257 hadis bulundu · sayfa 11/13
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، أَنَّهُ سَمِعَ الْبَرَاءَ، يَقُولُ فِي هَذِهِ الآيَةِ لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْدًا فَجَاءَ بِكَتِفٍ يَكْتُبُهَا فَشَكَا إِلَيْهِ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ ضَرَارَتَهُ فَنَزَلَتْ { لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ} قَالَ شُعْبَةُ وَأَخْبَرَنِي سَعْدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ عَنْ رَجُلٍ عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ فِي هَذِهِ الآيَةِ لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ بِمِثْلِ حَدِيثِ الْبَرَاءِ وَقَالَ ابْنُ بَشَّارٍ فِي رِوَايَتِهِ سَعْدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ رَجُلٍ عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ .
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Lâfız İbni Müsennâ'nındır.) (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû îshâk'dan naklen rivayet ettiki, kendisi Berâ'ı: Mü'minlerden (evlerinde) oturanlarla Allah yolunda mücâhede edenler bir değildir. [Nisa, 95] âyeti hakkında şunları söylerken işitmiş: Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zeyd'e emir verdi. O da bu âyeti yazmak için bir kürek kemiği getirdi. Derken İbni Ümmi Mektûm ona körlüğünden şikâyet etti. Müteakiben: Mü'minlerden özürlü olanlardan başka (evlerinde) oturanlar bîr değildir. âyeti indi. Şır'be demiş ki : Bana Sa'd b. İbrahim de bir zâttan, o da Zeyd Sâbit'den naklen şu: Mü'minierden (evlerinde) oturanlar bîr değildir. âyeti hususunda Berâ hadîsinin mislini haber verdi. İbni Beşşâr kendi rivayetinde: Sa'd b. İbrahim, babasından, o bir zâttan, o da Zeyd b. Sabit'den naklen., dedi
It has been narrated on the authority of Abu Ishaq, that he heard Bara' talking about the Qur'anic verse:" Those who sit (at home) from among the believers and those who go out for Jihad in the way of Allah are not aqual" (iv. 95). (He said that) the Messenger of Allah (ﷺ) ordered Zaid (to write the verse). He brought a shoulder-blade (of a slaughtered camel) and inscribed it (the verse) thereon. The son of Umm Maktum complained of his blindness to the Prophet (ﷺ). (At this) descended the revelation:" Those of the believers who sit (at home) without any trouble (illness, incapacity, disability)" (iv. 95). The tradition has been handed down through two other chains of transmitters
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ بِشْرٍ، عَنْ مِسْعَرٍ، حَدَّثَنِي أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ { لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ} كَلَّمَهُ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ فَنَزَلَتْ { غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ}
Bize Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Bişr, Mis'ar'dan rivayet etti. (Demişki): Bana Ebû İshâk, Berâ'dan rivâyet etti. Şöyle demiş : Mü'minierden (evlerinde) oturanlar bir değildir... âyeti inince İbni Ümmi Mektûm onunla konuştu. Bunun üzerine : Özür sahibi olanlardan başka!, âyeti indi
It has been narrated on the authority of Bara' who said:When the Qur'anic verse:" Those who sit (at home) from among mu'min" (iv. 94) was revealed, the son of Umm Maktum spoke to him (the Holy Prophet). (At this). the words:" other than those who have a trouble (illness)" were revealed
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَمْرٍو الأَشْعَثِيُّ، وَسُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، - وَاللَّفْظُ لِسَعِيدٍ - أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ جَابِرًا، يَقُولُ قَالَ رَجُلٌ أَيْنَ أَنَا يَا، رَسُولَ اللَّهِ إِنْ قُتِلْتُ قَالَ " فِي الْجَنَّةِ " . فَأَلْقَى تَمَرَاتٍ كُنَّ فِي يَدِهِ ثُمَّ قَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ . وَفِي حَدِيثِ سُوَيْدٍ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ .
Bize Saîd b. Amr el-Eş'as ile Süveyd b. Saîd rivayet ettiler. Lâfız Saîd'indir. (Dediki): Bize Süfyân, Amr'dan naklen haber verdi. O da Câbir'i şunu söylerken işitmiş: Bir adam : — Ben öldürülürsem nerede olurum yâ Resulâllah? Dedi. «Cennette!» buyurdu. Bunun üzerine elinde bulunan hurmaları attı. Sonra öîdürülünceye kadar çarpıştı. Süveyd'in hadîsinde: Uhud harbi günü bir adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e dedi ki...» cümlesi vardır
It has been reported on the authority of Jabir that a man said:Messenger of Allah, where shall I be if I am killed? He replied: In Paradise. The man threw away the dates he had in his hand and fought until he was killed (i. e. he did not wait until he could finish the dates). In the version of the tradition narrated by Suwaid we have the words:" A man said to the Prophet (ﷺ). on the day of Uhud
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ زَكَرِيَّاءَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي النَّبِيتِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ جَنَابٍ الْمِصِّيصِيُّ حَدَّثَنَا عِيسَى - يَعْنِي ابْنَ يُونُسَ - عَنْ زَكَرِيَّاءَ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنِ الْبَرَاءِ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي النَّبِيتِ - قَبِيلٍ مِنَ الأَنْصَارِ - فَقَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّكَ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ . ثُمَّ تَقَدَّمَ فَقَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " عَمِلَ هَذَا يَسِيرًا وَأُجِرَ كَثِيرًا " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Usâme, Zekeriyyâ'dan, o da Ebû İshâk'dan, o da Berâ'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Benî Nebît (kabilesin)'den bir zât Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldi. H. Bize Ahmed b. Cenâb el-Missîsî de rivayet etti. (Dediki): Bize îsâ (yâni İbni Yûnus) Zekeriyyâ'dan, o da Ebû İshâk'dan, o da Berâ'dan naklen rivayet etti. Berâ' şöyle demiş : Ensar'ın bir kabilesi olan Benî Nebit'den bîr adam gelerek: Ben Allah'dan başka ilâh olmadığına; senin Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şehâdet ederim., dedi. Sonra ilerledi; ve öldürülünceye kadar harbetti. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu adam, az amel işledi ama çok ecir kazandı!» buyurdular
It has been reported on the authority of Bara! ' who stated:A man from Banu Nabit (one of the Ansar tribes) came to the Prophet (ﷺ) and said: I testify that there is no god except Allah and that thou art His bondman and Messenger. Then he went forward and fought until he was killed. The Prophet (ﷺ) said: He has done a little but shall be given a great reward
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ النَّضْرِ بْنِ أَبِي النَّضْرِ، وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ - وَأَلْفَاظُهُمْ مُتَقَارِبَةٌ - قَالُوا حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - وَهُوَ ابْنُ الْمُغِيرَةِ - عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بُسَيْسَةَ عَيْنًا يَنْظُرُ مَا صَنَعَتْ عِيرُ أَبِي سُفْيَانَ فَجَاءَ وَمَا فِي الْبَيْتِ أَحَدٌ غَيْرِي وَغَيْرُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لاَ أَدْرِي مَا اسْتَثْنَى بَعْضَ نِسَائِهِ قَالَ فَحَدَّثَهُ الْحَدِيثَ قَالَ فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَكَلَّمَ فَقَالَ " إِنَّ لَنَا طَلِبَةً فَمَنْ كَانَ ظَهْرُهُ حَاضِرًا فَلْيَرْكَبْ مَعَنَا " . فَجَعَلَ رِجَالٌ يَسْتَأْذِنُونَهُ فِي ظُهْرَانِهِمْ فِي عُلْوِ الْمَدِينَةِ فَقَالَ " لاَ إِلاَّ مَنْ كَانَ ظَهْرُهُ حَاضِرًا " . فَانْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ حَتَّى سَبَقُوا الْمُشْرِكِينَ إِلَى بَدْرٍ وَجَاءَ الْمُشْرِكُونَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُقَدِّمَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ إِلَى شَىْءٍ حَتَّى أَكُونَ أَنَا دُونَهُ " . فَدَنَا الْمُشْرِكُونَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قُومُوا إِلَى جَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالأَرْضُ " . قَالَ يَقُولُ عُمَيْرُ بْنُ الْحُمَامِ الأَنْصَارِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ جَنَّةٌ عَرْضُهَا السَّمَوَاتُ وَالأَرْضُ قَالَ " نَعَمْ " . قَالَ بَخٍ بَخٍ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا يَحْمِلُكَ عَلَى قَوْلِكَ بَخٍ بَخٍ " . قَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلاَّ رَجَاءَةَ أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِهَا . قَالَ " فَإِنَّكَ مِنْ أَهْلِهَا " . فَأَخْرَجَ تَمَرَاتٍ مِنْ قَرْنِهِ فَجَعَلَ يَأْكُلُ مِنْهُنَّ ثُمَّ قَالَ لَئِنْ أَنَا حَيِيتُ حَتَّى آكُلَ تَمَرَاتِي هَذِهِ إِنَّهَا لَحَيَاةٌ طَوِيلَةٌ - قَالَ - فَرَمَى بِمَا كَانَ مَعَهُ مِنَ التَّمْرِ . ثُمَّ قَاتَلَهُمْ حَتَّى قُتِلَ .
Bize Ebû Bekir b. Nadr b. Ebi'n-Nadr ile Harun b. Abdillâh, Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Lâfızları birbirine yakındır. (Dedilerki): Bize' Hâşim b. Kaasim rivayet etti. (Dedikî): Bize Süleyman —ki, Ibni'l-Muğira'dır— Sâbit'den, o da Enes) b. Mâlik'den naklen rivayet etti. (ŞÖyle demiş) : Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Büseyse'yi, Ebû Süfyân'ın kervanı ne yaptığını görmek için casus olarak gönderdi. Büseyse evde ben ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den başka kimse yokken geldi. (Râvî: Kadınlarından, birini istisna edip etmediğini bilmiyorum demiş.) Ve kendisine gördüğünü anlattı. Az sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (dışarı) çıkarak konuştu ve şunları söyledi : «Bizim bîr isteğimiz var! Kimin hazır hayvanı varsa hemen bizimle birlikte binsin!..» «Bunun üzerine bazı kimseler Medine'nin yukarısında bulunan binek hayvanlarını almak için ondan izin istemeye başladılar. Fakat o: «Hayır! Yalnız hayvanı hazır oian (binecek)!» buyurdu. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'Ie ashabı yola çıktı. Ve müşriklerden önce Bedr'e vardılar. Müşrikler de geldi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben başında olmadıkça sakın sizden hiç bir kimse bir şeye ilerlemesin!» buyurdu. Derken müşrikler yaklaştı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de : «Kalkın! Genişliği göklerle yer kadar olan cennete!..» buyurdu. Umeyr b. Humâm El-Ensârî: — Yâ Resûlallah! Genişiği göklerle yer kadar olan cennet ha? Dedi. «Evet!» buyurdular. Umeryr : — Hele hele!.. Dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Seni hele hele demeye sevkeden nedir?» diye sordu. Umeyr: — Hayır vallahi yâ Resûlâllah! Cennet ehlinden olmamı ümîd etmekten başka bir şey yok! dedi. «Öyle ise sen onun ehlindensin!» buyurdular. Bunun üzerine Umeyr torbasından birkaç hurma çıkararak onlardan yemeye başladı. Sonra şunları söyledi : —Eğer ben bu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşarsam bu gerçekten uzun bir hayâttır!.. Hemen elindeki hurmaları attı. Sonra öldürülünceye kadar müşriklerle harbetti
It has been reported on the authority of Anas b. Malik who said:The Messenger of Allah (ﷺ) sent Busaisah as a scout to see what the caravan of Abu Sufyan was doing. He came (back and met the Prophet in his house) where there was nobody except myself and the Messenger of Allah. I do not remember whether he (Hadrat Anas) made an exception of some wives of the Prophet (ﷺ) or not and told him the news of the caravan. (Having heard the news), the Messenger of Allah (ﷺ) came out (hurriedly), spoke to the people and said: We are in need (of men) ; whoever has an animal to ride upon ready with him should ride with us. People began to ask him permission for bringing their riding animals which were grazing on the hillocks near Medina. He said: No. (I want) only those who have their riding animals ready. So the Messenger of Allah (ﷺ) and his Companions proceeded towards Badr and reached there forestalling the polytheists (of Mecca). When the polytheists (also) reached there, the Messenger of Allah (ﷺ) said: None of you should step forward to (do) anything unless I am ahead of him. The polytheists (now) advanced (towards us), and the Messenger of Allah (ﷺ) said. Get up to enter Paradise which is equal in width to the heavens and the earth. 'Umair b. al- Humam al-Ansari said: Messenger of Allah, is Paradise equal in extent to the heavens and the earth? He said: Yes. 'Umair said: My goodness! The Messenger of Allah (ﷺ) asked him: What prompted you to utter these words (i. e. my goodness! ')? He said: Messenger of Allah, nothing but the desire that I be among its residents. He said: Thou art (surely) amona its residents. He took out dates from his bag and began to eat them. Then he said: If I were to live until I have eaten all these dates of mine, it would be a long life. (The narrator said): He threw away all the dates he had with him. Then he fought the enemies until he was killed
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالَ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا وَقَالَ، يَحْيَى أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ، عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي وَهُوَ، بِحَضْرَةِ الْعَدُوِّ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ أَبْوَابَ الْجَنَّةِ تَحْتَ ظِلاَلِ السُّيُوفِ " . فَقَامَ رَجُلٌ رَثُّ الْهَيْئَةِ فَقَالَ يَا أَبَا مُوسَى آنْتَ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ هَذَا قَالَ نَعَمْ . قَالَ فَرَجَعَ إِلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ أَقْرَأُ عَلَيْكُمُ السَّلاَمَ . ثُمَّ كَسَرَ جَفْنَ سَيْفِهِ فَأَلْقَاهُ ثُمَّ مَشَى بِسَيْفِهِ إِلَى الْعَدُوِّ فَضَرَبَ بِهِ حَتَّى قُتِلَ .
Bize Yahya b .Yahya Et-Temîmî ile Kuteybe b. Saîd rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. (Kuteybe: Haddesena tâbirini kullandı.) Yahya: Bize Ca'fer b. Süleyman, Ebû Imrân El-Cevnî'den, o da Ebû Bekir b. Abdillâh b. Kays'dan, o da babasından naklen haber verdi., dedi. Babası şöyie demiş: Ben babamı düşman karşısında iken şunu söylerken dinledim: Resûlullah (Sollallahu Aleyhi ve Sellem) : «Muhakkak cennet kapıları kılıçların gölgeleri altındadır.» buyurdu. Bunun üzerine pejmurde kılıklı bir adam ayağa kalkarak: — Yâ Ebâ Mûsâ! Bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) söylerken sen mi işittin? Dedi. Ebû Mûsâ : — Evet! Cevabını verdi. Derken arkadaşlarına dönerek : — Sizlere selâm eylerim! Dedi. Sonra kılıcının kınını kırarak attı. Sonra kılıcı ile düşmana yürüyerek öldürülünceye kadar onunla vurdu
The tradition has been narrated on the authority of 'Abdullah b. Qais. He heard it from his father who, while facing the enemy, reported that the Messenger of Allah (ﷺ) said:Surely, the gates of Paradise are under the shadows of the swords. A man in a shabby condition got up and said; Abu Musa, did you hear the Messenger of Allah (ﷺ) say this? He said: Yes. (The narrator said): He returned to his friends and said: I greet you (a farewell greeting). Then he broke the sheath of his sword, threw it away, advanced with his (naked) sword towards the enemy and fought (them) with it until he was slain
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ جَاءَ نَاسٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا أَنِ ابْعَثْ مَعَنَا رِجَالاً يُعَلِّمُونَا الْقُرْآنَ وَالسُّنَّةَ . فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ سَبْعِينَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ يُقَالُ لَهُمُ الْقُرَّاءُ فِيهِمْ خَالِي حَرَامٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ وَيَتَدَارَسُونَ بِاللَّيْلِ يَتَعَلَّمُونَ وَكَانُوا بِالنَّهَارِ يَجِيئُونَ بِالْمَاءِ فَيَضَعُونَهُ فِي الْمَسْجِدِ وَيَحْتَطِبُونَ فَيَبِيعُونَهُ وَيَشْتَرُونَ بِهِ الطَّعَامَ لأَهْلِ الصُّفَّةِ وَلِلْفُقَرَاءِ فَبَعَثَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهِمْ فَعَرَضُوا لَهُمْ فَقَتَلُوهُمْ قَبْلَ أَنْ يَبْلُغُوا الْمَكَانَ . فَقَالُوا اللَّهُمَّ بَلِّغْ عَنَّا نَبِيَّنَا أَنَّا قَدْ لَقِينَاكَ فَرَضِينَا عَنْكَ وَرَضِيتَ عَنَّا - قَالَ - وَأَتَى رَجُلٌ حَرَامًا خَالَ أَنَسٍ مِنْ خَلْفِهِ فَطَعَنَهُ بِرُمْحٍ حَتَّى أَنْفَذَهُ . فَقَالَ حَرَامٌ فُزْتُ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَصْحَابِهِ " إِنَّ إِخْوَانَكُمْ قَدْ قُتِلُوا وَإِنَّهُمْ قَالُوا اللَّهُمَّ بَلِّغْ عَنَّا نَبِيَّنَا أَنَّا قَدْ لَقِينَاكَ فَرَضِينَا عَنْكَ وَرَضِيتَ عَنَّا " .
Bize Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dediki): Bize Affân rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit, Enes b. Mâlik'den naklen haber verdi. Enes şöyle demiş : Bir takım insanlar Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Bize Kur'ân ve sünneti öğretecek adamlar gönder! Dediler. O da kendilerine Ensardan Kurrâ' eenilen ve içlerinde dayım Haram da bulunan yetmiş kişi gönderdi. Bunlar Kur'ân okuyor; geceleri ders alıp öğreniyor, gündüzleri de su getirip mescide koyuyor; odun toplayıp satıyor; onunla Sofa halkına ve fakirlere yiyecek satın alıyorlardı. İşte bu zevatı Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara gönderdi. Ama daha yerlerine varmadan önlerine çıkarak onları öldürdüler. Onlar da : — Allahım! Biz’den Nebiimize ilet ki, biz sana kavuştuk. Ve senden razı olduk; sen de bizden razı oldun! Dediler. Bir adam da Enes'in dayısı Harâm'a arkasından gelerek onu okla yaraladı: hattâ oku geçirdi. Bunun üzerine Haram: — Kâ'be'nin Rabbine yemin ederim ki muvaffak oldum! Dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ashabına : «Şüphesiz ki dîn kardeşleriniz öldürüldüler. Hem de şunu söylediler: Allahım! Bizden Nebiimize ilet ki, biz sana kavuştuk: ve senden razı olduk. Sen de bizden razı oldun!» buyurdular. Bu hadis’in Buhari rivayeti için buraya tıklayın
It has been reported on the authority of Anas b. Malik that some people came to the Messenger of Allah (ﷺ) and said to him:Send with us some men who may teach us the Qur'an and the Sunnah. Accordingjy, he sent seventy men from the Ansar. They were called the Reciters and among them was my maternal uncle. Haram. They used to recite the Qur'an, discuss and ponder over its meaning at night. In the day they brought water and poured it (in pitchers) in the mosque, collected wood and sold it, and with the sale proceeds bought food for the people of the Suffa and the needy. The Prophet (ﷺ) sent the Reciters with these people, but these (treacherous people) fell upon them and killed thern before they reached their destination (While dying), they said: O Allah, convey from us the news to our Prophet that we have met Thee (in a way) that we are pleased with Thee and Thou art pleased with us. (The narrator said): A man attacked Haram (maternal uncle of Anas) ) from behind and smote him with a spear which pierced him. (While dying), Haram said: By the Lord of the Ka'ba, I have met with success. The Messenger of Allah (ﷺ) said to his Companions: Your brethren have been slain grid they were saying: O Allah, convey from us to our Prophet the news that we have met Thee in a way that we are pleased with Thee and Thou art pleased with us
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، عَنْ ثَابِتٍ، قَالَ قَالَ أَنَسٌ عَمِّيَ الَّذِي سُمِّيتُ بِهِ لَمْ يَشْهَدْ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَدْرًا - قَالَ - فَشَقَّ عَلَيْهِ قَالَ أَوَّلُ مَشْهَدٍ شَهِدَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غُيِّبْتُ عَنْهُ وَإِنْ أَرَانِيَ اللَّهُ مَشْهَدًا فِيمَا بَعْدُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيَرَانِيَ اللَّهُ مَا أَصْنَعُ - قَالَ - فَهَابَ أَنْ يَقُولَ غَيْرَهَا - قَالَ - فَشَهِدَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ - قَالَ - فَاسْتَقْبَلَ سَعْدُ بْنُ مُعَاذٍ فَقَالَ لَهُ أَنَسٌ يَا أَبَا عَمْرٍو أَيْنَ فَقَالَ وَاهًا لِرِيحِ الْجَنَّةِ أَجِدُهُ دُونَ أُحُدٍ - قَالَ - فَقَاتَلَهُمْ حَتَّى قُتِلَ - قَالَ - فَوُجِدَ فِي جَسَدِهِ بِضْعٌ وَثَمَانُونَ مِنْ بَيْنِ ضَرْبَةٍ وَطَعْنَةٍ وَرَمْيَةٍ - قَالَ - فَقَالَتْ أُخْتُهُ عَمَّتِيَ الرُّبَيِّعُ بِنْتُ النَّضْرِ فَمَا عَرَفْتُ أَخِي إِلاَّ بِبَنَانِهِ . وَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ { رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلاً} قَالَ فَكَانُوا يُرَوْنَ أَنَّهَا نَزَلَتْ فِيهِ وَفِي أَصْحَابِهِ .
Bana Muhammed b. Hatim de rivayet elti. (Dediki): Bize Behz rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman b. Muğira, Sâbit'den rivayet etti. (Demişki): Enes şunları söyledi: Bana da kendi adı verilen amcam Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte Bedir'de bulunmadığını söyledi. Bu ona güç gelmiş. (Dediki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bulunduğu ilk harbde bulunmadım. Allah bana bundan sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte bir harb gösterdi ise işte ne yaptığımı Allah görüyor!.. Başkasını söylemekten çekindi. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte Uhud gününde bulundu. Karşısına Sa'd b. Muâz çıktı. Enes ona : — Yâ Ebâ Amr, nereye? Ah (şu) cennetin kokusu!.. Onu Uhud'un yanında buluyorum! Dedi. Arkacığından küffarla harbetti. Nihayet öldürüldü. Ve cesedinde kimi vurmadan, kimi yaralama ve ok izinden seksen küsur yara bulundu. Kız kardeşi —halam— Rubeyyi' binti Nadr : — Kardeşimi ancak parmak uçlarından tanıyabildim! Dedi. Ve şu âyet indi: «Mu'minlerden öyle adamlar kî, Allah'a verdikleri sözde sâdık kaldılar. Onlardan bazısı vefat etti; bazısı da bekliyor. Ama hiç bir tebdil yapmadılar, [Ahzab,23]» Bu âyetin onunla arkadaşları hakkında indiğini sanırlardı. izah: Bu Hadîsin benzerini Buhârî «Cihâd» bahsinde tahrîc etmiştir. Hadîsin râvîsi Enes b. Mâlik, yararlıklarından bahsettiği amcası da Enes b. Nadr'dır. Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşılıyor ki, Hz. Enes b. Nadr Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ile iştirak ettiği gazada yâni Bedîr'de bulunamamasına çok üzülmüş ve: «Yâ Resûlâllah, senin müşriklerle yaptığın ilk cenkte bulunamadım ama Allah bana müşriklerle cengi nasib ederse ne yapacağımı görecektir!» demiş. Bilâhare kendisine Uhud harbî nasîb olmuş. Orada müslümanların bozulduğunu görünce: «Allahım, bunların yaptıklarından dolayı senden özür dilerim. Bu müşriklerin yaptıklarından da sana berâet arzederim!» demiş. Bu arada karşısına bozgun halde Sa'd b. Muâz çıkmış. Evs kabilesinin reîsi olan bu zât o gün Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber yerinden sabit kalanlardanmış. Enes (Radiyallahu anh) ona Müslîmin rivayetinde: «nereye?» Buhâri'nin rivayetinde: «Yâ Sa'd b. Muâz! Cenneti! (dilerim) Yemin olsun onun kokusunu Uhud'un yanında buluyorum.» diye seslenmiş. Ve harbe atılmış... Hz. Sa'd: «Yâ Resûlâllah! Ben onun yaptığını anlatmaya kaadir değilim demiş. «Onu (yâni cennetin kokusunu) Uhud dağının yanında buluyorum!» sözü hakkında ibni Battal ve başkaları şunları söylemişlerdir: «Bu sözün hakikat olması muhtemeldir; ve Hz. Enes hakîkaten cennetin kokusunu duymuştur. Yahud güzel bir koku hissetmiş de onu cennet kokusu diye anmıştır, Şehidler için hazırlanan cenneti gözünün önüne getirerek onun burada savaş meydanında olduğunu tasavvur etmiş olması da caizdir. Bu takdirde mânâ şöyle olur: «Ben pekâlâ biliyorum ki cennet bu yerde kazanılır. Bundan dolayı ona can atıyorum.» Hz, Enes'in tanınmaz hale gelmesi, aldığı seksen küsur yaradan ve müşrikler tarafından ağzı, burnu ve sair uzuvları kesildiğîndendir. Hadîs-i şerif: Enes b. Nadr (Radiyallahû anhj'ın faziletine ve cihadda bezli cân etmenin caiz olduğuna delildir)
It has been Deported on the authority of Anas who said:My uncle and I have been named after him was not present with the Messenger of Allah (mav peace be upon him) on the Day of Badr. He felt distressed about it. He would say: I have missed the first battle fought by the Messenger of Allah (ﷺ), and if God now gives me an opportunity to see a battlefield with the Messenger of Allah (ﷺ), God will see what I do therein. He was afraid to say more than this (lest he be unable to keep his word with God). He was present with the Messenger of Allah (ﷺ) on the Day of Uhud. He met Sa'd b. Mu'adh (who was retreating). Anas said to him: O Abu 'Amr, where (are you going)? Woe (to thee)! I find the smell of Paradise beside the Uhud mountain. (Reprimanding Sa'd in these words) he went forward and fought thein (the enemy) until he was killed. (The narrator says). More than eighty wounds inflicted with swords, spears and arrows were found on his body. His sister, my aunt, ar-Rubayyi', daughter of Nadr, said: I could not recognise my brother's body (it was so badly mutilated) except from his finger-tips. (It was on this occasion that) the Qur'anic verse:" Among the Believers are men who have been true to their covenant with God. Of them some have completed their vow (to the extreme), and some still wait: but they have never changed (their determination) in the least" (xxxiii. 23). The narrator said that the verse had been revealed about him (Anas b. Nadr) and his Companions
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ، بْنُ جَعْفَرٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى، الأَشْعَرِيُّ أَنَّ رَجُلاً، أَعْرَابِيًّا أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ الرَّجُلُ يُقَاتِلُ لِلْمَغْنَمِ وَالرَّجُلُ يُقَاتِلُ لِيُذْكَرَ وَالرَّجُلُ يُقَاتِلُ لِيُرَى مَكَانُهُ فَمَنْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ أَعْلَى فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ " .
Bize Muhammed b. El-Müsennâ ile ibni Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız ibni'l-Müsennâ'nındır. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Amr b. Mürra'dan rivayet etti. (Demişki): Ebû Vail'i dinledim. (Dediki): Bize Ebû Mûse'l-Eş'arî rivayet etti kî, Bedevi bir adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : — Yâ Resûlâllah! Adam (var) ganimet için çarpışıyor. Adam (var) anılsın diye çarpışıyor ve adam (var) mevk görülsün diye çarpışıyor. Aceb Allah yolunda çarpışan kim? Dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kim kelimetullah yüce olsun diye çarpışırsa işte o Allah yolundadır.» buyurdular
It has been narrated on the authority of Abu Musa Ash'ari that a desert Arab came to the Prophet (ﷺ) and said:Messenger of Allah, one man fights fgr the spoils of war; another fights that he may be remembered, and another fights that he may see his (high) position (achieved as a result of his valour in fighting). Which of these is fighting in the cause of God? The Messenger of Allah (ﷺ) said: Who fights so that the word of Allah is exalted is fighting in the way of Allah
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ، نُمَيْرٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ أَبِي، مُوسَى قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الرَّجُلِ يُقَاتِلُ شَجَاعَةً وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً وَيُقَاتِلُ رِيَاءً أَىُّ ذَلِكَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile ibni Numeyr, ishâk b. ibrahim ve Muhammed b. Alâ' rivayet ettiler. (îshâk: Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dediler.) O da A'nıeş'den, o da Şakîk'dan, o da Ebû Musa'dan nakletmiş. Ebû Mûsâ şöyle demiş : Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e cesurluk, hamiyyet ve riya için çarpışan kimsenin hükmü soruldu. Bunların hangisi Allah yolundadır? (denildi.) Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de : «Kim yalnız kelimetullah yüce olsun diye çarpışırsa işte o Allah yolundadır.» buyurdu
It has been narrated (through another chain of transmitters) on the authority of Abu Musa who said. The Messenger of Allah (ﷺ) was asked which of the men fights in the way of Allah:(one who fights) for displaying his valour; (a man who) fights out of his family pride and (a man who) fights for the sake of show, who amongst these fights in the way of Allah? The Messenger of Allah (ﷺ) said: Who fights that the word of Allah be exalted fights in the way of Allah
وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ أَتَيْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ الرَّجُلُ يُقَاتِلُ مِنَّا شَجَاعَةً . فَذَكَرَ مِثْلَهُ .
{…} Bize bu hadisi ishâk b. ibrahim de rivayet etti. (Dedikî): Bize isâ b. Yûnus haber verdi. (Dediki): Bize A'meş, Şakik'dan, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Biz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : — Yâ Resûlâllah! Bizden bir adam şecaat için çarpışıyor... dedik... Râvî yukarki hadîsin mislini anlatmıştır
It has been narrated (through yet another chain of transmitters) on the same authority, i. e. Abu Musa, who said:We, came to the Messenger of Allah (ﷺ) and said: Messenger of Allah, one of us hho fights to display his valour... (followed by the same words as we have in the previous tradition)
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي، مُوسَى الأَشْعَرِيِّ أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْقِتَالِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَقَالَ الرَّجُلُ يُقَاتِلُ غَضَبًا وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً قَالَ فَرَفَعَ رَأْسَهُ إِلَيْهِ - وَمَا رَفَعَ رَأْسَهُ إِلَيْهِ إِلاَّ أَنَّهُ كَانَ قَائِمًا - فَقَالَ " مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ " .
Bize yine ishâk b. ibrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir, Mansur'dan, o da Ebû Vâil'den, o da Ebû Vâil'den, o da Ebû Mûse'l-Eş'ari'den naklen haber verdi ki, Bir adam Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Allah Azze ve Celle'nin yolunda çarpışmayı sormuş; ve: Bazı kimse öfkesinden çarpışıyor; bazısı hamiyyet için!., demiş. Bunun üzerine Efendimiz başını kaldırmış —başını sadece o ayakta olduğu için kaldırrrnş— ve : «Kim yalnız kelimetullah yüce olsun diye çarpışırsa işte o Allah yolundadır.» buyurmuşlar. izah: Bu hadisi bütün «Sahih» sahibleri «Cihâd» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Buhârî ayrıca «ilim» ve «Humüs»'de de rivayet etmiştir. Tirmizi: «Bu hadîs hasen sahihtir» demiştir. Hamiyyeti, Cevheri: arlanmak ve izzeti nefis manasına almış; bazıları: haramdan korunmaktır; bir takımları da izzeti nefis, gayret ve aşireti müdafaadır., diye izah etmişlerdir. Kelimetulîah'dan murad: islama da'vettir. Lâ ilahe illallah kelimesidir diyenler de olmuştur. Cümlenin «hüve» zamiri ile başlaması ihtisas bildirir. Bineanaleyh dünyalık için çarpışan kimse hakîkatta Allah yolunda cihâd etmiş olmaz. Gazilere verilen sevap ona verilmez. Fakat bir kimse i'lây-ı kelimetuîlahı düşünmeden sırf cennetlik olmak için cenk etse hükmen Allah yolunda gaza etmiş sayılır. Zîra maksad birdir; o da Allahm rızasını kazanmaktır. Onun içindir ki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bedir gazasında: «Haydin cennete!..» diye seslenmiştir
It has been narrated through a different chain of transmitters on the same authority, i. e. Abu Musa Ash'ari, that a man asked the Messenger of Allah (ﷺ) about fighting in the way of Allah, the Exalted and Majestic, a man who fights out of rage or out of family pride. He raised his head towards him-and he did so because the man was standing and said:Who fights that the word of Allah be exalted fights in the way of Allah
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، قَالَ تَفَرَّقَ النَّاسُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، فَقَالَ لَهُ نَاتِلُ أَهْلِ الشَّامِ أَيُّهَا الشَّيْخُ حَدِّثْنَا حَدِيثًا سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَعَمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ قَاتَلْتُ فِيكَ حَتَّى اسْتُشْهِدْتُ . قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ قَاتَلْتَ لأَنْ يُقَالَ جَرِيءٌ . فَقَدْ قِيلَ . ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ وَرَجُلٌ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ وَعَلَّمَهُ وَقَرَأَ الْقُرْآنَ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ تَعَلَّمْتُ الْعِلْمَ وَعَلَّمْتُهُ وَقَرَأْتُ فِيكَ الْقُرْآنَ . قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ الْعِلْمَ لِيُقَالَ عَالِمٌ . وَقَرَأْتَ الْقُرْآنَ لِيُقَالَ هُوَ قَارِئٌ . فَقَدْ قِيلَ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ . وَرَجُلٌ وَسَّعَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَأَعْطَاهُ مِنْ أَصْنَافِ الْمَالِ كُلِّهِ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ مَا تَرَكْتُ مِنْ سَبِيلٍ تُحِبُّ أَنْ يُنْفَقَ فِيهَا إِلاَّ أَنْفَقْتُ فِيهَا لَكَ قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ فَعَلْتَ لِيُقَالَ هُوَ جَوَادٌ . فَقَدْ قِيلَ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ ثُمَّ أُلْقِيَ فِي النَّارِ " .
Bize Yahya b. Habîb el-Hârisî rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. Haris rivayet etti. (Dediki): Bize îbni Cüreyc rivayet etti. (Dediki): Bana Yûnus b. Yusuf, Süleyman b. Yesân'dan rivayet etti. (Şöyle demiş): Halk Ebû Hureyre'nin yanından dağıldılar. Bunun üzerine Şamlıların Nâtil'i ona şunu söyledi: — Yâ şeyh! Bize Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiğin bir hadîs söyle! Ebû Hureyre : — Peki! Dedi. Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim : «Kıyamet gününde insanların, üzerine ilk hüküm verilecek olanı şehîd edilen bir adamdır. Bu adam getirilerek ona Allah nî'metlerini ta'rîf edecek, o da onları tanıyacaktır. — Bu ni'metler hakkında ne yaptın? diye soracak; şehid : — Senin uğrunda çarpıştım. Nihayet şehîd edildim! Diyecektir. Hak Teâlâ : — Yalan söyledin! Lâkin sen cesur denilmek için çarpıştın. Gerçekten denildi de! Buyuracak. Sonra onun hakkında emir verecek ye yüz üstü sürüklenecek, nihayet cehenneme atılacaktır. Bir de ilmi öğrenip öğreten ve Kur'ânı okuyan bir adamdır. Bu da getirilerek kendisine ni'metlerinî ta'rîf edecek, o da onları tanıyacaktır. — Bunlar hakkında ne yaptın? Diye soracak. O adam : — ilmi öğrendim ve öğrettim. Senin rizân için Kur'ânı da okudum! Diyecek. Teâlâ : — Yalan söyledin! Lâkin sen ilmi âlim denilsin dîye öğrendin; Kur'ânı da o kaari'dir denilsin diye okudun; gerçekten denildi del Buyuracak. Sonra onun hakkında emir verecek ve yüzü üstü sürüklenecek; nihayet cehenneme atılacaktır. Bir de Allah'ın, yakasını genişlettiği ve kendisine malın her çeşidinden verdiği adamdır. Bu da getirilerek ona ni'metlerini ta'rîf edecek; o da onları tanıyacaktır. — Bunlar hakkında ne yaptın? Dîye soracak. O adam : — Uğrunda mal sarf edilmesini dilediğin hiç bir yol bırakmadım. Mutlaka senin için sarfettim! Diyecek. Teâlâ Hazretleri : — Yalan söyiedîn! Lâkin sen, o cömerttir desinler diye yaptın. Gerçekten denildi de! Buyuracak. Sonra onun hakkında emir verecek ve yüzü üstü sürüklenecek. Sonra cehenneme atılacaktır.»
It has been narrated on the authority of Sulaiman b. Yasar who said:People dispersed from around Abu Huraira, and Natil, who was from the Syrians. said to him: O Shaikh, relate (to us) a tradition you have heard from the Messenger of Allah (ﷺ). He said: Yes. I heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: The first of men (whose case) will be decided on the Day of Judgment will be a man who died as a martyr. He shall be brought (before the Judgment Seat). Allah will make him recount His blessings (i. e. the blessings which He had bestowed upon him) and he will recount them (and admit having enjoyed them in his life). (Then) will Allah say: What did you do (to requite these blessings)? He will say: I fought for Thee until I died as a martyr. Allah will say: You have told a lie. You fought that you might be called a" brave warrior". And you were called so. (Then) orders will be passed against him and he will be dragged with his face downward and cast into Hell. Then will be brought forward a man who acquired knowledge and imparted it (to others) and recited the Qur'an. He will be brought And Allah will make him recount His blessings and he will recount them (and admit having enjoyed them in his lifetime). Then will Allah ask: What did you do (to requite these blessings)? He will say: I acquired knowledge and disseminated it and recited the Qur'an seeking Thy pleasure. Allah will say: You have told a lie. You acquired knowledge so that you might be called" a scholar," and you recited the Qur'an so that it might be said:" He is a Qari" and such has been said. Then orders will be passed against him and he shall be dragged with his face downward and cast into the Fire. Then will be brought a man whom Allah had made abundantly rich and had granted every kind of wealth. He will be brought and Allah will make him recount His blessings and he will recount them and (admit having enjoyed them in his lifetime). Allah will (then) ask: What have you done (to requite these blessings)? He will say: I spent money in every cause in which Thou wished that it should be spent. Allah will say: You are lying. You did (so) that it might be said about (You):" He is a generous fellow" and so it was said. Then will Allah pass orders and he will be dragged with his face downward and thrown into Hell
وَحَدَّثَنَاهُ عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، أَخْبَرَنَا الْحَجَّاجُ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، قَالَ تَفَرَّجَ النَّاسُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، فَقَالَ لَهُ نَاتِلُ الشَّامِ وَاقْتَصَّ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ حَدِيثِ خَالِدِ بْنِ الْحَارِثِ .
{…} Bu hadîsi bize Alî b. Haşrem de rivayet elti. (Dediki): Bize Haccâc (yânı îbni Muhammed), ibnü Cüreyc'den naklen haber verdi. (Demişki): Bana Yûnus b. Yusuf, Süleyman b. Yesâr'dan rivayet etti. (Demişki): Halk Ebû Hureyre'nin yanından dağıldı da Nâtil-i Şâmî ona şunu söyledi... Ve hadîsi Hâlid b. Hâlis hadîsi gibi hikâye etmiştir
This tradition has been handed down through a different chain of transmitters
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ، شُرَيْحٍ عَنْ أَبِي هَانِئٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنْ غَازِيَةٍ تَغْزُو فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيُصِيبُونَ الْغَنِيمَةَ إِلاَّ تَعَجَّلُوا ثُلُثَىْ أَجْرِهِمْ مِنَ الآخِرَةِ وَيَبْقَى لَهُمُ الثُّلُثُ وَإِنْ لَمْ يُصِيبُوا غَنِيمَةً تَمَّ لَهُمْ أَجْرُهُمْ " .
Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dediki}: Bize Abdullah b. Yezîd Ebû Abdirrahmân rivayet etti. (Dediki): Bize Hayve b. Şureyh, Ebû Hânî'den. o da Ebû Abdirrahmân el-Hubulî'den, o da Abdullah b. Amr'dan naklen rivayet etti ki. ResûluIIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah yolunda gaza ederek ganimet alan hiç bir ordu yoktur ki, âhirerte alacakları ecirlerinin üçte ikisini peşin almış olmasınlar. Kendileri için üçte bir kalır. Ganimet almazlarsa ecirleri kendilerine tamam verilir.» buyurmuşlar
It has been narrated on the authority of 'Abdullah b. 'Amr that the Messenger of Allah (ﷺ) said:A troop of soldiers who fight in tile way of Allah and get their share of the booty receive in advance two-thirds of their reward in the Hereafter and only one-third will remain (to their credit). If they do not receive any booty, they will get their full reward
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ سَهْلٍ التَّمِيمِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا نَافِعُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنِي أَبُو هَانِئٍ، حَدَّثَنِي أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ غَازِيَةٍ أَوْ سَرِيَّةٍ تَغْزُو فَتَغْنَمُ وَتَسْلَمُ إِلاَّ كَانُوا قَدْ تَعَجَّلُوا ثُلُثَىْ أُجُورِهِمْ وَمَا مِنْ غَازِيَةٍ أَوْ سَرِيَّةٍ تُخْفِقُ وَتُصَابُ إِلاَّ تَمَّ أُجُورُهُمْ " .
Bana Muhammed b. Sehl et-Temîmî rivayet etti. (Dediki): Bize ibni Ebî Meryem rivayet etti. (Dediki): Bize Nâfi' b. Yezîd haber verdi. (Dediki): Bana Ebû Hâni' rivayet etti. (Dediki): Bana Ebû Abdirrahman el-Hubulî, Abdullah b. Amr'dan rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Gaza ederek ganîmet alan ve selâmette kalan hiç bîr ordu veya seriyye yoktur ki; ecirlerinin üçte ikisini peşin almış olmasınlar. Ve ganimet almadan gaza edip ele geçen hiç bir ordu veya serîyye yoktur ki, ecirleri tamam verilmesin!» buyurdular. izah: Seriyye: en çok dört yüz kişiden meydana gelen bir kıt'a askerdir. ihfâk: bir sey ele geçirememek, boş elle dönmek demektir. Hadîsin mânâsı şudur: Gaziler esîr edilmeden selâmetle döner yahud ganimet alırlarsa ecirleri esîr edilmeden selâmetle döner yahud ganimet alırlarsa ecirleri esîr düşenlerin yahut ganimet almayanların ecirlerinden az olur. Ganimet, gazadan elde edilecek ecrin mukabili bir cüz'dür. Gâzîler ganimet aldılarmı o gazadan dolayı kendilerine verilecek ecrin üçte ikisini peşin almış olurlar. Yani ganimet, ecir cümlesindendir. Sahih ve meşhur hadîslere muvafık olan budur. Nevevi: «Hadîsin zahirî manâsı budur; buna muhalif tek bir sahih ve sarih hadîs rivayet edilmemiştir. Binaenaleyh bu hadîsi bizim verdiğimiz bu manâya hamletmek teayyün eder!» diyor. Kaadî iyâd bu hadîsin tefsirinde bir takım fâsid kaviller hikâye ettikten sonra aynen bu mânâyı kabul etmiştir. Onun hikâye ettiği kavillerden biri şudur: «Bu hadis sahih değildir. Ganimet almakla gazilerin sevabı azalmaz. Nitekim Bedir gazilerinin sevabı ganimet aldılar diye azalmamıştır...» Bâzıları râvîlerden Ebû Hâni'in râvisini meçhul kabul etmişlerdir. Nevevî bu kavillerin fâsid olduğunu beyân etmiştir
It has been narrated on the authority of Abdullah b. Amr (through a different chain of transmitters) that the Messenger of Allah (ﷺ) said:A troop of soldiers, large or small, who fight (in the way of Allah), get their share of the booty and return safe and sound, receive in advance two-thirds of their reward (only one-third remaining to their credit to be received in the Hereafter) ; and a troop of soldiers, large or small, who return empty-handed and are afflicted or wounded, will receive their full reward (in the Hereafter)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ، بْنِ إِبْرَاهِيمَ عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَقَّاصٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ وَإِنَّمَا لاِمْرِئٍ مَا نَوَى فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ " .
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Mâlik, Yahya b. Saîd, Muhammed b. ibrahim'den, o da AIkame b. Vakkas'dan, o da Ömer b. Hattâb'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ameller ancak niyete göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey yardır. Her kimin hicreti Allah'a ve Resulüne idi ise onun hicreti Allah ve Resûlünedir. Kimin hicreti elde edeceği bir dünya yshud evleneceği bir kadın içinse, onun hicreti de hicret ettiğinedir.» buyurdu. {…} Bize Muhammed b. Rumh b. Muhacir rivayet etti. (Dediki): Bize Leys haber verdi. H. Bize Ebû'r-Rabî' el-Atekî de rivayet etti. (Dediki); Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Müsennâ dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvehhab (yânî Sekafî) rivayet etti. H. Bize ishâk b. ibrahim de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Hâlid el-Ahmar Süleyman b. Hayyân haber verdi. H. Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Hafs (yânî ibni Gıyâs) ile Yezîd b. Hârûn rivayet ettiler. H. Bize Muhammed b. Alâ'el-Hemdânî de rivayet etti. (Dediki): Bize ibnü'l-Mübârek rivayet etti. H. Bize ibnü Ebî Ömer de rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyân rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Yahya b. Saîd'den, Mâlik'in isnadı ve onun hadisi mânâsında rivayet etmişlerdir. Süfyân'ın hadîsinde: «Ömer b. Hattâb'i minber üzerinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet ederken işittim.» ibaresi vardır. izah: Bu hadisi Buhârî «îmân, Eymân, Itk, Hicret, Nikâh» ve «Terkül-hiyel» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Talâk» da; Tirmizî «Hudûd»da, «Nesâi «imân, Taharet, Itâk» ve «Talâk» bahislerinde; ibnı Mâce «Zühd» de; imam Ahmed «Müsned»inde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Mu'temed eser sahiplerinden onu kitabına almayan yalnız imâm Mâlik olmuştur. Allâme Aynî: «Bu hadîs bir i'tibârla ferd garîb, başka bir i'tibarla da meşhurdur. Ama bâzılarının dediği gibi mütevâür değildir. Zira yalnız Yahya b. Saîd'den nakledilmiştir.» diyor. Şeyh Kutbuddîn dahî: «Bu hadîs, bir çok tarîkleri bulunmakla beraber haber-i vahidlerden sayıldığı söylenir Mütevâür değildir; çünkü onun şartı bunda yoktur. Sahih olan şudur ki, onu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'dan Hz. Ömer'den başka rivayet eden olmamıştır, Ömer'den de yalnız Alkame, Alkameden yalnız Muhammed b. ibrahim, Muhammed'den yalnız Yahya b. Said el-Ensârî rivayet etmiş; ondan sonra yaygınlaşmıştır. Şu halde hadis sonuna nisbetle meşhur; evveline nisbetle garibtir. Ama sahîh olduğunda ve mevkiinin büyüklüğünde ittifak edilmiştir.» demiştir. Ebû'l-Fütûh et-Tâî'nin beyanına göre Yahya b. Saîd'den onu iki yüzden fazla râvî nakletmiştir. Ancak müsned olarak yalnız bu tarîkden sahîh olduğunda ulema müttefiktir. Bezzâr, îbni Sükuti ve imâm Ebû Abdillâh Muhammed b. Hattâb gibi zevat dahî bu hadîsi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den Hz. Ömer'den başka rivayet eden olmadığını söyîemişlerse de hakîkatta onu Ömer (Radiyallahû anh)'dan başka onyedi sahabî rivayet etmiştir. îbni Mendeh şöyle diyor: «Bu hadîsi Ömer'den başka, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den: Sa'd b. Ebî Vakkaas, Alî b. Ebî Tâlib, Ebû Saîdi Hudri, Abdullah b. Mes'ûd, Abdullah b. Ömer, Enes, ibni Abbâs, Muâviye, Ebû Hureyre, Ubâde b. Samit, Utbe b. Abdil eslemi, Hezâl b. Süveyd, Utbe, b. Âmir, Câbir b. AbdiIlâh, Ebû Zerr, Utbe b. Münzir ve Ukbe b. Müslim (Radiyallahû anhûm) rivayet etmişlerdir...» Yine îbni Mendeh'in beyanına göre râvileri de münferid değil, hepsinin mütabi'leri vardır. Binaenaleyh hadîs şâzz değildir. Bâzıları şâzzı: «yalnız bir isnadı olup sika olsun olmasın râvîsinin münferid kaldığı hadîsdir.» diye ta'rif etmişse de bu ta'rîfe ı'tirâz olunmuş: «Hz. Ömer hadîsi ve emsali ile bilicmâ amel olunur. O sıhhat mertebelerinin en yükseğindedir. Dînin temellerinden bir temeldir.» denilmiştir, Halbuki imam Şafiî ile Hicaz uleması şâzzı şoyîe ta'rîf etmişlerdir:«Şâzz, sika râvi'nin başkalarına muhalif olarak rivayet ettiği hadîsdir.» yoksa başkalarının rivayet etmediğini rivayet etmek değildir. Bu hadîs ile emsalinde muhalefet diye bir şey yoktur. Bilâkis onun mânâsını doğrulayan Kitâb ve sünnetten bîr çok şahidleri vardır. Evet, hadîs-i şerifin sahîh olduğunda şüphe yoktur. Çünkü onu bu ilmin imamlarından Yahya b. Saîd el-Ensarî rivayet etmiştir. Ondan ise her biri bu ümmetin hafız ve imamlarından 250 kişi rivayette bulunmuşlardır. îbni Mendeh'in «el-Müstahrec»'inde bu sayı üç yüzün üzerine çıkarılmış; Hafız Ebû Mûsâ ve Şeyhülislâm Ebû îsmâîl el-Herevî gibi bâzı zevat ise Yahya'dan onu yediyüz kişinin rivayet ettiğini söyîemişlerdir. Müslüman, uleması bu hadîsin dinde pek büyük bir mevkii olduğuna ittifak etmişlerdir. imam-ı Şafii ile diğer bazı alimler; «Bu hadîs islâmın üçte biridir.» demişlerdir. îmam-ı Şafii fıkhın yetmiş bâbının bu hadîse racî olduğunu söylemiştir. Bazılarına göre islâm'ın dörtte biridir, Ebû Dâvud Şöyle diyor: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den beş yü zbin Hadis yazdım. Bunlardan ahkam hususunda dört bin sekîz yüz hadîs seçtim. Zühd ve takvaya dair hadisler gelince: Onları kitabıma almadım. Bir insana bunlardan dini için dört tanesi yeter. 1) Ameller niyetlere göredir, 2) Helal ve haram beyan edilmiştir, 3) Kişinin güzel müslüman olması işine girmeyen şeyleri bırakmakladır, Ve 4) Mu'min kendisi için razı olduğu şeyi din kardeşi içinde istemedikçe, tam mu'min olmaz, hadisleri.» Hadîs-i Şerif niyeti tazammun ettiği için islâm'ın üçte birine şâmildir. Çünkü islam kavil, fiil ve amelden ibarettir. imam-ı Buhari kitabına bu hadisle başlamış bir çok ulema da bu hususda onun yolunu tutmuşlardır. Hafız Îbn-i Mehdi: «Kitap tasnifi etmek isteyen bu hadisle işe başlasın. Ben bir kitap tasnif etsem onun her babına bu hadisle başlardım» demiştir. Hadîsi Şerif de hasr ve kasra delalet eden «innemâ» edatı iki defa tekrarlanmıştır. Bunun faydası, hadis de zikredileni isbat, edilmeyeni nefiydir. Mânâ şudur: Bütün ameller ancak niyete göre hesabedilir niyetsiz amel hesaba konmaz. Bir de ikinci «innemâ» ile yapılacak amelin tayini şart olduğuna işaret buyrulmuştur. Meselâ: Nafile namazı kılmak isteyen bir kimsenin hangi namazı kılacağını belirtmesi gerekir. Bahsedilen hicret meselesine gelince: Bir kimse Allah rızası için yerini yurdunu terk ederek başka diyara göç ederse, bu hicretin sevabını alır. Evlenmek veya her hangi dünyevî bir menfaat için hicret ederse kazancı yalnız niyet ettiği şeydir. Âhirette bu hicretin hiçbir sevabını göremez. Hadisde dünya menfaati ile birlikte kadının da zikredilmesi îki ihtimalden hali değildir. Birinci ihtimale göre; hadis-î şerif evlenme hususunda varid olmuştur. Bir zat Ümm-ü Kays isminde ki bir kadınla evlenmek için kadının yaşadığı yere hicret etmiş. Evlendikten sonra artık o adama, Ummü Kays'ın muhaciri denilmiştir. îkinci ihtimale göre kadının zikredilmesi sırf bu iş için hicret etmekten sakındırmak içindir. Binaenaleyh edebiyat nazarında cümle ehemmiyetinden dolayı âmdan sonra hâssı zikr kabilindendir
It has been narrated on the authority of Umar b. al-Khattab that the Messenger of Allah (ﷺ) said:(The value of) an action depends on the intention behind it. A man will be rewarded only for what he intended. The emigration of one who emigrates for the sake of Allah and His Messenger (ﷺ) is for the sake of Allah and His Messenger (ﷺ) ; and the emigration of one who emigrates for gaining a worldly advantage or for marrying a woman is for what he has emigrated
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ الْعَتَكِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ يَعْنِي الثَّقَفِيَّ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا أَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ، سُلَيْمَانُ بْنُ حَيَّانَ ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ، اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ حَدَّثَنَا حَفْصٌ، - يَعْنِي ابْنَ غِيَاثٍ - وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ، الْعَلاَءِ الْهَمْدَانِيُّ حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، كُلُّهُمْ عَنْ يَحْيَى، بْنِ سَعِيدٍ بِإِسْنَادِ مَالِكٍ وَمَعْنَى حَدِيثِهِ وَفِي حَدِيثِ سُفْيَانَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ عَلَى الْمِنْبَرِ يُخْبِرُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
(Bize Muhammed b. Rumh b. Muhacir rivâyet etti. ki): Bize Leys haber verdi. H. Ebû'r-Rabî' el-Atekî de rivâyet etti. ki); Bize Hammâd b. Zeyd rivâyet etti. H. Muhammed b. Müsennâ dahi rivâyet etti. ki): Bize Abdülvehhab (yânî Sekafî) rivâyet etti. H. İshâk b. İbrahim de rivâyet etti. ki): Bize Ebû Hâlid el-Ahmar Süleyman b. Hayyân haber verdi. H. Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr dahi rivâyet etti. ki): Bize Hafs (yânî İbn Gıyâs) ile Yezîd b. Hârûn rivâyet ettiler. H. Muhammed b. Alâ'el-Hemdânî de rivâyet etti. ki): Bize İbn'l-Mübârek rivâyet etti. H. İbn Ebî Ömer de rivâyet etti. ki): Bize Süfyân rivâyet etti. Bu râvilerin hepsi Yahya b. Saîd'den, Mâlik'in isnadı ve onun hadisi mânâsında rivâyet etmişlerdir. hadîsinde: «Ömer b. Hattâb'i minber üzerinde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet ederken işittim.» ibaresi vardır. hadîsi Buhârî «îmân, Eymân, Itk, Hicret, Nikâh» ve «Terkül-hiyel» bahislerinde; Ebû Dâvûd «Talâk» da; Tirmizî «Hudûd»da, «Nesâî «İmân, Taharet, Itâk» ve «Talâk» bahislerinde; İbn Mâce «Zühd» de; İmâm Ahmed «Müsned»’inde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir. Mu'temed eser sahiplerinden onu kitabına almayan yalnız imâm Mâlik olmuştur. Aynî: «Bu hadîs bir i'tibârîa ferd garîb, başka bir i'tibarla da meşhurdur. Ama bâzılarının dediği gibi mütevâür değildir. Zira yalnız Yahya b. Saîd'den nakledilmiştir.» diyor. Şeyh Kutbuddîn dahi: «Bu hadîs, bir çok tarîkleri bulunmakla beraber haber-i vahidlerden sayıldığı söylenir Mütevâür değildir; çünkü onun şartı bunda yoktur. Sahih olan şudur ki, onu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan Hazret-i Ömer'den başka rivâyet eden olmamıştır, ömer-den de yalnız Alkame, Alkameden yalnız Muhammed b. İbrahim, Muhammed'den yalnız Yahya b. Said el-Ensârî rivâyet etmiş; ondan sonra yaygınlaşmıştır. Şu halde hadis sonuna nisbetle meşhur; evveline nisbetle garibtir. Ama sahîh olduğunda ve mevkiinin büyüklüğünde ittifak edilmiştir.» demiştir. Ebû’l -Fütûh et-Tâî'nin beyanına göre Yahya b. Saîd'den onu iki yüzden fazla râvî nakletmiştir. Ancak müsned olarak yalnız bu tarîkden sahîh olduğunda ulema müttefiktir. Bezzâr, İbn Sükuti ve imâm Ebû Abdillâh Muhammed b. Hattâb gibi zevat dahi bu hadîsi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den Hazret-i Ömer'den başka rivâyet eden olmadığını söylemişlerse de hakîkatta onu" Ömer (radıyallahü anhûma)'dan başka on yedi sahabî rivâyet etmiştir. İbn Mendeh şöyle diyor: «Bu hadîsi Ömer'den başka, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'âen: Sa'd b. Ebî Vakkaas, Alî b. Ebî Tâlib, Ebû Saîdi Hudri, Abdullah b. Mes'ûd, Abdullah b. Ömer, Enes, İbn Abbâs, Muâviye, Ebû Hüreyre, Habâde b. Samit, Utbe b. Abdileslemi, Hezâl b. Süveyd, Utbe, b. Âmir, Câbir b. Abdillâh, Ebû Zerr, Utbe b. Münzir ve Ukbe b. Müslim (radıyallahü anhûm) rivâyet etmişlerdir...» İbn Mendeh'in beyanına göre râvileri de münferid değil, hepsinin mütabi'leri vardır. Binaenaleyh hadîs şâzz değildir. Bazıları şâzzı: «yalnız bir isnadı olup sika olsun olmasın râvîsinin münferid kaldığı hadîsdir.» diye ta'rif etmişse de bu ta'rîfe ı'tirâz olunmuş: «Hazret-i Ömer hadîsi ve emsali ile bilicmâ' amel olunur. O sıhhat mertebelerinin en yük-seğindedir. Dînin temellerinden bir temeldir.» denilmiştir, Halbuki İmâm Şafiî ile Hicaz uleması şâzzı şoyîe ta'rîf etmişlerdir:«Şâzz, sika râvr nin başkalarına muhalif olarak rivâyet ettiği hadîsdir.» yoksa başkalarının rivâyet etmediğini rivâyet etmek değildir. Bu hadîs ile emsalinde muhalefet diye bir şey yoktur. Bilâkis onun mânâsını doğrulayan Kitâb ve sünnetten bir çok şahidleri vardır. hadîs-i şerifin sahîh olduğunda şüphe yoktur. Çünkü onu bu ilmin İmâmlarından Yahya b. Saîd el Edsarî rivâyet etmiştir. Ondan ise her biri bu ümmetin hafız ve İmâmlarından 250 kişi rivâyette bulunmuşlardır. İbn Mendeh'in «el-Müstahrec»'inde bu sayı üç yüzün üzerine çıkarılmış; Hafız Ebû Mûsâ ve Şeyhülislâm Ebû îsmâîl El-Herevî gibi bâzı zevat ise Yahya'dan onu yediyüz kişinin rivâyet ettiğini söylemişlerdir. uleması bu hadîsin dinde pek büyük bir mevkii olduğuna ittifak etmişlerdir. İmâm-ı Şafiî ile diğer bazı alimler; «Bu hadîs islâmm üçte bindir.» demişlerdir. îmam-ı Şafiî fıkhın yetmiş bâbınm bu hadîse racî olduğunu söylemiştir. Bazılarına göre islâm'ın dörtte biridir, Ebû Dâvud şöyle diyor: «Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den beşyüzbin hadis yazdım. Bunlardan ahkam hususunda dörtbin sekîzyüz hadîs seçtim. Zühd ve takvaya dair hadisler gelince: Onlan kitabıma almadım. Bir insana bunlardan dini için dört tanesi yeter. Ameller niyetlere göredir, Helal ve haram beyan edilmiştir, Kişinin güzel müslüman olması işine girmeyen şeyleri bırakmakladır, Ve Mümin kendisi için razı olduğu şeyi din kardeşi İçinde işlemedikçe, tam mü'min olmaz, hadisleri.» Şerif niyeti tazammun ettiği için İslâm'ın üçte birine şâmildir. Çünkü İslam kavl, fiil ve amelden ibarettir. Buhârî kitabına bu hadisle başlamış bir çok ulema da bu hususda onun yolunu tutmuşlardır. Hafız İbn-i Mehdi: «Kitap tasnifi etmek isteyen bu hadisle işe başlasın. Ben bir kitap tasnif etsem onun her Bâbına bu hadisle başlardım» demiştir. Şerif de hasr ve kasra delalet eden «İnnemâ» edatı iki defa tekrarlanmıştır. Bunun faydası, hadis de zikredileni isbat, edilmeyeni nefiydir. Mânâ şudur: ameller ancak niyete göre hesabedilir niyetsiz amel hesaba konmaz. Bir de ikinci «İnnemâ» ile yapılacak amelin tayini şart olduğuna işaret buyrulmuştur. Meselâ: Kaza namazı kılmak isteyen bir kimsenin hangi günün hangi namazını kılacağını belirtmesi gerekir. hicret meselesine gelince: Bir kimse Allah rızası için yerini yurdunu terk ederek başka diyara göç ederse, bu hicretin sevabını ahr. Evlenmek veya her hangi dünyevî bir menfaat için hicret ederse kazancı yalnız niyet ettiği şeydir. Âhirette bu hicretin hiçbir sevabını göremez. Hadisde dünya menfaati ile birlikte kadının da zikredilmesi iki ihtimalden hali değildir. Birinci ihtimale göre; hadis-î şerif evlenme hususunda varid olmuştur. Bir zat Ümm-ü Kays isminde ki bir kadınla evlenmek için kadının yaşadığı yere hicret etmiş. Evlendikten sonra artık o adama, Ummü Kays'ın muhaciri denilmiştir. îkinci ihtimale göre kadının zikredilmesi sırf bu iş İçin hicret etmekten sakındırmak içindir. Binaenaleyh edebiyat nazarında cümle ehemmiyetinden dolayı âmdan sonra hâssı zikr kabilindendir
It has been narrated through a different chain of transmitters on the authority of Sufyan who said that he heard 'Umar b. al-Khattab relate (this tradition) from the Prophet (ﷺ) while he was delivering a sermon from the pulpit
حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ طَلَبَ الشَّهَادَةَ صَادِقًا أُعْطِيَهَا وَلَوْ لَمْ تُصِبْهُ " .
Bize Şeyban b. Ferruh rivayet etti. (Dediki): Bize Hammâd b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bize Sabit, Enes b. Malik'den rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallalîahu Aleyhi ve Sellem) : «Her kim şehid olmayı sadakatla isterse şehitlik kendisine verilir. Velevki isabet almasın» buyurdular İzah 1909 da
It has been narrated on the authority of Anas b. Malik that the Messenger of Allah (may peace he upon him) said:Who seeks martyrdom with sincerity shall get its reward, though he may not achieve it
حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، - وَاللَّفْظُ لِحَرْمَلَةَ - قَالَ أَبُو الطَّاهِرِ أَخْبَرَنَا وَقَالَ، حَرْمَلَةُ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي أَبُو شُرَيْحٍ، أَنَّ سَهْلَ بْنَ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ، بْنِ حُنَيْفٍ حَدَّثَهُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ سَأَلَ اللَّهَ الشَّهَادَةَ بِصِدْقٍ بَلَّغَهُ اللَّهُ مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ وَإِنْ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ " . وَلَمْ يَذْكُرْ أَبُو الطَّاهِرِ فِي حَدِيثِهِ " بِصِدْقٍ " .
Bana Ebû't-Tahir ile Harmele b. Yahya rivayet ettiler. Lafz Harmele'nindir. Ebû't-Tahir (bize haber verdi) tabirini kullandı. Harmele: Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti dedi. (Demişki): Bana Ebû Şüreyh rivayet etti, ona da babasından o da dedesinden naklen Sehl b. Ebî Ümâme b. Sehl b. Huneyf rivayet etmişki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her kim sıdk ile Allah'dan şehidlik dilerse: Allah onu şehidlerin menzilesine ulaştırır. Velev ki döşeğinde ölmüş olsun.» buyurmuşlar. Ebû't-Tahir kendi hadisinde «sıdk» kelimesini anmamıştır. izah: Bu hadisin ikinci rivayeti birinciyi tefsir etmiştir. Her iki rivayetin manası: Bir kimse hulusi kalb ile şehit olmayı isterse döşeğinde bile ölse kendisine şehit sevabı verilir demektir. Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir: Acaba şehit olmaya niyet etmek harbe başlarken mî şarttır, yoksa harbe çıkarken yapılan umumi niyyet kafimidir? Cevab: Umûmi niyyet kâfidir. Çünkü sahih hadisde sabit olmuştur ki bir kimse gaza etmek niyetiyle bir at beslese kendisine o hayvanı beslediği müddetçe gaza sevabı verilir. Halbuki o zat hayvanı her doyurup suladıkça ayrı ayrı gazaya niyet etmiş değildir. Bir de harbin başladığı an telaş ve dehşet zamanıdır. Şehit olmaya niyet o anda şarttır demek güçlük doğurur. Hadisi şerif şehit olmayı istemenin ve hayra niyetin müstehab olduğuna delildir
It has been reported on the authority of Sahl b. Aba Umama b. Sahl b. Hunaif who learned the tradition from his father who (in turn) learned it from his grandfather-that the Messenger of Allah (ﷺ) said:Who sought martyrdom with sincerity will be ranked by Allah among the martyrs even if he died on his bed. In his version of the tradition Abd Tahir did not mention the words:" with sincerity