560 hadis bulundu · sayfa 6/28
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ هَاشِمٍ السَّعْدِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ سَمِعْتُ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، يَقُولُ نَثَلَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كِنَانَتَهُ يَوْمَ أُحُدٍ فَقَالَ " ارْمِ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي ".
Sa'd b. Ebi Vakkas dedi ki: "Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ok torbasındaki okları benim önüme açarak: Anam babam sana feda olsun, ok at, diye buyurdu
Narrated Sa`d bin Abi Waqqas:The Prophet (ﷺ) took out a quiver (of arrows) for me on the day of Uhud and said, "Throw (arrows); let my father and mother be sacrificed for you
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ سَمِعْتُ سَعْدًا، يَقُولُ جَمَعَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَبَوَيْهِ يَوْمَ أُحُدٍ.
Yahya b. Said dedi ki: Said b. el-Müseyyeb 'i şöyle derken dinledim: "Ben Sa'd'i şöyle derken dinledim: Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ana ve babasını bir arada benim için zikretti ve onlar sana feda olsun, diye buyurdu
Narrated Sa`d:Allah's Messenger (ﷺ) mentioned both his father and mother for me on the day of the battle of Uhud
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ قَالَ قَالَ سَعْدُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ ـ رضى الله عنه ـ لَقَدْ جَمَعَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ أَبَوَيْهِ كِلَيْهِمَا. يُرِيدُ حِينَ قَالَ " فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي ". وَهُوَ يُقَاتِلُ.
İbn el-Müseyyeb'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sa'd b. Ebi Vakkas r.a. dedi ki: Uhud günü Resulullah sallal1ahu aleyhi ve sellem savaşırken benim için anne babasının her ikisini de bir arada zikretti -o bu sözleriyle, babam ve anam sana feda olsun dediği zamanı kastetmektedir
Narrated Ibn Al Musaiyab:Sa`d bin Abi Waqqas said, "Allah's Messenger (ﷺ) mentioned both his father and mother for me on the day of the battle of Uhud." He meant when the Prophet (ﷺ) said (to Sa`d) while the latter was fighting. "Let my father and mother be sacrificed for you
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شَدَّادٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ مَا سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَجْمَعُ أَبَوَيْهِ لأَحَدٍ غَيْرَ سَعْدٍ.
İbn Şeddad dedi ki: "Ali r.a.'ı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sa'd'in dışında herhangi bir kimse için (babam anam sana feda olsun, diyerek) baba ve annesini bir arada zikrettiğini hiç işitmedim
Narrated `Ali:I have never heard the Prophet (ﷺ) mentioning both his father and mother for anybody other than Sa`d
حَدَّثَنَا يَسَرَةُ بْنُ صَفْوَانَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَمَعَ أَبَوَيْهِ لأَحَدٍ إِلاَّ لِسَعْدِ بْنِ مَالِكٍ، فَإِنِّي سَمِعْتُهُ يَقُولُ يَوْمَ أُحُدٍ " يَا سَعْدُ ارْمِ، فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي ".
Ali r.a. dedi ki: "Ben Sa'd b. Malik dışında kimseye baba ve annesini bir arada zikir {ederek, sana feda olsunlar deldiğini duymadım. Ben Uhud günü onu: Ey Sa'd ok at, babam anam sana feda olsun derken dinledim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Beraberinde iki adam vardı. Onun önünde savaşıyorlardı." Bunlar Cibril ve Mikail idiler. Nitekim Müslim'de bir başka rivayet yoluyla Mis'ar'den böyle rivayet edilmiştir. Hadisin sonunda: "Cibril ve Mikail'i kastediyor" denilmektedir. "Sa'd'in dışında" kastettiği Sad b. Ebi Vakkas'tır. {Ebu Vakkas} da ikinci rivayette olduğu gibi İbn Malik'tir
Narrated `Ali:I have never heard the Prophet (ﷺ) mentioning his father and mother for anybody other than Sa`d bin Malik. I heard him saying on the day of Uhud, "O Sa`d throw (arrows)! Let my father and mother be sacrificed for you
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ مُعْتَمِرٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ زَعَمَ أَبُو عُثْمَانَ أَنَّهُ لَمْ يَبْقَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ تِلْكَ الأَيَّامِ الَّتِي يُقَاتِلُ فِيهِنَّ غَيْرُ طَلْحَةَ وَسَعْدٍ. عَنْ حَدِيثِهِمَا.
Mu'temir, babasından rivayetle dedi ki: "Ebu Osman, o günlerin birisinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte kalıp da savaşmış Talha ve Sa'd'ın dışında kimse kalmamış olduğunu --onlardan rivayet ettiği iki hadislerine göre- söylemiştir
Narrated Mu'tamir's father:`Uthman said that on the day of the battle of Uhud, none remained with the Prophet (ﷺ) but Talha and Sa`d
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يُوسُفَ، قَالَ سَمِعْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ، قَالَ صَحِبْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ وَطَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ وَالْمِقْدَادَ وَسَعْدًا رضى الله عنهم فَمَا سَمِعْتُ أَحَدًا مِنْهُمْ يُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، إِلاَّ أَنِّي سَمِعْتُ طَلْحَةَ يُحَدِّثُ عَنْ يَوْمِ أُحُدٍ
Muhammed b. Yusuf dedi ki: es-Saib b. Yezid'i şöyle derken dinledim: "Ben, Abdurrahman b. Avf, Talha b. Ubeydullah, el-Mikdad ve Said (Allah onlardan razı olsun) ile birlikte arkadaşlık ettim. Onlardan birisinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den hadis naklettiğini duymadım. Ancak ben Talha'nın Uhud gününden söz ettiğini dinledim
Narrated As-Saib bin Yazid:I have been in the company of `AbdurRahman bin `Auf, Talha bin 'Ubaidullah, Al-Miqdad and Sa`d, and I heard none of them narrating anything from the Prophet (ﷺ) excepting the fact that I heard Talha narrating about the day of Uhud (battle)
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ رَأَيْتُ يَدَ طَلْحَةَ شَلاَّءَ، وَقَى بِهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ.
Kays dedi ki: "Ben Talha'nın Uhud günü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i kendisiyle koruduğu elinin felç olmuş olduğunu gördüm
Narrated Qais:I saw Talha's paralyzed hand with which he had protected the Prophet (ﷺ) on the day of Uhud
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمَ أُحُدٍ انْهَزَمَ النَّاسُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ بَيْنَ يَدَىِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُجَوِّبٌ عَلَيْهِ بِحَجَفَةٍ لَهُ، وَكَانَ أَبُو طَلْحَةَ رَجُلاً رَامِيًا شَدِيدَ النَّزْعِ، كَسَرَ يَوْمَئِذٍ قَوْسَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا، وَكَانَ الرَّجُلُ يَمُرُّ مَعَهُ بِجَعْبَةٍ مِنَ النَّبْلِ فَيَقُولُ انْثُرْهَا لأَبِي طَلْحَةَ. قَالَ وَيُشْرِفُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ إِلَى الْقَوْمِ، فَيَقُولُ أَبُو طَلْحَةَ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، لاَ تُشْرِفْ يُصِيبُكَ سَهْمٌ مِنْ سِهَامِ الْقَوْمِ، نَحْرِي دُونَ نَحْرِكَ. وَلَقَدْ رَأَيْتُ عَائِشَةَ بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ وَأُمَّ سُلَيْمٍ، وَإِنَّهُمَا لَمُشَمِّرَتَانِ أَرَى خَدَمَ سُوقِهِمَا تَنْقُزَانِ الْقِرَبَ عَلَى مُتُونِهِمَا، تُفْرِغَانِهِ فِي أَفْوَاهِ الْقَوْمِ ثُمَّ تَرْجِعَانِ فَتَمْلآنِهَا، ثُمَّ تَجِيئَانِ فَتُفْرِغَانِهِ فِي أَفْوَاهِ الْقَوْمِ، وَلَقَدْ وَقَعَ السَّيْفُ مِنْ يَدَىْ أَبِي طَلْحَةَ إِمَّا مَرَّتَيْنِ وَإِمَّا ثَلاَثًا.
Enes r.a. dedi ki: "Uhud gününde insanlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in etrafından dağıldılar. Ebu Talha ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önünde, kalkanı ile onu koruyordu. Ebu Talha oldukça hızlı bir şekilde ok atan bir kişi idi. O gün iki ya da üç yay kırdı. Bir adam beraberindeki ok torbası ile yanından geçiyor, Nebi ona: O ok torbasını Ebu Talha'nın önüne bir saç, diyordu. (Enes) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de uzanıp oradakileri gözetliyor idi. Ebu Talha ise: Babam anam sana feda olsun, öne uzanıp bakma, sana düşmanın attığı oklardan birisi isabet eder. Benim göğsüm sana siper olsun, diyordu. Ebu Bekir'in kızı Aişe ile Ümmü Süleym'in ise elbiselerini toplamış oldukları halde onların baldırlarındaki halhallarının göründüğünü ve omuzlarında kırbaları taşıyarak savaşçıların ağızlarına boşalttıklarını, sonra tekrar geri dönüp o kırbalarını doldurduklarını, sonra gelerek o kırbaların sularını savaşçıların ağızlarına boşalttıklarını gördüm. Andolsun Ebu Talha'nın elinden kılıç (uyuklamaktan dolayı) iki ya da üç defa düştü
Narrated Anas:When it was the day of Uhud, the people left the Prophet (ﷺ) while Abu Talha was in front of the Prophet (ﷺ) shielding him with his leather shield. Abu Talha was a skillful archer who used to shoot violently. He broke two or three arrow bows on that day. If a man carrying a quiver full of arrows passed by, the Prophet would say (to him), put (scatter) its contents for Abu Talha." The Prophet (ﷺ) would raise his head to look at the enemy, whereupon Abu Talha would say, "Let my father and mother be sacrificed for you ! Do not raise your head, lest an arrow of the enemy should hit you. (Let) my neck (be struck) rather than your neck." I saw `Aisha, the daughter of Abu Bakr, and Um Sulaim rolling up their dresses so that I saw their leg-bangles while they were carrying water skins on their backs and emptying them in the mouths of the (wounded) people. They would return to refill them and again empty them in the mouths of the (wounded) people. The sword fell from Abu Talha's hand twice or thrice (on that day)
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمَّا كَانَ يَوْمَ أُحُدٍ هُزِمَ الْمُشْرِكُونَ، فَصَرَخَ إِبْلِيسُ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَيْهِ أَىْ عِبَادَ اللَّهِ أُخْرَاكُمْ. فَرَجَعَتْ أُولاَهُمْ فَاجْتَلَدَتْ هِيَ وَأُخْرَاهُمْ فَبَصُرَ حُذَيْفَةُ فَإِذَا هُوَ بِأَبِيهِ الْيَمَانِ فَقَالَ أَىْ عِبَادَ اللَّهِ أَبِي أَبِي. قَالَ قَالَتْ فَوَاللَّهِ مَا احْتَجَزُوا حَتَّى قَتَلُوهُ فَقَالَ حُذَيْفَةُ يَغْفِرُ اللَّهُ لَكُمْ. قَالَ عُرْوَةُ فَوَاللَّهِ مَا زَالَتْ فِي حُذَيْفَةَ بَقِيَّةُ خَيْرٍ حَتَّى لَحِقَ بِاللَّهِ. بَصُرْتُ عَلِمْتُ، مِنَ الْبَصِيرَةِ فِي الأَمْرِ، وَأَبْصَرْتُ مِنْ بَصَرِ الْعَيْنِ وَيُقَالُ بَصُرْتُ وَأَبْصَرْتُ وَاحِدٌ.
Aişe r.anha dedi ki: "Uhud gününde (ilkin) müşrikler bozguna uğradı. İblis --üzerine Allah'ın Ianeti olsun--: Ey Allah'ın kulları, arkanıza dikkat ediniz, diye feryat etti. Bunun üzerine onların önlerinde olanlar geri döndü, arkada kalanlarıyla birlikte şiddetlice savaştılar. Huzeyfe bakınınca babası el-Yeman'ı görüverdi. Ey Allah'ın kulları babam, babam (onu sakın öldürmeyin) dedi. (Urve) dedi ki: Aişe r.anha dedi ki: Allah'a yemin ederim onu öldürmekten geri durmadılar. Bunun üzerine Huzeyfe: Allah size mağfiret buyursun, dedi. Urve dedi ki: Allah'a yemin ederim, Huzeyfe'de Allah'a kavuşuncaya kadar hayır hep devam etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İnsanlar dağıldı" bozguna uğradı. Maksat onların bir kısmıdır. Bu ifadeyi bu şekilde mutlak olarak kullanması daha önce açıklandığı gibi onların dağılmış olmaları dolayısı iledir. Gerçekte durum şudur: Savaşa katılanlar üç gruba ayrıldılar. Bir kısım Medine'nin yakınlarına varıncaya kadar geri dönüp kaçmaya devam etti. Bunlar savaş bitene kadar geri dönmediler. Bunların sayısı pek azdı. Yüce Allah'ın: "İki ordunun karşılaştığı gün içinizden geri dönüp kaçanları ancak şeytan yaptıkları bazı işler yüzünden yoldan çıkarmak istemişti."[Al-i İmran, 155] buyruğu bunlar hakkında nazil olmuştur. Bir başka kesim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in öldürüldüğünü işitince şaşırıp kaldılar. Onlardan her birisinin amacı ya kendisini korumak yahut da savaş ile ilgili kanaati ve basireti doğrultusunda öldürülünceye kadar devam etmek istemişti. Ashabın çoğunluğu da bunlar idi. Bir diğer kesim de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte sebat göstermişti. Daha sonra ikinci kısımda bulunanlar da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in az önce kaydedilen yedinci hadiste (4060-4061) açıkladığım gibi peyderpey geri döndüler. Böylelikle Nebi sallalliıhu aleyhi ve sellem ile birlikte kalanlara dair birbirinden farklı çeşitli haberlerin arası telif edilebilir. "O gün elinde" ileri derecede ok attığından dolayı "iki ya da üç yay kırıldı." "Bakma" yani onların ne yaptıklarını görmek için bakma. "Sana isabet eder." O bunu bir örnek olsun diye söylemiş gibidir yani bakarsan sana isabet edebilir. "Ben senin önünde çarpışıyorum." Yani kendimi sana feda ediyorum. "Ebu Bekir 'in kızı" mu'minlerin annesi "Aişe'yi" ve Enes'in annesi "Ümmü Suleym'i gördüm ... " "Halhallarını görüyordum." Hadis daha önce Cihad bölümünde (2880 numara ile ) geçmiş bulunmaktadır. "Uhud gününde müşrikler geri dönüp kaçtı. İblis: Ey Allah'ın kulları, arkanıza dikkat edin diye feryat etti." Yani arka tarafınızdan kendinizi korumaya çalışın. Bu, savaş esnasında gerisinden saldırıya uğrayacağından korkulan kimseler için söylenen bir sözdür. Bu olay da okçuların yerlerini terk edip daha önce açıklandığı gibi, müşriklerin karargahında ganimet toplamak üzere girdikleri vakit olmuştu. "Bunun üzerine öndekiler geri döndü, geride bıraktıklarıyla birlikte savaştı." Yani onların düşman olduklarını zannediyorlardı. Buna dair açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır. Geri döndüklerinde Müslümanlar müşriklere karıştı ve her iki ordu birbirinden ayırtedilmeyecek şekilde birbirine girdi. Bu sebeple de Müslümanlar birbirlerini öldürdüler. İbn İshak der ki: "Bana Asım b. Ömer, Mahmud b. Lebid'in şöyle dediğini nakletti: Huzeyfe'nin babası el-Yeman ile Sabit b. Vakş oldukça yaşlı iki ihtiyar idiler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onları kadın ve çocuklarla birlikte bırakmıştı. Onlar da kendi aralarında konuşarak şehit olmayı arzu ettiler. Kılıçlarını alıp müslümanların geri çekilmelerinden sonra Müslümanlara yetiştiler. Fakat Müslümanlar onların yanlarına geldiklerini bilmiyarlardı. Sabit'i müşrikler öldürdü, el-Yeman'ın ise Müslümanların kılıçları üzerine inip kalktı ve onun kim olduğunu tanımadan onu öldürdüler." "Urve dedi ki. .. " İbn İshak'ın rivayetinde şöyle denilmektedir: Huzeyfe: Babamı öldürdün, dedi. Onlar: Allah'a yemin ederiz onu tanımadık, dediler. Doğruyu söylediler. Bunun üzerine Huzeyfe: Allah size mağfiret etsin, dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem el-Yeman'ın diyetin i ödemek istedi, Huzeyfe ise onun diyetini Müslümanlara sadaka olarak bağışladı. Bu hali onun Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in nezdindeki hayırlı oluşunu daha da arttırdı
Narrated `Aisha:When it was the day of Uhud, the pagans were defeated. Then Satan, Allah's Curse be upon him, cried loudly, "O Allah's Worshippers, beware of what is behind!" On that, the front files of the (Muslim) forces turned their backs and started fighting with the back files. Hudhaifa looked, and on seeing his father Al-Yaman, he shouted, "O Allah's Worshippers, my father, my father!" But by Allah, they did not stop till they killed him. Hudhaifa said, "May Allah forgive you." (The sub-narrator, `Urwa, said, "By Allah, Hudhaifa continued asking Allah's Forgiveness for the killers of his father till he departed to Allah (i.e. died)
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَمْزَةَ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ مَوْهَبٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ حَجَّ الْبَيْتَ فَرَأَى قَوْمًا جُلُوسًا فَقَالَ مَنْ هَؤُلاَءِ الْقُعُودُ قَالُوا هَؤُلاَءِ قُرَيْشٌ. قَالَ مَنِ الشَّيْخُ قَالُوا ابْنُ عُمَرَ. فَأَتَاهُ فَقَالَ إِنِّي سَائِلُكَ عَنْ شَىْءٍ أَتُحَدِّثُنِي، قَالَ أَنْشُدُكَ بِحُرْمَةِ هَذَا الْبَيْتِ أَتَعْلَمُ أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَرَّ يَوْمَ أُحُدٍ قَالَ نَعَمْ. قَالَ فَتَعْلَمُهُ تَغَيَّبَ عَنْ بَدْرٍ فَلَمْ يَشْهَدْهَا قَالَ نَعَمْ. قَالَ فَتَعْلَمُ أَنَّهُ تَخَلَّفَ عَنْ بَيْعَةِ الرُّضْوَانِ فَلَمْ يَشْهَدْهَا قَالَ نَعَمْ. قَالَ فَكَبَّرَ. قَالَ ابْنُ عُمَرَ تَعَالَ لأُخْبِرَكَ وَلأُبَيِّنَ لَكَ عَمَّا سَأَلْتَنِي عَنْهُ، أَمَّا فِرَارُهُ يَوْمَ أُحُدٍ فَأَشْهَدُ أَنَّ اللَّهَ عَفَا عَنْهُ، وَأَمَّا تَغَيُّبُهُ عَنْ بَدْرٍ فَإِنَّهُ كَانَ تَحْتَهُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَتْ مَرِيضَةً، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ لَكَ أَجْرَ رَجُلٍ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا وَسَهْمَهُ ". وَأَمَّا تَغَيُّبُهُ عَنْ بَيْعَةِ الرُّضْوَانِ فَإِنَّهُ لَوْ كَانَ أَحَدٌ أَعَزَّ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ لَبَعَثَهُ مَكَانَهُ، فَبَعَثَ عُثْمَانَ، وَكَانَ بَيْعَةُ الرُّضْوَانِ بَعْدَ مَا ذَهَبَ عُثْمَانُ إِلَى مَكَّةَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ الْيُمْنَى " هَذِهِ يَدُ عُثْمَانَ ". فَضَرَبَ بِهَا عَلَى يَدِهِ فَقَالَ " هَذِهِ لِعُثْمَانَ ". اذْهَبْ بِهَذَا الآنَ مَعَكَ.
Osman b. Mevheb'den dedi ki: Beytullah'ı hacceden bir adam geldi. Bir takım kimselerin oturmakta olduğunu görünce: Bu oturanlar kimlerdir, diye sordu. Bunlar Kureyş'tendir, dediler. Peki bu yaşlı kişi kimdir, diye sordu. O, İbn Ömer'dir, dediler. Onun yanına giderek: Ben sana bir hususa dair soru soracağım. Bana anlatır mısın dedi ve sordu: Bu Beyt'in hürmeti ile sana söz veriyorum. Osman b. Affan'ın Uhud günü kaçtığını biliyor musun? İbn Ömer: Evet dedi. Yine sordu: Bedir günü de bulunmadığını ve Bedir'e katılmadığını da biliyor musun? İbn Ömer: Evet dedi. Bu sefer: Onun Rıdvan Bey'atinde de bulunmayıp, ona katılmadığını da biliyor musun, diye sordu. İbn Ömer yine: Evet deyince, adam tekbir getirdi. İbn Ömer: Gel de senin bana sorduğun hususları bildirip açıklayayım dedi ve şunları ekledi: Onun Uhud günü kaçtığını sordun. Şehadet ederim ki Allah bundan ötürü onu affetmiştir. Bedir'de bulunmayışına gelince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı onun nikahı altında idi ve o sırada hastaydı. Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Sana Bedir'e katılmış olan birisinin ecri ve payı verilecektir" diye buyurdu. Rıdvan bey'atinde bulunmayışına gelince, eğer Mekke vadisinde Osman b. Affan'dan daha güçlü birisi bulunsaydı, şüphesiz onun yerine onu gönderirdi. (Fakat olmadığından) Osman'ı göndermişti. Rıdvan bey'ati ise Osman Mekke'ye gittikten sonra oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem da sağ elini göstererek: Bu Osman'ın elidir deyip, onu kendi elinin üzerinekoyup: Bu da Osman için (bey'at) olsun, dedi. Haydi şimdi bu söylediklerimi de öğrenmiş olarak gidebilirsin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İki ordunun karşılaştığı gün içinizden geri dönüp kaçanları ... "[Ali İmraın, 155} Nakil ilmini bilenlerin ittifakla belirttiklerine göre burada bundan maksat, Uhud günüdür. Bedir günü olduğunu söyleyenler yanıImıştır .. Çünkü Bedir günü Müslümanlardap hiçbir kimse geri dönüp kaçmamıştır. Evet, yüce Allah'ın: "Furkan günü olan iki ordunun birbirleriyle karşılaştıkları günde kulumuza indirdiğimize inanmışsanız ... "[Enfa!,41] buyruğu ile kastedilen -ki bu ayet el-Enfal suresindedir- Bedir günüdür,. Fakat burada: "İki ordunun karşılaştığı zaman" buyruğu her nerede geçtiyse onunla Bedir gününün kastedilmesi gerekmez. "Yoldan çıkarmak istemişti." Yani yoldan çıkmayı onlara süslü ve güzel göstermişti. Bu rivayette: "Bu Beyt'in hürmeti için söz veriyorum" ibaresinin kullanılması Abdullah b. Ömer'e göre böyle bir yeminin caiz olduğu anlamını vermektedir .. Çünkü o bu şekilde yemin etmesine tepki göstermemiştir. Bu hususta bir dereceye kadar bazı açıklamalar, yüce Allah'ın izniyle el-Eyman ve'n-Nüzur (yeminler ve adaklar) bölümünde gelecektir
Narrated `Uthman bin Mauhab:A man came to perform the Hajj to (Allah's) House. Seeing some people sitting, he said, "Who are these sitting people?" Somebody said, "They are the people of Quraish." He said, "Who is the old man?" They said, "Ibn `Umar." He went to him and said, "I want to ask you about something; will you tell me about it? I ask you with the respect due to the sanctity of this (Sacred) House, do you know that `Uthman bin `Affan fled on the day of Uhud?" Ibn `Umar said, "Yes." He said, "Do you know that he (i.e. `Uthman) was absent from the Badr (battle) and did not join it?" Ibn `Umar said, "Yes." He said, "Do you know that he failed to be present at the Ridwan Pledge of allegiance (i.e. Pledge of allegiance at Hudaibiya) and did not witness it?" Ibn `Umar replied, "Yes," He then said, "Allahu- Akbar!" Ibn `Umar said, "Come along; I will inform you and explain to you what you have asked. As for the flight (of `Uthman) on the day of Uhud, I testify that Allah forgave him. As regards his absence from the Badr (battle), he was married to the daughter of Allah's Messenger (ﷺ) and she was ill, so the Prophet (ﷺ) said to him, 'You will have such reward as a man who has fought the Badr battle will get, and will also have the same share of the booty.' As for his absence from the Ridwan Pledge of allegiance if there had been anybody more respected by the Meccans than `Uthman bin `Affan, the Prophet would surely have sent that man instead of `Uthman. So the Prophet (ﷺ) sent him (i.e. `Uthman to Mecca) and the Ridwan Pledge of allegiance took place after `Uthman had gone to Mecca. The Prophet raised his right hand saying. 'This is the hand of `Uthman,' and clapped it over his other hand and said, "This is for `Uthman.'" Ibn `Umar then said (to the man), "Go now, after taking this information
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الرَّجَّالَةِ يَوْمَ أُحُدٍ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جُبَيْرٍ، وَأَقْبَلُوا مُنْهَزِمِينَ، فَذَاكَ إِذْ يَدْعُوهُمُ الرَّسُولُ فِي أُخْرَاهُمْ.
Ebu İshak dedi ki: Bera' b. A'zib r.a.'ı şöyle derken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud günü piyadelerin başına Abdullah b. Cubeyr'i kumandan tayin etti. Bunlar geriye dönüp kaçtılar. İşte yüce Allah'ın: "Nebi arkanızdan size seslenip dururken" [Ali İmran, 153] buyruğu bunu anlatmaktadır. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah size keder üstüne keder vererek cezalandırdı." Abd b. Humeyd'in Mücahid yoluyla rivayetine göre o, şöyle demiştir: "Birinci keder; Muhammed öldürüldü, diyen sesi işitmeleri idi. İkinci kederleri ise, Nebi satlallahu aleyhi ve sellem'in etrafından dağılıp dağda yukarıya doğru koşmaları idi. O sırada da aralarından öldürülenleri hatırladılar ve üzüldüler." "Kaybettiklerinize" ele geçiremediğiniz ganimetiere "ve başınıza gelenlere" yaralanmalar ve kardeşlerinizin öldürülmesine "üzülmeyesiniz diye
Narrated Al-Bara' bin `Azib:The Prophet (ﷺ) appointed `Abdullah bin Jubair as the commander of the cavalry archers on the day of the battle of Uhud. Then they returned defeated, and that is what is referred to by Allah's Statement:-- "And the Apostle (Muhammad) was in your rear calling you back
وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي طَلْحَةَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنْتُ فِيمَنْ تَغَشَّاهُ النُّعَاسُ يَوْمَ أُحُدٍ، حَتَّى سَقَطَ سَيْفِي مِنْ يَدِي مِرَارًا، يَسْقُطُ وَآخُذُهُ، وَيَسْقُطُ فَآخُذُهُ.
Enes, Ebu Talha'dan rivayetle (Allah ikisinden de razı olsun) dedi ki: "Ben de Uhud günü uyuklamanın kendisini bürüdüğü kimselerden idim. O kadar ki kılıç elimden defalarca düştü. O düşüyor, ben onu alıyordum, o düşüyor ben onu alıyordum." Bu Hadis 4562 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sonra o kedein i:l:rdından üzerinize bir emniyet, bir uyuklama indirdi. .. "[Ali İmran, 154] buyruğu hakkında ıbn ıshak der ki: Yüce Allah uyuklamayı yakın sahibi kimse'. !ere güvenlik olmak üzere indirdi.. Çünkü onlar uykudayken korkmazlar. Kendi nefislerinden başka bir şeyin telaşına düşmeyen münafıklar ise son derece korku ve dehşet içinde idiler
Abu Talha (ra) said:I was amongst those who were overtaken by slumber until my sword fell from my hand on several occasions. The sword fell and I picked it up, and it fell again, and I picked it up
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ السُّلَمِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي سَالِمٌ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ مِنَ الرَّكْعَةِ الآخِرَةِ مِنَ الْفَجْرِ يَقُولُ " اللَّهُمَّ الْعَنْ فُلاَنًا وَفُلاَنًا وَفُلاَنًا ". بَعْدَ مَا يَقُولُ " سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ {لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ} إِلَى قَوْلِهِ { فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ}
Salim babasından rivayet ettiğine göre; "Babası Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i sabah namazının ikinci rek'atinde başını rüku'dan kaldırınca şöyle derken dinlemiştir: Allah'ım, filana, filana ve filana lanet olsun. O bu sözlerini 'semi'allahu limen hamideh, Rabbena ve leke'l-hamd' dedikten sonra söylüyordu. Bunun üzerine yüce Allah: 'O işten sana hiçbir şey düşmez ... Zalim olduklarından dolayı onlara azap eder' buyruğunu indirdL" Bu Hadis 4070,4559, 7346 numara ile gelecektir
Narrated Salim's father:That he heard Allah's Messenger (ﷺ), when raising his head from bowing of the first rak`a of the morning prayer, saying, "O Allah! Curse so-and-so and so-and-so" after he had said, "Allah hears him who sends his praises to Him. Our Lord, all the Praises are for you!" So Allah revealed:-- "Not for you (O Muhammad! )......(till the end of Verse) they are indeed wrong-doers
وَعَنْ حَنْظَلَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، سَمِعْتُ سَالِمَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو عَلَى صَفْوَانَ بْنِ أُمَيَّةَ وَسُهَيْلِ بْنِ عَمْرٍو وَالْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ فَنَزَلَتْ {لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ} إِلَى قَوْلِهِ {فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ}.
Hanzala b. Ebi Süfyan'dan dedi ki: Ben Salim b. Abdullah'ı şöyle derken dinledim: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safvan b. Umeyye, Suheyl b. Amr ve Haris b. Hişam'a beddua ediyordu. Bunun üzerine: 'O işten sana hiçbir şey düşmez ... Yahut zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.' [Ali İmran, 128] buyruğu nazil oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Hişam'ın, Ebu Said el-Hudri yoluyla rivayet ettiği hadiste belirtildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in alt çenesindeki küçük azı dişini kıran ile onun alt dudağını yaralayan kişi, Utbe b. Ebi Vakkas'tır. Abdullah b. Şihab ez-Zühri'ye göre ise alnını yaralayan kişi odur. Abdullah b. Kamia ise onun yanağını yaralamış ve miğferdeki iki halka yanağına batmıştı. Malik b. Sinan da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünden kanı emmiş, sonra zırhın halkalarını çıkartmıştır. Bunun üzerine Allah Resulü ona: Ateş sana asla değmeyecektir, diye buyurmuştur. İbn İshak da Sa'd b. Ebi Vakkas'ın rivayet ettiği hadiste şunları zikretmektedir: "Ben, kardeşim Utbe b. Ebi Vakkas'ı, Uhud günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıklarını yaptıktan sonra öldürmeyi arzuladığım kadar hiçbir kimseyi öldürmeyi arzulamadım." Taberani'de de Ebu Umarne'den şöyle dediği zikredilmektedir: "Uhud günü Abdullah b. Kamia Resulullah sallaHahu aleyhi ve sellem'e bir ok attı. Yüzünü yaraladı ve küçük azı dişini kırdı. Bu arada İbn Kamia: Bu oku benden al, onu ben İbn Kamia atıyorum, deyince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yüzünden kanı silerken: Allah seni kahretsin, ne oluyor sana, diye buyurdu. Yüce Allah ona bir dağ keçisini musallat etti, onu paramparça edinceye kadar taslayıp durdu
Salim bin `Abdullah said' "Allah's Messenger (ﷺ) used to invoke evil upon Safwan bin Umaiya, Suhail bin `Amr and Al-Harith bin Hisham. So the Verse was revealed:-- "Not for you (O Muhammad!)......(till the end of Verse) For they are indeed wrong-doers
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، وَقَالَ ثَعْلَبَةُ بْنُ أَبِي مَالِكٍ إِنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَسَمَ مُرُوطًا بَيْنَ نِسَاءٍ مِنْ نِسَاءِ أَهْلِ الْمَدِينَةِ، فَبَقِيَ مِنْهَا مِرْطٌ جَيِّدٌ، فَقَالَ لَهُ بَعْضُ مَنْ عِنْدَهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَعْطِ هَذَا بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّتِي عِنْدَكَ. يُرِيدُونَ أُمَّ كُلْثُومٍ بِنْتَ عَلِيٍّ. فَقَالَ عُمَرُ أُمُّ سَلِيطٍ أَحَقُّ بِهِ. وَأُمُّ سَلِيطٍ مِنْ نِسَاءِ الأَنْصَارِ مِمَّنْ بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، قَالَ عُمَرُ فَإِنَّهَا كَانَتْ تُزْفِرُ لَنَا الْقِرَبَ يَوْمَ أُحُدٍ.
Sa'lebe b. Ebi Malik'ten rivayete göre Ömer b. el-Hattab r.a. Medinelilerin hanımları arasında örtüler dağıttı. Bunlardan iyice bir örtü geri kaldı. Yanında bulunanlardan birisi ona: "Ey mu'minlerin emiri, sen bunu senin nikahın altında bulunan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızına --bu sözleriyle Ali'nin kızı Ümmü Külsum'u kastediyorlardı-- ver, dediler. Ömer: Hayır, Ümmü Selit buna daha bir hak sahibidir, dedi. --Ümmü Sellt de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bey'at eden Ensar hanımlarından birisi idi.-- Ömer dedi ki:. Çünkü o Uhud günü bize sırtında kırbalarla su taşıyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Üm mü Sellt"e dair zikredilen hadis, daha önce Cihad bölümünd açıklanmış bulunmaktadır. Burada sözü edilen Üm mü Sellt, Ebu Said el-Hudrı'nin annesidir. Ebu Sallt adında birisinin hanım ı idi. Kocası hicretten önce vefat ettikten sonra onunla Malik b. Sinan el-Hudrı evlendi ve ondan Ebu Said dünyaya geldi
Narrated Tha`laba bin Abi Malik:`Umar bin Al-Khattab distributed woolen clothes amongst some women of Medina, and a nice woolen garment remained. Some of those who were sitting with him, said, "O chief of the believers! Give it to the daughter of Allah's Messenger (ﷺ) who is with you," and by that, they meant Um Kulthum, the daughter of `Ali. `Umar said, "Um Salit has got more right than she." Um Salit was amongst those Ansari women who had given the pledge of allegiance to Allah's Messenger (ﷺ) . `Umar added, "She (i.e. Um Salit) used to carry the filled water skins for us on the day of the battle of Uhud
حَدَّثَنِي أَبُو جَعْفَرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ حَدَّثَنَا حُجَيْنُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ الضَّمْرِيِّ، قَالَ خَرَجْتُ مَعَ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ، فَلَمَّا قَدِمْنَا حِمْصَ قَالَ لِي عُبَيْدُ اللَّهِ هَلْ لَكَ فِي وَحْشِيٍّ نَسْأَلُهُ عَنْ قَتْلِ حَمْزَةَ قُلْتُ نَعَمْ. وَكَانَ وَحْشِيٌّ يَسْكُنُ حِمْصَ فَسَأَلْنَا عَنْهُ فَقِيلَ لَنَا هُوَ ذَاكَ فِي ظِلِّ قَصْرِهِ، كَأَنَّهُ حَمِيتٌ. قَالَ فَجِئْنَا حَتَّى وَقَفْنَا عَلَيْهِ بِيَسِيرٍ، فَسَلَّمْنَا، فَرَدَّ السَّلاَمَ، قَالَ وَعُبَيْدُ اللَّهِ مُعْتَجِرٌ بِعِمَامَتِهِ، مَا يَرَى وَحْشِيٌّ إِلاَّ عَيْنَيْهِ وَرِجْلَيْهِ، فَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ يَا وَحْشِيُّ أَتَعْرِفُنِي قَالَ فَنَظَرَ إِلَيْهِ ثُمَّ قَالَ لاَ وَاللَّهِ إِلاَّ أَنِّي أَعْلَمُ أَنَّ عَدِيَّ بْنَ الْخِيَارِ تَزَوَّجَ امْرَأَةً يُقَالُ لَهَا أُمُّ قِتَالٍ بِنْتُ أَبِي الْعِيصِ، فَوَلَدَتْ لَهُ غُلاَمًا بِمَكَّةَ، فَكُنْتُ أَسْتَرْضِعُ لَهُ، فَحَمَلْتُ ذَلِكَ الْغُلاَمَ مَعَ أُمِّهِ، فَنَاوَلْتُهَا إِيَّاهُ، فَلَكَأَنِّي نَظَرْتُ إِلَى قَدَمَيْكَ. قَالَ فَكَشَفَ عُبَيْدُ اللَّهِ عَنْ وَجْهِهِ ثُمَّ قَالَ أَلاَ تُخْبِرُنَا بِقَتْلِ حَمْزَةَ قَالَ نَعَمْ، إِنَّ حَمْزَةَ قَتَلَ طُعَيْمَةَ بْنَ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ بِبَدْرٍ، فَقَالَ لِي مَوْلاَىَ جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ إِنْ قَتَلْتَ حَمْزَةَ بِعَمِّي فَأَنْتَ حُرٌّ، قَالَ فَلَمَّا أَنْ خَرَجَ النَّاسُ عَامَ عَيْنَيْنِ ـ وَعَيْنَيْنِ جَبَلٌ بِحِيَالِ أُحُدٍ، بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ وَادٍ ـ خَرَجْتُ مَعَ النَّاسِ إِلَى الْقِتَالِ، فَلَمَّا اصْطَفُّوا لِلْقِتَالِ خَرَجَ سِبَاعٌ فَقَالَ هَلْ مِنْ مُبَارِزٍ قَالَ فَخَرَجَ إِلَيْهِ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَقَالَ يَا سِبَاعُ يَا ابْنَ أُمِّ أَنْمَارٍ مُقَطِّعَةِ الْبُظُورِ، أَتُحَادُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم قَالَ ثُمَّ شَدَّ عَلَيْهِ فَكَانَ كَأَمْسِ الذَّاهِبِ ـ قَالَ ـ وَكَمَنْتُ لِحَمْزَةَ تَحْتَ صَخْرَةٍ فَلَمَّا دَنَا مِنِّي رَمَيْتُهُ بِحَرْبَتِي، فَأَضَعُهَا فِي ثُنَّتِهِ حَتَّى خَرَجَتْ مِنْ بَيْنِ وَرِكَيْهِ ـ قَالَ ـ فَكَانَ ذَاكَ الْعَهْدَ بِهِ، فَلَمَّا رَجَعَ النَّاسُ رَجَعْتُ مَعَهُمْ فَأَقَمْتُ بِمَكَّةَ، حَتَّى فَشَا فِيهَا الإِسْلاَمُ، ثُمَّ خَرَجْتُ إِلَى الطَّائِفِ، فَأَرْسَلُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَسُولاً، فَقِيلَ لِي إِنَّهُ لاَ يَهِيجُ الرُّسُلَ ـ قَالَ ـ فَخَرَجْتُ مَعَهُمْ حَتَّى قَدِمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا رَآنِي قَالَ " آنْتَ وَحْشِيٌّ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " أَنْتَ قَتَلْتَ حَمْزَةَ ". قُلْتُ قَدْ كَانَ مِنَ الأَمْرِ مَا بَلَغَكَ. قَالَ " فَهَلْ تَسْتَطِيعُ أَنْ تُغَيِّبَ وَجْهَكَ عَنِّي ". قَالَ فَخَرَجْتُ، فَلَمَّا قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ مُسَيْلِمَةُ الْكَذَّابُ قُلْتُ لأَخْرُجَنَّ إِلَى مُسَيْلِمَةَ لَعَلِّي أَقْتُلُهُ فَأُكَافِئَ بِهِ حَمْزَةَ ـ قَالَ ـ فَخَرَجْتُ مَعَ النَّاسِ، فَكَانَ مِنْ أَمْرِهِ مَا كَانَ ـ قَالَ ـ فَإِذَا رَجُلٌ قَائِمٌ فِي ثَلْمَةِ جِدَارٍ، كَأَنَّهُ جَمَلٌ أَوْرَقُ ثَائِرُ الرَّأْسِ ـ قَالَ ـ فَرَمَيْتُهُ بِحَرْبَتِي، فَأَضَعُهَا بَيْنَ ثَدْيَيْهِ حَتَّى خَرَجَتْ مِنْ بَيْنِ كَتِفَيْهِ ـ قَالَ ـ وَوَثَبَ إِلَيْهِ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ، فَضَرَبَهُ بِالسَّيْفِ عَلَى هَامَتِهِ. قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْفَضْلِ فَأَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ يَسَارٍ أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَقُولُ فَقَالَتْ جَارِيَةٌ عَلَى ظَهْرِ بَيْتٍ وَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، قَتَلَهُ الْعَبْدُ الأَسْوَدُ.
Amr b. Umeyye ed-Oamri dedi ki: "Ben Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyar ile birlikte (yola) çıktım. Hıms'a geldiğimizde Ubeydullah b. Adiy bana: Ne dersin Vahşi'nin yanına gidip ona Hamza'yı nasıl öldürdüğünü soralım mı, dedi. Ben: Peki, dedim. Vahşi, Hıms'da kalıyordu. Biz de onun nerede olduğunu sorduk, bize: İşte orada, evinin gölgesinde bir tulum gibi duruyor, denildi. (Amr) dedi ki: Biz de ona doğru gittik ve onun yakınında durduk. Selam verdik, selamı aldı. (Amr) dedi ki: Ubeydullah da sarığına sarılmış Vahşi onun sadece gözlerini ve ayaklarını görebiliyordu. Ubeydullah: Beni tanıyor musun, diye sordu. (Amr) dedi ki: Ona baktıktan sonra: Allah'a yemin ederim ki hayır deyip şöyle devam etti: Ancak şunu biliyorum Adiy b. el-Hiyar Ebu lys kızı Ümmü Kıtal adında birisi ile evlendiğini ve bu kadından onun Mekke'de bir erkek evlat doğurduğunu biliyorum. Ben de ona süt anne bulmaya çalışıyordum. İşte bu çocuğu annesiyle birlikte taşıyıp götürüp babasına verdik. Sanki ben senin ayaklarına (bakarken onun ayaklarını) görür gibiyim. (Amr) dedi ki: Ubeydullah yüzünü açtı, sonra: Hamza'yı nasıl öldürdüğünü bize anlatır mısın, dedi. Vahşi: Olur dedi. Hamza Bedir'de Tuayme b. Adiy b. el-Hiyar'ı öldürmüştü. Bunun üzerine efendim olan Cubeyr b. Mut'im bana: Şayet amcama karşılık Hamza'yı öldürürsen sen de hür olacaksın, dedi. (Vahşi) dedi ki: Herkes' Ayneyn -ki Ayneyn Uhud karşısında bir dağ olup, onunla Uhud arasında bir vadi vardır- senesi sefere çıkınca, ben de savaşa katılmak üzere onlarla birlikte çıktım. Savaşmak üzere saf tuttuklarında Siba' ileri atılarak: Benimle teke tek kim çarpışır dedi. (Vahşi) dedi ki: Karşısına Hamza b. Abdulmuttalib çıktı. Ey Siba', ey kadınların bızırlarını kesen (kadın sünnetçisi) Ümmü Enmar'ın oğlu, sen Allah'a ve onun Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'E muhalefet mi ediyorsun, dedi. (Vahşi) dedi ki: Sonra üzerine bir hamle yaptı. Herif, geçip gitmiş dün gibi oluverdi (Yokolup gitti). (Vahşi devamla) dedi ki: Ben de bir kayanın altında Hamza'ya tuzak kurup, saklandım. Bana yaklaşınca ona harbemi attım, mızrağımı Hamza'nın kasığına yerleştirdim, mızrak Hamza'nın iki uyluğu arasından (öbür tarafa) çıkmıştı. (Vahşi) dedi ki: İşte bu mızrak, Hamza'yı olduğu yere çökertti. Herkes geri dönünce ben de onlarla birlikte geri döndüm. İslam Mekke'de yayılıncaya kadar ben de Mekke'de kaldım. Sonra Taife çıkıp gittim. Taifliler Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e elçiler gönderdiler. Bana: O kendisine elçi olarak gidenleri rahatsız etmez, denildi. Ben de Taif heyetiyle beraber çıkıp gittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardım, beni görünce: Sen Vahşi değil misin, diye sordu. Ben: Evet dedim. Sen Hamza'yı öldürdün öyle mi, diye sordu. Ben: iş sana ulaşan haberde olduğu gibi oldu, dedim. Allah Resulü: Bana yüzünü hiç göstermeyebilir misin, diye sordu. (Vahşi) dedi ki: Ben de çıkıp gittim. Resulullah s.a.v. vefat ettikten sonra Müseylimetu'l-Kezzab ortaya çıktı, kendi kendime dedim ki: Andolsun Müseylime'nin üzerine ben de gideceğim. Belki onu öldürür, böylelikle Hamza'yı öldürmekle yaptığım kötülüğün karşılığı bir iyilik yapmış olurum .. (Vahşi) dedi ki: Ben de ona karşı savaşa gidenlerle birlikte çıktım ve onun ile ilgili olarak olanlar oldu. (Vahşi) dedi ki: Bir de ne göreyim, yıkık bir duvarın bir kenarında bir kişinin durduğunu gördüm. Sanki esmer bir deveyi andırıyordu. Saçı başı dağınıktı. (Vahşi) dedi ki: Hemen harbemi ona attım. Harbemi iki memesi arasına yerleştirdim ve harbem arkadan iki kürek kemiği arasından çıktı. (Vahşi) dedi ki: Ensardan bir adam ileri atıldı ve onun tepesine kılıçla bir darbe indirdi." (Abdu'I-Aziz b. Abdullah b: Seleme) dedi ki: Abdullah b. el-fadl dedi ki: Bana Süleyman b. Yesar'ın haber verdiğine göre o Abdullah b. Ömer'i şöyle derken dinlemiştir: "Bir evin damında bulunan bir kız şöyle seslendi: Ey mu'minlerin emiri, haberin olsun, onu o siyah i köle öldürdü." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Vahşi" -ki b. Harb'dir-"nin yanına gidelim mi?" Cubeyr b. Mut'im'in azatlısı Habeş'li Vahşi'dir. "Sanki o" büyük bir "tulum gibi idi." Bu isim (hamit), çoğunlukla içi dolu tulum hakkında kullanılır. İbn Aiz'in zikrettiği bir rivayette: "Onu oldukça şişman, gözleri kızarmış bir kişi bulduk" şeklindedir. "Bürünmüş" yani sarığını çenesi altından geçirmeden başının üzerine sarmış demektir. "Ona sütanne arıyordum." İbn İshak rivayetinde şu fazlalık va;dır: "Allah'a yemin ederim, Zi Tava denilen yerde seni emziren Sa'd oğullarından olan (süt) annene teslim ettiğimden beri seni görmüş değilim. Ben seni ona uzattığım sırada o, devesi üzerinde bulunuyordu. Seni elimden aldığında kendisine doğru kaldırırken ayağının parıltısını görmüştüm. İşte şimdi sen benim başucumda durunca o ayakları tanıdım." Bu ifadeler bu başlıktaki hadiste geçen: "Sanki senin ayaklarını görmüş gibiyim" sözlerine açıklık getirmektedir. Yani onun ayaklarını daha önce taşıyıp götürdüğü çocuğun ayaklarına benzetmiş oldu. Gerçekten o çocuğun o olduğu ortaya çıktı. Her iki görmesi arasında ise yaklaşık elli yıllık bir süre geçmişti. Bu ise aşırı bir zekaya ve kıyafet ilmine dair eksiksiz bir bilgiye sahip olduğunu göstermektedir. "Herkes" yani Kureyş ye beraberinde bulunanlar "Ayneyn yılı" yani Uhud senesi "çıkınca ... " Vahşi'nin "Ayneyn Uhud karşısında bir dağdır" yani Uhud cihetinde bir dağdır sözüne gelince, Vahşi'nin o yılı o dağa nispet ederek zikredip, Uhud'a nispet etmeyişinin sebebi, Kureyşlilerin Ayneyn dağı yakmında karargah kurmuş olmalarıdır. "Ben de herkesle birlikte savaşa çıktım." Tayalisı rivayetinde şöyle demektedir: "Uhud günü harbemi yanıma alarak çıktım. Ben Habeşlilerden bir kişiyim. Onların harbe oyunlarını bilen birisi idim. (Vahşi) dedi ki: Ben onlarla birlikte ne birisini öldürmek, ne de savaşmak amacıyla çıktım. Benim tek meselem Hamza idi." İbn İshak'ta da: "Vahşi, Habeşlilerin usulü ile harbe atan birisi idi. Hedefe isabet ettirmemesi çok nadirdi" denilmektedir. "Bızırları kesen" (ibaresini açıklayıcı olmak üzere) İbn İshak: Annesi Mekke'de kadınları sünnet ederdi, demektedir. Araplar bu tabiri yermek amacıyla kullanırlar. "Karşı çıkan, düşmanlık eden" onlara karşı duran, inat eden. "Geçip giden dün gibi" ifadesi, onu öldürmüş olmasından kinayedir yani onu mahvetti, yok etti. "Bana onun elçilere dokunmadığı söylendi." Yani elçiler onun tarafından rahatsız edilmezdL Tayalisı rivayetinde şöyle denilmektedir: "Şam'a kaçmak istemiştim. Bir adam bana: Ne oluyor sana, Allah'a yemin olsun bir kimse hak şehadeti getirmiş olarak Muhammed'e giderse mutlaka onu serbest bırakır, dedi. Bunun üzerine ben de yola koyuldum. Ben onun başı ucunda hak şehadetini -ayakta durup getirinceye kadar beni fark etmedi." İbn İshak'ta da: "Aniden benim başı ucunda durduğumu gördü" denilmektedir. "(Allah Resı1lü): Hamza'yı sen mi öldürdün, diye buyurdu. Ben: Durum sana ulaştığı gibi oldu, dedim." Yunus b. Bukeyr de İbn İshak'ın el-Megazl'sinde şöyle denildiği belirtilmektedir: "Resı1lullah sallalli,hu aleyhi ve sellem'e: Bu Vahşi'dir, denildi. Allah Resı1lü: Onu bırakınız .. Çünkü bir tek adamın bile Müslüman olması, bin tane katirin öldürülmesinden daha çok sevdiğim bir şeydir, diye buyurdu." "Bana yüzünü hiç göstermeyebilir misin?" Tayalisı'nin rivayetinde şöyle denmektedir: "Yüzünü bana gösterme, seni görmeyeyim, diye buyurdu." '(Vahşi) dedi ki: "Ben de ... çıktım." Taberani'de şöyle denilmektedir: "(Allah Resı1lü): Ey Vahşi, çık git, daha önce Allah yolundan başkalarını alıkoydu ğu n gibi şimdi de Allah yolunda savaş, diye buyurdu." "Andolsun Müseylime'nin üzerine gideceğim dedim." Tayalisi'deki rivayette: "Müseylime'nin durumu ortaya çıkınca ben de onun üzerine giden askerlerle birlikte yola koyuldum ve harbemi yanıma aldım." denilmektedir. "Hamza'ya karşılık onu öldürebirim." Yani onu öldürerek Hamza'yı öldürmeye denkbir iş yapayım. Daha sonra şu sözleriyle bunu açıklamaktadır: "Böylece ben hem insanların en hayırlı olanını, hem de en şerli olanını öldürmüş oldum." Vahşi'nin: "Müseylime'nin durumu ile ilgili olanlar oldu" ifadesi ile kastedilen ona karşı yapılan savaştır. Müseylime ile Müslümanlar arasındaki bu vakada, ashab-ı kiram'dan çok kimse şehit düşmüştür. Daha sonra ileride yüce Allah'ın izniyle Fiten bölÜmünde açıklanacağı üzere Müseylime'nin öldürülmesi ile Müslümanlar zaferi kazanmış oldular. "Esmer bir deve" yani rengi kül gibi. Savaşın tozlarından dolayı bu rengi almıştı. Hadisten Çıkan Diğer Sonuçlar Vahşi'nin rivayet ettiği bu hadiste Vahşi'nin sahip olduğu ileri derecede zeka ile alakah olarak belirtilenler ile Hamza'nın pek çok menkıbesi dışında bir takım sonuçlar da çıkarılmaktadır: 1- Kişi yakını olan birisine yahut da arkadaşına herhangi bir eziyette bulunmuş olan bir kimseyi görmekten hoşlanmayabilir .. Fakat bu, bu iki kişinin birbirleri ile yasaklanmış şekliyle dargın durmalarını gerektirmez. 2- İslam, Müslüman olmadan önce yapılan günahları siler, süpürür. 3-Savaşta tedbirli olmak gerektiği gibi, kimsenin savaşta kimseyi küçümsememesi gerekir .. Çünkü o gün Hamza r.a.'ın Vahşi'yi görmüş olduğu muhakkaktır .. Fakat onu küçümsediği için ona karşı kendisini korumaya gerek duymamıştır .. Fakat nihayetinde tam karşısından Vahşi ona harbesini saplamıştır. İbn İshak da şunları söylemektedir: "Bana Muhammed b. Cafer b. Zubeyr anlatarak dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıktı, (yaralılar arasında) Hamza'yı aradı. Onun vadinin iç tarafında burnunun, kulaklarının kesilmiş olduğunu gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Eğer -Abdulmuttalib'in kızı- Safiye üzülmeyecek ve bu benden sonra uygulanan bir sünnet olmayacak olsaydı, onu yırtıcı hayvanların karınıarından ve kuşların kursaklarından haşredilsin diye öylece bırakırdım." İbn Hişam ek olarak şunları da söylemektedir: "Ve Allah Resulü şöyle buyurdu: Ebediyyen senin gibi bir musibet ile karşılaşmayacağım. Bunun üzerine Cibril inip: Hamza semada Allah'ın arslanı ve Resulünün arslanı diye yazılıdır, dedi
Narrated Jafar bin `Amr bin Umaiya:I went out with 'Ubaidullah bin `Adi Al-Khaiyar. When we reached Hims (i.e. a town in Syria), 'Ubaidullah bin `Adi said (to me), "Would you like to see Wahshi so that we may ask him about the killing of Hamza?" I replied, "Yes." Wahshi used to live in Hims. We enquired about him and somebody said to us, "He is that in the shade of his palace, as if he were a full water skin." So we went up to him, and when we were at a short distance from him, we greeted him and he greeted us in return. 'Ubaidullah was wearing his turban and Wahshi could not see except his eyes and feet. 'Ubaidullah said, "O Wahshi! Do you know me?" Wahshi looked at him and then said, "No, by Allah! But I know that `Adi bin Al-Khiyar married a woman called Um Qital, the daughter of Abu Al-Is, and she delivered a boy for him at Mecca, and I looked for a wet nurse for that child. (Once) I carried that child along with his mother and then I handed him over to her, and your feet resemble that child's feet." Then 'Ubaidullah uncovered his face and said (to Wahshi), "Will you tell us (the story of) the killing of Hamza?" Wahshi replied "Yes, Hamza killed Tuaima bin `Adi bin Al-Khiyar at Badr (battle) so my master, Jubair bin Mut`im said to me, 'If you kill Hamza in revenge for my uncle, then you will be set free." When the people set out (for the battle of Uhud) in the year of 'Ainain ..'Ainain is a mountain near the mountain of Uhud, and between it and Uhud there is a valley.. I went out with the people for the battle. When the army aligned for the fight, Siba' came out and said, 'Is there any (Muslim) to accept my challenge to a duel?' Hamza bin `Abdul Muttalib came out and said, 'O Siba'. O Ibn Um Anmar, the one who circumcises other ladies! Do you challenge Allah and His Apostle?' Then Hamza attacked and killed him, causing him to be non-extant like the bygone yesterday. I hid myself under a rock, and when he (i.e. Hamza) came near me, I threw my spear at him, driving it into his umbilicus so that it came out through his buttocks, causing him to die. When all the people returned to Mecca, I too returned with them. I stayed in (Mecca) till Islam spread in it (i.e. Mecca). Then I left for Taif, and when the people (of Taif) sent their messengers to Allah's Messenger (ﷺ), I was told that the Prophet (ﷺ) did not harm the messengers; So I too went out with them till I reached Allah's Messenger (ﷺ). When he saw me, he said, 'Are you Wahshi?' I said, 'Yes.' He said, 'Was it you who killed Hamza?' I replied, 'What happened is what you have been told of.' He said, 'Can you hide your face from me?' So I went out when Allah's Messenger (ﷺ) died, and Musailamah Al-Kadhdhab appeared (claiming to be a prophet). I said, 'I will go out to Musailamah so that I may kill him, and make amends for killing Hamza. So I went out with the people (to fight Musailamah and his followers) and then famous events took place concerning that battle. Suddenly I saw a man (i.e. Musailamah) standing near a gap in a wall. He looked like an ash-colored camel and his hair was dishevelled. So I threw my spear at him, driving it into his chest in between his breasts till it passed out through his shoulders, and then an Ansari man attacked him and struck him on the head with a sword. `Abdullah bin `Umar said, 'A slave girl on the roof of a house said: Alas! The chief of the believers (i.e. Musailamah) has been killed by a black slave
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اشْتَدَّ غَضَبُ اللَّهِ عَلَى قَوْمٍ فَعَلُوا بِنَبِيِّهِ ـ يُشِيرُ إِلَى رَبَاعِيَتِهِ ـ اشْتَدَّ غَضَبُ اللَّهِ عَلَى رَجُلٍ يَقْتُلُهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَبِيلِ اللَّهِ ".
Hemmam'dan riv€lyete göre o Ebu Hureyre r.a.'ı şöyle derken dinlemiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem --küçük azı dişini işaret ederek- Allah'ın gazabı Nebiine bu işi yapan bir kavme çok şiddetlidir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah yolunda öldüreceği bir kimseye de Allah'ın gazabı çok şiddetli olur
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) (pointing to his broken canine tooth) said, "Allah's Wrath has become severe on the people who harmed His Prophet. Allah's Wrath has become severe on the man who is killed by the Apostle of Allah in Allah's Cause
حَدَّثَنِي مَخْلَدُ بْنُ مَالِكٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الأُمَوِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ اشْتَدَّ غَضَبُ اللَّهِ عَلَى مَنْ قَتَلَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي سَبِيلِ اللَّهِ، اشْتَدَّ غَضَبُ اللَّهِ عَلَى قَوْمٍ دَمَّوْا وَجْهَ نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Allah yolunda öldürdüğü bir kimseye Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. Allah'ın nebisi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kanatmış bir kavme karşı da Allah'ın gazabı pek şiddetli olur. " Bu Hadis 4076 numara ile gelecektir
Narrated Ibn `Abbas:Allah's Wrath became severe on him whom the Prophet (ﷺ) had killed in Allah's Cause. Allah's Wrath became severe on the people who caused the face of Allah's Prophet to bleed
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ، وَهْوَ يُسْأَلُ عَنْ جُرْحِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لأَعْرِفُ مَنْ كَانَ يَغْسِلُ جُرْحَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ كَانَ يَسْكُبُ الْمَاءَ وَبِمَا دُووِيَ ـ قَالَ كَانَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَغْسِلُهُ وَعَلِيٌّ يَسْكُبُ الْمَاءَ بِالْمِجَنِّ، فَلَمَّا رَأَتْ فَاطِمَةُ أَنَّ الْمَاءَ لاَ يَزِيدُ الدَّمَ إِلاَّ كَثْرَةً أَخَذَتْ قِطْعَةً مِنْ حَصِيرٍ، فَأَحْرَقَتْهَا وَأَلْصَقَتْهَا فَاسْتَمْسَكَ الدَّمُ، وَكُسِرَتْ رَبَاعِيَتُهُ يَوْمَئِذٍ، وَجُرِحَ وَجْهُهُ، وَكُسِرَتِ الْبَيْضَةُ عَلَى رَأْسِهِ.
Ebu Hazimiden rivayete göre o Sehl b. Sa'd'a --Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaralanmasına dair soru sorulurken-- şöyle derken dinlemiştir: "Allah'a yemin ederim ki ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü kimin yıkadığını, kimin o vakit su döktüğünü ve ne ile tedavi edildiğini çok iyi biliyorum. (Devamla) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı Fatıma (selam ona) onu yıkıyor, Ali de kalkanından ona su döküyordu. Fatıma suyun kanamayı arttırmaktan bir işe yaramadığını görünce, bir hasırdan bir parça alıp onu yaktı ve onu (külünü) yarasına bastırdı. Böylece kanın akması durdu. O gün onun küçük azı dişi de kırıldı, yüzü yaralandı ve başındaki miğfer de kırıld
Narrated Abu Hazim:That he heard Sahl bin Sa`d being asked about the wounds of Allah's Messenger (ﷺ) saying, "By Allah, I know who washed the wounds of Allah's Messenger (ﷺ) and who poured water (for washing them), and with what he was treated." Sahl added, "Fatima, the daughter of Allah's Messenger (ﷺ) used to wash the wounds, and `Ali bin Abi Talib used to pour water from a shield. When Fatima saw that the water aggravated the bleeding, she took a piece of a mat, burnt it, and inserted its ashes into the wound so that the blood was congealed (and bleeding stopped). His canine tooth got broken on that day, and his face was wounded, and his helmet was broken on his head