2.537 hadis bulundu · sayfa 30/127
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ دَخَلَتْ عَلَىَّ عَجُوزَانِ مِنْ عُجُزِ يَهُودِ الْمَدِينَةِ فَقَالَتَا لِي إِنَّ أَهْلَ الْقُبُورِ يُعَذَّبُونَ فِي قُبُورِهِمْ، فَكَذَّبْتُهُمَا، وَلَمْ أُنْعِمْ أَنْ أُصَدِّقَهُمَا، فَخَرَجَتَا وَدَخَلَ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ عَجُوزَيْنِ وَذَكَرْتُ لَهُ، فَقَالَ " صَدَقَتَا، إِنَّهُمْ يُعَذَّبُونَ عَذَابًا تَسْمَعُهُ الْبَهَائِمُ كُلُّهَا ". فَمَا رَأَيْتُهُ بَعْدُ فِي صَلاَةٍ إِلاَّ تَعَوَّذَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ.
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Medine yahudilerinden iki yaşlı kadın ona: "Ölüler azap görüyorlar" demiş; Hz. Aişe ise bunu kabul etmemişti. Onları tasdik etmek istememişti. Onlar çıktıktan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanına gelince durumu ona anlatınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Doğru söylemişler. Onlar azap görüyorlar. Hatta seslerini bütün hayvanlar duymaktadır" dedi. Hz. Aişe sonraki bütün namazıarda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kab ir azabından Allah'a sığındığını duyduğunu söylemiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadisin şerhi daha önce ayrıntısıyla yapılmıştı. Bu hadiste Resulullah yaşlı yahudi kadınları hemen tasdik ederken bir başka rivayette bundan Allah'a sığınmıştır. Halbuki her iki rivayet de Hz. Aişe'den nakledilmektedir. Bu çelişkinin nasıl giderildiği konusunda daha önce bilgi aktarmıştım. Özetle Resulullah'a müslümanların kabir fitnesine uğrayacakları vahyedilmemişti. Bu sebeple yahudilerin kabir azabı göreceklerini ifade etmiştir. Dolayısıyla daha önceki bilgileriyle amel etmiştir. Kabir azabının yahudilerden başkası için de geçerli olduğunu öğrenince bundan Allah'a sığınmış ve namazda kabir azabından Allah'a sığınılmasını emretmiştir. Zira namazda yapılan duanın kabulü daha muhtemeldir
Narrated `Aisha:Two old ladies from among the Jewish ladies entered upon me and said' "The dead are punished in their graves," but I thought they were telling a lie and did not believe them in the beginning. When they went away and the Prophet (ﷺ) entered upon me, I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Two old ladies.." and told him the whole story. He said, "They told the truth; the dead are really punished, to the extent that all the animals hear (the sound resulting from) their punishment." Since then I always saw him seeking refuge with Allah from the punishment of the grave in his prayers
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ وَالْهَرَمِ، وَالْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْقَبْرِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ، وَمِنْ فِتْنَةِ النَّارِ وَعَذَابِ النَّارِ، وَمِنْ شَرِّ فِتْنَةِ الْغِنَى، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْفَقْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، اللَّهُمَّ اغْسِلْ عَنِّي خَطَايَاىَ بِمَاءِ الثَّلْجِ وَالْبَرَدِ، وَنَقِّ قَلْبِي مِنَ الْخَطَايَا، كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الأَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ، وَبَاعِدْ بَيْنِي وَبَيْنَ خَطَايَاىَ كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ ".
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua edermiş: "Allahım! Tembellikten, düşkünlükten, günahtan, borçtan, kabir fitne ve azabından, cehennem fitne ve azabından, zenginlik fitnesinin şerrinden, fakirlik fitnesinden, Mesih Deccal fitnesinden sana sığınırım. Allahım! Hatalarımı soğuk kar suyuyla yıka. Bembeyaz elbiseler nasıl kirlerden arınıyorsa sen de benim kalbimi hatalardan öylece arındır. Benimle hatalarımın arasını doğu ile batı arası kadar yap". Fethu'l-Bari Açıklaması: Kabir fitnesi iki melek tarafından yapılacak sorgulamadır.Cehennem fitnesi ise zebanilerin tevbih ederek yapacakları sorgulamadır. "Cehennem, öfkesinden neredeyse çatlayacak haldedir. Ne zaman oraya yeni bir kafile atılsa, oranın bekçileri: «Sizi uyaran bir Nebi daveti size ulaşmadı mı?» diye sorarlar" ayeti buna işaret etmektedir. Zenginlik ve fakirlik fitnesi konusunda ise Gazali şu açıklamayı yapmıştır: Zenginlik fitnesi mal toplama hırsıdır. Yine kişinin helal yolları kullanmamasına ayrıca infak etmesi ya da başkasının haklarına riayet etmesi gereken yerlerde bundan imtina etmesine sebep olacak kadar malı sevmesidir. Fakirlik fitnesi ise hayır ve veraya sebep olmayan yoksulhıktur. Hatta öyle ki bu fakirlik kişiyi dindar ve murvet sahibi insanların yapmayacağı şeylere sevkeder. Kişi hangi harama düştüğünü ya da neler yaptığını bile önemsemez olur. Fakirlik fitnesi kişinin gönlünün fakir olması diye de yorumlanmıştır. Bu hadiste fakirliğin zenginlikten ya da zenginliğin fakirlikten daha faziletli olduğu belirtilmemektedir. Bu hadiste hataların temizlenirken kirleri temizleme konusunda daha iyi sonuç veren sıcak su yerine soğuk kar ve buz suyunun tercih edilmesi bunların el değmemiş daha önce kullanılmamış sular olması sebebiyledir. Dolayısıyla burada bunları zikretmek daha uygun düşmektedir. Hattabi bu yoruma yer vermiştir
Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) used to say, "O Allah! I seek refuge with You from laziness and geriatric old age, from all kinds of sins and from being in debt; from the trial and affliction of the grave and from the punishment in the grave; from the affliction of the Fire and from the punishment of the Fire; and from the evil of the affliction of wealth; and I seek refuge with You from the affliction of poverty, and I seek refuge with You from the affliction of Al-Mesiah Ad-Dajjal. O Allah! Wash away my sins with the water of snow and hail, and cleanse my heart from all the sins as a white garment is cleansed from the filth, and let there be a long distance between me and my sins, as You made East and West far from each other
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ حَبِّبْ إِلَيْنَا الْمَدِينَةَ، كَمَا حَبَّبْتَ إِلَيْنَا مَكَّةَ أَوْ أَشَدَّ، وَانْقُلْ حُمَّاهَا إِلَى الْجُحْفَةِ، اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي مُدِّنَا وَصَاعِنَا ".
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua etmiştir: "Allah'ım bize Mekke'yi sevdirdiğin gibi hatta daha fazla Medine'yi de sevdir. Burada ki hummayı Cuhfe'ye naklet. Allah'ım bize bereket ihsan et
Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) said, "O Allah! Make us love Medina as You made us love Mecca, or more, and transfer the fever that is in it, to Al-Juhfa. O Allah! Bless our Mudd and our Sam' (kinds of measures)
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ وَالْهَرَمِ وَالْمَغْرَمِ وَالْمَأْثَمِ، اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ النَّارِ وَفِتْنَةِ النَّارِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ، وَشَرِّ فِتْنَةِ الْغِنَى، وَشَرِّ فِتْنَةِ الْفَقْرِ، وَمِنْ شَرِّ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، اللَّهُمَّ اغْسِلْ خَطَايَاىَ بِمَاءِ الثَّلْجِ وَالْبَرَدِ، وَنَقِّ قَلْبِي مِنَ الْخَطَايَا، كَمَا يُنَقَّى الثَّوْبُ الأَبْيَضُ مِنَ الدَّنَسِ، وَبَاعِدْ بَيْنِي وَبَيْنَ خَطَايَاىَ كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ ".
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Tembellikten, düşkünlükten, borçtan, günahtan, cehennem azabından, cehennem fitnesinden, kabir fitnesinden, kabir azabından, zenginlik ve fakirlik fitnelerinin şerrinden ve mesih deccal fitnesinin şerrinden sana sığımrım. Allahım! Hatalarımı kar ve buz suyuyla yıka. Beyaz elbise nasıl kirden temizleniyorsa sende kalbimi hatalardan temizle. Benimle hatalarım arasındaki mesafeyi doğuyla ile batı arasında ki mesafe kadar yap
Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) used to say, "O Allah! I seek refuge with You from laziness from geriatric old age, from being in debt, and from committing sins. O Allah! I seek refuge with You from the punishment of the Fire, the afflictions of the grave, the punishment in the grave, and the evil of the affliction of poverty and from the evil of the affliction caused by Al-Masih Ad-Dajjal. O Allah! Wash away my sins with the water of snow and hail, and cleanse my heart from the sins as a white garment is cleansed of filth, and let there be a far away distance between me and my sins as You have set far away the East and the West from each other
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا سَلاَّمُ بْنُ أَبِي مُطِيعٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ خَالَتِهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَتَعَوَّذُ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ النَّارِ وَمِنْ عَذَابِ النَّارِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْقَبْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْغِنَى، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْفَقْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ ".
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ederdi: "Allahım! Cehennem fitnesinden ve azabından, kabir fitnesinden ve azabından, zenginlik ve fakirlik fitnelerinden, mesih deccal fitnesinden sana sığınırım
Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) used to seek refuge with Allah (by saying), "O Allah! I seek refuge with You from the affliction of the Fire and from the punishment in the Fire, and seek refuge with You from the affliction of the grave, and I seek refuge with You from the affliction of wealth, and I seek refuge with You from the affliction of poverty, and seek refuge with You from the affliction of Al-Masih Ad-Dajjal
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ النَّارِ وَعَذَابِ النَّارِ، وَفِتْنَةِ الْقَبْرِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ، وَشَرِّ فِتْنَةِ الْغِنَى، وَشَرِّ فِتْنَةِ الْفَقْرِ، اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، اللَّهُمَّ اغْسِلْ قَلْبِي بِمَاءِ الثَّلْجِ وَالْبَرَدِ، وَنَقِّ قَلْبِي مِنَ الْخَطَايَا، كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الأَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ، وَبَاعِدْ بَيْنِي وَبَيْنَ خَطَايَاىَ كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ، اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ وَالْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ ".
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ederdi: "Allahım! Cehennem azabından ve fitnesinden, kabir fitnesinden ve azabından, zenginlik ve fakirlik fitnelerinin şerrinden ve mesih deccal fitnesinin şerrinden sana sığınırım. Allahım! Hatalarımı kar ve buz suyuyla yıka. Beyaz elbise nasıl kirden temizleniyorsa sende kalbimi hatalardan temizle. Benimle hatalarım arasındaki mesafeyi doğuyla ile batı arasında ki mesafe kadar yap. Allahım! Tembellikten, günahtan ve borçtan sana sığımrım
Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) used to say, 'O Allah! I seek refuge with You from the affliction of the Fire, the punishment of the Fire, the affliction of the grave, the punishment of the grave, and the evil of the affliction of poverty. O Allah! I seek refuge with You from the evil of the affliction of Al-Masih Ad- Dajjal, O Allah! Cleanse my heart with the water of snow and hail, and cleanse my heart from all sins as a white garment is cleansed from filth, and let there be a far away distance between me and my sins as You made the East and West far away from each other. O Allah! I seek refuge with You from laziness, sins, and from being in debt
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُنْذِرٍ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طُبَّ حَتَّى إِنَّهُ لَيُخَيَّلُ إِلَيْهِ قَدْ صَنَعَ الشَّىْءَ وَمَا صَنَعَهُ، وَإِنَّهُ دَعَا رَبَّهُ ثُمَّ قَالَ " أَشَعَرْتِ أَنَّ اللَّهَ قَدْ أَفْتَانِي فِيمَا اسْتَفْتَيْتُهُ فِيهِ ". فَقَالَتْ عَائِشَةُ فَمَا ذَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " جَاءَنِي رَجُلاَنِ فَجَلَسَ أَحَدُهُمَا عِنْدَ رَأْسِي، وَالآخَرُ عِنْدَ رِجْلَىَّ فَقَالَ أَحَدُهُمَا لِصَاحِبِهِ مَا وَجَعُ الرَّجُلِ قَالَ مَطْبُوبٌ. قَالَ مَنْ طَبَّهُ قَالَ لَبِيدُ بْنُ الأَعْصَمِ. قَالَ فِيمَا ذَا قَالَ فِي مُشْطٍ وَمُشَاطَةٍ وَجُفِّ طَلْعَةٍ. قَالَ فَأَيْنَ هُوَ قَالَ فِي ذَرْوَانَ، وَذَرْوَانُ بِئْرٌ فِي بَنِي زُرَيْقٍ ". قَالَتْ فَأَتَاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ رَجَعَ إِلَى عَائِشَةَ فَقَالَ " وَاللَّهِ لَكَأَنَّ مَاءَهَا نُقَاعَةُ الْحِنَّاءِ، وَلَكَأَنَّ نَخْلَهَا رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ ". قَالَتْ فَأَتَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهَا عَنِ الْبِئْرِ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَهَلاَّ أَخْرَجْتَهُ قَالَ " أَمَّا أَنَا فَقَدْ شَفَانِي اللَّهُ، وَكَرِهْتُ أَنْ أُثِيرَ عَلَى النَّاسِ شَرًّا ". زَادَ عِيسَى بْنُ يُونُسَ وَاللَّيْثُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ سُحِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَدَعَا وَدَعَا وَسَاقَ الْحَدِيثَ
Aişe r.anha'dan nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sihir yapıldığı zaman yapmadığı bazı şeyleri yapmış zannediyordu. Bunun üzerine Rabbine dua etti. Sonra aralarında şu konuşma geçti. - "Hissettin mi? AlIah bana sorduğun sorunun cevabını verdi". - "Ey Allah'ın resulü! Ne sormuştum?" - "Bana iki adam geldi. Biri baş tarafıma diğeri ayak tarafıma oturdu. Aralarında şöyle konuştular. - "Bu kişinin hastalığı nedir?" - "Sihir yapılmış". - "Sihiri kim yapmış?" - "Lebid İbn Asam" - "Sihir neyle yapılmış?" - "Tarak, saç saka! artığı ve erkek hurmanın kurumuş çiçek kapçığı ile" - "Nerede yapılmış" - "Zervan'da". Zervan, Beni Züreyde'de bir kuyudur. Daha sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem o kuyuya gitti. Döndüğünde "ValIahi! kuyunun suyu kıpkırmızı idi ve oradaki hurma ağaçları şeytanların başları gibiydi" buyurdu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dönünce Hz. Aişe'ye kuyunun nasılolduğunu anlattı. Hz. Aişe sihiri oradan çıkarıp çıkarmadığını sorduğunda ise şöyle buyurdu: "AlIah bana şifa verdi. Onu çıkarıp insanların arasında bir şerh yaymak istemedim
Narrated `Aisha:that Allah's Messenger (ﷺ) was affected by magic, so much that he used to think that he had done something which in fact, he did not do, and he invoked his Lord (for a remedy). Then (one day) he said, "O `Aisha!) Do you know that Allah has advised me as to the problem I consulted Him about?" `Aisha said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What's that?" He said, "Two men came to me and one of them sat at my head and the other at my feet, and one of them asked his companion, 'What is wrong with this man?' The latter replied, 'He is under the effect of magic.' The former asked, 'Who has worked magic on him?' The latter replied, 'Labid bin Al-A'sam.' The former asked, 'With what did he work the magic?' The latter replied, 'With a comb and the hair, which are stuck to the comb, and the skin of pollen of a date-palm tree.' The former asked, 'Where is that?' The latter replied, 'It is in Dharwan.' Dharwan was a well in the dwelling place of the (tribe of) Bani Zuraiq. Allah's Messenger (ﷺ) went to that well and returned to `Aisha, saying, 'By Allah, the water (of the well) was as red as the infusion of Hinna, (1) and the date-palm trees look like the heads of devils.' `Aisha added, Allah's Messenger (ﷺ) came to me and informed me about the well. I asked the Prophet, 'O Allah's Messenger (ﷺ), why didn't you take out the skin of pollen?' He said, 'As for me, Allah has cured me and I hated to draw the attention of the people to such evil (which they might learn and harm others with).' " Narrated Hisham's father: `Aisha said, "Allah's Messenger (ﷺ) was bewitched, so he invoked Allah repeatedly requesting Him to cure him from that magic)." Hisham then narrated the above narration. (See Hadith No. 658, Vol)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ الْيَهُودُ يُسَلِّمُونَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُونَ السَّامُ عَلَيْكَ. فَفَطِنَتْ عَائِشَةُ إِلَى قَوْلِهِمْ فَقَالَتْ عَلَيْكُمُ السَّامُ وَاللَّعْنَةُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَهْلاً يَا عَائِشَةُ، إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الرِّفْقَ فِي الأَمْرِ كُلِّهِ ". فَقَالَتْ يَا نَبِيَّ اللَّهِ أَوَلَمْ تَسْمَعْ مَا يَقُولُونَ قَالَ " أَوَلَمْ تَسْمَعِي أَنِّي أَرُدُّ ذَلِكَ عَلَيْهِمْ فَأَقُولُ وَعَلَيْكُمْ ".
Aişe radiyallahu anha'dan nakledildiğine göre Yahudiler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e selam verirken "Ölüm üzerinize" derlerdi. Hz. Aişe onların bu sözünü anlayınca "Ölüm ve lanet üzerinize" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yavaş ey Aişe! Allah her zaman yumuşak davranmayı sever" dedi. Hz. Aişe de "Dediklerini duymuyor musunuz?" diye cevap verdi. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Onlara verdiğim cevabı sen duymadın mı? Ben de "Sizin de" demiştim" dedi
Narrated `Aisha:The Jews used to greet the Prophet (ﷺ) by saying, "As-Samu 'Alaika (i.e., death be upon you), so I understood what they said, and I said to them, "As-Samu 'alaikum wal-la'na (i.e. Death and Allah's Curse be upon you)." The Prophet (ﷺ) said, "Be gentle and calm, O `Aisha, as Allah likes gentleness in all affairs." I said, "O Allah's Prophet! Didn't you hear what they said?" He said, "Didn't you hear me answering them back by saying, 'Alaikum (i.e., the same be upon you)?
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَقَدْ تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَمَا فِي رَفِّي مِنْ شَىْءٍ يَأْكُلُهُ ذُو كَبِدٍ، إِلاَّ شَطْرُ شَعِيرٍ فِي رَفٍّ لِي، فَأَكَلْتُ مِنْهُ حَتَّى طَالَ عَلَىَّ، فَكِلْتُهُ، فَفَنِيَ.
Aişe r.anha şöyle demiştir: ValIahi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etti. Öyle bir halde ki o zaman benim rafımda herhangi bir ciğer sahibinin yiyeceği yarım ve sk arpadan başka bir şey yoktu. Ben bana ait olan bu raf içindeki arpadan yemeğe davet ettim. Nihayet bunu yemek bana uzun geldi de ben o arpayı ölçtüm, sonra tükendi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Fakirliğin Fazileti." Bilginlerin ifadesine göre İmam.Buharl bundan önceki başlığın ardından böyle bir başlık atmakla fakirliğin zenginliğe veya zenginliğin fakirliğe üstünlüğü konusundaki ihtilafı tahkik etmeye işaret etmiştir. Çünkü "Asıl zenginlik kalp zenginliğidir" ifadesinden anlaşılan bu konuda bir hasr olduğudur. Dolayısıyla zenginliğin üstünlüğü noktasında gelen bütün haberler bu anlayış doğrultusunda yorumlanır. Gönül zenginliği içinde olmayan bir kimse övülmez. Aksine kınanmıştır. Şu halde nasılolur da üstün ve faziletli olabilir? Fakirliğin üstünlüğüne dair gelen haberler de böyledir. Çünkü gönül zenginliği içinde olmayan bir kimse gönlü fakir demektir. Nebi'in kendisinden sığınmış olduğu işte bu fakirliktir. Bilginler arasında ihtilafın ve çekişmenin meydana geldiği fakirlik mal sahibi olmama ve az mala malik olmadır. Allahu Teala'ın "Ey insanlar! Allah'a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye layık olan ancak O'dur"(Fatır 15) ayetinde yer alan "fakirlik"ten maksat mahlukun yaratıcısına olan ihtiyacıdır. Yaratıkların fakirliği zati bir mesele olup, bu durumdan asla kurtulamazlar. Asıl zengin olan Allahu Teala'tır ve o hiç kimseye muhtaç değildir. İbn Battal fakirlikle zenginliğin hangisinin daha üstün olduğu konusunda birtakım açıklamalarda bulunmuş ve şöyle demiştir: Bilginlerin bu konudaki ihtilafları uzay ip gider. Bazıları fakirliğin daha üstün olduğunu söylemiş ve gerek bu başlık altında, gerekse başka yerlerde geçen sahih ve zayıf hadisleri delil olarak almışlardır. Bazıları ise zenginliğin daha faziletli olduğunu ifade etmiş ve bundan bir başlık önceki hadiste yer alan "Malları çok olanlar kıyamet gününde sevapıarı az olanlardır, ancak sağına, soluna, arkasına şöyle şöyle ve şöyle verip hayır yollarına harcayanlar müstesnadır." Hadisini delil olarak almışlardır. Onların bir başka delili ise Vasaya Bölümünde geçen Sa'd'ın rivayet ettiği "Varislerini ihtiyaç içinde bırakmaman başkalarına muhtaç bırakmandan daha hayırlıdır" hadisidir. Bir başka delil ise Ka'b İbn Malik hadisidir. Ka'b bütün malını elden çıkarma konusunda Nebi s.a.v.'e fikrini sorunca Resulullah s.a.v. ona "Malının bir kısmını elinde tut, bu senin için daha hayırlıdır" buyurmuştur. Bunların bir başka delilleri ise "Çok mala sahip olanlar ecir ve sevabı alıp götürdüler" ifadesidir. Bu hadisin son kısmında "Bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur." Cümlesi yer almaktadır. Bir başka delilleri ise Amr İbn el-As'ın naklettiği "Salih ma!, salih kişi için ne iyidir" hadisidir. Bu hadisi Müslim nakletmiştir. Bunun dışında başka delilIer de sözkonusudur. İbn Battal şöyle devam eder: Bu konuda benim gördüğüm ifadelerin en güzeli Ahmed İbn Nasr ed-Oavudi'nin şu açıklamasıdır: Fakirlik ve zenginlik Allahu Teala'ın kullarını şükür ve sabır konusunda denemiş olduğu bir sıkıntı ve musibettir. Nitekim Allahu Teala bu konuda şöyle buyurur: "Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık. "(Kehf 7); "Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. "(Enbiya 35) Nebi s.a.v.'in "fakirlik ve zenginlik fitnesinin kötülüğünden Allah'a sığındığı" sabittir. Oavudi bu konuda uzun uzun açıklamalarda bulunur. Kısacası fakir ve zenginden her biri fakirliği ve zenginliği içinde birtakım anzalara maruz kalmaları dolayısıyla karşı karşıyadır. Bundan dolayı her biri övülür de, kınanır da. Faziletin tamamı Allahu Teala'ın "Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun"(İsra 29) ayeti uyarınca "kefM = ne fazla, ne eksik, ancak yeten miktar"dır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bir duada bulunmuştur: "Allahümme urzuk aW Muhammedin kuten = Allah'ım! Muhammed ailesine geçinecek kadar rızık ihsan eyle." Bu hadis, biraz ileride gelecektir. "Ya Rabbi! Senden hem kendimin, hem de şunların ihtiyaçlarının giderilmesini dilerim" ifadesi bu doğrultuda yorumlanır. Tirmizi'nin naklettiği "Allah'ım beni miskin olarak yaşat, miskin olarak öldür." Şeklindeki hadise gelince, bu hadis zayıftır. Sabit olduğunu varsaysak bile bundan maksat ne eksik, ne fazla ihtiyaç miktarını (kefM) geçmeme kastedilmektedir. Biz de şunu ekleyelim: Bütün bu görüşler isabetlidir. Fakat bunlar fakirlik ve zenginlikten hangisinin daha faziletli olduğu şeklindeki asıl soruya cevap teşkil etmemektedir. Çünkü ihtilaf noktası bu iki sıfattan birisini taşıyan kimse hakkında onun açısından hangisinin daha faziletli olduğudur. Bundan dolayı Davudi yukarıdaki açıklamasının son kısmında önce şöyle demiştir: Fakirlik ve zenginlikten hangisinin daha üstün olduğu şeklindeki soru isabetli değildir. Çünkü bunlardan birisindeki salih amel, diğerinde bulunmayabilir. Dolayısıyla o daha faziletli olur. Asıl soru fakirlikle zenginliğin birbirine eşit olması durumunda yani bunlardan her birinin amelinin diğerinin ameline eşit olması durumunda geçerlidir. Bu sorunun neticesinde Allah katında bunların hangisinin daha faziletli olduğu bilinir. İbn Teymiyede aynı görüştedir. Fakat o şöyle demiştir: Fakirlik ve zenginlik takva açısından birbirine eşit olduğunda fazilet açısından da eşit olur. İbnü'l-Cevzı ise şöyle der: İhtilaf asıl hırs içinde olmayan fakirle, malını elinde tutmayan ve veren zengin noktasındadır. Zira kanaatkar olan fakirin cimri olan zenginden daha faziletli olduğu, infak eden zenginin de hırs içinde olan fakirden daha faziletli olduğu herkesçe malumdur. İbnü'l-Cevzı şöyle devam eder: Bizatihi murad edilmeyen ve bi gayrihi murad edilen her şeyde onun maksadına izafe edilmesi uygun olur. Bu açıklamayla hangisinin daha faziletli olduğu ortaya çıkar. Mal bizatihi sakıncalı bir şey değildir. Tam tersine bazen kişiyi Allah'tan alıkoyduğu için sakıncalı görülmüştür. Bunun aksi de aynı şekilde geçerlidir. Nice zengin vardır ki zenginliği Allah'ı hatırlamasına engel değildir. Nice fakir vardır ki fakirliği Allah'ı anmasına engeldir. İbnü'l-Cevzı sözü sonunda şuraya getirir: Eğer çoğunluğu esas alacak olursak fakir tehlikeden daha uzaktır. Zira zenginlik fitnesi, fakirlik fitnesinden daha beterdir, (netice olarak) harcayacak mal bulamaman senin için tehlikeden kurtuluştur. Son dönem (müteahhirun) bilginlerinden birisi Ebu Abdullah İbn Merzuk'un el yazısıyla yazılmış olarak bulduğu açıklama hakkında şöyle der: Acaba az mal edinmek mi daha hayırlıdır? Çünkü bu durumda insanın kalbi kendisini meşgul edecek şeylerden uzak olur. Kişi Rabbine yakarmasının !ezzetini alır ve Allah'ın huzurunda uzun uzun hesaba çekilme derdinden rahata kavuşmak için kendini mal kazanmaya kaptırmaz. Yoksa çok mal kazanmakla meşgulolmak mı daha faziletlidir? Bu durumda kişi iyilik, yardım ve sadakalarla Rabbine daha çok yaklaşma imkanı elde eder. Bütün bunlarda başkalarına etki edecek faydalar vardır. Sözkonusu alim şöyle der: Durum bu olduğuna göre en efdal olanı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sahabilerin çoğunluğunun tercih ettiği şekilde dünyalığı az edinmek ve dünyanın süsünden uzak durmaktır. Biz de şunu belirtelim: Sahabilerin çoğunluğunun az mal elde ettikleri ve zühd içinde oldukları iddiası, onların durumlarına dair meşhur olan haberlere göre kabul edilemez. Zira sahabiler fetihlerden sonra iki kısma ayrıldılar. Bazıları iyilik etmek, yardımda bulunmak, Rabbine yaklaşmak ve gönül zenginliği içinde olmakla birlikte ellerindekini tuttu. Bazıları ise bundan önceki durumu neyse o şekilde kalmaya devam etti. Bunlar fetihlerden ellerine geçen malın zerresini yanlarında tutmadılar. Ancak bunlar birinci zümreye oranla daha azdır. Selefin hal ve hareketini derinlemesine inceleyen kimse söylediğimizin isabetli olduğunu anlayacaktır. Selefin bu konudaki haberleri sayılamayacak kadar çoktur. Burada yer verdiğimiz Habbab hadisi söylediğimizin kanıtıdır. Her iki zümrenin faziletine dair gelmiş olan deliller çoktur. Birinci zümrenin faziletli olduğuna burada ve başka yerlerde zikredilen hadisleri delil olarak gösterebiliriz. İkinci zümrenin faziletine ise Sa'd İbn Ebi Vakkas'ın naklettiği Müslim'de yer alan "Allahu Teala zengini, takva sahibini ve kendini gizleyeni sever" (Müs!im, Zühd) hadisini gösterebiliriz. Bu hadis, zenginliği ister mal, ister gönül zenginliği olarak alalım, onların az olduklarını göstermektedir. Hadiste "et-takıyy" kelimesinden maksat kendisine emredilene sarılıp, yasak edilenden kaçındığı için masiyetleri terk eden kimse demektir. "el-hafiyy" kelimesi ise riyanın terkine işaret olarak sözü tamamlamak için getirilmiştir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir. Alimlerin tereddüt ettikleri yerlerden birisi hiçbir mala sahip olmayan kimsedir. Onun hakkında en uygun olanı, dilenciliğin zilletinden kendisini korumak için çalışıp kazanmaktır veya bunu bırakıp, dilenmeksizin kendisine nasip edilecek şeyi beklemektir. Ahmed İbn Hanbel'in zühd ve ve ra ile meşhur olmakla birlikte bu konuda görüşüne başvuran kimseye "Çarşı pazardan ayrılma" dediği sahih olarak nakledilmiştir. Ahmed İbn Hanbel' bir başkasına ise "İnsanlardan müstağni ol, onlara muhtaç olmamak gibi bir zenginlik görmüş değilim" demiştir. Ahmed İbn Hanbel şöyle devam etmiştir: Bütün insanların Allah'a tevekkül etmeleri, kendilerini çalışıp kazanmaya alıştırmaları uygun olur. Çalışıp kazanmayı terk ettiğini söyleyen kimse dünyaya boş vermek isteyen ahmak bir şahsiyettir. Bu görüşü ondan Ebu Bekir el-Mervezi nakletmiş ve şöyle demiştir: Ders verme ve öğrenme ücreti bana insanların elindekini bekleyerek oturmaktan daha sevimlidir. "İnsanların eşrafından bir adam" cümlesinin sonunda geçen "hariyyun" kelimesi, vezin ve mana itibariyle "cedirun = layık" ve "hakikun = layık" anlamınadır. "İn hatabe en yunkeha" yani bu zat bir kadınla evlenmeye talip olsa talebi uygun karşılanır. "Ve in şefaa en yuşeffea" yani birisine şefaat etse şefaati kabul edilmeye layık bir kimsedir. "Nebteği vechallahi = Allah'ın rızasını isteyerek." Yani dünya cihetinden değil, sevap cihetinden onun katında olanı isteyerek. "Ecruna ale'l-lahi" yani bize sevap ve karşılığını vermek Allah'a aittir. "Lem ye'kül min ecrihi şey'en." Yani bazı kimseler, bu hicretin dünya ücretinden (ganimetierden) hiçbir şeyalmadan geçip gittiler. Bu cümle, "Allah'ın rızasını isteyerek Medine'ye hicret ettik" cümlesinin tefsirine göre anlaşılması zor problemli bir durum oluşturmaktadır. Ancak şöyle bir açıklamayla bu iki cümle telif edilebilir: Dünyada mala "ecir" denmesi, ahiret sevabına nisbetle mecazendir. Şöyle ki hicret edilirken ilk niyet, daha önce söylendiği gibiydi. Sahabilerin içinden Mus'ab İbn Umeyr gibi henüz fetihler başlamadan önce vefat edenler olduğu gibi, fetihlerin başladığı döneme kadar yaşayanlar da olmuştur. Sonra onlar bölünmüşlerdir. Bazıları dünya malından yüz çevirmiş, ihtiyacı olanlara teker teker yardım etmiş ve eski hali üzere kalmayı tercih etmiştir ki bunlar azdır. Ebu Zerr bu gruba örnektir. Bunlar birinci kısma katılırlar. Bazı sahabiler ise mubah olan bazı hususlarda geniş davranmış, çok kadınla evlenmiş, cariye edinmişler veya birtakım hizmetçiler, elbiseler ve benzeri şeylere malik olmuşlardır. Ancak bundan daha fazlasını istememişlerdir. Bu tür sahabiler çoktur. İbn Ömer bunlardan biridir. Bazıları ise vacib ve mendub hakları yerine getirmekle birlikte ticaret yoluyla veya başka bir vesileyle daha çok mal edinme yolunu seçmiştir. Bunlar da çoktur. Abdurrahman İbn Avf bu gruba girer. Habbab işte bu iki kısma işaret etmiştir. Birinci kısım la onlara katılan zümrenin ahiretteki ecri çok olacaktır. İkinci kısma gelince, haber, ellerine geçen dünya malının ahiretteki sevaplarından düşüleceğini gerektirmektedir. Müslim'in Abdullah İbn Amr'dan naklettiği şu hadis bu görüşü teyid etmektedir: "Hiçbir gazi yoktur ki savaşsın, ganimet alsın ve sağ kalsın da ecrinin üçte ikisini dünyada peşin almış olmasın. "(Müs!im, İmara) Buradan hareketle birçok selef malının az olmasını tercih etmiş ve bununla kanaat etmiştir. Bunu ya ahiretteki sevaplarının kendilerine bol bol verilmesini tercih ettiklerinden ya da hesaba çekilecekleri için mallarının az olmasını istediklerinden dolayı yapmışlardır. "İşte onlardan biri de Mus'ab İbn Umeyr'dir." Mus'ab'ın künyesi İbn Hişam İbn Abd Menaf İbn Abdiddar İbn Kusay'dır. Mus'ab'ın nesebi Kusay'da Nebi Efendimiz ile birleşmektedir. Künyesi Ebu Abdullah olup, kendisi İslama ilk girenlerden ve Medine'ye ilk hicret edenlerdendi. el-Be .• 'Cı şöyle demiştir: Medine'ye bize ilk gelen Mus'ab İbn Umeyr ile İbn Ümmi Mektum olmuştur. Bunlar Kur'an okurlardı. Haberi İmam Buhari Hicret Bölümünün baş taraflarında nakletmişti. İbn İshak'ın ifadesine göre Hz. Nebi onu birinci akabede bulunanlarla birlikte Medinelilere Kur'an okutsun ve öğretsin diye göndermişti. Mus'ab, Mekke'de iken servet ve nimet içind yüzen bir kişiydi. Hicret edince malı az olan biri haline geldi. Tirmizı'nin nakline gör Muhammed İbn Ka'b şöyle demiştir: Bana birisinin verdiği habere göre Hz. Ali şöyle anlatmıştır: "Biz mescidde bulunduğumuz bir sırada üzerimize Mus'ab İbn Umeyr geldi. Üzerinde sadece deri ile yamanmış bir hırka vardı. Resillullah onu görünce ağladı. Çünkü o bir zamanlar nimet içinde yüzen birisi iken, bugün bu haldeydi. "(Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyame) "Muslab, Uhud günü" şehit olarak "katledildi." O Uhud günü Hz. Nebi'in sancağını taşıyordu. "Ve arkasında çizgili yün bir kumaştan başka bir şey bırakmadı." Hadiste geçen "nemire" yünden yapılmış çizgili bir izar veya hırkadır. "Eyne'at = meyveleri olgunlaştı" yani nihayete erdi ve toplanmaya uygun bir hale geldi. "Fe huve yehdibuha" O bu meyveleri toplamaktadır. İbn Battal şöyle demiştir: Hadis selefin durumlarını anlatırken doğru söylediklerini göstermektedir. Hadise göre fakirliğe ve onun zorluğuna katlanmak iyi insanların mertebelerindendir. Bu hadisten kefenin bütün bedeni örten bir kumaş olduğunu ve ölünün bedeninin tamamının avret haline geldiğini anlıyoruz. Bunun kemal itibariyle böyle olma ihtimali de vardır. Bu konuyla ilgili başka şeyler Cenaiz Bölümünde geçmişti. Bi de şunu ekleyelim: Hadisin zahiri dünya malında genişliğe gitmeyi bırakmaya teşvik etmektedir. Ayrıca hadis kadınları cehenneme girmemeleri için dinin emrine riayete teşvik etmektedir. Nitekim bu husus, İman Bölümünde Hz. Nebi'in ifadesiyle şöyle geçmişti: "(Ey kadınlar) Tasadduk ediniz! Çünkü ben sizleri cehennem halkının çoğunluğu olarak gördüm." Hz. Nebi'e "ni_ çin?" diye soruldu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İnkar ettikleri için" dedi. Kendisine "Allah'ı inkar ettikleri için mi?" diye soruldu. Nebi "Yapılan iyiliği inkar ettikleri için" buyurdu. "Ölünceye kadar inceltilmiş (halis buğday unundan) ekmeği de yemedi." İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüksek bir masa üzerinde halis buğday unundan ekmek yememesi, ebedi hayattaki hoş şeyleri seçtiği için dünyanın hoş yiyeceklerini reddetmek maksadıyladır. Mal ancak ahirete yardımcı olunması için arzu edilir. Dolayısıyla Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu açıdan mala ihtiyaç duymamıştır. "Şatra şa'trin." Bununla kastedilen yarım vesk arpadır. ''Fi' reHin lt = bana ait olan raf içinde" Cevheri şu açıklamayı yapmıştır: "Raf" duvarda kemer benzeri bir oyuktur. "Nihayet bunu yemek bana uzun geldi de ben o arpayı ölçtüm, sonra tükendi." İbn Battal şöyle der: Hadise göre ölçülerek mübadele edilen buğday, ölçülerek ne kadar olduğu bilindiğinden dolayı ne zaman biteceği de malum olur. Ölçülmemiş buğdayda ise bereket vardır. Çünkü onun miktarı malum değildir. Biz de şunu söyleyelim: Bu hükmü bütün yiyecek maddelerine genellemek bizce tartışılır. Öyle anlaşılıyor ki bu söylenen Hz. Nebi'in bereketi dolayısıyla Hz. Aişe'ye mahsus özelliklerdendi. Kurtubi şu açıklamayı yapmıştır: Bir yiyecek maddesini sıkma ve ölçme durumunda ondan nemanın kaldırılma sebebi -Allah daha iyi bilir- Allah'ın nimetlerinin, ikramlarının armağanları ve bereketlerinin çokluğunun peşpeşe aktığını gördüğü halde onimete hırs gözüyle bakmaktan, şükründen ve onu bahşeden Allah'a güvenmekten gafil olmaktan, olağanüstü durumu müşahede ettiği halde alışılagelmiş sebeplere meyletmekten kaynaklanmaktadır. Bu hadisten herhangi bir şeye nailolan veya herhangi bir ikrama eren ya da herhangi bir hususta bir lutfa mazhar olan kimsenin şükrüne devam etmesi ve bunun Allah'tan geldiğini görmesi ve bu durumda herhangi bir değişikliğe gitmemesi gerekir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
Narrated `Aisha:When the Prophet (ﷺ) died, nothing which can be eaten by a living creature was left on my shelf except some barley grain. I ate of it for a period and when I measured it, it finished
حَدَّثَنِي عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ قَدِمَ الْمَدِينَةَ مِنْ طَعَامِ بُرٍّ ثَلاَثَ لَيَالٍ تِبَاعًا حَتَّى قُبِضَ.
Aişe r.anha: "Muhammed'in ailesi Medine'ye geldiğinden vefatı zamanına kadar üç gün arka arkaya buğdayekmeğinden karnını doyurmadı" demiştir
Narrated `Aisha:The family of Muhammad had never eaten their fill of wheat bread for three successive days since they had migrated to Medina till the death of the Prophet
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ ـ هُوَ الأَزْرَقُ ـ عَنْ مِسْعَرِ بْنِ كِدَامٍ، عَنْ هِلاَلٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا أَكَلَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم أَكْلَتَيْنِ فِي يَوْمٍ، إِلاَّ إِحْدَاهُمَا تَمْرٌ.
Hz. Aişe r.anha "Muhammed'in ailesi bir günde iki öğün yemek yemedi, yediği iki öğünden biri muhakkak hurma idi" demiştir
Narrated `Aisha:The family of Muhammad did not eat two meals on one day, but one of the two was of dates
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ فِرَاشُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَدَمٍ، وَحَشْوُهُ مِنْ لِيفٍ.
Hz. Aişe r.anha "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döşeği tabaklanmış deriden idi. İçi de hurma lifi doluydu" demiştir
Narrated `Aisha:The bed mattress of the Prophet (ﷺ) was made of a leather case stuffed with palm fibres
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَأْتِي عَلَيْنَا الشَّهْرُ مَا نُوقِدُ فِيهِ نَارًا، إِنَّمَا هُوَ التَّمْرُ وَالْمَاءُ، إِلاَّ أَنْ نُؤْتَى بِاللُّحَيْمِ.
Hz. Aişe r.anha "Üzerimizden ay gelir geçerdi de evimizde yemek pişirecek bir ateş yakmazdık. Bizim yemeğimiz sadece hurma ile sudan ibaretti. Ancak bize bir parça et verilmesi müstesna" demiştir
Narrated `Aisha:A complete month would pass by during which we would not make a fire (for cooking), and our food used to be only dates and water unless we were given a present of some meat
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ رُومَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ لِعُرْوَةَ ابْنَ أُخْتِي إِنْ كُنَّا لَنَنْظُرُ إِلَى الْهِلاَلِ ثَلاَثَةَ أَهِلَّةٍ فِي شَهْرَيْنِ، وَمَا أُوقِدَتْ فِي أَبْيَاتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَارٌ. فَقُلْتُ مَا كَانَ يُعِيشُكُمْ قَالَتِ الأَسْوَدَانِ التَّمْرُ وَالْمَاءُ إِلاَّ أَنَّهُ قَدْ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جِيرَانٌ مِنَ الأَنْصَارِ كَانَ لَهُمْ مَنَائِحُ، وَكَانُوا يَمْنَحُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَبْيَاتِهِمْ، فَيَسْقِينَاهُ.
Hz. Aişe, r.anha Urve'ye hitaben "Ey kızkardeşimin oğlu! Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesi iki ay içinde üç hilal görürdük de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evlerinde bir ateş yakılmazdı" demişti. Urve de "Teyzeciğim! Sizleri ne yaşatırdı?" diye sorunca, "İki siyah şey: Hurma ile su" diye cevap verip şunu ilave etmiştir: "Ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ensardan birtakım komşuları vardı. Bunların sağmal develeri veya koyunları olurdu. Bu komşular Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e evlerinden süt gönderir, o da bunu bize içirirdi
Narrated `Aisha:that she said to `Urwa, "O, the son of my sister! We used to see three crescents in two months, and no fire used to be made in the houses of Allah's Messenger (ﷺ) (i.e. nothing used to be cooked)." `Urwa said, "What used to sustain you?" `Aisha said, "The two black things i.e. dates and water, except that Allah's Messenger (ﷺ) had neighbors from the Ansar who had some milch she-camels, and they used to give the Prophet (ﷺ) some milk from their house, and he used to make us drink it
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ كَانَ أَحَبُّ الْعَمَلِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّذِي يَدُومُ عَلَيْهِ صَاحِبُهُ.
Aişe "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en çok sevdiği amel, sahibinin üzerinde devam ettiği ameldi" demiştir
Narrated `Aisha:The most beloved action to Allah's Messenger (ﷺ) was that whose doer did it continuously and regularly
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَاعْلَمُوا أَنْ لَنْ يُدْخِلَ أَحَدَكُمْ عَمَلُهُ الْجَنَّةَ، وَأَنَّ أَحَبَّ الأَعْمَالِ أَدْوَمُهَا إِلَى اللَّهِ، وَإِنْ قَلَّ "
Hz. Aişe’nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Doğru yolu tutunuz, ifrat etmeyiniz. Şunu iyi biliniz ki sizlerden hiçbirinizi kendi ameli cennete girdiremeyecektir. Amellerin Allah'a en sevgili olanı da az olsa bile en devamlı yapılanıdır
Narrated `Aisha:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Do good deeds properly, sincerely and moderately and know that your deeds will not make you enter Paradise, and that the most beloved deed to Allah is the most regular and constant even if it were little
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الأَعْمَالِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ قَالَ " أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ ". وَقَالَ " اكْلَفُوا مِنَ الأَعْمَالِ مَا تُطِيقُونَ ".
Hz. Aişe'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir gün "Amellerin hangisi Allah'a daha sevimlidir?" diye sorulunca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Az da olsa en devamlı yapılanıdır" buyurdu ve "Sizler amellerden takat getirebileceğiniz kadannı üzerine alınız!" tavsiyesinde bulundu
Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) was asked, "What deeds are loved most by Allah?" He said, "The most regular constant deeds even though they may be few." He added, 'Don't take upon yourselves, except the deeds which are within your ability
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الزِّبْرِقَانِ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَأَبْشِرُوا، فَإِنَّهُ لاَ يُدْخِلُ أَحَدًا الْجَنَّةَ عَمَلُهُ ". قَالُوا وَلاَ، أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِي اللَّهُ بِمَغْفِرَةٍ وَرَحْمَةٍ ". قَالَ أَظُنُّهُ عَنْ أَبِي النَّضْرِ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ عَائِشَةَ. وَقَالَ عَفَّانُ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " سَدِّدُوا وَأَبْشِرُوا ". وَقَالَ مُجَاهِدٌ {قَوْلاً سَدِيدًا} وَسَدَادًا صِدْقًا.
Aişe r.anha'nın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Doğru yolu tutunuz, ifrat'a gitmeyiniz, müjdeleyip sevindiriniz. Sonra şu muhakkak ki hiçbir kimseyi kendi ameli cennete girdiremez" buyurdu. Sahabiler: "Seni de mi ya Resulallah?" diye sordular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet beni de! Ancak Allah beni bir mağfiret ve bir rahmetle bürüyüp korumuş olması müstesnadır" buyurdu
Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) said, "Do good deeds properly, sincerely and moderately, and receive good news because one's good deeds will not make him enter Paradise." They asked, "Even you, O Allah's Messenger (ﷺ)?" He said, "Even I, unless and until Allah bestows His pardon and Mercy on me
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، فِي رِجَالٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَهْوَ صَحِيحٌ " إِنَّهُ لَمْ يُقْبَضْ نَبِيٌّ قَطُّ حَتَّى يَرَى مَقْعَدَهُ مِنَ الْجَنَّةِ ثُمَّ يُخَيَّرُ ". فَلَمَّا نَزَلَ بِهِ، وَرَأْسُهُ عَلَى فَخِذِي، غُشِيَ عَلَيْهِ سَاعَةً، ثُمَّ أَفَاقَ، فَأَشْخَصَ بَصَرَهُ إِلَى السَّقْفِ ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ". قُلْتُ إِذًا لاَ يَخْتَارُنَا، وَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَدِيثُ الَّذِي كَانَ يُحَدِّثُنَا بِهِ ـ قَالَتْ ـ فَكَانَتْ تِلْكَ آخِرَ كَلِمَةٍ تَكَلَّمَ بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَوْلُهُ " اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ".
Nebi s.a.v.'in eşi Hz. Aişe şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağlığı yerinde iken "Hiçbir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ruhu, cennetteki durağını görmedikçe kabzolunmaz. Sonra (ölmekle hayatta kalmak arasında) muhayyer kılınır." buyurup dururdu. Hastalanıp, ruhu kabzolunma zamanı gelince, başı benim dizimin üstünde bulunduğu bir sırada: kendisine bir süre baygınlık geldi. Sonra ayılınca gözünü tavana doğru dikti, sonra "Ya Allah en yüksek refiki isterim" diye dua etti. Bunun üzerine ben "Artık Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şimdi bizleri tercih etmiyor" dedim ve bildim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu duası sıhhatlı zamanında bize söyleyegeldiği haber(in kendisinde tecellisi)dir. Aişe r.anha Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konuştuğu en son kelime işte bu "Allahumme errefika'l-a'la= Allah'ım! En yüksek refiki isterim" duası oldu demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'a Kavuşmayı Arzu Eden Kimseye Allah'ın da Kavuşmayı Sevmesi." Alimler şöyle demişlerdir: Allah'ın kulunu sevmesi, onun için hayır irade etmesi, kendisine hidayette bulunması, in'am etmesi, sevmemesi ise bunun tam zıttını yapması demektir. "Artık mu'mine (ölüm gibi)" kendisini karşılayacak "hallerden daha sevimli bir şeyolamaz." Yani öldükten sonra kendisini karşılayacak hallerden daha sevimlisi olamaz. İbnü'I-Esir en-Nihaye'de şöyle der: Burada "Allah'a kavuşmak" tabirinden maksat, ahiret yurduna gitmek, Allah'ın katında olanları talep etmek demektir. Yoksa bundan maksat ölüm değildir. Çünkü hiç kimse ölümden hoşlanmaz. Dünyayı terk eden ve ondan hoşlanmayan kimse Allah'a kavuşmayı sever. Dünyayı tercih edip, ona meyleden kimse Allah'a kavuşmaktan hoşlanmaz. Çünkü kendisi Allah'a ölümle ulaşır. "Allah'a kavuşma" deyimini ölümün dışında bir anlayışlatevil meselesinde İbnü'l-Esır'i İmam Ebu Ubeyd el-Kasım İbn Sellam geçmiş ve şöyle demiştir: Bence bunun açıklaması ölümden hoşlanmamak ve onun şiddeti değildir. Zira bu duygudan uzak olan hiç kimse hemen hemen yoktur. Fakat asıl kınanmış olanı dünyayı tercih etmek, ona meyletmek, Allah'a ve ahiret yurduna gitmekten hoşlanmamaktır. İbnü'l-Esır şöyle der: Bu anlayışı ortaya koyan şeylerden biri Allahu Teala'ın dünya hayatını seven topluluğu şu şekilde ayıplamasıdır: "Huzurumuza çıkacaklannı beklemeyenler, dünya hayatına razı olup, onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar yok mu? İşte onlann kazanmakta olduklan (günahlar) yüzünden varacaklan yer ateştir!"(Yunus 7, 8) İmam en-Nevevı şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Şer'an geçerli sayılan sevgi ve hoşlanmama tövbenin kabul edilmediği durum olan canın çıktığı andır. Zira o esnada canını veren kimse için gerçek ortaya çıkar ve gittiği yer gözünün önünde belirir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1 - Kötü insanlar çok olsa bile söze taşıdıkları şereften dolayı iyilerle başlanır. 2- Verilecek karşılık, yapılan amelin cinsinden olur. Zira Allahu Teala sevgiye sevgiyle, hoşlanmamaya hoşlanmama ile karşılık vermektedir. 3- mu'minler ahirette Rablerini göreceklerdir. Ancak bu tartışılır. Zira "Allah'a kavuşmak" onu görmekten daha geneldir. 4- Bağışlanan kişinin üzerinde sevinç alametleri belirdiğinde bu onun hayırla müjdelendiğinde, aksi durumun bunun aksine delildir. 5- Allah'a kavuşma sevgisi ölümü temenni etme yasaklığına dahil değildir. Çünkü o ölümü temenni etmemekle birlikte mümkündür. Şöyle ki; Allah'a kavuşma sevgisi mevcuttur ve kişinin bu durumdaki hali ölümün gelmesi veya geç gelmesiyle farklı olmaz. Ölümü temenni etme yasağı, hayatın devam etmesi durumunda geçerlidir diye yorumlanmıştır. Can çekişme ve gideceği yeri görme durumunda Allah'a kavuşma sevgisi sözkonusu yasaklığa dahil olmaz. Tam tersine bu müstehab olur. 6- Sağlıklı iken ölümden hoşlanmamanın ayrıntısı vardır. Ölümden sonraki ahiret nimetine yaşamayı tercih ettiği için ölmekten hoşlanmayan kimse kınanmıştır. 7 - Bir kimse hesaba çekilmesine yol açacak diye ölümden hoşlanmıyorsa, amelinde kusurlu olup, sorumluluktan kurtularak ve Allah'ın emrini gerektiği gibi yerine getirerek hazırlık yapmak suretiyle ölüme hazırlanmamışsa bu kimse mazurdur. Fakat kendisinde bu kusurları bulan kimsenin derhal hazırlığa başlaması en uygunudur. Böyle bir kimseye ölüm gelip çattığında ondan nefret etmez. Aksine ölümden sonra Allah'a kavuşmayı umduğu için onu sever. 8- Allahu Teala'ı bu dünyada canlı olan hiçbir şahıs göremez. Bu mu'minler için öldükten sonra gerçekleşecektir
Narrated `Aisha:(the wife of the Prophet) When Allah's Messenger (ﷺ) was in good health, he used to say, "No prophet's soul is ever captured unless he is shown his place in Paradise and given the option (to die or survive)." So when the death of the Prophet (ﷺ) approached and his head was on my thigh, he became unconscious for a while and then he came to his senses and fixed his eyes on the ceiling and said, "O Allah (with) the highest companions." (See Qur'an 4:69). I said' "Hence he is not going to choose us." And I came to know that it was the application of the narration which he (the Prophet) used to narrate to us. And that was the last statement of the Prophet (before his death) i.e., "O Allah! With the highest companions." (See Qur'an 4:)
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ أَبَا عَمْرٍو، ذَكْوَانَ مَوْلَى عَائِشَةَ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَانَتْ تَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهَ صلى الله عليه وسلم كَانَ بَيْنَ يَدَيْهِ رَكْوَةٌ ـ أَوْ عُلْبَةٌ فِيهَا مَاءٌ، يَشُكُّ عُمَرُ ـ فَجَعَلَ يُدْخِلُ يَدَيْهِ فِي الْمَاءِ، فَيَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ وَيَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، إِنَّ لِلْمَوْتِ سَكَرَاتٍ ". ثُمَّ نَصَبَ يَدَهُ فَجَعَلَ يَقُولُ " فِي الرَّفِيقِ الأَعْلَى ". حَتَّى قُبِضَ وَمَالَتْ يَدُهُ. قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ الْعُلْبَةُ مِنْ الْخَشَبِ وَالرَّكْوَةُ مِنْ الْأَدَمِ
Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ölüm hastalığı boyunca önünde deriden veya ağaçtan içi su dolu bir kap dururdu. -Tereddütlü ifadeyi ravi Ömer b. Said kullanmaktadır.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ellerini suyun içine sokmaya ve (ıslak elleri ile) yüzünü mesh etmeye başlar ve "La ilahe illailah ölümün birçok sekeratı vardır" derdi. Sonra elini kaldırdı ve ruhu alınıncaya kadar "Ya Allah! Beni en yüksek refik camiasında kıl!" diye dua etmeye başladı ve bu duayla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mübarek eli (yana) düştü
Narrated `Aisha:There was a leather or wood container full of water in front of Allah's Messenger (ﷺ) (at the time of his death). He would put his hand into the water and rub his face with it, saying, "None has the right to be worshipped but Allah! No doubt, death has its stupors." Then he raised his hand and started saying, "(O Allah!) with the highest companions." (See Qur'an 4:69) (and kept on saying it) till he expired and his hand dropped