3.995 hadis bulundu · sayfa 40/200
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَقْبِضُ اللَّهُ الأَرْضَ، وَيَطْوِي السَّمَاءَ بِيَمِينِهِ، ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَيْنَ مُلُوكُ الأَرْضِ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah (kıyamet günü) bütün yeryüzünü kabzasına alır, gekleri de sağ eli içine dürer büker, sonra (mahşer halkına) 'İşte ben kainatın melikiyim! Yeryüzünün melikleri nerede?' diye hitap eder" buyurmuştur
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Allah will take the whole earth (in His Hand) and will roll up the Heaven in His right Hand, and then He will say, "I am King! Where are the kings of the earth ?
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُحْشَرُ النَّاسُ عَلَى ثَلاَثِ طَرَائِقَ، رَاغِبِينَ رَاهِبِينَ وَاثْنَانِ عَلَى بَعِيرٍ، وَثَلاَثَةٌ عَلَى بَعِيرٍ، وَأَرْبَعَةٌ عَلَى بَ��ِيرٍ، وَعَشَرَةٌ عَلَى بَعِيرٍ وَيَحْشُرُ بَقِيَّتَهُمُ النَّارُ، تَقِيلُ مَعَهُمْ حَيْثُ قَالُوا، وَتَبِيتُ مَعَهُمْ حَيْثُ بَاتُوا، وَتُصْبِحُ مَعَهُمْ حَيْثُ أَصْبَحُوا، وَتُمْسِي مَعَهُمْ حَيْثُ أَمْسَوْا ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "İnsanlar (mahşerde) üç fırka olarak toplanırlar. Birinci fırka (gelecek hayatı) özleyen, nefret eden zümredir. İkinci fırka ikisi bir deve, üçü bir deve, dördü bir deve, onu bir deve üzerinde sevk olunurlar. Bunların bakiyesini (ki üçüncü fırkadır) bir ateş haşr edip toplar. Onlar nerede istirahat ederlerse o ateşte beraberlerinde istirahat eder. Onlann geceledikleri yerde onlarla birlikte geceler, onlann sabahladıklan yerde beraberlerinde sabahlar v onlarla birlikte yürüyüp, onlann akşamladıklan yerde onlarla beraber akşamlar
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "The people will be gathered in three ways: (The first way will be of) those who will wish or have a hope (for Paradise) and will have a fear (of punishment), (The second batch will be those who will gather) riding two on a camel or three on a camel or ten on a camel. (The third batch) the rest of the people will be urged to gather by the Fire which will accompany them at the time of their afternoon nap and stay with them where they will spend the night, and will be with them in the morning wherever they may be then, and will be with them in the afternoon wherever they may be then
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ ثَوْرٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَوَّلُ مَنْ يُدْعَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ آدَمُ، فَتَرَاءَى ذُرِّيَّتُهُ فَيُقَالُ هَذَا أَبُوكُمْ آدَمُ. فَيَقُولُ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ. فَيَقُولُ أَخْرِجْ بَعْثَ جَهَنَّمَ مِنْ ذُرِّيَّتِكَ. فَيَقُولُ يَا رَبِّ كَمْ أُخْرِجُ فَيَقُولُ أَخْرِجْ مِنْ كُلِّ مِائَةٍ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ ". فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِذَا أُخِذَ مِنَّا مِنْ كُلِّ مِائَةٍ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ، فَمَاذَا يَبْقَى مِنَّا قَالَ " إِنَّ أُمَّتِي فِي الأُمَمِ كَالشَّعَرَةِ الْبَيْضَاءِ فِي الثَّوْرِ الأَسْوَدِ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Kıyamet günü ilk çağrılacak kimse Adem Nebidir. Zürriyeti ona arz olunup görülür. Onlara 'Bu, babanız Adem'dir!' denilir. Adem 'Lebbeyke ve sa'deyke (ya Rab)!' der. Allah ona 'Zürriyetinden cehennem kafilesi çıkar (gönder)!' buyurur. Adem 'Ya Rab! Ne kadar çıkarayım?' der. Allah 'Her yüz kişiden doksan dokuzu çıkar!' buyurur." Sahabiler "Ya Resulallah' Araızdan her yüz kişiden doksan dokuzu alındığı zaman bizden ne kadar kişi geri kalacak?" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Benim ümmetim, diğer ümmetler içinde siyah öküzdeki beyaz kıl gibidir!" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: . "Haşr (toplanma)." Kurtubi şu açıklamayı yapmıştır: "el-Haşr" toplamak anlamına gelir. Haşr dört çeşittir: Bunlardan ikisi düada,ikisi ahirettedir. Dünyada olanlardan birisi Haşr suresinde sözü edilendir. İkincisi ise kıyamet alametleri arasında zikredilen haşrdır ki bunu Müslim Huzeyfe b. Useyd'den şöyle nakletmiştir: "Sizler kıyamet öncesinde on alameti görmedikçe kopmaY6lcaktır. "(Müslim, Fıten) Haşrın üçüncü çeşidi ölülerin tümünün dirilmesinden sonra kabirlerinden ve başka yerlerden toplanıp "mevkıf" denilen toplantı mahalline gelmeleridir. Yüce Allah "Hiçbirini bırakmaksızın onları (tüm ölüleri) mahşerde toplamış olacağız"(Kehf, 47) buyurmaktadır. Haşrın dördüncü çeşidi cennete veya cehenneme gitmek üzere toplanmaktır. Biz de şunu ekleyelim: Haşrın birinci çeşidi başlı başına bağımsız bir haşr değildir. Çünkü maksat o gün her mevcut olanın toplanmasıdır. Birincisi ancak özel bir fırka için vaki alandır. "Onlar nerede istirahat ederlerse, o ateş de beraberlerinde istirahat eder." Bu ifade, ateşin onlar haşr yerine ulaşıncaya kadar kendilerinden ayrılmayacağına işaret etmektedir. Söz konusu haşr, haşrın üçüncü çeşidi olmaktadır. Hattabi şöyle der: Hadiste sözü edilen bu haşr, kıyametten önce olup, insanlar canlı olarak Şam' da toplanacaklardır. Kabirden kalkıp mahşer yerine gitmek üzere olan haşra gelince, bu develere binme ve onun üzerine ardarda binme gibi tablonun aksinedir. Sözkonusu haşr yukarıda yer alan İbn Abbas hadisinin ifadesi ile "yalın ayak, çıplak ve yaya" şeklinde olacaktır. Halimi ise sözkonusu haşrın kabirden çıktıktan sonra olacağı kanaatini benimsemiştir. Gazzali de bunu kesin bir dille ifade eder. İsmaili şöyle der: Ebu Hureyre hadisinin zahiri insanların yalın ayak, çıplak ve yaya olarak mahşere geleceklerini ifade eden İbn Abbas hadisine ters düşmektedir. İsmaili şöyle der: Bu iki haber şöylece cem ve telif edilebilir: Bazen "haşr" ile kendisine bitişik olduğu için "neşr" ifade edilebilir. Neşr, yaratıkların kabiderinden yalın ayak ve çıplak olarak çıkarılmaları ve hesap vermek için mahşer yerine sevk edilip, toplanmalarıdır. Bu takdirde muttakiler develere binmiş olarak oraya geleceklerdir. Bir başkası ise bu iki rivayeti, onlar kabiderinden İbn Abbas hadisinde anlatıldığı şekilde çıkacaklar, sonra durumları -Ebu Hureyre hadisinde anlatıldığı gibi -oradan "mevkıf" denilen mahşer yerine gidinceye kadar farklılık gösterecektir diyerek cem ve telif etmiştir. Bu yaklaşımı Ahmed b. Hanbel, Nesai ve Beyhaki' de yer alan Ebu Zerr hadisi teyit etmektedir: "Sözünde doğru ve doğrulanmış olan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana insanların kıyamet günü üç fırka halinde haşr olunacaklarını haber verdi: Bir fırka yediği yedik, üstü giyin ik ve binmiş olarak gelirken, diğer fırka yürüyerek, bir üçüncüsü ise meleklerin eşliğinde yüz üstü sürünerek geleceklerdir. "(Ahmed b. Hanbel, V, 164; Nesa!, Cenaiz) "Muhakkak ki sizler Allah'a yalın ayak, çıplak, yaya ve sünnetsiz olarak kavuşacaksınız. " Yani dirildikten sonra mahşerde kavuşacaksınız. "Uraten." Beyhaki şöyle demiştir: Ebu Said'in naklettiği yani Ebu Davud'un ve sahihtir değerlendirmesiyle İbn Hibbadın naklettiği bir hadise göre Ebu Said ölmek üzere iken yeni bir elbise istedi ve giydi. Sonra "Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 'Ölü içinde öldüğü elbisesi ile diriltilir' buyurmuştur. "(Ebu Davud, Cenaiz; İbn Hibban, Sahih, XVI, 311) Bu iki haber de şöyle cem ve telif edilir: Bazıları çıplak olarak mahşere gelirken, bazıları giyinik olarak geleceklerdir ya da onların tümü çıplak olarak mahşere gelecek, sonra Nebilere elbise giydirilecektir. İlk elbise giydirilecek Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. İbrahim aleyhisselam olacaktır ya da onlar kabirlerinden içinde öldükleri elbiselerle çıkacaklar, sonra mahşerin başlangıcında bu elbiseler üzerlerindEm sıyrılıp çıkacak ve mahşere çıplak olarak gireceklerdir. Ardından ilk elbise giyecek kişi İbrahim aleyhisselam olacaktır. Bazıları Ebu Said hadisini şehitlerle ilgili olarak kabul etmişlerdir. Çünkü elbiselerine sarılarak defnedilmeleri emri bunlar için verilmiştir. Dolayısıyla Ebu Said'in bunu Hz. Nebi'den şehit hakkında duymuş olması ve genelliğe yorumlamış bulunması ihtimal dahilindedir. "Gırlen." bu kelime "ağral"ın çoğulu olup, ölçü ve mana itibarıyla "el-aklef" yani sünnetsiz demektir. Bu, "ğırle"si duran kişidir. Gırle, sünnetçinin erkeklerin organından kestiği ,sünnet derisi demektir. "Mahluklar içinde kıyamet gününde ilk olarak elbisegiydirilecek kimse İbrahim'dir." Kurtubı, Şerh-u Müslim'de şu açıklamayı yapar: Burada geçen "halaik = yaratıklar" kelimesi ile Hz. Nebi'den başkaları kastedilmiş olabilir. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendi nefsine yapılan hitabın genelliğine girmemiştir. Ancak onu talebesi Kurtubı, et-Tezkire'de şöyle tenkit etmiştir: Bu açıklama Hz. Ali hadisindeki ifadeler olmasaydı güzelolurdu. O bununla İbnü'lMübarek'in ez-Zühd'de Hz. Ali'den naklettiği şu hadisi kastetmektedir: "Kıyamet günü ilk elbise giydirilecek kişi Allah'ın dostu İbrahim'dir. Ona ince beyaz ketenden iki elbise giydirilecektir. Sonra Muhammed'e arşın sağ tarafından çizgili keten bir elbise giydirilecektir. "(Ebu Ya'la, Müsned, 1,427; İbn Ebi Şeybe, Musannef, VII, 265) Görüldüğü üzere o bu hadisi muhtasar ve mevkuf olarak nakletmiştir. "Şu da muhakkak ki ümmetimden birtakım adamlar getirilecek ve onlar yakalanıp sol tarafa götürüleceklerdir." Yani cehennem in sol tarafına götürü leceklerdir. "Bunlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtetler olmakta devam etmişlerdir denitir." Firebr! şöyle demiştir: Ebu Abdullah el-Buhari"nin Kabısa'dan şöyle bir nakli vardır: Onlar Hz. Ebu Bekir döneminde irtidad edip dinden dönenlerdir ki Ebu Bekir onlarla çarpışmıştır. Yani onlar öld\..irüıünceye veya küfür üzere ölünceye kadar kendileriyle çarpışmıştır .. Hattabı şöyle der: Sahabilerden hiç kimse irtidad etmemiştir. lrtidad edenler ancak Arapların kabalarından ve dinde herhangi bir yardımı sözkonusu olmayan kimselerdir. Bu da meşhur sahabilere herhangi bir leke getirmez. Hadiste geçen "usayhabı'" şeklindeki ism-i tasgir kalıbı, onların sayılarının az olduğunu ifade etmektedir. Bir başkası şöyle demiştir: O zahiri itibariyle küfür üzere olan kişidir. "Ümmetim" kelimesinden maksat da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in icabet ümmeti değil, davet ümmetidir. İbnü't-Tıyn'ın görüşü şudur: Bunların münafık veya büyük günah işleyen kimseler olma ihtimali vardır. Bazıları ise şöyle demiştir: Bunlar Arapların kaba saba olanları olup, İslama istedikleri ve korktukları için girmişlerdir. Davudl'nin görüşü şöyledir: Büyük günah işleyenlerle bid'atçıların bunların arasına girmeleri imkansız değildir. Nevevl'nin görüşü şöyledir: Denildiğine göre bunlar münafık ve mürtedlerdir. Dolayısıyla onların ümmete dahil olmaları dolayısıyla alınlarında beyazlık ve ayaklarında ak seki ile birlikte mahşere gelmeleri ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerine simaları itibariyle seslenmesi mümkündür. Ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e 'Onlar senden sonra dini değiştirdiler yani kendilerinden ayrıldığın halin zahiri üzere ölmediler' denilecektir. Kadı Iyaz ve başkası şöyle demiştir: Buna göre alınlarındaki aklık, ayakları ndaki ak seki gidecek ve yüzlerinin nuru sönecektir. Birisi şöyle demiştir: Onların üzerinde sima olması gerekmez. Dahası Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara Müslümanlıklarına dair bilinenler sebebiyle seslenecektir. Bir başkası ise bunlar, İslam üzere ölen büyük günah işleyenlerle bid'atçilerdir demiştir. Buna göre bu zümrenin cehenneme gireceği kesin olarak söylenemez. Çünkü bunların ilkin günahlarının cezası olarak havuzdan uzak tutulmaları, daha sonra kendilerine merhamet edilmesi de mümkündür. Alınlarında beyazlık, ayaklarında ak seki bulunması ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in -ister kendi zamanında, isterse kendisinden sonra gelmiş olsunlar- onları simalarından tanıması imkansız değildir. Beyzavı şöyle demiştir: Hadisteki "mürteddıne" ifadesi, onların İslamdan döndüklerinin açık bir ifadesi değildir. Tam tersine ifade, buna muhtemelolduğu gibi, salih ameli kötüsüyle değiştiren doğru istikametten sapmış asi müminler olduklarının vurgulanması da muhtemeldir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "The first man to be called on the Day of Resurrection will be Adam who will be shown his offspring, and it will be said to them, 'This is your father, Adam.' Adam will say (responding to the call), 'Labbaik and Sa`daik' Then Allah will say (to Adam), 'Take out of your offspring, the people of Hell.' Adam will say, 'O Lord, how many should I take out?' Allah will say, 'Take out ninety-nine out of every hundred." They (the Prophet's companions) said, "O Allah's Apostle! If ninety-nine out of every one hundred of us are taken away, what will remain out of us?" He said, "My followers in comparison to the other nations are like a white hair on a black ox
حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَعْرَقُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يَذْهَبَ عَرَقُهُمْ فِي الأَرْضِ سَبْعِينَ ذِرَاعًا، وَيُلْجِمُهُمْ حَتَّى يَبْلُغَ آذَانَهُمْ ".
(Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde terleyecektir. Öyle bir derecede ki, dökülen ter yetmiş zira derinliğinde yere geçecek ve onlann ağızlanna yükselip, gemliyecek hatta kulaklanna ulaşacaktır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Abbas "fe tekattaat bihimü'l-esb6bu = Nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır." ayetindeki "el-esbab" kelimesini dünyada birbirlerine olan bağlar, münasebetler şeklinde açıklamıştır." Ebu Ubeyde şöyle demiştir: "elesbab" onların dünyada birbirlerine iletişim kurdukları bağlar demektir. Kelimenin tekili "vasla" şeklindedir. ) "Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde terleyecektir." Şeyh Ebu Muhammed b. Ebi Cemre şöyle demiştir: Hadisin zahiri herkesin bu durumda olacağını göstermektedir. Fakat başka hadisler, söz konusu sıkıntının oradaki bazı kimselere mahsus olduğunu göstermektedir ki bunlar çoğunluktadır. Bu kimselerden Nebiler, şehitler ve Allahu Teala'ın dilediği kimseler/istisna edilmiştir. En fazla terleyecek olanlar sırasıyla kafirler, büyük günah işleyenler, sonra onların ardından gelenlerdir. Bunların içinde Müslümanların oranı cehenneme gönderileceklerin konu edildiği hadiste açıklandığı üzere kafirlere oranla azdır. İbn Ebi Cemre şöyle devam eder: Doğru olanı hadisteki "zira=arşın" kelimesinden maksadın bilinen ve kullanılan "zira = arşın" olduğudur. Bazıları bunun "zira-ı meleki" olduğunu söylemişlerdir. Hadiste zikredilen durum üzerinde düşünen bir kimse o andaki korkunçluğun büyüklüğünü anlayabilir. Şöylesine ki; ateş mahşer yerinin etrafını çevreleyecek ve güneş ise başlara bir mil kadar yaklaşacaktır. Bu durumda yeryüzünün harareti kaça çıkar ve yeryüzü ne kadar bir terle ıslanır ki bu ter yetmiş arşına çıkar. Halbu ki mahşer yerinde bulunan her bir fert, ancak kendi ayağını bastığı yer kadar bir alan bulabilecektir. İnsanlarınfarklı olmalarıyla birlikte.,ter içindeki durumları nasılolacaktır? Bu durum akılları baştan gideren ve Allah'ın kudretinin büyüklüğünü gösteren, ahirete dair şeylere iman etmeyi gerektiren şeylerdendir. Bu gibi meselelerde aklın yorum yapacak her hangi bir alanı yoktur ve buna akıl, kıyas veya adetle itiraz etmek de mümkün değildir. Bu haberler kabul edilir ve gayba iman prensibinin altına girer. Kim bunlara inanmaz ve duraklarsa bu, onun hüsranadüştüğünü ve m::ıhrum olduğunu gösterir. Bu şekilde haber verilmesinin faydası dinleyenin uyanması ve kendisini bu korkunç durumlardan kurtaracak olan sebeplere yapışması, yaptığı şeylerin sorumiuluğundan tövbeye koşması, selamet vesilelerine karşı yardım etmesi için kerim ve bağışlayıcı olan Rabbine sığınması, daru'l-hevandan (dünyadan) selamette olması, kendisini lütfuyla ve keremiyle keramet yurduna dahil etmesi için Rabbine yakarması gerekir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The people will sweat so profusely on the Day of Resurrection that their sweat will sink seventy cubits deep into the earth, and it will rise up till it reaches the people's mouths and ears
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ كَانَتْ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ لأَخِيهِ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهَا، فَإِنَّهُ لَيْسَ ثَمَّ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُؤْخَذَ لأَخِيهِ مِنْ حَسَنَاتِهِ، فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ أَخِيهِ، فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kimin yanında kardeşine ait haksız alınmış bir hak varsa o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helallaşsin. Muhakkak olan şu ki kıyamette hiçbir dinar ve hiçbir dirhem yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi hasenelerinden alınmadan önce dünyada onunla helallaşsin. Ahirette zalimin o hakkı karşılayacak haseneleri bulunmazsa, kardeşinin kötülüklerinden alınır da o zalimin üzerine atılır
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Whoever has wronged his brother, should ask for his pardon (before his death), as (in the Hereafter) there will be neither a Dinar nor a Dirham. (He should secure pardon in this life) before some of his good deeds are taken and paid to his brother, or, if he has done no good deeds, some of the bad deeds of his brother are taken to be loaded on him (in the Hereafter)
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ أَسَدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَدْخُلُ مِنْ أُمَّتِي زُمْرَةٌ هُمْ سَبْعُونَ أَلْفًا، تُضِيءُ وُجُوهُهُمْ إِضَاءَةَ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ". وَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَقَامَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ الأَسَدِيُّ يَرْفَعُ نَمِرَةً عَلَيْهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ. قَالَ " اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ مِنْهُمْ ". ثُمَّ قَامَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ. فَقَالَ " سَبَقَكَ عُكَّاشَةُ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden bir zümre (cennete) girer ki onlar yetmiş bindir. Onların yüzleri ayın on dördüncü gecesindeki parlaması gibi parlar. " Ebu Hureyre dedi ki: Bunun üzerine Ukkaşe b. Mıhsan el-Esedi üstünde bulunan siyah-beyaz çizgili elbiseyi kaldırarak ayağa kalktı ve "Ya Resulallah' Beni onlardan kılması için Allah'a dua ediverı" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Ya Allah! Bunu onlardan kıl!" diye dua etti. Sonra Ensar'dan bir adam ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Beni de onlardan kılması için Allah'a dua ediver!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu konuda Ukkaşe seni geçtiı" buyurdu
Narrated Abu Huraira:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "From my followers there will enter Paradise a crowd, seventy thousand in number, whose faces will glitter as the moon does when it is full." On hearing that, 'Ukasha bin Mihsan Al-Asdi got up, lifting his covering sheet, and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Invoke Allah that He may make me one of them." The Prophet (ﷺ) said, "O Allah, make him one of them." Another man from the Ansar got up and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Invoke Allah to make me one of them. "The Prophet (ﷺ) said (to him), "'Ukasha has preceded you
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يُقَالُ لأَهْلِ الْجَنَّةِ خُلُودٌ لاَ مَوْتَ. وَلأَهْلِ النَّارِ يَا أَهْلَ النَّارِ خُلُودٌ لاَ مَوْتَ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cennet ehline hitaben 'Ey cennet ehfil Artık ebedilik vardır, ölüm yoktur!' Cehennem ehline hitaben de 'Ey ateş ehli! Artık ebedilik vardır, ölüm yoktur!' denilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yetmiş Bin Kişinin Cennete Sorgusuz Sualsiz Gireceği." Bu hadiste bundan önceki bölümde işaret edilen ayetin ihtiva ettiği taksimin gerisinde başka bir durum olduğuna ve mükelleflerin içinde hiç hesaba. çekilmeyecekler, kolay bir hesapla hesaba çekilecekler ve inceden inceye hesaba çekilecekler olduğuna işaret vardır. "Bir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanına bir ümmet" yani birçok sayıda insan "alıp geçiyordu." "Ben uzakta büyük bir karaltı gördüm." Husayn b. Nemir'in rivayetine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ufku kaplamış büyük bir kalabalık gördüm" demiştir. Bu hadisin metninde geçen "sevad", "beyad" kelimesinin zıttıdır. Sevad, uzaktan görülen şahıs demektir. 'Ya Cibril! Bunlar benim ümmetim mi'? diye sordum. O da 'Hayır değildir' dedi." Husayn b. Nemir'in rivayetine göre ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bunların benim ümmetim olma/arını umdum, bana 'Bu kavmi içinde Musa'dır' denildi" demiştir. '''Onlar ateşle dağlanma tedavisi yapmazlar, rukye yapmazlar, (eşya ve kuşları) uğursuz saymazlar, onlar ancak Rablerine dayanıp güvenirlerdi' dedi." Said b. Mansur'un Müslim'de yer alan rivayetine göre .Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "la yektev6.n = dağlama tedavisi yapmazlar" yerine "ve la yerkun = rukye yapmazlar" demiştir.(Müslim, İman) Şeyh Takıyuddin İbn Teymiye bu rivayeti yadırgamış ve bunun ravisi tarafından bir hata olduğunu ileri sürmüştür. Buna sebep olarak da şöyle demiştir: Rukye yapan yaptığı kişiye iyilik etmektedir. Şu halde nasılolur da bunu terk etmesi talep edilir? Öte yandan Cebrail Nebie, Nebi'e sahabelerine rukye yapmış ve onların da rukye yapmalarına izin vermiş ve şöyle demiştir: "Kardeşine fayda vermeye gücü yeten bunu yapsın.'' (Müslim, Selam)Faydalı olmak talep edilen bir şeydir. İbn Teymiye şöyle devam etmiştir: Rukye yapılmasını isteyen ise başkasından bir şey istemekte ve onun faydasını ummaktadır. Allah'a tam tevekkül, bu harekete manidir. İbn Teymiye şöyle demiştir: Hadiste söylenmek istenen, yetmiş bin kişinin Allah'a tam bir tevekkülle nitelenmesidir. Bunun neticesi olarak onlar başkasından kendilerine rukye yapmasını istemezler, dağlamakla tedavi yapmazlar ve hiçbir şeyde uğursuzluk kabul etmezler. Bir başkası buna şöyle cevap vermiştir: Sika olan bir raviden gelen fazlalık makbuldür. Said b. Mansur hadis hafızıdır. Buhari, Müslim ona itimat etmişlerdir. Müslim şu rivayetinde ona dayanmıştır. Bir ravinin ziyadeliği, sahih kılma imkanı varken hatalı olduğu söylenmez. İbn Teymiye'nin hatalı kabul ettiği mana başkasından rukye isteyen kimsede mevcuttur. Çünkü o, bunun sebebini şöyle açıklamıştır: Başkasından kendisine rukye yapmasını talep etmeyen kimse, tam bir tevekkül içindedir. Ancak aynı şeyleri ona da söylemek mümkündür. Çünkü başkasına rukye yapan kimsenin tevekkülün tam olması için bunu yapmaması uygundur. Rukyenin Cebrail tarafından yapılmış olması, ortaya attığı iddiayı desteklemediği gibi, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in uygulamasında da bunu gösteren bir husus yoktur. Çünkü o teşri ve ahkamı açıklama makamındadır. Burada şöyle denilebilir: Adı geçenlerin rukyeyi ve rukye istemeyi terk etmeleri, bu mesleği kökünden kazımak içindir. Zira bunu yapan kimsenin bu konuda kendi nefsiyle başbaşa bırakılmayacağından emin olunamaz. Aksi takdirde rukye haddi zatında yasak bir iş değildir. Bunun yasak olanı, şirk olanı veya şirke muhtemel alanıdır. Bundan dolayı Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Rukyelerinizi bana gösterin, rukyede şirk olmadığı sürece herhangi bir sakınca yoktur!! buyurmuştur. Bu ifade açıklaması Tıb Bölümünde net olarak geçtiği üzere yasaklığın sebebini teşkil etmektedir. "Onlar uğursuz saymazlar.!! Uğursuzluk saymanın ne demek olduğu Tıb Bölümünde geçmişti. Söylenmek istenen onların cahiliye döneminde Arapların yaptığı üzere herhangi bir şeyi uğursuz saymadıklarıdır. "Onlar ancak Rablerine dayanıp güvenirler.!! Tevekkül hakkında kısa bir süre önce "Kim Allah'a güvenirse o, ona yeter''(Talak 3 ) başlığı altında açıklama geçmişti. Kurtubı ve başkaları şöyle der: Sufilerden bir zümre şöyle demiştir: Kalbine Allah'tan başkasının korkusu karışmayan kimseden başkası, "tevekkül eden" ismini almaya layık değildir. Gerçek bir tevekkül içinde olan kimseye bir aslan hücum etse bundan çekinmez, hatta Allah kendisine rızkı garanti ettiği için onun peşinde de koşmaz. Ancak çoğunluk bu görüşü kabul etmemiş ve şöyle demişlerdir: Tevekkül, Allah'ın vaadine güvenmek, kazasının mutlaka olacağına kesin olarak inanmak, rızık peşinde koşarak sünnete uymayı terk etmemekle olur. Çünkü yiyecek ve içecek bulmak şarttır. Silah hazırlayarak, kapıyı kapatarak ve benzeri önlemlerle düşmandan kaçınmak gerekir. Bununla birlikte kişi kalben sebeplere bağlanmaz. Aksine sebeplerin bizatihi fayda getirmeyeceğine ve zararı gidermeyeceğine inanır. Tam tersine sebep ve sebebin sonucunun Allah'ın fiili ve her şeyin onun dilemesiyle olduğuna inanır. Kişi sebebe meylettiği va ki olduğunda bu onun tevekkülünü zedeler. Ebü'l-Kasım el-Kuşeyrı şöyle demiştir: Tevekkülün yeri kalbtir. Dışa yansıyan harekete gelince, bu tevekküle mani değildir. Yeter ki kul her şeyin Allah tarafından olduğuna kesin olarak inansın, bir şeyi kolaylıkla ele geçirdiğinde bunun Allah'ın sayesinde olduğuna, herhangi bir şeyi zorlukla ve sıkıntıyla sağladığında bunun da onun tkdiri ile olduğuna inansın. Çalışıp kazanmanın meşruluğuna delillerden birisi BüyÜ Bölümünde geçen Ebu Hureyre had}sidir. Buna göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kişinin yediği şeyin en üstu-nü kendi kazancındandır. Davud a.s." kendi kazancını yerdi" demiştir. Allahu Teala da "Ona savaş sıkıntılarımzdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik"(Enbiya 80) buyururken bir başka ayette "Ey iman edenler! Tedbirinizi alın"(Nisa 71) buyurmaktadır. "Ukkaşe b. Mıhsan kendisine doğru ayağa kalktı." Ukkaşe İslama ilk girenlerdendi. Künyesi Ebu Mıhsan' dır. O Bedir savaşına katılmış ve orada çarpışınıştır. Tarihçi İbn İshak şöyle der: Bana ulaşan habere göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ''l\rapların içinde en hayırlı süvari Ukkaşe' dir" demiştir. İbn İshak bir de şu tespiti yapar: Ukkaşe, Bedir günü çok şiddetli bir şekilde• çarpıştı. Sonunda elindeki kılıcı kırıldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona kalın bir sopa verdi ve "Bununla çarpış" dedi. Ukkaşe onunla çarpışmaya başladı. Nihayet o odun parçası elinde uzun, sert, beyaz bir kılıca dönüştü. Ukkaşe bu kılıçla Allahu Teala fethi nasip edene kadar çarplŞtı. Bu kılıç hicretin 12. yılı Halid b. Velid'le birlikte mürtetlerle çarpışırken şehit düşünceye kadar elinde kaldı. "Bu konuda Ukkaşe seni geçti." "Ukkaşe seni geçti." cümlesindeki hikmet hakkında alimlerin farklı görüşleri sözkonusudur. İbnü'l-Cevzı, Keşfü'l-Müşkil isimli eserde yaptığı nakle göre Ebu Ömer ez-Zahid, Sa'leb diye bilinen Ebü'lAbbas Ahmed b. Yahya'ya bunun sebebini sorunca Sa'leb "O, münafıktı" demiştir. İbnü'l-Battal şöyle der: "Seni geçti" cümlesinin manası, bu sıfatları elde etmekte seni geçti demektir. Sözkonusu sıfat, tevekküı, herhangi bir şeyi uğursuz saymama ve onunla birlikte sayılan diğer niteliklerdir. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerine lütufkar ve kendilerine güzel bir edeble muamele ettiği için kendisinden dua isteyen ikinci kişiye "Sen onlardan değilsin" veya "Sen onların ahlakı üzere değilsin" dememiştir. İbnü'l-Cevzi şöyle der: "Bana öyle geliyor ki Hz. Nebi'den bunu isteyen birinci kişi sadıkane bir kalple istemiş ve talebi kabul edilmiştir. İkinciye gelince, ona verilen cevapla bu çeşit talebe son verilmek istenmiş olma ihtimali vardır. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ikinci şahsa "evet" deseydi, ardından bir üçüncü, bir dördüncü kişi ayağa kalkacak ve bunun sonu gelmeyecekti. Herkes de böyle bir duaya layık değildir." Kurtubi şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den ikinci olarak talepte bulunan şahısta Ukkaşe'de bulunan durumlardal! yoktu. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun talebini kabul etmedi. Zira kabul etseydi orada bulunan herkes böyle bir taleb e kalkışacak ve bu da zincirleme uzayıp gidecekti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O kişiye verdiği cevapla bu kapıyı kapatmış oldu. Bu, "O, kişi münafıktı" diyenin görüşünden iki açıdan daha uygundur: Birincisi, sahabilerde aslolan münafık olmamaktır. Sahih bir nakil olmadıkça bunun aksi sabit olamaz. İkincisi sahih bir niyet ve Nebie kesin bir inançla tasdik olmaksızın böylesi bir talebin bir insandan çıkması nadir görülen hususlardandır. Dolayısıyla bir münafıktan böyle bir talep nasıl sad ır olabilir? İbn Teymiye de bu anlayışa meyletmiştir. Nevevi, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ukkaşe hakkındaki duasının kabul edileceğini, diğeri hakkındakinin ise edilmeyeceğini vahiy yoluyla öğrendiği iddiasını sahih kabul etmiştir. "Ümmetimden bir zümre" yani cemaatin bir kısmı diğerinin izi üzere yürüdüğü takdirde "(cennete) girer." "Onlarıri yüzleri ayın ondördüncü gecesindeki parlaması gibi parlar." Müslim'in rivayetinde bu cümle "ayın sureti gibi parlar" şeklindedir (Müslim, İman) Kurtubi şöyle demiştir: Müslim'in rivayetinde geçen "ala surati'l-kamer" ifadesindeki "es. sura" vasıf, niteliktir demiştir. Yani onların yüzleri ayın ondördüncügecesindeki olduğu gibi parlar. Buradan cennetliklerin nuriarının derecelerine göre farklı olduğu anlaşılmaktadır. Biz de şunu ekleyelim: Aynı şekilde derecelerine göre güzellikteki vasıfları da farklılık gösterir. "Bunun üzerine Ukkaşe b. Mıhsan el-Esedı üstünde bulunan siyah-beyaz çizgi li elbiseyi kaldırarak ayağa kalktı." Hadis metninde geçen "nemire", bedevilerin giydiği siyah beyaz çizgili,yünden yapılmış bir elbisedir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, " It will be said to the people of Paradise, 'O people of Paradise! Eternity (for you) and no death,' and to the people of the Fire, 'O people of the Fire, eternity (for you) and no death
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ أَسَدٍ، أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا الْفُضَيْلُ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ "مَا بَيْنَ مَنْكِبَىِ الْكَافِرِ مَسِيرَةُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ لِلرَّاكِبِ الْمُسْرِعِ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "(Cehennem de) kafirin iki omuzu arası, süratli bir süvari yürüyüşüyle üç günlük mesafedir" demiştir.
Narrated Abu Huraira: The Prophet (ﷺ) said, "The width between the two shoulders of a Kafir (disbeliever) will be equal to the distance covered by a fast rider in three days
Diğer tahric: Müslim, cennet Mahir: Müslim rivayetinde ‘‘Cehennemde kafirin iki omuzu arası….’’ İfadesi var. Buradaki rivayette ise bu ifade yok, o yüzden parantez içine aldım
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَدْخُلُ أَحَدٌ الْجَنَّةَ إِلاَّ أُرِيَ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ، لَوْ أَسَاءَ، لِيَزْدَادَ شُكْرًا، وَلاَ يَدْخُلُ النَّارَ أَحَدٌ إِلاَّ أُرِيَ مَقْعَدَهُ مِنَ الْجَنَّةِ، لَوْ أَحْسَنَ، لِيَكُونَ عَلَيْهِ حَسْرَةً ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Cennete girecek herkese cehennemdeki oturağı muhakkak gösterilecektir. Bu da şükrünün artması içindir. Cehenneme girecek herkese de güzel işler olaydı, cennetten olacak oturağı kendisine muhakkak gösterilecektir. Bu da kendisi aleyhine bir hasret olması içindir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "None will enter Paradise but will be shown the place he would have occupied in the (Hell) Fire if he had rejected faith, so that he may be more thankful; and none will enter the (Hell) Fire but will be shown the place he would have occupied in Paradise if he had faith, so that may be a cause of sorrow for him
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ " لَقَدْ ظَنَنْتُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أَنْ لاَ يَسْأَلَنِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ أَحَدٌ أَوَّلُ مِنْكَ، لِمَا رَأَيْتُ مِنْ حِرْصِكَ عَلَى الْحَدِيثِ، أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. خَالِصًا مِنْ قِبَلِ نَفْسِهِ ".
Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatmıştır: Bir keresinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulullah! Kıyamet gününde senin şefaatin en ziyade kime olacak?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ya Eba Hureyre! Hadis için sende gördüğüm hırs'a göre bu hadisi senden evvel kimsenin bana sormayacağını zaten tahmin ediyordum. Kıyamet gününde halk içinde şefaatime en ziyade mazhar olacak kimse kalbinden ve gönlünden halis ve samimi olarak 'La ilahe illallah' diyen kimsedir" buyurdu
Narrated Abu Huraira:I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Who will be the luckiest person who will gain your intercession on the Day of Resurrection?" The Prophet (ﷺ) said, "O Abu Huraira! I have thought that none will ask me about this Hadith before you, as I know your longing for the (learning of) Hadiths. The luckiest person who will have my intercession on the Day of Resurrection will be the one who said, 'None has the right to be worshipped but Allah,' sincerely from the bottom of his heart
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي سَعِيدٌ، وَعَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُمَا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَحَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ أُنَاسٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ " هَلْ تُضَارُّونَ فِي الشَّمْسِ، لَيْسَ دُونَهَا سَحَابٌ ". قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " هَلْ تُضَارُّونَ فِي الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ، لَيْسَ دُونَهُ سَحَابٌ ". قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنَّكُمْ تَرَوْنَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ، يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ فَيَقُولُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ شَيْئًا فَلْيَتَّبِعْهُ، فَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الشَّمْسَ، وَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الْقَمَرَ، وَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الطَّوَاغِيتَ، وَتَبْقَى هَذِهِ الأُمَّةُ فِيهَا مُنَافِقُوهَا، فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ فِي غَيْرِ الصُّورَةِ الَّتِي يَعْرِفُونَ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ، هَذَا مَكَانُنَا حَتَّى يَأْتِيَنَا رَبُّنَا، فَإِذَا أَتَانَا رَبُّنَا عَرَفْنَاهُ فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ فِي الصُّورَةِ الَّتِي يَعْرِفُونَ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا، فَيَتْبَعُونَهُ وَيُضْرَبُ جِسْرُ جَهَنَّمَ ". قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يُجِيزُ، وَدُعَاءُ الرُّسُلِ يَوْمَئِذٍ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ، وَبِهِ كَلاَلِيبُ مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، أَمَا رَأَيْتُمْ شَوْكَ السَّعْدَانِ ". قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنَّهَا مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، غَيْرَ أَنَّهَا لاَ يَعْلَمُ قَدْرَ عِظَمِهَا إِلاَّ اللَّهُ، فَتَخْطَفُ النَّاسَ بِأَعْمَالِهِمْ، مِنْهُمُ الْمُوبَقُ، بِعَمَلِهِ وَمِنْهُمُ الْمُخَرْدَلُ، ثُمَّ يَنْجُو، حَتَّى إِذَا فَرَغَ اللَّهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ عِبَادِهِ، وَأَرَادَ أَنْ يُخْرِجَ مِنَ النَّارِ مَنْ أَرَادَ أَنْ يُخْرِجَ، مِمَّنْ كَانَ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، أَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ أَنْ يُخْرِجُوهُمْ، فَيَعْرِفُونَهُمْ بِعَلاَمَةِ آثَارِ السُّجُودِ، وَحَرَّمَ اللَّهُ عَلَى النَّارِ أَنْ تَأْكُلَ مِنِ ابْنِ آدَمَ أَثَرَ السُّجُودِ، فَيُخْرِجُونَهُمْ قَدِ امْتُحِشُوا، فَيُصَبُّ عَلَيْهِمْ مَاءٌ يُقَالُ لَهُ مَاءُ الْحَيَاةِ، فَيَنْبُتُونَ نَبَاتَ الْحِبَّةِ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ، وَيَبْقَى رَجُلٌ مُقْبِلٌ بِوَجْهِهِ عَلَى النَّارِ فَيَقُولُ يَا رَبِّ قَدْ قَشَبَنِي رِيحُهَا وَأَحْرَقَنِي ذَكَاؤُهَا، فَاصْرِفْ وَجْهِي عَنِ النَّارِ فَلاَ يَزَالُ يَدْعُو اللَّهَ. فَيَقُولُ لَعَلَّكَ إِنْ أَعْطَيْتُكَ أَنْ تَسْأَلَنِي غَيْرَهُ. فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ. فَيَصْرِفُ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ، ثُمَّ يَقُولُ بَعْدَ ذَلِكَ يَا رَبِّ قَرِّبْنِي إِلَى باب الْجَنَّةِ. فَيَقُولُ أَلَيْسَ قَدْ زَعَمْتَ أَنْ لاَ تَسْأَلْنِي غَيْرَهُ، وَيْلَكَ ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ. فَلاَ يَزَالُ يَدْعُو. فَيَقُولُ لَعَلِّي إِنْ أَعْطَيْتُكَ ذَلِكَ تَسْأَلَنِي غَيْرَهُ. فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ. فَيُعْطِي اللَّهَ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ أَنْ لاَ يَسْأَلَهُ غَيْرَهُ، فَيُقَرِّبُهُ إِلَى باب الْجَنَّةِ، فَإِذَا رَأَى مَا فِيهَا سَكَتَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ، ثُمَّ يَقُولُ رَبِّ أَدْخِلْنِي الْجَنَّةَ. ثُمَّ يَقُولُ أَوَلَيْسَ قَدْ زَعَمْتَ أَنْ لاَ تَسْأَلَنِي غَيْرَهُ، وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ فَيَقُولُ يَا رَبِّ لاَ تَجْعَلْنِي أَشْقَى خَلْقِكَ. فَلاَ يَزَالُ يَدْعُو حَتَّى يَضْحَكَ، فَإِذَا ضَحِكَ مِنْهُ أَذِنَ لَهُ بِالدُّخُولِ فِيهَا، فَإِذَا دَخَلَ فِيهَا قِيلَ تَمَنَّ مِنْ كَذَا. فَيَتَمَنَّى، ثُمَّ يُقَالُ لَهُ تَمَنَّ مِنْ كَذَا. فَيَتَمَنَّى حَتَّى تَنْقَطِعَ بِهِ الأَمَانِيُّ فَيَقُولُ لَهُ هَذَا لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ". قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَذَلِكَ الرَّجُلُ آخِرُ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً.
Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatmıştır: Bir defasında birtakım insanlar: "Ya Resulallah' Kıyamet gününde biz Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Önünde görmeye engel hiçbir bulut yokken güneşi görmeniz hususunda itişip kakışma suretiyle herhangi bir sıkışıklığa düşer misiniz?" diye sordu. Sahabiler "Hayır ya Resulallahı" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem tekrar: "Önünde engel hiçbir bulut yok iken ayın ondördüncü gecesi onu görme hususunda itişip kakışma suretiyle herhangi bir sıkışıklığa uğrar mısınız?" diye sordu. Sahabiler "Hayır ya Resulallah!" deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "İşte sizler onu kıyamet gününde muhakkak böyle apaçık, sıkışmaksızın göreceksiniz. Allah bütün insanlan bir araya toplayacak ve: 'Her kim her neye tapıyar idiyse onun ardına düşsün!' buyuracak. Artık güneşe tapmakta olan güneşin ardına düşer, ay'a tapmakta olan ay'ın ardına düşer, tağutlara tapmakta olanlar onların ardına takılıp gider. Yalnız bu ümmet, içlerinde münafıkları da olduğu halde yerinde durup kalacaktır. Allah onlara önce tanıdıklarından başka surette gelip 'Ben sizin Rabbinizimi' buyuracak. Onlar 'Biz senden Allah'a sığınırız. Rabbimiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır, Rabbimiz bize geldiğinde biz onu tanırız!' diyecekler. Allah onlara bu defa da tanıdıkları surette gelip 'Ben sizin Rabbinizim!' buyuracak. Onlar da 'Sen bizim Rabbimizsin' diyecekler ve ona tabi olacaklar ve cehennem köprüsü kurulur." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: "(Ümmetini onun üstünden) en önce geçirecek ben olacağım. O gün resullerin duaları 'Allahumme! Sellim sellim (= ya Allah selamet ver, selamet ver) , den ibaret olacaktır. Sırat köprüsünde Sa'dan dikenlerine benzer birçok çengeller vardır. Siz Sa'dan dikenlerini gördünüz mü?" Sahabiler "Evet görmüşüzdür ya Resulallah!" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem devamla dedi ki: "İşte bu çengeller Sa'dan dikenlerine benzerler. Ancak şu var ki ne kadar büyük olduklarını yalnız Allah bilir. İşte bu çengeller insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi kötü ameli sebebiyle helak olur, kimi yere çalındıktan sonra kurtulur. Nihayet Allah Teala kulları arasında hüküm ve adaletini tamamlayıp sırf ilahi rahmeti olarak cehennem ehlinden dilediklerini cehennemden çıkarmayı irade ettiğinde meleklerine, ilahi rahmete nailiyetleri murad olunanlardan Allah'a bir şey ortak edinmemişleri 'La ilahe illallah' diye şehadet etmişleri cehennemden çıkarsınlar diye emir buyuracaktır. Melekler bunları cehennemde üzerlerindeki secde izleri, alametleriyle tanıyıp çıkaracaklardır. Allah Adem oğlundan secde eserini yemeyi ateşe haram kılmıştır. Melekler onları ateşten kavrulup kapkara olarak çıkaracaklardır. Sonra üzerlerine hayat suyu denilen bir su dökülecek ve sel uğrağında biten yabani reyhan tohumları nasıl çabuk biter/erse (yeniden) öyle biteceklerdir ve onlardan yüzü ateşe dönük bir kimse kalır ki o 'Ya Rab! Beni şu ateşin kokusu zehirleyip duruyor, yalını beni yakıp duruyor, benim yüzümü bu ateşten döndür!' diyecek. O kimse mütemadiyen yüzünü ateşten çevirmesi için Allah'a dua edip duracak. Sonunda Allah ona 'Senin istemekte olduğun şeyi sana verirsem ondan başka bir şey daha istemen olacak mı?' buyuracak. O kul 'İzzetine yemin ederim ki, senden ondan başkasını istemem!' diyecek. Allah onun yüzünü ateşten döndürecek. Sonra bunun ardından o kul 'Ya Rab! Beni cennetin kapısına yanaştır!' diyecek. Allah 'Sen ondan başka bir şey istemeyeceğine azmedip, kesin söz vermiş değil miydin? Yazık sana ey Ademoğlu! Sen ne kadar sözünde durmaz, ahdine vefa etmez kişisin!' buyurocak. O kul Allah'a devamlı dua edip durocak. Allah 'Bu isteğini sana verirsem, ondan .. başkasını ister misin?' buyuracak. O kul 'Hayır! İzzetine yemin ederim ki ondan başka bir şey istemem!' deyip, ondan başka hiçbir şey istemeyeceğine dair Allah'a birçok ahidler ve misaklar verecek. Bunun üzerine Allah onu cennetin kapısına yaklaştıracak. O kimse cennet kapısından yanaşıp da ondaki güzellik/eri görünce Allah'ın dilediği kadar bir müddet sükut edecek. Sonra 'Ya Rab! Beni cennetin içine girdir!' diyecek. Sonra Allah da 'Sen ondan başka hiçbirşey istemeyeceğine kesin söz vermiş değil miydin? Yazık sana ey Ademoğlu! Sen ne sözünde durmaz kimsesin!' buyuracak. O da 'Ya Rab beni mahlukatının en bedbahtı kılma' diyecek ve bu söz üzerine dua ve niyazını tekrar ede ede nihayet Allah Teala ona gülecek. Allah ona gülünce de o kimseye cennete girmesine izin vermiş olacaktır. Cennete girdiği zaman da o kul'a 'Filan şeyden temenni etI' denilir. O da temenni eder, sonra ona 'Filan şeyden de temenni et' denilecek. O da uzun uzun temennilerde bulunacak. Nihayet bütün temennileri kesilince Allah Teala ona 'Bunların hepsi ve bir o kadar dahası da hep senindir!' buyurocaktır." Ebu Hureyre dedi ki: Bu kimse, cennet ehlinin cennete en son girecek ferdidir
Narrated Abu Huraira:Some people said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall we see our Lord on the Day of Resurrection?" He said, "Do you crowd and squeeze each other on looking at the sun when it is not hidden by clouds?" They replied, "No, Allah's Messenger (ﷺ)." He said, "Do you crowd and squeeze each other on looking at the moon when it is full and not hidden by clouds?" They replied, No, O Allah's Messenger (ﷺ)!" He said, "So you will see Him (your Lord) on the Day of Resurrection similarly Allah will gather all the people and say, 'Whoever used to worship anything should follow that thing. 'So, he who used to worship the sun, will follow it, and he who used to worship the moon will follow it, and he who used to worship false deities will follow them; and then only this nation (i.e., Muslims) will remain, including their hypocrites. Allah will come to them in a shape other than they know and will say, 'I am your Lord.' They will say, 'We seek refuge with Allah from you. This is our place; (we will not follow you) till our Lord comes to us, and when our Lord comes to us, we will recognize Him. Then Allah will come to then in a shape they know and will say, "I am your Lord.' They will say, '(No doubt) You are our Lord,' and they will follow Him. Then a bridge will be laid over the (Hell) Fire." Allah's Messenger (ﷺ) added, "I will be the first to cross it. And the invocation of the Apostles on that Day, will be 'Allahumma Sallim, Sallim (O Allah, save us, save us!),' and over that bridge there will be hooks Similar to the thorns of As Sa'dan (a thorny tree). Didn't you see the thorns of As-Sa'dan?" The companions said, "Yes, O Allah's Messenger (ﷺ)." He added, "So the hooks over that bridge will be like the thorns of As-Sa-dan except that their greatness in size is only known to Allah. These hooks will snatch the people according to their deeds. Some people will be ruined because of their evil deeds, and some will be cut into pieces and fall down in Hell, but will be saved afterwards, when Allah has finished the judgments among His slaves, and intends to take out of the Fire whoever He wishes to take out from among those who used to testify that none had the right to be worshipped but Allah. We will order the angels to take them out and the angels will know them by the mark of the traces of prostration (on their foreheads) for Allah banned the f ire to consume the traces of prostration on the body of Adam's son. So they will take them out, and by then they would have burnt (as coal), and then water, called Ma'ul Hayat (water of life) will be poured on them, and they will spring out like a seed springs out on the bank of a rainwater stream, and there will remain one man who will be facing the (Hell) Fire and will say, 'O Lord! It's (Hell's) vapor has Poisoned and smoked me and its flame has burnt me; please turn my face away from the Fire.' He will keep on invoking Allah till Allah says, 'Perhaps, if I give you what you want), you will ask for another thing?' The man will say, 'No, by Your Power, I will not ask You for anything else.' Then Allah will turn his face away from the Fire. The man will say after that, 'O Lord, bring me near the gate of Paradise.' Allah will say (to him), 'Didn't you promise not to ask for anything else? Woe to you, O son of Adam ! How treacherous you are!' The man will keep on invoking Allah till Allah will say, 'But if I give you that, you may ask me for something else.' The man will say, 'No, by Your Power. I will not ask for anything else.' He will give Allah his covenant and promise not to ask for anything else after that. So Allah will bring him near to the gate of Paradise, and when he sees what is in it, he will remain silent as long as Allah will, and then he will say, 'O Lord! Let me enter Paradise.' Allah will say, 'Didn't you promise that you would not ask Me for anything other than that? Woe to you, O son of Adam ! How treacherous you are!' On that, the man will say, 'O Lord! Do not make me the most wretched of Your creation,' and will keep on invoking Allah till Allah will smile and when Allah will smile because of him, then He will allow him to enter Paradise, and when he will enter Paradise, he will be addressed, 'Wish from so-and-so.' He will wish till all his wishes will be fulfilled, then Allah will say, All this (i.e. what you have wished for) and as much again therewith are for you.' " Abu Huraira added: That man will be the last of the people of Paradise to enter (Paradise)
وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبِ بْنِ سَعِيدٍ الْحَبَطِيُّ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ كَانَ يُحَدِّثُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَرِدُ عَلَىَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ رَهْطٌ مِنْ أَصْحَابِي فَيُحَلَّئُونَ عَنِ الْحَوْضِ فَأَقُولُ يَا رَبِّ أَصْحَابِي. فَيَقُولُ إِنَّكَ لاَ عِلْمَ لَكَ بِمَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ، إِنَّهُمُ ارْتَدُّوا عَلَى أَدْبَارِهِمُ الْقَهْقَرَى ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Kıyamet günü benim yanıma sahabilerimden bir zümre gelecek ve onlar benim havuzumdan geri döndürülüp kovulacaklardır. Ben de 'Ya Rab' (Onlar benim) sahabilerim!' derim. Allah 'Senden sonra onlann ne bid'atler ortaya Çıkarmış olduklan hakkında senin hiçbir bilgin yoktur. Muhakkak onlar arkalan üzere dönüp gerisin geri dinden çıkmışlardır' buyurur
Abu Huraira narrated that the Prophet (ﷺ) said:"On the Day of Resurrection a group of companions will come to me, but will be driven away from the Lake-Fount, and I will say, 'O Lord (those are) my companions!' It will be said, 'You have no knowledge as to what they innovated after you left; they turned apostate as renegades (reverted from Islam)
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي هِلاَلٌ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَا أَنَا قَائِمٌ إِذَا زُمْرَةٌ، حَتَّى إِذَا عَرَفْتُهُمْ خَرَجَ رَجُلٌ مِنْ بَيْنِي وَبَيْنِهِمْ فَقَالَ هَلُمَّ. فَقُلْتُ أَيْنَ قَالَ إِلَى النَّارِ وَاللَّهِ. قُلْتُ وَمَا شَأْنُهُمْ قَالَ إِنَّهُمُ ارْتَدُّوا بَعْدَكَ عَلَى أَدْبَارِهِمُ الْقَهْقَرَى. ثُمَّ إِذَا زُمْرَةٌ حَتَّى إِذَا عَرَفْتُهُمْ خَرَجَ رَجُلٌ مِنْ بَيْنِي وَبَيْنِهِمْ فَقَالَ هَلُمَّ. قُلْتُ أَيْنَ قَالَ إِلَى النَّارِ وَاللَّهِ. قُلْتُ مَا شَأْنُهُمْ قَالَ إِنَّهُمُ ارْتَدُّوا بَعْدَكَ عَلَى أَدْبَارِهِمُ الْقَهْقَرَى. فَلاَ أُرَاهُ يَخْلُصُ مِنْهُمْ إِلاَّ مِثْلُ هَمَلِ النَّعَمِ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Ben (havuz başında) dikilip durduğum sırada bir zümre görürüm. Nihayet onları tanıdığım zaman benimle onlar arasından bir adam ortaya çıktı ve onlara 'Geliniz!' dedi. Ben de ona 'Bunları nereye götürüyorsun?' dedim. Melek: 'VAllahi cehenneme götürüyorum!' diye cevap verdi. 'Bunların hali, günahı nedir?' dedim. Melek 'Bunlar senin ardından kıçları üzerine dönüp (dinlerine) arkalarını çevirerek irtidad ettiler!' dedi. Sonra ben havuz başında bir zümre daha gördüm. Nihayet onları tanıdığım zaman yine benimle onlar arasından bir adam ortaya çıktı ve bu topluluğa 'Geliniz!' dedi. Ben de ona 'Bunları nereye götürüyorsun?' diye sordum. 'VAllahi ateşe götürüyorum' diye cevap verdi. 'Bunların günahı nedir?' dedim. O 'Senden sonra bunlar kıçları üzerine dönüpdinlerine arkalarını çevirerek gerisin geri dinden çıkmışlardır!' dedi. Ben havuza yaklaşıp da geriye çevrilenlerden hiç kimsenin cehennemden kurtulacağını sanmıyorum. Ancak çobansız yolunu şaşıran deve sürüsünden yolunu bulanlar misali bunlardan da (tek tük) cehennemden kurtulanlar olabilir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "While I was sleeping, a group (of my followers were brought close to me), and when I recognized them, a man (an angel) came out from amongst (us) me and them, he said (to them), 'Come along.' I asked, 'Where?' He said, 'To the (Hell) Fire, by Allah' I asked, 'what is wrong with them' He said, 'They turned apostate as renegades after you left.' Then behold! (Another) group (of my followers) were brought close to me, and when I recognized them, a man (an angel) came out from (me and them) he said (to them); Come along.' I asked, "Where?' He said, 'To the (Hell) Fire, by Allah.' I asked, What is wrong with them?' He said, 'They turned apostate as renegades after you left. So I did not see anyone of them escaping except a few who were like camels without a shepherd
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ خُبَيْبٍ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا بَيْنَ بَيْتِي وَمِنْبَرِي رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ، وَمِنْبَرِي عَلَى حَوْضِي ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evimle minberim arasındaki saha, cennet bahçelerinden bir bahçedir, minberim de havuzumun üzerindedir." buyurmuştur
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Between my house and my pulpit there is a garden from amongst the gardens of Paradise, and my pulpit is over my Lake-Fount
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَأَخْبَرَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَرَارِيِّ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ {اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا عَامِلِينَ }
Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e müşriklerin çocuklarının durumu soruldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah onların amellerini daha iyi bilir" buyurdu
Narrated Abu Huraira: Allah's Messenger (ﷺ) was asked about the offspring of the pagans. He said, "Allah knows what they would have done (were they to live)
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلاَّ يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ، فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ وَيُنَصِّرَانِهِ، كَمَا تُنْتِجُونَ الْبَهِيمَةَ، هَلْ تَجِدُونَ فِيهَا مِنْ جَدْعَاءَ حَتَّى تَكُونُوا أَنْتُمْ تَجْدَعُونَهَا ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَرَأَيْتَ مَنْ يَمُوتُ وَهْوَ صَغِيرٌ قَالَ {اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا عَامِلِينَ}
Ebu Hureyre r.a. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Herkes fıtrat üzere doğar. Ana babası onu Yahudi veya Hıristiyan yapar. Siz hiç yeni doğan bir hayvanın azalarının kesik olduğunu gördünüz mü? Onun azalarını siz kesiyorsunuz
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "No child is born but has the Islamic Faith, but its parents turn it into a Jew or a Christian. It is as you help the animals give birth. Do you find among their offspring a mutilated one before you mutilate them yourself?" The people said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What do you think about those (of them) who die young?" The Prophet (ﷺ) said, "Allah knows what they would have done (were they to live)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَسْأَلِ الْمَرْأَةُ طَلاَقَ أُخْتِهَا لِتَسْتَفْرِغَ صَحْفَتَهَا، وَلْتَنْكِحْ، فَإِنَّ لَهَا مَا قُدِّرَ لَهَا ".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Hiçbir kadın Müslüman hanım kardeşinin eşiyle evlenmek için boşanmasını istemesin. Çünkü onun için de takdir edilmiş birisi vardır
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "No woman should ask for the divorce of her sister (Muslim) so as to take her place, but she should marry the man (without compelling him to divorce his other wife), for she will have nothing but what Allah has written for her
حَدَّثَنَا حِبَّانُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ شَهِدْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِرَجُلٍ مِمَّنْ مَعَهُ يَدَّعِي الإِسْلاَمَ " هَذَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ ". فَلَمَّا حَضَرَ الْقِتَالُ قَاتَلَ الرَّجُلُ مِنْ أَشَدِّ الْقِتَالِ، وَكَثُرَتْ بِهِ الْجِرَاحُ فَأَثْبَتَتْهُ، فَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ الَّذِي تَحَدَّثْتَ أَنَّهُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ قَدْ قَاتَلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ مِنْ أَشَدِّ الْقِتَالِ، فَكَثُرَتْ بِهِ الْجِرَاحُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمَا إِنَّهُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ ". فَكَادَ بَعْضُ الْمُسْلِمِينَ يَرْتَابُ فَبَيْنَمَا هُوَ عَلَى ذَلِكَ إِذْ وَجَدَ الرَّجُلُ أَلَمَ الْجِرَاحِ فَأَهْوَى بِيَدِهِ إِلَى كِنَانَتِهِ، فَانْتَزَعَ مِنْهَا سَهْمًا فَانْتَحَرَ بِهَا، فَاشْتَدَّ رِجَالٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ صَدَّقَ اللَّهُ حَدِيثَكَ، قَدِ انْتَحَرَ فُلاَنٌ فَقَتَلَ نَفْسَهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا بِلاَلُ قُمْ فَأَذِّنْ، لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلاَّ مُؤْمِنٌ، وَإِنَّ اللَّهَ لَيُؤَيِّدُ هَذَا الدِّينَ بِالرَّجُلِ الْفَاجِرِ ".
Ebu Hureyre r.a.'den şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Hayber'de bulunduk. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslüman olduğunu iddia eden bir adam'ın cehennem ehlinden olduğunu söyledi. Savaş başladığında bu adam büyük bir cesaret ve azimle savaştı, çokça yara aldı, bu yaralar onu mecalsiz bıraktı. Bu durum karşısında bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi, cehennemlik olduğunu söylediğin şu adamı gördün mü? Allah yolunda büyük bir azim ve cesaretle savaştı ve çokça yara aldı" dedi. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu adamın cehennem ehlinden olduğunu tekrarladı. Neredeyse bazı Müslümanlar şüpheye kapılacaklardı. Bu esnada adam yaraların verdiği acıyı hissetmeye başladı, elini oklarının arasına daldırdı, oradan bir ok çıkardı ve o akla intihar etti. Bazı Müslümanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına koştular ve: "Ey Allah'ın elçisi, Allah senin sözünü doğruladı. Falanca adam intihar ederek kendini öldürdü dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Ey Bilal, kalk ve şunu ilan et: Allah bu dini facir bir adamla da destekleyip kuvvetlendirir. Ancak cennete yalnızca mu'minler girebilir
Narrated Abu Huraira:We witnessed along with Allah's Messenger (ﷺ) the Khaibar (campaign). Allah's Messenger (ﷺ) told his companions about a man who claimed to be a Muslim, "This man is from the people of the Fire." When the battle started, the man fought very bravely and received a great number of wounds and got crippled. On that, a man from among the companions of the Prophet (ﷺ) came and said, "O Allah's Apostle! Do you know what the man you described as of the people of the Fire has done? He has fought very bravely for Allah's Cause and he has received many wounds." The Prophet (ﷺ) said, "But he is indeed one of the people of the Fire." Some of the Muslims were about to have some doubt about that statement. So while the man was in that state, the pain caused by the wounds troubled him so much that he put his hand into his quiver and took out an arrow and committed suicide with it. Off went some men from among the Muslims to Allah's Messenger (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Allah has made your statement true. So-and-so has committed suicide." Allah's Messenger (ﷺ) said, "O Bilal! Get up and announce in public: None will enter Paradise but a believer, and Allah may support this religion (Islam) with a wicked man
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَأْتِي ابْنَ آدَمَ النَّذْرُ بِشَىْءٍ لَمْ يَكُنْ قَدْ قَدَّرْتُهُ، وَلَكِنْ يُلْقِيهِ الْقَدَرُ وَقَدْ قَدَّرْتُهُ لَهُ، أَسْتَخْرِجُ بِهِ مِنَ الْبَخِيلِ ".
Ebu Hureyre r.a.'den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kutsi bir hadiste şöyle buyurmuştur: ''Adak insana hakkında takdir etmediğim bir şeyi getirmez. Ancak kader onun hakkında takdir ettiğimi getirir. İnsanın adakta bulunmasıyla ben cimriden bir şeyler koparmış olurum. İZAH VE SAYFA’NIN DEVAMI İÇİN TIKLA
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said (that Allah said), "Vowing does not bring to the son of Adam anything I have not already written in his fate, but vowing is imposed on him by way of fore ordainment. Through vowing I make a miser spend of his wealth
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَفِظْنَاهُ مِنْ عَمْرٍو عَنْ طَاوُسٍ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " احْتَجَّ آدَمُ وَمُوسَى، فَقَالَ لَهُ مُوسَى يَا آدَمُ أَنْتَ أَبُونَا خَيَّبْتَنَا وَأَخْرَجْتَنَا مِنَ الْجَنَّةِ. قَالَ لَهُ آدَمُ يَا مُوسَى اصْطَفَاكَ اللَّهُ بِكَلاَمِهِ، وَخَطَّ لَكَ بِيَدِهِ، أَتَلُومُنِي عَلَى أَمْرٍ قَدَّرَ اللَّهُ عَلَىَّ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَنِي بِأَرْبَعِينَ سَنَةً. فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى، فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى " ثَلاَثًا. قَالَ سُفْيَانُ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ.
Ebu Hureyre r.a., Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle rivayet etmiştir: Adem ve Musa aleyhisselam Allah'ın huzurunda münazara yaptılar. Musa şöyle dedi: Ey Adem, sen bizim atamızsın. Bizi zarara uğrattın ve cennet'ten çıkarttın. Adem buna karşılık: Ey Musa, Allah seni seçti, seninle konuştu, eliyle senin için kitap yazdı. Allah'ın beni yaratmadan kırk sene önce takdir ettiği bir şey için mi beni kınıyorsun?" diye cevap verdi. (Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Böylece Adem Musa'ya galip geldi. Böylece Adem Musa'ya galip geldi, (buyurdu) ve bunu üç kere tekrarladı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Adem ve Musa Allah'ın Huzurunda Münazara Yaptılar: Burada Buhari'nin kullandığı Allah'ın huzurunda ifadesi net değildir. Bu münazara kıyamet gününde olacaktır. Huzurunda olmak özel bir durum ve üstünlük anlamındadır, aynı mekanda olmak anlamında değildir. Bu münazaranın dünyada da ahirette de olması mümkündür. Şu ayette kıyamette Allah'ın huzurunda olmaktan söz edilmiştir: "Sıdk Meclisinde, gayet muktedir bir Melrk'in yanındadırlar. "(Kamer, 55) Dünyada Allah'ın huzurunda olmakla ilgili de şu hadisten söz edilebilir: "Rabbimin yanında kalırım, o beni yedirir, içirir" Oruç Kitabında hadisin bu lafızia Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde yer aldığını açıklamıştım. Hadis Ebu Hureyre'den "Adem ve Musa Rablerinin huzurunda münazara yaptılar" lafzıyla da nakledilmiştir. Adem ve Musa Münazara Yaptılar: Alimler bu lafzın zamanı hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bu olayın Musa aleyhisselam zamanında gerçekleşmiş olabileceği söylenmiştir. Bu durumda Allah bir mucize ile Adem'i aleyhisselam diriltmiş, Adem de Musa ile konuşmuştur. Ya da Allah Musa'ya Adem'in kabrini göstermiş o da yanına gelip konuşmuştur. Veya Allah miraç gecesi nasıl diğer Nebilerin ruhlarını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gösterdiyse Musa'ya da Adem'in ruhunu göstermişti. Allah Musa'ya rüyasında Adem'i göstermiş de olabilir. Nitekim Nebilerin rüyası da vahiydir. Kurban kıssasında olduğu gibi, rüyalarında vuku bulan hadisler tevil kabul etmez. Bu olay Musa'nın aleyhisselam vefatından sonrada gerçekleşmiş olabilir. İki Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem berzah a.leminde karşılaşmışlardır. Musa ölür ölmez ruhları gökyüzünde buluşmuştur. ıbn Abdilberr ve el-Ka.bisi aynı kanaati paylaşırıar. İbnu'l-Cevzi onların berzahta karşılaşmaları veya bu olayın bir darb-ı mesel olması ihtimallerinden söz etmiştir. Eğer karşılaşmış olsalar böyle konuşurlardı, anlamına geldiğini söylemiştir. Bu darb-ı meselde özellikle Musa'nın zikredilme nedeni onun ağır yükümlülüklerle gönderilen ilk Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olmasıdır. İbnu'l-Cevzı şöyle demiştir: Böyle bir yorum kabul edilebilir oırh0kla birlikte öncelikle ilk ihtimal kabul edilmelidir. Bu hadise sadık bir haber olarak nakledildiğinden dolayı, nasıl gerçekleştiğine muttali olamasak dahi buna iman etmek gereklidir. Ancak bu kıssa öncelikle iman edilmesi gereken meseleler (imanın şartları) arasında değildir. Kabir azabında ve nimetlerinde olduğu gibi manasına hakkıyla vakıf olamasak da müşkilleri açıklamak zorlaşınca teslimiyetten başka bir şey kalmamaktadır. İbn Abdilber şöyle demektedir: Bana göre bu haberi teslimiyetle kabul etmek gereklidir. Bu haberi hakkıyla anlamak mümkün değildir. Bize bu konularda çok az bilgi verilmiştir. Beni yaratmadan kırk sene önce: İbnu'I-Cevzl şöyle demektedir: Mahlukatın hiçbiri yaratılmadan önce, tüm bilgiler Allah'ın ezeli ilminde vardır. Ancak bunların yazılması farklı zamanlarda olmuştur. Sahih-i Müslim'deşöyle bir rivayet vardır: "Allah gökleri ve yeri yaratmadan elli bin sene önce kaderleri belirlemiştir. " Adem kıssası da Adem yaratılmadan kırk sene önce yazılmış olabilir. Bu süre onun çamurdan yaratılıp ruhu üflenene değin geçen süre de olabilir. Nitekim Müslim'in Sahih'inde Adem'in çamurdan yaratılması ile ona ruh üflenmesi arasında geçen sürenin kırk sene olduğu sabit olmuştur. Bu durum kaderlerin genelolarak yer ve göklerin yaratılışından elli bin sene önce yazılması durumu ile çelişmemektedir. EI-Mazerı şöyle demektedir: En doğrusu Allah'ın bunu Adem'i yaratmadan kırksene önce yazmış olmasıdır. Nevevi şöyle demektedir: Bunun takdir edilmesi levh-i mahfuza, Tevrat'a veya levhalara yazılmış olmasıdır. Kader anlamında olması caiz değildir. Çünkü kader ezelidir. Allah'ın iradesi, kullarının başına gelecek olanlar istikametindedir. Bazı alimlerimiz burada Adem'in çamur suretinde yaratılmasının kastedildiğini zannetmişlerdir. Adem kırk sene çamur suretinde kalmıştır. Oysa Adem'in yaratılması ile kastedilen, ona ruh üflenmesidir. Ben buna cevaben şöyle derim: A'meş'in Ebu Salih'ten naklettiği şu rivayet bu durumu anlamayı zorlaştırmaktadır: "Allah gökleri ve yeri yaratmadan önce benim için yazmıştır." Bu rivayette yer alan "benim için yazmıştır" ifadesi takdir etmiştir, anlamında yorumlanır. Ya da yazının birkaç defa olması gibi yazılanın da sayısı artmıştır. Doğrusunu Allah Bilir. Asıl bilgi onun ilmidir. (Nebi s.a.v.), Böylece Adem Musa'ya galip geldi. Böylece Adem Musa'ya galip geldi, (buyurdu) ve bunu üç kere tekrarladı: İbn Abdilber şöyle demektedir: Kaderin ispatı konusunda bu hadis doğru yolda olanlar için önemli bir kaynaktır. Allah kulların amellerini takdir etmiştir. Her• biri Allah'ın ilminde daha önce var olmasından ötürü, kendisi için takdir edilene ulaşır. Kurtubi şöyle demektedir: Adem Musa'yı bir delil ile yenmiştir. Bu delil Tevrat'ta yer alan bir bilgidir. Allah Adem'in Tevbesini kabul etmiştir. Buna rağmen Musa'nın onu kınaması bir nevi zulümdür. Sefadan sonra cefadan bahsetmek de cefadır, denilir. El sıkıştıktan sonra muhalefet tüm izleriyle silinir, yok olur. Artık bir kınama ile karşılaşılmaz. el-Mazerı ve diğer muhakkiklerin verdikleri cevapların sonucu budur. Güvenilir olan da budur. Kaderiye kaderi net bir şekilde ispat eden bu hadisi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Adem'in aleyhisselam delilini kabul ederek onun Musa'ya galip geldiğine şahitlik etmesini inkar etmişler ve şöyle demişlerdir: "Bu sahih değildir. Çünkü Musa Adem'i Tevbe ettiği bir şeyden dolayı kınamamaktadır. O da öldürülmesi emredilmeyen bir canı öldürmüş, ardından Allah'tan bağışlanma dilemiş, Allah da onu affetmişti. Nasılolur da Allah'ın affettiği bir işten dolayı Adem'i kınar? İkincisi kaderde yazılı olan bir günahı işleme kten ötürü kınanmak caiz olsaydı -ki bu doğru değildir, işlediği bir günahtan ötürü kınanan kimse kendisini kaderle savunurdu. Bu caiz olsaydı o takdirde kısas ve had uygulamak kapısı tamamen kapanırdı. Herkes işlediği günahı kadere yüklerdi. Bu da hadisin bir aslı olmadığını göstermektedir." Bu iddiaya birkaç yönden cevap verilebilir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Adem' in haklılığına özel bir manada hükmetmiştir. Bu haklılık umumi olsaydı, Allah şöyle demezdİ: "Ben size bu ağacı yasak etmedim mi ve size 'şeytan muhakkak sizin apaçık bir düşmanınızdır' demedim mi?"(A'raf, 22) Yine onu bu nedenle cezalandırıp cennetten çıkarmaz ve yeryüzüne indirmezdi. Ancak Musa onu kınayınca ona "Sen Allah'ın eliyle yarattığı ilk insansın, sen şöylesin, sen böylesin, neden bunu yaptın?" demi'şti. Adem de bu üsluba aynıyla karşılık vererek ona: "Sen de Allah'ın seçtiği bir Nebisin, sen şöylesin, sen böylesin" demişti. Eğer bu konumda isen nasıl oluyor da kaderi değiştirecek hiç kimsenin olmadığını bilmiyorsun? Demiş olmaktaydı. Adem'in bu münazarada galip gelmesi iki yönden olmuştur: Birincisi: Hakkında takdir edilenden dolayı hiç kimsenin bir başkasını kınamaya hakkı yoktur. Bu kınama ancak Allah'ın izniyle olur, yani kınayan Allah olur. Musa kendisine izin verilmeden kınadığı için Adem de kaderi öne sürerek Musa ile münazara yapmış ve onu susturmuştur. İkincisi: Adem'in fiilinde hem kader hem kesp vardır. Tevbe, ameli (kesbedileni) silmiştir. Allah onun tevbesini kabul etmiş geriye sadece kaderi sebebiyle işlediği kalmıştır. Kaderden dolayı da insan kınanamaz. Çünkü kader Allah'ın fiilidir. Allah, yaptığı bir şeyden dolayı sorguya çekilemez. Üçüncüsü: İbn Abdilber şöyle demiştir: Bana göre bu durum Adem'e hastır. Çünkü bu münazara Allah Adem'in tevbesini kabul ettikten sonra gerçekleşmiştir. Nitekim ayette şöyle buyrulmaktadır: "Derken Adem Rabbinden bazı kelimeler belleyip aldı ve bu kelimeleri tekrarladı, pişmanlık duyduğunu ifade edip Rabbinden af ve mağfiret dileyerek eksiksiz bir tevbe ile tevbe etti. Allah da tevbesini kabul buyurdu"lıZ Aynı şekilde eğer Musa adam öldürmüş, zina yapmış ya da hırsızlık yapmış olsaydı Adem'in bunları hoş görmemesi güzelolurdu: Bunlar• Allah'ın ilminde önceden vardı, beni yaratmadan önce bunları takdir etmişti. Senin beni kınamaya hakkın yoktur. Ümmet bu gibi amelleri işleyenlerin kınanmasının caiz olacağı konusunda icma etmiştir. Hatta devamlı itaat edeni övmek nasıl müstehap ise, bu fiilleri işleyenleri kınamak da aynı şekilde müstehaptır. Dördüncüsü: Musa Adem'i öldükten sonra kınamıştır. Oysa kınama mükellefe mükellefiyet yurdunda olduğu sürece yöneltilir. Ahkam o zaman yürürlüktedir. İsyan eden kınanır, ona had, kısas ve diğer cezalar uygulanır. Ölülere sövmek ise yasaklanmıştır. "Ölülerinizi ancak hay/rla anınız. " Onların ne olacağını ancak Allah bilir. Kendisine had uygulanan kişiye ikinci bir ceza verilmeyeceği nassla belirlenmiştir. Zina sebebiyle kendisine had uygulanan bir cariyenin kınanması yasaklanmıştır. Musa'nın Adem'i kınaması ise Adem'in mükellefiyet yurdundan irtihal etmesinden sonra olmuştur. Oysa Allah'ın onun tevbesini kabul ettiği nassla sabit olmuştur, artık kınanamayacağı ortadadır. Bu nedenle Adem kaderle ihticac etmiş, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onun getirdiği delilin Musa'ya galip geldiğini belirtmiştir. Buradaki cevapların en doğruları ikinci ve üçüncüsüdür. Bu iki cevap arasında çelişki yoktur, bir tek cevap halinde toplanabilider. Bu da tevbe edenin tevbekar olduğu konuda kınanamayacağıdır. Hele bir de ahirete intikal etmişse hiç kınanmamalıdır. Nevevi de bu fikri benimseyerek şöyle demiştir: Adem'in Musa'ya söylediği söz, Ey Musa, sen de biliyorsun ki ben yaratılmadan önce bunlar benim hakkimda yazıldı. Bu nedenle gerçekleşmesi kaçınılmazdı. Ben ve tüm mahlukat bunlardan bir miskal ağırlığında bir şey değiştirmeye çalışsak bunu başaramazdık. Beni kınama. ;{ınamak aklı değil şer'ı nedenlerle olmalıdır. Allah benim tevbemi kabul etmiş, beni bağışlamıştır. Bu da kınama nedenini ortadan kaldırır. Beni kınayan şer'an mahcup olur. İsyankar kimse, bu isyanın kendisi hakkında takdir edildiğini ileri sürecek olur ve kınanamayacağını söylerse şöyle denir: isyankar kişi ile Adem'in durumu arasında fark vardır. İsyankar kişi hala dünyadadır, hakkında kınama, cezalandırma gibi hükümler yürürlü.t<tedir. Gerek onun hakkında gerek başkası hakkında engelleme ve öğüt vermek söz konusudur. Oysa Adem ölmüştür ve dünyadan ayrılmıştır. isyanının engellenmesi imkansızdır. Kınanmasının da bir faydası yoktur. Aksine kınanınca eziyet edilmiş ve utandırılmış olur. Bu nedenle getirdiği delil onu haklı çıkarmıştır. et-Tibi şöyle demektedir: Cebriye mezhebi asli anlamıyla kudreti Allah hakkında ispat, kul hakkında nefyeder. Mutezile ise tam aksinedir. İkisi de ifrat ve tefrite düşmüşlerdir. Bir ateş çukurunun kenarındadırlar. Dosdoğru olan yol ise orta yoldur. - Bu hadisten anlatılanların dışında, çok sayıda hüküm çıkarılır. Kadı İyaz şöyle demektedir: Bu hadis, Adem'in çıkarıldığı cennetin muttakilere ahirette girecekleri vaad edilen ebedi cennet olduğuna dair ehl-i sünneti desteklemektedir. Bu yönden hadis, Adem'in çıkarıldığı cennetin başka bir cennet olduğunu ileri süren Mutezile ve diğer mezhep leri n görüşüne muhaliftir. Hadisten münazara esnasında doğruyu ortaya çıkarmak için delil ileri sürmenin meşru olduğu, delili açıklamak için tevbih ve tarizde bulunmanın mubah olduğu, bilen ve kesin olarak kabul eden kişinin hiç bilgisi olmayana göre daha fazla kınanacağı sonucu çıkmaktadır. Hadisten anlaşılan bir diğer husus, alimin kendisinden yaşça daha büyük biriyle, babanın oğluyla, oğlun babayla bir konuyu münazara yapabileceğidir. Bunun meşruiyeti bu münazaranın hakkı ortaya çıkarmasında, daha çok bilgi elde etme ve işlerin hakikatine vakıf olma amacı taşımasındadır. Hadisten çıkan bir sonuç da kişi için bir zaman bağışlanamayacak bazı hallerin bir başka zaman bağışlanabileceğidir. Kızgınlık, üzüntü halleri, kişinin yaratılışında hiddet ve şiddetli öfkenin bulunması bağışlanmayı gerektirir. Musa aleyhisseıiim münazarada kendini kaybedince atası Adem'e ismiyle hitap etmişti. Başka zamanlarda hitap etmeyeceği kadar sert bir üslupla Adem' e hitap etmişti. Buna rağmen Adem onun bu halini kabul ederek münazaraya devam etmiş, şüphesini gidermek için ona karşı deliller sunmuştur}
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Adam and Moses argued with each other. Moses said to Adam. 'O Adam! You are our father who disappointed us and turned us out of Paradise.' Then Adam said to him, 'O Moses! Allah favored you with His talk (talked to you directly) and He wrote (the Torah) for you with His Own Hand. Do you blame me for action which Allah had written in my fate forty years before my creation?' So Adam confuted Moses, Adam confuted Moses," the Prophet (ﷺ) added, repeating the Statement three times