560 hadis bulundu · sayfa 5/28
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا حَبَّانُ، أَخْبَرَنَا جُوَيْرِيَةُ بْنُ أَسْمَاءَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حَرَّقَ نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ قَالَ وَلَهَا يَقُولُ حَسَّانُ بْنُ ثَابِتٍ وَهَانَ عَلَى سَرَاةِ بَنِي لُؤَىٍّ حَرِيقٌ بِالْبُوَيْرَةِ مُسْتَطِيرُ قَالَ فَأَجَابَهُ أَبُو سُفْيَانَ بْنُ الْحَارِثِ أَدَامَ اللَّهُ ذَلِكَ مِنْ صَنِيعٍ وَحَرَّقَ فِي نَوَاحِيهَا السَّعِيرُ سَتَعْلَمُ أَيُّنَا مِنْهَا بِنُزْهٍ وَتَعْلَمُ أَىَّ أَرْضَيْنَا تَضِيرُ
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nadir oğullarının hurma ağaçlarını yaktı. (İbn Ömer) dedi ki: Bunun için de Hassan b. Sabit şöyle demiştir: "Luey oğullarının efendilerine önemsiz geldi el-Buveyre'de hızlıca yayılan yangın." Ebu Süfyan b. Haris de ona şöylece cevap verdi: "Allah böyle bir işi devamlı kılsın Ve onun her tarafını alevli ateş sarsın. Pek yakında bileceksin hangimizin ondan uzak durduğunu Ve her ikimizin topraklarından hangisinin zarar göreceğini." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nadir oğulları hadisesi" Nadir oğulları Yahudilerden büyük bir kabiledir. Hicret ile ilgili hadislere dair açıklamaların girişinde (3941.hadis) onlar ile ilgili tanıtıcı bilgilere işaret edilmiş bulunmaktadır. Hicretten sonra kafirler Nebi sallallahu aleyhi ve.sellem'e karşı tutumları itibariyle üç kısma ayrıldılar: Bir kısmı ile kendisine karşı savaşmamaları, düşmanına da ona karşı yardımcı olmamaları şartı ile barış antlaşmaları yaptı. Bunlar Yahudilerin üç kesimi olan Kurazya, Nadir ve Kaynuka oğullarıdır. Bir kısım ona karşı savaştı ve açıkça düşmanlık yaptı. Kureyşliler gibi. Bir kısmı da ona karşı herhangi bir tutum ortaya koymayarak sonunda durumunun nereye varacağını bekledi. Araplardan bir takım kabileierin yaptığı gibi. Bunlar arasında kimileri içten içe üstün gelmesini arzu ediyordu. Huzaalılar gibi. Kimi de bunun aksini istiyordu. Bekr oğulları gibi. Kimileri ise görünüşte onunla birlikte, gizli hallerinde ise düşmanlarıyla birlikte idiler. Bunlar da münafıklar idi. Yahudiler arasından antlaşmayı bozanların ilki Kaynuka oğulları oldu. O da Bedir vakasından sonra Şewal ayında onlarla savaştı ve onun vereceği hükmü kabul ederek savaşı bıraktılar. Allah Resulü onları öldürmek istedi ise de Abdullah b. Ubey ondan onları kendisine bağışlamasını istedi. Daha önce onunla antlaşmalı idiler. Nebi de onları ona bağışladı ve Medine'den Ezrirat'a sürgüne gönderdi. Daha sonra ileride geleceği gibi Nadir oğulları, antlaşmalarını bozdu. Bunların başkanları da Huyey b. Ahtab idi. Arkasından ileride yüce Allah'ın izniyle Hendek gazvesinden sonraSı durumları ile ilgili açıklamalarda geleceği üzere Kurayza oğulları antlaşmalarını bozdu. Zührİ, Urve b. Zübeyr'in: "Bedir vakasından altı ay sonra ve Uhud vakasından önce olmuştu" dediğini nakletmektedir. Bunu Abdurrezzak Musannefinde Ma'mer'den, o ez-Zühri'den diye mevsul bir senedIe bundan daha eksiksiz rivayet etmiş bulunmaktadır. ez-Zühri'den gelen rivayet ile bu hadisin Urve'den diye nakledilen lafzı şöyledir: "Daha sonra Bedir vakasından altı ay sonra Nadir oğulları gazvesi oldu. Bunlar da Yahudilerden bir taifedir. Bunların yerleştikleri yerler ve hurma bahçeleri Medine'nin bir tarafında idi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları muhasara etti ve nihayet yerlerinden sürülmeleri, silah dışında develerinin taşıyabileceği eşya ve mal yüklerini beraberlerinde götürmek üzere savaşı bıraktılar. Yüce Allah da onlar hakkında: "Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih eder ... Yerlerinden Çlkarandır."[Haşr, 1-2] buyruklarını indirdi. Allah Resulü, sürgüne gönderilmek şartını kabul edip, barış yapıncaya kadar onlarla savaştı. Daha sonra onları Şam'a sürgüne gönderdi. Bunlar, daha önce sürgüne gönderilmemiş bir İsrailOğulları kolundan geliyorlardı. Yüce Allah ise onların sürgüne gönderilmelerini takdir etmişti. Eğer bu takdir olmasaydı, dünyada öldürülmek ve esir alınmak suretiyle onları azaplandıracaktı. Yüce Allah'ın: "İlk sürgünde" buyruğu şunu anlatmaktadır: Onların sürgün e gönderilmeleri ilk haşr (toplanmaları)dır. Dünyada Şam'a doğru yapılan ilk haşr (toplanma)dır. "Aziz ve celil olan Allah'ın: "O kitap ehlinden kafir olanları ilk sürgünde yurtlarından, yerlerinden çıkarandır. Siz de onların çıkacaklarını sanmamıştınız ... "[Haşr, 2] buyruğu." İbn İshak bu ayetin tefsirini bu gazveyi sözkonusu ettikten sonra zikretmiştir. İlim ehli ittifakla bu ayetlerin bu olay hakkında indiğini de kabul etmişlerdir. Bunu es-Süheylı söylemiştir. O der ki: Nadir oğullarından alınan ganimet mallarının özellikle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ait olduğu hususunda ilim adamları ihtilaf etmemişlerdir. Müslümanlar onların üzerine gitmek için ne ata bindiler, ne de develerini harekete geçirdiler. Her iki taraf arasında da asla bir savaş olmadı. İbn İshak'ın Abdullah b. Ebi Bekr b. Hazm ve başka ilim adamlarından naklettiğine göre Amir b. et-Tufayl, Bi'ri Maune'dekiler öldürüldükten sonra annesi üzerindeki bir köle azat etme yükümlülüğünü yerine getirmek üzere Amr b. Umeyye'yi azat etmişti. Amr çıkıp Medine'ye gidince, Amir oğullarından iki adama rastladı. Bunların Resulullah s.a.v.'den aldıkları bir ahitleri vardı.. Fakat Amr bunu bilmiyordu. Onlara: Sizler kimlerdensiniz, diye sordu. Onlar, Amir oğullarından olduklarını söylediler. O da onlara uyuyuncaya kadar ilişmedi. Uyuduktan sonra Amr o ikisini de öldürdü. Böylece arkadaşlarının intikarnını kısmen almış olduğunu zannetti. Durumu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bildirince Allah Resulü: "Andolsun sen iki kişiyi (haksız yere) katletmiş oldun. Şüphesiz ben de onların diyetin i ödeyeceğim" dedi. (Süheyli'nin sözü burada bitti.) Uhud gazvesinden sonra Bi'ri Maune gazvesi ile ilgili açıklamalar ileride gelecektir. Orada Urve'den şu rivayet de yer almaktadır: "Amr b. Umeyye ed-Damri Müslümanlar ile birlikte idi. Müşrikler onu esir aldı." İbn İshak dedi ki: "-Yezid b. Ruman'ın bana anlattığına göre- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu iki maktulün diyetini ödemek üzere kendisine yardımcı olmalarını isternek için Nadir oğullarının yanına gitmişti. Nadir oğulları ile Amir oğulları arasında da bir ahit ve bir antlaşma vardı. Nadir oğullarına yardımcı olmaları isteğiyle gidince onlar, peki dediler. Daha sonra kendi aralarında konuşarak: Siz asla onu bir daha bu halde bulamazsınız, dediler. (Yezid b. Ruman) dedi ki: Onlara ait bir duvarın yanında oturuyordu. Yahudiler kendi aralarında: Kim bu evin damına çıkar da şu kayayı üzerine bırakır ve böylece onu öldürerek ondan da bizi kurtarır, rahatlatır, dediler. Bu işi yapmak üzere Amr b. Cihaş b. Ka'b ileri atıldı. Allah Resulüne semadan durumun haberi ulaştırıldı. Bir ihtiyacını görmek ister gibi bir izlenim vererek kalktı ve ashabına: Siz de durmayın deyip, hızlıca Medine'ye döndü. Ashabı onun geciktiğini gördüler. Onlara da Medine'ye doğru gittiği haberi verilince onlar da onu yetiştiler. Nadir oğullarıyla savaşılmasını ve üzerlerine yürünmesini emretti. Nadir oğulları kalelerine sığındılar. Allah Resulü de hurma ağaçlarının kesilmesini ve yakılmasını emretti." İbn İshak'ın naklettiğine göre onları altı gece muhasara etti. Münafıklardan bazıları onlara, sebat ediniz ve kalelerinize sığınarak kendinizi koruyunuz, diye haberler göndermişti.. Çünkü eğer sizinle savaşılacak olursa biz de sizinle beraber savaşınz. Bunun için bekleyiniz, demişlerdi ama yüce Allah kalplerine korkuyu saldığından onlara yardım edemediler. Bunun üzerine Nadir oğulları develerinin taşıdıklarını beraberlerinde götürmek şartıyla yurtlarından sürgüne gönderilmeyi istediler. Bu şartla onlarla barış yapıldı. "Bunun üzerine 'linelerden her ne keserseniz' buyruğu nazil oldu." LIne bir tür hurma ağacıdır
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) burnt the date-palm trees of Bani An-Nadir. Hassan bin Thabit said the following poetic Verses about this event:-- "the terrible burning of Al-Buwaira Has been received indifferently By the nobles of Bani Luai (The masters and nobles of Quraish)." Abu Sufyan bin Al-Harith (i.e. the Prophet's cousin who was still a disbeliever then) replied to Hassan, saying in poetic verses:-- "May Allah bless that burning And set all its (i.e. Medina's) Parts on burning fire. You will see who is far from it (i.e. Al-Buwaira) And which of our lands will be Harmed by it (i.e. the burning of Al- Buwaira)
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ النَّصْرِيُّ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ دَعَاهُ إِذْ جَاءَهُ حَاجِبُهُ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ، وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدٍ يَسْتَأْذِنُونَ فَقَالَ نَعَمْ، فَأَدْخِلْهُمْ. فَلَبِثَ قَلِيلاً، ثُمَّ جَاءَ فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عَبَّاسٍ وَعَلِيٍّ يَسْتَأْذِنَانِ قَالَ نَعَمْ. فَلَمَّا دَخَلاَ قَالَ عَبَّاسٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا، وَهُمَا يَخْتَصِمَانِ فِي الَّذِي أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَنِي النَّضِيرِ، فَاسْتَبَّ عَلِيٌّ وَعَبَّاسٌ، فَقَالَ الرَّهْطُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، اقْضِ بَيْنَهُمَا وَأَرِحْ أَحَدَهُمَا مِنَ الآخَرِ. فَقَالَ عُمَرُ اتَّئِدُوا، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ". يُرِيدُ بِذَلِكَ نَفْسَهُ. قَالُوا قَدْ قَالَ ذَلِكَ. فَأَقْبَلَ عُمَرُ عَلَى عَبَّاسٍ وَعَلِيٍّ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ قَالَ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ. قَالَ فَإِنِّي أُحَدِّثُكُمْ عَنْ هَذَا الأَمْرِ، إِنَّ اللَّهَ سُبْحَانَهُ كَانَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْفَىْءِ بِشَىْءٍ لَمْ يُعْطِهِ أَحَدًا غَيْرَهُ فَقَالَ جَلَّ ذِكْرُهُ {وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ} إِلَى قَوْلِهِ {قَدِيرٌ} فَكَانَتْ هَذِهِ خَالِصَةً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ وَاللَّهِ مَا احْتَازَهَا دُونَكُمْ، وَلاَ اسْتَأْثَرَهَا عَلَيْكُمْ، لَقَدْ أَعْطَاكُمُوهَا وَقَسَمَهَا فِيكُمْ، حَتَّى بَقِيَ هَذَا الْمَالُ مِنْهَا، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَتِهِمْ مِنْ هَذَا الْمَالِ، ثُمَّ يَأْخُذُ مَا بَقِيَ فَيَجْعَلُهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ، فَعَمِلَ ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَيَاتَهُ، ثُمَّ تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَأَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَبَضَهُ أَبُو بَكْرٍ، فَعَمِلَ فِيهِ بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ. فَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ وَقَالَ تَذْكُرَانِ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ عَمِلَ فِيهِ كَمَا تَقُولاَنِ، وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ فِيهِ لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ. فَقَبَضْتُهُ سَنَتَيْنِ مِنْ إِمَارَتِي أَعْمَلُ فِيهِ بِمَا عَمِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَنِّي فِيهِ صَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ جِئْتُمَانِي كِلاَكُمَا وَكَلِمَتُكُمَا وَاحِدَةٌ وَأَمْرُكُمَا جَمِيعٌ، فَجِئْتَنِي ـ يَعْنِي عَبَّاسًا ـ فَقُلْتُ لَكُمَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ". فَلَمَّا بَدَا لِي أَنْ أَدْفَعَهُ إِلَيْكُمَا قُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا دَفَعْتُهُ إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ وَمِيثَاقَهُ لَتَعْمَلاَنِ فِيهِ بِمَا عَمِلَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، وَمَا عَمِلْتُ فِيهِ مُذْ وَلِيتُ، وَإِلاَّ فَلاَ تُكَلِّمَانِي، فَقُلْتُمَا ادْفَعْهُ إِلَيْنَا بِذَلِكَ. فَدَفَعْتُهُ إِلَيْكُمَا، أَفَتَلْتَمِسَانِ مِنِّي قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ فَوَاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ لاَ أَقْضِي فِيهِ بِقَضَاءٍ غَيْرِ ذَلِكَ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ، فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهُ، فَادْفَعَا إِلَىَّ فَأَنَا أَكْفِيكُمَاهُ. قَالَ فَحَدَّثْتُ هَذَا الْحَدِيثَ، عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ فَقَالَ صَدَقَ مَالِكُ بْنُ أَوْسٍ، أَنَا سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَقُولُ أَرْسَلَ أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عُثْمَانَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ يَسْأَلْنَهُ ثُمُنَهُنَّ مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم، فَكُنْتُ أَنَا أَرُدُّهُنَّ، فَقُلْتُ لَهُنَّ أَلاَ تَتَّقِينَ اللَّهَ، أَلَمْ تَعْلَمْنَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ " لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ـ يُرِيدُ بِذَلِكَ نَفْسَهُ ـ إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَالِ ". فَانْتَهَى أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى مَا أَخْبَرَتْهُنَّ. قَالَ فَكَانَتْ هَذِهِ الصَّدَقَةُ بِيَدِ عَلِيٍّ، مَنَعَهَا عَلِيٌّ عَبَّاسًا فَغَلَبَهُ عَلَيْهَا، ثُمَّ كَانَ بِيَدِ حَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ، ثُمَّ بِيَدِ حُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ، ثُمَّ بِيَدِ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ وَحَسَنِ بْنِ حَسَنٍ، كِلاَهُمَا كَانَا يَتَدَاوَلاَنِهَا، ثُمَّ بِيَدِ زَيْدِ بْنِ حَسَنٍ، وَهْىَ صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَقًّا.
Zühri dedi ki: "Bana Malik b. Evs b. el-Hadesan en-Nasri'nin haber verdiğine göre Ömer b. el-Hattab r.a. kendisini çağırdı. Bu sırada onun hacibi (teşrifatçısı) Yerfe' gelerek dedi ki: Osman, Abdurrahman, Zubeyr ve Sa'd huzuruna gelmek için izin istiyorlar ne dersin? Ömer: Olur, onları içeri al dedi. bir süre geçtikten sonra yine geldi ve bu sefer: Abbas ve Ali izin istiyorlar, gelsinler mi, diye sordu. Evet, dedi. Abbas ile Ali girince Abbas: Ey mu'minlerin emiri, benimle bu kişi arasında hüküm ver, dedi. --İkisi yüce Allah'ın Nadir oğullarından Resulüne fey' olarak verdikleri hususunda davalaşıyorlardı.-- Ali ve Abbas karşılıklı olarak birbirlerine ağır sözler söyledi. Orada bulunanlar: Ey mu'minlerin emiri, bu ikisi arasında hükmünü ver de her birisinin diğerinden dolayı rahat etmesini sağla, dediler. Ömer: Yavaş olunuz dedi. Göklerin ve yerin izni ile ayakta durduğu Allah adına size söz veriyorum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: 'Bize mirasçı olunmaz, biz neyi bırakırsak o bir Sadakadır' dediğini ve bununla da bizzat kendisini kastettiğini biliyor musunuz? Orada bulunanlar: Evet bunu söylemiştir dediler. Bu sefer Ömer, Abbas'a ve Ali'ye yönelerek dedi ki: Her ikinize de Allah adına söz veriyorum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu söylediğini biliyor musunuz? İkisi de: Evet deyince, dedi ki: Şimdi ben size bu işi anlatayım. Şüphesiz yüce Allah bu fey' hususunda Resulüne Sallallahu Aleyhi ve Sellem özel olarak tahsiste bulunmuş ve ona tahsis ettiği bu şeyi ondan başkasına da vermemiştir. Şanı yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'ın onlardan Resulüne verdiği fey'e gelince siz onun için ne at oynattınız, De de deveye bindiniz ... Allah her şeye gücü yetendir." [Haşr, 6] Bu sebeple bu yalnızca Resulullah'a aitti. Daha sonra Allah'a yemin ederim o sizi dışarıda tutarak, tek başına bunlara el koymadı ve kendisini size üstün tutup, tercih ederek sizi dışarıda bırakmadı. Andolsun onu size verdi ve aranızda paylaştırdı. Nihayet geriye ondan şu miktar mal kaldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hanımlarına bu maldan yıllık nafakalarını harcardı. Daha sonra geri kalanını alıp bunu Allah'ın mallarının harcanması gereken yerlere harcardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hayatı boyunca bu şekilde uygulama yaptı. Daha sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat etti. Ebu Bekir de dedi ki: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in velisiyim. Ebu Bekir bu malı eline aldı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onun ile ilgili olarak yaptığı uygulamayı aynen sürdürdü. Sizler de o vakit -bu sırada Ali ve Abbas'a yönelerek şunları söyledi- bunu hatırlarsınız. Nitekim Ebu Bekir'in bu şekilde malda uygulamayı sürdürdüğünü siz de söylediniz. Allah da biliyor ki o bu hususta doğru idi, eksiksiz iyi davranıyordu, doğru yoldaydı ve hakka tabi oluyordu. Daha sonra yüce Allah Ebu Bekir'in de canını aldı. Ben de: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ve Ebu Bekir 'in velisiyim de-o dim. Emirliğimin ilk iki senesinde onu elimde tuttum ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Ebu Bekir'in ona yaptığı uygulamayı ben de yaptım. Allah da bilir ki ben bu hususta doğruydum, iyi yapıyordum, doğru yoldaydım ve hakka tabi idim. Daha sonra ikiniz de sözbirliği etmiş olarak ve ittifak halinde yanıma geldiniz. -Abbas'ı kastederek- yanıma geldin, ben de ikinize dedim ki: Şüphesiz ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: 'Bize mirasçı olunmaz, bizim bıraktığımız bir Sadakadır' demiştir. Daha sonra ben o malı size teslim etmeyi uygun görünce: Dilerseniz o malı size teslim ederim. Ancak o malda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Ebu Bekir'in ve ben emirliğe getirildiğimden bu yana yaptığım uygulamaya uygun olarak tatbikat yapmanız üzere sizden Allah adına söz ve ahit alarak size teslim edeyim dedim, her ikiniz de: Bu şartlarla o malı bize ver, dediniz. Ben de onu size verdim. Şimdi sizler bundan başka bir hüküm vermemi mi bekliyorsunuz? Göklerin ve yerin izniyle ayakta durduğu Allah adına yemin ederim ki, kıyamet kopacağı zamana kadar bu hususta bundan başka bir hüküm vermeyeceğim. Eğer siz o maldaki sorumluluğunuzu yerine getirmekten acze düştüyseniz onu bana geri veriniz, ben de sizi bu husustaki külfetinizden kurtarayım." [-4034-] (Zühri) dedi ki: Bu hadisi Urve b. Zubeyr'e anlattım, o da dedi ki: Malik b. Evs doğru söylemiştir. Ben Nebi s.a.v.'in zevcesi Aişe r.anha'yı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları Osman'ı, Ebu Bekir'e yüce Allah'ın Resulüne fey' olarak bıraktığı maldan paylarına düşen sekizde bir mirası istemek üzere gönderdiler. Ancak ben onları vazgeçirmek istiyordum. Bu sebeple onlara şöyle demiştim: Allah'tan korkmaz mısınız? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatta iken: Bize mirasçı olunmazı bizim geriye bıraktığımız bir Sadakadır, dediğini --ve bunu derken de kendisini kastettiğini-- bilmiyor musunuz? Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları bu maldan geleni yiyorlardı. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımları da sonunda Aişe'nin kendilerine haber verdiği noktaya geldiler ve kabul ettiler." (Urve) dedi ki: "Bu Sadaka olarak kalan mal, Ali'nin elinde (onun mütevelliliğinde) idi.. Fakat Ali bundan Abbas'a payını vermedi ve bu hususta onu mahrum etti. Daha sonra bu --gerçek anlamda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bıraktığı bir Sadaka olduğu halde-- Hasan b. Ali'nin eline (mütevelli olarak idaresine), sonra Hüseyn b. Ali'nin, sonra Ali b. Hüseyn ile Hasan b. Hasan'ın eline (idaresine) geçti. İkisi de bunu münavebe ile idare ediyorlardı. Daha sonra da Zeyd b. Hasan'ın eline geçti." Bu Hadis 6727 ve 6730 numara ile gelecektir
Narrated Malik bin Aus Al-Hadathan An-Nasri:That once `Umar bin Al-Khattab called him and while he was sitting with him, his gatekeeper, Yarfa came and said, "Will you admit `Uthman, `Abdur-Rahman bin `Auf, Az-Zubair and Sa`d (bin Abi Waqqas) who are waiting for your permission?" `Umar said, "Yes, let them come in." After a while, Yarfa- came again and said, "Will you admit `Ali and `Abbas who are asking your permission?" `Umar said, "Yes." So, when the two entered, `Abbas said, "O chief of the believers! Judge between me and this (i.e. `Ali). "Both of them had a dispute regarding the property of Bani An-Nadir which Allah had given to His Apostle as Fai (i.e. booty gained without fighting), `Ali and `Abbas started reproaching each other. The (present) people (i.e. `Uthman and his companions) said, "O chief of the believers! Give your verdict in their case and relieve each from) the other." `Umar said, "Wait I beseech you, by Allah, by Whose Permission both the heaven and the earth stand fast! Do you know that Allah's Messenger (ﷺ) said, 'We (Prophets) our properties are not to be inherited, and whatever we leave, is to be spent in charity,' and he said it about himself?" They (i.e. `Uthman and his company) said, "He did say it. "`Umar then turned towards `Ali and `Abbas and said, "I beseech you both, by Allah! Do you know that Allah's Messenger (ﷺ) said this?" They replied in the affirmative. He said, "Now I am talking to you about this matter. Allah the Glorified favored His Apostle with something of this Fai (i.e. booty won without fighting) which He did not give to anybody else. Allah said:-- "And what Allah gave to His Apostle ("Fai"" Booty) from them--For which you made no expedition With either Calvary or camelry. But Allah gives power to His Apostles Over whomsoever He will And Allah is able to do all things." (59.6) So this property was especially granted to Allah's Messenger (ﷺ) . But by Allah, the Prophet (ﷺ) neither took it all for himself only, nor deprived you of it, but he gave it to all of you and distributed it amongst you till only this remained out of it. And from this Allah's Messenger (ﷺ) used to spend the yearly maintenance for his family, and whatever used to remain, he used to spend it where Allah's Property is spent (i.e. in charity), Allah's Messenger (ﷺ) kept on acting like that during all his life, Then he died, and Abu Bakr said, 'I am the successor of Allah's Messenger (ﷺ).' So he (i.e. Abu Bakr) took charge of this property and disposed of it in the same manner as Allah's Messenger (ﷺ) used to do, and all of you (at that time) knew all about it." Then `Umar turned towards `Ali and `Abbas and said, "You both remember that Abu Bakr disposed of it in the way you have described and Allah knows that, in that matter, he was sincere, pious, rightly guided and the follower of the right. Then Allah caused Abu Bakr to die and I said, 'I am the successor of Allah's Messenger (ﷺ) and Abu Bakr.' So I kept this property in my possession for the first two years of my rule (i.e. Caliphate and I used to dispose of it in the same wa as Allah's Messenger (ﷺ) and Abu Bakr used to do; and Allah knows that I have been sincere, pious, rightly guided an the follower of the right (in this matter). Later on both of you (i.e. `Ali and `Abbas) came to me, and the claim of you both was one and the same, O `Abbas! You also came to me. So I told you both that Allah's Messenger (ﷺ) said, "Our property is not inherited, but whatever we leave is to be given in charity.' Then when I thought that I should better hand over this property to you both on the condition that you will promise and pledge before Allah that you will dispose it off in the same way as Allah's Messenger (ﷺ) and Abu Bakr did and as I have done since the beginning of my caliphate or else you should not speak to me (about it).' So, both of you said to me, 'Hand it over to us on this condition.' And on this condition I handed it over to you. Do you want me now to give a decision other than that (decision)? By Allah, with Whose Permission both the sky and the earth stand fast, I will never give any decision other than that (decision) till the Last Hour is established. But if you are unable to manage it (i.e. that property), then return it to me, and I will manage on your behalf." The sub-narrator said, "I told `Urwa bin Az-Zubair of this Hadith and he said, 'Malik bin Aus has told the truth" I heard `Aisha, the wife of the Prophet (ﷺ) saying, 'The wives of the Prophet (ﷺ) sent `Uthman to Abu Bakr demanding from him their 1/8 of the Fai which Allah had granted to his Apostle. But I used to oppose them and say to them: Will you not fear Allah? Don't you know that the Prophet used to say: Our property is not inherited, but whatever we leave is to be given in charity? The Prophet (ﷺ) mentioned that regarding himself. He added: 'The family of Muhammad can take their sustenance from this property. So the wives of the Prophet (ﷺ) stopped demanding it when I told them of that.' So, this property (of Sadaqa) was in the hands of `Ali who withheld it from `Abbas and overpowered him. Then it came in the hands of Hasan bin `Ali, then in the hands of Husain bin `Ali, and then in the hands of `Ali bin Husain and Hasan bin Hasan, and each of the last two used to manage it in turn, then it came in the hands of Zaid bin Hasan, and it was truly the Sadaqa of Allah's Apostle
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ وَالْعَبَّاسَ أَتَيَا أَبَا بَكْرٍ يَلْتَمِسَانِ مِيرَاثَهُمَا، أَرْضَهُ مِنْ فَدَكٍ، وَسَهْمَهُ مِنْ خَيْبَرَ. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ نُورَثُ، مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ، إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ فِي هَذَا الْمَالِ ". وَاللَّهِ لَقَرَابَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ أَصِلَ مِنْ قَرَابَتِي.
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Fatıma (selam ona) ile Abbas, Ebu Bekir'in yanına (Nebiin) Fedek'teki arazisinden ve Hayber'deki payından miraslarını isternek üzere geldiler." [-4036-] Ebu Bekir dedi ki: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Bize mirasçı olunmaz. Bizim geriye bıraktığımız bir Sadakadır. Şüphesiz Muhammed'in hanımları bu maldan yerler. Allah'a yemin ederim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in akrabalık bağını gözetmeyi, kendi akrabalarımı gözetmekten daha çok severim
Narrated `Aisha:Fatima and Al-`Abbas came to Abu Bakr, claiming their inheritance of the Prophet's land of Fadak and his share from Khaibar. Abu Bakr said, "I heard the Prophet (ﷺ) saying, 'Our property is not inherited, and whatever we leave is to be given in charity. But the family of Muhammad can take their sustenance from this property.' By Allah, I would love to do good to the Kith and kin of Allah's Apostle rather than to my own Kith and kin
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ لِكَعْبِ بْنِ الأَشْرَفِ فَإِنَّهُ قَدْ آذَى اللَّهَ وَرَسُولَهُ ". فَقَامَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتُحِبُّ أَنْ أَقْتُلَهُ قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَأْذَنْ لِي أَنْ أَقُولَ شَيْئًا. قَالَ " قُلْ ". فَأَتَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَقَالَ إِنَّ هَذَا الرَّجُلَ قَدْ سَأَلَنَا صَدَقَةً، وَإِنَّهُ قَدْ عَنَّانَا، وَإِنِّي قَدْ أَتَيْتُكَ أَسْتَسْلِفُكَ. قَالَ وَأَيْضًا وَاللَّهِ لَتَمَلُّنَّهُ قَالَ إِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاهُ فَلاَ نُحِبُّ أَنْ نَدَعَهُ حَتَّى نَنْظُرَ إِلَى أَىِّ شَىْءٍ يَصِيرُ شَأْنُهُ، وَقَدْ أَرَدْنَا أَنْ تُسْلِفَنَا وَسْقًا، أَوْ وَسْقَيْنِ ـ وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو غَيْرَ مَرَّةٍ، فَلَمْ يَذْكُرْ وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ أَوْ فَقُلْتُ لَهُ فِيهِ وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ فَقَالَ أُرَى فِيهِ وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ ـ فَقَالَ نَعَمِ ارْهَنُونِي. قَالُوا أَىَّ شَىْءٍ تُرِيدُ قَالَ فَارْهَنُونِي نِسَاءَكُمْ. قَالُوا كَيْفَ نَرْهَنُكَ نِسَاءَنَا وَأَنْتَ أَجْمَلُ الْعَرَبِ قَالَ فَارْهَنُونِي أَبْنَاءَكُمْ. قَالُوا كَيْفَ نَرْهَنُكَ أَبْنَاءَنَا فَيُسَبُّ أَحَدُهُمْ، فَيُقَالُ رُهِنَ بِوَسْقٍ أَوْ وَسْقَيْنِ. هَذَا عَارٌ عَلَيْنَا، وَلَكِنَّا نَرْهَنُكَ اللأْمَةَ ـ قَالَ سُفْيَانُ يَعْنِي السِّلاَحَ ـ فَوَاعَدَهُ أَنْ يَأْتِيَهُ، فَجَاءَهُ لَيْلاً وَمَعَهُ أَبُو نَائِلَةَ وَهْوَ أَخُو كَعْبٍ مِنَ الرَّضَاعَةِ، فَدَعَاهُمْ إِلَى الْحِصْنِ، فَنَزَلَ إِلَيْهِمْ فَقَالَتْ لَهُ امْرَأَتُهُ أَيْنَ تَخْرُجُ هَذِهِ السَّاعَةَ فَقَالَ إِنَّمَا هُوَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ، وَأَخِي أَبُو نَائِلَةَ ـ وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو قَالَتْ أَسْمَعُ صَوْتًا كَأَنَّهُ يَقْطُرُ مِنْهُ الدَّمُ. قَالَ إِنَّمَا هُوَ أَخِي مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ وَرَضِيعِي أَبُو نَائِلَةَ ـ إِنَّ الْكَرِيمَ لَوْ دُعِيَ إِلَى طَعْنَةٍ بِلَيْلٍ لأَجَابَ قَالَ وَيُدْخِلُ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ مَعَهُ رَجُلَيْنِ ـ قِيلَ لِسُفْيَانَ سَمَّاهُمْ عَمْرٌو قَالَ سَمَّى بَعْضَهُمْ قَالَ عَمْرٌو جَاءَ مَعَهُ بِرَجُلَيْنِ وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو أَبُو عَبْسِ بْنُ جَبْرٍ، وَالْحَارِثُ بْنُ أَوْسٍ وَعَبَّادُ بْنُ بِشْرٍ قَالَ عَمْرٌو وَجَاءَ مَعَهُ بِرَجُلَيْنِ ـ فَقَالَ إِذَا مَا جَاءَ فَإِنِّي قَائِلٌ بِشَعَرِهِ فَأَشَمُّهُ، فَإِذَا رَأَيْتُمُونِي اسْتَمْكَنْتُ مِنْ رَأْسِهِ فَدُونَكُمْ فَاضْرِبُوهُ. وَقَالَ مَرَّةً ثُمَّ أُشِمُّكُمْ. فَنَزَلَ إِلَيْهِمْ مُتَوَشِّحًا وَهْوَ يَنْفَحُ مِنْهُ رِيحُ الطِّيبِ، فَقَالَ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ رِيحًا ـ أَىْ أَطْيَبَ ـ وَقَالَ غَيْرُ عَمْرٍو قَالَ عِنْدِي أَعْطَرُ نِسَاءِ الْعَرَبِ وَأَكْمَلُ الْعَرَبِ قَالَ عَمْرٌو فَقَالَ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أَشَمَّ رَأْسَكَ قَالَ نَعَمْ، فَشَمَّهُ، ثُمَّ أَشَمَّ أَصْحَابَهُ ثُمَّ قَالَ أَتَأْذَنُ لِي قَالَ نَعَمْ. فَلَمَّا اسْتَمْكَنَ مِنْهُ قَالَ دُونَكُمْ. فَقَتَلُوهُ ثُمَّ أَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ.
Amr Cabir b. Abdullah r.a.'l şöyle derken dinledim: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ka'b b. Eşrefin işini kim bitirebilir, diye sordu. Çünkü o Allah'a ve Resulüne eziyet vermiş bulunuyor. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme ayağa kalkarak: Ey Allah'ın Resulü, onu öldürmemi ister misin, dedi. O: Evet diye buyurdu. O halde bir şeyler söyleyebilmem için bana izin ver, dedi. Allah Resulü: Söyleyebilirsin, dedi. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme, Ka'b'ın yanına giderek dedi ki: Şu adam bizden Sadaka (zekat) vermemizi istedi. O artık bizden ağır işler istiyor. Ben de yanına senden ödünç istemeye geldim. Ka'b: Yine mi? Allah'a yemin ederim. Ondan çok usanacaksınız. Muhammed: Biz ona tabi olmuş olduk. Bundan dolayı durumu nereye varır görmeden onu terk etmek istemiyoruz. Senden bir ya da iki ve sk ödünç vermeni istiyoruz. -(Ravi dedi ki): Amr bize bir başka sefer de bu hadisi nakletti,. Fakat "bir ya da iki vesk"i sözkonusu etmedi. Ben ona: Hadiste "bir ya da iki vesk" var mı, diye sordum. O: gördüğüm kadarıyla "bir ya da iki vesk" vardır dedi.- Bunun üzerine Ka'b; olur. Fakat bana rehin veriniz, dedi. (Muhammed ve beraberindekiler): Ne istiyorsun, diye sordular. O: Bana hanımlarınızı rehin verin dedi. Sen Arapların en güzeli iken hanımlarımızı sana nasıl rehin verebiliriz, dediler. Bu sefer: O halde evlatlarınızı bana rehin bırakınız, dedi. Onlar: Sana evlatlarımızı nasıl rehin bırakabiliriz? Onların her birisine sövülmek istendiği vakit, bir vesk yahut iki veske karşılık rehin bırakıldı denilecek. Bu bizim için utanılacak bir şeyolur .. Fakat bunun yerine biz sana zırhlarımızı rehin bırakalım, dediler. -Süfyan bu laflZIa silahları kastediyor diye açıkladı.- Daha sonra yanına gelmek üzere onunla sözleşti. Beraberinde Ebu Naile bulunduğu halde geceleyin ona geldi. -Ebu Naile, Ka'b'ın süt kardeşi idi.- Ka'b onları kaleye çağırdı. Onların yanlarına inince hanım i ona: Bu saatte nereye çıkıp gidiyorsun, dedi. O: Gelenler Muhammed b. Mesleme ile kardeşim Ebu Naile'den başkası değildir, diye cevap verdi. -Amr'dan başkasının rivayetine göre- karısı şöyle demiştir: Ben sanki kendisinden kan damlayan bir ses işitiyorum. Ka'b da: Gelenler kardeşim Muhammed b. Mesleme ile süt kardeşim Ebu Naile'den başkası değildir. Şüphesiz asaletli bir kimse geceleyin bir hançer darbesine çağınlacak dahi olsa bu çağrıya icabet eder, dedi. (Cabir) dedi ki: Muhammed b. Mesleme beraberinde iki adamı da içeri aldı. -Süfyan'a: Amr bunların adlarını verdi mi, diye soruldu. Amr onların birisinin adını verdi, dedi. Amr dedi ki: Beraberinde iki adamla geldi. Amr'dan başkası ise Ebu Abs b. Cebr el-Haris b. Evs ve Abbad b. Bişr adlarını verdiler.- Amr dedi ki: Beraberinde iki adamla geldi. (Muhammed b. Mesleme beraberindekilere) dedi ki: (Ka'b) geldi mi ben onun saçını yakalayacak ve koklayacağım. Benim onun başını iyice yakaladığımı görürseniz siz de hemen gelip başını vurunuz. Bir seferinde de şunları da söyledi: Sonra size de koklatacağım. Ka'b örtülerine bürünmüş olarak yanlarına girdi. Hoş kokuları etrafa ya yılıyordu. (Muhammed): Ben bugün gibi hoş bir koku almış değilim. Amr'dan başkaları ise şöyle rivayet ettiler: (Ka'b): Yanımda arap kadınlarının en hoş koku sürüneni ve Arapların en mükemmeli vardır, dedi. Amr dedi ki: (Muhammed) dedi ki: Başını koklamama izin verir misin? Ka'b: Evet deyince, Muhammed başını kokladı. Sonra da arkadaşlarına koklattı, sonra da: Bana izin verir misin, dedi. Ka'b: Peki dedi. Muhammed onu iyice yakalayınca, haydi geliniz dedi ve onu öldürdüler. Sonra da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına giderek ona durumu haber verdiler." Fethu'l-Bari Açıklaması: Yahudi "Ka'b b. el-Eşrefin öldürülmesi" İbn İshak ve başkaları derler ki: Ka'b, Tayy'ın bir kolu olan Nebhan oğullarından Arap birisi idi. Babası cahiliye döneminde bir kan davasına karıştığından Medine'ye gelmiş, Nadir oğulları ile antlaşmış idi. Aralarında şerefli bir konuma gelmiş ve Ebu'I-Hukayk'ın kızı Aklle ile evlenmişti. Akile'den de Ka'b adındaki oğlu dünyaya gelmişti. Ka'b iri yarı, göbekli ve büyük başlı birisi idi. Bedir vakasından sonra Müslümanları hicvetmiş, Mekke'ye giderek Muttalib'in babası İbn Vedaa es-Sehml'nin yanında misafir olmuştu. Hassan hem onu, hem de Useyd b. Ebi'l-Iys b. Umeyye'nin kızı Atike'yi de hicvetmiş idi. Atike'nin Ka'b'ı kovması üzerine Ka'b da Medine'ye geri döndü, Müslümanların hanımları hakkında olmadık şiirler yazmaya başladı ve onları rahatsız etti. Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayetine göre Ka'b b. el-Eşref şair birisi idi. Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i de hicvediyor, Kureyş kafirlerini ona karşı kışkırtıyor, tahrik ediyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye geldiğinde Medine halkı karışıktı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların aralarını düzeltmek istedi. Yahudilerle müşrikler ise Müslümanlara alabildiğine eziyet ediyorlardı. Allah da Resulüne ve Müslümanlara sabretmelerini emretti. Fakat Ka'b rahatsızlık veren hallerinden vazgeçmeyi kabul etmeyince Resulullah s.a.v. da Sad b. Muaz'a onu öldürmek üzere birkaç kişi göndermelerini emir buyurdu. İbn Sad'ın naklettiğine göre Ka'b üçüncü yılın Rebiu'l-Ewel ayında öldürülmüştür. "Ka'b b. el-Eşrefin hakkından kim gelebilir?" Yani kim onu öldürmek için öne çıkar? İbn İshak'ın hasen bir senetle İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlarla birlikte Bakı' el-Garkad'a kadar yürüdü, sonra' onları yola koyarak: Allah'ın adı ile gidiniz, Allah'ım, onlara yardımcı ol, diye dua etti. "Sen Arapların en güzeli iken" muhtemelen onlar bu sözleri -aslında güzel olsa dahi- onunla inceden inceye bir alayolsun diye söylemişlerdi. İbn Sad, İkrime'den mürsel bir rivayetle: Biz sana güvenerneyiz. Güzelliğin dolayısıyla hangi kadın sana karşı koyar ki, demişlerdir. "Bir defasında da: Size de koklatırım demiştir." Yani sizin de onu kokIamamza imkan veririm. es-Süheyll der ki: Ka'b b. el-Eşrefin kıssasından anlaşıldığına göre ant1aşmalı bir kimse şeriat koyucuya (Nebi efendimize) sövecek olursa -Ebu Hanife'nin kanaatine muhalif olarak- öldürülebilir. Derim ki: Ancak bu tartışılabilir bir görüştür. Musanmf (Buhari)ın Cihad bölümünde kaydettikleri Ka'b'ın muharib birisi olduğu kanaatini vermektedir .. Çünkü bu hadisi "harb ehline suikast yapmak" başlığı ile "harbte yalan söylemek" başlığı altında zikretmiştir. Hadisten anlaşıldığına göre müşrik olan bir kimseye eğer genelolarak İslam daveti ulaşmış ise ona özelolarak davette bulunmaksızın öldürmek caizdir. Bir sözü söyleyen kişi hakikatini kastetmeyecek dahi olsa savaşta gerek duyulacak sözleri söylemek caizdir. Bu konuda da yeteri kadar açıklamalar cihad bölümünde (2938. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca bu hadiste Ka'b'ın sözü geçen hammının ileri derecede zeki, doğru söz söyleyen birisi ve duyduğu sesten kan damladığını ifade ederken oldukça belağat1i konuştuğu da anlaşılmaktadır
Narrated Jabir bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Who is willing to kill Ka`b bin Al-Ashraf who has hurt Allah and His Apostle?" Thereupon Muhammad bin Maslama got up saying, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Would you like that I kill him?" The Prophet (ﷺ) said, "Yes," Muhammad bin Maslama said, "Then allow me to say a (false) thing (i.e. to deceive Ka`b). "The Prophet (ﷺ) said, "You may say it." Then Muhammad bin Maslama went to Ka`b and said, "That man (i.e. Muhammad demands Sadaqa (i.e. Zakat) from us, and he has troubled us, and I have come to borrow something from you." On that, Ka`b said, "By Allah, you will get tired of him!" Muhammad bin Maslama said, "Now as we have followed him, we do not want to leave him unless and until we see how his end is going to be. Now we want you to lend us a camel load or two of food." (Some difference between narrators about a camel load or two.) Ka`b said, "Yes, (I will lend you), but you should mortgage something to me." Muhammad bin Mas-lama and his companion said, "What do you want?" Ka`b replied, "Mortgage your women to me." They said, "How can we mortgage our women to you and you are the most handsome of the 'Arabs?" Ka`b said, "Then mortgage your sons to me." They said, "How can we mortgage our sons to you? Later they would be abused by the people's saying that so-and-so has been mortgaged for a camel load of food. That would cause us great disgrace, but we will mortgage our arms to you." Muhammad bin Maslama and his companion promised Ka`b that Muhammad would return to him. He came to Ka`b at night along with Ka`b's foster brother, Abu Na'ila. Ka`b invited them to come into his fort, and then he went down to them. His wife asked him, "Where are you going at this time?" Ka`b replied, "None but Muhammad bin Maslama and my (foster) brother Abu Na'ila have come." His wife said, "I hear a voice as if dropping blood is from him, Ka`b said, "They are none but my brother Muhammad bin Maslama and my foster brother Abu Naila. A generous man should respond to a call at night even if invited to be killed." Muhammad bin Maslama went with two men. (Some narrators mention the men as 'Abu bin Jabr. Al Harith bin Aus and `Abbad bin Bishr). So Muhammad bin Maslama went in together with two men, and said to them, "When Ka`b comes, I will touch his hair and smell it, and when you see that I have got hold of his head, strike him. I will let you smell his head." Ka`b bin Al-Ashraf came down to them wrapped in his clothes, and diffusing perfume. Muhammad bin Maslama said, "I have never smelt a better scent than this." Ka`b replied, "I have got the best 'Arab women who know how to use the high class of perfume." Muhammad bin Maslama requested Ka`b "Will you allow me to smell your head?" Ka`b said, "Yes." Muhammad smelt it and made his companions smell it as well. Then he requested Ka`b again, "Will you let me (smell your head)?" Ka`b said, "Yes." When Muhammad got a strong hold of him, he said (to his companions), "Get at him!" So they killed him and went to the Prophet (ﷺ) and informed him. (Abu Rafi`) was killed after Ka`b bin Al-Ashraf
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَهْطًا إِلَى أَبِي رَافِعٍ فَدَخَلَ عَلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَتِيكٍ بَيْتَهُ لَيْلاً وَهْوَ نَائِمٌ فَقَتَلَهُ.
Bera' b. Azib r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Rafi"e birkaç kişi gönderdi. Geceleyin o uyurken Abdullah b. Atik evine girdi ve onu öldürdü
Narrated Al-Bara bin Azib:Allah's Messenger (ﷺ) sent a group of persons to Abu Rafi`. `Abdullah bin Atik entered his house at night, while he was sleeping, and killed him
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَبِي رَافِعٍ الْيَهُودِيِّ رِجَالاً مِنَ الأَنْصَارِ، فَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَتِيكٍ، وَكَانَ أَبُو رَافِعٍ يُؤْذِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَيُعِينُ عَلَيْهِ، وَكَانَ فِي حِصْنٍ لَهُ بِأَرْضِ الْحِجَازِ، فَلَمَّا دَنَوْا مِنْهُ، وَقَدْ غَرَبَتِ الشَّمْسُ، وَرَاحَ النَّاسُ بِسَرْحِهِمْ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ لأَصْحَابِهِ اجْلِسُوا مَكَانَكُمْ، فَإِنِّي مُنْطَلِقٌ، وَمُتَلَطِّفٌ لِلْبَوَّابِ، لَعَلِّي أَنْ أَدْخُلَ. فَأَقْبَلَ حَتَّى دَنَا مِنَ الْبَابِ ثُمَّ تَقَنَّعَ بِثَوْبِهِ كَأَنَّهُ يَقْضِي حَاجَةً، وَقَدْ دَخَلَ النَّاسُ، فَهَتَفَ بِهِ الْبَوَّابُ يَا عَبْدَ اللَّهِ إِنْ كُنْتَ تُرِيدُ أَنْ تَدْخُلَ فَادْخُلْ، فَإِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُغْلِقَ الْبَابَ. فَدَخَلْتُ فَكَمَنْتُ، فَلَمَّا دَخَلَ النَّاسُ أَغْلَقَ الْبَابَ، ثُمَّ عَلَّقَ الأَغَالِيقَ عَلَى وَتَدٍ قَالَ فَقُمْتُ إِلَى الأَقَالِيدِ، فَأَخَذْتُهَا فَفَتَحْتُ الْبَابَ، وَكَانَ أَبُو رَافِعٍ يُسْمَرُ عِنْدَهُ، وَكَانَ فِي عَلاَلِيَّ لَهُ، فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْهُ أَهْلُ سَمَرِهِ صَعِدْتُ إِلَيْهِ، فَجَعَلْتُ كُلَّمَا فَتَحْتُ بَابًا أَغْلَقْتُ عَلَىَّ مِنْ دَاخِلٍ، قُلْتُ إِنِ الْقَوْمُ نَذِرُوا بِي لَمْ يَخْلُصُوا إِلَىَّ حَتَّى أَقْتُلَهُ. فَانْتَهَيْتُ إِلَيْهِ، فَإِذَا هُوَ فِي بَيْتٍ مُظْلِمٍ وَسْطَ عِيَالِهِ، لاَ أَدْرِي أَيْنَ هُوَ مِنَ الْبَيْتِ فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ. قَالَ مَنْ هَذَا فَأَهْوَيْتُ نَحْوَ الصَّوْتِ، فَأَضْرِبُهُ ضَرْبَةً بِالسَّيْفِ، وَأَنَا دَهِشٌ فَمَا أَغْنَيْتُ شَيْئًا، وَصَاحَ فَخَرَجْتُ مِنَ الْبَيْتِ، فَأَمْكُثُ غَيْرَ بَعِيدٍ ثُمَّ دَخَلْتُ إِلَيْهِ فَقُلْتُ مَا هَذَا الصَّوْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ. فَقَالَ لأُمِّكَ الْوَيْلُ، إِنَّ رَجُلاً فِي الْبَيْتِ ضَرَبَنِي قَبْلُ بِالسَّيْفِ، قَالَ فَأَضْرِبُهُ ضَرْبَةً أَثْخَنَتْهُ وَلَمْ أَقْتُلْهُ، ثُمَّ وَضَعْتُ ظُبَةَ السَّيْفِ فِي بَطْنِهِ حَتَّى أَخَذَ فِي ظَهْرِهِ، فَعَرَفْتُ أَنِّي قَتَلْتُهُ، فَجَعَلْتُ أَفْتَحُ الأَبْوَابَ بَابًا بَابًا حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى دَرَجَةٍ لَهُ، فَوَضَعْتُ رِجْلِي وَأَنَا أُرَى أَنِّي قَدِ انْتَهَيْتُ إِلَى الأَرْضِ فَوَقَعْتُ فِي لَيْلَةٍ مُقْمِرَةٍ، فَانْكَسَرَتْ سَاقِي، فَعَصَبْتُهَا بِعِمَامَةٍ، ثُمَّ انْطَلَقْتُ حَتَّى جَلَسْتُ عَلَى الْبَابِ فَقُلْتُ لاَ أَخْرُجُ اللَّيْلَةَ حَتَّى أَعْلَمَ أَقَتَلْتُهُ فَلَمَّا صَاحَ الدِّيكُ قَامَ النَّاعِي عَلَى السُّورِ فَقَالَ أَنْعَى أَبَا رَافِعٍ تَاجِرَ أَهْلِ الْحِجَازِ. فَانْطَلَقْتُ إِلَى أَصْحَابِي فَقُلْتُ النَّجَاءَ، فَقَدْ قَتَلَ اللَّهُ أَبَا رَافِعٍ. فَانْتَهَيْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَحَدَّثْتُهُ فَقَالَ " ابْسُطْ رِجْلَكَ ". فَبَسَطْتُ رِجْلِي، فَمَسَحَهَا، فَكَأَنَّهَا لَمْ أَشْتَكِهَا قَطُّ.
Bera b. Azib dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Yahudi Ebu Rafi"e Ensardan birkaç kişiyi gönderdi. Onların başlarına da Abdullah b. Atik'i kumandan tayin etti. Ebu RMi' Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e eziyet ediyor ve ona karşı (düşmanlara) yardım ediyordu. Hicaz'da kendisine ait bir kalede kalıyordu. --Güneşin battığı ve insanların davarları ile birlikte geri döndükleri bir sırada-- yanma yaklaştıklarında Abdullah arkadaşlarına: Yerinizde oturunuz. Ben kapıcmın yanma gidip içeri girebilirim ümidiyle onunla güzelce konuşacağım, dedi. Sonra kapıya yaklaşıncaya kadar yürüdü. Daha sonra bir ihtiyacını gideriyormuş gibi elbisesine büründü. Herkes içeri girmiş bulunuyordu. Kapıcı kendisine: Ey Allah'ın kulu, eğer içeri girmek istiyorsan haydi gir,. Çünkü ben kapıyı kapatmak istiyorum, dedi. Ben de içeri giriverdim ve saklandım. Herkes içeri girdikten sonra kapıcı kapıyı kapattı, sonra da anahtarları bir direğe astı. (Abdullah b. Atık) der ki: Kalkıp anahtarları aldım, kapıyı açtım ve Ebu Rafi"in yanmda -ki kalenin üst taraflarında bir yerde olurdu- geceleyin sohbet yapılırdı. Gece sohbet arkadaşları yanından ayrılıp gidinceonun yanma çıkmaya. başladım. Her bir kapı açtıkça onu içeriden üzerime kapatıyordum. Kendi kendime: Eğer kavmi beni fark edecek olsalar dahi onu öldürmeden benim yanıma ulaşamazlar, diye düşündüm. Nihayet onun yanına vardım. Karanlık bir odada ailesi arasında bulunuyordu .. Fakat onun odanın neresinde olduğunu bilemiyordum. 'Ebu Rafi" diye seslendim. Bu kim, dedi. Ben de sesin olduğu tarafa atıldım ve kılıcımla ona ilk darbeyi indirdim .. Fakat dehşet içinde olduğumdan o darbem bir işe yaramadı. Ebu Rafi' feryadı bastırdı. Ben de odadan dışarıya çıktım. Fazla uzağa gitmeden geri dönüp yine yanına girdim. Bu sefer: Ey Ebu Rafi', bu ses ne oluyor, dedim. 'Vay senin ananın haline bundan önce bir adam bu odada bana bir kılıçla bir darbe indirdi' dedi. (Abdullah b. Atık) dedi ki: Ben de ona bir darbe daha indirdim, ağır yaralamakla birlikte tam öldüremedim. Daha sonra kılıcın keskin tarafını karnına sapladım ve sırtına kadar ulaştı. Böylece onu öldürdüğümü anladım. Kapılan teker teker açmaya (ve kaçmaya) başladım. Nihayet ben basamaklar bitmiş, yere varmış olduğumu zannedip ayağımı uzatırken son basamak olduğunu bilmediğimden ayın etrafı aydınlattığı o gecede düştüm ve baldırımı kırdım. Hemen bir sank ile onu sardım, sonra yürüdüm ve nihayet kapının önünde oturdum. Onu öldürüp öldürmediğimi anlayıncaya kadar bu gece çıkmayacağım, dedim. Horoz ötmeye başlayınca, ölümü ilan eden kişi, surun üzerine dikilerek: Hicaz halkının tüccan Ebu Rafi"in ölümünü ilan ederim, dedi. Ben de arkadaşlarımın yanına giderek: Haydi koşunuz,Allah Ebu Rafi"i katletti, dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım, ona olanları anlattım. Bana: Ayağını uzat, dedi. Ben de ayağımı uzattım (eliyle) onu sıvazladı. Sanki hiç ağnsını duymamış gibi oldum
Narrated Al-Bara bin Azib:Allah's Messenger (ﷺ) sent some men from the Ansar to ((kill) Abu Rafi`, the Jew, and appointed `Abdullah bin Atik as their leader. Abu Rafi` used to hurt Allah's Messenger (ﷺ) and help his enemies against him. He lived in his castle in the land of Hijaz. When those men approached (the castle) after the sun had set and the people had brought back their livestock to their homes. `Abdullah (bin Atik) said to his companions, "Sit down at your places. I am going, and I will try to play a trick on the gate-keeper so that I may enter (the castle)." So `Abdullah proceeded towards the castle, and when he approached the gate, he covered himself with his clothes, pretending to answer the call of nature. The people had gone in, and the gate-keeper (considered `Abdullah as one of the castle's servants) addressing him saying, "O Allah's Servant! Enter if you wish, for I want to close the gate." `Abdullah added in his story, "So I went in (the castle) and hid myself. When the people got inside, the gate-keeper closed the gate and hung the keys on a fixed wooden peg. I got up and took the keys and opened the gate. Some people were staying late at night with Abu Rafi` for a pleasant night chat in a room of his. When his companions of nightly entertainment went away, I ascended to him, and whenever I opened a door, I closed it from inside. I said to myself, 'Should these people discover my presence, they will not be able to catch me till I have killed him.' So I reached him and found him sleeping in a dark house amidst his family, I could not recognize his location in the house. So I shouted, 'O Abu Rafi`!' Abu Rafi` said, 'Who is it?' I proceeded towards the source of the voice and hit him with the sword, and because of my perplexity, I could not kill him. He cried loudly, and I came out of the house and waited for a while, and then went to him again and said, 'What is this voice, O Abu Rafi`?' He said, 'Woe to your mother! A man in my house has hit me with a sword! I again hit him severely but I did not kill him. Then I drove the point of the sword into his belly (and pressed it through) till it touched his back, and I realized that I have killed him. I then opened the doors one by one till I reached the staircase, and thinking that I had reached the ground, I stepped out and fell down and got my leg broken in a moonlit night. I tied my leg with a turban and proceeded on till I sat at the gate, and said, 'I will not go out tonight till I know that I have killed him.' So, when (early in the morning) the cock crowed, the announcer of the casualty stood on the wall saying, 'I announce the death of Abu Rafi`, the merchant of Hijaz. Thereupon I went to my companions and said, 'Let us save ourselves, for Allah has killed Abu Rafi`,' So I (along with my companions proceeded and) went to the Prophet (ﷺ) and described the whole story to him. "He said, 'Stretch out your (broken) leg. I stretched it out and he rubbed it and it became All right as if I had never had any ailment whatsoever
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا شُرَيْحٌ ـ هُوَ ابْنُ مَسْلَمَةَ ـ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَبِي رَافِعٍ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَتِيكٍ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُتْبَةَ فِي نَاسٍ مَعَهُمْ، فَانْطَلَقُوا حَتَّى دَنَوْا مِنَ الْحِصْنِ، فَقَالَ لَهُمْ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَتِيكٍ امْكُثُوا أَنْتُمْ حَتَّى أَنْطَلِقَ أَنَا فَأَنْظُرَ. قَالَ فَتَلَطَّفْتُ أَنْ أَدْخُلَ الْحِصْنَ، فَفَقَدُوا حِمَارًا لَهُمْ ـ قَالَ ـ فَخَرَجُوا بِقَبَسٍ يَطْلُبُونَهُ ـ قَالَ ـ فَخَشِيتُ أَنْ أُعْرَفَ ـ قَالَ ـ فَغَطَّيْتُ رَأْسِي كَأَنِّي أَقْضِي حَاجَةً، ثُمَّ نَادَى صَاحِبُ الْبَابِ مَنْ أَرَادَ أَنْ يَدْخُلَ فَلْيَدْخُلْ قَبْلَ أَنْ أُغْلِقَهُ. فَدَخَلْتُ ثُمَّ اخْتَبَأْتُ فِي مَرْبِطِ حِمَارٍ عِنْدَ باب الْحِصْنِ، فَتَعَشَّوْا عِنْدَ أَبِي رَافِعٍ وَتَحَدَّثُوا حَتَّى ذَهَبَتْ سَاعَةٌ مِنَ اللَّيْلِ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى بُيُوتِهِمْ، فَلَمَّا هَدَأَتِ الأَصْوَاتُ وَلاَ أَسْمَعُ حَرَكَةً خَرَجْتُ ـ قَالَ ـ وَرَأَيْتُ صَاحِبَ الْبَابِ حَيْثُ وَضَعَ مِفْتَاحَ الْحِصْنِ، فِي كَوَّةٍ فَأَخَذْتُهُ فَفَتَحْتُ بِهِ باب الْحِصْنِ. قَالَ قُلْتُ إِنْ نَذِرَ بِي الْقَوْمُ انْطَلَقْتُ عَلَى مَهَلٍ، ثُمَّ عَمَدْتُ إِلَى أَبْوَابِ بُيُوتِهِمْ، فَغَلَّقْتُهَا عَلَيْهِمْ مِنْ ظَاهِرٍ، ثُمَّ صَعِدْتُ إِلَى أَبِي رَافِعٍ فِي سُلَّمٍ، فَإِذَا الْبَيْتُ مُظْلِمٌ قَدْ طَفِئَ سِرَاجُهُ، فَلَمْ أَدْرِ أَيْنَ الرَّجُلُ، فَقُلْتُ يَا أَبَا رَافِعٍ. قَالَ مَنْ هَذَا قَالَ فَعَمَدْتُ نَحْوَ الصَّوْتِ فَأَضْرِبُهُ، وَصَاحَ فَلَمْ تُغْنِ شَيْئًا ـ قَالَ ـ ثُمَّ جِئْتُ كَأَنِّي أُغِيثُهُ فَقُلْتُ مَا لَكَ يَا أَبَا رَافِعٍ وَغَيَّرْتُ صَوْتِي. فَقَالَ أَلاَ أُعْجِبُكَ لأُمِّكَ الْوَيْلُ، دَخَلَ عَلَىَّ رَجُلٌ فَضَرَبَنِي بِالسَّيْفِ. قَالَ فَعَمَدْتُ لَهُ أَيْضًا فَأَضْرِبُهُ أُخْرَى فَلَمْ تُغْنِ شَيْئًا، فَصَاحَ وَقَامَ أَهْلُهُ، قَالَ ثُمَّ جِئْتُ وَغَيَّرْتُ صَوْتِي كَهَيْئَةِ الْمُغِيثِ، فَإِذَا هُوَ مُسْتَلْقٍ عَلَى ظَهْرِهِ، فَأَضَعُ السَّيْفَ فِي بَطْنِهِ ثُمَّ أَنْكَفِئُ عَلَيْهِ حَتَّى سَمِعْتُ صَوْتَ الْعَظْمِ، ثُمَّ خَرَجْتُ دَهِشًا حَتَّى أَتَيْتُ السُّلَّمَ أُرِيدُ أَنْ أَنْزِلَ، فَأَسْقُطُ مِنْهُ فَانْخَلَعَتْ رِجْلِي فَعَصَبْتُهَا، ثُمَّ أَتَيْتُ أَصْحَابِي أَحْجُلُ فَقُلْتُ انْطَلِقُوا فَبَشِّرُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِنِّي لاَ أَبْرَحُ حَتَّى أَسْمَعَ النَّاعِيَةَ، فَلَمَّا كَانَ فِي وَجْهِ الصُّبْحِ صَعِدَ النَّاعِيَةُ فَقَالَ أَنْعَى أَبَا رَافِعٍ. قَالَ فَقُمْتُ أَمْشِي مَا بِي قَلَبَةٌ، فَأَدْرَكْتُ أَصْحَابِي قَبْلَ أَنْ يَأْتُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَشَّرْتُهُ.
Ebu İshak dediki: Bera' bin A'zib r.a.'ı şöyle derken dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Rafi'in üzerine Abdullah bin Atik ve Abdullah bin Utbe'yi beraberlerinde bir kaç kişi ile birlikte gönderdi. Onlarda yola koyuldular. Nihayet kale'ye yaklaştıklarında Abdullah bin Atik arkadaşlarına: Siz burada burada durun, ben gidip bir bakayım, dedi. (Abdullah) dediki: Ben gizlice kaleye girmeye çalıştım. Bir eşeklerini bulamamışlardı. Bir çıra ile çıkıp onu aramaya koyuldular. Tanınmaktan korktuğum için ihtiyacımı gideriyormuş gibi başımı örttüm. Daha sonra kapıcı: İçeri girmek isteyen ben kapıyı kilitlemeden girsin, diye seslendi. Ben de içeri girdim. Sonra da kapının yanında bir eşek ahırında saklandım. Ebu Rafi"in yanında akşam yemeğini yediler ve gecenin bir bölümü geçinceye kadar sohbet ettiler. Sonra da evlerine geri döndüler. Sesler dinip artık hiçbir kıpırdama sesi duymayınca çıktım. (Abdullah b. Atık) dedi ki: Ben kapıcının kale kapısının anahtarını duvardaki bir oyuğa koyduğunu görmüştüm. Hemen o anahtarı aldım ve onunla kalenin kapısını açtım. (Abdullah b. Arık) dedi ki: Kendi kendime eğer bunlar beni fark edecek olurlarsa istifimi bozmadan giderim, diye düşündüm. Sonra da odalarının kapılarına yöneldim. Dışardan bu kapıları üzerlerine kapattıktan sonra bir merdiven ile Ebu Rafi"in yanına çıktım. Odanın kandilinin söndürülmüş olduğunu ve karanlık olduğunu gördüm. Bu sebeple adamın nerede olduğunu bilemediğimden: Ey Ebu Rafi' diye seslendim. O kim, dedi. Ben de sesin geldiği tarafa doğru yöneldim ve ona bir darbe indirdim. Kendisi feryadı bastı,. Fakat o darbem bir işe yaramamıştı. (İbn Atik) dedi ki: Az sonra, yanına yardımına gelmişim gibi döndüm. Sesimi değiştirerek: Neyin var Ebu Rafi', dedim. Annenin kahrolması hoşuna gider mi? Az önce yanıma bir adam girdi ve bana bir kılıçla bir darbe indirdi. (İbn Atik) dedi ki: Yine ona doğru gittim ve ona bir darbe daha indirdim,. Fakat bu da bir işe yaramadı. Yine feryadı bastı, hanımı da kalktı. (İbn Arık devamla) dedi ki: Daha sonra tekrar yardım etmeye gelmiş birisi imişim gibi sesimi değiştirerek geldim. Onu sırtüstü uzanmış gördüm, kılıcımı karnına sapladım. Sonra da kemik sesini duyuncaya kadar kılıcın kabzası üzerine abandım. Daha sonra dehşetle çıktım. Nihayet aşağı inmek için merdivenlere geldim .. Fakat merdivenden aşağı düştüm. Ayağım çıktı, ben de onu bağladım. Sonra arkadaşlarımın yanına topallayarak gittim. Haydi gidin, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e müjdeyi verin. Ben ölüm ilanını yapanları duyuncaya kadar buradan ayrılmayacağım, dedim. Sabaha doğru ölüm ilanını yapan kişi (sura) çıktı ve: Ebu Rafi"in öldüğünü ilan ediyorum, diye seslendi. (İbn Atık) dedi ki: Ben de en ufak bir rahatsızlık olmadığı halde kalktım ve yürümeye koyuldum. Daha Nebi sallallShu aleyhi ve sel• lem'in yanına arkadaşlarım ulaşmadan onlara yetiştim ve ona müjdeyi verdim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Elbisesine" tanınmasın diye kendisini gizlemek için örtünüp "büründü." "Saklandı" gizlendi. "Sonra anahtarları bir sopanın üzerine astı. Ben de kalkıp anahtarları aldım." (Anahtarlar anlamı verilen) el-ekal1d "iKid"in çoğuludur. "Kalenin üst taraflarında" maksat yüksekçe yerdeki odalardır. "Beni fark ederlerse" durumumu anlarlarsa. "Hiçbir faydası olmadı" yani onu öldüremedi. "Hızlıca koşunuz" dedi. Hadisten Çıkartılacak Bazı Sonuçlar 1. Davet kendisine ulaşmış olmakla birlikte şirk üzere ısrar eden müşriğin suikast ile öldürülmesi caizdir. 2. Eliyle, malıyla ya da diliyle Reslilullah sallalU,hu aleyhi ve sellem'e karşı (düşmanlarına) yardımcı olanın da öldürülmesi caizdir. 3. Savaş ehli olan kimselere karşı casusluk yapmak ve onların gafil zamanlarını kollamak, müşrikler ile savaşta işi sıkı tutmak caizdir. 4. Bir masıahat sebebiyle üstü kapalı konuşmak ve az sayıdaki Müslümanların çok sayıdaki müşriklere taarruz etmeleri caizdir. 5. Aynı şekilde delil ve alamete dayanarak hüküm de verilebilir .. Çünkü İbn Atık, Ebli Rafi"in sesi ile onun nerede olduğunu bulmaya çalışmış ve onun ölümünü, ölümü ilan eden kişinin sesine güvenerek gerçek olarak kabul etmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
Narrated Al-Bara:Allah's Messenger (ﷺ) sent `Abdullah bin 'Atik and `Abdullah bin `Utba with a group of men to Abu Rafi` (to kill him). They proceeded till they approached his castle, whereupon `Abdullah bin Atik said to them, "Wait (here), and in the meantime I will go and see." `Abdullah said later on, "I played a trick in order to enter the castle. By chance, they lost a donkey of theirs and came out carrying a flaming light to search for it. I was afraid that they would recognize me, so I covered my head and legs and pretended to answer the call to nature. The gatekeeper called, 'Whoever wants to come in, should come in before I close the gate.' So I went in and hid myself in a stall of a donkey near the gate of the castle. They took their supper with Abu Rafi` and had a chat till late at night. Then they went back to their homes. When the voices vanished and I no longer detected any movement, I came out. I had seen where the gate-keeper had kept the key of the castle in a hole in the wall. I took it and unlocked the gate of the castle, saying to myself, 'If these people should notice me, I will run away easily.' Then I locked all the doors of their houses from outside while they were inside, and ascended to Abu Rafi` by a staircase. I saw the house in complete darkness with its light off, and I could not know where the man was. So I called, 'O Abu Rafi`!' He replied, 'Who is it?' I proceeded towards the voice and hit him. He cried loudly but my blow was futile. Then I came to him, pretending to help him, saying with a different tone of my voice, ' What is wrong with you, O Abu Rafi`?' He said, 'Are you not surprised? Woe on your mother! A man has come to me and hit me with a sword!' So again I aimed at him and hit him, but the blow proved futile again, and on that Abu Rafi` cried loudly and his wife got up. I came again and changed my voice as if I were a helper, and found Abu Rafi` lying straight on his back, so I drove the sword into his belly and bent on it till I heard the sound of a bone break. Then I came out, filled with astonishment and went to the staircase to descend, but I fell down from it and got my leg dislocated. I bandaged it and went to my companions limping. I said (to them), 'Go and tell Allah's Messenger (ﷺ) of this good news, but I will not leave (this place) till I hear the news of his (i.e. Abu Rafi`'s) death.' When dawn broke, an announcer of death got over the wall and announced, 'I convey to you the news of Abu Rafi`'s death.' I got up and proceeded without feeling any pain till I caught up with my companions before they reached the Prophet (ﷺ) to whom I conveyed the good news
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ " هَذَا جِبْرِيلُ آخِذٌ بِرَأْسِ فَرَسِهِ عَلَيْهِ أَدَاةُ الْحَرْبِ ".
İbn Abbas r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü şöyle buyurdu: İşte Cibril! üzerinde savaş araçları bulunduğu halde, atının başını tutmuş olarak geliyor
Narrated Ibn `Abbas:On the day of Uhud. the Prophet (ﷺ) said, "This is Gabriel holding the head of his horse and equipped with war material
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ عَدِيٍّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ حَيْوَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَتْلَى أُحُدٍ بَعْدَ ثَمَانِي سِنِينَ، كَالْمُوَدِّعِ لِلأَحْيَاءِ وَالأَمْوَاتِ، ثُمَّ طَلَعَ الْمِنْبَرَ فَقَالَ " إِنِّي بَيْنَ أَيْدِيكُمْ فَرَطٌ، وَأَنَا عَلَيْكُمْ شَهِيدٌ، وَإِنَّ مَوْعِدَكُمُ الْحَوْضُ، وَإِنِّي لأَنْظُرُ إِلَيْهِ مِنْ مَقَامِي هَذَا، وَإِنِّي لَسْتُ أَخْشَى عَلَيْكُمْ أَنْ تُشْرِكُوا، وَلَكِنِّي أَخْشَى عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا أَنْ تَنَافَسُوهَا ". قَالَ فَكَانَتْ آخِرَ نَظْرَةٍ نَظَرْتُهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Ukbe b. Amir dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hem hayatta olanlara, hem ölmüş olanlara veda edercesine sekiz yıl sonra Uhud'da öldürülenIere namaz kıldı. Sonra minbere çıkarak şöyle buyurdu: Ben sizin önünüzden, sizin faydanız için gidiyorum. Ben size karşı bir şahidim. Sizinle buluşma yerimiz Havz'dır. Ben şu anda bulunduğum bu yerden onu görüyor gibiyim. Sizin için (Allah 'a) ortak koşacaksınız diye korkmuyorum,. Fakat sizin dünyalık uğrunda birbirinizle yarışacağınızdan korkuyorum." (Ukbe) dedi ki: Bu, benim Resulullah saIlaIliihu aleyhi ve seIlem'i son görüşüm oldu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hayattakilere de, ölmüşlere de veda eder gibi." Hayatta olanlarla vedalaşmanın nasılolduğu açıkça anlaşılmaktadır ... Çünkü hadisin akışı bunun hayatının son dönemlerinde olduğunu hissettirmektedir. Ölülerle vedalaşması da muhtemelen bedenen artık ölüleri ziyaret etmesinin kesilmiş olacağını kastetmiş olmalıdır .. Çünkü ölümden sonra diri ise de, onun bu hayatı uhrevı bir hayattır. Dünya hayatına benzemez. Doğrusu en iyi bilen Allah'tır. Bir diğer ihtimale göre ölüler ile vedalaşması, Aişe'den rivayet edilen hadiste işaret olunan Baki'de medfun bulunanlar için mağfiret dilemesi de olabilir. Bu hadise dair açıklamalar hem Cenazeler bahsinde, hem de Nübüwetin Alametleri'nde geçmiş bulunmaktadır.(Bk. 3596 nolu hadis)
Narrated `Uqba bin Amir:Allah's Messenger (ﷺ) offered the funeral prayers of the martyrs of Uhud eight years after (their death), as if bidding farewell to the living and the dead, then he ascended the pulpit and said, "I am your predecessor before you, and I am a witness on you, and your promised place to meet me will be Al- Haud (i.e. the Tank) (on the Day of Resurrection), and I am (now) looking at it from this place of mine. I am not afraid that you will worship others besides Allah, but I am afraid that worldly life will tempt you and cause you to compete with each other for it." That was the last look which I cast on Allah's Messenger (ﷺ)
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَقِينَا الْمُشْرِكِينَ يَوْمَئِذٍ، وَأَجْلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم جَيْشًا مِنَ الرُّمَاةِ، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ عَبْدَ اللَّهِ وَقَالَ " لاَ تَبْرَحُوا، إِنْ رَأَيْتُمُونَا ظَهَرْنَا عَلَيْهِمْ فَلاَ تَبْرَحُوا وَإِنْ رَأَيْتُمُوهُمْ ظَهَرُوا عَلَيْنَا فَلاَ تُعِينُونَا ". فَلَمَّا لَقِينَا هَرَبُوا حَتَّى رَأَيْتُ النِّسَاءَ يَشْتَدِدْنَ فِي الْجَبَلِ، رَفَعْنَ عَنْ سُوقِهِنَّ قَدْ بَدَتْ خَلاَخِلُهُنَّ، فَأَخَذُوا يَقُولُونَ الْغَنِيمَةَ الْغَنِيمَةَ. فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ عَهِدَ إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ لاَ تَبْرَحُوا. فَأَبَوْا، فَلَمَّا أَبَوْا صُرِفَ وُجُوهُهُمْ، فَأُصِيبَ سَبْعُونَ قَتِيلاً، وَأَشْرَفَ أَبُو سُفْيَانَ فَقَالَ أَفِي الْقَوْمِ مُحَمَّدٌ فَقَالَ " لاَ تُجِيبُوهُ ". فَقَالَ أَفِي الْقَوْمِ ابْنُ أَبِي قُحَافَةَ قَالَ " لاَ تُجِيبُوهُ ". فَقَالَ أَفِي الْقَوْمِ ابْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ إِنَّ هَؤُلاَءِ قُتِلُوا، فَلَوْ كَانُوا أَحْيَاءً لأَجَابُوا، فَلَمْ يَمْلِكْ عُمَرُ نَفْسَهُ فَقَالَ كَذَبْتَ يَا عَدُوَّ اللَّهِ، أَبْقَى اللَّهُ عَلَيْكَ مَا يُخْزِيكَ. قَالَ أَبُو سُفْيَانَ أُعْلُ هُبَلْ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَجِيبُوهُ ". قَالُوا مَا نَقُولُ قَالَ " قُولُوا اللَّهُ أَعْلَى وَأَجَلُّ ". قَالَ أَبُو سُفْيَانَ لَنَا الْعُزَّى وَلاَ عُزَّى لَكُمْ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَجِيبُوهُ ". قَالُوا مَا نَقُولُ قَالَ " قُولُوا اللَّهُ مَوْلاَنَا وَلاَ مَوْلَى لَكُمْ ". قَالَ أَبُو سُفْيَانَ يَوْمٌ بِيَوْمِ بَدْرٍ، وَالْحَرْبُ سِجَالٌ، وَتَجِدُونَ مُثْلَةً لَمْ آمُرْ بِهَا وَلَمْ تَسُؤْنِي. أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ اصْطَبَحَ الْخَمْرَ يَوْمَ أُحُدٍ نَاسٌ ثُمَّ قُتِلُوا شُهَدَاءَ.
Bera r.a. dedi ki: "O gün müşriklerle karşılaştık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem okçulardan oluşan bir askeri birliği konuşlandırdı ve başlarına Abdullah (b. Cubeyr)'ı kumandan tayin ederek, buradan ayrılmayın, bizim onlara karşı zafer kazandığımızı görseniz dahi yine ayrılmayın. Onların bize karşı zafer kazandıklarını görseniz gelip bize yardım etmeyin, dedi. Birbirimizle karşı karşıya gelince müşrikler kaçtılar. Öyle ki kadınların dağa doğru hızlıca koştuklarını gördüm. Elbiselerinin eteklerini yukarı doğru çektiklerinden baldırıarı, halhalları görününceye kadar açılmıştı. (Okçular): Haydi ganimete, haydi ganimete koşalım, demeye koyuldular.. Fakat Abdullah (b. Cubeyr): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana buradan ayrılmayın diye emretmişti, dediyse de onun dediğini kabul etmediler, ama yerlerinde durmayı kabul etmeyince de nereye gideceklerini şaşırdılar. Yetmiş kişi öldürüldü. Ebu Süfyan yüksekçe bir yere çıkarak: Hayattakiler arasında Muhammed var mıdır, diye sordu. Allah Resulü: Ona karşılık vermeyin, diye buyurdu. Peki, hayattakiler arasında Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir) var mı, diye sordu. Allah Resulü: Ona cevap vermeyin, diye buyurdu. Bu sefer: Hayattakiler arasında Hattab'ın oğlu (Ömer) var mı, diye sordu. (Cevap alamayınca) bunlar öldürüldüler. Hayatta olsalardı karşılık verirlerdi, dedi. Fakat Ömer kendisini tutamayarak: Yalan söylüyorsun ey Allah'ın düşmanı, Allah seni üzecek şekilde bunları hayatta bıraktı, diye cevap verdi. Ebu Süfyan: Yücel ey Hubel, dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona cevap veriniz, diye buyurdu. Ne diyelim, diye sordular. Allah Resulü: Allah. daha üstün, daha. yücedir, (deyiniz diye buyurdu. Ebu Süfyan: Bizim Uzza'mlZ var, sizin Uzza'nız yok dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona cevap veriniz diye buyurdu. Ne diyelim, diye sordular. Allah Resulü: Allah bizim mevlamızdır, sizinse mevlanız yok deyiniz, diye buyurdu. Ebu Süfyan dedi ki: Bedir'e karşılık (işte böyle) bir gün. Savaş danöbetleşedir. Ölülerin azalarının kesilmiş olduğunu göreceksiniz. Böyle yapılmasını ben emretmediğim gibi bundan rahatsız da oITadım'. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Emre itaat etmeyince nereye gideceklerini de bilemediler." Şaşırıp kaIdıIar, nereye doğru gidecekIerini bilemediler. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte oniki kişi dışında kimse sebat etmedi. TaberTde, es-Süddt yoIuyIa şöyle dediği nakledilmektedir: "Ashab etrafa dağıldı. Kimileri Medine'ye girdi, kimileri dağa çıktı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise yerinde sebat ederek insanları Allah'a davet etti. İbn Kamia denilen kişi ona bir taş attı, burnunu ve ön dişini kırdı, yüzünü de ağır bir şekilde yaraladı. Otuz kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına geri döndü ve onu korumaya başladılar. Aralarından Talha ile SehI b. Huneyf onu taşıdı. TaIha'ya bir ok atıIdı, bundan doIayı eli felç oIdu. Dağa doğru kaçanIardan bazıIarı: Keşke bizden bir elçi Abdullah b. Ubey'e giderek bizim• için Ebu Süf)an'dan em an istemesini söyIesr; dediler. Enes b. en-Nadr ise şöyIe dedi: ArkadaşIar, eğer Muhammed öldürüldü ise Muhammed'in Rabbi öIdürüImedi. Haydi o ne için savaştıysa siz de onun uğrunda savaşınız." Daha sonra -birazdan geIeceği gibi- onun öldürüIme oIayını kaydetmektedir. ResuIullah sallallahu aleyhi ve sellem dağa yönelince ashabından bir adam ona bir ok atmak istedi. Ona: Ben Allah'ın RasuIuyüm dedi. Onlar da bunu işitince buna sevindiler, etrafında topIandılar, kaçanIar da geri döndüIer. İIeride ayrı bir başlıkta Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünü kimin yaraIadığı ile ilgili açıklamaIar geIecektir. "Yetmiş kişi şehit oIdu." Zuheyr'in rivayetinde "onIardan bir kesim isabet aldı" denilmektedir ki, Müslümanlardan bir kesim anlamındadır. Said b. Mansur da Ebu'd-Duha'dan mürseI bir rivayet oIarak şöyle dediğini rivayet eder: "O gün -Uhud günü- yetmiş kişi öIdürüIdü, dördü muhacirlerdendi. BunIar: Hamza, Mus'ab b. Umeyr, Abdullah b. Cahş ve Şemmas b. Osman'dır, diğerleri ise Ensardandı." "AlIah senin üzüImene sebep olacak kimseleri hayatta bıraktı." Zuheyr ayrıca: "Senin saydıkIarının hepsi şüphesiz hayattadırla: " ilavesini yapmaktadır. "YüceI ey HubeI!" İbn İshak dedi ki: YüceI ey HubeI, sözü, senin dinin muzaffer oldu, demektir. "MüsIe" ile ilgili oIarak İbn Faris şöyIe demektedir: ÖIdürüIene müsIe yapmak onun kuIağını, burnunu ve benzeri azalarını kesrnek demektir. İbn İshak dedi ki: Bana Salih b. Keysan anIatarak dedi ki: "Hind ve beraberindeki kadınIar (savaş meydanına) çıkıp ölenIerin kulaklarını, burunlarını kr;serek müsle yaptıIar. Hatta Hint bunIardan kemer ve gerdanlık dahi yaptı. Kemerini ve gerdanlığını -yani üzerinde bulunan kemer ve gerdanlığı- da Vahşi'ye Hamza'yı öldürmesine karşılık mükafat olarak verdi. Hamza'nın karnını deşerek ciğerini çıkardı ve çiğnemeye başladı. Onu yutamadığı için ağzından attı. "Yapılmasını emretmediğin ve rahatsız almadığın (bir müsle göreceksiniz)." Yani bu iş her ne kadar benim emretmediğim halde yapıldıysa da bundan rahatsız olmadım. Hadisten Çıkartılacak Bazı Sonuçlar 1- Ebu Bekir 'in ve Ömer'in Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nezdinde özel bir konumu vardı. Öyle ki onun düşmanları bile başkalarının bu konumda olmadığını biliyorlardı.. Çünkü Ebu Süfyan onların dışında kimseyi sormadı. 2- Kişi Allah'ın nimetini hatırlarnaiı ve onun şükrünü eda etmekten aciz olduğunu itiraf etmeli .. 3- Yasaklanan bir şeyi işlemenin uğursuz olduğu ve bunun zararının emre itaat etmeyen kimseleri dahi kapsayabileceği. Nitekim yüce Allah: "Aranızdan yalnızca zulmedenlere gelip çatmakla kalmayacak bir fitneden sakınınız" [Enfal, 25] diye buyurmaktadır. 4- Dünyasını tercih eden bir kimse ahiretine zarar verir, üstelik dünyalığını da elde edemez. Ashab-ı kiram, başa gelen bu musibetten yararlanmış ve benzeri bir hale dönmekten alabildiğine sakınmış, itaatte oldukça hassas davranmış ve aslında kendilerinden olmamakla birlikte kendilerindenmiş gibi görünen düşmanlarına karşı gerektiği gibi korunmaya çalışmışlardır. İşte şam yüce Allah yine Ali İmran suresinde buna şöylece işaret etmektedir: "İşte o günleri biz, insanlar arasında döndürür dururuz ... Bir de Allah mu'minleri temizlesin, kafirleri de helak etsin." (Ali İmran, 140-141) Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah mu'minleri üzerinde bulunduğumuz bu hale rağmen asla terk etmez. Nihayet murdarı temizden ayıracaktır." (Ali İmn3n)
Narrated Al-Bara:We faced the pagans on that day (of the battle of Uhud) and the Prophet (ﷺ) placed a batch of archers (at a special place) and appointed `Abdullah (bin Jubair) as their commander and said, "Do not leave this place; if you should see us conquering the enemy, do not leave this place, and if you should see them conquering us, do not (come to) help us," So, when we faced the enemy, they took to their heels till I saw their women running towards the mountain, lifting up their clothes from their legs, revealing their leg-bangles. The Muslims started saying, "The booty, the booty!" `Abdullah bin Jubair said, "The Prophet (ﷺ) had taken a firm promise from me not to leave this place." But his companions refused (to stay). So when they refused (to stay there), (Allah) confused them so that they could not know where to go, and they suffered seventy casualties. Abu Sufyan ascended a high place and said, "Is Muhammad present amongst the people?" The Prophet (ﷺ) said, "Do not answer him." Abu Sufyan said, "Is the son of Abu Quhafa present among the people?" The Prophet (ﷺ) said, "Do not answer him." `Abu Sufyan said, "Is the son of Al-Khattab amongst the people?" He then added, "All these people have been killed, for, were they alive, they would have replied." On that, `Umar could not help saying, "You are a liar, O enemy of Allah! Allah has kept what will make you unhappy." Abu Sufyan said, "Superior may be Hubal!" On that the Prophet said (to his companions), "Reply to him." They asked, "What may we say?" He said, "Say: Allah is More Elevated and More Majestic!" Abu Sufyan said, "We have (the idol) Al-`Uzza, whereas you have no `Uzza!" The Prophet (ﷺ) said (to his companions), "Reply to him." They said, "What may we say?" The Prophet (ﷺ) said, "Say: Allah is our Helper and you have no helper." Abu Sufyan said, "(This) day compensates for our loss at Badr and (in) the battle (the victory) is always undecided and shared in turns by the belligerents. You will see some of your dead men mutilated, but neither did I urge this action, nor am I sorry for it." Narrated Jabir: Some people took wine in the morning of the day of Uhud and were then killed as martyrs
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، إِبْرَاهِيمَ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ، أُتِيَ بِطَعَامٍ، وَكَانَ صَائِمًا فَقَالَ قُتِلَ مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ، وَهْوَ خَيْرٌ مِنِّي، كُفِّنَ فِي بُرْدَةٍ، إِنْ غُطِّيَ رَأْسُهُ بَدَتْ رِجْلاَهُ، وَإِنْ غُطِّيَ رِجْلاَهُ بَدَا رَأْسُهُ ـ وَأُرَاهُ قَالَ ـ وَقُتِلَ حَمْزَةُ وَهْوَ خَيْرٌ مِنِّي، ثُمَّ بُسِطَ لَنَا مِنَ الدُّنْيَا مَا بُسِطَ، أَوْ قَالَ أُعْطِينَا مِنَ الدُّنْيَا مَا أُعْطِينَا، وَقَدْ خَشِينَا أَنْ تَكُونَ حَسَنَاتُنَا عُجِّلَتْ لَنَا. ثُمَّ جَعَلَ يَبْكِي حَتَّى تَرَكَ الطَّعَامَ.
Sa'd b. İbrahim'in, babası İbrahim'den rivayet ettiğine göre Abdurrahman b. Avf'a oruçlu iken bir yemek getirildi, bunun üzerine şöyle dedi: Mus'ab b. Umeyr -ki o benden hayırlıdır- öldürüldü de öyle bir elbise ile kefenlendiki, baş tarafından örtülürse ayakları dışarıda kalırdı. Ayakları tarafından örtülürse başı görüıürdü." Zannederim şöyle de dedi: "Hamza da öldürüldü -ki o benden hayırlıdırsonra bize şu dünyalıktan verilen bolluklar verildi -ya da: Şu dünyalıktan bize verilenler verildi dedi- ama hasenatımızın bize peşin verilmiş olacağından korkuyoruz." Daha sonra ağlamaya başladı ve nihayet yemeği yemedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Oruçlu iken" İbn Abdilberr'in naklettiğine göre bu, ölümü ile neticelenen hastalığında idi. "Mus'ab b. Umeyr öldürüldü." Nesebi ve ona dair bilgiler, Hicret bahsinin b arafla!ında geçti. İslama ilk girenlerden, e{en, dönen:de hicret egenlerd.n bırısı oldugu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mene ye teşrıf etmeden once Muslümanlara Kur'an öğrettiği de kaydedilmişti. Mus ab, Uhud günü şehid edilmişti. "Ki o benden hayırlıdır." Muhtemelen bunu alçak gönüllülüğünden söylemiştir. Bununla birlikte cennetle müjdelenen on kişinin başkalarından faziletli olduğuna dair nihai hükmün, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in döneminde öldürülmemiş olan kimselere göre olma ihtimali de vardır. Nitekim Ebu Bekir esSıddık'in başından da benzeri bir olay geçmiştir. "İbn Hişam'ın naklettiğine göre bir adam Ebu Bekir es-Sıddık'ın yanına . girdiğinde henüz küçük yaşta bulunan Sa'd b. er-Rabi'in kızı da yanında imiş. Adam: Bu kız kim diye sorunca, Ebü. Bekir: Bu benden daha hayırlı olan bir adamın, Sa'd b. er-Rabi'in kızıdır. O Akabe'deki nakiblerden idi, Bedir'de bulunmuştu ve Uhud günü şehit düştü, demiştir." "Bir elbise ile kefenleRdL" Buna dair açıklamalar Cenazeler bölümünde (1274. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Sonra dünyalıktan bize verilen bolluklar verildL" Bununla kendileri döneminde gerçekleştirilmiş olan fetihlere, kazanılan zaferlere, ganimetlere ve ellerine geçen mallara işaret etmektedir. Abdurrahman b. Avf'ın da dünyalıktan payı pek büyüktü. Hadis-i şerifte zühdün faziletine, din hususunda fazilet sahibi olanın hasenatının eksilmemesi için dünyalıktan geniş çapta yararlanmaktan uzak durması gerektiğine işaret vardır. İşte Abdurrahman radıyall€ıhu anh: "Hasenatımızın" karşılıklarının "bize dünyada peşin olarak verildiğinden korktuk" sözü ile buna işaret etmektedir. İleride yüce Allah'ın izniyle Rikaak bahsinde (6448. hadiste) buna dair başka açıklamalar da gelecektir. İbn Battal der ki: Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Salih kimselerin yaşantılarını, onların dünyalıktan oldukça az payalmalarını da hatırlamak gerekir. Böylelikle kişinin dünyalığa rağbeti azalmış olsun. İşte Abdurrahman'ın ağlayış i kendisinden önce geçmiş olanlara erişememek korkusundan ileri geliyordu
Narrated Sa`d bin Ibrahim:A meal was brought to `Abdur-Rahman bin `Auf while he was fasting. He said, "Mus`ab bin `Umair was martyred, and he was better than I, yet he was shrouded in a Burda (i.e. a sheet) so that, if his head was covered, his feet became naked, and if his feet were covered, his head became naked." `Abdur-Rahman added, "Hamza was martyred and he was better than I. Then worldly wealth was bestowed upon us and we were given thereof too much. We are afraid that the reward of our deeds has been given to us in this life." `Abdur-Rahman then started weeping so much that he left the food
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فَأَيْنَ أَنَا قَالَ " فِي الْجَنَّةِ " فَأَلْقَى تَمَرَاتٍ فِي يَدِهِ، ثُمَّ قَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ.
Amr'dan rivayete göre o Cabir b. Abdullah r.a.'l şöyle derken dinlemiştir: "Uhud günü bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: Ne dersin,ı ben öldürülecek olursam nereye gideceğim, diye sordu. Allah Resulü: Cennet'e deyince, (adam) elinde bulunan birkaç hurmayı attı, sonra da öldürülünceye kadar çarpıştı
Narrated Jabir bin `Abdullah:On the day of the battle of Uhud, a man came to the Prophet (ﷺ) and said, "Can you tell me where I will be if I should get martyred?" The Prophet (ﷺ) replied, "In Paradise." The man threw away some dates he was carrying in his hand, and fought till he was martyred
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ خَبَّابٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ هَاجَرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَبْتَغِي وَجْهَ اللَّهِ، فَوَجَبَ أَجْرُنَا عَلَى اللَّهِ، وَمِنَّا مَنْ مَضَى أَوْ ذَهَبَ لَمْ يَأْكُلْ مِنْ أَجْرِهِ شَيْئًا، كَانَ مِنْهُمْ مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ، لَمْ يَتْرُكْ إِلاَّ نَمِرَةً، كُنَّا إِذَا غَطَّيْنَا بِهَا رَأْسَهُ خَرَجَتْ رِجْلاَهُ، وَإِذَا غُطِّيَ بِهَا رِجْلاَهُ خَرَجَ رَأْسُهُ، فَقَالَ لَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " غَطُّوا بِهَا رَأْسَهُ، وَاجْعَلُوا عَلَى رِجْلِهِ الإِذْخِرَ ـ أَوْ قَالَ أَلْقُوا عَلَى رِجْلِهِ مِنَ الإِذْخِرِ ". وَمِنَّا مَنْ قَدْ أَيْنَعَتْ لَهُ ثَمَرَتُهُ فَهْوَ يَهْدُبُهَا.
Habbab b. el-Erett r.a. dedi ki: "Allah'ın rızasını arayarak ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik. Bizim ecrimizi vermek Allah'a ait oldu. Bizden kimimiz ecrinden hiçbir şey yemeden geçti -yahut gitti. Mus'ab b. Umeyr bunlardan birisi idi. Uhud günü öldürüldüğünde geriye sadece çizgili bir elbise bırakmıştı. Onunla baş tarafını örtersek ayakları dışarıda kalıyordu. Ayakları onunla örtülecek olursa başı açıkta kalıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere: Onunla baş tarafını örtünüz, ayaklarının üzerine de izhir koyunuz. -Yahut da: Ayakları üzerine izhir bırakınız diye buyurdu.- Kimimiz için de meyveleri olgunlaştı ve işte o, o meyvelerini devşirip toplamaktadır." Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadiste, ashab-ı kiram'ın İslam'ın muzaffer olmaya karşı duydukları sevgi ile yüce Allah'ın rızasını elde etmek amacı ile şehit olmayı ne kadar arzu ettiklerine işaret vardır
Narrated Khabbab bin Al-Art: We migrated in the company of Allah's Messenger (ﷺ), seeking Allah's Pleasure. So our reward became due and sure with Allah. Some of us have been dead without enjoying anything of their rewards (here), and one of them was Mus'ab bin 'Umar who was martyred on the day of the battle of Uhud, and did not leave anything except a Namira (i.e. a sheet in which he was shrouded). If we covered his head with it, his feet became naked, and if we covered his feet with it, his head became naked. So the Prophet (ﷺ) said to us, "Cover his head with it and put some Idhkhir (i.e. a kind of grass) over his feet or throw Idhkhir over his feet." But some amongst us have got the fruits of their labor ripened, and they are collecting them
أَخْبَرَنَا حَسَّانُ بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَلْحَةَ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ عَمَّهُ، غَابَ عَنْ بَدْرٍ فَقَالَ غِبْتُ عَنْ أَوَّلِ قِتَالِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، لَئِنْ أَشْهَدَنِي اللَّهُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيَرَيَنَّ اللَّهُ مَا أُجِدُّ. فَلَقِيَ يَوْمَ أُحُدٍ، فَهُزِمَ النَّاسُ فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعْتَذِرُ إِلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ هَؤُلاَءِ ـ يَعْنِي الْمُسْلِمِينَ ـ وَأَبْرَأُ إِلَيْكَ مِمَّا جَاءَ بِهِ الْمُشْرِكُونَ. فَتَقَدَّمَ بِسَيْفِهِ فَلَقِيَ سَعْدَ بْنَ مُعَاذٍ فَقَالَ أَيْنَ يَا سَعْدُ إِنِّي أَجِدُ رِيحَ الْجَنَّةِ دُونَ أُحُدٍ. فَمَضَى فَقُتِلَ، فَمَا عُرِفَ حَتَّى عَرَفَتْهُ أُخْتُهُ بِشَامَةٍ أَوْ بِبَنَانِهِ، وَبِهِ بِضْعٌ وَثَمَانُونَ مِنْ طَعْنَةٍ وَضَرْبَةٍ وَرَمْيَةٍ بِسَهْمٍ.
Enes r.a.'dan rivayete' göre, amcası Bedir'e katılmamıştı. Bu sebeple: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk savaşına katılamadım. Andolsun eğer Allah, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bulunmarnı nasip ederse, şüphesiz Allah benim nasıl bir gayret göstereceğim i görecektir, dedi. Uhud günü (düşmanla) karşılaştı. Müslümanlar bozguna uğrayınca şunları söyledi: Allah'ım -müslümanları kastederek- bunların yaptıklarından dolayı sana özür beyan ediyorum. Müşriklerin yaptıklarından da uzak olduğumu sana açıklıyorum. Sonra kılıcını alıp ileri atıldı. Sa'd b. Muaz ile karşılaştı. Ona: Nereye ey Sa'd! Şüphesiz ben cennetin kokusunu Uhud'un berisinden alıyorum, dedi. İleri atıldı ve öldürüldü. Kimse onu tanıyamadı. Ancak kızkardeşi onu bir beninden -ya da parmak uçlarından- tanıyabildi. Mızrak yarası, kılıç darbesi ve isabet eden ok yarasından oluşan seksen küsur yara görülmüştü." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Şüphesiz Allah görecektir." Savaşmakta canı pahasına dahi olsa işi oldukça ileri götüreceğini kastetmektedir. "Ben cennetin kokusunu Uhud'un berisinden alıyorum." Bunun hakikat anlamıyla olması ihtimali vardır. O alışılmışın ötesinde hoş bir ko ku almış ve bunun cennetin kokusu olduğunu anlamış olabilir. Bunu sahip olduğu yakıne göre söylemiş olma ihtimali de vardır. Öyle ki, onun için gayb olan bir husus, kendince fiilen hissedilen bir hal almıştır. Yani, benim bu savaştığım yerde bulunan bir kişi sonunda cennete varır. "İleri atıldı ve öldürüldü." Bu Enes b. en-Nadr'ın oldukça ileri derecede kahraman birisi olduğunu göstermektedir. Öyle ki, Uhud günü gösterdiği sebatına ve mükemmel kahramanlığına rağmen Sa'd b. Muaz dahi Enes b. en-Nadr'ın yaptığını yapma cesaretini gösterememişti. "Vücudunda mızrak yarası, kılıç darbesi ve ok yarası olmak üzere seksen küsur yara görüldü." Enes dedi ki: Biz "mu'minler arasında Allah'a verdikleri sözd1 içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır. Onlardan kimisi adağını yerine getir, di ... "[Ahzab, 23] ayetinin, onun ve benzeri kimselerin hakkında indiği kanaatinde idik. \ Hadis-i şerifte cihad esnasında zor olanın üzerine gitmenin caiz olduğuna, kişinin şahadeti elde etmek için canını feda edebileceğine, verilen ahde sadakatla bağlı kalmaya işaret vardır. Bu hadisten çıkartılabilecek diğer sonuçlar daha önceden Cihad bölümünde geçmiş bulunmaktadır.(2805. hadiste)
Narrated Anas: His uncle (Anas bin An-Nadr) was absent from the battle of Badr and he said, "I was absent from the first battle of the Prophet (i.e. Badr battle), and if Allah should let me participate in (a battle) with the Prophet, Allah will see how strongly I will fight." So he encountered the day of Uhud battle. The Muslims fled and he said, "O Allah ! I appeal to You to excuse me for what these people (i.e. the Muslims) have done, and I am clear from what the pagans have done." Then he went forward with his sword and met Sad bin Mu'adh (fleeing), and asked him, "Where are you going, O Sad? I detect a smell of Paradise before Uhud." Then he proceeded on and was martyred. No-body was able to recognize him till his sister recognized him by a mole on his body or by the tips of his fingers. He had over 80 wounds caused by stabbing, striking or shooting with arrows
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي خَارِجَةُ بْنُ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، أَنَّهُ سَمِعَ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ فَقَدْتُ آيَةً مِنَ الأَحْزَابِ حِينَ نَسَخْنَا الْمُصْحَفَ، كُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ بِهَا، فَالْتَمَسْنَاهَا فَوَجَدْنَاهَا مَعَ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيِّ {مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ } فَأَلْحَقْنَاهَا فِي سُورَتِهَا فِي الْمُصْحَفِ.
Zeyd b. Sabit r.a. dedi ki: "Mushafı istinsah ettiğimiz vakit Ahzab suresinden bir ayeti bulamadım .. Fakat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ayeti okuduğunu da işitiyordum. Biz onu (yazılı olarak) aradık. Ensardan Huzeyme b. Sabit'in yanında onu bulduk. (Bu ayet yüce Allah'ın): "mu'minler arasında Allah'a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır. Onlardan kimisi adağını yerine getirdi, kimisi de beklemektedir."[Ahzab, 23] ayetidir. Biz de bunu mushafta bulunduğu sureye koyduk
Narrated Zaid bin Thabit:When we wrote the Holy Qur'an, I missed one of the Verses of Surat-al-Ahzab which I used to hear Allah's Messenger (ﷺ) reciting. Then we searched for it and found it with Khuza`ima bin Thabit Al-Ansari. The Verse was:-- 'Among the Believers are men Who have been true to Their Covenant with Allah, Of them, some have fulfilled Their obligations to Allah (i.e. they have been Killed in Allah's Cause), And some of them are (still) waiting" (33.23) So we wrote this in its place in the Qur'an
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ،، يُحَدِّثُ عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى أُحُدٍ، رَجَعَ نَاسٌ مِمَّنْ خَرَجَ مَعَهُ، وَكَانَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِرْقَتَيْنِ، فِرْقَةً تَقُولُ نُقَاتِلُهُمْ. وَفِرْقَةً تَقُولُ لاَ نُقَاتِلُهُمْ. فَنَزَلَتْ {فَمَا لَكُمْ فِي الْمُنَافِقِينَ فِئَتَيْنِ وَاللَّهُ أَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُوا} وَقَالَ " إِنَّهَا طَيْبَةُ تَنْفِي الذُّنُوبَ كَمَا تَنْفِي النَّارُ خَبَثَ الْفِضَّةِ ".
Zeyd b. Sabit r.a. dedi ki: ygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud gazvesine çıktıktan sonra onunla birlikte çıkım kimselerden bir kısmı geri döndü. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de ashabı\iki gruba ayrıldı: Bir kesim, onlarla savaşırız diyor, diğer kesim onlarla savaşmayız, diyordu. Bunun üzerine de: "Münafıklar hakkında ne diye iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kazandıkları yüzünden baş aşağı yıkıvermiş bulunuyor."[Nisa, 88] buyruğu indi ve (Allah Resulü) şöyle buyurdu: O Taybe'dir. Ateşin gümüşün yaramaz kısımlarını silip süpürdüğü gibi, o da günahları siler süpürür." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onunla beraber çıkmış olanlardan bazıları geri döndü." Kastettiği Abdullah b. Ubey ile onun arkadaşlarıdır. Bu husus, Meğazı bölümünde Musa b. Ukbe yoluyla gelen rivayette açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır. Abdullah b. Ubey'in görüşü Medine'de kalmak hususunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in görüşüne uygundu. Başkaları Medine'nin dışına çıkma görüşünü ortaya atıp Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da onların görüşlerini kabul edince ve Medine'nin dışına çıkması üzerine Abdullah b. Ubey arkadaşlarına: Onlara itaat etti, bana da karşı geldi. O halde niçin kendimizi ölüme maruz bırakalım ki, dedi ve savaşa çıkanların üçte birini alıp geri döndü. İbn İshak rivayetinde der ki: Abdullah b. Amr b. Haram -ki Cabir'in babasıdır ve o da Abdullah b. Ubey gibi Hazreclidir- arkalarından giderek geri dönmeleri için onlara yalvardı ise de kabul etmediler. Bu sefer: Allah sizi bizden uzak tutsun, dedi. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı" Abdullah b. Ubey ile geri dönen kimseler hakkındaki hükmün ne olduğu hususunda "ikiye ayrılmışlardL" "Bunun üzerine bu ayet indi." Bu ayetin nüzul sebebi ile ilgili olarak sahih olan da budur. "Ve: O Taybe'dir ... günahları siler." Buna dair açıklamalar Hac bahsinin sonlarında (1883. hadiste) yeteri kadar geçmiş bulunmaktadır
Narrated Zaid bin Thabit:When the Prophet (ﷺ) set out for (the battle of) Uhud, some of those who had gone out with him, returned. The companions of the Prophet (ﷺ) were divided into two groups. One group said, "We will fight them (i.e. the enemy)," and the other group said, "We will not fight them." So there came the Divine Revelation:-- '(O Muslims!) Then what is the matter within you that you are divided into two parties about the hypocrites? Allah has cast them back (to disbelief) Because of what they have earned.' (4.88) On that, the Prophet (ﷺ) said, "That is Taiba (i.e. the city of Medina) which clears one from one's sins as the fire expels the impurities of silver
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِينَا {إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلاَ} بَنِي سَلِمَةَ وَبَنِي حَارِثَةَ، وَمَا أُحِبُّ أَنَّهَا لَمْ تَنْزِلْ، وَاللَّهُ يَقُولُ {وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا}
Cabir r.a. dedi ki: "Hani sizden iki zümre bozulmaya yüz tutmuştu."[Ali İmran, 122] buyruğu, bizler yani Selime oğulları ile Harise oğulları hakkında inmiştir. Hiçbir zaman bu ayetin inmemiş olmasını arzu etmem .. Çünkü yüce Allah: "Halbuki Allah, o ikisinin velisidir" diye buyurmaktadır." Bu Hadis ileride 4558 numara ile gelecektir
Narrated Jabir:This Verse: "When two of your parties almost Decided to fall away..." was revealed in our connection, i.e. Bani Salama and Bani Haritha and I would not have liked that, if it was not revealed, for Allah said:-- But Allah was their Protector
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلْ نَكَحْتَ يَا جَابِرُ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " مَاذَا أَبِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ". قُلْتُ لاَ بَلْ ثَيِّبًا. قَالَ " فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُكَ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ أَبِي قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ وَتَرَكَ تِسْعَ بَنَاتٍ كُنَّ لِي تِسْعَ أَخَوَاتٍ، فَكَرِهْتُ أَنْ أَجْمَعَ إِلَيْهِنَّ جَارِيَةً خَرْقَاءَ مِثْلَهُنَّ، وَلَكِنِ امْرَأَةً تَمْشُطُهُنَّ وَتَقُومُ عَلَيْهِنَّ. قَالَ " أَصَبْتَ ".
Cabir dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana: Ey Cabir, evlendin mi, diye sordu. Ben: Evet dedim. Nasıl bir hanım ile, bakire ile mi yoksa dul ile mi, diye sordu. Ben, bakire değil duldur, dedim. Allah Resulü: Niye genç bir kızla evlenmedin ki onunla oynaşırdın, diye buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Resulü, benim babam Uhud günü öldürüldü, geriye de benim kızkardeşim olan dokuz kız bıraktı. Onların yanına bir şey beceremeyen küçük bir kız daha getirmek yerine, onların saçlarını tarayacak, onları gözetecek bir hanım bulunsun istedim. Allah Resulü: İsabet ettin diye buyurdu
Narrated Jabir:"Allah's Messenger (ﷺ) said to me, "Have you got married O Jabir?" I replied, "Yes." He asked "What, a virgin or a matron?" I replied, "Not a virgin but a matron." He said, "Why did you not marry a young girl who would have fondled with you?" I replied, "O Allah's Messenger (ﷺ)! My father was martyred on the day of Uhud and left nine (orphan) daughters who are my nine sisters; so I disliked to have another young girl of their age, but (I sought) an (elderly) woman who could comb their hair and look after them." The Prophet (ﷺ) said, "You have done the right thing
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي سُرَيْجٍ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما أَنَّ أَبَاهُ، اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ وَتَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا، وَتَرَكَ سِتَّ بَنَاتٍ، فَلَمَّا حَضَرَ جِذَاذُ النَّخْلِ قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ قَدْ عَلِمْتَ أَنَّ وَالِدِي قَدِ اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَتَرَكَ دَيْنًا كَثِيرًا، وَإِنِّي أُحِبُّ أَنْ يَرَاكَ الْغُرَمَاءُ. فَقَالَ " اذْهَبْ فَبَيْدِرْ كُلَّ تَمْرٍ عَلَى نَاحِيَةٍ ". فَفَعَلْتُ ثُمَّ دَعَوْتُهُ، فَلَمَّا نَظَرُوا إِلَيْهِ كَأَنَّهُمْ أُغْرُوا بِي تِلْكَ السَّاعَةَ، فَلَمَّا رَأَى مَا يَصْنَعُونَ أَطَافَ حَوْلَ أَعْظَمِهَا بَيْدَرًا ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، ثُمَّ جَلَسَ عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ " ادْعُ لَكَ أَصْحَابَكَ ". فَمَا زَالَ يَكِيلُ لَهُمْ حَتَّى أَدَّى اللَّهُ عَنْ وَالِدِي أَمَانَتَهُ، وَأَنَا أَرْضَى أَنْ يُؤَدِّيَ اللَّهُ أَمَانَةَ وَالِدِي، وَلاَ أَرْجِعَ إِلَى أَخَوَاتِي بِتَمْرَةٍ، فَسَلَّمَ اللَّهُ الْبَيَادِرَ كُلَّهَا وَحَتَّى إِنِّي أَنْظُرُ إِلَى الْبَيْدَرِ الَّذِي كَانَ عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَأَنَّهَا لَمْ تَنْقُصْ تَمْرَةً وَاحِدَةً.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre; babası Uhud günü şehit düştü. Geriye de ödenmesi gereken bir miktar borç ile altı kız çocuğu bıraktı. Hurmaların toplanma zamanı gelince (Cabir) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gittim ve, benim babamın Uhud günü şehit düştüğünü ve geriye çok miktarda borç bıraktığını biliyorsun. Ben alacaklıların da seni görmelerini istiyorum, dedim. Allah Resulü: Git ve her bir hurmayı ayrı bir yerde topla, dedi. Ben de dediğini yaptım. Sonra onu çağırdım. (Alacaklılar) onu görünce o anda sanki bana güvenmediler (alacaklarının hemen ödenmesini istediler). Allah Resulü onların yaptıklarını görünce harman edilmiş en büyük kümenin yanına yaklaşarak etrafında üç defa dolaştı. Sonra onun yanıbaşında oturdu, sonra da bana: Arkadaşlarını çağır, dedi. Babamın emanetini (alacaklarını) ödemeyi Allah nasip edinceye kadar onlara ölçerek verip, durdu. Ben de babamın emanetinin (borçlarının) eksiksiz olarak ödenmesi halinde geriye tek bir meyveyi dahi kızkardeşlerime götürmemeye razı idim .. Fakat yüce Allah harman yerindeki bütün hurma kümelerini esenliğekavuşturdu. Öyle ki ben, Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in yanıbaşında oturduğu hurma kümesine bakıyordum da tek bir hurma tanesi dahi eksilmemiş gibi geldi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "O zaman içinizden iki zümre bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah on-ların velisi idi."[Al-i İmran, 122] buyruğundaki "el-feşl: bozulmak, bozguna uğramak" korkmak demektir. Bunun görüş belirtmek hakkında kullanıldığı takdirde acze düşmek, bedeni bir hali anlatmak için kullanıldığı takdirde ise, bitkin düşmek, savaş ile ilgili kullanıldığı takdirde korkaklık göstermek anlamına geldiği de söylenmiştir. "Veli" de yardımcı demektir. "Bu ayet bizim hakkımızda inmiştir." Yani Hazredilerden olan kendi kavmi Selime oğulları ile onların akrabaları olan Evslilerden bulunan Harise oğulları hakkında :nmiştir. "Ben bu ayetin nazil olm'amasını arzu etmezdim .. Çünkü yüce Allah: "Ve Allah onların velisidir" diye buyurmuştur." Ayet-i kerime her ne kadar zahiri anlamı itibariyle onların değerini düşürmekte ise de, sonunda onlar için oldukça büyük bir şeref ifadesi taşımaktadır. İbn İshak der ki: Yüce Allah'ın: "Halbuki Allah onların velisidir" buyruğu, onların içlerinden geçirdikleri bozguna uğramak duygularını onlardan uzaklaştırandır, demektir .. Çünkü böyle bir düşünce şeytan ın bir vesvesesi olmakla birlikte onların gevşeklik göstermeleri sözkonusu olmamıştı. Bu husustaki ikinci rivayeti (4053 numaralı hadis) ile ilgili açıklamalar Nübuwetin alametleri başlığında (3580. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Birinci rivayetin (4052 numaralı hadisin) ihtiva ettiği hususlara dair açıklamalar da Nikah bölümünde gelecektir. Bu rivayetin burada kaydedilmesindeki amaç ise Cabir'in babası Abdullah'ın Uhud'da şehit düşmüş kimselerden olduğunun belirtilmesidir. Tirmizi'de, Talha b. Hiraş yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Cabir'i şöyle derken dinledim: Nebi sallallShu aleyhi ve sellem benimle karşılaştı ve dedi ki: Ne diye seni böyle gönlü kırık görüyorum? Ben: Ey Allah'ın Resulü, babam Uhud'da şehit düştü, geriye de çok miktarda borç ve bakıma muhtaç çoluk çocuk bıraktı, dedim. Allah Resulü bana: Sana müjde vereyim mi, diye buyurdu. Şüphesiz Allah senin babanı huzuruna aldı ve, benden dilekte bulun, dedi. Senin baban: Tekrar bana hayat ver (beni dünyaya gönder) senin uğrunda bir defa daha öldürüleyim, dedi ve: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanrna. Bilakis onlar Rableri katında diridirler ... "[Al-i İmran, 169] ayeti indirildi
Narrated Jabir bin `Abdullah:That his father was martyred on the day of the battle of Uhud and was in debt and left six (orphan) daughters. Jabir, added, "When the season of plucking the dates came, I went to Allah's Messenger (ﷺ) and said, "You know that my father was martyred on the day of Uhud, and he was heavily in debt, and I would like that the creditors should see you." The Prophet (ﷺ) said, "Go and pile every kind of dates apart." I did so and called him (i.e. the Prophet (ﷺ) ). When the creditors saw him, they started claiming their debts from me then in such a harsh manner (as they had never done before). So when he saw their attitude, he went round the biggest heap of dates thrice, and then sat over it and said, 'O Jabir), call your companions (i.e. the creditors).' Then he kept on measuring (and giving) to the creditors (their due) till Allah paid all the debt of my father. I would have been satisfied to retain nothing of those dates for my sisters after Allah had paid the debts of my father. But Allah saved all the heaps (of dates), so that when I looked at the heap where the Prophet (ﷺ) had been sitting, it seemed as if a single date had not been taken away thereof
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ، وَمَعَهُ رَجُلاَنِ يُقَاتِلاَنِ عَنْهُ، عَلَيْهِمَا ثِيَابٌ بِيضٌ، كَأَشَدِّ الْقِتَالِ، مَا رَأَيْتُهُمَا قَبْلُ وَلاَ بَعْدُ.
Sa'd b. Ebi Vakkas r.a. dedi ki: "Uhud günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i gördüm. Beraberinde onun önünde savaşan iki adam vardı. Üzerlerinde beyaz elbiseler vardı. Bu iki kişi alabildiğine şiddetli çarpışıyorlardı. Onları ne daha önce görmüştüm, ne de sonra gördüm." Bu Hadis 5826 numara ile gelecektir
Narrated Sa`d bin Abi Waqqas:I saw Allah's Messenger (ﷺ) on the day of the battle of Uhud accompanied by two men fighting on his behalf. They were dressed in white and were fighting as bravely as possible. I had never seen them before, nor did I see them later on