لِمِثْلِهَا، فَضَرَبُوهُ وَثَارُوا إِلَيْهِ، فَأَكَبَّ الْعَبَّاسُ عَلَيْهِ.
İbn Abbas r.a., dedi ki: "Ebu Zer', Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Nebilik verildiği haberini alınca kardeşine: (Devene) bin de şu vadiye git. Kendisinin bir Nebi olduğunu, semadan kendisine haber geldiğini iddia eden bu adam ile ilgili bana dair bilgi topla ve onun sözünü bizzat işit, sonra yanıma gel, dedi. Kardeşi gitti, onun yanına vardı, onun sözlerini dinledi. Sonra da Ebu Zerr'in yanına dönerek ona dedi ki: Ben onun ahlakın üstün değerlerini enirettiğini, şiir olmayan bir söz söylediğini gördüm. Ebu Zerr, bana istediğim bilgiyi beni rahatlatacak şekilde getiremedin, dedi. Bunun üzerine kendisi azığını hazırladı, içinde su bulunan kırbasını yüklendi. Nihayet Mekke'ye geldi. Mescide gitti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i aradı ama onu tanımıyordu. Ona dair kimseye bir şey sormaktan da hoşlanmadı. Sonunda gece oldu. Ali onu görünce bir yabancı olduğunu anladı. (Ebu Zerr) onu görünce onun (Ali'nin) arkasından gitti. Onlardan biri arkadaşına sabah oluncaya kadar . hiçbir şey sormadı. Daha sonra kırbasını ve azığını taşıyarak mescide gitti. O gün geçip gitti ve akşam oluncaya kadar Nebi onu görmedi. Nihayet akşam olunca yatacağı yere geri döndü. Yine Ali yanından geçerek, bu adamın kalacağı yeri bilme zamanı gelmedi mi, dedi. Sonra onu kaldırdı ve onunla birlikte gitti, ama biri arkadaşına bir şey sormuyordu. Nihayet üçüncü gün oldu, Ali tekrar aynı şeyi yaptı. Yine onunla birlikte kalktı, gitti. Sonra, bana senin buraya neden geldiğini anlatmayacak mısın, dedi. Ebu Zerr, eğer bana mutlaka doğruyu göstereceğine dair bir söz ve bir ant verecek olursan anlatırım, dedi. O da istediğini verdi. Ebu Zerr de ona durumu bildirdi. (Ali) dedi ki: O haktır, o Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. Sabahı edince benim arkamdan gel. Ben senin için korkulacak bir şey görürsem su döker gibi duracağım. Yoluma devam ettiğim takdirde benim gireceğim yere sen de girene kadar arkamdan gel. O da bunu yaptı. Arkasından onu takip etmeye koyuldu. Nihayet (Ali) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdi. O da onunla birlikte girdi, bazı sözlerini dinledi ve hemen o yerde Müslüman oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona dedi ki: Sen kavminin yanına geri dön ve onlara bildir. Benim emrim (durumum) sana gelinceye kadar (öylece kal.) (Ebu Zer') dedi ki: Nefsim elinde olana yemin ederim ki onların (Kureyş'in) arasında bunu yüksek sesle bağırıp söyleyeceğim. Dışarı çıktı ve mescide gitti. En yüksek sesiyle bağırdı: Şahadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve şüphesiz Muhammed Allah'ın Resulüdür. Hemen akabinde orada bulunanlar ayağa kalkıp canını acıtacak şekilde onu dövdüler. Abbas geldi, üzerine abanarak: Yazık size! Siz bunun Gıfar kabilesinden olduğunu bilmiyor musunuz? Sizin Şam'a giden ticaret yolunuzun üzerinde olduklarını bilmiyor musunuz, diyerek onu ellerinden kurtardı. Ertesi gün aynı şeyi yaptı, yine onu dövdüler, üzerine yürüdüler. el-Abbas da üzerine abandı (onu korudu)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Zerr el-Gıfari" Cundub b. Cunade b. Süfyan b. Ubeyde b. Haram b. Gıfar (el-Gıfari) "nin Müslüman olması" Gıfar Kinane oğullarındandır. "Ona dair soru sormaktan hoşlanmadı." Çünkü Nebiin kavminin onun yanına gitmek isteyenlere işkence ettiklerini yahut bizzat yanına gelmek isteyenler dolayısıyla Nebie işkence ettiklerini ya da onun işinin açığa çıkmasından hoşlanmadıkları için hakkında soru soranlara yol göstermediklerini veya onunla bir araya gelmeyi engellediklerini ya da onu bırakıp geri dönsün diye o soranı aldatmak istediklerini anlamıştı. "Ali b. Ebi Talib onu gördü." Bu, Ebu Zerr'in başından geçen bu olayın Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e Nebiliğin verilmesinden iki seneden daha fazla bir süre geçtikten sonra cereyan etmiş olduğunu göstermektedir. Öyle ki Ali bu zaman zarfında tek başına yabancılarla konuşabilecek ve onları misafir olarak ağarlayabilecek bir konuma gelmişti. Çünkü sahih kabul edilen görüşe göre nubuwet verildiği sırada Ali 10 yaşında idi. Bundan daha küçük olduğu da söylenmiştir. Bu haber ise yaşı ile ilgili sahih kabul edilen görüşü daha da pekiştirmektedir. "Kavminin yanına geri dön, onlara haber ver. Benim emrim sana gelinceye kadar..." Ebu Kuteybe'nin rivayetinde şöyle denilmektedir: "Bu durumu gizle ve kavminin yanına geri dönerek onlara haber ver. Bizim üstün geldiğimize (ya da durumumuzun açığa çıktığına) dair haber sana ulaşınca sen de geL" Abdullah b. es-Samit'in rivayetinde şöyle denilmektedir: "Benim önümde hurmalıkları olan bir yer bana gösterildi. Sen benden kavmine tebliği götürebilir misin? Belki Allah senin vasıtanla onlara fayda verir." Bundan sonra da kardeşi Uneys'in annesinin İslam'a giriş olayını zikretti, onların kavimleri Gıfar'a gittiklerini ve onların yarısının Müslüman olduklarını zikrettiği hadisi aktardı. "Andalsun bunu yüksek sesle" yani tevhid kelimesini bağırarak "söyleyeceğim." Maksat onun yüksek sesle bunu müşrikler arasında açıkça söyleyeceğidir. O Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in kendisine gizleme emrini vermesinin vücub ifade etmek üzere değil, kendisine şefkati sebebiyle söylediğini anlamış gibidir. Böylelikle ona kendisinin bu işe gücünün yettiğini anlatmış oldu. Bundan dolayı da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem onun bu işi yapmasına itiraz etmemiştir. Bundan hakkı söyleyen kimseye eziyet (ve işkence) yapacağından korkulan kimselerin yanında hakkı söylemenin -susmak caiz olsa bile- caiz olduğu anlaşılmaktadır. Meselenin tahkiki sonucu, bu hususun hükmü durumun ve maksatların farklılığına göre farklı olacağıdır, buna göre ecrin kazanılıp kazanılmayacağıdır. "Sonra oradakiler kalktl." İbn Kuteybe rivayetinde: "Bu Sabiı (dininden dönen)in üzerine kalkınız (hücum ediniz), dediler." "Onlar da kalktılar." Müslüman olan kimseye SaM derlerdi. Çünkü bu kelime bir şeyden bir şeye intikal etmeyi anlatmak üzere kullanılan "saba, yesbu" fiilinden gelmektedir. "Canını acıtacak kadar onu dövdüler." Ebu Kuteybe rivayetinde: "Öleyim diye beni dövdüler." Yani beni öyle bir dövdüler ki, dövenler ondan dolayı ölseydim dahi buna aldırmazlardl. "Bunun üzerine beni bıraktılar" dövmekten vazgeçtiler. * * * Bu cümle Buhari'deki bu başlıkta bulunmamaktadır. Daha önce 3522 numara ile geçmiş bulunan Ebu Kuteybe rivayetinde yer almaktadır. (Fethu'l-Bari, VII, 214'deki dipnot). * * * "el-Abbas onun üzerine abandı." Ebu Kuteybe yoluyla gelen rivayette: "Bir önceki gün söylediği sözün aynışını tekrarladı" şeklindedir. Hadiste el-Abbas'ın güzel tutum sergilediği ne ve onun güzel kavrayışlı olduğuna delil olacak ifadeler bulunmaktadır. Çünkü o, kavminden onları korkutarak Ebu Zerr'i kurtarmak sonucuna ulaşmıştır. Zira onun kavmi ticaret yollarını keserek onları uzaklaştırabilirdi. Mekkelilerin ise geçimleri ticarete bağlı idi. Bundan dolayı hemen onu dövmekten vazgeçtiler. Yine hadiste Ebu Zerr'in erken dönemde Müslüman olduğuna delil bulunmaktadır. Fakat açıkça görüldüğü \,izere bu, Nebilikten uzun bir süre sonra olmuştur. Zira az önce kaydettiğimiz gibi Ali radıyall€ıhu anh'dan da söz edilmektedir
Narrated Ibn `Abbas:When Abu Dhar received the news of the Advent of the Prophet (ﷺ) he said to his brother, "Ride to this valley (of Mecca) and try to find out the truth of the person who claims to be a prophet who is informed of the news of Heaven. Listen to what he says and come back to me." So his brother set out and came to the Prophet (ﷺ) and listened to some of his talks, and returned to Abu Dhar and said to him. "I have seen him enjoining virtuous behavior and saying something that is not poetry." Abu Dhar said, "You have not satisfied me as to what I wanted." He then took his journey-food and carried a waterskin of his, containing some water till he reached Mecca. He went to the Mosque and searched for the Prophet and though he did not know him, he hated to ask anybody about him. When a part of the night had passed away, `Ali saw him and knew that he was a stranger. So when Abu Dhar saw `Ali, he followed him, and none of them asked his companion about anything, and when it was dawn, Abu Dhar took his journey food and his water-skin to the Mosque and stayed there all the day long without being perceived by the Prophet, and when it was evening, he came back to his retiring place. `Ali passed by him and said, "Has the man not known his dwelling place yet?" So `Ali awakened him and took him with him and none of them spoke to the other about anything. When it was the third day. `Ali did the same and Abu Dhar stayed with him. Then `Ali said "Will you tell me what has brought you here?" Abu Dhar said, "If you give me a firm promise that you will guide me, then I will tell you." `Ali promised him, and he informed `Ali about the matter. `Ali said, "It is true, and he is the Messenger of Allah. Next morning when you get up, accompany me, and if I see any danger for you, I will stop as if to pass water, but if I go on, follow me and enter the place which I will enter." Abu Dhar did so, and followed `Ali till he entered the place of the Prophet, and Abu Dhar went in with him, Abu Dhar listened to some of the Prophet's talks and embraced Islam on the spot. The Prophet (ﷺ) said to him, "Go back to your people and inform them (about it) till you receive my order." Abu Dhar said, "By Him in Whose Hand my life is, I will proclaim my conversion loudly amongst them (i.e. the pagans)." So he went out, and when he reached the Mosque, he said as loudly as possible, "I bear witness that None has the right to be worshipped except Allah, and Muhammad is the Messenger of Allah." The People got up and beat him painfully. Then Al-Abbas came and knelt over him ((to protect him) and said (to the people), "Woe to you! Don't you know that this man belongs to the tribe of Ghifar and your trade to Sha'm is through their way?" So he rescued him from them. Abu Dhar again did the same the next day. They beat him and took vengeance on him and again Al-Abbas knelt over him (to protect him)
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى {وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ} قَالَ هِيَ رُؤْيَا عَيْنٍ، أُرِيَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ إِلَى بَيْتِ الْمَقْدِسِ. قَالَ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ قَالَ هِيَ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ.
İbn Abbas r.a. yüce Allah'ın: "Sana gösterdiğimiz o rüyayı biz ancak insanlara bir fitne kıldık." [İsra, 60] buyruğu hakkında dedi ki: Bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Beytu'l-Makdis'e İsra olunduğu gece gözleri ile gördüğü bir rüyadır." (İbn Abbas) dedi ki: "Kur'an-ı Kerim'de lanet olunmuş ağaç ise Zakkum ağacıdır." Bu Hadis 4716 ve 6613 numara ile gelecektir.
Narrated Ibn `Abbas:Regarding the Statement of Allah" "And We granted the vision (Ascension to the heavens) which We made you see (as an actual eye witness) was only made as a trial for the people." (17.60) Ibn `Abbas added: The sights which Allah's Messenger (ﷺ) was shown on the Night Journey when he was taken to Bait-ulMaqdis (i.e. Jerusalem) were actual sights, (not dreams). And the Cursed Tree (mentioned) in the Qur'an is the tree of Zaqqum (itself)
Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsirul Kur'an Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mi'rac" yuk5lmek anlamını ifade eden "arace, ya'rucu" fiilinden gelmektedir. Mi'racın zamanı hususunda görüş ayrılığı vardır. Nebilik verilmeden önce olduğu söylenmiş olmakla birlikte bu şaz bir görüştür. Ancak bu görüş, o zaman bunun rüyada gerçekleşmiş olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Çoğunluğun kanaati bunun Nebilikten sonra olduğudur. Ancak ne vakit olduğu hususunda görüş ayrılığı vardır. Bir görüşe göre hicretten bir sene önce olmuştur. Bu İbn Sa'd ve başkalarının görüşü olup Nevevı de bunu açık bir dille ifade etmiştir. İbn Hazm ise işi aşırıya götürerek bu hususta icma' olduğunu nakletmiştir. Ancak bu görüş reddedilmiştir. Çünkü bu konuda ondan fazla görüş ayrılığı bulunmaktadır. Bunların bazılarını İbnu'l-Cevzi nakletmiş bulunmaktadır. Naklettiği bir gorüşe göre hicretten sekiz ay önce olmuştur, altı ay önce olduğu söylendiği gibi, hicretten üç sene önce olduğu da söylenmiştir ki, bunu da İbnu'l-Esir nakletmiş bulunmaktadır. (Kadı) Iyad ve onun arkasından Kurtubi ile Nevevı de ez-Zührilden rivayetle, mi'racın hicretten beş yıl önce olduğu da söylenmiştir. Iyad ve ona uyanlar bu görüşü tercih etmiş ve Hatice'nin, namazın farz kılınışından sonra Nebi efendimizle birlikte namaz kıldığı hususunda görüş ayrılığı bulunmadığını da delil olarak göstermiş(ler)dir. Oysa onun hicretten önce üç ya da ona yakın bir süre önce yahut beş yıl önce vefat ettiği hususunda görüş ayrılığı yoktur. Namazın da İsra gecesinde farz kılındığında görüş ayrılığı yoktur. Derim ki: Görüş ayrılığının olmadığını söylediği bütün hususlar tartışma konusudur. "el-Hatlm'de -bazen de el-Hicr'de dedi-" Burada el-Hatım'den kasıt, el-Hicr denilen yerdir. "Birisinin bana geldiğini gördüm." Daha önce geçtiği gibi Cibril aleyhisseIam'dır. "İman ile (doldurdu.)" Bed'u'l-Halk bölümünde "ve hikmet ile (doldurdu)" şeklindedir. Nevevi der ki: Bunun anlamı şudur: Leğenin'lçerisinde öyle bir şey vardı ki onunla imanın kemali ve hikmetin kemali artış gösterir. Buradaki doldurmanın hakikat anlamı ile •kullanılmış olma ihtimali vardlManevi şeylerin müşahhaslaştırılması da Bakara suresinin bir gölge gibi gelmesi, ölümün koç suretinde görünmesi ile ilgili rivayetlerde de görüldüğü gibi caizdir. Aynı şekilde amellerin tartılması ve buna benzer diğer gayb halleri de böyledir. "Kalbimi yıkadl." Müslim'in rivayetinde: "Kalbimi çıkardı ve onu Zemzem suyuyla yıkadı" şeklindedir. Bundan da Zemzem suyunun bütün sulardan daha faziletli olduğu anlaşılmaktadır. "Salih oğluma ve salih nebiye ... " Denildiğine göre Nebilerin onu sadece bununla nitelendirmelerinin ve bunu ardı arkasına sürdürmelerinin sebebi, "salah (salih oluş)"ın bütün hayrın özelliklerini kapsayan bir nitelik oluşundan dolayıdır. Bundan dolayı onların her biri, her bir nitelik belirtmelerinde bunu tekrarlamış bulunmaktadıriar. Salih kişi, Allah'ın ve kulların yerine getirilmesi gereken haklarını yerine getiren kimsedir. Bundan dolayı salih oluş, hayrın bütün manalarını kapsayan geniş kapsamlı bir kelimedir. Musa ile ilgili olay anlatılırken: "Ben yanından ayrılırken ağladı, ona niçin ağlıyorsun denildi o, şunun için ağlıyorum, benden sonra Nebilik verilen bir gencin ümmetinden cennete girecekler, benim ümmetimden daha fazla olacaktır, dedi" sözleri hakkında ilim adamları şöyle demiştir: Musa'nın bu ağlayışının sebebi -haşa- kıskaryçlık değildir. Çünkü o alemde kıskançlık, mu'min şahıslardan bile alınmış bir özelliktir. Yüce Allah'ın seçtiği kimseler hakkında nasıl düşünülebilir? Aksine onun ağlamasının sebebi, derecesinin yükseltilmesi sonucunu veren elde edemediği ecre duyduğu üzüntüdür. Çünkü onun ümmeti kendisinin ecrinin eksilmesi sonucunu verecek ş.ekilde ecirlerinin eksiltilmesini gerektiren çokça muhalif davranış ve hareketlerde bulunmuşlardır. Çünkü her bir Nebie kendisine uyanların ecri gibi de ecir verilir. Bundan ötürü onun ümmeti arasında ona uyanların sayısı bu ümmete nispetle sürelerinin uzunluğu ile birlikte bizim Nebiimize uyanların sayısından daha azdır. "Genç (gulam)" ifadesi de onun değerini eksiltmek için kullanılmış değildir. Yüce Allah'ın kudretine, kereminin büyüklüğüne dikkat çekmek için kullanılmıştır. Çünkü bu yaşta olan bir kimseye kendisinden önce ve yaşı ondan daha ileride olan hiçbir kimseye verilmemiş şeyleri yüce Allah ona vermiştir. Kurtubi der ki: Namaz hususunda Nebi sallallShu aleyhi ve sellem'in Rabbine dönmesini söyleyen kimsenin özellikle Musa aleyhisselam oluşundaki hikmetin sebebi şu olabilir: Musa'nın ümmeti de diğer ümmetierin mükellef kılınmadığı farz namazlar ile mükellef tutulmuşlardı. Bu da onlara ağır gelmişti. Bundan dolayı Musa aleyhisselam benzeri bir durumla karşılaşırlar diye Muhammed ümmetine şefkat göstermiştir. Buna da onun: "Şüphesiz ben senden önce insanları denedim" sözleri işaret etmektedir. "Sonra bana Sidretu'l-Münteha ref' edildi." Maksat onun oraya yükseltilmesi yahut onun üzerine çıkartılması ve Sidretu'l-Münteha'nın ona görünmesi, gösterilmesidir. Ona Sidretu'l-Münteha adının veriliş sebebi, Müslim'de yer alan İbn Mes'ud'dan nakledilen hadiste beyan edilmiştir. Oradaki lafzıyla şöyledir: "Resulullah sallAllahu aleyhi ve sellem İsra'ya götürülünce dedi ki: Sonra ben Sidretu'l-Münteha'ya kadar götürüldüm. Bu altıncı semadadır. Yerden yükselenler oraya kadar varır, ordan (yukarlara) alınır. Yukardan inenler de oraya varır ve ordan (aşağıya) indirilir. " "Bir de baktım ki onun meyveleri Hecer testilerini andırıyor." Hattabı der ki: Maksat onun meyvelerinin büyüklüklerinin testiler gibi olduğunu ifade etmektir. "Açıktaki iki nehir ise Nil ve Fırat'tır." Nevevı der ki: Bu hadisten anlaşıldığına göre Nil'in ve Fırat'ın aslı cennettendir. Her ikisi de Sidretu'l-Münteha'nın dibinden fışkırmaktadır. Sonra yüce Allah'ın dilediği yerlerde yol alırlar, sonra da yere inerler. Arkasından yerde yollarını takip ederler, daha sonra yerden bir daha çıkarlar. Akıl bunu imkansız görmez. Haberin zahiri de buna tanıklık etmektedir. O halde dayanak alınması gerekir. Iyad'ın: Hadis, Sidretu'l-Münteha'nın kökünün yerde oluşuna delildir, çünkü hadiste şöyle demiştir: Nil ile Fırat o ağacın kökünden çıkar. Bu iki ırmak ise müşahede ile görüldüğü gibi yerden çıkmaktadır. O halde bu, Sidretu'l-Münteha'nın kökünün yerde olmasını gerektirir, şeklindeki sözüne gelince; Onun bu görüşü tenkit edilmiştir. Çünkü onların yani bu iki nehrin Sidretu'l-Münteha'nın kökünden çıkmalarından maksat, yerden ilk çıktıkları kaynak değildir. Özetle söyleyecek olursak, bu ağacın kökü cennettedir. Bu iki nehir de önce bu ağacın kökünden çıkarlar. Sonra yerde yerlerini alıncaya kadar yol alırlar, ondan sonra yerde kaynaklarından fışkırırlar. Buradaki ifadeler, Nil ile Fırat'ın asıl kaynakları cennetten olduğundan ötürü sularının faziletli olduğuna delil gösterilmiştir. Seyhan ile Ceyhan nehirleri de böyledir. "Daha sonra birinde şarap, birinde süt, birinde bal bulunan kaplar bana getirildi. Ben içinde süt bulunan kabı aldım. Bu, senin üzerinde olduğun fıtrattır, dedi." Fıtrattan kas ıt da İslam dinidir. "Sonra bana namaz farz kılındı." Namazın özellikle İsra gecesinde farz kılınmasındaki hikmet şudur: Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem Mi'dıca yükseltilince, o gece meleklerin ibadetlerini gördü. Onların kiminin oturmaksızın ayakta, kiminin secdeye varmaksızın rüklida, kiminin hiç oturmadan secdede olduklarını gördü. Yüce Allah bütün bu ibadetleri kulun kıldığı her bifffikatte hem onun için, hem de ümmeti için -tumainine ve ihlas gibi şartlarıyla bJrlikte- bir arada toplamış oldu. İbn Ebi Cemre bu hususa işaret etmiş ve şunları söylemiştir: Namazın özellikle İsra gecesinde farz kılınması onun beyanının (öneminin) büyüklüğüne bir işarettir. "Ben orayı geçince bir münadi bana şöyle seslendi: Ben farz kıldığımı yerine getirdim ve kullarımın yükünü hafiflettim." Bu, şanı yüce Allah'ın İsra gecesinde herhangi bir as1ta':tulunr:ıksızın nbisi Mhamme alalahu aleyhi ve sellem ile konuşmuş olduguna dafrtırılen en guçlu delıllerden bırısıdır. Hadis-i şerifte işaret ettiklerimizden başka şu hususlara da dikkat çekilmiş olmaktadır: 1- Semanın gerçek manada kapıları ve o kapılarda görevli koruyucuları vardır. 2- İzin istemek ve izin isteyen kimsenin: Ben filan kişiyim diyerek sadece benim dememesi gerekir. Çünkü böyle bir şey soru sormakla öğrenilmek istenen ile bağdaşan bir durum değildir. 3- Yürüyen oturana selam verir. İsterse yürüyen kişi oturandan daha faziletli olsun. 4- Fazilet ehli olan kimseleri sevinçle, merhabalaşarak, överek ve dua ederek karşılamak müstehaptır. 5- Fitneye maruz kalmayacağından emin olunan bir kimsenin yüzüne karşı methedilmesi caizdir. 6- Sırtını kıbleye ve başka yere vererek yaslanmak caizdir. Bu hüküm İbrahim'in el-Beytu'l-Ma'mur'a yaslanmış olmasından çıkartılır. el-Beytu'I-Malmur ise her bakımdan kıble olması yönüyle Ka'be gibidir. 7- Fiili olarak yapılmadan önce hükmün neshedilmesi caizdir. Namaz bölümünün baş taraflarında buna dair gerekli araştırma yapılmış bulunmaktadır. 8- Geceleyin yol almak, gündüzün yol almaktan faziletlidir. Çünkü İsra geceleyin gerçekleşmiştir. Bundan dolayı Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in ibadeti de çoğunlukla gece idi. Yolculuklarını da çoğunlukla geceleyin yapardı. Ayrıca şöyle buyurmuştur: "Geceleyin yol almaya bakınız, çünkü yer geceleyin dürüıür." 9- Tecrübe ve deney, çokça bilgiye göre istenilen maksadı elde etmekte daha güçlü bir yoldur. Bu da Musa aleyhisselam'ın Nebi sallaiıahu aleyhi ve sellem'e söylediği kendisinden önce insanlarla uğraşmış ve onları denemiş olduğunu söylemesinden anlaşılmaktadır. 10- Adetin hükmüne başvurulması ve daha üstte olanın vasıtası ile daha altta olana dikkat çekilmesi de anlaşılmaktadır. Çünkü geçmiş olan ümmetler beden itibariyle bu ümmetten daha güçlü idi. Musa aleyhisselam ise bundan daha azını yerine getirmeleri için İsrailoğulları ile uğraşmış olduğunu fakat onların kendisine muvafakat etmediklerini söylemiştir. 11- Bu hususa İbn Ebi Cemre işaret etmiş ve şunları söylemiştir: Bundan anlaşıldığına göre Halillik makamı rıza ve teslimiyet makamıdır. Kelim (Allah ile konuşmak) makamı ise nazlandırma ve hemhalalma makamıdır. Bundan dolayı Hz. Musa, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den yükün hafifletilmesini istemesini söylemiş, İbrahim aleyhisselam bunu söyleyen olmamıştır. Oysa Nebi salı allah u aleyhi ve sellem'in İbrahim aleyhisselam'a olan özel yakınlığı Musa aleyhisselam'a olan yakınlığından fazladır. Çünkü onun ata oluş makamı vardır. Ayrıca mevkisi daha yüksek ve onun dinine de tabi oluş sözkonusudur. 12- Şanı yüce Allah'tan çokça istekte bulunup dua etmek ve nezdinde çokça şefaati talep etmek müstehaptır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaz yükünün hafifletilmesi hususunda Musa aleyhisselam'ın teklifini kabul etmiştir. 13- Haya sahibi olmanın büyük bir fazileti vardır. 14- Nasihata ihtiyacı olan kimseye karşılıksız nasihatta bulunmak (güzeldir). İsterse bu hususta nasihat edecek olana danışılmamış olsun
حَدَّثَنَا مَطَرُ بْنُ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بُعِثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَرْبَعِينَ سَنَةً، فَمَكُثَ بِمَكَّةَ ثَلاَثَ عَشْرَةَ سَنَةً يُوحَى إِلَيْهِ، ثُمَّ أُمِرَ بِالْهِجْرَةِ فَهَاجَرَ عَشْرَ سِنِينَ، وَمَاتَ وَهُوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ.
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kırk yaşında iken Nebilik verildi. (Bundan sonra) Mekke'de on üç yıl boyunca kaldı ve bu süre zarfında ona vahiy geliyordu. Sonra hicret etmekle emrolundu, o da hicret etti. (Hicret'ten sonra) on yıl muhacir kaldı ve altmış üç yaşında iken vefat etti
Narrated Ibn `Abbas:Allah's Messenger (ﷺ) started receiving the Divine Inspiration at the age of forty. Then he stayed in Mecca for thirteen years, receiving the Divine Revelation. Then he was ordered to migrate and he lived as an Emigrant for ten years and then died at the age of sixty-three (years)
حَدَّثَنِي مَطَرُ بْنُ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ مَكَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ ثَلاَثَ عَشْرَةَ، وَتُوُفِّيَ وَهْوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ.
İbn Abbas dedi ki: "Resulul\ah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de on üç yıl kaldı, altmış üç yaşında vefat etti
Narrated Ibn `Abbas:Allah's Messenger (ﷺ) stayed in Mecca for thirteen years (after receiving the first Divine Inspiration) and died at the age of sixty-three
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ،. وَأَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ رَجَعَ إِلَى أَهْلِهِ وَهْوَ بِمِنًى، فِي آخِرِ حَجَّةٍ حَجَّهَا عُمَرُ، فَوَجَدَنِي، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ إِنَّ الْمَوْسِمَ يَجْمَعُ رَعَاعَ النَّاسِ، وَإِنِّي أَرَى أَنْ تُمْهِلَ حَتَّى تَقْدَمَ الْمَدِينَةَ، فَإِنَّهَا دَارُ الْهِجْرَةِ وَالسُّنَّةِ، وَتَخْلُصَ لأَهْلِ الْفِقْهِ وَأَشْرَافِ النَّاسِ وَذَوِي رَأْيِهِمْ. قَالَ عُمَرُ لأَقُومَنَّ فِي أَوَّلِ مَقَامٍ أَقُومُهُ بِالْمَدِينَةِ.
İbn Şihab dedi ki: Bana Ubeydullah b. Abdullah'ın haber verdiğine göre İbn Abbas kendisine şunu haber vermiştir: "Abdurrahman b. Avf, Ömer'in yaptığı son haccı esnasında Mina'da iken ailesinin yanına döndü. Ömer beni görünce: Ey Abdurrahman, dedi. Ben: Ey mu'minlerin emiri dedim. Şüphesiz hac mevsiminde sıradan ve anlayışsız insanlar da bir araya gelir. Benim görüşüme göre Medine'ye varıncaya kadar bu işe mühlet vermendir. Çünkü orası hicret, sünnet ve esenlik yurdudur. Orada fıkıh ehli, insanların eşrafı ve görüş sahipleri ile baş başa kalırsın. Ömer dedi ki: Andalsun Medine'de (hitap etmek üzere) ayağa kalkacağım ilk günde ayağa kalkıp (şunları) söyleyeceğim
Narrated Ibn `Abbas:During the last Hajj led by `Umar, `Abdur-Rahman bin `Auf returned to his family at Mina and met me there. `AbdurRahman said (to `Umar), "O chief of the believers! The season of Hajj is the season when there comes the scum of the people (besides the good amongst them), so I recommend that you should wait till you go back to Medina, for it is the place of Migration and Sunna (i.e. the Prophet's tradition), and there you will be able to refer the matter to the religious scholars and the nobles and the people of wise opinions." `Umar said, "I will speak of it in Medina on my very first sermon I will deliver there
حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، حَدَّثَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ وَجَدَ الْيَهُودَ يَصُومُونَ عَاشُورَاءَ، فَسُئِلُوا عَنْ ذَلِكَ، فَقَالُوا هَذَا الْيَوْمُ الَّذِي أَظْفَرَ اللَّهُ فِيهِ مُوسَى وَبَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى فِرْعَوْنَ، وَنَحْنُ نَصُومُهُ تَعْظِيمًا لَهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " نَحْنُ أَوْلَى بِمُوسَى مِنْكُمْ ". ثُمَّ أَمَرَ بِصَوْمِهِ.
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye gelince Yahudilerin Aşura günü oruç tuttuklarını gördü. Buna dair kendilerine soru sorulunca şu cevabı verdiler: Bu, Allah'ın Musa'ya ve İsrailoğullarına Firavun'a karşı zafer verdiği gündür. Biz de onu tazim etmek üzere bugünü oruç tutuyoruz. Onlar böyle deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Biz Musa'ya sizden daha yakınız deyip, o gün oruç tutulmasını emretti
Narrated Ibn `Abbas:When the Prophet (ﷺ) arrived at Medina he found that the Jews observed fast on the day of 'Ashura'. They were asked the reason for the fast. They replied, "This is the day when Allah caused Moses and the children of Israel to have victory over Pharaoh, so we fast on this day as a sign of glorifying it." Allah's Messenger (ﷺ) said, "We are closer to Moses than you." Then he ordered that fasting on this day should be observed
حَدَّثَنِي زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ هُمْ أَهْلُ الْكِتَابِ، جَزَّءُوهُ أَجْزَاءً، فَآمَنُوا بِبَعْضِهِ وَكَفَرُوا بِبَعْضِهِ. {يَعْنِي قَوْلَ اللَّهِ تَعَالَى {الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْآنَ عِضِينَ }
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Onlar kitap ehlidirler. Onu kısımlara ayırdılar. Bir bölümüne iman ettiler, diğer bazısını inkar edip kafir oldular." Bu Hadis 4705 ve 4706 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medine'ye gelişinden sonra Yahudilerin yanına gelmeleri" Ebu Said "Şerefu'I-Mustafa" adlı eserinde Said b. Cubeyr yoluyla şunu rivayet etmektedir: Yahudilerin başı olan Meymun b. Yamın, Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelerek dedi ki: Ey Allah'ın Resulü! Onlara bir haber gönder ve beni de hakem tayin et. Onlar (anlaşmazlık konularında) bana başvururlar. O da onu içeriye yerleştirdi. Sonra Yahudilere haber gönderdi. Onun yanına gelerek onunla konuştular. Allah Resulü onlara: Benimle sizin aranızda hakemlik yapacak bir adam seçiniz, diye buyurdu. Onlar: Biz Meymun b. Yamın'in hakemliğine razıylZ, dediler. Allah Resulü: Yanlarına çık diye buyurdu. Meymun: Şehadet ederim ki o Allah'ın Resulüdür, dedi. Fakat onu tasdik etmeyi kabul etmediler. İbn İshak'ın zikrettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldikten sonra Yahudilerle bir barış antlaşması yaptı. Onlar ona tabi olmayı kabul etmediler. Bu sebeple onlarla arasında bir kitap yazdı (bir antlaşma belgesi düzenledi.) Yahudiler Kaynuka, Nadir ve Kureyza olmak üzere üç kabile idiler. Üçü de biri diğerinden sonra ahitlerini bozdular. Kaynuka oğullarını karşılıksız serbest bıraktı, Nadir oğullarını sürgüne gönderdi, Kureyza oğullarını da kökten imha etti. Yüce Allah'ın izniyle biraz sonra bütün bunlara dair etraflı açıklamalar gelecektir. "Yahudilerden on kişi bana iman etse, Yahudilerin hepsi bana iman edecektir." el-İsmaill'nin rivayetinde: "Müslüman olmadık Yahudi kalmaz" şeklindedir. Ebu Said de "Şerefu'I-Mustafa" adlı eserinde bunu böylece rivayet etmiş ve sonunda şunları eklemiştir: "Ka'b dedi ki: Bunlar yüce Allah'ın Maide suresinde sözünü ettiği kimselerdir." Buna göre kastedilen, belirli özel on kişidir. Çünkü ona (Yahudilerden) on kişiden fazla iman etmiş idi. Göründüğükadarıyla bunlar, o dönemde Yahudiler arasında başkanlık konumunda idiler. Onların dışında olanlar da onlara tabi kimseler idi. Fakat bunlar arasından ancak pek az kimse Müslüman olmuştur. Abdullah b. Selam gibi. O da Nebi s.a.v.'in Medine'ye gelişi sırasında Yahudiler arasında başkanlığı ile ünlü kimselerden idi. Nadir oğullarından Ebu Yasir b. Ahtab, onun kardeşi Huyey b. Ahtab, Ka'b b. el-Eşref ile Rafi' b. Ebi'l-Hukayk da bulunmaktadır. Kaynuka oğullarından Abdullah b. Huneyf, Finhas ve Rifaa b. Zeyd'dir. Kureyza oğullarından ise Zubeyr b. Batıya, Ka'b b. Esed ve Şemuvil b. Zeyd'dir. Bunlardan hiçbirisinin Müslüman olduğu sabit değildir. Bunların her birisi Yahudiler arasında bir başkan idi. Eğer bu başkan Müslüman olmuş olsaydı, Yahudilerden bir topluluk onlara uyardı. Muhtemelen kastedilen de budur
Narrated Ibn `Abbas:They, the people of the Scriptures, divided this Scripture into parts, believing in some portions of it and disbelieving the others. (See 15:)
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوْشَبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ بَدْرٍ " اللَّهُمَّ أَنْشُدُكَ عَهْدَكَ وَوَعْدَكَ، اللَّهُمَّ إِنْ شِئْتَ لَمْ تُعْبَدْ ". فَأَخَذَ أَبُو بَكْرٍ بِيَدِهِ فَقَالَ حَسْبُكَ. فَخَرَجَ وَهْوَ يَقُولُ {سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ}
İkrime, İbn Abbas'tan rivayetle dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü şöyle buyurdu: "Allah'ım, ben bana olan ahdini ve vadini gerçekleştirmeni diliyorum. Allah'ım dilersen sana ibadet olunmaz. Ebu Bekir elinden tutarak, bu kadarı sana yeter, dedi. Dışarıya, "Pek yakında bu topluluk bozguna uğrayacak ve arkalarını dönerek kaçacaklardır"[Kamer, 45] diyerek çıktı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ona denk görülen" dünyevi hususlar arasında ağırlığı ile ona denk düşebilecek her şey, demektir. Sevap olarak ona denk görülen şeyler diye açıklandığı gibi, maksadın bundan daha genelolması da mümkündür. Bundan maksat, bu konumun ne kadar büyük olduğunu ileri derecede ifade etmektir. Aynı zamanda eğer kendisi böyle bir konumda bulunmak ile ne olursa olsun buna denk düşecek bir şeyi elde etmek arasında muhayyer bırakılacak olsaydı, böyle bir konumda bulunmuş olmayı tercih edecekti. "İbn Abbas dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:" Bu ashab-ı kiramlın rivayet ettiği mürsellerdendir .. Çünkü İbn Abbas orada bulunmamıştı. Muhtemelen bunu Ömer'den ya da Ebu Bekir 'den rivayet etmiştir. Müslim'deki rivayete göre İbn Abbas dedi ki: Bana Ömer anlattı: "Bedir günü olunca, Resulullah s.a.v. müşriklere baktı. Onların bin kişi, ashabının ise üçyüz ondokuz kişi olduğunu gördü. Kıbleye yöneldi, sonra ellerini uzattı. Ridası omuzlarından düşünceye kadar Rabbine niyaz edip durdu." Said b. Mansur dedi ki: "Bedir günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem müşriklere ve onların sayıca çokluklarına bir de Müslümanlara baktı ve onların sayıca az olduklarını gördü. İki rekat namaz kıldı. Ebu Bekir de sağında ayakta durdu. Resulullah sallalli3hu aleyhi ve sellem namazda iken şöyle dua etti: Allah'ım beni bırakma! Allah'ım benden yardımın! esirgeme! Allah'ım beni eksik düşürme! Allah'ım senden bana vadini gerçekleştirmeni niyaz ediyorum." İbn İshak'da da Nebi efendimizin şöyle dua ettiği belirtilmektedir: "Allah'ım, işte Kureyş! Büyüklenişiyle, böbürlenişiyle, Resulünü yalanlayarak ve (hakka karşı) mücadele ederek geldi. Allah'ım, senden bana vaat ettiğin yardımını diliyorum." "Allah'ım senden ... diliyorum." Taberanı'de hasen bir senetle İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bizler Bedir günü Muhammed'in Rabbine: Allah'ım, ben senden bana olan vaadini gerçekleştirmeni niyaz ediyorum, diye seslenişinden, daha ileri derecede kaybettiği bir şeyi yüksek sesle arayan kimsenin seslenişini duymuş değiliz." es-Süheyll der ki: Nebi sallalli'ıhu aleyhi ve sellem'in bu kadar ileri derecede yüce Allah'a yalvarıp yakarması ve kendini yormasının sebebi, meleklerin savaşmak için oldukça gayret gösterdiklerini, Ensarın ölüm deryalarına daldıklarını görmüş olmasından dolayıdır. Cihad da kimi zaman silah ile kimi zaman dua etmek ile olur. İmamın, ordunun arkasında olması da sünnetin bir gereğidir.. Çünkü imam onlarla birlikte savaşmayınca kendisi de rahat edemez. Bundan dolayı (Nebi efendimiz) iki işten birisi ile meşgulolmuştur ki, bu da dua etmektir. "Allah'ım, dilersen sana ibadet edilmez." Ömer radıyalli'ıhu anh'ın rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Allah'ım, Müslümanlardan şu küçük topluluğu helak edecek olursan yeryüzünde sana ibadet edilmeyecektir." Böyle demesinin sebebi, kendisinin nebilerin sonuncusu olduğunu bilmesidir. Eğer o vakit kendisi ve beraberindekiler helak olsaydı, imana davet edecek kimse de Nebi olarak gönderilmeyecektL Müşrikler de Allah'tan başkasına ibadet etmeye devam edeceklerdi. O halde anlam, yeryüzünde bu şeriata göre ona ibadet edilmeyeceği şeklindedir. "Ebu Bekir elinden tutarak, bu kadarı sana yeter, dedL" Sözü geçen Müslim'deki rivayette şu fazlalık vardır: "Ebu Bekir yanına geldi, ridasını alıp onu omuzlarının üzerine bıraktı. Daha sonra arkasından ayrılmayarak dedi ki: Ey Allah'ın Nebisi, Rabbine bu kadar niyaz edişin yeter. Şüphesiz o sana olan vaadini gerçekleştirecektir. Bunun üzerine yüce Allah: "Hani siz Rabbinizden imdat istiyordunuz da o ... duanıza karşılık vermiştL" [Enfal,9] buyruğunu indirdi ve Allah melekler ile ona yardım gönderdL" el-Hattabı der ki: Kimsenin, o durumda Ebu Bekir 'in güveninin, Nebi sallalli'ıhu aleyhi ve sellem'in Rabbine olan güvenir.den daha ileri derecede olduğunu sanması caiz değildir. Aksine Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'i bu derece yalvarıp yakarmaya iten, onun ashabına olan şefkati ve kalplerine metanetin gelmesini aşırı derecede istemesi idi.. Çünkü Bedir onun da bulunduğu ilk savaştır. Bundan dolayı bu konumda ruhlarının yatışması için dua ve niyaza ileri derecede yönelmiş oldu .. Çünkü onlar Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'in yapacağı duanın kabulolunacağını biliyorlardı. Ebu Bekir ona o sözlerini söyledikten sonra duasının kabul edildiğini bildi.. Çünkü Ebu Bekir de kendi ruhunda bir güç ve bir itminan hissetmiş idi. Bundan dolayı bunun akabinde: "O topluluk yenilgiye uğrayacaktır" diyerek çıktı. 5. BAB
Narrated Ibn `Abbas:On the day of the battle of Badr, the Prophet (ﷺ) said, "O Allah! I appeal to You (to fulfill) Your Covenant and Promise. O Allah! If Your Will is that none should worship You (then give victory to the pagans)." Then Abu Bakr took hold of him by the hand and said, "This is sufficient for you." The Prophet came out saying, "Their multitude will be put to flight and they will show their backs
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْكَرِيمِ، أَنَّهُ سَمِعَ مِقْسَمًا، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ يُحَدِّثُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ {لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ} عَنْ بَدْرٍ، وَالْخَارِجُونَ، إِلَى بَدْرٍ.
İbn Abbas'tan rivayete göre o şöyle demiştir: "Yüce Allah'ın: "mu'minIerden ... oturanlarla ... bir olmaz." [Nisa, 95] buyruğunda kastedilenler, Bedir'e çıkmayıp oturanlarla, Bedir'e çıkanlardır. '' Bu Hadis 4595 numara ile gelecektir
Narrated Ibn `Abbas:The believers who failed to join the Ghazwa of Badr and those who took part in it are not equal (in reward)
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما {الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَةَ اللَّهِ كُفْرًا} قَالَ هُمْ وَاللَّهِ كُفَّارُ قُرَيْشٍ. قَالَ عَمْرٌو هُمْ قُرَيْشٌ وَمُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم نِعْمَةُ اللَّهِ {وَأَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ } قَالَ النَّارَ يَوْمَ بَدْرٍ.
İbn Abbas r.a.: "Küfür olmak üzere Allah'ın nimetini değiştirenler."[İbrahim,28] buyruğu hakkında dedi ki: Bunlar Allah'a andalsun ki Kureyş kafirleridir. Amr dedi ki: Bunlar Kureyşlilerdir. Allah'ın nimeti ise Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. "Ve kendi kavimlerini de helak yurduna sokanları görmez misin?" [İbrahim, 28] Dedi ki: Bedir günü kavimlerini ateşe sokanlar diye açıklamıştır. Bu Hadis 4700 numara ile gelecektir
Narrated Ibn `Abbas:regarding the Statement of Allah:--"Those who have changed Allah's Blessings for disbelief..." (14.28) The people meant here by Allah, are the infidels of Quraish. (`Amr, a sub-narrator said, "Those are (the infidels of) Quraish and Muhammad is Allah's Blessing. Regarding Allah's Statement:"..and have led their people Into the house of destruction? (14.29) Ibn `Abbas said, "It means the Fire they will suffer from (after their death) on the day of Badr
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ بَدْرٍ " هَذَا جِبْرِيلُ آخِذٌ بِرَأْسِ فَرَسِهِ ـ عَلَيْهِ أَدَاةُ الْحَرْبِ ".
İkrime'nin, İbn Abbas r.a.'dan rivayetine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü: "İşte Cibril üzerinde savaş araçları bulunduğu halde atının başını tutmuş olarak (geliyor), diye buyurdu." Bu Hadis 4041 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Meleklerin Bedir'de bulunmaları" Yunus b. Bukeyr, "Ziyadatu'I-Meğazi" adlı eserinde ve Beyhaki, er-Rabi' b. Enes yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "İnsanlar Bedir günü melekler tarafından öldürülen ile insanlar tarafından öldürülen kimseleri boyunların ve parmak uçlarının üzerindeki ateş dağlamasını andıran darbelerden ayırt edebiliyorlardı." Müslim'de de İbn Abbas'ın şu hadisi yer almaktadır: "Bir seferinde Müslüman bir adam müşrik bir diğer adamın peşinden hızlıca koşarken üst tarafından bir kamçı sesi ile bir atlı sesi duydu ... " Hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: bu{nlar} üçüncü semadan yardıma gelenlerdi, dedi." "Akabe yerine Bedir'de bulunmaYL" Bununla Akabe'de bulunmayı, Bedir'de bulunmaktan üstün gördüğünü anlatmak istemektedir. el-İsmaill, Yezid'in lafızları ile rivayeti Muhammed b. Şuca'ın ondan diye naklettiği şekliyle şöylece kaydetmiştir: "Meleklerden birisi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek, siz aranızda Bedir'e katılanları nasıl görüyorsunuz, diye sordu. Yahya b. Said dedi ki: Bana Yezid b. el-Had'ın anlattığına göre bu soruyu soran Cibril'di. Görüldüğü kadarıyla Rafi' b. Malik, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den Bedir'e katılanların diğerlerinden daha faziletli olduğunu açıkça ifade ettiğini işitmemiştir. Bu sebeple o bu sözlerini kendi ictihadı olarak ifade etmiştir. Onun bu husustaki kanaatinin kaynağı ise şudur: Akabe, İslamın yardıma ve zafere mazhar olmasının menşeidir. Bütün gazvelere hazırlanmanın kendisinden kaynaklandığı hicretin de sebebi idi .. Fakat fazilet Allah'ın elindedir. Onu dilediği kimselere verir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Şeyh Takıyuddin es-Subki der ki: Bana tek başına Cibril'in kanadındaki bir tüyün bütün kafirleri bertaraf etmeye kadir olmakla birlikte, meleklerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte savaşmalarının hikmetine dair soru soruldu. Ben de şu cevabı verdim: Bunun bu şekilde olmasının hikmeti, fiilin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı tarafından ortaya konulmasının irade edilmiş olmasıdır. Melekler de sebepleri n ve yüce Allah'ın kulları arasında uygulayageldiği sünnetinin şekline riayet olmak üzere orduların imdada yetişme adetine uygun olarak imdada yetişmeleri murad edilmiştir. Bununla birlikte hepSinin faili yüce Allah'tır. Doğruyu en iyi bilen Allah'tır. 12. BAB
Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) said on the day (of the battle) of Badr, "This is Gabriel holding the head of his horse and equipped with arms for the battle
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ خَبَّابٍ، أَنَّ أَبَا سَعِيدِ بْنِ مَالِكٍ الْخُدْرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَدِمَ مِنْ سَفَرٍ، فَقَدَّمَ إِلَيْهِ أَهْلُهُ لَحْمًا مِنْ لُحُومِ الأَضْحَى فَقَالَ مَا أَنَا بِآكِلِهِ حَتَّى أَسْأَلَ، فَانْطَلَقَ إِلَى أَخِيهِ لأُمِّهِ وَكَانَ بَدْرِيًّا قَتَادَةَ بْنِ النُّعْمَانِ فَسَأَلَهُ، فَقَالَ إِنَّهُ حَدَثَ بَعْدَكَ أَمْرٌ نَقْضٌ لِمَا كَانُوا يُنْهَوْنَ عَنْهُ مِنْ أَكْلِ لُحُومِ الأَضْحَى بَعْدَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ.
İbn Habbab'dan rivayete göre "Said b. Malik el-Hudri r.a. bir seferden döndü. Aile halkı ona kurban etlerinden bir miktar et takdim etti. 0, sormadan bunu yemem dedi. Bunun üzerine kalkıp Bedir'e de katılmış bulunan anne bir kardeşi Katade b. en-Nu'man'ın yanına gitti, ona sorunca, o da kendisine şu cevabı verdi: Senden sonra, daha önce üç günden sonra kurban etlerinin yenilmesini kendilerine yasaklayan hükmü nakzeden bir durum ortaya çıktı, dedi. " Bu Hadis 5568 numara ile. gelecektir:
Narrated Ibn `Abbas:Abu Sa`id bin Malik Al-Khudri returned from a journey and his family offered him some meat of sacrifices offered at `Id ul Adha. On that he said, "I will not eat it before asking (whether it is allowed)." He went to his maternal brother, Qatada bin Nu'man, who was one of the Badr warriors, and asked him about it. Qatada said, "After your departure, an order was issued by the Prophet (ﷺ) cancelling the prohibition of eating sacrifices after three days
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ،. حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو طَلْحَةَ ـ رضى الله عنه ـ صَاحِبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ قَدْ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " لاَ تَدْخُلُ الْمَلاَئِكَةُ بَيْتًا فِيهِ كَلْبٌ وَلاَ صُورَةٌ ". يُرِيدُ التَّمَاثِيلَ الَّتِي فِيهَا الأَرْوَاحُ.
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Resuluilah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabından olan ve Resuluilah ile birlikte Bedir'de bulunmuş olan Ebu Talha (r.a.)'ın bana haber verdiğine göre Allah Resulü şöyle buyurdu: İçinde bir köpeğin ve suret'in bulunduğu bir eve melekler girmez." (İbn Abbas dedi ki:) Suret ile can’ı bulunan timsalleri kastetmektedir.
Narrated Ibn `Abbas:Abu Talha, a companion of Allah's Messenger (ﷺ) and one of those who fought at Badr together with Allah's Apostle told me that Allah's Messenger (ﷺ) said. "Angels do not enter a house in which there is a dog or a picture" He meant the images of creatures that have souls
Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Müslim, Libas
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، عَنْ عُمَرَ ـ رضى الله عنهم ـ لَمَّا تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ لأَبِي بَكْرٍ انْطَلِقْ بِنَا إِلَى إِخْوَانِنَا مِنَ الأَنْصَارِ. فَلَقِيَنَا مِنْهُمْ رَجُلاَنِ صَالِحَانِ شَهِدَا بَدْرًا. فَحَدَّثْتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ فَقَالَ هُمَا عُوَيْمُ بْنُ سَاعِدَةَ، وَمَعْنُ بْنُ عَدِيٍّ.
İbn Abbas'tan, o Ömer r.a.' dan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat edince Ebu Bekir 'e dedim ki: Kalk seninle beraber kardeşlerimiz Ensarın yanına gidelim. Onlardan Bedir'e katılmış, salih iki adam ile karşılaştık. (İbn Abbas dedi ki): Ben bunu Urve b. ez-Zubeyr'e anlattım, o' da: O iki kişi Uveym b. Saide ile Ma'n b. Adiy idiler, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ensardan" Bedirle katılmış olan "bazı adamlar ... " Çünkü ileride geleceği üzere Abbas, Bedir'de esir alınmıştı. Müşrikler onu da beraberlerinde Bedir'e götürmüşlerdi. İbn İshak'ın, İbn Abbas yoluyla rivayet ettiğine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü ashabına: Ben Haşim oğullarından bir takım kimselerin istemeyerek savaşa getirildiklerini biliyorum. Bu sebeple kim onlardan birisiyle karşılaşacak olursa onu öldürmesin, diye buyurdu." Ahmed'in rivayet ettiği hadiste de Bera'nın şöyle dediği zikredilmektedir: "Ensardan bir adam el-Abbas'ı esir almış olarak geldi. el-Abbas ise şöyle dedi: Beni esir alan bu adam değildir. Aksine beni alnının üzerinde saçlarının yan tarafları dökülmüş bir adam esir aldı. Nebi sallallilhu aleyhi ve sellem Ensardan olan o adama: Allah seni çok şerefli bir melek ile desteklemiştir, diye buyurdu." Ensardan el-Abbas'ı esir alan bu kişi Ebu'I-Yeser künyeli olup, adı Ka'b b. Amr el-Ensari'dir. İbn Abbas'ın rivayet ettiği hadiste de şöyle denilmektedir: "Babama: Ebu'IYeser seni nasıl esir aldı? Halbuki sen isteseydin onu avucunun içine dahi alabilirdin, dedim. el-Abbas: Hayır, böyle deme yavrucuğum, dedi." İbn İshak da İbn Abbas'ın rivayet ettiği hadiste şunları zikretmektedir: "Nebi s.a.v.: Ey Abbas dedi. Hem kendinin, hem de kardeşlerinin oğulları Akil b. Ebi Talib ile Nevfel b. Haris'in, bir de antlaşmaları olan Utbe b. Amr'ın fidyelerini öde .. Çünkü sen zengin birisisin. Abbas: Ben Müslüman idim,. Fakat bunlar beni zorlayarak getirdiler, dedi. Allah Resulü: Senin dediğin durumu en iyi bilen Allah'tır. Eğer söylediğin bir gerçekse şüphesiz Allah seni mükafatlandıracaktır,. Fakat senin durumunun zahirinden anlaşılan bize karşı olduğundur, diye buyurdu." "Bir dirhem dahi bırakmayacaksınız." el-Abbas'ın fidyesinden almadık bir şey bırakmayacaksınız. Bunda hikmetin şu olduğu söylenmiştir: Nebi sallallilhu aleyhi ve sellem, Sadece hanımlar tarafından onlara yakınlığı dolayısı ile değil de, kendi amcası olduğundan ötürü bu hususta bir iltimas olacağından korkmuştur. Bu olayda, akrabanın akrabasını rahatsız edecek şeyleri -içten içe onu rahatsız edecek hallerden hoşlanmasa dahi- açığa vurmaması gerektiğine işaret vardır. Nebi efendimizin, Ensarın Abbas'ın fidyesini bağışlamak istemelerini kabul etmeyişi, benzer durumda olanlar için bir tedib mahiyetindedir
Narrated Ibn `Abbas:`Umar said, "When the Prophet (ﷺ) died I said to Abu Bakr, 'Let us go to our Ansari brethren.' We met two pious men from them, who had fought in the battle of Badr." When I mentioned this to `Urwa bin Az-Zubair, he said, "Those two pious men were 'Uwaim bin Sa`ida and Ma`n bin Adi
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ " هَذَا جِبْرِيلُ آخِذٌ بِرَأْسِ فَرَسِهِ عَلَيْهِ أَدَاةُ الْحَرْبِ ".
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü şöyle buyurdu: İşte Cibril! üzerinde savaş araçları bulunduğu halde, atının başını tutmuş olarak geliyor
Narrated Ibn `Abbas:On the day of Uhud. the Prophet (ﷺ) said, "This is Gabriel holding the head of his horse and equipped with war material
حَدَّثَنِي مَخْلَدُ بْنُ مَالِكٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الأُمَوِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ اشْتَدَّ غَضَبُ اللَّهِ عَلَى مَنْ قَتَلَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي سَبِيلِ اللَّهِ، اشْتَدَّ غَضَبُ اللَّهِ عَلَى قَوْمٍ دَمَّوْا وَجْهَ نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah yolunda öldürdüğü bir kimseye Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. Allah'ın nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kanatmış bir kavme karşı da Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. " Bu Hadis 4076 numara ile gelecektir
Narrated Ibn `Abbas:Allah's Wrath became severe on him whom the Prophet (ﷺ) had killed in Allah's Cause. Allah's Wrath became severe on the people who caused the face of Allah's Prophet to bleed
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ اشْتَدَّ غَضَبُ اللَّهِ عَلَى مَنْ قَتَلَهُ نَبِيٌّ، اشْتَدَّ غَضَبُ اللَّهِ عَلَى مَنْ دَمَّى وَجْهَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas dedi ki: "Bir Nebi tarafından öldürülen kimseye Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kanatan kimseye de Allah'ın gazabı pek şiddetli olur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Uhud günü Nebi saIlaIl€ıhu aleyhi ve seIlem'e isabet eden yaralar." Abdurrezzak, Mamer'den,. o ez-Zühri'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "O gün Nebi saIlaIl€ıhu aleyhi ve seIlem'in yüzüne yetmiş darbe indirildi. Hepsinin zararına karşı Allah onu korudu." Bu rivayet kavi bir mürseldir. Yetmiş ile gerçek anlamını da kastetmiş olabilir. Darbelerin çokluğunu anlatmak için mubalağalı bir ifadeyi kullanmak yolunu da seçmiş olabilir. Hadisten anlaşıldığına göre tedavi olmak caizdir. Nebiler de yaralamalar, acı ve ızdırap veren haller ve hastalıklar gibi dünyevi bir takım arızi musibetlerle karşı karşıya kalabilirler. Böylelikle onların ecirlerinin artması ve derecelerinin daha da yükselmesine sebep olunur. Diğer taraftan bunlar, hoşa gitmeyen hallere karşı sabır hususunda onlara tabi olanların da uyması içindir. Güzel akıbet takva sahiplerinindir
Narrated Ibn `Abbas:Allah's Wrath gets severe on a person killed by a prophet, and Allah's Wrath became severe on him who had caused the face of Allah's Messenger (ﷺ) to bleed
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي الْحَكَمُ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رَضِيَ الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " نُصِرْتُ بِالصَّبَا وَأُهْلِكَتْ عَادٌ بِالدَّبُورِ ".
İbn Abbas r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu söyledi: "Saba rüzgarı ile bana yardım olundu, Ad kavmi ise (batıdan esen) Debur rüzgarı ile helak edildi
Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) said, "I have been made victorious by As-Saba (i.e. an easterly wind) and the Ad nation was destroyed by Ad-Dabur (i.e. a westerly wind)