1.878 hadis bulundu · sayfa 17/94
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْعَجْمَاءُ جُرْحُهَا جُبَارٌ، وَالْبِئْرُ جُبَارٌ، وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ، وَفِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayvanların meydana getirdikleri yaralamalar hederdir, kuyu ve madenden kaynaklanan zarar ziyan, ölüm hederdir, rikaz (define) ma/larında beşte bir oranında vergi vardır" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: HAYVAN ZARARINA DAİR BÖLÜM AÇIKLAMADAN SONRA "Acma", "a'cem" kelimesinin müennesi olup, hayvan demektir. "Cubar" bir şey ödemek gerekmeyen heder demektir. Tirmizi şöyle demiştir: Bazı bilginler bunu tefsir ederken şu açıklamayı yaparlar: Acma, sahibinin elinden kurtulan hayvan demektir. Böyle bir hayvan bağını koparıp, herhangi bir zarar verdiğinde sahibinin bir şey tazmin etmesi gerekmez. Ebu. DavUd hadisi naklettikten sonra şöyle der: Acma, bağından boşanmış, yanında hiç kimse olmayan hayvan demektir. Bu geceleyin değil, gündüz sözkonusu olur. "Kuyulardan kaynaklanan zarar ziyan, ölüm hederdir." Esved b. Ala'nın Müslim'de yer alan nakli "Kuyunun sebep olduğu yara hederdir" şeklindedir.(Müslim, Hudud) Ebu. Ubeyd şöyle der: Burada kuyudan maksat sahibi bilinmeyen çölde bulunan eski kuyulardır. Bu kuyuya bir insan' veya hayvan düştüğü takdirde hiçbir kimse bir şey ödemekle yükümlü olmaz. Aynı şekilde bir kimse kendi toprağında veya kimsenin sahibi olmadığı •jlü bir arazide kUY1('Pçsa oraya bir insan veya başka bir canlı düşüp ölse, buna kuyu açan kimse sep olmadığı takdirde herhangi bir tazminat ödemesi gerekmediği gibi ta'zir de gerekmez. Bunun gibi bir kimse kendisine kuyu kazsın diye bir başkasını işçi tutsa, o kişi çalışma esnasında bu kuyuya yuvarlansa yine herhangi bir şey tazmin etmek gerekmez. Buna karşılık bir kimse Müslümanların gelip geçtiği yol üzerinde kuyu kazsa, aynı şekilde bir başkasının mülkünde onun iznini almadan kuyu açsa ve bir kimse bu kuyuya düşerek ölse, o kişinin diyeti kuyuyu kazan kimsenin akılesine aittir. Kefareti ise kendi malından öder. Bu kuyuya insan değil de hayvan düşüp ölse, onun tazmini kuyuyu kazan kimsenin malından yapılır. Açılan hertürlü çukur yukarıda belirtilen ayrıntı çerçevesinde kuyu gibi değerlendirilir. Hadiste geçen "cerh= yaralama"dan maksat, en-Nihaye'de Ezherı'den nakledildiği üzere oraya düşenin aldığı yaradır. Yara sadece buna mahsus da değildir. Tam tersine bütün ölümler yaralama kategorisindedir. Kadi İyad ve bir grup bilgin şöyle derler: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu "yaralama" kelimesiyle ifade etmesi, genelde zarar ve ziyanın yaralama şeklinde ortaya çıkmasındandır ya da bu bir örnekleme olup, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem başka zarar ve ziyana bununla dikkat çekmiştir. Gerek cana, gerekse mala gelen bütün zarar ve ziyanlarda hüküm buna göredir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu konuda Hanefiler muhalif kalmışlardır. Onlar hayvana binmiş bir kimseye kıyasen kuyu kazana mutlak olarak tazminat yükümlülüğü getirmişlerdir. Oysa nassın bulunduğu yerde kıyas yapılamaz. "Madenden kaynaklanan zarar ziyan, ölüm hederdir." Bu konudaki hüküm kuyu konusundaki ile aynıdır. Bir kimse kendi mülkünde veya ölü arazide maden kuyusu kazsa ve oraya bir şahıs düşüp ölse kanı hederdir. Aynı şekilde bir kimse çalıştırmak üzere bir işçi kiralasa, o kişi o maden çukuruna yuvarlanıp ölse kanı hederdir. Bu konuda bir hurma ağacına çıkmak üzere kiralanıp, ağaçtan düşerek ölen işçi örneğinde olduğu gibi herhangi bir işi görmek üzere kiralanan bütün ücretliler bu konuda kuyu ve maden örneğinde zikredilen hükme tabidirler. "Define mal/arında beşte bir oranında vergi vardır." Bunun genişçe bir açıklaması Zekat bölümünde geçmişti)
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "There is no Diya for persons killed by animals or for the one who has been killed accidentally by falling into a well or for the one killed in a mine. And one-fifth of Rikaz (treasures buried before the Islamic era) is to be given to the state
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْعَجْمَاءُ عَقْلُهَا جُبَارٌ، وَالْبِئْرُ جُبَارٌ، وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ، وَفِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayvanların verdiği zararın diyeti hederdir, kuyu kazmaktan meydana gelen zarar da hederdir. Maden kazmada meydana gelen zarar da hederdir. Define mallarında beşte bir oranında vergi vardır" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Sirin şöyle demiştir: Bilginler hayvan tepmesinden meydana gelen zararı ödetmezlerdi." Burada yer alan "en-Nefha" ayağıyla vurma yani tepme demektir. "Binicinin hayvanın dizginini çekmesinden dolayı ayağı ile bir şeye zarar verdiğinde zararı ziya nı tazmin etmek gerektiğini belirtirlerdi." Hadis metninde yer alan "el-inan" hayvana binen kişinin onu istediği tarafa yönlendirmesi için ağzına konulan şey yani dizgin demektir. Hadisin ma\: şudur: Bir hayvana binildiği ve binid de dizginini çektiği takdirde hayvan ayağıyla bir şeye zarar verirse, binen kişi o zararı tazmin eder. Buna karşılık binid sebep olmadan hayvan ay ağıyla bir şeye zarar verecek olursa, binen kişi bunu tazmin etmez. "Hammad şöyle demiştir: Hayvan tepmesinden meydana gelen zarar tazmin olunmaz, ancak insanın hayvanı dürtmesi dolayısıyla meydana gelen zarar ziyan tazmin olunur." "Ancak insanın hayvanı dürtmesi dolayısıyla meydana gelen zarar ziyan tazmin olunur." Bu durum, hayvanı sahibinin veya başka bir kimsenin dürtmesi durumundan daha geneldir. "Bir kimse hayvanına vurur, hayvan da buna tepki olarak ayağı ile ona vurursa meydana gelen zarar ziyan tazmin edilmez." İbn Ebi Şeybe'nin nakline göre Muhammed b. Sırın şöyle demiştir: Kadı Şureyh hayvanı süren veya binen kimse hayvanın verdiği zarar ve ziyanı tazmin eder ancak hayvan kendisine vurulması neticesinde bir zarara yol açarsa tazmin etmez dedi. Ben "Hayvanın muakabesi nedir" diye sordum. Kadı Şureyh "Bir kimse hayvana vurur da, hayvan da onu yaralarsa buna muakabe denir dedi. "Hayvanını kiraya veren kimse (mükarı) üzerinde bir-kadın bulunan eşe ği sürdüğü zaman ... " ve kadın da o hayvandan düştüğünde sürücü üzerine tazminat yoktur. "Şa'bı ise şöyle demiştir: Sürücü hayvanı sürüp yorduğu zaman, hayvanın verdiği zararı tazmin eder. Hayvanı yormaksızın yavaş yavaş yumuşaklıkla sürer de bu sırada bir zarar verirse o zararı ödemez." İbn Battal şöyle demiştir: Hanefiler hayvanın-ön a)laklarıyla, arka ayaklarının verdiği zararı farkli mütalaa etmişler ve hayvan arka ayakları ve kuyruğuyla zarar verdiğinde kişi buna sebep bile olsa hayvanın verdiği zararı tazmin etmez, buna karşılık ön ayakları ve ağzıyla verdiği zararı tazmin eder demişlerdir. İmam Buhari, Kefe imamlarından bu görüşe muhalif görüşü naklederek bunu kabul etmediğine işaret etmektedir. Şafiilerin bu konudaki görüşü şöyledir: Hayvanla birlikte insan bulunduğu takdirde insan hayvanın cana veya organa ya da mala verdiği zararı tazmin eder. Bu kişi ister hayvanı süren, ister binen, ister yularını çeken olsun fark etmediği gibi hayvanın sahibi veya kiraya vereni ya da kiralayanı veya ödünçalanı ya da gasıbı olsun yine farketmez. Ayrıca hayvanın bu zarara ön veya arka ayaklarıyla ya da kuyruğuyla veya başıyla yol açması arasında fark olmadığı gibi zararın gece veya gündüz meydana gelmiş olmasında da herhangi bir fark yoktur. Bu görüşün deliline gelince, zarar ve ziyanın kasten veya başka bir yolla yapılmış olması arasında hiçbir fark yoktur. Hayvanla birlikte bulunan kimse ona hakimdir. Hayvan adeta onun elindeki bir alet gibidir. Dolayısıyla hayvanın fiili kişi hayvanı buna ister sevk etsin, isterse etmesin yine bunu ister bilsin, isterse bilmesin kendisine nispet edilir. İmam Malik'ten de buna benzer bir görüş nakledilmiştir. Ancak birisi hayvanın tepmesine sebep olacak bir hareket yapmadan teperse, bu müstesnadır. İbn Abdilberr'in nakline göre çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. Bu hadis, hayvanın ekin veya başka bir şeyi gece ve gündüz itlaf etmesi arasında fark olmadığına delil gösterilmiştir. Hanefl ve zahirilerin görüşü bu doğrultudadır. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri şöyle demişlerdir: Verilen zarar ve ziyan gündüz meydana gelmişse tazminat yükümlülüğü düşer. Gece yapılmışsa hayvan sahibi hayvanını korumakla görevlidir. Dolayısıyla hayvan sahibinin kusuru neticesinde bir zarar ve ziyan meydana gelmişse hayvan sahibi hayvanın bu zararını tazmin etmekte yükümlüdür. Bu tahsisin delili ise İmam Şafii, Ebu Davlid, Nesa! ve İbn Mace'nin, Zührı, Haram b. Muhaysa el-Ensarı vasıtasıyla Bera b. Azib'den yaptıkları şu nakildir: "Bera'nın zarara yol açan bir devesi vardı. Bir gün bu deve bir bahçeye girerek oraya hasar verdi. Bunun üzerine Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bahçeleri gündüz sahiplerinin korumaları, hayvanları geceleyin sahiplerinin muhafaza etmeleri ve geceleyin verdikleri zararı sahiplerinin tazmin etmesi gerektiğine hükmetti. "(Ebu Diıvud, Buyu' ve'l-İcarat) İbn Abdilberr şöyle demiştir: Bu hadis her ne kadar mürsel ise de meşhur olup, sika raviler tarafından nakledilmiştir. Hadisi Hicaz fıkıh bilginleri kabul etmiştir. Tahavl'nin bu hadisin yukarıda zikredilen hadisle mensuh olduğuna işaret etmesine gelince, nesheden rivayetin tarihi bilinmeden ihtimale açık bir durumda nesih olamaz denilerek tenkit edilmiştir. Bundan daha güçlü olanı ise İmam Şafii'nin şu görüşüdür: Biz Bera hadisini sabit olduğu ve ravilerinin durumu bilindiği için kabul ediyoruz. "Hayvanların verdiği zarar ziyan hederdir" hadisi bu hadisle çelişmez. Çünkü bu, özel anlam kastedilerek kullanılmış genel ifadedir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "There is no Diya for a person injured or killed by an animal (going about without somebody to control it) and similarly, there is no Diya for the one who falls and dies in a well, and also the one who dies in a mine. As regards the Ar-Rikaz (buried wealth), one-fifth thereof is for the state
حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ، حَدَّثَنَا مُجَاهِدٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ قَتَلَ نَفْسًا مُعَاهَدًا لَمْ يَرَحْ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ، وَإِنَّ رِيحَهَا يُوجَدُ مِنْ مَسِيرَةِ أَرْبَعِينَ عَامًا ".
Abdullah b. Amr'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bir zimmfyi haksız yere öldürürse cennet kokusunu alamaz. Halbuki cennetin kokusu kırk yıllık uzakızktan duyulur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Suçsuz bir zimmiyi öldürme." Hadisteki "cennetin kokusunu alamama", -genel anlamlıolmakla birlikte- belli bir zamana mahsustur. Çünkü akli ve nakli deliller bir kişinin Müslüman olarak öldüğü takdirde büyük günahları işlemiş bile olsa Müslüman olduğuna hükmedileceği ve cehennemde ebediyyen kalmayacağını göstermektedir. Böyle bir kimse cennete girmeden önce aza b görmüş olsa bile sonunda varacağı yer cennettir. . "Kırk yıllzk uzaklzk" Bu hadisin bir benzerini Tirmizi'de, Ebu Hureyre şu şekilde nakleder: "Cennetin kokusu yetmiş yıllık uzakızktan duyulur. "(Tirmizi, Diyat) el-Muvatta'da yer alan başka bir hadise göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Cennetin kokusubeş yüz yıllzk mesafeden duyulur" demiştir. İbn Battal bu konu üzerine şu açıklamayı yapar: Kırk yaş olgunluk yaşıdır. Bu yaşa eren kimsenin ameli, yakini ve pişmanlığı artar. Sanki bu yaşa gelmiş bir kişi kendisini itaata zorlayan cennet kokusunu almış gibidir. İbn Battal şöyle devam eder: Yetmiş yaş ise mücadelenin son sınırıdır. Bu yaşa gelince, insana pişmanlık ve ecelin gelip çatma korkusu musaHat olur. Netice olarak Allahu Teala'ın başarılı kılmasıyla itaati artar ve kişi yetmiş yaşından itibaren cennet kokusunu almaya başlar. Bizim kanaatimiz ise şöyledir: Hadiste yer alan rakamları cem' ve telif etmek için şöyle denebilir: Kırk, mahşer yerindeki durma noktasından cennet kokusunun alındığı zamanın en kısasıdır. Yetmiş, bundan daha ötedir ya da bu rakamlar abartı için ifade edilmiştir. Beşyüz sonra, bin bunlardan daha fazladır. Bu, şahıstan şahsa ve yapılan amellere göre farklılık arzeder. Cennetin kokusunu en uzak mesafeden alan kimsenin en yakın mesafeden ve bu ikisi arasındaki yerden alana göre üstünlüğü vardır. Tirmizi şerhinde bu konuya işaret ederek şöyle demiştir: Bu rivayetleri cem ve telif etmek için şöyle denebilir: Bu kişilerin mertebeleri ve derecelerindeki farklılığa göre şahıstan şahsa değişebilir. Sonra bu açıklamanın bir benzerini İbnü'I-Arabi'de gördüm. O şöyle demektedir: Cennetin kokusu doğalolarak alınamaz. Ancak Allahu Teala'ın alınmasını yaratmış olduğu şeyalınabilir. Allahu Teala'ın dilediği kimselerden bazıları cennetin kokusunu yetmiş yıllık mesafeden alırken, bazıları beş yüz yıllık mesafeden alır
Narrated `Abdullah bin `Amr:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever killed a Mu'ahid (a person who is granted the pledge of protection by the Muslims) shall not smell the fragrance of Paradise though its fragrance can be smelt at a distance of forty years (of traveling)
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُطَرِّفٌ، أَنَّ عَامِرًا، حَدَّثَهُمْ عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ، قَالَ قُلْتُ لِعَلِيٍّ. وَحَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا مُطَرِّفٌ، سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، يُحَدِّثُ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ، قَالَ سَأَلْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ هَلْ عِنْدَكُمْ شَىْءٌ مِمَّا لَيْسَ فِي الْقُرْآنِ ـ وَقَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ مَرَّةً مَا لَيْسَ عِنْدَ النَّاسِ ـ فَقَالَ وَالَّذِي فَلَقَ الْحَبَّةَ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ مَا عِنْدَنَا إِلاَّ مَا فِي الْقُرْآنِ إِلاَّ فَهْمًا يُعْطَى رَجُلٌ فِي كِتَابِهِ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ. قُلْتُ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ قَالَ الْعَقْلُ، وَفِكَاكُ الأَسِيرِ، وَأَنْ لاَ يُقْتَلَ مُسْلِمٌ بِكَافِرٍ.
Ebu Cuhayfe şöyle demiştir: Ali r.a.'e "Sizin yanınızda Kur'an'da olmayan herhangi bir şey var mı?" diye sordum. Hadisi rivayet eden İbn Uyeyne bir keresinde "insanların yanında olmayan bir şey var mı?" diye sorduğunu nakletmiştir. Hz. Ali bu soruya şöyle cevap vermiştir: "Taneyi yaran ve insanı yaratan Allah'a yemin ederim ki bizim yanımızda Kur'an'da olandan başka bir şey yoktur. Ancak insana Allah'ın kitabını anlama hususunda verilen bir anlayış ve bir de şu sahifedeki şey vardır" dedi. Ben "O sahifedeki nedir?" diye sordum. Ali "Diyet, esirin kurtarılması ve kafir karşılığında Müslümanın öldürülemeyeceği hükümleridir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kafiri öldüren Müslümanın kısasen öldürülemeyeceği." imam Buharl'nin bu başlığı bir önceki başlıktan daha sonraya koyması, bir zimmıyi öldürmeye yönelik olarak gelen şiddetli tehditten onu teammüden öldüren Müslümanın kısas edilmesinin gerekmeyeceğine işaret etmek ve bir Müslüman bir kafiri öldürdü diye kısasen öldürülmediğine göre onun bütün kafirleri öldürmeye hakkının olmadığına, tam tersine haksız yere zimmıyi ve muahidi öldürmesinin haram olduğuna işaret etmek içindir. "Hz. Ali'ye sordum." Bu rivayet, bir başka yönden İlim ve başka bölümlerde Mutarrıf'tan naklediimiştİ. Orada hadisin açıklaması, onu Hz. Ali'dennakleden ravilerin lafız farklılıklarının beyanı, diyet ve esiri kurtarmanın ne demek olduğu da açıklanmıştı. Kafiri öldüren Müslümanın öldürülmemesine gelince, çoğunluğun kanaati bu yöndedir. Ancak İmam Malik'in yol kesen ve bu nitelikte suç işleyen kimseler hakkındaki görüşüne göre bir kimse bir başkasını pusuya düşürerek öldürdüğünde -maktul zimmı bile olsa- kısasen öldürülmesi gerekir. Bu hüküm, kafiri öldüren Müslümanın öldürülemeyeceği hükmünün bir istisnasını teşkil etmektedir. Aslında bu, bir istisna değildir. Çünkü burada başka bir nitelik vardır. O da yeryüzünde fesad çıkarmaktır. Hanefiler bu hükme muhalif kalarak şöyle demişlerdir: Bir Müslüman, bir zimmıyi haksız yere öldürdüğü takdirde kısasen katledilir. Buna karşılık müste'meni öldürdüğünde katledilmez
Narrated Abu Juhaifa:I asked `Ali "Do you have anything Divine literature besides what is in the Qur'an?" Or, as Uyaina once said, "Apart from what the people have?" `Ali said, "By Him Who made the grain split (germinate) and created the soul, we have nothing except what is in the Qur'an and the ability (gift) of understanding Allah's Book which He may endow a man, with and what is written in this sheet of paper." I asked, "What is on this paper?" He replied, "The legal regulations of Diya (Blood-money) and the (ransom for) releasing of the captives, and the judgment that no Muslim should be killed in Qisas (equality in punishment) for killing a Kafir (disbeliever)
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُخَيِّرُوا بَيْنَ الأَنْبِيَاءِ ".
Ebu Said el-Hudrl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Nebiler arasında şu, şundan daha hayırlıdır demeyiniz!" buyurmuştur
Narrated Abu Sa`id:The Prophet (ﷺ) said, "Do not prefer some prophets to others
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى الْمَازِنِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنَ الْيَهُودِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَدْ لُطِمَ وَجْهُهُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِكَ مِنَ الأَنْصَارِ لَطَمَ فِي وَجْهِي. قَالَ " ادْعُوهُ ". فَدَعَوْهُ. قَالَ " لِمَ لَطَمْتَ وَجْهَهُ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي مَرَرْتُ بِالْيَهُودِ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ وَالَّذِي اصْطَفَى مُوسَى عَلَى الْبَشَرِ. قَالَ قُلْتُ وَعَلَى مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَأَخَذَتْنِي غَضْبَةٌ فَلَطَمْتُهُ. قَالَ " لاَ تُخَيِّرُونِي مِنْ بَيْنِ الأَنْبِيَاءِ فَإِنَّ النَّاسَ يَصْعَقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يُفِيقُ، فَإِذَا أَنَا بِمُوسَى آخِذٌ بِقَائِمَةٍ مِنْ قَوَائِمِ الْعَرْشِ، فَلاَ أَدْرِي أَفَاقَ قَبْلِي أَمْ جُزِيَ بِصَعْقَةِ الطُّورِ ".
Ebu Said el-Hudrı şöyle demiştir: Yahudilerden bimin yüzüne tokat atılmış bunun üzerine Yahudi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve "Ya Muhammed! Ensardan olan sahabilerinden biri benim yüzüme tokat vurdu" diye şikayet etti. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onu çağırın!" buyurdu. Sahabiler o Ensarlı kişiyi çağırdılar. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sen bu kişinin yüzüne tokat attın mı?" diye sordu. O kişi şöyle cevap verdi: "Ya Resulallah! Ben Yahudilerin yanından geçtim de bu kişinin 'Musa'yı bütün insanlığın üstüne seçip tercih eden Allah'a yemin ederim ki' dediğini işittim. Ensarlı şöyle devam etti: 'Ben Muhammed'in üstüne de mi (yükseltti)?' dedim. Bu sırada öfkeye kapıldım ve yüzüne bir tokat attım. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Nebiler arasında benim daha hayırlı olduğmu söylemeyiniz. Gerçek şu ki insanlar kıyamet gününde (dehşetten) bayılacaklar. Fakat ilk ayılan ben olacağım. O anda bir de göreceğim ki Musa arşın ayaklarından birini tutmuş olduğu halde olacaktır. Bilmiyorum Musa da bayılanların içinde olacak da benden evvel mi ayılacak, yoksa Tur dağındaki bayılmasının karşılığı mı verilecek?" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Öfkelendiği bir anda bir yahudiye tokat atan Müslümana bir şey lazım gelmeyeceği." Yani böyle bir Müslümana tıpkı bir zimmıyi tokatladığında olduğu gibi kısas uygulanmaz. İmam Buhari, bu ifadesiyle sanki muhalif olan bil!;Iinin tokat atmada kısas yapılma kanaatini taşıdığına işaret etmektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zimmıden dolayı Müslümanı kısas etmediğini göre bu uygulama, kısasm cereyan etmediğini göstermektedir. Fakat Kufe bilginlerinin tamamı tokat atmada kısas uygulanacağı kanaatinde değillerdir. Buradaki hüküm, onların içinden bu kanaati taşıyanlarla ilgilidir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1. Bir zimmı bir Müslümanı şikayet edebilir, davasını hakime götürebilir ve hakim de bunu dinleyebilir. 2. Hükmü bilmeyen kimse, hakimden bunu öğrenebilir ve Müslüman açısından bu kadarıyla yetinilir. 3. Bir zimmı, bilgisi olmadığı bir hususta söz söylemeye kalkıştığında ilmiyle meşhur olan bir Müslüman ona ta'zir cezası uygulayabilir. Hadisten çıkan diğer sonuçlar, Musa aleyhisselam kıssasında geçmişti
Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:A Jew whose face had been slapped (by someone), came to the Prophet (ﷺ) and said, "O Muhammad! A man from your Ansari companions slapped me. " The Prophet (ﷺ) said, "Call him". They called him and the Prophet (ﷺ) asked him, "Why did you slap his face?" He said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! While I was passing by the Jews, I heard him saying, 'By Him Who chose Moses above all the human beings.' I said (protestingly), 'Even above Muhammad?' So I became furious and slapped him." The Prophet (ﷺ) said, "Do not give me preference to other prophets, for the people will become unconscious on the Day of Resurrection and I will be the first to gain conscious, and behold, I will Find Moses holding one of the pillars of the Throne (of Allah). Then I will not know whether he has become conscious before me or he has been exempted because of his unconsciousness at the mountain (during his worldly life) which he received
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ} شَقَّ ذَلِكَ عَلَى أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَالُوا أَيُّنَا لَمْ يَلْبِسْ إِيمَانَهُ بِظُلْمٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهُ لَيْسَ بِذَاكَ، أَلاَ تَسْمَعُونَ إِلَى قَوْلِ لُقْمَانَ {إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ}".
Abdullah b. Mes'ud şöyle demiştir: "İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar"(En'am 83) ayeti inince bu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabilerine ağır geldi ve "Hangimiz imanına zulüm karıştırmamıştır!" dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu, sizin düşündüğünüz zulüm değildir. Lokman Nebi'in 'Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür' ayetindeki sözünü bilmiyor musunuz?" buyurdu
Narrated `Abdullah:When the Verse: 'It is those who believe and confuse not their belief with wrong (i.e., worshipping others besides Allah): (6.82) was revealed, it became very hard on the companions of the Prophet (ﷺ) and they said, "Who among us has not confused his belief with wrong (oppression)?" On that, Allah's Apostle said, "This is not meant (by the Verse). Don't you listen to Luqman's statement: 'Verily! Joining others in worship with Allah is a great wrong indeed
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا الْجُرَيْرِيُّ، وَحَدَّثَنِي قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا سَعِيدٌ الْجُرَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَكْبَرُ الْكَبَائِرِ الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ، وَشَهَادَةُ الزُّورِ، وَشَهَادَةُ الزُّورِ ـ ثَلاَثًا ـ أَوْ قَوْلُ الزُّورِ ". فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتَّى قُلْنَا لَيْتَهُ سَكَتَ.
Abdurrahman b. Ebİ Bekre'nin babasından nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Büyük günahların en büyüğü Allah'a ortak koşmak, ana-babaya asi olmak ve yalan şahitliktir." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "yalan şahitliği" veya "yalan söz söyleme"yi üç kere tekrar etti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözü O kadar tekrar etti durdu ki nihayet biz "keşke sussa" dedik
Narrated Abu Bakra:The Prophet. said, "The biggest of the great sins are: To join others in worship with Allah, to be undutiful to one's parents, and to give a false witness." He repeated it thrice, or said, "....a false statement," and kept on repeating that warning till we wished he would stop saying it. (See Hadith No.7, Vol)
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شَيْبَانُ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْكَبَائِرُ قَالَ " الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ ". قَالَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ " ثُمَّ عُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ ". قَالَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ " الْيَمِينُ الْغَمُوسُ ". قُلْتُ وَمَا الْيَمِينُ الْغَمُوسُ قَالَ " الَّذِي يَقْتَطِعُ مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا كَاذِبٌ ".
Abdullah b. Amr şöyle anlatmıştır: "Bir bedevi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve "Ya Resulallah! büyük günahlar nelerdir?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Allah'a ortak koşmaktır" buyurdu. Bedevi "Bundan sonra nedir?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bundan sonra anaya-babaya asi olmaktır" buyurdu. Bedevi "Bundan sonra nedir?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yalan yere yemindir (yeminü'l-ğamus)" buyurdu. Ravi diyor ki: Ben "yeminü'l-ğamus nedir?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yalandan yere yemin ederek Müslüman bir kimsenin malını elinden alan kimsenin yeminidir" buyurdu
Narrated `Abdullah bin `Amr:A bedouin came to the Prophet (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What are the biggest sins?: The Prophet (ﷺ) said, "To join others in worship with Allah." The bedouin said, "What is next?" The Prophet (ﷺ) said, "To be undutiful to one's parents." The bedouin said "What is next?" The Prophet (ﷺ) said "To take an oath 'Al-Ghamus." The bedouin said, "What is an oath 'Al-Ghamus'?" The Prophet (ﷺ) said, "The false oath through which one deprives a Muslim of his property (unjustly)
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنُؤَاخَذُ بِمَا عَمِلْنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ قَالَ " مَنْ أَحْسَنَ فِي الإِسْلاَمِ لَمْ يُؤَاخَذْ بِمَا عَمِلَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَمَنْ أَسَاءَ فِي الإِسْلاَمِ أُخِذَ بِالأَوَّلِ وَالآخِرِ ".
Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: Bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulallah! Cahiliye döneminde işlediğimiz günahlardan dolayı ceza görecek miyiz?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevap verdi: "Kim Müslümanlıkta güzel hareket ederse cahiliye hayatında işlediği günah ile hesaba çekilmez. Fakat kim de İslami dönemde kötülük işlerse hem önceki (cahiliye dönemindeki) ameliyle, hem de sonra (Müslümanlıktaki yaptıklan) ile hesaba çekilir. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'a ortak koşanın günahı, dünya ve ahiretteki cezası." "Allahu Teala "Doğrusu şirk, büyük bir zulümdüK'(Lokman 13) "Allah'a ortak koşarsan işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun"(Zümer 65) buyurmuştur. İbn Battal şöyle demiştir: Bu ayetlerden birincisi şirktEm daha büyük bir günah olmadığını göstermektedir. "Zulüm", esasen bir şeyi uygun olmayan yere koymak demektir. Müşrik, bir şeyi olmaması gereken yere koyan kimsenin asıl örneğidir. Çünkü o, kendisini yoktan var eden varlığı, başkasıyla eşit tutmuş ve nimeti onu vermeyen kimseye nispet etmiştir. İkinci ayet ile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hitap ediliyor gibi görülüyorsa da maksat ondan başkasıdır. Ayette zikredilen "ihbat= amellerin boşa gitmesi", şirk üzere ölme ile kayıtlıdır. Çünkü Allahu Teala bir başka ayette "Sizden kim dininden döner ve kafir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da, ahirette de boşa gider"(Bakara 217) buyurmaktadır. İmam Buhari bu konuda dört hadise yer vermektedir. Birinci hadis, İbn Mesud'un rivayet i olup "İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar var ya!"(En'am 82) ayetinin tefsiri esnasında geçmişti. Bu hadisin açıklaması, İman bölümünün baş taraflarında daha önce yapılmıştı. "Fakat her kim Müslümanlıkta kötülük işlerse hem önceki (cahiliye dönemindeki} ameliyle, hem de sonra (Müslümanlıktaki yaptıkları) ile hesaba çekilir." Hattabı şöyle demiştir: Bu ifadenin zahiri, İslam'ın kendisinden önceki durumu sileceği yolunda ümmetin iemaına muhalif düşmektedir. Allahu Teala "İnkar edenlere (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle"(EnfaI 38) buyurmaktadır. Hattabı şöyle der: Bu hadise göre bir kafir Müslüman olduğunda geçmiş günahlarından dolayı hesaba çekilmez. Müslüman olduktan sonra Müslümanlığına devam ederken en büyük kötülükleri ve en ağır günahları işlediği takdirde Müslümanlık dönemindeki günahları ile hesaba çekilir ve kafir iken işlediği günahlar ileri sürülerek şöylece susturulur: "Sen kafir iken şu fiilleri işlememiş miydin? Müslümanlığın bu fiilerin aynısını yeniden yapmana engel olmadı mı?" Kısacası kafir iken işlediği şeyler susturulmak için gündeme getirilirken, Müslüman iken işlediği günahlar cezalandırılmak için zikredilir. En uygun olanı bir başka alimin şu açıklamasıdır: Hadiste yer alan "isaet" kelimesinden maksat küfürdür. Çünkü kafirlik, kötülüğün zirvesi ve günahların en beteridir. Bir kimse dinden dönüp, kafir olarak öldüğü takdirde hiç Müslüman olmamış gibi olur ve işlediği bütün günahların tamamının cezasını çeker. Buhari "Büyük günahların en büyüğü şirktir" hadisinden sonra bu hadise yer vermekle bu gerçeğe işaret etmiştir. Buhari bu hadisleri mürtedler bölümünde zikretmiştir. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Bu bölümdeki hadisin manası şudur: Her kim Müslümanlığını yaşamaya devam ederek, şartlarını yerine getirerek, güzel bir fiil işlerse cahiliye döneminde işlediklerinden hesaba çekilmez. Her kim de Müslüman iken tevhidi terk etmek suretiyle kötülük işlerse geçmiş bütün günahlarından hesaba çekilir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu açıklamamı bir grup bilgine açtım. Bana şöyle dediler: Bu hadisin bundan başka bir manası yoktur. Hadiste yer alan "isaet" kelimesi küfürden başka bir anlama gelemez. Zira bir Müslümanın cahiliye döneminde işlediklerinden hesaba çekilmeyeceği konusunda icma vardır. Taberi"nin de bu görüşü vurguladığını belirtmiş olalım. Abdulmelik el-Blinı şöyle demiştir: "Kim Müslümanlıkta güzel hareket ederse"nin manası nifak ve şek olmaksızın sahih bir şekilde kim İslam'a girerse "Kim de Müslümanlıkta kötülük işlerse" nin manası ise her kim riya ve gösteriş olsun diye Müslüman olursa demektir. Kurtubi bu görüşü teyid etmiştir
Narrated Ibn Mas`ud:A man said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall we be punished for what we did in the pre-Islamic Period of ignorance?" The Prophet (ﷺ) said, "Whoever does good in Islam will not be punished for what he did in the Pre-Islamic Period of ignorance and whoever does evil in Islam will be punished for his former and later (bad deeds)
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، مُحَمَّدُ بْنُ الْفَضْلِ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، قَالَ أُتِيَ عَلِيٌّ ـ رضى الله عنه ـ بِزَنَادِقَةٍ فَأَحْرَقَهُمْ فَبَلَغَ ذَلِكَ ابْنَ عَبَّاسٍ فَقَالَ لَوْ كُنْتُ أَنَا لَمْ أُحْرِقْهُمْ لِنَهْىِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَقَتَلْتُهُمْ لِقَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْتُلُوهُ ".
İkrime şöyle demiştir: Ali r.a.'e birkaç zındık getirildi de o da bunları yaktı. Bu olay İbn Abbas'ın kulağına gidince şöyle dedi: Ben olsaydım Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in AIlah'ın azabı ile azap etmeyin" yasaklamasından dolayı onlara yakma cezası uygulamazdım. Onları Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Dinini değiştiren kimseyi öldürünüz!" emrinden dolayı öldürürdüm
Narrated `Ikrima:Some Zanadiqa (atheists) were brought to `Ali and he burnt them. The news of this event, reached Ibn `Abbas who said, "If I had been in his place, I would not have burnt them, as Allah's Messenger (ﷺ) forbade it, saying, 'Do not punish anybody with Allah's punishment (fire).' I would have killed them according to the statement of Allah's Messenger (ﷺ), 'Whoever changed his Islamic religion, then kill him
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ قُرَّةَ بْنِ خَالِدٍ، حَدَّثَنِي حُمَيْدُ بْنُ هِلاَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ أَقْبَلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعِي رَجُلاَنِ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، أَحَدُهُمَا عَنْ يَمِينِي، وَالآخَرُ عَنْ يَسَارِي وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْتَاكُ فَكِلاَهُمَا سَأَلَ. فَقَالَ " يَا أَبَا مُوسَى ". أَوْ " يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ". قَالَ قُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا أَطْلَعَانِي عَلَى مَا فِي أَنْفُسِهِمَا، وَمَا شَعَرْتُ أَنَّهُمَا يَطْلُبَانِ الْعَمَلَ. فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى سِوَاكِهِ تَحْتِ شَفَتِهِ قَلَصَتْ فَقَالَ " لَنْ ـ أَوْ ـ لاَ نَسْتَعْمِلُ عَلَى عَمَلِنَا مَنْ أَرَادَهُ، وَلَكِنِ اذْهَبْ أَنْتَ يَا أَبَا مُوسَى ـ أَوْ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ـ إِلَى الْيَمَنِ ". ثُمَّ أَتْبَعَهُ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، فَلَمَّا قَدِمَ عَلَيْهِ أَلْقَى لَهُ وِسَادَةً قَالَ انْزِلْ، وَإِذَا رَجُلٌ عِنْدَهُ مُوثَقٌ. قَالَ مَا هَذَا قَالَ كَانَ يَهُودِيًّا فَأَسْلَمَ ثُمَّ تَهَوَّدَ. قَالَ اجْلِسْ. قَالَ لاَ أَجْلِسُ حَتَّى يُقْتَلَ. قَضَاءُ اللَّهِ وَرَسُولِهِ. ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، فَأَمَرَ بِهِ فَقُتِلَ، ثُمَّ تَذَاكَرْنَا قِيَامَ اللَّيْلِ، فَقَالَ أَحَدُهُمَا أَمَّا أَنَا فَأَقُومُ وَأَنَامُ، وَأَرْجُو فِي نَوْمَتِي مَا أَرْجُو فِي قَوْمَتِي.
Ebu Musa el-Eş'ari şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna vardım. Yanımda Eş'arllerden iki adam vardı. Bunlardan biri sağımda, diğeri de solumda idi. Bu sırada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dişlerini misvaklıyordu. Yanımdaki iki kimse de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den iş istediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ey Ebu Musa!" veya "Ey Abdullah b. Kays!" diye seslendi. Ebu Musa şöyle devam etti: Ben şöyle cevap verdim: Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ediyorum ki bu iki kişi içlerinden geçen iş istemeyi bana bildirmediler, dolayısıyla ben onların böyle bir iş isteyeceklerini bilmiyordum. Bu sırada ben onun yukarı kalkmış olan du dağının altındaki misvakına bakıyordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İş isteyen kimseyi biz işimizde istihdam etmeyiz fakat sen ey EbU Musa -yahut ey Abdullah b. Kays- Yemen'e git!" buyurdu. Sonra ibn Abbas'ın arkasından Muaz b. Cebeloraya gitti. Muaz, Ebu Musa'nın yanına geldiği zaman Ebu Musa onun için bir yastık koydu ve ona "Bineğinden in!" dedi. Ebu Musa'nın yakınında bir bağla sıkıca bağlanmış bir adam bulunuyordu. Muaz, Ebu Musa'ya "Bu nedir?" dedi. Ebu Musa "Bu bir Yahudi idi, islam'a girdi, sonra da yine Yahudi oldu" dedi. EbU Musa, Muaz'a "otur" dedi. Muaz da üç kere "Allah'ın ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hükmü olarak (dininden dönen bu kişi) öldürülünceye kadar oturmam!" dedi. Akabinde Ebu Musa'nın emri üzerine o kişi öldürüldü. Bundan sonra Muaz ile Ebu Musa gece yaptıkları ibadeti aralarında konuşmaya başladılar. Bunlardan biri "Bana gelince, ben gece ibadeti yapar ve uyurum. ibadetimden umduğum sevabı uykumdan da umarım" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Erkek ile Kadın mürtedin hükmü." Yani bunların hüküm itibariyle aynı mı yoksa ayrı mı oldukları. ibnü'I-Münzİr şöyle demiştir: Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerine göre dinden dönen (mürted) kadın öldürülür. Hz. Ali ise "Köle edinilir'' demiştir. Ömer b. Abdulaziz'in görüşüne göre ise dinden dönen kadın başka bir yerde satılır. Sevrı'ye göre hapsedilir ve ölüm cezası uygulanmaz. Sevrı bu görüşün İbn Abbas'a ait olduğunu söylemiştir. Sevrı ayrıca Ata'nın görüşünün de bu doğrultuda olduğunu belirtmiştir. İmam Ebu Hanıfe'ye göre dininden dönen hür kadın hapse atılır, şayet cariye iseefendisine onu İslam'a girmeye zorlaması emredilir. "İbn Ömer, Zührı ve İbrahim en-Nehaı ise mürted olan kadın öldürülür demişlerdir. İbn Ömer'in görüşünü Moğoltay, İbn Ebi Şeybe'nin nakline dayandırmıştır. Zührı ve İbrahim en-Nehal'nin görüşünü Abdurrezzak Ma'mer vasıtasıyla Zührı'ye dayandırarak şöyle nakletmiştir: Müslüman olduktan sonra kafir olan kadına tövbe verilir, tövbe ederse canını kurtarır, aksi takdirde öldürüıür.(Abdurrezzak, Musannef) Darekutnl'nin İbnü'l-Mükedder vasıtasıyla nakline göre Cabir "Kadının biri dininden dönünce Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun katlini emretti" demiştir. "İman etmelerinden, Resulün hak olduğuna şehadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkarcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet eder?"(Al-i İmran 86) Nesal'nin nakledip, İbn Hibban'ın sahih olarak değerlendirdiği bir rivayette İbn Abbas şöyle demiştir: Ensardan bir kişi Müslüman oldu, sonra dinden dönüp, müşrik oldu. Ardından pişman oldu. Kavmine haber göndererek, "Benim durumumu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sorun, tövbe edebilir miyim?" dedi. Kavmi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek "Filanca kişi pişman olmuş, tövbesi olup olmadığını size sormamızı istiyor" dediler. Bunun üzerine "İman etmelerinden, Resulün hak olduğuna şehadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra inkarcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet eder?"(Al-i İmran 86) ayet-i kerimesi indi. O kişiye haber gönderildi ve Müslüman oldu.(Nesai Tahrımü'd-dem, İbn Hibban, Sahih, X, 329) "Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsaniz, imanınızdan sonra sizi yeniden inkarcılığa sevkederler."(Al-i İmran 100) İkrime bu ayetin Şa's b. Kays adındaki Yahudi hakkında indiğini söylemiştir. Bu kişi Ensarın arasına eskiden aralarında cereyan eden savaşları (Buas savaşlarını) hatırlatmak suretiyle bir fitne soktu. Bunun üzerine Evs ve Hazrec kabileleri birbiriyle çarpışmaya başladı. Olayı duyan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onların yanına gelerek kendilerine İslam nimetini hatırlattı. Bu söz üzerine onlar bunun şeytanın bir vesvesesi olduğunu anladılar ve birbirleri ile kucaklaşıp, sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrini dinleyerek ve itaat içinde geri döndüler. Bu olay üzerine yukarıdaki ayet indi. Bu habere İshak Tefsir'inde uzun uzadıya yer vermektedir. Ayet-i kerime ehl-i kitap ile dost olmaktan kaçındırmaya işaret etmektedir. Zira onların kendilerine dost olan kimseyi dininden çevirmeye çalışmayacağından emin olunainaz. "İman edip sonra inkar edenleri, sonra yine iman edip, tekrar inkar edenleri, sonra da inkarlarını arttıranları Allah ne bağışlayacak, ne de onları doğru yola iletecektir. "(Nisa 137) Bu ayet Ebu Zerr tarafından "innellezıne amenu sümme keferu" .şeklinde.okunurken, Nesefi'de .......... şeklinde okunmuştur. Ileride açıklaması geleceği üzere zındıkların tövbesi kabul edilmez diyen bilgin, bu ayeti delil olarak almıştır. "Kim kalbini kafirliğe açarsa işte Allah'ın gazabı bunlaradır. Onlar için büyük bir azap vardır. "(Nahl 106) Bu ayet, -bundan sonra açıklaması yapılacağı üzere- zorlamaya maruz kalınarak yapılan fiillerden sorumluluk olmayacağı görüşüne delildir. "Hiç şüphesiz" Allahu Teala hakkı söyler. "Onlar ahirette ziyana uğrayanların ta kendileridir. "(Nahl 109- 110) Bu ayet kendi isteği ve iradesiyle dinden dönen kimseye şiddetli bir tehdit yöneltmektedir. Çünkü Allahu Teala "Fakat kim kalbini kafirfiğe açarsa" buyurmaktadır. "Onlar eğer güçleri yeterse sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. "(Bakara 217) İbn Battal şöyle der: Bilginler mürtede tövbe teklif edilip edilmeyeceği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları ona tövbe teklif edilir, tövbe ederse canını kurtarır aksi takdirde öldürülür demişlerdir. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerinin görüşü bu doğrultudadır. Bazı bilginler ise mürted derhal öldürülür görüşünü benimsemişlerdir. Bu görüş Hasan-ı Basri ve Tavus'tan naklediimiştir. Zahiriye mezhebi bilginlerinin görüşü de bu doğrultudadır. Biz şunu belirtelim: Bu görüşü İbnü'l-Münzir, Muaz, Ubeyd b. Umeyr'den nakletmiştir. İmam Buharl'nin tutumu da buna delalet etmektedir. Çünkü o görüşünü içinde tövbe vermekten söz etmeyen ve tövbenin fayda vermeyeceğini belirten ayetlerle "Dinini değiştireni öldürünüz" hadisinin genelliğine ve bundan sonraki Muaz olayına dayanarak güçlendirmektedir. İmam Buhari bundan başka bir delil zikretmemiştir. Tahavı şöyle demiştir: Bu bilginler "İslam' dan dönen kimsenin hükmünün İslam davetini duyan harbınin hükmü gibidir. Çünkü o davet edilmeden önce çarpışmaktadır" demişlerdir. Bilginler şöyle derler: Tövbe İslam'dan şuursuzca çıkan kimseye teklif edilir. Düşünüp taşınarak çıkan kimseye gelince, ona tövbe teklif edilmez. Tahavi bundan sonra Ebu Yusuf'un onlara katıldıklarını nakleder. Fakat o şöyle demiştir: Mürted, tövbe ederek gelirse salıverilir ve durumu Allah'a hava le edilir. İbn Abbas ve Ata ise şöyle demişlerdir: Mürtedin aslı Müslümansa kendisine tövbe teklif edilmez, değilse edilir. İbnü'l-Kassar çoğunluğu oluşturan bilginlerin görüşlerini sükutı iemaya dayandırmıştır. Zira Hz. Ömer mürted hakkında "Keşke onu üç gün hapse atıp, her gün bir parça ekmek verseydiniz. Belki tövbe ederdi ve Allahu Teala da tövbesini kabul ederdi" demiştir. Tahavı şöyle devam eder: Hz. Ömer'in bu mektubundaki görüşlerini sahabeden hiç kimse tepki ile karşılamamıştır. Onlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Dinini değiştireni öldürünüz" emrinden "şayet bundan dönmediği takdirde" şeklinde bir mana anlamış gibidirler. Allahu Teala ise şöyle buyurur: "Eğer tövbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. "(Tevbe 5) ''Ali'ye getirildi." Yani Hz. Ali'ye getirildi. Ebü'l-Muzaffer el-İsferayını, elMilel ve'n-Nihal isimli eserde Hz. Ali'nin yaktığı kimselerin ilah olduğunu iddia eden Rafızlıerden olduğunu ileri sürmüştür. Söz konusu grup, sabiller olup liderleri Yahudi olan Abdullah b. Sebe idi. Bunlar önce Müslüman göründüler ve yukarıdaki sözü uydurdular. Bu haberin aslı üçüncü ciltte Ebu Tahir el-Muhlis, Abdullah b. Şerik eı-Amirı ve babası vasıtasıyla naklettiğimiz şu haber olabilir. Hz. Ali'ye "Mescidin kapısında senin rableri olduğunu iddia eden bir topluluk var" denildi. Hz. Ali onları çağırdı ve şöyle dedi: "Yazıklar olsun size! Ne söylüyorsunuz?" Onlar "Sen bizim Rabbimiz, yaratıcımız ve rızkımlZı verensin" dediler. Hz. Ali "Yazıklar olsun size! Ben de sizin gibi bir kulum. Sizin yediğiniz gibi yemek yerim, içtiğiniz gibi içerim. Allah'a itaat ettiğim takdirde dilerse bana sevap verir, isyan ettiğimde bana azap edeceğinden korkarım. Allah'tan korkun ve geri dönün!" Adamlar geri dönmediler. Ertesi günü tekrar Hz. Ali'ye geldiler. Bu arada Kanber geldi ve şöyle dedi: "ValIahi aynı şeyi söyleyip duruyorlar." Hz. Ali "Onları içeri al" dedi. Adamlar içerde aynı şeyleri söylediler. Üçüncü gün olunca Hz. Ali onlara "Yine aynı şeyleri söyleyecek olursanız sizi en iğrenç bir şekilde katlederim" dedi. Ancak onlar sözlerinden geri dönmediler. Bunun üzerine Hz. Ali "Kanber! Onlara karşı benim için kendilerini silip süpürecek bir şey yap" dedi. Bunun üzerine Kanber mescidin kapısıyla sarayarasında onlar için bir çukur kazdı ve "Çukuru kazın ve oradan uzaklaşın" dedi. Hz. Ali odun getirip çukurdaki ateşin üzerine attı ve şöyle dedi: "Ya bu sözünüzden dönersiniz ya da sizi ateşe atarım." Adamlar sözlerinden dönmeyi kabul etmediler. Bunun üzerine Hz. Ali onları çukura attı ve orada yandılar. Hz. Ali şu beyti okudu: Gördümmü dine aykırı işlenen bir münkeri Yakarım ateşimi, çağırırım Kamber'i Bu haberin isnadı hasendir. İbn Ebi Şeybe'nin nakline göre Katade şöyle demiştir: Hz. Ali'ye lut kabilesinden puta tapan bir takım insanlar getirildi ve o bu kişileri yakarak cezalandırdı. Bu haberin isnadı munkatıdır. "lındıklar getirildi." İmam Malik şöyle demiştir: lındıklar münafıkların inançlarını taşıyan kimselerdir. Aynı şekilde Şafiı mezhebinden bir grup fıkıh bilgini de hu görüşü ileri sürmüştür. Bunların dışındaki bilginlere göre zındık, dıştan Müslüman görünüp, içinden gizlice kafir olan kişidir. Nevevi Lügatu'r-ravda isimli eserinde zındık herhangi bir dine mensup olmayan kişidir der. Muhammed b. Ma'n, et-Tenkfb a/e'/-Mühezzeb isimli eserinde şöyle der: lındıklar puta tapan kimseler olup, zamanın ebedi olduğunu söyleyerek tenasuha inanırlar. İslamın ilk döneminde Ca'd b. Dirhem, zındıklıkla meşhur oldu ve Halid el-Kasrı bir kurban bayramı günü onu boğazından kesti. Sonra Mansur'un döneminde zındıklar çoğaldılar. Bunların içinden bazıları inancını Mansur'a açınca Mansur onları katlederek köklerini kazıdı. Sonra Mansur'un oğlu el-Mehdı onları takip etti ve daha çok katletti. Bunun ardından Me'mun döneminde Babek el-Hurremı çıktı ve el-Cebel mıntıkasına hakim olup, birçok Müslümanıkatletti ve orduları hezimete uğrattı. Nihayet el-Mutasım onu ele geçirip, asarak idam etti. Babek'in el-Hurremiyye adında tabileri vardır. Bunların tarih kitaplarındaki hikayeleri meşhurdur. "Bu olay İbn Abbas'ın kulağına gidince ... " İbn Abbas o zamanlar Hz. Ali' den önce Basra emiri idi. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 11 Ila h 'ın azabı ile azap etmeyin' yasaklamasından dolayı. .. " Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın azabıyla azap etmeyin diyerek yakarak öldürmeyi yasaklamıştır. Ebu Davud'da İbn Mesud bir başka kıssayı aktarırken şöyle der: "Ateşin yaratıcısı hariç ateşle azap etmek uygun bir yol değildiL "(Ebu Oavud, Cihad) Bu haber bir mürted kadının mürted erkek gibi ölüm cezasıyla cezalandırılamayacağına delil gösterilmiştir. Hanefiler bunu özelolarak zikrederler ve kadınların öldürülmesinin yasak edildiği hadisi delilolarak alırlar. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginleri ise kadınların öldürülmesi yasaklığının esas en kafir olup, bizzat savaşmayan ve adam öldürmeyen kadınlarla ilgili olduğunu söylemişlerdiL Çünkü kadınların öldürülmesinin yasaklığından söz eden hadisin rivayet yollarından bazılarında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadını öldürülmüş görünce şöyle buyurmuştur: "Bu kadın savaşmamalıydl." Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınların öldürülmesini yasaklamıştır. Çoğunluğu oluşturan bilginlerin bir başka delilleri ise "ır" şart edatının, müennesleri kapsamayacağıdır. Ancak bu görüş haberin ravisi olan İbn fı.bbas "mürted olan kadın öldürülür" demektedir. Ebu Bekir hilafeti döneminde mürted olan bir kadını öldürmüştür. O sırada sahabllerin çoğunluğu hayatta olup, hiç kimse Ebu Bekir'e tepki göstermemiştir denilerek tenkide uğramıştır. Bütün bunları İbnü'l-Münzir rivayet etmiştir. Darekutnı, Ebu Bekir'in haberini hasen bir yolla rivayet etmiştir. Muaz hadisine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu Yemen' e gönderince kendisine şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir erkek İslam'dan döndüğünde onu İslam'a davet et. Dönerse ne dld, dönmeıse boynunu vur! Herhangi bir kadın İslam'dan dönerse onu İslam'a davet et. Dönerse ne dld, dönmeıse boynunu vur." (Taberani, Mu'cemu'l-kebir, XX, 53) Bu rivayetin senedi hasendir. Rivayet, ihtilaf konusunda nastır. Dolayısıyla onu esas almak gerekir. Çoğunluğu oluşturan bilginlerin görüşünü erkeklerin ve kadınların zina, hırsızlık, içki içme, iffete iftira gibi şer'ı cezaların tümünde ortak olarak ceza almaları teyid etmektedir. Zina cezasının şekillerinden birisi de evlilik geçirmiş bir kimsenin {muhsan} recmedilerek öldürülmesidir. Bu uygulama kadınların öldürülmesi yasaklığından istisna edilmiştir. Aynı şekilde mürted olan kadının öldürülmesi hükmü de bu yasaklıktan istisna edilir. "Akabinde Ebu Musa'nın emri üzerine o kişi öldürüldü." Ebu Davud'da Talha b. Yahya ve Büreyd b. Abdullah'ın Ebu Berde'den nakillerine göre Ebu Musa, "Ben Yemen'de iken Muaz'a geldi ... " diyerek yukarıdaki Yahudi olayını zikretmiştir. Bu haberde "Muaz, bu kişi öldürülmedikçe hayvanımdan aşağı inmem dedi ve o kişi öldürüldü" şeklinde bir cümle geçmektedir.(Ebu Davud, Hudud) Ravilerden biri şöyle der: Katledilen o kişiye bundan önce tövbe teklif edildi. Bu haberin Ebu İshak eş-Şeybanı vasıtasıyla Ebu Berde'den bir başka rivayet yolu daha vardır. O da şöyledir: "Ebu Musa'ya İslam'dan dönmüş bir adam getirildi. Ebu Musa o kişiyi İslama davet etti. Ancak adam yirmi gece veya buna yakın bir süre bunu kabul etmedi. Sonra Muaz geldi, o da davet etti. Adam yine kabul etmeyince, boynu vuruldu." "İbadetimden umduğum sevabı uykumdan da umarım." Said'in rivayetinde ".r'-)" yerine her iki yerde de "i" fiili geçmektedir. Kısacası o, ibadet ederken daha aktif olmak için uykuyla kendisini dinlendirme esnasında da bir ecir ve sevap ummaktadır. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1 - Bir belde üzerine bir emir tayin edilir. 2- Bir beldeyi iki emirin yönetimine bölmek mümkündür. 3- Emirlik isteme ve buna düşkün olmak çirkin görülmüştür. Ahkam bölümünde daha geniş olarak geleceği üzere bir göreve hırsla talip olana bu görev verilmez. 4- Din kardeşleri, emirler ve alimler birbirlerini karşılıklı olarak ziyaret ederler. 5- Misafire ikram edilir. 6- Münker olan bir fiile tepki göstermeye devam etmek gerekir. 7 - Hak edene şer'ı ceza uygulanması gerekir. 8. Mubah olan fiiller vacip veya mendub maksat1ara vesile olduğunda ya da bunlardan herhangi bir şeyi tamamlayıcı hale geldiğinde niyet etmek şartıyla onlardan da sevap elde edilir
Narrated Abu Burda:Abu Musa said, "I came to the Prophet (ﷺ) along with two men (from the tribe) of Ash`ariyin, one on my right and the other on my left, while Allah's Messenger (ﷺ) was brushing his teeth (with a Siwak), and both men asked him for some employment. The Prophet (ﷺ) said, 'O Abu Musa (O `Abdullah bin Qais!).' I said, 'By Him Who sent you with the Truth, these two men did not tell me what was in their hearts and I did not feel (realize) that they were seeking employment.' As if I were looking now at his Siwak being drawn to a corner under his lips, and he said, 'We never (or, we do not) appoint for our affairs anyone who seeks to be employed. But O Abu Musa! (or `Abdullah bin Qais!) Go to Yemen.'" The Prophet then sent Mu`adh bin Jabal after him and when Mu`adh reached him, he spread out a cushion for him and requested him to get down (and sit on the cushion). Behold: There was a fettered man beside Abu Muisa. Mu`adh asked, "Who is this (man)?" Abu Muisa said, "He was a Jew and became a Muslim and then reverted back to Judaism." Then Abu Muisa requested Mu`adh to sit down but Mu`adh said, "I will not sit down till he has been killed. This is the judgment of Allah and His Apostle (for such cases) and repeated it thrice. Then Abu Musa ordered that the man be killed, and he was killed. Abu Musa added, "Then we discussed the night prayers and one of us said, 'I pray and sleep, and I hope that Allah will reward me for my sleep as well as for my prayers
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ لَمَّا تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَاسْتُخْلِفَ أَبُو بَكْرٍ، وَكَفَرَ مَنْ كَفَرَ مِنَ الْعَرَبِ، قَالَ عُمَرُ يَا أَبَا بَكْرٍ، كَيْفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ، وَقَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. فَمَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ، إِلاَّ بِحَقِّهِ، وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ ". قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَاللَّهِ لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ، فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ، وَاللَّهِ لَوْ مَنَعُونِي عَنَاقًا كَانُوا يُؤَدُّونَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهَا. قَالَ عُمَرُ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ رَأَيْتُ أَنْ قَدْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ لِلْقِتَالِ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَقُّ.
Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefat edip, Ebu Bekir halifelik görevine getirildiğinde ve Araplardan bazıları kafir olduğunda Hz. Ömer şöyle dedi: Ey Ebu Bekir! Bu insanlara karşı nasıl savaş açar, çarpışırsm? Halbuki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "İnsanlarla la ildhe illallah deyineeye kadar savaşmakla emrolundum. Her kim bu 'la ilahe illallah'ı söylerse, haklı olmak hariç benden malını ve canını korumuş olur ve onun hesabı Allah'a aittir" buyurmuştu, dedi
Narrated Abu Huraira:When the Prophet (ﷺ) died and Abu Bakr became his successor and some of the Arabs reverted to disbelief, `Umar said, "O Abu Bakr! How can you fight these people although Allah's Messenger (ﷺ) said, 'I have been ordered to fight the people till they say: 'None has the right to be worshipped but Allah, 'and whoever said, 'None has the right to be worshipped but Allah', Allah will save his property and his life from me, unless (he does something for which he receives legal punishment) justly, and his account will be with Allah?' "Abu Bakr said, "By Allah! I will fight whoever differentiates between prayers and Zakat as Zakat is the right to be taken from property (according to Allah's Orders). By Allah! If they refused to pay me even a kid they used to pay to Allah's Messenger (ﷺ), I would fight with them for withholding it." `Umar said, "By Allah: It was nothing, but I noticed that Allah opened Abu Bakr's chest towards the decision to fight, therefore I realized that his decision was right
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ مَرَّ يَهُودِيٌّ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ السَّامُ عَلَيْكَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَعَلَيْكَ ". فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَتَدْرُونَ مَا يَقُولُ قَالَ السَّامُ عَلَيْكَ ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ نَقْتُلُهُ قَالَ " لاَ، إِذَا سَلَّمَ عَلَيْكُمْ أَهْلُ الْكِتَابِ فَقُولُوا وَعَلَيْكُمْ ".
Enes b. Malik r.a. şöyle anlatmıştır: Bir Yahudi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e uğrayarak "es-Samu aleyke = ölüm üzerine olsun!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Ve aleyke= senin üzerine olsun!" diye mukabele etti. Akabinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında bulunanlara "Sizler onun ne söylemekte olduğunu biliyor musunuz? O 'es-samu aleyke' dedi" diye ekledi. Sahabiler "Ya Resulallah! Onu öldürelim mi?" diye sordular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Hayır! Kitap ehli olanlar size selam verdikleri zaman sizler de onlara 've aleykum' şeklinde söyleyiniz!" buyurdu
Narrated Anas bin Malik:A Jew passed by Allah's Messenger (ﷺ) and said, "As-Samu 'Alaika." Allah's Messenger (ﷺ) said in reply, "We 'Alaika." Allah's Messenger (ﷺ) then said to his companions, "Do you know what he (the Jew) has said? He said, 'As-Samu 'Alaika.'" They said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall we kill him?" The Prophet, said, "No. When the people of the Book greet you, say: 'Wa 'Alaikum
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَ رَهْطٌ مِنَ الْيَهُودِ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا السَّامُ عَلَيْكَ. فَقُلْتُ بَلْ عَلَيْكُمُ السَّامُ وَاللَّعْنَةُ. فَقَالَ " يَا عَائِشَةُ إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ فِي الأَمْرِ كُلِّهِ ". قُلْتُ أَوَلَمْ تَسْمَعْ مَا قَالُوا قَالَ " قُلْتُ وَعَلَيْكُمْ ".
Aişe şöyle anlatmıştır: Bir keresinde beş on kişilik Yahudi izin isteyip Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdi. Bunlar içeri girince (selam vermiş olmak için "ölüm üzerine olsun" demek olan) "es-Samu aleyke" dediler, Bunun üzerine ben "Sam da, lanet de sizin üzerinize olsun" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Ya Aişe! Allah yumuşaktır ve bütün işlerde yumuşaklığı sever" dedi. Ben de "Ne dediklerini duymadın 'mı?" dedim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ve aleyküm (o sizin üzerinize olsun) dedim" dedi
Narrated `Aisha:A group of Jews asked permission to visit the Prophet (and when they were admitted) they said, "As- Samu 'Alaika (Death be upon you)." I said (to them), "But death and the curse of Allah be upon you!" The Prophet (ﷺ) said, "O `Aisha! Allah is kind and lenient and likes that one should be kind and lenient in all matters." I said, "Haven't you heard what they said?" He said, "I said (to them), 'Wa 'Alaikum (and upon you)
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، وَمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْيَهُودَ إِذَا سَلَّمُوا عَلَى أَحَدِكُمْ إِنَّمَا يَقُولُونَ سَامٌ عَلَيْكَ. فَقُلْ عَلَيْكَ ".
Abdullah b. Dinar'ın İbn Ömer r.a.'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yahudiler herhangi birinize selam verdikleri zaman ancak 'sam aleyke' derler. Bunun üzerine siz de 'aleyke = (senin üzerine de)' deyiniz!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir zimmı veya bir başkası" yani muahid veya Müslüman görünen birisi, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e üstü kapalı bir biçimde dil uzatırsa" yani onun derecesini eksiltmeye kalkışacak olursa, "c. r-!J= bunu açıkça söylemezse ... " Bu cümle tekid içindir. Zira üstü kapalı söylemek, açıkça söylemenin aksinedir. "es-Samu aleyke gibi. .. " İbnü'l-Münzir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e açıkça dil uzatan kimsenin katledilmesinin vacip olduğu noktasında bilginlerin ittifakı olduğunu söylemiştir. Şafii imamlarından biri olan Ebu Bekir el-Farisı icma bölümünde Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e açıkça iftira sözcüklerinden biriyle dil uzatan bir kimsenin alimlerin ittifakı ile kafir olduğunu nakletmiştir. Böyle bir kimse tövbe etse bile katl cezası düşmez. Çünkü onun attığı iftiranın cezası öldürülmektir. İftiranın cezası tövbe etmekle düşmez. el-Kaffal ise Ebu Bekir el-Farisl'ye itiraz ederek şöyle demiştir: Bir kimse Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e dil uzatmakla kafir olur. Müslüman olmasıyla öldürülme cezası düşer. Saydalanı ise katl cezası ortadan kalkar ve iftira cezasını uygulamak gerekir demiştir. Ancak imam, bu görüşün zayıf olduğunu belirtmiştir. Hattabı "Üstü kapalı bir ifadeyle Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e dil uzatan kimsenin Müslüman olduğu takdirde öldürülmesinin vacip olduğu noktasında ihtilaf olduğunu ben bilmiyorum" demiştir. İbn Battal ise şu bilgiyi verir: Bilginler Nebi s.a.v.'e dil uzatan kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. "Muahid ve zimmlYahudi gibidir." İbnü'l-Kasım'ın nakline göre İmam Malik "Böyle bir kimse Müslüman olmadıkça katledilir. Müslümana gelince, o kendisine tövbe teklif edilmeksizin katledilir" demiştir. İbnü'l-Münzir, Leys, Şafii, Ahmed b. Hanbel ve İshak'ın gerek Yahudi, gerekse başkaları hakkında bu hükmü verdiklerini nakletmiştir. el-Velid b. Müslim'in nakline göre Evzaı ve İmam Malik Müslüman hakkında "Bu bir irtidaddır. Müslümana bundan dolayı tövbe teklif edilir" demişlerdir. KCıfe bilginlerinden nakledilen bir görüşe göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' e dil uzatan kişi, zimmı ise ta'zir edilir, Müslüman ise bu dinden dönmektir. 5. YA RABBİ KAVMİMİ BAĞIŞLA (DİKKAT BU BAB BUHARİ DE YOK)
Narrated Ibn `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "When the Jews greet anyone of you they say: 'Sam'Alaika (death be upon you); so you should say; 'Wa 'Alaika (and upon you)
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي شَقِيقٌ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَحْكِي نَبِيًّا مِنَ الأَنْبِيَاءِ ضَرَبَهُ قَوْمُهُ فَأَدْمَوْهُ، فَهْوَ يَمْسَحُ الدَّمَ عَنْ وَجْهِهِ وَيَقُولُ رَبِّ اغْفِرْ لِقَوْمِي، فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ.
Şekik'in nakline göre Abdullah;b. Mesud şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Nebilerden birinin başından geçenleri anlattığı an hala gözlerimin önündedir. Bu Nebii kavmi dövmüş ve kanını akıtmışlardı. O da yüzünden hem kanını siliyor, hem de "Ya Rab! Kavmimi bağışla! Çünkü onlar bilmiyorlar!" diyordu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Öyle anlaşılıyor ki İmam Buhari bu hadise yer vermek suretiyle Yahudilerin öldürülmemesinin onlarla kaynaşma maslahatına yönelik olduğu yolundaki görüşü tercih ettiğine işaret etmektedir. Zira bir Nebi'yi dövüp, yaralayan kimse helak olması için kendisine beddua ile muaheze etmeyip, aksine verdiği eziyete sabrettiği ve üstüne üstlük bir de dua ettiğine göre sözlü eziyete evleviyetle sabreder ve üstü kapalı sataşmayla öldürmeyi terk etme hükmü evleviyetle alınır. İbn Mesud hadisinin açıklaması meğazi bölümünde Uhud savaşı başlığı altında geçmişti. "Nebilerden bir Nebii anlatır." Bu hadis, Enbiya bölümünde İsrailoğulları ilgili hadislerin arasında bu isnadla daha önce geçmişti. Orada adı geçen Nebiin Hz. Nuh olduğunu söyleyen kişiden söz etmişti k. Sonra A'meş'in bu hadisin isnadına ilaveten kendi isnadıyla yaptığı ve İbn Asakir'in rivayet ettiği hadisi gördüm. Hz. Nuh'un aleyhisseliim hayat hikayesini konu alan bu hadiste şöyle bir cümle geçmekteydi: "Nuh'u aleyhisseliim kavmi bayılıneaya kadar dövdü, sonra ayılıp kendine geldiğinde 'Ya Rabbi! Kavmime hidayet eyle! Çünkü onlar bilmiyorlar' dedi." Orada ayrıca Kurtubl'nin şu ifadeleri de geçmişti: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hem hikaye idi ve hem de kendisinden hikaye olunan bir şahsiyetti. Bu ifadenin neden reddedildiğini belirtmiştik. Uhud savaşı bölümünde Nebi s.a.v.'in yüzünden yara alması ve "Nebilerinin yüzünü kana bulayan bir kavim nasıl iflah olur?" buyurduğu ve yine "Ya Rabbi kavmimi bağışla! Çünkü onlar bilmiyorlar" şeklinde dua ettiği geçmişti
Narrated `Abdullah:As if I am looking at the Prophet (ﷺ) while he was speaking about one of the prophets whose people have beaten and wounded him, and he was wiping the blood off his face and saying, "O Lord! Forgive my, people as they do not know
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا خَيْثَمَةُ، حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ غَفَلَةَ، قَالَ عَلِيٌّ ـ رضى الله عنه ـ إِذَا حَدَّثْتُكُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثًا فَوَاللَّهِ، لأَنْ أَخِرَّ مِنَ السَّمَاءِ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ أَكْذِبَ عَلَيْهِ، وَإِذَا حَدَّثْتُكُمْ فِيمَا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ فَإِنَّ الْحَرْبَ خَدْعَةٌ، وَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " سَيَخْرُجُ قَوْمٌ فِي آخِرِ الزَّمَانِ، حُدَّاثُ الأَسْنَانِ، سُفَهَاءُ الأَحْلاَمِ، يَقُولُونَ مِنْ خَيْرِ قَوْلِ الْبَرِيَّةِ، لاَ يُجَاوِزُ إِيمَانُهُمْ حَنَاجِرَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، فَأَيْنَمَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ، فَإِنَّ فِي قَتْلِهِمْ أَجْرًا لِمَنْ قَتَلَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Suveyd b. Ğafele'nin nakline göre Ali r.a. şöyle demiştir: Size Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den bir hadis naklettiğimde yemin olsun ki gökten düşmem, bana onun dilinden yalan uydurmaktan daha sevimlidir. Kendi aramızda konuştuğumda ise "Savaş hileden ibarettir" taktiği geçerlidir. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şöyle işittim: "Zaman'ın ahirinde yaşları küçük, akılları zayıf bir topluluk meydana çıkacaktır. Onlar yaratıkların en hayırlısı olan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sözünden birşeyler söyleyeceklerdir. Fakat imanları boğazlarından öteye geçmeyecektir. Onlar okun avı {delip} çıkışı gibi dinden çıkacaklardır. Onlara nerede rastlarsanız öldürünüz. Çünkü bunları öldürmekte öldüren kişiye kıyamet gününde ecir ve sevap vardır
Narrated `Ali:Whenever I tell you a narration from Allah's Messenger (ﷺ), by Allah, I would rather fall down from the sky than ascribe a false statement to him, but if I tell you something between me and you (not a Hadith) then it was indeed a trick (i.e., I may say things just to cheat my enemy). No doubt I heard Allah's Apostle saying, "During the last days there will appear some young foolish people who will say the best words but their faith will not go beyond their throats (i.e. they will have no faith) and will go out from (leave) their religion as an arrow goes out of the game. So, where-ever you find them, kill them, for who-ever kills them shall have reward on the Day of Resurrection
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَعَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُمَا أَتَيَا أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ فَسَأَلاَهُ عَنِ الْحَرُورِيَّةِ، أَسَمِعْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم. قَالَ لاَ أَدْرِي مَا الْحَرُورِيَّةُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَخْرُجُ فِي هَذِهِ الأُمَّةِ ـ وَلَمْ يَقُلْ مِنْهَا ـ قَوْمٌ تَحْقِرُونَ صَلاَتَكُمْ مَعَ صَلاَتِهِمْ، يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ حُلُوقَهُمْ ـ أَوْ حَنَاجِرَهُمْ ـ يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ، فَيَنْظُرُ الرَّامِي إِلَى سَهْمِهِ إِلَى نَصْلِهِ إِلَى رِصَافِهِ، فَيَتَمَارَى فِي الْفُوقَةِ، هَلْ عَلِقَ بِهَا مِنَ الدَّمِ شَىْءٌ ".
Ebu Seleme ve Ata b. Yesar, Ebu Said el-Hudrl'ye gelerek ona Haruriyye'yi sormuşlar ve "Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Haruriyye'den söz ettiğini işittin mi?" demişlerdir. Ebu Said şöyle cevap vermiştir: "Ben Haruriyye'nin kimler olduğunu bilmem. Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. Şöyle buyuruyordu: "Bu ümmetin içinde -bu ümmetin içinden demedi- bir kavim çıkar ki onların namazlarını karşısında kendi namazlarınızı hor görürsünüz. Onlar Kur'an okurlar fakat Kur'an boğazlarından yahut " hançerelerinden öteye geçmez. Onlar okun avı delip çıkışı gibi dinden çıkarlar. Okun atıcısı okuna, temrenine, onun yukarsına sarılan sargıya bakar sonra avcı şüphelenerek fuka denilen kiriş yerine kandan bir şey bulaşıp, bulaşmadığına bakar (orada da kan izi göremez)
Narrated `Abdullah bin `Amr bin Yasar:That they visited Abu Sa`id Al-Khudri and asked him about Al-Harauriyya, a special unorthodox religious sect, "Did you hear the Prophet (ﷺ) saying anything about them?" Abu Sa`id said, "I do not know what Al-Harauriyya is, but I heard the Prophet (ﷺ) saying, "There will appear in this nation---- he did not say: From this nation ---- a group of people so pious apparently that you will consider your prayers inferior to their prayers, but they will recite the Qur'an, the teachings of which will not go beyond their throats and will go out of their religion as an arrow darts through the game, whereupon the archer may look at his arrow, its Nasl at its Risaf and its Fuqa to see whether it is blood-stained or not (i.e. they will have not even a trace of Islam in them)
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ، أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ وَذَكَرَ الْحَرُورِيَّةَ ـ فَقَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ ".
Abdullah b. Ömer, r.a. Harurilerden söz ederek şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onlar okun avı delip çıkışı gibi İslam dininden çıkarlar!" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Haricllerin ve İnkarcıların Kendilerine Delil Getirilmesinden Sonra Öldürülmesi" ve Allahu Teala'ın "Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir" sözü. "Havaric", "harice" kelimesinin çoğuludur. Kelime taife ve zümre anlamına gelmektedir. Bunlar bid'atçi bir topluluk olup, dinden çıktıkları ve Müslümanların hayırlılarına karşı geldikleri için bu ismi almışlardır. Rafii'nin eş-Şerhu'l-Kebir isimli eserde naklettiği üzere bunların bid'atlarının aslı Hz. Ali'ye karşı gelmelerine dayanmaktadır. Çünkü onlar Hz. AIi'nin, Osman'ın katillerini bildiğine ve onları yakalama gücü olduğuna ve buna rağmen onun kat1ine razı olduğundan veya kendileriyle anlaştığından onlara kısas uygulamadığına inanıyorlardı. Ram'nin ifadesi bu yöndedir. Bu görüş tarihçilerin üzerinde anlaştıkları yaklaşıma terstir. Çünkü tarihçiler nezdinde Haridierin Hz. Osman'ın kanını talep etmedikleri noktasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Tam tersine onlar HZ.Osman'ın yaptığı birtakım icraatlara tepki gösteriyorlar ve ondan uzak olduklarını söylüyorlardı. Bu işin aslı şudur: Bazı Iraklılar Hz. Osman'ınakrabalarından bazı kişilerin yaşantılarına tepki gösteriyorlar ve bu konuda Osman'a dil uzatıyorlardı. Bunlar Kur'an okuma ve ibadette çok çaba harcadıklarından dolayıkendilerine kurra deniliyordu. Ancak bu kimseler Kur'an'ı maksadı dışında tevil ediyorlar, kendi görüşlerini esas alıyorlar, zühd, huşu ve bunun dışındaki şeylere çok titizlik gösteriyorIardı. Hz. Osman öldürülünce, Aliyle birlikte çarpıştılar ve Osman'ın ve kendisiyle birlikte bulunanların kafir olduğuna inandılar. Hz. Ali'nin imam olduğuna inanıp, Talha ve ZUbeyr'in başkanlık ettiği Cemel savaşında kendisiyle çarpışanların kafir olduğunu ileri sürdüler. Talha ile ZUbeyr, Hz. Ali'ye bey' at ettikten sonra Mekke'ye çıkmışlar ve Hz. Aişe radıyallahu an ha ile karşılaşmışlardı. Aişe r.anha o sene haccetmişti. Bunlar Hz. Osman'ın katillerini arama noktasında ittifak edip, Basra'ya doğru yola çıktılar. Maksatları insanları buna davet etmekti. Bunların durumları Hz. Ali'nin kulağına gidince, onlara karşı yola çıktı ve aralarında meşhur Cemel vakası meydana geldi. Hz. Ali bu çarpışmadan galip geldi. Talha ile ZUbeyr savaştan döndükten sonra öldürüldü. Hz. Osman'ın kanını talep edenler, ittifakla kabul edildiği üzere işte bu gruptur. Sonra benzer taleple Şam'da Muaviye ayaklandı. Muaviye o zamanlar Şam emiri idi. Hz. Ali, Şam halkı kendisine bey' at etmesi için ona haber gönderdi. Muaviye, Hz. Osman'ın haksız yere öldürüldüğünü ve onun katillerinin kısas edilmesi için harekete geçmenin gerekli olduğunu ve kendisinin bunu talep etmede insanların en güçlüsü olduğunu ileri sürdü ve Hz. Ali' den kendisine bu fırsatı vermesini istedi. Ona bundan sonra bey' at edeceğini belirtti. Hz. Ali ise ona "İnsanların girdiği kapıdan sen de gir. Sonra onlar için bana dava aç ve haklarında hakka göre hüküm vereyim" dedi. Bu mesel e uzayınca Hz. Ali Şamlılarla çarpışmak maksadıyla Iraklılarla birlikte yola çıktı. Muaviye de Şamlılarla birlikte onunla çarpışmak üzere yola çıktı. İki ordu Sıffin denilen yerde karşılaştı. Aralarındaki savaş aylarca sürdü. Şamlılar tam yenilmek üzere iken Mushafları mızrakların ucuna takıp, "Sizi Allah'ın kitabına davet ediyoruz" diye seslendiler. Bu, Muaviye'nin saflarında bulunan Amr b. eı-As'ın işareti üzerine yapıldı. Hz. Ali'nin saflarında bulunan birçok kimse ve özellikle Kurra, dini hassasiyetlerinden dolayı çarpışmayı bıraktılar ve hareketlerine gerekçe olarak "Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmez misin ki, aralarında hükmetmesi için Allah'ın kitabına çağırılıyorlar da, sonra içlerinden bir grup cayarak geri dönüyor"(Al-i İmran 23) ayetini gösterdiler. Bu konuda Şamlılarla haberleştiler ve "Aranızdan bir hakem gönderin, bir hakem de biz çıkaralım. Bunlarla birlikte savaşa katılmayan kimseler de hazır bulunsun. Bunlar kimin haklı olduğunu söylerlerse ona itaat etsinler" dediler. Hz. Ali ve beraberinde bulunanlar bu talebe olumlu cevap verdiler. Harkller haline gelecek olan o zümre ise buna tepki gösterdi. Hz. Ali Iraklılarla Şamlılar arasında şu antlaşma metnini kaleme aldı. "Bu mu'minlerin emirinin Muaviye'ye hükmüdür." Ancak Şamlılar bunu kabul etmeyip, "Onun ve babasının adını yaz" dediler. Hz. Ali bu isteği de kabul etti. Ancak Hariciler buna da karşı geldiler. Sonra iki grup, (hakemler ve beraberinde bulunanlar) Şam'la Irak arasındaki orta yerde belirledikleri bir tarihte yeniden buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar. Her iki ordu hüküm çıkıncaya kadar kendi beldelerine geri döndü. Muaviye Şam'a, Hz. Ali KCıfe'ye gitti. Sayıları sekiz bini bulan Hariciler, Hz. AIi'den ayrıldılar. Bazı tarihçiler onların sayısının on binden fazla olduğunu söylerken, bazıları altı bin sayısını verirler. Hariciler HarCıra denilen biryere konakladılar. Bundan dolayı onlara HarCırller denildi. Onların liderleri Abdullah b. el-Kewa el-Yeşkurı ve Şebes et-Temimı idi. Ali b. Abbas onlara haber gönderdi ve kendileriyle tartıştı. Haricilerden büyük bir kısmı onunla birlikte geri döndü. Sonra yanlarına Hz. Ali gitti, ona itaat edip kendisiyle birlikte adı geçen iki reisieri KCıfe'ye girdi. Akabinde Hz. Ali'nin hakemlik uygulamasından tövbe ettiği ve bu yüzden kendisiyle birlikte döndükleri şaiyasını yaydılar. Bu haber Hz. AIi'nin kulağına gidince bir konuşma yaptı ve buna tepki gösterdi. Hariciler mescid tarafından "Hüküm ancakAllah'ındır" diye seslendiler. Hz. Ali "Söylenen söz doğru ancak bununla batıl bir amaç kastediliyor" dedi ve Haricilere hitaben "Sizin bizim üzerimizde üç hakkınız var, bunlar şunlardır: "Sizleri mescidlere girmekten alıkoyamayız. Fey gelirinizi engelleyemeyiz ve fesad çıkarmadığınız sürece sizinle çarpışmaya ilk başlayan biz olmayız." Hariciler birer ikişer çıkarak el-Medain' de toplandılar. Hz. Ali onlara geri dönmeleri için elçi gönderdi. Ancak hakem uygulamasına razı olduğu için kafir olduğunu ikrar edip, bundan tövbe ettiğini belirtinceye kadar gelmeyeceklerini ısrarla vurguladılar. Sonra onlara bir elçi daha gönderdi. Hariciler onun elçisini öldürmek istediler. Bundan sonra kendileri gibi inanmayan kimsenin kafir olduğu, kanının, malının ve ailesinin dokunulmazlığı olmadığı noktasında görüş birliğine vardılar. Bunun ardından işi eyleme döktüler ve insanları kırıp geçirdiler. Karşılaştıkları Müslümanları katlettiler. Karşılarına Abdullah b. Habbab b. el-Eret çıktı. Abdullah, Hz. Ali'nin o bölgelerdeki valisi idi. Beraberinde hamile olan cariyesi bulunuyordu. Hariciler onu öldürüp, cariyesinin karnını deşerek çocuğunu öldürdüler. Hz. Ali bu durumu haber alınca Şam'a gitmek için hazırlamış olduğu ordunun başında Haricilerin üzerine yürüdü. Nehrevan'da onlara saldırdı ve Haricilerden sadece on kişi kurtulabildi. Kendisiyle birlikte bulunanlardan ise ancak on kişi öldürüldü. Haricılerin ilk çıktıklarındaki durum kısaca buydu. Sonra görüşlerine eğilim duyanlar hayatta kalanlara katıldılar. Bunlar Hz. Ali'nin zamanında gizlenmişlerdi. onlardan birisi Hz. Ali'yi sabah namazında öldüren Abdurrahman b. Mü!cem idi. Daha sonra Hz. Hasan ile Muaviye sulh yaptıklarında Haricilerden bir grup harekete geçti. Şam ordusu en-Nuceyle denilen yerde bunlara saldırdı. Akabinde Hariciler Ziyad ve oğlu Ubeydullah'ın Irak valiliği döneminde Muaviye'nin ve oğlu Yezid'in halifeliği boyunca yer altında gizlendiler. Ziyad ve oğlu Haricilerden bir grubu ele geçirdi ve bunların bir kısmını katledip, bir kısmını uzun hapislere çarptırarak yok etti. Yezid öldükten sonra tefrika meydana gelip, hilafete Abdullah b. ez-ZUbeyr geçince ve -Şam halkının bir kısmı hariç- belli başlı yörelerdeki insanlar kendisine itaat edince Mervan isyan etti ve halifelik iddiasında bulundu ve bütün Şam diyarına Mısır' a kadar hakim oldu. Bu esnada Hariciler, Irak'ta Nafi b. el-Ezrak, Yemame'de Necdet b. Amir başkanlığında ortaya çıktı. Necdet Haricilik inancına "Kendileriyle çıkıp Müslümanlarla savaşmayan kimselerin onların inandığı gibi inansa bile kafir olduğu" ilkesini de ekledi. Haricilerin sebep olduğu bela böylece büyüdü ve fasid inançları yaygınlık kazandı. Hariciler muhsan olan kimseye recm cezası uygulamasını ortadan kaldırdılar. Hırsızın elini koltuğundan itibaren kesip, adet gören kadınların namaz kılmakla yükümlü olduklarını ileri sürdüler ve gücü yettiği halde emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker yapmayan kimsenin kafir olduğuna, gücü yetmiyorsa büyük günah işlediğine hükmettiler. Büyük günah işleyen kimse onların nazarında kafir hükmünde idi. Hariciler zimmllerin mallarını almayıp, onlara mutlak olarak ilişmediler. Müslümanlığa nispet edilen kimseleri ise öldürerek, esir alarak ve mallarını yağma ederek yok ettiler. Bunların içinde bu katliam ı herhangi bir davette bulunmaksızın mutlak olarak işleyenler olduğu gibi önce davet edip, sonra öldürenler de bulundu. Bu bela, Mühelleb b. Ebi Sufra'nın onlarla çarpışma emri vermesine kadar günden güne artmaya devam etti. Mühelleb onlarla mücadeleye başladı ve kendilerini ele geçirdi. Böylece sayıları azaldı, ardından Harici kalıntıları Emevi devleti boyunca ve Abbasilerin ilk yıllarına kadar varlığını sürdürdü. Haricilerden bir zümre Mağrib'e gitti. Ebu Mansur el-Bağdadı, el-Makdldt isimli eserinde şöyle der: Haricılerin fırkaları yirmiyi bulur. İbn Hazm: "Bunların en kötüsü, sözü edilen aşIri gruptur. Ehl-i hakka görüşü en yakın olanlar ise İbadiye'dir" demiştir. İmam Gazzal1, el-Vasit isimli eserinde başka alimlere paralelolarak "Harici'ler hakkında verilecek hükmün iki yönü bulunmaktadır" der. Bunlardan birincisine göre, Harici'lerin hükmü mürtedler gibidir. İkincisine göre Haricıler ehl-i bağy hükmündedirier. Ram bu iki görüşten birincisini tercih etmiştir. Onun düşüncesi her Harici' hakkında isabetli değildir. Çünkü Hariciler iki kısımdır. Bunlardan birincisi, daha önce zikredildi. İkincisi ise kendi inancının propagandasını yapmak için değil, sırf mülk elde etmek için çıkmıştır. Bunlar da kendi içlerinde ikiye ayrılmışlardır. Bir kısmı idarecilerin zulmü ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetine göre amel etmemeleri dolayısıyla din uğruna çıkmışlardır. Bunlar hak üzere olan gruptur. Aralarında Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin, el-Harra'da toplanmış olan Medineliler ve Haccac'a isyan eden kurralar bulunmaktadır. Diğer kısım ise içlerinde ister şüphe taşıyanlar, isterse taşımayanlar olsun sırf saltanat maksadıyla ortaya çıkan Haricilerdir. Bunlar bağllerdir. Bunların hükümleri Yüce Allah'ın yardımıyla inşallah Fitenbölümünde gelecektir. "İbn Ömer "Harici'leri Allah'ın kötü yaratıkları olarak görür ... " Müslim'de yer alan sahih ve merfu bir Ebu Zerr hadisinde Harici'lerin nitelikleri anlatılırken "Onlar mahlukatın en kötüleridir" cümlesi yer almaktadır.(Müslim, Zekat) Bezzar'da Şa'bı ve Mesruk'un nakillerine göre Aişe r.anha şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Harici'lerden söz ederek "Onlar benim ümmetimin en kötüleridir. Ümmetimin hayırlı/arı onları katledecektir" buyurdu. Bu hadisin isnadı hasendir. Ahmed b. Hanbel ve İbn Ebi Şeybe'de yer alan merfu EbU Berze hadisinde Harici'ler "Onlar bütün halkın en kötüleridir" cümlesi üç kez tekrarlanmaktadır. "Akıl/arı zayıf." Hadiste geçen "ahlam", "hiim" kelimesinin çoğuludur. Anlamı akıldır. Buna göre hadisin manası onların akılları aşağılıktır, zayıftır demek olur. Nevevi şöyle der: Bu hadisten anlaşıldığına göre araştırma ve basi:-et gücü, yaş kemale erdiğinde, hayat tecrübesi çok olduğunda ve akıl kuvvetli olduğunda meydana gelir. "Onlara nerede rastlarsanız öldürünüz. Çünkü bunları öldürmekte öldüren kişiye kıyamet gününde ecir ve sevap vardır." Müslim'de Abide b. Amr'ın rivayetine göre Hz. Ali şöyle demiştir: "Eğer şımarmayacak olsaydınız, size Allahu Teala'ın Muhammed'in lisanı ile onları öldürecek olanlara vaat ettiği şeyleri rivayet ederdim." Abide şöyle devam eder: Hz. Ali'ye "Bunu sen duydun mu?" diye sordum. Bana üç kez "Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki evet" dedi.(Müslim, Zekat) Müslim'de Zeyd b. Vehb'in HaricIlerin katli olayı hakkındaki rivayetine göre Hz. Ali onları öldürünce 'Allah doğru söyledi! Ve Nebiine bildirdi' dedi. Bunun üzerine'• Abide ayağa kalkarak "Ey mu'minlerin emiri! Kendisinden başka ilah olmayan Allah adına soruyorum. Sen bunu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemiden duydu n mu?" dedi. Hz. Ali "Evet, kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun ki evet" dedi. Abide de kendisine üç kez yemin verdi (Müslim, Zekat) Nevevi şöyle der: Abide'nin Hz. Ali'ye yemin vermesi, bunu duyanlar nezdinde olayı iyice pekiştirmek, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mucizesinin ortaya çıkmasını sağlamak ve Hz. Ali ve beraberinde bulunanların hak üzere olduklarını vurgulamaktır. Biz de şunu ekleyelim: Bunun yanında yemin veren Abide'nin kalbini yatıştırmak ve ikna etmek içindir. Çünkü Hz. Ali'nin "Savaş hiledir" şeklinde işaret ettiği ifadeden kaynaklanan bir zannı gidermek gerekir. Abide, Hz. Ali'nin bu konuda fiilen bir şey duymamış olduğundan kort{muştur. "Hor görürsünüz." Yani kıldığınız namazları azımsarsınız. "Okun atıcısı (avı delip geçen) okuna bakar." Hadiste geçen '\Sj" avın herhangi bir kanı kalıp kalmadı diye şüphelenir demektir. "Fuka", kta yay takılan yer demektir
Narrated `Abdullah bin `Umar:Regarding Al-Harauriyya: The Prophet (ﷺ) said, "They will go out of Islam as an arrow darts out of the game's body