Ebû Mûsâ el-Eş‘arî Rivayetleri

301 hadis bulundu · sayfa 3/16

Sahîh-i Buhârî No. 3622 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ أُرَاهُ ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ رَأَيْتُ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أُهَاجِرُ مِنْ مَكَّةَ إِلَى أَرْضٍ بِهَا نَخْلٌ، فَذَهَبَ وَهَلِي إِلَى أَنَّهَا الْيَمَامَةُ أَوْ هَجَرُ، فَإِذَا هِيَ الْمَدِينَةُ يَثْرِبُ، وَرَأَيْتُ فِي رُؤْيَاىَ هَذِهِ أَنِّي هَزَزْتُ سَيْفًا فَانْقَطَعَ صَدْرُهُ، فَإِذَا هُوَ مَا أُصِيبَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ أُحُدٍ، ثُمَّ هَزَزْتُهُ بِأُخْرَى فَعَادَ أَحْسَنَ مَا كَانَ، فَإِذَا هُوَ مَا جَاءَ اللَّهُ بِهِ مِنَ الْفَتْحِ وَاجْتِمَاعِ الْمُؤْمِنِينَ، وَرَأَيْتُ فِيهَا بَقَرًا وَاللَّهُ خَيْرٌ فَإِذَا هُمُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَإِذَا الْخَيْرُ مَا جَاءَ اللَّهُ مِنَ الْخَيْرِ، وَثَوَابِ الصِّدْقِ الَّذِي آتَانَا اللَّهُ بَعْدَ يَوْمِ بَدْرٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben uyurken (rüyamda) ellerimde iki altın bilezik gördüm. Durumları beni düşündürdü. Rüyada bana onları üfle, diye vahyedildi. Ben de onları üfledim. Her ikisi de uçtu. Bu iki bileziği benden sonra ortaya çıkacak iki yalancı (Nebi) diye yorumladım. Onlardan birisi el-Ansı çıktı, diğeri ise Yemome'nin sahibi Müseylimetu'l-Kezzob çıktl." Hadis 4374, 4375, 4379,7034 ve 7037 numara ile gelecektir

Narrated Abu Musa:The Prophet (ﷺ) said, "In a dream I saw myself migrating from Mecca to a place having plenty of date trees. I thought that it was Al-Yamama or Hajar, but it came to be Medina i.e. Yathrib. In the same dream I saw myself moving a sword and its blade got broken. It came to symbolize the defeat which the Muslims suffered from, on the Day of Uhud. I moved the sword again, and it became normal as before, and that was the symbol of the victory Allah bestowed upon Muslims and their gathering together. I saw cows in my dream, and by Allah, that was a blessing, and they symbolized the believers on the Day of Uhud. And the blessing was the good Allah bestowed upon us and the reward of true belief which Allah gave us after the day of Badr

Sahîh-i Buhârî No. 3674 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِسْكِينٍ أَبُو الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو مُوسَى الأَشْعَرِيُّ، أَنَّهُ تَوَضَّأَ فِي بَيْتِهِ ثُمَّ خَرَجَ، فَقُلْتُ لأَلْزَمَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلأَكُونَنَّ مَعَهُ يَوْمِي هَذَا‏.‏ قَالَ فَجَاءَ الْمَسْجِدَ، فَسَأَلَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا خَرَجَ وَوَجَّهَ هَا هُنَا، فَخَرَجْتُ عَلَى إِثْرِهِ أَسْأَلُ عَنْهُ، حَتَّى دَخَلَ بِئْرَ أَرِيسٍ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ الْبَابِ، وَبَابُهَا مِنْ جَرِيدٍ حَتَّى قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَاجَتَهُ، فَتَوَضَّأَ فَقُمْتُ إِلَيْهِ، فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ عَلَى بِئْرِ أَرِيسٍ، وَتَوَسَّطَ قُفَّهَا، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ وَدَلاَّهُمَا فِي الْبِئْرِ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ انْصَرَفْتُ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ الْبَابِ، فَقُلْتُ لأَكُونَنَّ بَوَّابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْيَوْمَ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ فَدَفَعَ الْبَابَ‏.‏ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ‏.‏ فَقُلْتُ عَلَى رِسْلِكَ‏.‏ ثُمَّ ذَهَبْتُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَأَقْبَلْتُ حَتَّى قُلْتُ لأَبِي بَكْرٍ ادْخُلْ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُبَشِّرُكَ بِالْجَنَّةِ‏.‏ فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ فَجَلَسَ عَنْ يَمِينِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَهُ فِي الْقُفِّ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ فِي الْبِئْرِ، كَمَا صَنَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ، ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ وَقَدْ تَرَكْتُ أَخِي يَتَوَضَّأُ وَيَلْحَقُنِي، فَقُلْتُ إِنْ يُرِدِ اللَّهُ بِفُلاَنٍ خَيْرًا ـ يُرِيدُ أَخَاهُ ـ يَأْتِ بِهِ‏.‏ فَإِذَا إِنْسَانٌ يُحَرِّكُ الْبَابَ‏.‏ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ‏.‏ فَقُلْتُ عَلَى رِسْلِكَ‏.‏ ثُمَّ جِئْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، فَقُلْتُ هَذَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَسْتَأْذِنُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَجِئْتُ فَقُلْتُ ادْخُلْ وَبَشَّرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْجَنَّةِ‏.‏ فَدَخَلَ، فَجَلَسَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْقُفِّ عَنْ يَسَارِهِ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ فِي الْبِئْرِ، ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ، فَقُلْتُ إِنْ يُرِدِ اللَّهُ بِفُلاَنٍ خَيْرًا يَأْتِ بِهِ‏.‏ فَجَاءَ إِنْسَانٌ يُحَرِّكُ الْبَابَ، فَقُلْتُ مَنْ هَذَا فَقَالَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ‏.‏ فَقُلْتُ عَلَى رِسْلِكَ‏.‏ فَجِئْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى تُصِيبُهُ ‏"‏ فَجِئْتُهُ فَقُلْتُ لَهُ ادْخُلْ وَبَشَّرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى تُصِيبُكَ‏.‏ فَدَخَلَ فَوَجَدَ الْقُفَّ قَدْ مُلِئَ، فَجَلَسَ وُجَاهَهُ مِنَ الشِّقِّ الآخَرِ‏.‏ قَالَ شَرِيكٌ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ فَأَوَّلْتُهَا قُبُورَهُمْ‏.‏

Ebu Musa el-Eş'arı'den rivayete göre o evinde abdest aldıktan sonra dışarı çıktı. (Kendi kendime) dedim ki: Andolsun Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından ayrılmayacağım. Bir gün boyunca onunla beraber olacağım, dedi. Mescide geldi, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i sordu. Dışarı çıktı, dediler ve şu tarafa doğru gittiğini söylediler. Ben de onun arkasından gittim. Onu sorup durdum. Nihayet Eris kuyusun(un bulunduğu bahçey'e girdi. Ben de kapının yanında oturdum. -Kapısı hurma dallarındandı.- Nihayet Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihtiyacını gördü, sonra abdest aldı. Yanıbaşında durdum. Onun Eris kuyusunun başında oturduğunu gördüm. Kuyunun ağzının ortasına oturdu ve baldırlarını açarak kuyuya sarkıttı. Ona selam verdikten sonra geri çekildim, kapının yanında oturdum. Andolsun bugün Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kapıcısı olacağım, dedim. Ebu Bekir geldi, kapıyı itti. Bu kim, dedim. Ebu Bekir dedi. Biraz bekle, dedim. Sonra gittim. Ey Allah'ın Resulü Ebu Bekir izin istiyor, dedim. O: Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Ben de yanına geldim ve Ebu Bekir'e: Gir, hem Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seni cennetle müjdeliyor, dedim. Ebu Bekir girdi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sağ tarafına kuyunun ağzında oturdu ve o da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaptığı gibi ayaklarını kuyuya sarkıttı ve baldırlarını açtı. Daha sonra geri döndüm ve oturdum. (Evden çıkmadan) kardeşimi abdest alsın ve bana yetişsin diye bırakmıştım. (Kendi kendime) dedim ki: Eğer Allah filan hakkında --kardeşini kastediyor-- hayır murad etmişse onun buraya gelmesini sağlar. Bir de baktım ki birisi kapıyı oynatıyor. O kim dedim, Ömer b. el-Hattab dedi. Ben biraz bekle dedim. Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim. Ona selam verdim. Ömer geldi, izin istiyor, dedim. Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Ben de gelip içeri gir, dedim. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seni cennetle müjdeledi. O da içeri girdi. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kuyunun ağzı başında sol tarafına oturdu ve o da ayaklarını kuyuya sarkıttı. Sonra geri döndüm yine oturdum. (Kendi kendime): Allah filan hakkında hayır murad ettiyse onun buraya gelmesini sağlar, dedim. Birisi gelip kapıyı oynattı. O kim dedim. Osman b. Affan dedi. Biraz bekle dedim. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelerek ona haber verince şöyle buyurdu: Ona izin ver ve ona isabet edecek bir bela üzerine onu cennetle müjdele. Ben de yanına geldim ve ona: İçeri gir dedim. Ayrıca Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sana isabet edecek bir bela üzerine seni cennetle müjdeliyor. O da içeri girdi. Kuyunun ağzının dolmuş olduğunu görünce onun karşısında diğer tarafta oturdu. Şerik b. Abdullah dedi ki, Said b. el-Müseyyeb dedi ki: Ben bunu onların kabideri diye tevil ettim." Bu Hadis 3693, 6216, 7079, 7262 numara ile gelecektir.

Narrated Abu Musa Al-Ash`ari:I performed ablution in my house and then went out and said, "Today I shall stick to Allah's Messenger (ﷺ) and stay with him all this day of mine (in his service)." I went to the Mosque and asked about the Prophet . They said, "He had gone in this direction." So I followed his way, asking about him till he entered a place called Bir Aris. I sat at its gate that was made of date-palm leaves till the Prophet (ﷺ) finished answering the call of nature and performed ablution. Then I went up to him to see him sitting at the well of Aris at the middle of its edge with his legs uncovered, hanging in the well. I greeted him and went back and sat at the gate. I said, "Today I will be the gatekeeper of the Prophet." Abu Bakr came and pushed the gate. I asked, "Who is it?" He said, "Abu Bakr." I told him to wait, went in and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Abu Bakr asks for permission to enter." He said, "Admit him and give him the glad tidings that he will be in Paradise." So I went out and said to Abu Bakr, "Come in, and Allah's Messenger (ﷺ) gives you the glad tidings that you will be in Paradise" Abu Bakr entered and sat on the right side of Allah's Messenger (ﷺ) on the built edge of the well and hung his legs n the well as the Prophet (ﷺ) did and uncovered his legs. I then returned and sat (at the gate). I had left my brother performing ablution and he intended to follow me. So I said (to myself). "If Allah wants good for so-and-so (i.e. my brother) He will bring him here." Suddenly somebody moved the door. I asked, "Who is it?" He said, "`Umar bin Al-Khattab." I asked him to wait, went to Allah's Messenger (ﷺ), greeted him and said, `Umar bin Al-Khattab asks the permission to enter." He said, "Admit him, and give him the glad tidings that he will be in Paradise." I went to "`Umar and said "Come in, and Allah's Messenger (ﷺ), gives you the glad tidings that you will be in Paradise." So he entered and sat beside Allah's Messenger (ﷺ) on the built edge of the well on the left side and hung his legs in the well. I returned and sat (at the gate) and said, (to myself), "If Allah wants good for so-and-so, He will bring him here." Somebody came and moved the door. I asked "Who is it?" He replied, "Uthman bin `Affan." I asked him to wait and went to the Prophet (ﷺ) and informed him. He said, "Admit him, and give him the glad tidings of entering Paradise, after a calamity that will befall him." So I went up to him and said to him, "Come in; Allah's Apostle gives you the glad tidings of entering Paradise after a calamity that will befall you. "Uthman then came in and found that the built edge of the well was occupied, so he sat opposite to the Prophet (ﷺ) on the other side. Sa`id bin Al-Musaiyab said, "I interpret this (narration) in terms of their graves

Diğer tahric edenler: Tirmizî, Menakîb; Müslim, Fedail-üs Sahabe Tirmizî dediki: Bu hadis hasen sahihtir. Değişik bir şekilde Ebû Osman en Nehdî tarafından da rivâyet edilmiştir. Bu konuda Câbir ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir

Sahîh-i Buhârî No. 3693 Sahih

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ النَّهْدِيُّ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَائِطٍ مِنْ حِيطَانِ الْمَدِينَةِ، فَجَاءَ رَجُلٌ فَاسْتَفْتَحَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ افْتَحْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَفَتَحْتُ لَهُ، فَإِذَا أَبُو بَكْرٍ، فَبَشَّرْتُهُ بِمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ، ثُمَّ جَاءَ رَجُلٌ فَاسْتَفْتَحَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ افْتَحْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَفَتَحْتُ لَهُ، فَإِذَا هُوَ عُمَرُ، فَأَخْبَرْتُهُ بِمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ، ثُمَّ اسْتَفْتَحَ رَجُلٌ، فَقَالَ لِي ‏"‏ افْتَحْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى تُصِيبُهُ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُثْمَانُ، فَأَخْبَرْتُهُ بِمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ ثُمَّ قَالَ اللَّهُ الْمُسْتَعَانُ‏.‏

Ebu Musa r.a. dedi ki: "Medine'deki bahçelerden birisinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. Bir adam gelerek kapının açılmasını istedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ona kapıyı aç ve onu cennetle müjdele, diye buyurdu. Ben de ona kapıyı açtım. Gelenin Ebu Bekir olduğunu gördüm. Ona Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dediği müjdeyi verdim. Bunun üzerine Allah'a hamdetti. Daha sonra bir başka adam geldi. Kapının açılmasını istedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona kapıyı aç ve onu cennetle müjdele, diye buyurdu. Ona kapıyı açtım, Ömer olduğunu gördüm. Ben de ona Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediğini haber verdim. Bunun üzerine o da Allah'a hamdetti. Daha sonra bir adam daha kapının açılmasını istedi. Bana: Ona kapıyı aç ve kendisine isabet edecek bir bela ile birlikte onu cennetle müjdele, diye buyurdu. Gelenin Osman olduğunu gördüm. Ona da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dediğini bildirdim. O da Allah'a hamdetti. Sonra da: Allah'tan yardım talep ederiz, diye ekledi

Narrated Abu Musa:While I was with the Prophet (ﷺ) in one of the gardens of Medina, a man came and asked me to open the gate. The Prophet (ﷺ) said to me, "Open the gate for him and give him the glad tidings that he will enter Paradise." I opened (the gate) for him, and behold! It was Abu Bakr. I informed him of the glad tidings the Prophet (ﷺ) had said, and he praised Allah. Then another man came and asked me to open the gate. The Prophet (ﷺ) said to me "Open (the gate) and give him the glad tidings of entering Paradise." I opened (the gate) for him, and behold! It was `Umar. I informed him of what the Prophet (ﷺ) had said, and he praised Allah. Then another man came and asked me to open the gate. The Prophet (ﷺ) said to me. "Open (the gate) for him and inform him of the glad tidings, of entering Paradise with a calamity which will befall him. " Behold ! It was `Uthman, I informed him of what Allah's Messenger (ﷺ) had said. He praised Allah and said, "I seek Allah's Aid

Sahîh-i Buhârî No. 3695 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ حَائِطًا وَأَمَرَنِي بِحِفْظِ باب الْحَائِطِ، فَجَاءَ رَجُلٌ يَسْتَأْذِنُ، فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جَاءَ آخَرُ يَسْتَأْذِنُ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُمَرُ، ثُمَّ جَاءَ آخَرُ يَسْتَأْذِنُ، فَسَكَتَ هُنَيْهَةً ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى سَتُصِيبُهُ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ‏.‏ قَالَ حَمَّادٌ وَحَدَّثَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، وَعَلِيُّ بْنُ الْحَكَمِ، سَمِعَا أَبَا عُثْمَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي مُوسَى، بِنَحْوِهِ، وَزَادَ فِيهِ عَاصِمٌ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ قَاعِدًا فِي مَكَانٍ فِيهِ مَاءٌ، قَدِ انْكَشَفَتْ عَنْ رُكْبَتَيْهِ أَوْ رُكْبَتِهِ، فَلَمَّا دَخَلَ عُثْمَانُ غَطَّاهَا‏.‏

Ebu Musa r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir bahçeye girdi ve bana bahçenin kapısında bekçilik yapmamı emretti. Bir adam geldi (içeri girmek üzere) izin istedi. Allah Resulü: Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Gelen Ebu Bekir idi. Daha sonra bir başkası gelip izin istedi. Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Gelen Ömer'di. Daha sonra bir diğeri gelip izin istedi. Bir süre sustuktan sonra şöyle buyurdu: Ona izin ver ve kendisine isabet edecek bir bela ile birlikte onu cennetle müjdele. Gelen Osman b. Affan idi." Yine Ebu Musa'dan buna yakın rivayet gelmiş olup, o rivayette (ravilerinden) Asım şunu eklemektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içinde su bulunan bir yerde diz kapaklarının -yahut diz kapağının- üzerlerini açmış olduğu halde oturuyordu. Osman girince de onu örttü

Narrated Abu Musa:The Prophet (ﷺ) entered a garden and ordered me to guard its gate. A man came and asked permission to enter. The Prophet (ﷺ) said, "Admit him and give him the glad tidings of entering Paradise." Behold! It was Abu Bakr. Another man came and asked the permission to enter. The Prophet (ﷺ) said, "Admit him and give him the glad tidings of entering Paradise." Behold! It was `Umar. Then another man came, asking the permission to enter. The Prophet (ﷺ) kept silent for a short while and then said, "Admit him and give him the glad tidings of entering Paradise with a calamity which will befall him." Behold! It was `Uthman bin `Affan. `Asim, in another narration, said that the Prophet (ﷺ) was sitting in a place where there was water, and he was uncovering both his knees or his knee, and when `Uthman entered, he covered them (or it)

Sahîh-i Buhârî No. 3763 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي الأَسْوَدُ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا مُوسَى الأَشْعَرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَدِمْتُ أَنَا وَأَخِي مِنَ الْيَمَنِ، فَمَكُثْنَا حِينًا مَا نُرَى إِلاَّ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، لِمَا نَرَى مِنْ دُخُولِهِ وَدُخُولِ أُمِّهِ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Esved b. Yezid'den dedi ki: Ebu Musa el-Eş'ari r.a.'i şöyle derken dinledim: "Kardeşim ile birlikte Yemen'den geldik. Belli bir süre hep Abdullah b. Mes'ud'u -kendisinin ve annesinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdiklerini (çokça) gördüğümüz için- ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ehl-i Beyt'inden bir adam olarak düşünürdük." Bu Hadis 3484 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Abdullah b. Mes'ud" b. Gafil b. Hubeyb b. Şemah b. Huzeyl b. Mudrike b. İlyas b. Mudar "ın menkıbeleri" Babası cahiliye döneminde ölmüş, annesi Müslüman olmuş ve sahabeler arasına katılmıştır. Bundan dolayı bazı hallerde ona nispet edilmiştir. Kendisi erken Müslüman olanlardandır. İbn Hibban'ın onun yoluyla rivayet ettiğine göre İslama giren altıncı kişidir. Her iki hicrete de katılmıştır. İleride Bedir gazvesinde bulunduğu da kaydedilecektir. Kufe'de Ömer ve Osman tarafından Beytu'l-Mal'ın başına getirilmiştir. Ömrünün sonlarına doğru Medine'ye gelmiştir. Osman radıyAllahu anh'ın halifeliği döneminde 32 yılında altmışı aşkın yaşında iken vefat etmiştir. Ashab-ı kiram'ın alimlerinden olup, arkadaşlarının çokluğu ve ondan ilim öğrenenlerin fazlalığı dolayısıyla ilmi yaygınlaşanlardandır. Daha sonra musanmf (Buhari) bu başlık altında Huzeyfe'nin şu sözlerini nakletmektedir: "Görünüşü" yani huşOu "gidişi" yol alışı, tutumu "şekli, şemaili" yani yaşayışı, hali "(Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'e Abdullah b. Mes'ud'dan daha yakın) hiçbir kimse bilmiyorum" sözlerini zikretmektedir. Bu rivayet onun dışa yansıyan halinin güzel işlerine delil teşkil eden hususlardan birisidir, diye zikrediimiş gibidir. "Ümmü Abd'in oğlu" ile kast edilen Abdullah b. Mes'ud'dur. Onun annesinin künyesi Ümmü Abd idi. Hakim ve başkaları, Ebu Vail yolu ile Huzeyfe'den şöyle dediğini rivayet etIT!ektedir: "Muhammed sallall€ıhu aieyhi ve sellem'in ashabından mahfilz olanlar da andalsun biliyorlardı ki, Ümmü Abd'in oğlu Kıyamet gününde vesile itibariyle onların (Allah'a) en yakınları olacaktır

Narrated Abu Musa Al-Ash`ari:My brother and I came from Yemen, and for some time we continued to consider `Abdullah bin Mas`ud as one of the members of the family of the Prophet (ﷺ) because we used to see him and his mother going in the house of the Prophet (ﷺ) very often

Sahîh-i Buhârî No. 3769 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كَمَلَ مِنَ الرِّجَالِ كَثِيرٌ، وَلَمْ يَكْمُلْ مِنَ النِّسَاءِ إِلاَّ مَرْيَمُ بِنْتُ عِمْرَانَ، وَآسِيَةُ امْرَأَةُ فِرْعَوْنَ، وَفَضْلُ عَائِشَةَ عَلَى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلَى سَائِرِ الطَّعَامِ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa el-Eş'ari r.a. dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Erkeklerden pek çok kişi kemale ermiştir. Kadınlardan ise İmran kızı Meryem ile Fir'avun'un hanımı Asiye'nin dışında kimse kemale ermemiştir. Aişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü de tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir

Narrated Abu Musa Al-Ash`ari:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Many amongst men attained perfection but amongst women none attained the perfection except Mary, the daughter of `Imran and Asiya, the wife of Pharaoh. And the superiority of `Aisha to other women is like the superiority of Tharid (i.e. an Arabic dish) to other meals

Sahîh-i Buhârî No. 3876 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ بَلَغَنَا مَخْرَجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ بِالْيَمَنِ فَرَكِبْنَا سَفِينَةً فَأَلْقَتْنَا سَفِينَتُنَا إِلَى النَّجَاشِيِّ بِالْحَبَشَةِ، فَوَافَقْنَا جَعْفَرَ بْنَ أَبِي طَالِبٍ، فَأَقَمْنَا مَعَهُ حَتَّى قَدِمْنَا، فَوَافَقْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حِينَ افْتَتَحَ خَيْبَرَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَكُمْ أَنْتُمْ يَا أَهْلَ السَّفِينَةِ هِجْرَتَانِ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa r.a.'dan rivayete göre "Biz Yemen'de bulunuyarken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Nebiliğini açıkladığı haberi ulaştı. Bunun üzerine biz. de bir gemiye bindik. Gemimiz bizi Habeşistan'da Necaşi'ye attı. Bu sırada Ca'fer b. Ebi Talib'e rastladık. (Medine'ye) gelinceye kadar onunla birlikte kaldık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i fethi sırasında onunla karşılaştık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ey gemi yolcuları, sizin için iki hicret (sevabı) vardır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Habeşistan'a hicret" Yani Müslümanların Mekke'den Habeşistan'a hicretleri. Bu hicret iki defa gerçekleşmiştir. Siyer bilginlerinin naklettiklerine göre birincisi Nebiliğin beşinci yılında Receb ayında gerçekleşmiştir. İlk hicret eden kimseler arasında onbir erkek ve dört tane kadın vardı. İki kadın olduğu da söylenmiştir. Erkeklerin oniki olduğu da, on kişi oldukları da söylenmiştir. Deniz kıyısına yürüyerek gitmişler ve yarım dinar ücretle bir gemi kiralamışlardı. İbn İshak'ın naklettiğine göre buna sebep, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in müşriklerin onlara işkence ettiklerini, müşrikleri onlara işkence etmekten alıkoyamadığını görünce ashabına şunları söyledi: "Habeşistan'da nezdinde kimsenin zulme uğramadığı bir kral vardır. Allah sizin için bir çıkış yolu takdir edinceye kadar keşke onun yanına gitseniz." Bu sebeple onlardan ilk hicret edenler arasında Osman b. Affan da vardı. Beraberinde de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı ve onun eşi Rukayye de vardı. Onların durumu ile ilgili haberlerin Resulullah salı allah u aleyhi ve sellem'e ulaşması bir parça gecikmişti. Yakub b. Süfyan, Enes'e kadar mevsul bir senedIe şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Her ikisine dair haberlerin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e varması gecikmişti. Bir kadın geldi ve ona dedi ki: Andolsun ben o ikisini gördüm. Osman hanımını bir eşeğe bindirmiş idi. Allah Resulü bunun üzerine: Allah onlarla beraber olsun, dedi. Hiç şüphesiz Osman, Lut'tan sonra hanımıyla beraber hicret eden ilk kişi olmuştur." Derim ki: Buhari'nin bu başlığın başına Osman'ın hadisini zikrederek başlamasındaki nükte de ortaya çıkmaktadır. İbn İshak bu hicrete katılanların isimlerini de sıralamıştır. Bu hicrete katılan erkekler: Osman b. Affan, Abdurrahman b. Avf, ez-Zubeyr b. el-Awam, Ebu Huzeyfe b. Utbe, Mus'ab b. Umeyr, Ebu Selerne b. Abdu'l-Esed, Osman b. Maz'un, Amil b. Rabia, Suheyl b. Beyda ve Ebu Sebre b. Ebi Ruhm el-Amirl'dirler. İşte bu on kişi Müslümanlardan Habeşistan'a ilk çıkıp gidenlerdir. İbn Hişam der ki: Bana ulaştığına göre başlarında Osman b. Maz'un vardı. Beraberlerindeki hanımlara gelince, Nebi sallallfıhu aleyhi ve sellem'in kızı Rukayye, Ebu Huzeyfe'nin hanımı Sehl kızı Sehle, Ebu Seleme'nin hanımı ve Ebu Umeyye'nin kızı Ümmü Selerne, Amir b. Rabia'nın hanım i Ebu Hasme kızı Leyla. el-Vakidı de bu hanımların isimlerini ona uygun olarak vermiş, ayrıca Abdullah b. Mes'ud ile Hatıb b. Amr'ı da eklemiştir. İbn İshak ikinci hicrete katılanların da isimlerini vermektedir. Bunlar da seksen kişiden fazladıriar. İbn Cerir et-Taberi der ki: Bunlar hanımları ve çocukları dışında seksensekiz erkektiler. Ammar b. Yasir hakkında ise aralarında olup olmadığı hususunda şüphe etmiştir. Ammar ile erkeklerin sayısı otuzsekize ulaşmaktadır. Hanımların sayısının onsekiz olduğu da söylenmiştir. 38. NECAŞİ'NİN ÖLÜMÜ

Narrated Abu Musa:We received the news of the departure of the Prophet (to Medina) while we were in Yemen. So we went on board a ship but our ship took us away to An-Najashi (the Negus) in Ethiopia. There we met Ja`far bin Abi Talib and stayed with him till we came (to Medina) by the time when the Prophet (ﷺ) had conquered Khaibar. The Prophet (ﷺ) said, "O you people of the ship! You will have (the reward of) two migrations

Sahîh-i Buhârî No. 3942 Sahih

حَدَّثَنِي أَحْمَدُ ـ أَوْ مُحَمَّدُ ـ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْغُدَانِيُّ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ أُسَامَةَ، أَخْبَرَنَا أَبُو عُمَيْسٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ وَإِذَا أُنَاسٌ مِنَ الْيَهُودِ يُعَظِّمُونَ عَاشُورَاءَ وَيَصُومُونَهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ نَحْنُ أَحَقُّ بِصَوْمِهِ ‏"‏‏.‏ فَأَمَرَ بِصَوْمِهِ‏.‏

Ebu Musa r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye girdiğinde Yahudilerden bazı insanların Aşura (günü)nü tazim ettiklerini ve o gün de oruç tuttuklarını gördü. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bizim o gün oruç tutmamız daha uygundur, dedi ve o gün oruç tutulmasını emretti

Narrated Abu Musa:When the Prophet (ﷺ) arrived at Medina, he noticed that some people among the Jews used to respect Ashura' (i.e. 10th of Muharram) and fast on it. The Prophet (ﷺ) then said, "We have more right to observe fast on this day." and ordered that fasting should be observed on it

Sahîh-i Buhârî No. 3987 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى،، أُرَاهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَإِذَا الْخَيْرُ مَا جَاءَ اللَّهُ بِهِ مِنَ الْخَيْرِ بَعْدُ، وَثَوَابُ الصِّدْقِ الَّذِي آتَانَا بَعْدَ يَوْمِ بَدْرٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa -zannederim, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den, dedi- dedi ki: "Meğer hayır ondan sonra Allah'ın bize getireceği hayır ve Bedir gününden sonra da bize gelen doğruluğun sevabı imiş

Narrated Abu Musa:That the Prophet (ﷺ) said, "The good is what Allah gave us later on (after Uhud), and the reward of truthfulness is what Allah gave us after the day (of the battle) of Badr

Sahîh-i Buhârî No. 4081 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ أُرَى عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ رَأَيْتُ فِي رُؤْيَاىَ أَنِّي هَزَزْتُ سَيْفًا فَانْقَطَعَ صَدْرُهُ، فَإِذَا هُوَ مَا أُصِيبَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ أُحُدٍ، ثُمَّ هَزَزْتُهُ أُخْرَى فَعَادَ أَحْسَنَ مَا كَانَ، فَإِذَا هُوَ مَا جَاءَ بِهِ اللَّهُ مِنَ الْفَتْحِ وَاجْتِمَاعِ الْمُؤْمِنِينَ، وَرَأَيْتُ فِيهَا بَقَرًا وَاللَّهُ خَيْرٌ، فَإِذَا هُمُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ أُحُدٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa r.a. --zannederim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye nakletti- dedi ki: "Rüyamda bir kılıç salladığımı gördüm. Ön tarafının ortası kırıldı. Meğer o Uhud günü mu'minlerden isabet alacak olanlar demekmiş. Sonra onu bir daha salladım, önceki halinden daha güzel bir hale geldi. Meğer o da Allah'ın nasip edeceği fetih ve mu'minlerin bir araya gelip toplanmaları demekmiş. Rüyamda ayrıca birtakım inekler gördüm. Şüphesiz Allah en hayırlı olandır. Meğer onlar da Uhud günü (şehid düşecek) mu'minler demekmiş

Narrated Abu Musa:The Prophet (ﷺ) said, "I saw in a dream that I moved a sword and its blade got broken, and that symbolized the casualties which the believers suffered on the day of Uhud. Then I moved it again, and it became as perfect as it had been, and that symbolized the Conquest (of Mecca) which Allah helped us to achieve, and the union of all the believers. I (also) saw cows in the dream, and what Allah does is always beneficial. Those cows appeared to symbolize the faithful believers (who were martyred) on the day of Uhud

Sahîh-i Buhârî No. 4205 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا غَزَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ ـ أَوْ قَالَ لَمَّا تَوَجَّهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ أَشْرَفَ النَّاسُ عَلَى وَادٍ، فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ بِالتَّكْبِيرِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ارْبَعُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ، إِنَّكُمْ لاَ تَدْعُونَ أَصَمَّ وَلاَ غَائِبًا، إِنَّكُمْ تَدْعُونَ سَمِيعًا قَرِيبًا وَهْوَ مَعَكُمْ ‏"‏‏.‏ وَأَنَا خَلْفَ دَابَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَمِعَنِي وَأَنَا أَقُولُ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ، فَقَالَ لِي ‏"‏ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ لَبَّيْكَ رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَلاَ أَدُلُّكَ عَلَى كَلِمَةٍ مِنْ كَنْزٍ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Musa el-Eş'arı r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber gazasına gidince -ya da: Resulullah Hayber'e yönelince- askerler bir vadinin tepesine çıktıklarında yüksek sesle tekbir getirerek: Allahuekber Allahuekber la ilahe illallcth demeye koyuldular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: Kendinize acıyınız, sizler ne sağır birisine, ne da gaib olan birisine dua ediyorsunuz. Sizler her şeyi çok iyi işiten, pek yakın olan ve sizinle beraber olan birisine dua ediyorsunuz, diye buyurdu. O sırada ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bineğinin arkasında idim. Benim: La havle ve la kuwete illa billah dediğimi işitince, bana: Ey Abdullah b. Kays, dedi. Ben: Buyur ey Allah'ın Resulü dedim. Şöyle buyurdu: Ben sana cennet hazinelerinden bir hazine olan bir sözü ağreteyim mi? Ben: Buyur ey Allah'ın Resulü, babam anam sana feda olsun deyince, o: La havle ve kuwete illa billah demektir, diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanlar bir vadinin tepesine çıktı -diye hadisi Ebu Musa'nın sözlerine kadar zikretti.- Benim: La havle ve la kuwete illa billah dediğimi işitti." Hadisin bu anlatımı onların Hayber'e giderken bu olayın meydana geldiği izlenimini vermektedir. Oysa durum böyle değildir. Aksine bu onların Hayber'den dönüşleri sırasında olmuştur .. Çünkü bu başlıkta onun nakledilecek hadisinden açıkça anlaşılacağı gibi o Hayber fethedildikten sonra Cafer ile birlikte (Habeşistan'dan) geri gelmişti. Buna göre zikredilen bu hadiste şu anlamda hazfedilmiş ifadeler bulunmaktadır: "Nebi s.a.v. Hayber'in üzerine gidip, orayı muhasara edip fethettikten sonra fethi bitirip geri döndüğünde askerler bir vadinin tepesine çıktılar ... İleride yüce Allah'ın izniyle Deavat (dualar) bölümünde (6384. hadiste) hadis metninin şerhine dair açıklamalar gelecektir

Narrated Abu Musa Al-Ash`ari:When Allah's Messenger (ﷺ) fought the battle of Khaibar, or when Allah's Messenger (ﷺ) went towards it, (whenever) the people, (passed over a high place overlooking a valley, they raised their voices saying, "Allahu-Akbar! Allahu-Akbar! None has the right to be worshipped except Allah." On that Allah's Apostle said (to them), "Lower your voices, for you are not calling a deaf or an absent one, but you are calling a Hearer Who is near and is with you." I was behind the riding animal of Allah's Messenger (ﷺ) and he heard me saying. "There Is neither might, nor power but with Allah," On that he said to me, "O `Abdullah bin Qais!" I said, "Labbaik. O Allah's Messenger (ﷺ)!" He said, "Shall I tell you a sentence which is one of the treasures of Paradise" I said, "Yes, O Allah's Messenger (ﷺ)! Let my father and mother be sacrificed for your sake." He said, "It is: There is neither might nor power but with Allah

Sahîh-i Buhârî No. 4230 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَلَغَنَا مَخْرَجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ بِالْيَمَنِ، فَخَرَجْنَا مُهَاجِرِينَ إِلَيْهِ أَنَا، وَأَخَوَانِ لِي أَنَا أَصْغَرُهُمْ، أَحَدُهُمَا أَبُو بُرْدَةَ، وَالآخَرُ أَبُو رُهْمٍ ـ إِمَّا قَالَ بِضْعٌ وَإِمَّا قَالَ ـ فِي ثَلاَثَةٍ وَخَمْسِينَ أَوِ اثْنَيْنِ وَخَمْسِينَ رَجُلاً مِنْ قَوْمِي، فَرَكِبْنَا سَفِينَةً، فَأَلْقَتْنَا سَفِينَتُنَا إِلَى النَّجَاشِيِّ بِالْحَبَشَةِ، فَوَافَقْنَا جَعْفَرَ بْنَ أَبِي طَالِبٍ فَأَقَمْنَا مَعَهُ حَتَّى قَدِمْنَا جَمِيعًا، فَوَافَقْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حِينَ افْتَتَحَ خَيْبَرَ، وَكَانَ أُنَاسٌ مِنَ النَّاسِ يَقُولُونَ لَنَا ـ يَعْنِي لأَهْلِ السَّفِينَةِ ـ سَبَقْنَاكُمْ بِالْهِجْرَةِ، وَدَخَلَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ عُمَيْسٍ، وَهْىَ مِمَّنْ قَدِمَ مَعَنَا، عَلَى حَفْصَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم زَائِرَةً، وَقَدْ كَانَتْ هَاجَرَتْ إِلَى النَّجَاشِيِّ فِيمَنْ هَاجَرَ، فَدَخَلَ عُمَرُ عَلَى حَفْصَةَ وَأَسْمَاءُ عِنْدَهَا، فَقَالَ عُمَرُ حِينَ رَأَى أَسْمَاءَ مَنْ هَذِهِ قَالَتْ أَسْمَاءُ بِنْتُ عُمَيْسٍ‏.‏ قَالَ عُمَرُ الْحَبَشِيَّةُ هَذِهِ الْبَحْرِيَّةُ هَذِهِ قَالَتْ أَسْمَاءُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ سَبَقْنَاكُمْ بِالْهِجْرَةِ، فَنَحْنُ أَحَقُّ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْكُمْ‏.‏ فَغَضِبَتْ وَقَالَتْ كَلاَّ وَاللَّهِ، كُنْتُمْ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُطْعِمُ جَائِعَكُمْ، وَيَعِظُ جَاهِلَكُمْ، وَكُنَّا فِي دَارِ أَوْ فِي أَرْضِ الْبُعَدَاءِ الْبُغَضَاءِ بِالْحَبَشَةِ، وَذَلِكَ فِي اللَّهِ وَفِي رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم وَايْمُ اللَّهِ، لاَ أَطْعَمُ طَعَامًا، وَلاَ أَشْرَبُ شَرَابًا حَتَّى أَذْكُرَ مَا قُلْتَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ كُنَّا نُؤْذَى وَنُخَافُ، وَسَأَذْكُرُ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَسْأَلُهُ، وَاللَّهِ لاَ أَكْذِبُ وَلاَ أَزِيغُ وَلاَ أَزِيدُ عَلَيْهِ‏.‏

Ebu Musa r.a.'dan rivayete göre (dedi ki): "Bizler Yemen'de iken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (Mekke'den Medine'ye) çıktığı haberini alınca ben -ki en küçükleri de ben idim- ve iki kardeşim muhacir olarak onun yanına gitmek üzere çıktık. İki kardeşimin birisi Ebu Burde, diğeri de Ebu Ruhm idi -ya kavmimden birkaç kişiyle ya elli üç kişi ile ya da ellibeş kişi ile birlikte (çıktık) demiştir.- Bir gemiye bindik. Bindiğimiz gemimiz bizi Habeşistan'da Necaşi'ye götürdü. Orada Cafer b. Ebi Talib'e rastladık. Hepimiz geri dönünceye kadar onunla birlikte kaldık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hayber'i fethettiği sırada yanına ulaştık. Bazı insanlar bizlere -yani biz gemi ile gidenlere-: Biz sizden önce hicret ettik, diyorlardı. Bizimle birlikte gelenlerden birisi olan Umeys kızı Esma, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Hafsa'nın yanına onu ziyaret etmek üzere girdi. Esma da Necaşi'ye (Habeşistan'a) hicret edenler arasında idi. Esma, Hafsa'nın yanında bulunuyor iken Ömer de Hafsa'nın yanına geldi. Ömer, Esma'yı görünce: Bu kadın kim, diye sordu. Hafsa: Bu Umeys kızı Esma'dır dedi. Ömer: Şu Habeşli mi, şu deniz yoluyla (hicret eden) mi dedi. Esma: Evet diye cevap verdi. Ömer: Biz sizden önce hicret ettik. Dolayısıyla size göre biz Resulullaha daha yakınız, dedi. Esma kızarak: Hayır, Allah'a yemin ederim böyle bir şeyolmaz. Siz ResuluIlah s.a.v. ile birlikte kaldınız. Aranızdan aç olanlara yemek yediriyor, cahil olanlarınıza öğüt veriyordu. Bizler ise Habeşistan'da uzak bir diyarda -ya da bir yerde- ve buğz edilenler olduğumuz halde bulunuyorduk ve bu da Allah için ve Resulü için idi. Allah'a yemin ederim ki söylediklerini Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söylemedikçe hiçbir şey yemeyeceğim, hiçbir şey içmeyeceğim. Bizlere eziyet ediliyordu, biz korkutuluyorduk. Ben bunu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e söyleyecek ve ona soracağım. Allah'a yemin ederim ne yalan söyleyeceğim, ne haktan uzaklaşınm, ne de ona bir şeyeklerim, dedi." [-4231-] "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelince dedi ki: Ey Allah'ın Nebisi! Ömer şöyle şöyle dedi. Allah Resulü: Peki sen ona ne cevap verdin, diye sordu. Esma: Ben de ona şunları şunları söyledim, dedi. Şöyle buyurdu: O bana sizden daha yakın değildir. Onun ve (benzeri) arkadaşlarının bir tek hicreti vardır. Sizin ise ey gemi halkı, iki hicretiniz vardır. Esma dedi ki: Andolsun Ebu Musa'nın ve gemidekilerin yanıma peyder pey gelip bana bu hadisi sorduklarını gördüm. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlar için söylediklerinden daha çok kendilerini sevindirecek ve gözlerinde daha büyük dünyada hiçbir şey yoktu." Ebu Burde dedi ki: "Esma: Andalsun Ebu Musa'nın bu hadisi benden tekrarlamamı defalarca istediğini gördüm, dedi

Narrated Abu Musa:The news of the migration of the Prophet (from Mecca to Medina) reached us while we were in Yemen. So we set out as emigrants towards him. We were (three) I and my two brothers. I was the youngest of them, and one of the two was Abu Burda, and the other, Abu Ruhm, and our total number was either 53 or 52 men from my people. We got on board a boat and our boat took us to Negus in Ethiopia. There we met Ja`far bin Abi Talib and stayed with him. Then we all came (to Medina) and met the Prophet (ﷺ) at the time of the conquest of Khaibar. Some of the people used to say to us, namely the people of the ship, "We have migrated before you." Asma' bint 'Umais who was one of those who had come with us, came as a visitor to Hafsa, the wife of the Prophet (ﷺ). She had migrated along with those other Muslims who migrated to Negus. `Umar came to Hafsa while Asma' bint 'Umais was with her. `Umar, on seeing Asma,' said, "Who is this?" She said, "Asma' bint 'Umais," `Umar said, "Is she the Ethiopian? Is she the sea-faring lady?" Asma' replied, "Yes." `Umar said, "We have migrated before you (people of the boat), so we have got more right than you over Allah's Messenger (ﷺ) " On that Asma' became angry and said, "No, by Allah, while you were with Allah's Messenger (ﷺ) who was feeding the hungry ones amongst you, and advised the ignorant ones amongst you, we were in the far-off hated land of Ethiopia, and all that was for the sake of Allah's Messenger (ﷺ) . By Allah, I will neither eat any food nor drink anything till I inform Allah's Messenger (ﷺ) of all that you have said. There we were harmed and frightened. I will mention this to the Prophet (ﷺ) and will not tell a lie or curtail your saying or add something to it

Sahîh-i Buhârî No. 4233 Sahih

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، سَمِعَ حَفْصَ بْنَ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَدِمْنَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ أَنِ افْتَتَحَ خَيْبَرَ، فَقَسَمَ لَنَا، وَلَمْ يَقْسِمْ لأَحَدٍ لَمْ يَشْهَدِ الْفَتْحَ غَيْرَنَا‏.‏

Ebu Musa dedi ki: "Hayber'i fethettikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardık. O da bize (ganimetten) pay verdi. Bizim dışımızda fetihte hazır bulunmamış kimseye pay vermedi

Narrated Abu Musa:We came upon the Prophet (ﷺ) after he had conquered Khaibar. He then gave us a share (from the booty), but apart from us he did not give to anybody else who did not attend the Conquest

Sahîh-i Buhârî No. 4323 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا فَرَغَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ حُنَيْنٍ بَعَثَ أَبَا عَامِرٍ عَلَى جَيْشٍ إِلَى أَوْطَاسٍ فَلَقِيَ دُرَيْدَ بْنَ الصِّمَّةِ، فَقُتِلَ دُرَيْدٌ وَهَزَمَ اللَّهُ أَصْحَابَهُ‏.‏ قَالَ أَبُو مُوسَى وَبَعَثَنِي مَعَ أَبِي عَامِرٍ فَرُمِيَ أَبُو عَامِرٍ فِي رُكْبَتِهِ، رَمَاهُ جُشَمِيٌّ بِسَهْمٍ فَأَثْبَتَهُ فِي رُكْبَتِهِ، فَانْتَهَيْتُ إِلَيْهِ فَقُلْتُ يَا عَمِّ مَنْ رَمَاكَ فَأَشَارَ إِلَى أَبِي مُوسَى فَقَالَ ذَاكَ قَاتِلِي الَّذِي رَمَانِي‏.‏ فَقَصَدْتُ لَهُ فَلَحِقْتُهُ فَلَمَّا رَآنِي وَلَّى فَاتَّبَعْتُهُ وَجَعَلْتُ أَقُولُ لَهُ أَلاَ تَسْتَحِي، أَلاَ تَثْبُتُ‏.‏ فَكَفَّ فَاخْتَلَفْنَا ضَرْبَتَيْنِ بِالسَّيْفِ فَقَتَلْتُهُ ثُمَّ قُلْتُ لأَبِي عَامِرٍ قَتَلَ اللَّهُ صَاحِبَكَ‏.‏ قَالَ فَانْزِع�� هَذَا السَّهْمَ فَنَزَعْتُهُ فَنَزَا مِنْهُ الْمَاءُ‏.‏ قَالَ يَا ابْنَ أَخِي أَقْرِئِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم السَّلاَمَ، وَقُلْ لَهُ اسْتَغْفِرْ لِي‏.‏ وَاسْتَخْلَفَنِي أَبُو عَامِرٍ عَلَى النَّاسِ، فَمَكَثَ يَسِيرًا ثُمَّ مَاتَ، فَرَجَعْتُ فَدَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي بَيْتِهِ عَلَى سَرِيرٍ مُرْمَلٍ وَعَلَيْهِ فِرَاشٌ قَدْ أَثَّرَ رِمَالُ السَّرِيرِ بِظَهْرِهِ وَجَنْبَيْهِ، فَأَخْبَرْتُهُ بِخَبَرِنَا وَخَبَرِ أَبِي عَامِرٍ، وَقَالَ قُلْ لَهُ اسْتَغْفِرْ لِي، فَدَعَا بِمَاءٍ فَتَوَضَّأَ ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِعُبَيْدٍ أَبِي عَامِرٍ ‏"‏‏.‏ وَرَأَيْتُ بَيَاضَ إِبْطَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَوْقَ كَثِيرٍ مِنْ خَلْقِكَ مِنَ النَّاسِ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ وَلِي فَاسْتَغْفِرْ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ ذَنْبَهُ وَأَدْخِلْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مُدْخَلاً كَرِيمًا ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو بُرْدَةَ إِحْدَاهُمَا لأَبِي عَامِرٍ وَالأُخْرَى لأَبِي مُوسَى‏.‏

Ebu Musa r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn'deki işlerini bitirince Ebu Amir'i bir orduya kumandan tayin ederek Evtaslıların üzerine gönderdi. (Ebu Amir) Dureyd b. es-Sımme ile karşılaştı. Dureyd öldürüldü ve Allah onunla beraber olanları da bozguna uğrattı. Ebu Musa dedi ki: Beni de Ebu Amir ile birlikte göndermişti. Ebu Amir'e diz kapağına isabet eden bir ok atıldı. Cuşemli birisi ona bir ok atmış ve o oku diz kapağına isabet ettirmişti. Ben onun yanına giderek: Amca, sana kim ok attı, dedim. Ebu Musa'ya işaret ederek: İşte şu benim katilimdir, bana ok atan odur, dedi. Ben de onun üzerine gittim ve ona yetiştim. Beni görünce geri dönüp kaçtı. Arkasından gittim ve ona: Yerinde durup sebat göstermemekten utanmıyor musun deyince, kaçmayı bıraktı. Karşılıklı olarak birbirimize iki (şer) darbe indirdik ve ben onu öldürdüm. Daha sonra Ebu Amir'e: Allah sana ok atan adamı katletti dedim. Ebu Amir: Bu oku çek çıkar dedi. Oku çekip çıkarınca yerinden su boşaldı. Kardeşimin oğlu, benden Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam götür ve ona: Bana mağfiret dilemesini söyle, dedi. Ebu Amir de beni yerine askerlere kumandan tayin etti. Kısa bir süre kaldıktan sonra vefat etti. Geri dönüp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanesinde huzuruna girdim. Resulullah hasırdan örülmüş ve üzerine ince bir döşek serilmiş bir taht üzerinde yatıyordu. Bununla birlikte tahtın üzerindeki has ır yanlarında ve sırtında iz bırakmıştl. Ben de ona bizim ve Ebu Amir'in durumu ile ilgili haberleri bildirdim. Ebu Amir'in: Ona bana mağfiret dilemesini söyle, dediğini naklettim. (Allah Resulü) su getirilmesini istedi ve abdest aldı. Sonra ellerini. kaldırarak: Allah'ım, Ebu Amir kulcağıza mağfiret et, dedi ve ben (ellerini yukarıya çokça kaldırdığından) koltuk altlarının beyazını gördüm. Sonra şöyle buyurdu: AlIah'lm kıyamet gününde onu yaratmış olduğun insanların bir çoğunun üstüne çıkar. Ben de: Benim için de mağfiret dile, dedim. Bunun üzerine: Allah'ım, Abdullah b. Kays'ın günahlarını mağfiret et. Kıyamet gününde de onu oldukça üstün ve şerefli bir makama yerleştir, diye buyurdu." Ebu Burde dedi ki: "Onların (mağfiret dileklerinin) biri Ebu Amir'e, diğeri ise Ebu Musa'ya yapıldı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Evtas gazvesi" Iyad der ki: Evtas, Hevazin• yurdunda bir vadidir. Huneyn savaşının olduğu yerdir. Siyer alimlerinden bazıları da Iyad'ın bu dediğini kabul etmiştir. Fakat tercihe değer olan Evtas vadisinin Huneyn vadisinden farklı olduğudur. Buna İbn İshak'ın zikretmiş olduğu vakanın Huneyn vadisinde cereyan ettiği, Hevazinlilerin de geri çekilmelerinden sonra onlardan bir kesimin Taife, bir diğer kesiminin Becile'ye, bir diğer kesimin ise Evtas'a gitmiş olduğunu belirtmesi açıklık getirmektedir. Nebi s.a.v. ise önlerinden Ebu Amir el-Eş'arl'nin (komutasında) bir askeri birliği Evtaslılara gidenlerin üzerine gönderdi. Nitekim bu hadis de buna delalet etmektedir. Daha sonra kendisi askerleri ile birlikte Taifin üzerine yöneldi. "Ebu Amir'e dizkapağına isabet eden bir ok atıldı. Onu Cuşemli" yani Cuşem oğullarından bir adam "atmıştı." "Ondan su boşaldı." Yani okun yerinden sular boşaldı. "Bir su getirilmesini istedi. Abdest aldıktan sonra ellerini kaldırdı." Bu ibareden dua etmek isteği dolayısıyla abdest almanın ve dua ederken elleri kaldırmanın -elleri kaldırmayı sadece istiska (yağmur duası)na mahsus kabul edenlerin görüşlerinin aksine- müstehap olduğu anlaşılmaktadır. İleride bu hususta gelmiş rivayetıere dair açıklamalar Deavat (dualar) bölümünde (6382. hadiste) gelecektir

Narrated Abu Musa:When the Prophet (ﷺ) had finished from the battle of Hunain, he sent Abu Amir at the head of an army to Autas He (i.e. Abu Amir) met Duraid bin As-Simma and Duraid was killed and Allah defeated his companions. The Prophet (ﷺ) sent me with Abu 'Amir. Abu Amir was shot at his knee with an arrow which a man from Jushm had shot and fixed into his knee. I went to him and said, "O Uncle! Who shot you?" He pointed me out (his killer) saying, "That is my killer who shot me (with an arrow)." So I headed towards him and overtook him, and when he saw me, he fled, and I followed him and started saying to him, "Won't you be ashamed? Won't you stop?" So that person stopped, and we exchanged two hits with the swords and I killed him. Then I said to Abu 'Amir. "Allah has killed your killer." He said, "Take out this arrow" So I removed it, and water oozed out of the wound. He then said, "O son of my brother! Convey my compliments to the Prophet (ﷺ) and request him to ask Allah's Forgiveness for me." Abu Amir made me his successor in commanding the people (i.e. troops). He survived for a short while and then died. (Later) I returned and entered upon the Prophet (ﷺ) at his house, and found him lying in a bed made of stalks of date-palm leaves knitted with ropes, and on it there was bedding. The strings of the bed had their traces over his back and sides. Then I told the Prophet (ﷺ) about our and Abu Amir's news and how he had said "Tell him to ask for Allah's Forgiveness for me." The Prophet (ﷺ) asked for water, performed ablution and then raised hands, saying, "O Allah, Forgive `Ubaid, Abu Amir." At that time I saw the whiteness of the Prophet's armpits. The Prophet (ﷺ) then said, "O Allah, make him (i.e. Abu Amir) on the Day of Resurrection, superior to many of Your human creatures." I said, "Will you ask Allah's Forgiveness for me?" (On that) the Prophet (ﷺ) said, "O Allah, forgive the sins of `Abdullah bin Qais and admit him to a nice entrance (i.e. paradise) on the Day of Resurrection." Abu Burda said, "One of the prayers was for Abu 'Amir and the other was for Abu Musa (i.e. `Abdullah bin Qais)

Sahîh-i Buhârî No. 4346 Sahih

حَدَّثَنِي عَبَّاسُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ عَائِذٍ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ طَارِقَ بْنَ شِهَابٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي أَبُو مُوسَى الأَشْعَرِيُّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَرْضِ قَوْمِي، فَجِئْتُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُنِيخٌ بِالأَبْطَحِ فَقَالَ ‏"‏ أَحَجَجْتَ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ كَيْفَ قُلْتَ ‏"‏‏.‏ قَالَ قُلْتُ لَبَّيْكَ إِهْلاَلاً كَإِهْلاَلِكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلْ سُقْتَ مَعَكَ هَدْيًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ لَمْ أَسُقْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَطُفْ بِالْبَيْتِ وَاسْعَ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ ثُمَّ حِلَّ ‏"‏‏.‏ فَفَعَلْتُ حَتَّى مَشَطَتْ لِي امْرَأَةٌ مِنْ نِسَاءِ بَنِي قَيْسٍ، وَمَكُثْنَا بِذَلِكَ حَتَّى اسْتُخْلِفَ عُمَرُ‏.‏

Ebu Musa el-q'ari r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni kavmimin diyarına gönderdi. (Geri geldiğimde) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i devesini el-Abtah'da çöktürmüş buldum. Allah Resulü bana: Ey Abdullah b. Kays hac ettin mi, diye sordu. Ben: Evet ey Allah'ın Resulü dedim. Nasıl dedin, diye sordu. Ben: Senin ihlalin (ihrama girişin) gibi bir ihlal ile lebbeyk (buyur Allah'ım) dedim. Peki beraberinde hediyelik kurbanı getirmiş miydin, diye sordu. Ben: Getirmedim dedim. O halde Beyt'i tavaf et. Safa ile Merve arasında sa'y et, sonra ihramdan çık, dedi. Ben de onun dediğini yaptım. Hatta Kays oğulları hanımlarından olan benim bir hanım ım saçlarımı taradı. Biz, Ömer halifeliğe getirilinceye kadar bu şekilde (haccetmeye) devam ettik." Fethu'l-Bari Açıklaması: (Buhari) bu hadisi Hac bölümünde de zikretmiş bulunmaktadır. Buna dair yeterli açıklamalar orada geçmiştir. (Hadis no)

Narrated Abu Musa Al-Ash`ari:Allah's Messenger (ﷺ) sent me (as a governor) to the land of my people, and I came while Allah's Messenger (ﷺ) was encamping at a place called Al-Abtah. The Prophet (ﷺ) said, "Have you made the intention to perform the Hajj, O `Abdullah bin Qais?" I replied, "Yes, O Allah's Messenger (ﷺ)!" He said, "What did you say?" I replied, "I said, 'Labbaik' and expressed the same intention as yours." He said, "Have you driven the Hadi along with you?" I replied, "No, I did not drive the Hadi." He said, "So perform the Tawaf of the Ka`ba and then the Sai, between Safa and Marwa and then finish the state of Ihram." So I did the same, and one of the women of (the tribe of) Banu-Qais combed my hair. We continued to follow in that tradition till the caliphate of `Umar

Sahîh-i Buhârî No. 4384 Sahih

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمْتُ أَنَا وَأَخِي، مِنَ الْيَمَنِ، فَمَكَثْنَا حِينًا مَا نُرَى ابْنَ مَسْعُودٍ وَأُمَّهُ إِلاَّ مِنْ أَهْلِ الْبَيْتِ، مِنْ كَثْرَةِ دُخُولِهِمْ وَلُزُومِهِمْ لَهُ‏.‏

Ebu Musa r.a. dedi ki: "Ben ve kardeşim Yemen'den geldikten sonra uzun bir süre, İbn Mes'ud ile annesinin ancak ehl-i Beytten olduğu kanaatine sahip olduk. Buna sebep ise onun huzuruna çokça girmeleri ve yanından ayrılmayışları idi

Narrated Abu Musa:My brother and I came from Yemen (to Medina) and remained for some time, thinking that Ibn Masud and his mother belonged to the family of the Prophet (ﷺ) because of their frequent entrance (upon the Prophet) and their being attached to him

Sahîh-i Buhârî No. 4397 Sahih

حَدَّثَنِي بَيَانٌ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ طَارِقًا، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالْبَطْحَاءِ فَقَالَ ‏"‏ أَحَجَجْتَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ كَيْفَ أَهْلَلْتَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ لَبَّيْكَ بِإِهْلاَلٍ كَإِهْلاَلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ ‏"‏ طُفْ بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ ثُمَّ حِلَّ ‏"‏‏.‏ فَطُفْتُ بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، وَأَتَيْتُ امْرَأَةً مِنْ قَيْسٍ فَفَلَتْ رَأْسِي‏.‏

Ebu Musa el-Eş'ari r.a. dedi ki: el-Batha denilen yerde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardım. Hac ettin mi diye sordu Ben: Evet dedim. Ne şekilde ihrama girdin, diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ihrama girişi gibi ihrama giriyorum deyip, telbiye getirdim dedim. Allah Resulü: Beyt'i tavaf et, Safa ile Merve arasında sa'y et, sonra ihramdan çık, diye buyurdu. Ben de Beyt'i tavaf ettim, Safa ile Merve arasında sa'y ettim, sonra Kayslılardan bir kadının yanına gittim, o kadın benim başımı (başımdaki biti) ayıkladı

Narrated Abu Musa Al-Ash`ari:I came to the Prophet (ﷺ) at a place called Al-Batha'. The Prophet (ﷺ) said, "Did you assume the Ihram for Hajj?" I said, "Yes," He said, "How did you express your intention (for performing Hajj)? " I said, "Labbaik (i.e. I am ready) to assume the Ihram with the same intention as that of Allah's Messenger (ﷺ)." The Prophet said, "Perform the Tawaf around the Ka`ba and between Safa and Marwa, and then finish your Ihram." So I performed the Tawaf around the Ka`ba and between Safa and Marwa and then I came to a woman from the tribe of Qais who removed the lice from my head

Sahîh-i Buhârî No. 4415 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَرْسَلَنِي أَصْحَابِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَسْأَلُهُ الْحُمْلاَنَ لَهُمْ، إِذْ هُمْ مَعَهُ فِي جَيْشِ الْعُسْرَةِ وَهْىَ غَزْوَةُ تَبُوكَ فَقُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ، إِنَّ أَصْحَابِي أَرْسَلُونِي إِلَيْكَ لِتَحْمِلَهُمْ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ وَاللَّهِ لاَ أَحْمِلُكُمْ عَلَى شَىْءٍ ‏"‏‏.‏ وَوَافَقْتُهُ، وَهْوَ غَضْبَانُ وَلاَ أَشْعُرُ، وَرَجَعْتُ حَزِينًا مِنْ مَنْعِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَمِنْ مَخَافَةِ أَنْ يَكُونَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَجَدَ فِي نَفْسِهِ عَلَىَّ، فَرَجَعْتُ إِلَى أَصْحَابِي فَأَخْبَرْتُهُمُ الَّذِي قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمْ أَلْبَثْ إِلاَّ سُوَيْعَةً إِذْ سَمِعْتُ بِلاَلاً يُنَادِي أَىْ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ‏.‏ فَأَجَبْتُهُ، فَقَالَ أَجِبْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُوكَ، فَلَمَّا أَتَيْتُهُ، قَالَ ‏"‏ خُذْ هَذَيْنِ الْقَرِينَيْنِ ـ وَهَذَيْنِ الْقَرِينَيْنِ لِسِتَّةِ أَبْعِرَةٍ ابْتَاعَهُنَّ حِينَئِذٍ مِنْ سَعْدٍ ـ فَانْطَلِقْ بِهِنَّ إِلَى أَصْحَابِكَ فَقُلْ إِنَّ اللَّهَ ـ أَوْ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ يَحْمِلُكُمْ عَلَى هَؤُلاَءِ فَارْكَبُوهُنَّ ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقْتُ إِلَيْهِمْ بِهِنَّ، فَقُلْتُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَحْمِلُكُمْ عَلَى هَؤُلاَءِ وَلَكِنِّي وَاللَّهِ لاَ أَدَعُكُمْ حَتَّى يَنْطَلِقَ مَعِي بَعْضُكُمْ إِلَى مَنْ سَمِعَ مَقَالَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ تَظُنُّوا أَنِّي حَدَّثْتُكُمْ شَيْئًا لَمْ يَقُلْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا لِي إِنَّكَ عِنْدَنَا لَمُصَدَّقٌ، وَلَنَفْعَلَنَّ مَا أَحْبَبْتَ‏.‏ فَانْطَلَقَ أَبُو مُوسَى بِنَفَرٍ مِنْهُمْ حَتَّى أَتَوُا الَّذِينَ سَمِعُوا قَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَنْعَهُ إِيَّاهُمْ، ثُمَّ إِعْطَاءَهُمْ بَعْدُ، فَحَدَّثُوهُمْ بِمِثْلِ مَا حَدَّثَهُمْ بِهِ أَبُو مُوسَى‏.‏

Ebu Musa r.a. dedi ki: "Arkadaşlarım (olan Eş'ariler) beni Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kendilerini ve eşyalarını taşımak üzere ondan binek istemek üzere göndermişlerdi. Çünkü onlar da Teblik gazvesi diye bilinen Ceyşu'l-Usra (zorluk ordusun)da onunla birlikte (bulunmak istiyorlar) idiler. Ey Allah'ın Nebii dedim. Benim arkadaşlarım beni sana kendilerini ve yüklerini taşıyacak binek istemek üzere gönderdiler. Allah Resulü: Allah'a yemin ederim sizi ve yüklerinizi taşıyacak binek vermeyeceğim, diye buyurdu. Farkında olmadan gidişim onun öfkeli zamanına denk gelmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in binek vermeyişinden ve onun için de bana karşı menfi duygular hissetmiş olmasından dolayı üzülerek geri döndüm . Arkadaşlarımın yanına dönüp onlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediklerini haber verdim. Kısacık bir zaman henüz geçmişti ki Bilal'in: Ey Abdullah b. Kays diye seslendiğini işittim. Hemen yanına gittim, o: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem seni çağırıyor, yanına git dedi. Onun yanına varınca bana -o sırada SaId (b. Ubade)'den satın almış olduğu- altı deveyi göstererek: Şu çiftleri al ve onları arkadaşlarına götür ve onlara: Allah -ya da Allah'ın Resulü, dedi- sizi ve eşyalarınızı taşımak üzere size bunları gönderdi, bunlara bininiz diye buyurdu de, dedi. Ben de o develeri alıp gittim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizi ve eşyalarınızı taşımak üzere bunları gönderdi. Fakat Allah'a yemin ederim sizden birinizi benimle birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bana söylediklerini işitmiş kimselerin yanına götürmedikçe bırakmayacağım ta ki benim size Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söyLemediği bir şeyi aktardığımı zannetmeyesiniz, dedim. Arkadaşlarım bana: Biz senin doğru söylediğine inanıyoruz. Bununla birlikte senin istediğini de yapacağız, dediler. Ebu Musa onlardan bir kaç kişi ile Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine binek vermeyeceğini söylediği sözlerini, ondan sonra da onlara binek verdiğin) Ifade eden buyruklarını işitmiş kimselerin yanına gitti. Onlar da Ebu Musa'nın arkadaşlarına Ebu Musa'nın kendilerine söylediklerinin bir benzerini söylediler." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tebuk gazvesi" Musannıf bu başlığı bu şekilde Veda haccından sonra zikretmiş bulunmaktadır. Ancak bu bir hatadır. Bunun istinsah edenlerden kaynaklanan bir hata olduğunu düşünmekteyim. Çünkü Teblik gazvesinin Veda haccından önce dokuzunev yıl recep ayında gerçekleştiğinde görüş ayrılığı bulunmamaktadır. "el-Usra (zorluk) gazvesi" yüce Allah'ın: "el-Usra saatinde (zorluk, darlık zamanında) ona tabi olanlar ... " [Tevbe, 117] buyruğundan alınmıştır ki bu da TEbuk gazvesidir. İbn Abbas yoluyla gelen hadiste de şöyle denilmektedir: "Ömer'e sen bize el-usra saatinden (zorluk zamanından) söz et denilince, o şöyle demişti: Aşırı sıcak bir zamanda TEbuk'e çıkıp gittik, oldukça susadık ... " Bu hadisi İbn Huzyme rivayet etmiş bulunmaktadır. Abdurrezzak'ın Tefsirinde Ma'mer'den, o Ibn Akil'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bineklerin az olduğu ve çok sıcak bir zamanda çıktılar. Öyle ki bir deveyi kesiyor, işkembesinde bulunan suları içiyorlardı. Bu sebeple bu, su sıkıntısı, binek azlı ğı ve mali sıkıntı bakımından bir zorluktu. Bu sebeple buna Gazvetu'l-usra (zorluk gazası) adı verilmiştir." Sözü geçen bu hadis Malik ve Müslim tarafından Muaz b. Cebel yoluyla gelen bir hadis olarak rivayet edilmiştir: "Ashab TEbuk yılı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte gazaya çıktılar. Allah Resulü: İnşailah yarın TEbuk pınarına varacaksınız. O pınara varan onun suyuna hiçbir şekilde el değdirmesin, diye buyurdu. Pınara vardığımızda daha önce iki kişinin varmış olduğunu gördük. Pınar ise çok az miktarda suyu tıpkı bir ip gibi akıtıyordu ... " Devamında Muaz b. Cebel, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O pınarın bir miktar suyuyla yüzünü ve ellerini yıkadıktan sonra aynı suyu tekrar pınara geri bıraktığını ve bundan sonra pınarın çok miktarda su akıtmaya başladığını, herkesin de su ihtiyacını karşıladığını zikretmektedir. TEbuk ile Medine arasında Medine'den Şam'a doğru 14 merhalelik mesafe vardır. Dımaşk ile TEbuk arasında ise 11 merhale bulunmaktadır. Bu gazaya sebep İbn Sa'd'ın, onun hocasının ve başkalarının zikrettiklerine göre şudur: Müslümanlar Şam'dan Medine'ye zeytinyağı getiren Nabatilerden, Rumiarın (Doğu Roma İmparatorluğunun, Bizansı) çok sayıda asker topladıkIarını, beraberlerinde hristiyan olmuş Araplardan Lahm, Cüzam ve başkalarını da getirdiklerini, onların öncü kuwetlerinin el-Belka denilen yere kadar ulaştıklarını söylediler. Bunun üzerine Nebi s.a.v. Müslümanları savaşa çıkmaya teşvik etti. Onlara ileride Ka'b b. Malik'in rivayet ettiği hadiste açıklanacağı üzere hangi tarafa gazaya gideceklerini de bildirdi. Taberani de İmran b. Husayn'ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Arap hristiyanları Hirakl (Heraklieus)'a şöyle bir mektup yazmışlardı: Nebilik iddiasında bulunarak ortaya çıkmış olan o adam helak oldu. Onlar yıllarca kıtlık musibeti ile karşı karşıyadırlar. Bu sebepten malları da telef oldu. Bunun üzerine Hirakl, Kubfu adında büyüklerinden bir adam gönderdi ve onunla birlikte kırk bin kişilik bir ordu donattı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bu haber ulaştığında Müslümanların savaşa hazırlanacak güçleri yoktu. Osman da Şam'a göndermek üzere bir kervan hazırlamıştı. Ey Allah'ın Resulü dedi. İşte semerleriyle, yularlarıyla ikiyüz deve ve iki yüz ukiyye gümüş (veriyorum). (İmran b. Husayn) dedi ki: Allah Resulünü: Artık bundan sonra ne yaparsa yapsın amelinin Osman'a zararı olmayacaktır, dediğini işittim." "Şu çiftleri" yani biri diğerine ikişer ikişer bağlanmış olan deveyi "a!." "O vakit Sa'd'den satın almış olduğu ... " Şu ana kadar muayyen olarak bu Sa'd'ın kim olduğunu tespit edemedim. Bununla birlikte içimde onun Sa'd b. Ubade olduğu kanaati vardır. Hadis-i şeriften anlaşıldığına göre yemin eden bir kimse eğer ondan daha hayırlı bir hali görecek olursa yemininden vazgeçmesi müstehaptır. Nitekim ileride Yeminler ve nezirler (adaklar) bölümünde (6678. hadiste) buna dair açıklamalar gelecektir. Aynı şekilde gazap halinde de yeminin gerçekleşmiş olacağı da anlaşılmaktadır. Yine orada yüce Allah'ın izniyle Ebu Musa'nın rivayet ettiği hadisten çıkartılan geri kalan sonuçları da kaydedeceğiz

Narrated Abu Musa:My Companions sent me to Allah's Messenger (ﷺ) to ask him for some animals to ride on as they were accompanying him in the army of Al-Usra, and that was the Ghazwa (Battle) of Tabuk, I said, "O Allah's Prophet! My companions have sent me to you to provide them with means of transportation." He said, "By Allah! I will not make you ride anything." It happened that when I reached him, he was in an angry mood, and I didn't notice it. So I returned in a sad mood because of the refusal of the Prophet (ﷺ) and for the fear that the Prophet (ﷺ) might have become 'angry with me. So I returned to my companions and informed them of what the Prophet (ﷺ) had said. Only a short while had passed when I heard Bilal calling, "O `Abdullah bin Qais!" I replied to his call. Bilal said, "Respond to Allah's Messenger (ﷺ) who is calling you." When I went to him (i.e. the Prophet), he said, "Take these two camels tied together and also these two camels tied together,"' referring to six camels he had brought them from Sa`d at that time. The Prophet (ﷺ) added, "Take them to your companions and say, 'Allah (or Allah's Messenger (ﷺ) ) allows you to ride on these,' so ride on them." So I took those camels to them and said, "The Prophet (ﷺ) allows you to ride on these (camels) but by Allah, I will not leave you till some of you proceed with me to somebody who heard the statement of Allah's Messenger (ﷺ). Do not think that I narrate to you a thing which Allah's Messenger (ﷺ) has not said." They said to me, "We consider you truthful, and we will do what you like." The sub-narrator added: So Abu Musa proceeded along with some of them till they came to those who have heard the statement of Allah's Messenger (ﷺ) wherein he denied them (some animals to ride on) and (his statement) whereby he gave them the same. So these people told them the same information as Abu Musa had told them

Sahîh-i Buhârî No. 4686 Sahih

حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ لَيُمْلِي لِلظَّالِمِ حَتَّى إِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهْىَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ‏}‏

Ebu Musa el-Eş'ari'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Allah Teala zalime süre tanır. Nihayet onu yakalar. [Yakaladığı zaman da] elinden kaçırmaz. Ardından da şu ayeti okumuştur: Rabbin, haksızlık eden memleketleri (onların halkını) yakaladığında, onun yakalayışı işte böyle (şiddetlidir). Şüphesiz onun yakalaması pek elem vericidir, pek çetindir! Fethu'l-Bari Açıklaması: أترفوا Utrifu kelimesinin "helak edildiler," şeklinde açıklanması, lafzın lazımı ile yapı1an bir tefsirdir. Bir başka ifade ile refah yaşam yüzünden azmala!ı, onların ,h;lak olmalarına neden olmuştur. Ebu Ubeyde ayetin ........ve't-tebeallezine zalemu ma utrifU fihi kısmını şu şekilde tefsır etmiştir: Zulmedenler, Allah'ın emrine karşı büyüklenmelerinin ve O'ndan uzaklaşmanın peşine düştüler. Hz. Nebi'in "[Yakaladığı zaman da] elinden kaçırmaz," ifadesi ise şu anlama gelir: Allah Teala onu helak ettiği zaman, ondan helakı uzaklaştırmaz. Bu yorum, zulmün "şirk" olarak açıklanmasına dayanır. Eğer buradaki zulüm daha geniş bir manada değerlendirilirse, bu ifade (kaçırmaz) de ona göre tefsir edilir

Narrated Abu Musa:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah gives respite to the oppressor, but when He takes him over, He never releases him." Then he recited:-- "Such is the seizure of your Lord when He seizes (population of) towns in the midst of their wrong: Painful indeed, and severe is His seizure

Sahîh-i Buhârî No. 5020 Sahih

حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ أَبُو خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَثَلُ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَالأُتْرُجَّةِ طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَرِيحُهَا طَيِّبٌ وَالَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَالتَّمْرَةِ طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَلاَ رِيحَ لَهَا، وَمَثَلُ الْفَاجِرِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الرَّيْحَانَةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ، وَمَثَلُ الْفَاجِرِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ طَعْمُهَا مُرٌّ وَلاَ رِيحَ لَهَا ‏"‏‏.‏

Ebu Musa el-Eş'ari'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kur'an okuyan kimse, turunçgillere benzer. Hem tadı güzeldir, hem de kokusu. Kur'an okumayan (mu'min) hurma gibidir. Tadı güzeldir ama kokusu yoktur. Kur'an okuyan facir kimse, rayhane gibidir. Kokusu güzel, tadı acıdır. Kur'an okumayan facir kimse ise, Ebu Cehil karpuzuna benzer. Hem tadı acıdır, hem de kokusu yoktur. "

Narrated Abu Musa Al-Ash`ari:The Prophet (ﷺ) said, "The example of him (a believer) who recites the Qur'an is like that of a citron which tastes good and smells good. And he (a believer) who does not recite the Qur'an is like a date which is good in taste but has no smell. And the example of a dissolute wicked person who recites the Qur'an is like the Raihana (sweet basil) which smells good but tastes bitter. And the example of a dissolute wicked person who does not recite the Qur'an is like the colocynth which tastes bitter and has no smell

Tekrar: 5059, 5427, 7560. Diğer tahric:: Müslim, müsafirin; Tirmizî, emsal, Ebu Davud, edeb; Nesaî, iman; İbn Mace, mukaddime; Darimî, Fedailü'l-Kur'an; Ahmed b. Han bel, IV

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya