deneme

Sahîh-i Buhârî: Ashâbın Faziletleri Bölümü

120 hadis bulundu · sayfa 3/6

Sahîh-i Buhârî No. 3691 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو أُمَامَةَ بْنُ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُ النَّاسَ عُرِضُوا عَلَىَّ وَعَلَيْهِمْ قُمُصٌ، فَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ الثَّدْىَ، وَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ دُونَ ذَلِكَ، وَعُرِضَ عَلَىَّ عُمَرُ وَعَلَيْهِ قَمِيصٌ اجْتَرَّهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا فَمَا أَوَّلْتَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ الدِّينَ ‏"‏‏.‏

Ebu Said el-Hudr'ı' r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Ben uyurken (rüyamda) insanların, üzerlerinde gömlekler olduğu halde bana arzedildiklerini gördüm. Bunların kimisi memelerine ulaşıyordu, kimisi bundan daha aşağı idi. Bana Ömer de üzerinde sürüklediği bir gömleği bulunduğu halde arzedildi. Ey Allah'ın Resulü ne diye te'vil ettin (yorumladın), diye sordular. O da: Din! diye cevap verdi

Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "While I was sleeping, the people were presented to me (in a dream). They were wearing shirts, some of which were merely covering their (chests). and some were a bit longer. `Umar was presented before me and his shirt was so long that he was dragging it." They asked, "How have you interpreted it, O Allah's Messenger (ﷺ)?" He said, "Religion

Sahîh-i Buhârî No. 3692 Sahih

حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، قَالَ لَمَّا طُعِنَ عُمَرُ جَعَلَ يَأْلَمُ، فَقَالَ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ وَكَأَنَّهُ يُجَزِّعُهُ ـ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، وَلَئِنْ كَانَ ذَاكَ لَقَدْ صَحِبْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَحْسَنْتَ صُحْبَتَهُ، ثُمَّ فَارَقْتَهُ وَهْوَ عَنْكَ رَاضٍ، ثُمَّ صَحِبْتَ أَبَا بَكْرٍ فَأَحْسَنْتَ صُحْبَتَهُ، ثُمَّ فَارَقْتَهُ وَهْوَ عَنْكَ رَاضٍ، ثُمَّ صَحِبْتَ صَحَبَتَهُمْ فَأَحْسَنْتَ صُحْبَتَهُمْ، وَلَئِنْ فَارَقْتَهُمْ لَتُفَارِقَنَّهُمْ وَهُمْ عَنْكَ رَاضُونَ‏.‏ قَالَ أَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ صُحْبَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرِضَاهُ، فَإِنَّمَا ذَاكَ مَنٌّ مِنَ اللَّهِ تَعَالَى مَنَّ بِهِ عَلَىَّ، وَأَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ صُحْبَةِ أَبِي بَكْرٍ وَرِضَاهُ، فَإِنَّمَا ذَاكَ مَنٌّ مِنَ اللَّهِ جَلَّ ذِكْرُهُ مَنَّ بِهِ عَلَىَّ، وَأَمَّا مَا تَرَى مِنْ جَزَعِي، فَهْوَ مِنْ أَجْلِكَ وَأَجْلِ أَصْحَابِكَ، وَاللَّهِ لَوْ أَنَّ لِي طِلاَعَ الأَرْضِ ذَهَبًا لاَفْتَدَيْتُ بِهِ مِنْ عَذَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ قَبْلَ أَنْ أَرَاهُ‏.‏ قَالَ حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، دَخَلْتُ عَلَى عُمَرَ بِهَذَا‏.‏

Misver b. Mahreme dedi ki: "Ömer hançerlenince acı çekmeye başladı. İbn Abbas -onun acılarını hafifletmeye çalışmak ister gibi- ona dedi ki: Ey Mu'minlerin emiri, varsın böyle olsun. Andolsun sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e arkadaşlık ettin. Hem de onunla güzel arkadaşlık yaptın. Sonra o senden razı olduğu halde ondan ayrıldın. Daha sonra Ebu Bekir ile arkadaşlık ettiğin. halde ondan ayrıldın. Arkasından onların (diğer) arkadaşlarıyla arkadaşlık ettin, onlarla da arkadaşlığın güzel oldu. Şayet kendilerinden ayrılacak olursan şüphesiz onlar senden razı oldukları halde onlardan ayrılmış olacaksın. (Ömer) dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkadaşlığı ve onun hoşnutluğu ile ilgili olarak söylediklerin, hiç şüphesiz yüce Allah'tan bana bir lutuftur. Ebu Bekir'in sözünü ettiğin arkadaşlığı ve hoşnutluğu da hiç şüphesiz o da Allah'ın bana ihsan ettiği bir lutfudur. Gördüğün şu acı ve ızdırabıma gelince, o senin için ve senin arkadaşların içindir. Allah'a yemin ederim, eğer yeryüzünü dolduracak kadar altınım olsa şüphesiz Allah'ın azabından kurtulmak için -daha onu görmeden önce- fidye olarak verirdim." Ebu Muleyke, İbn Abbas'tan "Ömer'in yanına girdim ... " diyerek bu hadisi (böylece) zikretmiştir

Narrated Al-Miswar bin Makhrama:When `Umar was stabbed, he showed signs of agony. Ibn `Abbas, as if intending to encourage `Umar, said to him, "O Chief of the believers! Never mind what has happened to you, for you have been in the company of Allah's Messenger (ﷺ) and you kept good relations with him and you parted with him while he was pleased with you. Then you were in the company of Abu Bakr and kept good relations with him and you parted with him (i.e. he died) while he was pleased with you. Then you were in the company of the Muslims, and you kept good relations with them, and if you leave them, you will leave them while they are pleased with you." `Umar said, (to Ibn "Abbas), "As for what you have said about the company of Allah's Messenger (ﷺ) and his being pleased with me, it is a favor, Allah did to me; and as for what you have said about the company of Abu Bakr and his being pleased with me, it is a favor Allah did to me; and concerning my impatience which you see, is because of you and your companions. By Allah! If (at all) I had gold equal to the earth, I would have ransomed myself with it from the Punishment of Allah before I meet Him

Sahîh-i Buhârî No. 3693 Sahih

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ النَّهْدِيُّ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَائِطٍ مِنْ حِيطَانِ الْمَدِينَةِ، فَجَاءَ رَجُلٌ فَاسْتَفْتَحَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ افْتَحْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَفَتَحْتُ لَهُ، فَإِذَا أَبُو بَكْرٍ، فَبَشَّرْتُهُ بِمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ، ثُمَّ جَاءَ رَجُلٌ فَاسْتَفْتَحَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ افْتَحْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَفَتَحْتُ لَهُ، فَإِذَا هُوَ عُمَرُ، فَأَخْبَرْتُهُ بِمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ، ثُمَّ اسْتَفْتَحَ رَجُلٌ، فَقَالَ لِي ‏"‏ افْتَحْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى تُصِيبُهُ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُثْمَانُ، فَأَخْبَرْتُهُ بِمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ ثُمَّ قَالَ اللَّهُ الْمُسْتَعَانُ‏.‏

Ebu Musa r.a. dedi ki: "Medine'deki bahçelerden birisinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. Bir adam gelerek kapının açılmasını istedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ona kapıyı aç ve onu cennetle müjdele, diye buyurdu. Ben de ona kapıyı açtım. Gelenin Ebu Bekir olduğunu gördüm. Ona Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dediği müjdeyi verdim. Bunun üzerine Allah'a hamdetti. Daha sonra bir başka adam geldi. Kapının açılmasını istedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Ona kapıyı aç ve onu cennetle müjdele, diye buyurdu. Ona kapıyı açtım, Ömer olduğunu gördüm. Ben de ona Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediğini haber verdim. Bunun üzerine o da Allah'a hamdetti. Daha sonra bir adam daha kapının açılmasını istedi. Bana: Ona kapıyı aç ve kendisine isabet edecek bir bela ile birlikte onu cennetle müjdele, diye buyurdu. Gelenin Osman olduğunu gördüm. Ona da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dediğini bildirdim. O da Allah'a hamdetti. Sonra da: Allah'tan yardım talep ederiz, diye ekledi

Narrated Abu Musa:While I was with the Prophet (ﷺ) in one of the gardens of Medina, a man came and asked me to open the gate. The Prophet (ﷺ) said to me, "Open the gate for him and give him the glad tidings that he will enter Paradise." I opened (the gate) for him, and behold! It was Abu Bakr. I informed him of the glad tidings the Prophet (ﷺ) had said, and he praised Allah. Then another man came and asked me to open the gate. The Prophet (ﷺ) said to me "Open (the gate) and give him the glad tidings of entering Paradise." I opened (the gate) for him, and behold! It was `Umar. I informed him of what the Prophet (ﷺ) had said, and he praised Allah. Then another man came and asked me to open the gate. The Prophet (ﷺ) said to me. "Open (the gate) for him and inform him of the glad tidings, of entering Paradise with a calamity which will befall him. " Behold ! It was `Uthman, I informed him of what Allah's Messenger (ﷺ) had said. He praised Allah and said, "I seek Allah's Aid

Sahîh-i Buhârî No. 3694 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَيْوَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو عَقِيلٍ، زُهْرَةُ بْنُ مَعْبَدٍ أَنَّهُ سَمِعَ جَدَّهُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ هِشَامٍ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ آخِذٌ بِيَدِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ‏.‏

Abdullah b. Hişam dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte. idik. O sırada Ömer b. el-Hattab'ın elinden tutmuştu ... " Bu Hadis 6264 ve 6632 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Hafs el-Kuraşı el-Adev1." Başlıkta ğeçen Ömer b. el-Hattab'ın künyesi olan "Ebu Hafs" İbn İshak'ın Sıresi'nde belirtildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından kendisine verilmiştir. Hafsa r.a. çocuklarının en büyüğü idi. Ömer r.a. ın lakabı ise ittifakla el-Faruk'dur. Denildiğine göre ilk olarak ona bu lakabı veren Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. Bunu Ebu Cafer b. Ebi Şeybe, Tarih'inde İbn Abbas yoluyla Ömer'den diye rivayet etmiş bulunmaktadır. İbn Sa 'd da bunu Aişe r.a.a'nın rivayet ettiği bir hadis olarak zikretmiştir. 3679- "Sesini" yani hareketini "işittim." Ebu Ubeyd dedi ki: "el-Haşefe" pek şiddetli olmayan ses demektir. Bu hadisteki anlamı ise duyulan ayak sesidir. "Senin kıskançlığını hatırladım." Nikah bölümündeki rivayette ise şöyle denilmektedir: "İçine girmek istedim ama beni alıkoyan tek sebep senin gayretli (kıskanç) olduğunu bilmemdir" şeklindedir. Ömer r.a.'ın: "Ben seni mi kıskanacağım" ifadesi, maklub ifadelerden sayılmıştır. Aslı: Onu senden mi kıskanacağım, şeklindedir. İbn Battal der ki: Hadisten anlaşıldığına göre her kişi hakkında bilinen huyuna göre ayrı bir hükmü vardır. Ömer'in ağlaması sevincinden olabilir. (Cennete) duyduğu şevk ya da huşu'undan ötürü de ağlamış olabilir. Ayrıca bu hadisten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkadaşlığın hukukuna ne kadar riayet etmiş olduğu anlaşıldığı gibi, Ömer'in açık bir fazileti de bu hadisten anlaşılmaktadır. Hadiste er-Rumeysa'nın fazileti de ifade edilmektedir. 3681- "Onu ne diye yorumladın, diye sordular. O: İlim diye buyurdu." Yani ben bunu ilim ile yorumladım. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Ömer r.a.'ın fazileti, 2- Nebilerin rüyası vahiy türünden olmakla birlikte, rüya zahirine göre yorumlanmamak özelliğine sahiptir. Hatta bazı rüyaların özel bir tabiri gerekir. Kimi rüyalar da zahirine göre yorumlanır. İleride yüce Allah'ın izniyle (Rüya) Tabiri bölümünde buna dair açıklamalar gelecektir. 3- Burada ilimden kasıt, insanları Allah'ın kitabına ve Resulünün sünnetine göre idare etme (siyaset) ilmidir. Ömer'in bu özelliğe sahip olmasının sebebi ise, Ebu Bekir r.a.'a nispetle halifelik süresinin uzun olmasıdır. Osman'a nispetle de insanların ona itaat etmek hususunda ittifak etmiş olmalarıdır. Şüphesiz Ebu Bekir'in halifelik müddeti kısa idi. Ayrılıkların en büyük sebeplerini teşkil eden• fetihler de bu sürede çoğalmamıştı. Bununla birlikte Ömer, halifelik süresinin uzunluğuna rağmen insanları kimse ona muhalefet etmeyecek şekilde idare etti. Osman r.a.'ın halifeliği döneminde fetihler daha da genişledi. Çeşitli görüşler etrafa yayıldı, görüşler arasında farklılıklar ortaya çıktı. İnsanların Ömer'e itaat ettikleri gibi onun etrafında ittifak etmedikleri görüldü. Bundan dolayı fitneler ortaya çıktı ve nihayet iş öldürülmesine kadar vardı. Ali r.a.'ın halifeliğe getirilmesi ile de ancak ihtilaf arttı, fitneler daha da yaygınlaştı. "İbn Cubeyr dedi ki: e1-Abkar'i, değerli yaygılar demektir." Değerli (el-ıtak)den kasıt, güzelolanlardır. "ez-Zerabi" de "zeribe"nin çoğulu olup oldukça değerli ve enli yaygı anlamındadır. el-Meşarik adlı eserde şöyle denilmektedir: el-Abkari (dahi) ondan üstün hiçbir şeyolmayan ve dediğini gerçekleştiren, yerine getiren demektir. Ebu Ömer der ki: Bir kavmin abkarisi (dehası, dahisi) onların efendileri, işlerini çekip çevirenleri ve büyükleri demektir. 3683- "Ömer, Resulullah sallaJlahu aleyhi ve seJlem'in huzuruna girmek için izin istedi. Yanında da Kureyş'ten kadınlar vardı." Sözkonusu bu hanımlar Nebi efendimizin zevceleri idi. Onlarla birlikte başkalarının da bulunma ihtimali vardır. Fakat "ondan daha çok şey istiyorlardı" ifadesi birinci ihtimali desteklemektedir. Daha çok istemelerinden maksat da onlara verdiğinden daha fazlasını istemeleridir. "Allah seni (hep) güldürsün" ifadesi ile kastettiği onun çokça gülmesi değildir. Aksine gülmenin gereği olan sevinçli olmaktır. "Fec" geniş yol demektir. "Mutlaka senin gittiği n yoldan başka bir yola gider." Bu ifade ile Ömer'in pek büyük bir faziletine dikkat çekilmektedir. Buna göre şeytanın, Ömer'in aleyhine bir yol bulamaması gerekir. Tabi bu onun günahtan korunmuş olmasını gerektirmez. Zira hadiste sadece şeytanın Ömer'in gittiği aynı yoldan gitmeyip, bu birliktelikten kaçtı ğı anlatılmaktadır. Bu ise şeytanın gücünün yettiği ölçülere göre ona vesvese vermesine engel değildir. Şeytanın vesvesesi ile ona musallat olamayacağı mefhum-i muvafakat yolu ile anlaşılmaktadır. Çünkü onunla aynı yolda yürümek istemediğine göre ona vesvese verme imkanını bulamayacak şekilde ondan uzak durup, onunla içli dışlı olmaması öncelikle sözkonusudur. Buna göre Ömer'in şeytandan korunmuş olması da mümkündür, denilse, (şöyle cevap verilebilir): Ama bu da Ömer'in masumiyetinin sabit olmasını gerektirmez. Çünkü masumiyet, Nebi sallallahu aleyhi ve sellern hakkında vacip (zorunlu), başkaları hakkında mümkün olan bir şeydir. 3684- "Ömer Müslüman olduğundan itibaren hep güçlü kaldık." Buna sebep ise Ömer'in Allah'ın emri hususundaki gayreti ve gücüdür. 3685- "Ömer" vefat edince "teneşiri üzerine yerleştirildL" "Bir de ne göreyirn ... " yani hiçbir şey beni ürkütmedL Maksat onu ansızın gördüğüdür. "Daha çok sevdiğim ... " Bu ifadelerden anlaşıldığına göre Ali r.a., o zamanda kimsenin, Ömer'in amelinden daha faziletli bir am el işlememiş olduğuna inanıyordu. 3687 - "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellern'den sonra ... " Bu özel bir zaman için anlaşılır. Bu da onun halifelik süresidir. Böylelikle Nebi sallallahu aleyhi ve sellern ile Ebu Bekir bu genellemenin dışına çıkmış olur. "Sonuna kadar" ifadesi, ömrünün sonuna kadar demektir. 3689- "Muhaddesun" lafzı "muhaddes" kelimesinin çoğuludur. Bunun açıklaması hususunda farklı görüşler vardır. Kendisine ilham olunan kimse diye açıklanmıştır. Çoğunluğun garüşü budur. Özel bir kasıt olmamakla birlikte, dilinden doğru şeyler dökülen kimsedir, diye de açıklanmıştır. "Şüphesiz Allah hakkı Ömer'in dili ve kalbi üzerine bırakmıştır" hadisi bunu desteklemektedir. Bu hadisi Tirmizi, İbn Ömer yoluyla rivayet etmiştir. 3691- "Bunu ne diye yorumladm, diye sordular." İleride (Rüya) Tabiri bahsinde bu soruyu soranm Ebu Bekir olduğu gelecektir. Hadisin geri kalan bölümlerinin açıklaması da yüce Allah'ın izniyle orada gelecektir. Ancak bu hadiste şu hususun açıklanmasına ihtiyaç vardır: Bu hadise göre Omer, Ebu Bekir es-Sıddık'tan daha faziletlidir. Buna şöyle cevap verilir: Hadisteki: "İnsanlar bana sunuldu" umumi ifadesinden Ebu Bekir tahsis edilir. Muhtemelen ona arzedilenler arasında o sırada Ebu Bekir yoktu. Ömer'in üzerinde yerde sürüklediği bir gömleğinin bulunması, Ebu Bekir'in üzerinde ondan daha uzun ve daha çok bedeni örten bir elbise olmamasını da gerektirmez. (Görülen rüya) muhtemelen de böyle olabilir. Ancak o sırada maksat, Ömer'in faziletinin açıklanması olduğundan ötürü bu kadarını açıklamakla yetinmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3692- "Onu teskin etmek istercesine" ifadesi, sanki acı çektiğini söylüyor ve bundan dolayı bir parça kınarcasına demektir ya da onun ızdırabını azaltmak için bu sözleri söylemiştir, anlamına da gelir. Yüce Allah'ın: "Nihayet kalplerinden korku giderilince"[Sebe, 23] buyruğuna benzemektedir ki, onlardan korku giderilince demektir

Narrated `Abdullah bin Hisham:We were with the Prophet (ﷺ) while he was holding `Umar bin Al-Khattab by the hand

Sahîh-i Buhârî No. 3695 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ حَائِطًا وَأَمَرَنِي بِحِفْظِ باب الْحَائِطِ، فَجَاءَ رَجُلٌ يَسْتَأْذِنُ، فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جَاءَ آخَرُ يَسْتَأْذِنُ فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُمَرُ، ثُمَّ جَاءَ آخَرُ يَسْتَأْذِنُ، فَسَكَتَ هُنَيْهَةً ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ عَلَى بَلْوَى سَتُصِيبُهُ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ‏.‏ قَالَ حَمَّادٌ وَحَدَّثَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، وَعَلِيُّ بْنُ الْحَكَمِ، سَمِعَا أَبَا عُثْمَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي مُوسَى، بِنَحْوِهِ، وَزَادَ فِيهِ عَاصِمٌ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ قَاعِدًا فِي مَكَانٍ فِيهِ مَاءٌ، قَدِ انْكَشَفَتْ عَنْ رُكْبَتَيْهِ أَوْ رُكْبَتِهِ، فَلَمَّا دَخَلَ عُثْمَانُ غَطَّاهَا‏.‏

Ebu Musa r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir bahçeye girdi ve bana bahçenin kapısında bekçilik yapmamı emretti. Bir adam geldi (içeri girmek üzere) izin istedi. Allah Resulü: Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Gelen Ebu Bekir idi. Daha sonra bir başkası gelip izin istedi. Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, dedi. Gelen Ömer'di. Daha sonra bir diğeri gelip izin istedi. Bir süre sustuktan sonra şöyle buyurdu: Ona izin ver ve kendisine isabet edecek bir bela ile birlikte onu cennetle müjdele. Gelen Osman b. Affan idi." Yine Ebu Musa'dan buna yakın rivayet gelmiş olup, o rivayette (ravilerinden) Asım şunu eklemektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içinde su bulunan bir yerde diz kapaklarının -yahut diz kapağının- üzerlerini açmış olduğu halde oturuyordu. Osman girince de onu örttü

Narrated Abu Musa:The Prophet (ﷺ) entered a garden and ordered me to guard its gate. A man came and asked permission to enter. The Prophet (ﷺ) said, "Admit him and give him the glad tidings of entering Paradise." Behold! It was Abu Bakr. Another man came and asked the permission to enter. The Prophet (ﷺ) said, "Admit him and give him the glad tidings of entering Paradise." Behold! It was `Umar. Then another man came, asking the permission to enter. The Prophet (ﷺ) kept silent for a short while and then said, "Admit him and give him the glad tidings of entering Paradise with a calamity which will befall him." Behold! It was `Uthman bin `Affan. `Asim, in another narration, said that the Prophet (ﷺ) was sitting in a place where there was water, and he was uncovering both his knees or his knee, and when `Uthman entered, he covered them (or it)

Sahîh-i Buhârî No. 3696 Sahih

حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبِ بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ يُونُسَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ قَالاَ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تُكَلِّمَ عُثْمَانَ لأَخِيهِ الْوَلِيدِ فَقَدْ أَكْثَرَ النَّاسُ فِيهِ‏.‏ فَقَصَدْتُ لِعُثْمَانَ حَتَّى خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ، قُلْتُ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً، وَهِيَ نَصِيحَةٌ لَكَ‏.‏ قَالَ يَا أَيُّهَا الْمَرْءُ ـ قَالَ مَعْمَرٌ أُرَاهُ قَالَ ـ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ‏.‏ فَانْصَرَفْتُ، فَرَجَعْتُ إِلَيْهِمْ إِذْ جَاءَ رَسُولُ عُثْمَانَ فَأَتَيْتُهُ، فَقَالَ مَا نَصِيحَتُكَ فَقُلْتُ إِنَّ اللَّهَ سُبْحَانَهُ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ، وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ، وَكُنْتَ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ، فَهَاجَرْتَ الْهِجْرَتَيْنِ، وَصَحِبْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَأَيْتَ هَدْيَهُ، وَقَدْ أَكْثَرَ النَّاسُ فِي شَأْنِ الْوَلِيدِ‏.‏ قَالَ أَدْرَكْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ لاَ وَلَكِنْ خَلَصَ إِلَىَّ مِنْ عِلْمِهِ مَا يَخْلُصُ إِلَى الْعَذْرَاءِ فِي سِتْرِهَا‏.‏ قَالَ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ، فَكُنْتُ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ وَآمَنْتُ بِمَا بُعِثَ بِهِ، وَهَاجَرْتُ الْهِجْرَتَيْنِ كَمَا قُلْتَ، وَصَحِبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَايَعْتُهُ، فَوَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ، ثُمَّ أَبُو بَكْرٍ مِثْلُهُ، ثُمَّ عُمَرُ مِثْلُهُ، ثُمَّ اسْتُخْلِفْتُ، أَفَلَيْسَ لِي مِنَ الْحَقِّ مِثْلُ الَّذِي لَهُمْ قُلْتُ بَلَى‏.‏ قَالَ فَمَا هَذِهِ الأَحَادِيثُ الَّتِي تَبْلُغُنِي عَنْكُمْ أَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ شَأْنِ الْوَلِيدِ، فَسَنَأْخُذُ فِيهِ بِالْحَقِّ إِنْ شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ دَعَا عَلِيًّا فَأَمَرَهُ أَنْ يَجْلِدَهُ فَجَلَدَهُ ثَمَانِينَ‏.‏

(Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyar'ın ona -yani Urve'ye- haber verdiğine göre) Misver b. Mahreme ile Abdurrahman b. Esved b. Abdi Yeğus, (Ubeydullah'a) dediler ki: "Senin (Osman'ın anne bir) kardeşi Velid hakkında Osman ile konuşmana engel olan nedir? Çünkü insanlar onun hakkında çokça konuşmaya başladılar. Bunun üzerine ben de Osman'a gittim. Onun namaza çıkmasını bekledim. Sana bir ihtiyacım var ve bu aynı zamanda senin için bir nasihattir, dedim. O: Ey adam senden ... -Ma'mer dedi ki: Zannederim senden Allah'a sığınırım,- dedi. Ben de geri dönüp ikisinin yanına gittim. Bu sırada Osman'ın elçisi geldi. Bunun üzerine onun yanına gidince, nasihatin nedir diye sordu. Dedim ki: Şüphesiz şanı yüce Allah-Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hak ile göndermiştir. Ona kitabı indirmiştir. Sen de Allah'ın ve Resulünün davetini kabul edenlerden oldun, iki defa hicret ettin. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından oldun. Onun hidayet usulünü gördün. İnsanlar ise Velid hakkında çokça konuşmaya başladılar. Dedi ki: Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yetiştin mi? Ben: Hayır, dedim fakat bana örtüleri arkasında bulunan bakire kız'a ulaştığı kadar onun ilminden bir şeyler ulaştı, dedim. Dedi ki: Şüphesiz Allah Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hak ile göndermiştir. Ben de Allah'ın ve Resulünün davetini kabul edenlerden oldum. Onunla gönderilenlere iman ettim. Dediğin gibi iki defa hicret ettim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sohbetinde bulundum, ona beyrat ettim. Allah'a yemin olsun ki ona isyan etmedim. Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar onu aldatmadım. Daha sonra Ebu Bekir'e karşı durumum da böyle idi. Sonra Ömer'e karşı durumum da bu oldu. Bundan sonra ben halifeliğe getirildim. Onların sahip oldukları hak kadar benim hakkım yok mu? Ben: Elbette vardır dedim. Dedi ki: O halde sizden bana kadar gelen bu konuşmalar ne oluyor? Velid ile ilgili söylediklerine gelince, inşallah bu hususta hakka uygun ne ise onu yapacağız. Sonra Ali'yi çağırdı, celde vurmasını emretti, o da ona seksen celde vurdu." Bu Hadis 3872 ve 3927 numara ile gelecektir. * * *Not: Parantez arasındaki bu ifade Buhari'nin zikrettiği ifadelerden olup, kimin kime ne dediğinin anlaşılması açısından kaydedilmesinin zorunlu olduğunu gördüğümüzden eklemiş bulunuyoruz

Narrated 'Ubaidullah bin `Adi bin Al-Khiyar:Al-Miswar bin Makhrama and `Abdur-Rahman bin Al-Aswad bin 'Abd Yaghuth said (to me), "What forbids you to talk to `Uthman about his brother Al-Walid because people have talked much about him?" So I went to `Uthman and when he went out for prayer I said (to him), "I have something to say to you and it is a piece of advice for you " `Uthman said, "O man, from you." (Ma`mar said: I see that he said, "I seek Refuge with Allah from you.") So I left him and went to them. Then the messenger of `Uthman came and I went to him (i.e. `Uthman), `Uthman asked, "What is your advice?" I replied, "Allah sent Muhammad with the Truth, and revealed the Divine Book (i.e. Qur'an) to him; and you were amongst those who followed Allah and His Apostle, and you participated in the two migrations (to Ethiopia and to Medina) and enjoyed the company of Allah's Messenger (ﷺ) and saw his way. No doubt, the people are talking much about Al-Walid." `Uthman said, "Did you receive your knowledge directly from Allah's Messenger (ﷺ) ?" I said, "No, but his knowledge did reach me and it reached (even) to a virgin in her seclusion." `Uthman said, "And then Allah sent Muhammad with the Truth and I was amongst those who followed Allah and His Apostle and I believed in what ever he (i.e. the Prophet) was sent with, and participated in two migrations, as you have said, and I enjoyed the company of Allah's Messenger (ﷺ) and gave the pledge of allegiance to him. By Allah! I never disobeyed him, nor did I cheat him till Allah took him unto Him. Then I treated Abu Bakr and then `Umar similarly and then I was made Caliph. So, don't I have rights similar to theirs?" I said, "Yes." He said, "Then what are these talks reaching me from you people? Now, concerning what you mentioned about the question of Al-Walid, Allah willing, I shall deal with him according to what is right." Then he called `Ali and ordered him to flog him, and `Ali flogged him (i.e. Al-Walid) eighty lashes

Sahîh-i Buhârî No. 3697 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ بَزِيغٍ، حَدَّثَنَا شَاذَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ الْمَاجِشُونُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا فِي زَمَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لاَ نَعْدِلُ بِأَبِي بَكْرٍ أَحَدًا ثُمَّ عُمَرَ ثُمَّ عُثْمَانَ، ثُمَّ نَتْرُكُ أَصْحَابَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لاَ نُفَاضِلُ بَيْنَهُمْ‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ اللَّهِ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ‏.‏

İbn Ömer r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında kimseyi Ebu Bekir'e denk saymazdık. Ondan sonra Ömer, ondan sonra Osman gelir, diyorduk." Sonra da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabını aralarında fazilet farkı gözetmeksizin bırakırdık

Narrated Ibn `Umar:During the lifetime of the Prophet (ﷺ) we considered Abu Bakr as peerless and then `Umar and then `Uthman (coming next to him in superiority) and then we used not to differentiate between the companions of the Prophet

Sahîh-i Buhârî No. 3698 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ ـ هُوَ ابْنُ مَوْهَبٍ ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مَنْ أَهْلِ مِصْرَ حَجَّ الْبَيْتَ فَرَأَى قَوْمًا جُلُوسًا، فَقَالَ مَنْ هَؤُلاَءِ الْقَوْمُ قَالَ هَؤُلاَءِ قُرَيْشٌ‏.‏ قَالَ فَمَنِ الشَّيْخُ فِيهِمْ قَالُوا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ‏.‏ قَالَ يَا ابْنَ عُمَرَ إِنِّي سَائِلُكَ عَنْ شَىْءٍ فَحَدِّثْنِي هَلْ تَعْلَمُ أَنَّ عُثْمَانَ فَرَّ يَوْمَ أُحُدٍ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ تَعْلَمُ أَنَّهُ تَغَيَّبَ عَنْ بَدْرٍ وَلَمْ يَشْهَدْ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ تَعْلَمُ أَنَّهُ تَغَيَّبَ عَنْ بَيْعَةِ الرُّضْوَانِ فَلَمْ يَشْهَدْهَا قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ اللَّهُ أَكْبَرُ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُمَرَ تَعَالَ أُبَيِّنْ لَكَ أَمَّا فِرَارُهُ يَوْمَ أُحُدٍ فَأَشْهَدُ أَنَّ اللَّهَ عَفَا عَنْهُ وَغَفَرَ لَهُ، وَأَمَّا تَغَيُّبُهُ عَنْ بَدْرٍ، فَإِنَّهُ كَانَتْ تَحْتَهُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَتْ مَرِيضَةً، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ لَكَ أَجْرَ رَجُلٍ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا وَسَهْمَهُ ‏"‏‏.‏ وَأَمَّا تَغَيُّبُهُ عَنْ بَيْعَةِ الرُّضْوَانِ فَلَوْ كَانَ أَحَدٌ أَعَزَّ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ عُثْمَانَ لَبَعَثَهُ مَكَانَهُ فَبَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عُثْمَانَ وَكَانَتْ بَيْعَةُ الرُّضْوَانِ بَعْدَ مَا ذَهَبَ عُثْمَانُ إِلَى مَكَّةَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ الْيُمْنَى ‏"‏ هَذِهِ يَدُ عُثْمَانَ ‏"‏‏.‏ فَضَرَبَ بِهَا عَلَى يَدِهِ، فَقَالَ ‏"‏ هَذِهِ لِعُثْمَانَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ لَهُ ابْنُ عُمَرَ اذْهَبْ بِهَا الآنَ مَعَكَ‏.‏

Osman -ki İbn Mevheb'dir-'den dedi ki: "Mısır halkından bir adam geldi ve Beyt'i haccetti. Oturmaktlan bir topluluk gördü. Bunlar kimlerdir, diye sordu. Bunlar Kureyş'tir, dediler. Aralarındaki bu yaşlı adam kimdir, diye sordu. Abdullah b. Ömer'dir dediler. Adam: Ey İbn Ömer dedi, ben sana bir hususa dair soru soracağım, sen de bana onun hakkında (bildiklerini) anlat. Osman'ın Uhud günü kaçtığını biliyor musun? İbn Ömer: Evet dedi. Peki, Bedir'de bulunmadığını ve Bedir'e tanık olmadığını da biliyor musun? Evet, dedi. Adam: Peki, onun Rıdvan bey'atinde de bulunmadığını, orada hazır olmadığını da biliyor musun, diye sordu. İbn Ömer, evet dedi. Adam: Allahu ekber dedi. İbn Ömer dedi ki: Gel de sana açıklayayım: Onun Uhud günü kaçışını ele alalım. Şehadet ederim ki Allah onu affetmiş ve ona mağfiret etmiştir. Bedir'de bulunmayışına gelince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı onun nikahı altında idi ve hastalanmıştı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Senin için de Bedir'de fiilen bulunan kimsenin ecri ve (ganimetten) payı vardır, diye buyurdu. Rıdvan bey'atinde bulunmayışına gelince, şayet Mekke vadisinde Osman'dan daha aziz birisi bulunsaydı onun yerine onu gönderirdi. Resulullah, Osman'ı gönderdi. Rıdvan bey'ati ise Osman'ın Mekke'ye gidişinden sonra olmuştu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağ elini göstererek: Bu Osman'ın elidir dedi ve onu diğer eline vurarak, bu (bey'at) da Osman içindir, dedi. İbn Ömer adama: Şimdi bunları beraberinde al ve git, dedi

Narrated `Uthman:(the son of Mawhab) An Egyptian who came and performed the Hajj to the Ka`ba saw some people sitting. He enquired, "Who are these people?" Somebody said, "They are the tribe of Quraish." He said, "Who is the old man sitting amongst them?" The people replied, "He is `Abdullah bin `Umar." He said, "O Ibn `Umar! I want to ask you about something; please tell me about it. Do you know that `Uthman fled away on the day (of the battle) of Uhud?" Ibn `Umar said, "Yes." The (Egyptian) man said, "Do you know that `Uthman was absent on the day (of the battle) of Badr and did not join it?" Ibn `Umar said, "Yes." The man said, "Do you know that he failed to attend the Ar Ridwan pledge and did not witness it (i.e. Hudaibiya pledge of allegiance)?" Ibn `Umar said, "Yes." The man said, "Allahu Akbar!" Ibn `Umar said, "Let me explain to you (all these three things). As for his flight on the day of Uhud, I testify that Allah has excused him and forgiven him; and as for his absence from the battle of Badr, it was due to the fact that the daughter of Allah's Messenger (ﷺ) was his wife and she was sick then. Allah's Messenger (ﷺ) said to him, "You will receive the same reward and share (of the booty) as anyone of those who participated in the battle of Badr (if you stay with her).' As for his absence from the Ar-Ridwan pledge of allegiance, had there been any person in Mecca more respectable than `Uthman (to be sent as a representative). Allah's Messenger (ﷺ) would have sent him instead of him. No doubt, Allah's Messenger (ﷺ) had sent him, and the incident of the Ar-Ridwan pledge of Allegiance happened after `Uthman had gone to Mecca. Allah's Messenger (ﷺ) held out his right hand saying, 'This is `Uthman's hand.' He stroke his (other) hand with it saying, 'This (pledge of allegiance) is on the behalf of `Uthman.' Then Ibn `Umar said to the man, 'Bear (these) excuses in mind with you

Sahîh-i Buhârî No. 3699 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَهُمْ قَالَ صَعِدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أُحُدًا، وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ، فَرَجَفَ وَقَالَ ‏ "‏ اسْكُنْ أُحُدُ ـ أَظُنُّهُ ضَرَبَهُ بِرِجْلِهِ ـ فَلَيْسَ عَلَيْكَ إِلاَّ نَبِيٌّ وَصِدِّيقٌ وَشَهِيدَانِ ‏"‏‏.‏

Katade'den rivayete göre Enes r.a. onlara anlatarak dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Ebu Bekir, Ömer ve Osman olduğu halde Uhud'a çıktı. Bu sırada dağ sarsıldı. Sakin ol Uhud, dedi. -Zannederim ayağı ile de dağa vurdu.- Senin üzerinde buh±ı:ıanlar bir nebi, bir sıddik ve iki şehitten başkası değildir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Osman b. Affan Ebu Amr el-Kuraşı'nin menkıbeleri." Nesebi Osman b. Affan b. Ebi'l-A,s b. Umeyye b. Abdi Şems b. Abdi Menaf şeklindedir. Nebi sallallahu aleyhi ve selle m ile nesebi Abdi Menafta buluşmaktadır. Aralarındaki ataların sayısı ise farklıdır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ata sayısı bakımından Ömer için sözkonusu olduğu şekilde Affan ile aynı derecededir. Künyesi (Ebu Am" r)'a gelince, bu onun nihai olarak kabul edilen künyesidir. Yakub b. Süfyan'ın ez-Zühri'den naklettiğine göre yüce Allah'ın ona Resulullah salı allah u aleyhi ve sellem'in kızı Rukayye'den bağışladığı oğlu Abdullah dolayısıyla Ebu Abdullah künyeli idi. Sözü geçen Abdullah küçük yaşta vefat etmişti. Vefat ettiğinde altı yaşında idi. İbn Sa'd' ın naklettiğine göre o, hicretin dördüncü yılında vefat etmişti. Annesi Rukayye ise bundan önce Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Bedir gazvesinde iken h. 2 yılında vefat etmişti. Onun Zunnureyn lakabı meşhur olmuştur. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: Kim Rume kuyusunu açarsa ona cennet vardır diye buyurmuştur. Bu kuyuyu Osman açtı. Yine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Zorluk ordusunu donatan kimseye cennet vardır. Osman o orduyu donatmıştı." Buhari'nin bu talikini kimlerin muttasıl olarak zikrettiğine dair açıklamalar Vakıf bölümünün sonlarında zikredilmiş bulunmaktadır.(2778 nolu hadis) Orada da bu hususa dair geniş açıklamalar verilmiştir. Zorluk ordusu (Ceyşu'l-usra)'den maksat ise ileride Meğazi bölümünde geleceği üzere TEbuk ordusudur. 3695- "Bir süre sustu." Azıcık bir müddet sustu, demektir. "Asım bu rivayette şunu eklemektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem içinde su bulunan bir yerde oturmuş diz kapağının üzerini açmıştı. Osman girince üzerini örttü." İbnu't-Tin der ki: ed-Davudi bu rivayeti kabul etmeerek, bu fazlalık bu hadisten değildir, aksine bunu rivayet edenler bir hadisin biriN diğerine karıştırmışlardır. Sözü edilen hadis şöyledir: Ebu Bekir, Nebi sallallahu aleyhi ve seliem'in yanına -evinde bulunuyor iken- geldi. Bu sırada uyluğu açılmıştı. Ebu Bekir oturdu. Daha sonra Ömer girdi, sonra da Osman girince uyluğunu örttü. Derim ki: O bununla Aişe r.a.a'nın şu hadisine işaret etmektedir: "ResuluIlah sallallahu aleyhi ve selle m evinde uzanmış yatıyordu. Bu arada uyluklarını ya da baldırıarını açmıştı. Ebu Bekir girmek üzere izin istedi. Ona bu hali üZere izin verdi. .. ii Hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Daha sonra Osman girdi. Bu sefer oturdu n ve elbiselerini düzelttin. (Sebebi ne diye sorulunca) şöyle buyurdu: Meleklerin kendisinden haya ettikleri bir adamdan utanmayayım mı?" 3696- "el-Velid" yani Ukbe'nin oğlu el-Velid. Ukbe de İbn Ebi Muayt b. Ebi Amr b. Umeyye b. Abdi Şems'dir. el-Velid anne bir Osman'ın kardeşi idi. Osman r.a. da Sa'd b. Ebi Vakkas'ı azlettikten sonra onu KOfe valiliğine tayin etmişti. Osman r.a. halifeliğe gelince, Ömer'in -ileride Ömer'in öldürülmesi kıssasında Osman'ın tercümesi (biyografisi)nin sonlarında geleceği üzere- Sa'd b. Ebi Vakkas'ı Kufe'ye vali tayin etmiş, sonra Velid'i onun yerine tayin ederek Sa'd'i azletmiş idi. Bu da (hicri) 25 yılında gerçekleşmişti. Bunun sebebine gelince, Sa'd KOfe valisi iken Abdullah b. Mes'ud da Bey tu 'I-Ma! sorumlusu idi. SaId ondan bir miktar para borç aldı. İbn Mes'ud borcunu ödemesini isteyince birbirleriyle tartıştılar. Durum Osman'a ulaşınchr ikisine de kızdı ve Sa'd'i azletti. O sırada el-Cezire'de bulunan ve Aser denilen yerde amil olan el-Velid'i çağırtıp, onu Kufe'ye vali tayin etti. "İnsanlar onun hakkında çok şeyler söylemeye başladı." Yani el-Velid hakkında çok konuşuldu. Mamer'in naklettiği rivayette: İnsanlar onun yaptıkları dolayısıyla çok şeyler söyledi, şeklindedir. Kasıt, ona haddin uygulanmasının terk edilmesi ve Sa'd b. Ebi Vakkas'ı azledip, yerine el-Velid'i tayin etmesi olmuştu. Oysa Sa'd cennetle müjdelenen on kişiden birisi idi. Ömer r.a.'ın tayin ettiği şura üyelerinden idi. O fazilet sahibi, sünneti bilen, ilim sahibi, dinine bağlı ve İslama erken girmiş birisi idi. Onun sahip olduğu bu özelliklerin hiçbirisi el-Velid b. Ukbe'de yoktu. Bu hususta Osman'ın lehine söylen"ebilecek mazeret şudur: Ömer daha önce namaz bahsinde geçtiği üzere Sa'd'i görevinden almış, bununla birlikte kendisinden sonra halifeliğe gelecek olan kimseye de Sa'd'i tekrar vali olarak görevlendirmesini tavsiye etmiş ve şunları söylemişti: "Çünkü ben onu bir hainliğinden ya da acizliğinden ötürü azletmemiştim." Nitekim biraz sonra bu Ömer r.a.'ın öldürülmesi ile ilgili hadiste gelecektir. Osman, Ömer'in tavsiyesine uyarak Sa'd'i valiliğe getirdi. Daha sonra da az önce kaydedilen sebep dolayısıyla onu görevinden aldı. Velid'in bu işe ehil olduğunu görünce ve akrabalık bağını da gözetmek için vali tayin etti. fakat Velid'in kötü uygulamasını da görünce onu göı revinden aldı. Ona had uygulamayı geciktirmesinin sebebi ise bu hususta onun aleyhine şahitlik edenlerin durumunu açığa çıkartmak istemesi idi. Durum onuh için açıklık kazanınca ona haddin uygulanması emrini verdi. " ... bana da ulaştı." Bu sözleriyle İbn Adiy, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ilminin gizli olmadığını, özel de olmadığını aksine yaygın ve bilinen bir şey olduğunu, hatta tesettürüne riayet edip, örtülere bürünen bakire kıza varıncaya kadar ulaşmış olduğunu anlatmak istemiştir. Buna göre onun bu işe olan tutkusu da olduğundan Nebiin bilgisinin ona da ulaşması öncelikle sözkonusudur. "Ona celde vurmasını emretti." el-Kuşmıhenı'nin rivayetinde: Ona onu celdetmesini emretti, şeklindedir. "Ona seksen celde vurdu." Ma'mer'in rivayetinde: "el-Velid'e kırk celde vurdu" şeklindedir. Bu rivayet Yunus'un rivayetinden daha sahihtir. Ma'mer'in rivayetinin tercih edilmesine sebep de Müslim'in, Ebu Sasan yoluyla naklettiği şu rivayettir: O dedi ki: "Ben sabah namazını iki re kat kıldırdıktan sonra size daha fazlasını da kıldırayım mı, demiş olan el-Velid'in Osman'ın huzuruna getirildiği ne tanık oldum. Biri Humran (yani Osman'ın azadlısı) olmak üzere iki kişi de onun içki içmiş olduğuna dair şahitlik ettiler. Osman, ey Ali kalk da ona celde vur, dedi. Ali: Ey Hasan kalk da ona celde vur deyince, el-Hasen: Bunun soğuğunu kim üstlenmiş ise sıcağını da ona görevolarak ver, dedi. Bundan dolayı sanki onbir parça içerledi. Bu sefer: Ey Cafer oğlu Abdullah, kalk ona celde vur, dedi. O aa ona celde vurdu. Ali de vurulan celdeleri sayıyordu. Kırka ulaşınca: Yeter dedi, sonra şunları ekledi: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem kırk, Ebu Bekir kırk, Ömer ise seksen celde vurdu ve bu bir sünnetti. Böylesini ise ben daha çok seviyorum." 3697-"Osman'ın Uhud günü kaçtığını biliyor musun ... " Hadisin anlatımından anlaşıldığına göre bu soruyu soran kişi, Osman'ın aleyhinde taassub derecesinde bir takım kanaatlere sahip olan birisi idi. Bu üç hususu sormakla kendisinin Osman hakkındaki kanaatinin doğruluğunu tespit etmeye çalışmıştır. "İbn Ömer dedi ki: Gel de sana açıklayayım." Sanki İbn Ömer soru soranın tekbir getirmesi üzerine maksadını anlamıştı. Yoksa bu maksadını ilk sorusundan itibaren anlamış olsaydı, o soru ile ilgili mazeretini verdiği cevap ile birlikte zikrederdi. Özetle, adam Osman'ı üç sebepten dolayı ayıplamış, kusurlu görmüştü. İbn Ömer de bunların hepsindeki mazeretiniOna açıkçaanlatmıştı. Uhud'dan kaçışın mazereti affedilmektir. Bedir'den geri kalışı Nebi'in emri ile olmuştur. Ayrıca dünyevi sonuç olan ganimetten payalmak, uhrevi sonuç olan ecir almak suretiyle Bedir'e katılanlar ne almışsa o da onların aldıklarını almış birisi olarak maksadına erişmişti. Rıdvan bey'atine gelince, bu hususta da ona izin verilmişti. Reslilullah sallAllahu aleyhi ve sellem'in eli ise Osman için bizzat kendi elinden daha hayırlıdır. ' "Şe had et ederim ki, Allah onu affetmiş ve ona mağfiret etmiştir" sözleriyle yüce Allah'ın şu buyruğunu kastetmektedir: "İki ordunun karşılaştığı gün içinizden yüz çevirenleri ancak yaptıkları bazı işler yüzünden şeytan yoldan çıkarmak istemişti. Andolsun Allah da onları affetti. Çünkü Allah günahları bağışlayandır, cezalandırmakta acele etmeyendir." [Al-i İmran, 155] "Bedir'de bulunmayışına gelince, ResliluIlah sallallbhu aleyhi ve sellem'in kızı onun nikahı altında idi." Bu kızı da Rukayye r.a. idi. "Nebi s.a.v. Osman'ı gönderdikten sonra Rıdvan bey'ati olmuştu." Yani Osman'ı gönderdikten sonra Rıdvan bey'ati yapılmıştı. Buna sebep de şudur: Nebi sallallbhu aleyhi ve sellem Osman'ı Kureyş'e savaşmak amacı ile değil, umre yapmak amac! ile gönderdiğini anlatmak üzere göndermişti. Osman'ın bulunmadığı sırada aralarında müşriklerin Müslümanlar ile savaşmaya kalkıştıklarına dair haber yayıldı. Müslümanlar da savaş için hazırlandılar. Pey- ( gamber sallallbhu aleyhi ve sellem de o vakit onlarla ağacın altında kaçmamak üzere bey'atleşti. Bu da Osman'ın orada olmadığı sırada olmuştu. Bir diğer görüşe göre Osman'ın öldürüldüğü ne dair haber gelmişti. Bey'atin sebebi de bu olmuştu. Meğazi bölümünün Hudeybiye umresi başlığında buna dair açıklamalar gelecektir. "ResliluIlah sağ elini göstererek" işaret ederek, demektir. "İbn Ömer ona dedi ki: Şimdi bunları beraberinde al ve git." Yani bu mazeretleri cevap olarak al. Böylelikle benim sana verdiğim bu cevaplardan dolayı senin Osman'ın (bu yerlerde) bulunmaması ile ilgili inandığın kanaatine dair bir delilin kalmasın, sana verdiğim cevapla tutunabileceğin herhangi bir daIın kalmasın. 3698 - "Sonra Resulullah s.a.v.'in ashabını bırakır, aralarında kimin daha faziletli olduğuna dair bir şey söylemezdik." Hattabi der ki: İbn Ömer'in, Ali'yi sözkonusu etmeyişinin sebebi, onun Resulullah sallallShu aleyhi ve sellem'in bir' önemli durum ile karşı karşıya kaldığı vakit kendileriyle istişare etmiş olduğu yaşlı başlı kimseleri kastetmiş olmasıydı. Ali ise Nebi sallallShualeyhive sellem döneminde henüz genç yaşta idi. Ayrıca İbn Ömer onu küçümsemeyi düşünmediği gibi fazilet itibariyle de onu Osman'dan sonraya bırakmak istememiştir. (Hattabi'nin açıklamaları burada sona ermektedir.) Hattabi'nin mazeret olarak gösterdiği yaşın küçüklüğü uzak bir ihtimaldir. Sözü geçen fazilet sıralamasında bir etkisi yoktur. İlim adamları ise İbn Ömer'in bu sözlerini yorumlamak sadedinde şu hususta ittifak etmişlerdir: Ehl-i sünnetin tamamı Osman'dan sonra Ali'yi öncelernekte ittifak etmişlerdir. Aşere-i mübeşşere'nin diğerlerini de onların dışında kalanlardan öncelikli kabul etmişlerdir. Bedir'e katılanları, Bedir'e katılmayanlardan önce kabul etmişlerdir ve buna benzer sıralamalar vardır. Göründüğü kadarıyla İbn Ömer bu ifadesi ile onların fazilet sıralamasında idihat ettiklerini anlatmak istemektedir. Böylelikle bu üç şahsın faziletleri onlar için açıkça ortada olduğundaroonu kesin olarak ifade ediyor ve henüz bu konuda kullanılan açık ifadeleri bilmiyorlardı. Bunu da el-Bezzar'ın, İbn Mes'ud'dan diye naklettiği şu rivayet desteklemektedir. O şöyle demiştir: "Bizler kendi aramızda şöyle konuşurduk: Medinelilerin en faziletlisi Ali b. Ebi Talib'dir." Bu rivayetin senedindeki ravilerin sika oldukları belirtilmiştir. Ahmed, İbn Ömer'in bu hadisini fazilet sıralamasına dair kabul ederek yorumlamış, Ali'nin dördüncü oluşuna dair de Sefine'nin merfu olarak rivayet ettiği şu hadisi delil olarak göstermiştir: "Halifelik otuz yıldır, sonra da bir mülk olacaktır." Bu hadisi Sünen sahipleri rivayet etmiş olup İbn Hibban ve başkaları da sahih olduğunu belirtmişlerdir. 8. OSMAN R.A.'A BEY'AT OLAYI, OSMAN BİN, AFFAN R.A.'IN HALİFELİĞİ ÜZERINDE İTTİFAK EDİLMESİ VE ÖMER B. EL-HATTAB R.A.'IN ÖLDÜRÜLMESİ

Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) ascended the mountain of Uhud and Abu Bakr, `Umar and `Uthman were accompanying him. The mountain gave a shake (i.e. trembled underneath them) . The Prophet (ﷺ) said, "O Uhud ! Be calm." I think that the Prophet (ﷺ) hit it with his foot, adding, "For upon you there are none but a Prophet, a Siddiq and two martyrs

Sahîh-i Buhârî No. 3700 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَبْلَ أَنْ يُصَابَ بِأَيَّامٍ بِالْمَدِينَةِ وَقَفَ عَلَى حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ وَعُثْمَانَ بْنِ حُنَيْفٍ، قَالَ كَيْفَ فَعَلْتُمَا أَتَخَافَانِ أَنْ تَكُونَا قَدْ حَمَّلْتُمَا الأَرْضَ مَا لاَ تُطِيقُ قَالاَ حَمَّلْنَاهَا أَمْرًا هِيَ لَهُ مُطِيقَةٌ، مَا فِيهَا كَبِيرُ فَضْلٍ‏.‏ قَالَ انْظُرَا أَنْ تَكُونَا حَمَّلْتُمَا الأَرْضَ مَا لاَ تُطِيقُ، قَالَ قَالاَ لاَ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لَئِنْ سَلَّمَنِي اللَّهُ لأَدَعَنَّ أَرَامِلَ أَهْلِ الْعِرَاقِ لاَ يَحْتَجْنَ إِلَى رَجُلٍ بَعْدِي أَبَدًا‏.‏ قَالَ فَمَا أَتَتْ عَلَيْهِ إِلاَّ رَابِعَةٌ حَتَّى أُصِيبَ‏.‏ قَالَ إِنِّي لَقَائِمٌ مَا بَيْنِي وَبَيْنَهُ إِلاَّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ غَدَاةَ أُصِيبَ، وَكَانَ إِذَا مَرَّ بَيْنَ الصَّفَّيْنِ قَالَ اسْتَوُوا‏.‏ حَتَّى إِذَا لَمْ يَرَ فِيهِنَّ خَلَلاً تَقَدَّمَ فَكَبَّرَ، وَرُبَّمَا قَرَأَ سُورَةَ يُوسُفَ، أَوِ النَّحْلَ، أَوْ نَحْوَ ذَلِكَ، فِي الرَّكْعَةِ الأُولَى حَتَّى يَجْتَمِعَ النَّاسُ، فَمَا هُوَ إِلاَّ أَنْ كَبَّرَ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ قَتَلَنِي ـ أَوْ أَكَلَنِي ـ الْكَلْبُ‏.‏ حِينَ طَعَنَهُ، فَطَارَ الْعِلْجُ بِسِكِّينٍ ذَاتِ طَرَفَيْنِ لاَ يَمُرُّ عَلَى أَحَدٍ يَمِينًا وَلاَ شِمَالاً إِلاَّ طَعَنَهُ حَتَّى طَعَنَ ثَلاَثَةَ عَشَرَ رَجُلاً، مَاتَ مِنْهُمْ سَبْعَةٌ، فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، طَرَحَ عَلَيْهِ بُرْنُسًا، فَلَمَّا ظَنَّ الْعِلْجُ أَنَّهُ مَأْخُوذٌ نَحَرَ نَفْسَهُ، وَتَنَاوَلَ عُمَرُ يَدَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ فَقَدَّمَهُ، فَمَنْ يَلِي عُمَرَ فَقَدْ رَأَى الَّذِي أَرَى، وَأَمَّا نَوَاحِي الْمَسْجِدِ فَإِنَّهُمْ لاَ يَدْرُونَ غَيْرَ أَنَّهُمْ قَدْ فَقَدُوا صَوْتَ عُمَرَ وَهُمْ يَقُولُونَ سُبْحَانَ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ‏.‏ فَصَلَّى بِهِمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ صَلاَةً خَفِيفَةً، فَلَمَّا انْصَرَفُوا‏.‏ قَالَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ، انْظُرْ مَنْ قَتَلَنِي‏.‏ فَجَالَ سَاعَةً، ثُمَّ جَاءَ، فَقَالَ غُلاَمُ الْمُغِيرَةِ‏.‏ قَالَ الصَّنَعُ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ قَاتَلَهُ اللَّهُ لَقَدْ أَمَرْتُ بِهِ مَعْرُوفًا، الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَمْ يَجْعَلْ مَنِيَّتِي بِيَدِ رَجُلٍ يَدَّعِي الإِسْلاَمَ، قَدْ كُنْتَ أَنْتَ وَأَبُوكَ تُحِبَّانِ أَنْ تَكْثُرَ الْعُلُوجُ بِالْمَدِينَةِ وَكَانَ ‏{‏الْعَبَّاسُ‏}‏ أَكْثَرَهُمْ رَقِيقًا‏.‏ فَقَالَ إِنْ شِئْتَ فَعَلْتُ‏.‏ أَىْ إِنْ شِئْتَ قَتَلْنَا‏.‏ قَالَ كَذَبْتَ، بَعْدَ مَا تَكَلَّمُوا بِلِسَانِكُمْ، وَصَلَّوْا قِبْلَتَكُمْ وَحَجُّوا حَجَّكُمْ فَاحْتُمِلَ إِلَى بَيْتِهِ فَانْطَلَقْنَا مَعَهُ، وَكَأَنَّ النَّاسَ لَمْ تُصِبْهُمْ مُصِيبَةٌ قَبْلَ يَوْمَئِذٍ، فَقَائِلٌ يَقُولُ لاَ بَأْسَ‏.‏ وَقَائِلٌ يَقُولُ أَخَافُ عَلَيْهِ، فَأُتِيَ بِنَبِيذٍ فَشَرِبَهُ فَخَرَجَ مِنْ جَوْفِهِ، ثُمَّ أُتِيَ بِلَبَنٍ فَشَرِبَهُ فَخَرَجَ مِنْ جُرْحِهِ، فَعَلِمُوا أَنَّهُ مَيِّتٌ، فَدَخَلْنَا عَلَيْهِ، وَجَاءَ النَّاسُ يُثْنُونَ عَلَيْهِ، وَجَاءَ رَجُلٌ شَابٌّ، فَقَالَ أَبْشِرْ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ بِبُشْرَى اللَّهِ لَكَ مِنْ صُحْبَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدَمٍ فِي الإِسْلاَمِ مَا قَدْ عَلِمْتَ، ثُمَّ وَلِيتَ فَعَدَلْتَ، ثُمَّ شَهَادَةٌ‏.‏ قَالَ وَدِدْتُ أَنَّ ذَلِكَ كَفَافٌ لاَ عَلَىَّ وَلاَ لِي‏.‏ فَلَمَّا أَدْبَرَ، إِذَا إِزَارُهُ يَمَسُّ الأَرْضَ‏.‏ قَالَ رُدُّوا عَلَىَّ الْغُلاَمَ قَالَ ابْنَ أَخِي ارْفَعْ ثَوْبَكَ، فَإِنَّهُ أَبْقَى لِثَوْبِكَ وَأَتْقَى لِرَبِّكَ، يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ انْظُرْ مَا عَلَىَّ مِنَ الدَّيْنِ‏.‏ فَحَسَبُوهُ فَوَجَدُوهُ سِتَّةً وَثَمَانِينَ أَلْفًا أَوْ نَحْوَهُ، قَالَ إِنْ وَفَى لَهُ مَالُ آلِ عُمَرَ، فَأَدِّهِ مِنْ أَمْوَالِهِمْ، وَإِلاَّ فَسَلْ فِي بَنِي عَدِيِّ بْنِ كَعْبٍ، فَإِنْ لَمْ تَفِ أَمْوَالُهُمْ فَسَلْ فِي قُرَيْشٍ، وَلاَ تَعْدُهُمْ إِلَى غَيْرِهِمْ، فَأَدِّ عَنِّي هَذَا الْمَالَ، انْطَلِقْ إِلَى عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ فَقُلْ يَقْرَأُ عَلَيْكِ عُمَرُ السَّلاَمَ‏.‏ وَلاَ تَقُلْ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ‏.‏ فَإِنِّي لَسْتُ الْيَوْمَ لِلْمُؤْمِنِينَ أَمِيرًا، وَقُلْ يَسْتَأْذِنُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَنْ يُدْفَنَ مَعَ صَاحِبَيْهِ‏.‏ فَسَلَّمَ وَاسْتَأْذَنَ، ثُمَّ دَخَلَ عَلَيْهَا، فَوَجَدَهَا قَاعِدَةً تَبْكِي فَقَالَ يَقْرَأُ عَلَيْكِ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ السَّلاَمَ وَيَسْتَأْذِنُ أَنْ يُدْفَنَ مَعَ صَاحِبَيْهِ‏.‏ فَقَالَتْ كُنْتُ أُرِيدُهُ لِنَفْسِي، وَلأُوثِرَنَّ بِهِ الْيَوْمَ عَلَى نَفْسِي‏.‏ فَلَمَّا أَقْبَلَ قِيلَ هَذَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ قَدْ جَاءَ‏.‏ قَالَ ارْفَعُونِي، فَأَسْنَدَهُ رَجُلٌ إِلَيْهِ، فَقَالَ مَا لَدَيْكَ قَالَ الَّذِي تُحِبُّ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَذِنَتْ‏.‏ قَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ، مَا كَانَ مِنْ شَىْءٍ أَهَمُّ إِلَىَّ مِنْ ذَلِكَ، فَإِذَا أَنَا قَضَيْتُ فَاحْمِلُونِي ثُمَّ سَلِّمْ فَقُلْ يَسْتَأْذِنُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، فَإِنْ أَذِنَتْ لِي فَأَدْخِلُونِي، وَإِنْ رَدَّتْنِي رُدُّونِي إِلَى مَقَابِرِ الْمُسْلِمِينَ‏.‏ وَجَاءَتْ أُمُّ الْمُؤْمِنِينَ حَفْصَةُ وَالنِّسَاءُ تَسِيرُ مَعَهَا، فَلَمَّا رَأَيْنَاهَا قُمْنَا، فَوَلَجَتْ عَلَيْهِ فَبَكَتْ عِنْدَهُ سَاعَةً، وَاسْتَأْذَنَ الرِّجَالُ، فَوَلَجَتْ دَاخِلاً لَهُمْ، فَسَمِعْنَا بُكَاءَهَا مِنَ الدَّاخِلِ‏.‏ فَقَالُوا أَوْصِ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اسْتَخْلِفْ‏.‏ قَالَ مَا أَجِدُ أَحَقَّ بِهَذَا الأَمْرِ مِنْ هَؤُلاَءِ النَّفَرِ أَوِ الرَّهْطِ الَّذِينَ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ عَنْهُمْ رَاضٍ‏.‏ فَسَمَّى عَلِيًّا وَعُثْمَانَ وَالزُّبَيْرَ وَطَلْحَةَ وَسَعْدًا وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ وَقَالَ يَشْهَدُكُمْ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ وَلَيْسَ لَهُ مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ ـ كَهَيْئَةِ التَّعْزِيَةِ لَهُ ـ فَإِنْ أَصَابَتِ الإِمْرَةُ سَعْدًا فَهْوَ ذَاكَ، وَإِلاَّ فَلْيَسْتَعِنْ بِهِ أَيُّكُمْ مَا أُمِّرَ، فَإِنِّي لَمْ أَعْزِلْهُ عَنْ عَجْزٍ وَلاَ خِيَانَةٍ وَقَالَ أُوصِي الْخَلِيفَةَ مِنْ بَعْدِي بِالْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ أَنْ يَعْرِفَ لَهُمْ حَقَّهُمْ، وَيَحْفَظَ لَهُمْ حُرْمَتَهُمْ، وَأُوصِيهِ بِالأَنْصَارِ خَيْرًا، الَّذِينَ تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ، أَنْ يُقْبَلَ مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَأَنْ يُعْفَى عَنْ مُسِيئِهِمْ، وَأُوصِيهِ بِأَهْلِ الأَمْصَارِ خَيْرًا فَإِنَّهُمْ رِدْءُ الإِسْلاَمِ، وَجُبَاةُ الْمَالِ، وَغَيْظُ الْعَدُوِّ، وَأَنْ لاَ يُؤْخَذَ مِنْهُمْ إِلاَّ فَضْلُهُمْ عَنْ رِضَاهُمْ، وَأُوصِيهِ بِالأَعْرَابِ خَيْرًا، فَإِنَّهُمْ أَصْلُ الْعَرَبِ وَمَادَّةُ الإِسْلاَمِ أَنْ يُؤْخَذَ مِنْ حَوَاشِي أَمْوَالِهِمْ وَتُرَدَّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ، وَأُوصِيهِ بِذِمَّةِ اللَّهِ وَذِمَّةِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُوفَى لَهُمْ بِعَهْدِهِمْ، وَأَنْ يُقَاتَلَ مِنْ وَرَائِهِمْ، وَلاَ يُكَلَّفُوا إِلاَّ طَاقَتَهُمْ‏.‏ فَلَمَّا قُبِضَ خَرَجْنَا بِهِ فَانْطَلَقْنَا نَمْشِي فَسَلَّمَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ قَالَ يَسْتَأْذِنُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ‏.‏ قَالَتْ أَدْخِلُوهُ‏.‏ فَأُدْخِلَ، فَوُضِعَ هُنَالِكَ مَعَ صَاحِبَيْهِ، فَلَمَّا فُرِغَ مِنْ دَفْنِهِ اجْتَمَعَ هَؤُلاَءِ الرَّهْطُ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ اجْعَلُوا أَمْرَكُمْ إِلَى ثَلاَثَةٍ مِنْكُمْ‏.‏ فَقَالَ الزُّبَيْرُ قَدْ جَعَلْتُ أَمْرِي إِلَى عَلِيٍّ‏.‏ فَقَالَ طَلْحَةُ قَدْ جَعَلْتُ أَمْرِي إِلَى عُثْمَانَ‏.‏ وَقَالَ سَعْدٌ قَدْ جَعَلْتُ أَمْرِي إِلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ أَيُّكُمَا تَبَرَّأَ مِنْ هَذَا الأَمْرِ فَنَجْعَلُهُ إِلَيْهِ، وَاللَّهُ عَلَيْهِ وَالإِسْلاَمُ لَيَنْظُرَنَّ أَفْضَلَهُمْ فِي نَفْسِهِ‏.‏ فَأُسْكِتَ الشَّيْخَانِ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ أَفَتَجْعَلُونَهُ إِلَىَّ، وَاللَّهُ عَلَىَّ أَنْ لاَ آلُوَ عَنْ أَفْضَلِكُمْ قَالاَ نَعَمْ، فَأَخَذَ بِيَدِ أَحَدِهِمَا فَقَالَ لَكَ قَرَابَةٌ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالْقَدَمُ فِي الإِسْلاَمِ مَا قَدْ عَلِمْتَ، فَاللَّهُ عَلَيْكَ لَئِنْ أَمَّرْتُكَ لَتَعْدِلَنَّ، وَلَئِنْ أَمَّرْتُ عُثْمَانَ لَتَسْمَعَنَّ وَلَتُطِيعَنَّ‏.‏ ثُمَّ خَلاَ بِالآخَرِ فَقَالَ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ، فَلَمَّا أَخَذَ الْمِيثَاقَ قَالَ ارْفَعْ يَدَكَ يَا عُثْمَانُ‏.‏ فَبَايَعَهُ، فَبَايَعَ لَهُ عَلِيٌّ، وَوَلَجَ أَهْلُ الدَّارِ فَبَايَعُوهُ‏.‏

Amr b. Meymun dedi ki: Ömer r.a.'i öldürülmeden birkaç gün önce Medine'de gördüm. Huzeyfe b. el-Yeman ile Osman b. Huneyf ile birlikte ayakta durmuş şöyle diyordu: Ne yaptınız, araziye kaldıramayacağı kadar yük yüklemiş olmaktan korkuyor musunuz yoksa? Onlar: Biz ona kaldırabileceği kadar yük yükledik. Ona yüklediğimizde fazla büyük bir şey yok, dediler. Onlara dedi ki: İyi düşünün, sizler o araziye gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemiş olmayasınız. Onlar yine: Hayır dediler .. Bunun üzerine Ömer dedi ki: Eğer Allah bana esenlik verecek olursa Irklıların dul kadınlarını benden sonra birisine ebediyen muhtaç bırakmayacağım. (Amr) dedi ki: Üzerinden tam dört gün geçti ki, isabet aldı. (Devamla) dedi ki: Ona suikast yapıldığı sabah ben ayakta iken benimle onun arasında sadece Abdullah b. Abbas vardı. -O iki saf arasından geçti mi, saflarınızı düzgün tutunuz, derdi. Nihayet onların safları arasında bir boşluk görmeyince öne geçer ve tekbir alırdı. Bazen Yusuf ya da Nahl suresini yahut da ona yakın bir sureyi birinci rekatte okurdu, ki (geç kalan) cemaat toplanabilsin (namaza yetişebilsin).- Ancak tekbir alır almaz onun: O köpek beni Öldürdü -yahut beni yedi" dediğini işittim. Ona hançeri sapladığı zaman bunu söylemişti. O kefere iki tarafı kesen bir bıçak ile kaçıp gitti. Sağında ve solunda kimin yanından geçtiyse mutlaka hançeri ona saplıyordu ve nihayet hançerini onüç kişiye sapladı. Bunların yedisi öldü. Müslümanlardan bir adam onun bu halini görünce üzerine başlığı bulunan bir cübbesini (bornoz) bıraktı. Kafir yakalanacağını anlayınca intihar etti. Ömer, Abdurrahman b. Avfın elinden tutarak onu öne geçirdi. Ömer'in arkasında duranlar da onları gördüler. Mescidin kenarındakiler ise Ömer'in sesini işitmemenin dışında hiçbir şeyin farkına varmamışlardı. Bu arada: Subhanallah deyip duruyorlardı. Abdurrahman onlara kısa bir namaz kıldırdı. Namazı bitirdiklerinde (Ömer): Ey İbn Abbas bir bak beni kim öldürdü, dedi. Bir süre dolaştıktan sonra geri geldi ve: Muğire'nin kölesi, dedi. O: O eli iş tutan, sanatkar köIesi mi, diye sordu, İbn Abbas: Evet deyince, Ömer: Allah kahretsin onu, ben onun hakkında iyilik emretmiş idim. Ölümümü MüsIümanlığı iddia eden bir adam eliyIe kılmayan AlIah'a hamdoIsun. Sen ve baban Medine'de bu gavurların çoğaImasını çok seviyordunuz. --Abbas da araIarında köleIeri en çok olan bir kişi idi.-- Bunun üzerine İbn Abbas: Arzu edersen yaparım --yani (onIarı) öIdürürüz-- dedi. Ömer: Doğru söylemiyorsun. OnIar sizin dininizi konuşmaya başladıktan, sizin kıbIenize yöneIerek namaz kıIdıktan, sizin gibi haccettikten sonra mı (bu işi yapmaya kaIkacaksınız)? Daha sonra Ömer evine götürüIdü. Biz de onunIa birlikte gittik. İnsanIar bugünden önce adeta hiçbir musibetIe karşlIaşmamış gibi idiler. Kimisi: Bir zararı oImaz diyordu, kimisi öleceğinden korkuyorum diyordu. Ona bir nebiz getirildi, onu içti. Fakat karnından çıktı. Sonra ona süt getirildi, onu da içti, yine yarısından dışarı çıktı. Artık öIeceğini anIadıIar. Yanına girdik. İnsanIar da yanına girip ondan övgüyIe söz etmeye koyulduIar. Genç bir adam geIerek dedi ki: Müjdeler oIsun ey mu'minIerin emiri, AlIah'ın sana müjdesi var. Çünkü sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sohbetinde buIundun ve bildiğin şekilde erken bir zamanda MüsIüman oIdun. Sonra halifeliğe getirildin ve adaIet yaptın, sonra da şehid oIdun. Ömer dedi ki: Bunun ne Iehime, ne aIeyhime çıkmayarak başa baş çıkmasını çok arzu ederim. Geri dönüp gittiğinde eIbisesi yere değiyordu. Ömer: Bu delikanlıyı bana geri çağırınız, dedi. Kardeşimin oğIu dedi. EIbiseni yukarı kaIdır. Çünkü böylesi eIbisenin ömrünü uzatır, Rabbine karşı da senin daha takvalı oImana sebep oIur. Ey Abdullah b. Ömer üzerimdeki borçIara bir bak! BorçIarını hesap ettiler, seksen aItıbin ya da ona yakın oIduğunu gördüIer. Dedi ki: Şayet Ömer'in ailesinin malı bu borcu karşıIarsa sen de bu borcumu onIarın malından karşlIa. Aksi takdirde Adiy b. Ka'b oğullarından iste, onIarın malları buna yetmezse Kureyş'ten iste, fakat Kureyş'ten sonra başkalarından kimse bir şey isteme ve benim adıma bu borcu öde. mu'minIerin annesi Aişe'ye git ve: Ömer'in sana selamı var, de -fakat mu'minlerin emiri deme, çünkü artık ben bugün mu'minIerin bir emiri değilim- ve şunIarı ekle: Ömer b. eI-Hattab, iki kardeşinin yanında defnedilmek için izin istiyor. İbn Ömer (gitti) selam verdi ve içeri girmek için izin istedi. Sonra Aişe'nin huzuruna girdi. Oturmuş ağladığını gördü. Ona dedi ki: Ömer b. el-Hattab'ın sana selamı var. İki arkadaşı ile birlikte defnedilmek için izin istiyor. Aişe dedi ki: Ben orayı kendim için arzu ediyordum. Fakat bugün burasının Ömer'e ayrılmasını kabul ederek onu kendime tercih edeceğim. İbn Ömer geri dönünce, işte Abdullah b. Ömer de geldi, dediler. Beni kaldırınız dedi. Bir adam ona destek vererek kaldırdı. Ne haber getirdin, diye sordu. İbn Ömer: Sevdiğin haber, ey mu'minlerin emiri dedi, izin verdi. Ömer: Allah'a hamdolsun. Benim için bundan önemli bir şey yoktu. Nihayet benim işim bittikten sonra beni taşıyın. Sonra selam ver ve Ömer b. el-Hattab izin istiyor, de. Eğer bana izin verirse beni içeriye sokunuz. Eğer beni geri çevirecek olursa siz de beni Müslümanların kabristanına geri götürünüz, dedi. Mu'minlerin annesi Hafsa ile başka kadınlar onunla birlikte geldiler. Biz onu görünce ayağa kalktık. Yanına girdi ve bir süre onun için ağladı. Erkekler izin istedi, Hafsa da onlar dolayısıyla içerideki bir yere girdi. İçerden onun ağlamasını duyduk. Yanındakiler: Ey mu'minlerin emiri vasiyet et, halife tayin et, dediler. Ömer dedi ki: Ben bu işe Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerinden razı olarak vefat etmiş olduğu şu kimselerden daha bir hak sahibi olanı bulamıyorum deyip Ali, Osman, Zubeyr, Talha, Sa'd ve Abdurrahman'ın adını verdi ve şunları ekledi: Abdullah b. Ömer de yanınızda hazır bulunacak, fakat bu işte onun hiçbir dahli olmayacaktır. -Ömer bu sözlerini ona bir çeşit taziyede bulunmak (teselli etmek) için söylemişti.- Eğer emirlik Sa'd'a isabet ederse o bu işe ehildir. Aksi takdirde kim emir olarak görevlendirilirse ondan yardım istesin. Ben onu acizliğinden dolayı da, hainliğinden dolayı da azletmiş değilim. Şunları da ekledi: Benden sonraki halifeye ilk muhacirlerin haklarını bilip vermesini, onların saygıdeğer hallerini korumasını tavsiye ederim. Muhacirler! den önce Medine'yi yurt edinen ve imana bağlanan Ensa-r hakkında da ona hayır tavsiyede bulunurum. Onların iyilik yapanlarının iyiliklerini kabul etsin, kötülük yapanlarının kötülüklerini affetsin. Diğer ülkelerdeki insanlar hakkında da ona hayır tavsiye ederim. Çünkü onlar İslamın destekleyicisidiL Malın (ve, servetin) toplayıcıları, düşmanların kalbine öfke salanlardL Onlardan ancak ihtiyaçlarından arta kalanı ve razı oldukları şeyleri alsın. Ona bedevi Araplara da hayırla davranmasını tavsiye ederim. Çünkü onlar Araplar'ın aslı, İslam'ın temel unsurlarıdır. Onların mallarından orta yollu olanlarını alsın ve bu aldığını araları.ndaki fakirlere geri.versin. Ayrıca ona Allah'ın zimmeti ile Resulüonün sallallahu aleyhi ves•ellem zimmetini de tavsiye ederim. Onlara karşı akitlerini ekiksiz yerine getirsin ve onları korumak için savaşsın. Güç yetirdiklerinden fazlası onlara yükletilmesin. Ömer ruhunu teslim ettikten sonra onu dışarı çıkarttık ve yürümeye koyulduk. Abdullah b. Ömer selam vererek dedi ki: Ömer b. el-Hattab izin istiyor. Aişe: Onu içeri alınız, dedi. Ömer içeri alındı ve orada iki arkadaşı ile birlikte konuldu. Defn işi bitirilince bu kişiler bir araya gelip toplandı. Abdurrahman (b. Avf) dedi ki: Sizler işlerinizi aranızdan üç kişiye havale edin. (Herkes kendi hakkından başkasılehine feragat etsin.) Zubeyr: Ben kendi işimi (hakkımı) Ali'ye verdim, dedi. Talha: Ben de işimi (hakkımı) Osman'a verdim dedi. Sa'd: Ben de işimi (hakkımı) Abdurrahman b. Avf'a devrettim, dedi. Abdurrahman (Ali ile Osman'a): İkinizden bu işten kim vazgeçerse o işi (haIifeyi seçme işini) ona bırakalım. Allah da, Müslümanlar da kendisine göre en faziletlilerini seçeceği hususunda ona şahitlik ederler dedi. Her ikisi de susunca Abdurrahman: Peki bu işi bana havale eder misiniz, dedi. Allah'a yemin ederim, aranızdan en faziletli olanı seçmek hususunda elimden geleni yapacağım. İkisi de: Evet dedi. Onlardan birisinin elini tutarak şunları söyledi: Senin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile akrabalığın vardır. Bildiğin üzere de İslamda belli bir geçmişin vardır. Allah'a yemin ederim ki, eğer seni emir tayin edersem şüphesiz adaletle davranacaksın ve eğer Osman'ı emir tayin edersem şüphesiz onu dinleyip ona itaat edeceksin. Sonra diğeriyle baş başa kalarak aynı şeyi ona da söyledi. Bu ahdi aldıktan sonra: Ey Osman elini kaldır dedi, ona bey'at etti, Ali de ona bey'at etti. Sonra o evde bulunan diğerleri de ona bey'at ettiler." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ömer'den sonra "(Osman'a) bey'at "olayı" "Ömer b. el-Hattab r.a.'ı isabet almadan" yani öldürülmeden "birkaç gün" ileride geleceği üzere dört gün "önce gördüm." "Medine'de" yani hacdan döndükten sonra Medine'de gördüm. Bu da ittifakla 23 h. yılında olmuştur. "Huzeyfe b. el-Yeman ile Osman b. Huneyf'in başında durup onlara: Ne yaptınız? Araziye kaldıramayacağı bir yük yüklemiş olmayasınız. dedi." Sözkonusu arazi, Sevad arazisidir. Ömer onları arazinin haracını ve oradaki ahali için de cizye vergisini tespit etmek üzere göndermişti. Bu açıklamayı Ebu Ubeyd, Kitabu'I-Emval adlı eserinde yapmıştır. "Ben" safta durup cemaat1e birlikte sabah namazını "bekliyorken." "Benimle onun" yani Ömer'in "arasında Abdullah b. Abbas'tan başkası yok- tu." "Ömer iki saf arasından geçti mi, saflarınızı düzeltiniz, der, nihayet onlar da" yani saflarda bulunan şahıslarda "bir boşluk görmeyince öne geçer ve tekbir getirirdi." Ebu'l-İshak'ın, Amr b. Meymun'dan naklettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Hançerlendiği gün Ömer'i görmüştüm. Birinci safta namaza durmaktan beni alıkoyan tek sebep onun heybeti idi. Heybetli bir adamdı. Ben onun arkasındaki safta idim. Ömer öndeki safa yüzünü dönmedikçe tekbir getirmezdi. Eğer safta bir kişinin öne çıktığını ya da bir diğerinin arkada durduğunu görürse elindeki kamçı ile onu (hafifçe vurur) düzeltirdi. İşte beni hemen arkasında durmaktan alıkoyan da bu olmuştu." "Onu hançerleyince, o köpek beni öldürdü -ya da yedi- dedi." Cerir'in naklettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Öne geçti. Henüz tekbir alır almaz Ebu Lu'lue onu hançerleyince, o köpek beni öldürdü dedi." Sözü geçen Ebu İshak yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "elMuğire b. Şu'be'nin kölesi olan Ebu Lu'lue karşısına çıktı. Ömer onu henüz fazla geride bırakmamışken hançeriyle ona üç darbe indirdi. Ömer'in eliyle şöyle yaparak şunları söylediğini gördüm: "O köpeği yakalayınız, beni öldürdü." Ebu Lu'lue'nin adı ileride geleceği üzere Feyruz'dur. İbn Sa'd, Zühri'ye kadar ulaşan sahih bir sened ile şöyle dediğini nakletmektedir: "Ömer ergenlik yaşına gelmiş bir esirin Medine'ye girmesine izin vermezdi. Nihayet el-Muğire b. Şu 'be Kufe valisi iken ona bir mektup yazdı. Ona yanında sanatkar bir köle olduğundan sözediyor, Medine'ye onu sokmak için izin istiyor ve şunları söylüyordu: Bunun diğer insanlara faydalı olacak işleri de vardır. O demirei, nakkaş ve marangoz birisidir. Bunun üzerine Ömer ona izin verdi. Muğire her ay onu yüz (dirhem) getirmekle yükümlü tutmuştu. Köle, Ömer'e üzerindeki ödeme yükünün ağır olduğundan şikayet etti. Ömer kendisine: Yaptığın işlere göre ödemek zorunda olduğun bu miktar fazla değildir. Ancak köle öfkelenerek geri dönmüştü. Ömer birkaç gün geçtikten sonra yine köle onun yanından geçti. Ömer ona: Bana ulaşan haberlere göre sen: İstersen rüzgar ile buğday öğütecek bir değirmen yapabilirim demişsin doğru mu? Köle yüzünü ekşiterek ona döndü ve dedi ki: Sana insanların dillerinden düşürmeyecekleri bir değirmen yapacağım. Ömer yanındakilere yönelerek: Bu köle beni tehdit etti, dedi. Birkaç gün geçtikten sonra iki uçlu, kabzası ortada bir hançeri elbisesinin arasına sakladı. Sabah karanlığında mescidin köşelerinden bir köşede gizlendi. Nihayet Ömer çıkıp insanları, 'namaza namaza!' diyerek uyandırdı. Ömer'in bu işi yapmak adet i idi. Ömer ona yaklaşınca köle üzerine atılarak ona birisi göbeğin altında olmak üzere üç hançer darbesi indirdi. Göbeğin altındaki darbe aynı zamanda bağırsakları tutan iç deriyi (peritoneumu) de delmişti. Onun için asıl öldürücü darbe de o olmuştu." Müslim de Ma'dan b. Ebi Talha yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "Ömer verdiği bir hutbede dedi ki: Bir horozun beni üç defa gagaladığını gördüm. Gördüğüm kadarıyla bunun tek anlamı, ecelimin çok yaklaşmış olduğudur." "Onlardan yedisi öldü." Yani diğerleri de yaşadı. Ömer, Abdurrahman b. Avfın elini tutarak "insanlara namaz kıldırmak üzere öne geçirdi." "Abdurrahman onlara kısa bir namaz kıldırdı." Sözü geçen İbn Şihab rivayetinde şu fazlalık vardır: "Daha sonra Ömer'in kanaması arttı ve nihayet baygın düştü. Birkaç kişi ile birlikte onu taşıdık ve evine koyduk. Sabah aydınlanıncaya kadar hala baygınlığı devam ediyordu. Yüzlerimize bakıp: İnsanlar namaz kıldı mı, diye sordu. Ben, evet dedim. O da: Namazı terk eden kimsenin İslam'ı yoktur, dedi. Daha sonra abdest alıp namaz kıldL" "Etrafındakiler dağılınca: Ey İbn Abbas bir bak, beni kim öldürdü, dedi." Ebu İshak yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: Ömer: Ey Abdullah b. Abbas çık da insanlar arasında bu iş sizin bilginiz altında mı oldu diye seslen. Herkes bundan Allah'a sığınırız. Biz böyle bir şeyi bilmedik, haberimiz olmadı dedi." Mübarek b. Fedale de şu fazlalığı zikretmektedir: "Ömer insanlara bilmeden bir kötülük yapmış olduğunu zannetti. Bu sebeple İbn Abbas'ı çağırdı. -Onu sever ve kendisine yakın tutardı.- Ben bu işin insanların bilgisi ile olup olmadığını öğrenmek istiyorum, dedi. İbn Abbas dışarı çıkınca yanlarından geçtiği her topluluğun ağladıklarını gördü. Sanki ilk evlatlarını kaybetmiş gibi idiler. İbn Abbas dedi ki: Bundan dolayı sevindiğini yüzünden anladım. "Müslümanlık iddiasında bulunan ... " İbn Şihab yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: "Benim katilimi, Allah'ın nezdinde bana karşı delilolarak getireceği tek bir secdesi dahi bulunmayan bir kişi kılan Allah'a hamd olsun, dedi." Mubarek b. Fedale'nin rivayetinde de: 'La ilah e illailah diyen ve bana karşı delil getiren" şeklindecrrr:--Bundan anlaşıldığına göre, Müslüman bir kimse kasten birisini öldürecek olursa ebediyen ona mağfiret olunmaz diyenlerin kanaatlerinin aksine mağfirete nail olması ümit edilir. İleride buna dair geniş açıklamalar Nisa suresinin tefsirinde gelecektir.(4590 numaralı hadis) "Dilersem yaparım." İbnu't-Tin der ki: Onun bunu söylemesinin sebebi Ömer'in onların öldürülmesini emretmeyeceğini bilmiş olmasıdır. "Yalan söyledin." Bu Ömer'in dini hususlardaki alışılagelmiş salabetinin gereği olan bir üslupdur. Çünkü o İbn Abbas'ın: "Dilersen bunu yaparız" şeklindeki sözlerinden, dilersen onları öldüreceğiz demek istediğini anlamıştı. O da bundan dolayı bu şekilde ona cevap verdi. Hicazlılar da: Yanılıyorsun diyecek yerde "yalan söylüyorsun" derler. Ona "onlar namaz kıldıktan sonra mı" demesinin sebebi müslümanın öldürülmesinin helal olmadığını bilmesidir. Muhtemelen İbn Abbas aralarından Müslüman olmamış kimselerin öldürülmesini de kastetmiş olabilir. "Ona bir nebiz getirildi. O da onu içti." Ebu Rafi' yoluyla nakledilen hadiste: "Yarasının miktarını görmek için" fazlalığı vardır. Ebu İshak rivayetinde de şöyle denilmektedir: "Sabah olunca doktor yanına geldi. En sevdiğin içecek hangisidir, diye sordu. O da: Nebiz dedi. Bir nebiz getirilmesini istedi, içti yarasından dışarıya çıktı. Bu irindir, siz bana süt getirin dedi. Ona süt getirildi, onu da içti. O süt de yarasından dışarıya çıkınca, doktor: Vasiyetini yap, dedi. Zannederim bugün ya da yarın ömrün nihayete erer." Bir Uyarı Burada sözü geçen "nebiz"den kasıt, suda bir miktar ıslatılmış birkaç hurma demektir. O dönemde suyu tatlandırmak için böyle yapıyorlardı. İleride geniş açıklamalar Eşribe (içecekler) bölümünde gelecektir. "Erken dönemde Müslüman oldun" (anlamını verdiğimiz) kelimesi "kaf, dal ve mim" harflerinden olup, kaf harfi üstün okunursa fazilet, kesreli okunursa erken Müslüman olmak anlamlarına gelir. "Ey Abdullah b. Ömer, üzerimde ne borç olduğuna bir bak. Borcunu hesap ettiler. Seksen altı bin yahut ona yakın olarak buldular." Cabir yoluyla gelen hadiste şöyle denilmektedir: "Sonra: Ey Abdullah dedi. Allah'ın hakkı ve Ömer'in senin üzerindeki hakkı için sana ant veriyorum. Öldüğüm takdirde beni gömdükten sonra Ömer'in ailesine ait mallardan seksenbin değerindeki bir şeyleri satacak ve o miktarı Müslümanların Beytu'l-Mal'ine koyacaksın. Abdurrahman b. Avf ona (sebebini) sorunca: Ben bu parayı yaptığım bir hac ve zaman zaman karşılaştığım bir takım zorluklar sebebiyle harcamıştım diye cevap verdi." Böylelikle Ömer'in borç sebebi de bilinmiş oldu. İbnu't-Tin der ki: Ömer böyle biriazminat ödemekle yükümlü olmadığını biliyordu. Ancak o herhangi bir amelinin karşılığını dünyada peşinen almak istemedi. "Çünkü ben bugün mu'minlerin emiri değilim." İbnu't-TIn der ki: O bu sözlerini kesin olarak öleceğini anlayınca söylemişti. Böylelikle mu'minlerin emiridir, diye Aişe'nin ona bu hususta bir iltimas göstermemesi gerektiğine de işaret etmiş oldu. İleride Ahkam bölümünde bunun zahirine muhalif ifadeler gelecektir. Bu olumsuz ifade İbnu't-Tin'in işaret ettiği ihtimale göre yorumlanır, Abdullah'a söylediği bu sözleriyle de Aişe r.a.a'dan bu isteğinin bir emir değil, bir talep olduğunu anlatmak istemişti. "Ali, Osman ... 'ın isimlerini verdi." Ömer'in cennetIe müjdelenen on kişiden altı kişiyi sözkonusu etmekle yetinmesinde, kendisi de onlardan olduğu için anlaşılmayacak bir durum yoktur. Ebu Bekir ve Ebu Ubeyde de onlar arasındadır. Ebu Ubeyde de bundan önce ölmüştü. Said b. Zeyd ise Ömer'in amcasının oğludur. Onun adını aralarında zikretmemesi bu işten uzak kalmak hususundaki aşırı hassasiyetinden dolayıdır. el-Medinı rivayetinde kaydettiği senedler ile Ömer'in Said b. Zeyd'i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerinden razı olarak vefat ettiği kimseler arasında saydığını açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Ancak onu şura ehlinden (halifeyi seçecek olan danışma kurulundan) istisna edip dışarıda tutması ona olan akrabalığından dolayıdır. "Onlardan ancak kendi rızalarıyla ve ihtiyaçlarından fazlasını almasını. .. " Onlardan ihtiyaçlarından artanın dışında bir şeyalmamasını söyledi, demektir. "Mallarının orta hallilerinden" iyilerinden olmayan mallarından. Allah'ın zimmeti"nden kasıt, zimmet ehlidir. "Onların arkasından savaşmak" kasıt ise düşmanın onlara saldırmasına karşı savaşmaktır. Ömer r.a., vasiyetinde bütün kesimleri zikretmiş bulunmaktadır. Çünkü insanlar ya Müslüman ya da kafirdir. Kafir ise ya hakkında tavsiyede bulunulmayan bir harbidir ya da bir zımmıdir, onları da zikretmiş bulunmaktadır. Müslüman kimse ise ya Muhacirdir, ya Ensardandır ya da onların dışında birisidir. Hepsi hakkında sözkonusu olmak üzere ya bedevidir ya da yerleşik bir hayat sürmektedir. Bütün bunlara dair açıklamada bulunmuş old!l. "Onlara" cizye olarak "takatierinden fazlası yükletilmesin." "Abdurrahman dedi ki: ... " Kasıt Abdurrahman b. Avf'dır. "İşinizi" yani anlaşmazlığın azalması için seçmek ile ilgili işinizi "üç kişiye havale ediniz." "İki yaşlı sustu." Kasıt Ali ve Osman'dır. "Onlardan birisinin elinden tuttu." Bu kişi Ali r.a.'dır. Sözün geri kalan bölümleri zaten buna delil teşkil etmektedir. el-Medayinı ek olarak şunları da ona söylediğini zikretmektedir: "Ne dersin, eğer bu görev sana verilmeyecek olursa buradaki kimseler arasında senin görüşüne göre bu işi en çok hak eden kişi kimdir? O, Osman'dır dedi." "Daha sonra diğeriyle başbaşa kaldı ve ona da bunun gibi söyledi." el-Medıinı şunları ilave etmektedir: "Ona da Ali'ye söyledikleri gibi söyledi. Ali dedi ki -deyip şunları da eklemektedir-: Sa'd kendisine Ömer'i işaret etti. Osman bütün o geceler boyunca ashab-ı kiram'ı, insanların eşrafından Medine'ye gelenleri hep dolaştı. Bunlardan kiminle başbaşa kaldıysa mutlaka ona Osman'ın seçilmesini söylemişti. Ömer r.a.'ın Bu Kıssasından Çıkarılan Sonuçlar 1-Müslümanlara karşı şefkati ve onların iyiliğini samimi olarak istemesi, 2-Ailesinde sünneti dosdoğru uygulaması, 3-Rabbinden ileri derecede korkması, 4-Din işine bizzat kendi nefsini önemsediğinden daha çok önem vermesi. 5-Bir kimseyi yüzüne karşı övmenin oldukça aşırıya gidilmesi ya da açıkça bir yalan ihtiva etmesi hallerinde özelolarak sözkonusu olabileceği. İşte bundan dolayı Ömer elbisesini çekmesini emretmiş olmakla birlikte, o gencin kendisini övmesine de karşı çıkmamıştır. 6-Borcun ödenmesini vasiyet etmek, 7 -Hayırlı kimselere yakın defnedilmeye önem vermek, B-İmam (halife) tayini hususunda istişare etmek ve daha faziletli olanı öne geçirmek (öngörülmüştür). 9-İmamet akdi, bey'at ile gerçekleşir. Ayrıca üzerinde biraz düşünülerek açıkça görülecek daha başka birtakım hususlar da vardır. Başarıyı veren Allah'tır

Narrated `Amr bin Maimun:I saw `Umar bin Al-Khattab a few days before he was stabbed in Medina. He was standing with Hudhaifa bin Al-Yaman and `Uthman bin Hunaif to whom he said, "What have you done? Do you think that you have imposed more taxation on the land (of As-Swad i.e. 'Iraq) than it can bear?" They replied, "We have imposed on it what it can bear because of its great yield." `Umar again said, "Check whether you have imposed on the land what it can not bear." They said, "No, (we haven't)." `Umar added, "If Allah should keep me alive I will let the widows of Iraq need no men to support them after me." But only four days had elapsed when he was stabbed (to death ). The day he was stabbed, I was standing and there was nobody between me and him (i.e. `Umar) except `Abdullah bin `Abbas. Whenever `Umar passed between the two rows, he would say, "Stand in straight lines." When he saw no defect (in the rows), he would go forward and start the prayer with Takbir. He would recite Surat Yusuf or An-Nahl or the like in the first rak`a so that the people may have the time to Join the prayer. As soon as he said Takbir, I heard him saying, "The dog has killed or eaten me," at the time he (i.e. the murderer) stabbed him. A non-Arab infidel proceeded on carrying a double-edged knife and stabbing all the persons he passed by on the right and left (till) he stabbed thirteen persons out of whom seven died. When one of the Muslims saw that, he threw a cloak on him. Realizing that he had been captured, the non-Arab infidel killed himself, `Umar held the hand of `Abdur-Rahman bin `Auf and let him lead the prayer. Those who were standing by the side of `Umar saw what I saw, but the people who were in the other parts of the Mosque did not see anything, but they lost the voice of `Umar and they were saying, "Subhan Allah! Subhan Allah! (i.e. Glorified be Allah)." `Abdur-Rahman bin `Auf led the people a short prayer. When they finished the prayer, `Umar said, "O Ibn `Abbas! Find out who attacked me." Ibn `Abbas kept on looking here and there for a short time and came to say. "The slave of Al Mughira." On that `Umar said, "The craftsman?" Ibn `Abbas said, "Yes." `Umar said, "May Allah curse him. I did not treat him unjustly. All the Praises are for Allah Who has not caused me to die at the hand of a man who claims himself to be a Muslim. No doubt, you and your father (Abbas) used to love to have more non-Arab infidels in Medina." Al-Abbas had the greatest number of slaves. Ibn `Abbas said to `Umar. "If you wish, we will do." He meant, "If you wish we will kill them." `Umar said, "You are mistaken (for you can't kill them) after they have spoken your language, prayed towards your Qibla, and performed Hajj like yours." Then `Umar was carried to his house, and we went along with him, and the people were as if they had never suffered a calamity before. Some said, "Do not worry (he will be Alright soon)." Some said, "We are afraid (that he will die)." Then an infusion of dates was brought to him and he drank it but it came out (of the wound) of his belly. Then milk was brought to him and he drank it, and it also came out of his belly. The people realized that he would die. We went to him, and the people came, praising him. A young man came saying, "O chief of the believers! Receive the glad tidings from Allah to you due to your company with Allah's Messenger (ﷺ) and your superiority in Islam which you know. Then you became the ruler (i.e. Caliph) and you ruled with justice and finally you have been martyred." `Umar said, "I wish that all these privileges will counterbalance (my shortcomings) so that I will neither lose nor gain anything." When the young man turned back to leave, his clothes seemed to be touching the ground. `Umar said, "Call the young man back to me." (When he came back) `Umar said, "O son of my brother! Lift your clothes, for this will keep your clothes clean and save you from the Punishment of your Lord." `Umar further said, "O `Abdullah bin `Umar! See how much I am in debt to others." When the debt was checked, it amounted to approximately eighty-six thousand. `Umar said, "If the property of `Umar's family covers the debt, then pay the debt thereof; otherwise request it from Bani `Adi bin Ka`b, and if that too is not sufficient, ask for it from Quraish tribe, and do not ask for it from any one else, and pay this debt on my behalf." `Umar then said (to `Abdullah), "Go to `Aisha (the mother of the believers) and say: "`Umar is paying his salutation to you. But don't say: 'The chief of the believers,' because today I am not the chief of the believers. And say: "`Umar bin Al-Khattab asks the permission to be buried with his two companions (i.e. the Prophet, and Abu Bakr)." `Abdullah greeted `Aisha and asked for the permission for entering, and then entered to her and found her sitting and weeping. He said to her, "`Umar bin Al-Khattab is paying his salutations to you, and asks the permission to be buried with his two companions." She said, "I had the idea of having this place for myself, but today I prefer `Umar to myself." When he returned it was said (to `Umar), "`Abdullah bin `Umar has come." `Umar said, "Make me sit up." Somebody supported him against his body and `Umar asked (`Abdullah), "What news do you have?" He said, "O chief of the believers! It is as you wish. She has given the permission." `Umar said, "Praise be to Allah, there was nothing more important to me than this. So when I die, take me, and greet `Aisha and say: "`Umar bin Al-Khattab asks the permission (to be buried with the Prophet (ﷺ) ), and if she gives the permission, bury me there, and if she refuses, then take me to the grave-yard of the Muslims." Then Hafsa (the mother of the believers) came with many other women walking with her. When we saw her, we went away. She went in (to `Umar) and wept there for sometime. When the men asked for permission to enter, she went into another place, and we heard her weeping inside. The people said (to `Umar), "O chief of the believers! Appoint a successor." `Umar said, "I do not find anyone more suitable for the job than the following persons or group whom Allah's Messenger (ﷺ) had been pleased with before he died." Then `Umar mentioned `Ali, `Uthman, Az-Zubair, Talha, Sa`d and `Abdur-Rahman (bin `Auf) and said, "Abdullah bin `Umar will be a witness to you, but he will have no share in the rule. His being a witness will compensate him for not sharing the right of ruling. If Sa`d becomes the ruler, it will be alright: otherwise, whoever becomes the ruler should seek his help, as I have not dismissed him because of disability or dishonesty." `Umar added, "I recommend that my successor takes care of the early emigrants; to know their rights and protect their honor and sacred things. I also recommend that he be kind to the Ansar who had lived in Medina before the emigrants and Belief had entered their hearts before them. I recommend that the (ruler) should accept the good of the righteous among them and excuse their wrong-doers, and I recommend that he should do good to all the people of the towns (Al-Ansar), as they are the protectors of Islam and the source of wealth and the source of annoyance to the enemy. I also recommend that nothing be taken from them except from their surplus with their consent. I also recommend that he do good to the 'Arab bedouin, as they are the origin of the 'Arabs and the material of Islam. He should take from what is inferior, amongst their properties and distribute that to the poor amongst them. I also recommend him concerning Allah's and His Apostle's protectees (i.e. Dhimmis) to fulfill their contracts and to fight for them and not to overburden them with what is beyond their ability." So when `Umar expired, we carried him out and set out walking. `Abdullah bin `Umar greeted (`Aisha) and said, "`Umar bin Al-Khattab asks for the permission." `Aisha said, "Bring him in." He was brought in and buried beside his two companions. When he was buried, the group (recommended by `Umar) held a meeting. Then `Abdur-Rahman said, " Reduce the candidates for rulership to three of you." Az-Zubair said, "I give up my right to `Ali." Talha said, "I give up my right to `Uthman." Sa`d said, 'I give up my right to `Abdur-Rahman bin `Auf." `Abdur-Rahman then said (to `Uthman and `Ali), "Now which of you is willing to give up his right of candidacy so that he may choose the better of the (remaining) two, bearing in mind that Allah and Islam will be his witnesses." So both the sheiks (i.e. `Uthman and `Ali) kept silent. `Abdur-Rahman said, "Will you both leave this matter to me, and I take Allah as my Witness that I will not choose but the better of you?" They said, "Yes." So `Abdur-Rahman took the hand of one of them (i.e. `Ali) and said, "You are related to Allah's Messenger (ﷺ) and one of the earliest Muslims as you know well. So I ask you by Allah to promise that if I select you as a ruler you will do justice, and if I select `Uthman as a ruler you will listen to him and obey him." Then he took the other (i.e. `Uthman) aside and said the same to him. When `Abdur-Rahman secured (their agreement to) this covenant, he said, "O `Uthman! Raise your hand." So he (i.e. `Abdur-Rahman) gave him (i.e. `Uthman) the solemn pledge, and then `Ali gave him the pledge of allegiance and then all the (Medina) people gave him the pledge of allegiance

Sahîh-i Buhârî No. 3701 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ غَدًا رَجُلاً يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ ‏"‏ قَالَ فَبَاتَ النَّاسُ يَدُوكُونَ لَيْلَتَهُمْ أَيُّهُمْ يُعْطَاهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ النَّاسُ، غَدَوْا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كُلُّهُمْ يَرْجُو أَنْ يُعْطَاهَا فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا يَشْتَكِي عَيْنَيْهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَرْسِلُوا إِلَيْهِ فَأْتُونِي بِهِ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا جَاءَ بَصَقَ فِي عَيْنَيْهِ، وَدَعَا لَهُ، فَبَرَأَ حَتَّى كَأَنْ لَمْ يَكُنْ بِهِ وَجَعٌ، فَأَعْطَاهُ الرَّايَةَ‏.‏ فَقَالَ عَلِيٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُقَاتِلُهُمْ حَتَّى يَكُونُوا مِثْلَنَا فَقَالَ ‏"‏ انْفُذْ عَلَى رِسْلِكَ حَتَّى تَنْزِلَ بِسَاحَتِهِمْ، ثُمَّ ادْعُهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ، وَأَخْبِرْهُمْ بِمَا يَجِبُ عَلَيْهِمْ مِنْ حَقِّ اللَّهِ فِيهِ، فَوَاللَّهِ لأَنْ يَهْدِيَ اللَّهُ بِكَ رَجُلاً وَاحِدًا خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَكَ حُمْرُ النَّعَمِ ‏"‏‏.‏

Sehl b. Sa'd r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Andolsun yarın sancagı Allah'ın onun elleri ile fethi nasip edeceği bir adama vereceğim, diye buyurdu (Sehl) dedi ki: İnsanlar gecelerini, bu sancak hangilerine verilecek diye konuşarak geçirdiler. Herkes sabah olunca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti. Hepsi de sancağın kendilerine verileceğini ümit ediyordu. Ali b. Ebi Talib nerede, diye sordu. Onlar: Ey Allah'ın Resulü gözlerinden rahatsız, diye cevap verdiler. Ona haberci gönderin ve onu yanıma getirin, diye buyurdu. Ali yanına gelince, gözlerine tükürdü, ona dua etti. Hemen iyileşti. Hiç rahatsızlanmamış gibi oldu. Ona sancağı verdi. Ali: Ey Allah'ın Resulü, onlar da bizim gibi oluncaya kadar onlarla savaşayım mı, diye sordu. Allah Resulü şöyle buyurdu: Onların düzlüklerine ininceye kadar ağır ağır git. Sonra onları İslam'a davet et ve onlara bu hususta yerine getirmeleri gereken Allah'ın üzerlerindeki haklarını haber ver. Allah'a yemin ederim, Allah'ın senin vasıtan ile bir tek adama hidayet vermesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlıdır

Narrated Sahl bin Sa`d:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Tomorrow I will give the flag to a man with whose leadership Allah will grant (the Muslims) victory." So the people kept on thinking the whole night as to who would be given the flag. The next morning the people went to Allah's Messenger (ﷺ) and every one of them hoped that he would be given the flag. The Prophet (ﷺ) said, "Where is `Ali bin Abi Talib?" The people replied, "He is suffering from eye trouble, O Allah's Messenger (ﷺ)." He said, "Send for him and bring him to me." So when `Ali came, the Prophet (ﷺ) spat in his eyes and invoked good on him, and he became alright as if he had no ailment. The Prophet (ﷺ) then gave him the flag. `Ali said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall I fight them (i.e. enemy) till they become like us?" The Prophet (ﷺ) said, "Proceed to them steadily till you approach near to them and then invite them to Islam and inform them of their duties towards Allah which Islam prescribes for them, for by Allah, if one man is guided on the right path (i.e. converted to Islam) through you, it would be better for you than (a great number of) red camels

Sahîh-i Buhârî No. 3702 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ، قَالَ كَانَ عَلِيٌّ قَدْ تَخَلَّفَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي خَيْبَرَ وَكَانَ بِهِ رَمَدٌ فَقَالَ أَنَا أَتَخَلَّفُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ عَلِيٌّ فَلَحِقَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا كَانَ مَسَاءُ اللَّيْلَةِ الَّتِي فَتَحَهَا اللَّهُ فِي صَبَاحِهَا، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ ـ أَوْ لَيَأْخُذَنَّ الرَّايَةَ ـ غَدًا رَجُلاً يُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ ـ أَوْ قَالَ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ـ يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏ فَإِذَا نَحْنُ بِعَلِيٍّ وَمَا نَرْجُوهُ، فَقَالُوا هَذَا عَلِيٌّ‏.‏ فَأَعْطَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ‏.‏

Selerne dedi ki: "Ali r.a., Hayber'de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den geri kalmıştı. Gözlerinden rahatsız idi. Ben mi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den geri kalacağım, dedi ve yola koyulup, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti. Yüce Allah'ın, ertesi sabahında fethi nasip kıldığı gecenin akşam ında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Andolsun yarın bu sancağı Allah'ın ve Resulünün kendisini sevdiği -yahut da Allah'ı ve Resulünü seven diye buyurdu- ve Allah'ın kendisine fethi nasip edeceği bir adama vereceğim -ya da bir adam alacaktır.- Bir de baktık ki -hiç o alacağını ümit etmediğimiz- Ali, işte Ali dediler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellern de sancağı ona verdi, Allah da ona fethi nasip erti

Narrated Salama:`Ali happened to stay behind the Prophet (ﷺ) and (did not join him) during the battle of Khaibar for he was having eye trouble. Then he said, "How could I remain behind Allah's Messenger (ﷺ)?" So `Ali set out following the Prophet (ﷺ) , When it was the eve of the day in the morning of which Allah helped (the Muslims) to conquer it, Allah's Messenger (ﷺ) said, "I will give the flag (to a man), or tomorrow a man whom Allah and His Apostle love will take the flag," or said, "A man who loves Allah and His Apostle; and Allah will grant victory under his leadership." Suddenly came `Ali whom we did not expect. The people said, "This is `Ali." Allah's Messenger (ﷺ) gave him the flag and Allah granted victory under his leadership

Sahîh-i Buhârî No. 3703 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، جَاءَ إِلَى سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ فَقَالَ هَذَا فُلاَنٌ ـ لأَمِيرِ الْمَدِينَةِ ـ يَدْعُو عَلِيًّا عِنْدَ الْمِنْبَرِ‏.‏ قَالَ فَيَقُولُ مَاذَا قَالَ يَقُولُ لَهُ أَبُو تُرَابٍ‏.‏ فَضَحِكَ قَالَ وَاللَّهِ مَا سَمَّاهُ إِلاَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، وَمَا كَانَ لَهُ اسْمٌ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْهُ‏.‏ فَاسْتَطْعَمْتُ الْحَدِيثَ سَهْلاً، وَقُلْتُ يَا أَبَا عَبَّاسٍ كَيْفَ قَالَ دَخَلَ عَلِيٌّ عَلَى فَاطِمَةَ ثُمَّ خَرَجَ فَاضْطَجَعَ فِي الْمَسْجِدِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَيْنَ ابْنُ عَمِّكِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ فِي الْمَسْجِدِ‏.‏ فَخَرَجَ إِلَيْهِ فَوَجَدَ رِدَاءَهُ قَدْ سَقَطَ عَنْ ظَهْرِهِ، وَخَلَصَ التُّرَابُ إِلَى ظَهْرِهِ، فَجَعَلَ يَمْسَحُ التُّرَابَ عَنْ ظَهْرِهِ فَيَقُولُ ‏"‏ اجْلِسْ يَا أَبَا تُرَابٍ ‏"‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ‏.‏

Ebu Hazim'in babasından rivayet ettiğine göre: "Bir adam Sehl b. Sa'd'ın yanına gelerek dedi ki: Bu --Medine emırini kastediyor-- filankes minberin yakınında Ali'yi (alışılmadık bir şekilde) çağırıyor. Sehl: Ne diyor diye sordu. Adam: Ona Ebu Turab diyor dedi. Sehl bundan dolayı güldü ve dedi ki: Allah'a yemin ederim bu adı ona Nebiden başkası vermedi. Onun da ondan daha çok sevdiği bir adı yoktu. Bunun üzerine ben de Sehl'den bana olayı anlatmasını isteyerek: Ey Abbas'ın babası bu nasılolmuştu, diye sordum. Dedi ki: Ali, Fatıma'nın yanına girip çıktı. Sonra da mescide gidip yattı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Amcanın oğlu nerededir, diye sordu. Fatıma: Mesciddedir dedi. Onun yanına çıkıp gidince üzerindeki ridasının sırtından düşmüş olduğunu ve sırtına da toprağın yapışmış olduğunu gördü. Sırtından toprakları silerken ona -iki defa-: Otur ey Ebu Turab, diyordu

Narrated Abu Hazim:A man came to Sahl bin Sa`d and said, "This is so-and-so," meaning the Governor of Medina, "He is calling `Ali bad names near the pulpit." Sahl asked, "What is he saying?" He (i.e. the man) replied, "He calls him (i.e. `Ali) Abu Turab." Sahl laughed and said, "By Allah, none but the Prophet (ﷺ) called him by this name and no name was dearer to `Ali than this." So I asked Sahl to tell me more, saying, "O Abu `Abbas! How (was this name given to `Ali)?" Sahl said, "`Ali went to Fatima and then came out and slept in the Mosque. The Prophet (ﷺ) asked Fatima, "Where is your cousin?" She said, "In the Mosque." The Prophet (ﷺ) went to him and found that his (i.e. `Ali's) covering sheet had slipped off his back and dust had soiled his back. The Prophet (ﷺ) started wiping the dust off his back and said twice, "Get up! O Abu Turab (i.e. O. man with the dust)

Sahîh-i Buhârî No. 3704 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى ابْنِ عُمَرَ، فَسَأَلَهُ عَنْ عُثْمَانَ،، فَذَكَرَ عَنْ مَحَاسِنِ، عَمَلِهِ، قَالَ لَعَلَّ ذَاكَ يَسُوؤُكَ‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ فَأَرْغَمَ اللَّهُ بِأَنْفِكَ‏.‏ ثُمَّ سَأَلَهُ عَنْ عَلِيٍّ، فَذَكَرَ مَحَاسِنَ عَمَلِهِ قَالَ هُوَ ذَاكَ، بَيْتُهُ أَوْسَطُ بُيُوتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ ثُمَّ قَالَ لَعَلَّ ذَاكَ يَسُوؤُكَ‏.‏ قَالَ أَجَلْ‏.‏ قَالَ فَأَرْغَمَ اللَّهُ بِأَنْفِكَ، انْطَلِقْ فَاجْهَدْ عَلَىَّ جَهْدَكَ‏.‏

Sa'd b. Ubeyde dedi ki: "Bir adam İbn Ömer'in yanına gelerek ona Osman hakkında sordu. O da yaptığı güzel işlerden sözetti. Muhtemelen bu senin hoşuna gitmez, dedi. O da: Evet deyince, İbn Ömer: Allah senin burnunu yere sürtsün dedi. Daha sonra adam ona Ali hakkında sordu. Onun da yaptığı güzel şeyleri sözkonusu etti ve: İşte o böyle birisi idi. Onun evi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evlerinin en ortasında idi. Daha sonra (adama): Herhalde bu da senin hoşuna gitmez deyince, adam yine: Evet dedi. İbn Ömer dedi ki: Allah senin bumunu yere sürtsün. Bana karşı elinden ne geliyorsa yapabilirsin

Narrated Sa`d bin 'Ubaida:A man came to Ibn `Umar and asked about `Uthman and Ibn `Umar mentioned his good deeds and said to the questioner. "Perhaps these facts annoy you?" The other said, "Yes." Ibn `Umar said, "May Allah stick your nose in the dust (i.e. degrade you)!' Then the man asked him about `Ali. Ibn `Umar mentioned his good deeds and said, "It is all true, and that is his house in the midst of the houses of the Prophet. Perhaps these facts have hurt you?" The questioner said, "Yes." Ibn `Umar said, "May Allah stick your nose in the dust (i.e. degrade you or make you do things which you hate) ! Go away and do whatever you can against me

Sahîh-i Buhârî No. 3705 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي لَيْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، أَنَّ فَاطِمَةَ، عَلَيْهَا السَّلاَمُ شَكَتْ مَا تَلْقَى مِنْ أَثَرِ الرَّحَا، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سَبْىٌ، فَانْطَلَقَتْ فَلَمْ تَجِدْهُ، فَوَجَدَتْ عَائِشَةَ، فَأَخْبَرَتْهَا، فَلَمَّا جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ عَائِشَةُ بِمَجِيءِ فَاطِمَةَ، فَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَيْنَا، وَقَدْ أَخَذْنَا مَضَاجِعَنَا، فَذَهَبْتُ لأَقُومَ فَقَالَ ‏"‏ عَلَى مَكَانِكُمَا ‏"‏‏.‏ فَقَعَدَ بَيْنَنَا حَتَّى وَجَدْتُ بَرْدَ قَدَمَيْهِ عَلَى صَدْرِي وَقَالَ ‏"‏ أَلاَ أُعَلِّمُكُمَا خَيْرًا مِمَّا سَأَلْتُمَانِي إِذَا أَخَذْتُمَا مَضَاجِعَكُمَا تُكَبِّرَا أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ، وَتُسَبِّحَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَتَحْمَدَا ثَلاَثَةً وَثَلاَثِينَ، فَهْوَ خَيْرٌ لَكُمَا مِنْ خَادِمٍ ‏"‏‏.‏

İbn Ebi Leyla dedi ki: "Ali r.a.'ın bize anlattığına göre Fatıma aleyhesselam değirmen taşı ile öğütmenin (elinde) bıraktığı izlerden şikayette bulundu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e (bir gazveden) alınan esirler getirildi. Gitti, fakat onu bulamadı. Aişe'yi buldu, durumu ona haber verdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelince, Aişe ona Fatıma'nın geldiğini haber verdi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza geldi. --Bu sırada yatmış bulunuyorduk.-- Kalkmak istedim, olduğunuz yerde durunuz diye buyurdu. İkimizin arasında oturdu. O kadar ki ayaklarının serinliğini göğsümün üzerinde hissettim. Şöyle buyurdu: Size benden istediğinizden daha hayırlı olanını öğretmeyeyim mi? Yatacağınız vakit otuzdört defa tekbir getirirsiniz, otuzüç defa tesbih edersiniz, otuzüç defa da hamd edersiniz. Bu sizin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır

Narrated `Ali:Fatima complained of the suffering caused to her by the hand mill. Some Captives were brought to the Prophet, so she came to him but did not find him at home. `Aisha was present there to whom she told (of her desire for a servant). When the Prophet (ﷺ) came, Aisha informed him about Fatima's visit. `Ali added "So the Prophet (ﷺ) came to us, while we had gone to our bed. I wanted to get up but the Prophet (ﷺ) said, "Remain at your place". Then he sat down between us till I found the coolness of his feet on my chest. Then he said, "Shall I teach you a thing which is better than what you have asked me? When you go to bed, say, 'Allahu-Akbar' thirty-four times, and 'Subhan Allah thirty-three times, and 'Al hamdu-li l-lah thirty-three times for that is better for you both than a servant

Sahîh-i Buhârî No. 3706 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ بْنَ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِعَلِيٍّ ‏ "‏ أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ مِنِّي بِمَنْزِلَةِ هَارُونَ مِنْ مُوسَى ‏"‏‏.‏

Said dedi ki: Ben İbrahim b. Saidiı babasından şöyle dediğini nakIederken dinledim: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ali'ye dedi ki: Harun'un, Musa nezdindeki konumu ne ise sen de bana göre aynı konumda olmaya razı gelmez misin?" Bu hadis 4916 numara ile gelecektir

And narrated Sad that the Prophet (ﷺ) said to 'Ali, "Will you not be pleased from this that you are to me like Aaron was to Moses?

Sahîh-i Buhârî No. 3707 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اقْضُوا كَمَا كُنْتُمْ تَقْضُونَ، فَإِنِّي أَكْرَهُ الاِخْتِلاَفَ حَتَّى يَكُونَ لِلنَّاسِ جَمَاعَةٌ، أَوْ أَمُوتَ كَمَا مَاتَ أَصْحَابِي‏.‏ فَكَانَ ابْنُ سِيرِينَ يَرَى أَنَّ عَامَّةَ مَا يُرْوَى عَلَى عَلِيٍّ الْكَذِبُ‏.‏

Ali r.a. dedi ki: "Daha önce nasıl hükmediyorsanız öyle hükmediniz. Çünkü ben ayrılıktan hoşlanmam; ta ki insanların bir cemaati oluncaya ya da ben de arkadaşlarım öldüğü gibi ölünceye kadar." İbn Sirin, Ali r.a. nakledilen (ve bu husustaki sahih rivayetlerle bağdaşmayan) rivayetlerin genel olarak yalan olduğu görüşünde idi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ali b. Ebi Talib" b. Abdulmuttalib "el-Kuraşı el-Haşimı Ebu'l-Hasen'in menkıbeleri." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in babasının öz kardeşi olan amcasının oğludur. Tercih edilen görüşe göre Nebiliğin verilişiriden on yıl önce dünyaya gelmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, -Nebevi sırette açıklanmış bir olay sebebiyle- küçüklüğünden beri onu yanına alıp büyütmüştür. Bu sebeple küçüklüğünden beri Nebi efendimizin yanında bulunmuş, vefatına kadar yanından ayrılmamıştır. Annesi Esed b. Haşim'in kızı Fatıma'dır. O da Müslüman olmuş ve Nebiin sahabisi olmuştur. Nebi salı allah u aleyhi ve sellem hayatta iken vefat etmiştir. Ahmed, İsmail el-Kadi, en-Nesai ve Ebu Ali en-Neysaburı'nin dediklerine göre; Ali hakkında ceyyid (güzel, sağlam) senedler ile varid olduğundan daha çok ashab-ı kiram'dan herhangi bir kimse hakkında rivayet varid olmuş değildir. Bunda muhtemelen onun vefatının sonraya kalmış olması, zamanında görüş ayrılıklarının meydana gelmesi ve ona karşı baş kaldıranların ayaklanmasıdır. Bu onunla ile ilgili menkıbelerin yaygınlaşmasına sebep teşkil etmiştir. Bununla birlikte bu menkıbelerin çoğu diğer ashab için de sözkonusu olmuştur. Ancak onun hakkında yaygınlaşmasının sebebi, ona muhalefet edenlerin kanaatlerini reddetmek içindir. Böylelikle insanlar Ali hakkında: Ehl-i sünnet, bid'at ehlinden Haricller ile ona karşı savaşan Umeyye oğulları ve onlara uyanlar olmak üzere üç gruba ayrılmış oldu. Bu sebeple ehl-i sünnet, onun faziletlerinin yaygınlaştırılmasına ihtiyaç duydu. Bundan dolayı bu hususta muhalefet edenlerin çokluğundan ötürü bunları nakledenler de çoğalmış oldu. Yoksa hakikatte olan şudur: Her dört halifenin de, adalet terazisi ile ölçüldüğü takdirde kesinlikle ehl-i sünnet ve'l-cemaatin görüşünün dışına çıkmayan faziletleri bulunmaktadır. Yakub b. Süfyan sahih bir senedIe Urve'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Ali henüz sekiz yaşında iken Müslüman oldu." İbn İshak ise "on yaşında iken" demiştir. Bu husustaki rivayetler arasında en tercihe değer olanı budur. 3704- "Sonra Ali hakkında ona sordu. Onun da güzel amellerini sözkonusu etti." Onun Bedir ve diğer gazvelere katılışını, yüce Allah'ın Hayber'in fethini onun vasıtası ile gerçekleştirmesini, Merhab'ı öldürülüşünü ve buna benzer hususları zikretmiş gibidir. "Allah burnunu yere sürtsün." Yani Allah hoşuna gitmeyecek şeyleri başına getirsin. 3706- "Harun'un, Musa'ya göre konumu ne ise sen de bana göre o konumda olmaya razı olmaz mısın?" Yani Harun'un, Musa'nın yanındaki konumu, mevkii ne ise sen de benim yanımda o konumda olmaya razı değil misin? Said b. el-Müseyyeb 'in, Sa'd'dan naklettiği rivayetinde: "Bunun üzerine Ali: Razı oldum, razı oldum" dediği nakıdilmektedir. Bunu da Ahmed rivayet etmiştir. , İbn Sa'd da el-Bera ve Zeyd b. Erkam'dan buna yakın bir şekilde olayı naklettikten sonra "(Ali) dedi ki: Razıyım ey Allah'ın Resulü, dedi. Bunun üzerine Allah Resulü: Şüphesiz ki bu böyledir" diye buyurdu. Her ikisinin de naklettikleri hadisin baş tarafında belirtildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Ali r.a.'a: "Mutlak olarak ya benim kalmam ya da senin kalman gerekiyor, dedi. Bunun üzerine Ali kaldı. Bazılarının: Nebi onu hoşuna gitmeyen bir hali dolayısıyla geriye bıraktı, dediklerini işitince Ali arkasından giderek ona bunu zikretti, Allah ResuIü de ona ... dedi" deyip hadisi zikretmektedirler. Senedi kavidir. Musannıf (Buhari) Ali r.a.'ın menkıbelerine dair bazı rivayetleri başka bir yerde de zikretmiş bulunmaktadır. Bunlardan birisi Ömer r.a.'ın söylediği: "Ali aramızda en güzel hüküm verenimizdir" sözüdür. İleride Bakara suresinin tefsirinde gelecektir. Ayrıca bunun Hakim tarafından zikredilmiş, İbn Mes'ud yoluyla gelen sahih bir şahidi de vardır. Bu kabilden rivayetlerden birisi de Ali r.a.'ın bağller ile savaşmış olmasıdır. Ebu Said yoluyla gelen hadiste: "Ammarlı bağı olan (meşru yöneticiye haksızca baş kaldıran) bir kesim öldürecektir" denilmektedir. Ammar da Ali r.a. ile birlikte idi. Yine onun menkıbeleriyle ilgili rivayetlerden birisi de Hariciler ile savaşmasıdır. Onun menkıbelerine dair ceyyid hadislerin bir araya getirilerek telif edilmiş en kapsamlı eser Nesai'nin "el-Hasais" adlı eseridir. "Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır" hadisini de Tirmizi ve Nesai rivayet etmiş olup, rivayet yolları gerçekten pek çoktur. İbn Ukbe bunları ayrı bir kitapta bir araya getirmiştir. Bunların senedierinin de bir çoğu sahih ve hasendir. 3707- "Ali r.a.'dan nakledilen rivayetlerin genelolarak" yani çoğunluk ile "uydurma olduğu görüşünde idL" Bu inanca ve kanaate sahipti, demektir. Bundan maksat ise Rafızilerin Ali'den diye naklettikleri ve Şeyhayn (Ebu Bekir ve Ömer)'e muhalefeti ihtiva eden türden rivayet ettikleri sözlerdir. O bu sözleri ile şer'i ahkama dair gelmiş olan rivayetleri kastetmemiştir. Çünkü İbn Sa'd sahih bir sened ile İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Sika birisi bize Ali'den bir fetva nakledecek olursa biz onun dışına çıkmayız

Narrated Ubaida: Ali said (to the people of 'Iraq), "Judge as you used to judge, for I hate differences (and I do my best ) till the people unite as one group, or I die as my companions have died

Sahîh-i Buhârî No. 3708 Sahih

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ دِينَارٍ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْجُهَنِيُّ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّاسَ، كَانُوا يَقُولُونَ أَكْثَرَ أَبُو هُرَيْرَةَ‏.‏ وَإِنِّي كُنْتُ أَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِشِبَعِ بَطْنِي، حَتَّى لاَ آكُلُ الْخَمِيرَ، وَلاَ أَلْبَسُ الْحَبِيرَ، وَلاَ يَخْدُمُنِي فُلاَنٌ وَلاَ فُلاَنَةُ، وَكُنْتُ أُلْصِقُ بَطْنِي بِالْحَصْبَاءِ مِنَ الْجُوعِ، وَإِنْ كُنْتُ لأَسْتَقْرِئُ الرَّجُلَ الآيَةَ هِيَ مَعِي كَىْ يَنْقَلِبَ بِي فَيُطْعِمَنِي، وَكَانَ أَخْيَرَ النَّاسِ لِلْمِسْكِينِ جَعْفَرُ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، كَانَ يَنْقَلِبُ بِنَا فَيُطْعِمُنَا مَا كَانَ فِي بَيْتِهِ، حَتَّى إِنْ كَانَ لَيُخْرِجُ إِلَيْنَا الْعُكَّةَ الَّتِي لَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ، فَنَشُقُّهَا فَنَلْعَقُ مَا فِيهَا‏.‏

Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "İnsanlar: Ebu Hureyre çok hadis naklediyor diyorlardı. Ben ise karın tokluğuna Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanından ayrılmıyordum. Öyle ki mayalı ekmek yemez, yumuşak, güzel elbiseler giyinmezdim, ne filan adam, ne filan kadın da bana hizmet etmezdi. Açlıktan dolayı karnımı yerdeki çakıl taşlarına yapıştırıyordum ve ben --beni alır, bana yemek yedirmeye götürür ümidiyle-- bildiğim bir ayeti bir adama okumasını (ve bana öğretmesini) isterdim. İnsanlar arasında da yoksullara karşı en hayırlı olan kişi Cafer b. Ebi Talib idi. O bizi alır, götürür, evinde ne varsa bize yedirirdi. Hatta o bize içinde hiçbir şey kalmamış olan yağ tulumunu önümüze koyar, biz de bu kabı ortadan yarar, onun içindekileri yalardık

Narrated Abu Huraira:The people used to say, "Abu Huraira narrates too many narrations." In fact I used to keep close to Allah's Messenger (ﷺ) and was satisfied with what filled my stomach. I ate no leavened bread and dressed no decorated striped clothes, and never did a man or a woman serve me, and I often used to press my belly against gravel because of hunger, and I used to ask a man to recite a Qur'anic Verse to me although I knew it, so that he would take me to his home and feed me. And the most generous of all the people to the poor was Ja`far bin Abi Talib. He used to take us to his home and offer us what was available therein. He would even offer us an empty folded leather container (of butter) which we would split and lick whatever was in it

Sahîh-i Buhârî No. 3709 Sahih

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ إِذَا سَلَّمَ عَلَى ابْنِ جَعْفَرٍ قَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ ذِي الْجَنَاحَيْنِ‏.‏

Şa'bi'den rivayete göre İbn Ömer r.a. Ca'fer'in oğluna selam verdi mi: "Ey Zülcenaheyn (iki kanatlı)in oğlu, es-selamu aleyke derdi." Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: İki cenah, her iki taraf demektir. Bu Hadis 401 4264 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cafer b. Ebi Talib el-Haşimı'nin menkıbeleri" Cafer, Ali r.a.'ın annebaba bir kardeşidir. Ondan on yaş daha büyüktü. İleride Meğazi (gazalar) bölümünde 4261 numaralı hadiste açıklaması geleceği üzere Mute'de kırk yaşını geçkin şehit düşmüştür. "el-Habır (güzel elbiseler) giymezdim." Kastedilen el-Habır, çizgili ve nakışlı olan güzel elbiseler demektir. "Yağ tulumu (el-ukke)" yağın konulduğu kap (tulum) demektir. "İbn Ömer, Cafer'in oğluna selam verdiğinde" kastedilen kişi ise Cafer b. Ebi Talib'in oğlu Abdullah'tır. el-İsmail1'nin rivayetinde Huşeym'in, şöyle dediği rivayet edilmektedir: Bizler eş-Şa'bl'ye: Cafer'in oğluna Zülcenaheyn'in oğlu da deniliyor mu idi, diye sorduk. O: Evet dedi. Ben İbn Ömer'in bir gün onun yanına gittiğini ya da onunla karşılaştığını ve ona Zulcenaheyn'in oğlu es-selam u aleyke, diye ona selam verdiğini gördüm. "Ey Zülcenaheyn'in oğlu es-selamu aleyk." Bu sözleriyle Abdullah b. Cafer'• in rivayet ettiği hadise işaret ediyor gibidir. O dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dedi ki: Ne mutlu sana, senin baban semada meleklerle birlikte uçuyor." Hadisi Tabedmi hasen bir senedIe rivayet etmiştir

Narrated Ash-Shu`bi:Whenever Ibn `Umar greeted Ibn Jafar, he used to say: "As-salamu-'Alaika (i.e. Peace be on you) O son of Dhu-l-Janahain (son of the two-winged person)

Sahîh-i Buhârî No. 3710 Sahih

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ إِذَا قَحَطُوا اسْتَسْقَى بِالْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنَّا كُنَّا نَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّنَا صلى الله عليه وسلم فَتَسْقِينَا، وَإِنَّا نَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِعَمِّ نَبِيِّنَا فَاسْقِنَا‏.‏ قَالَ فَيُسْقَوْنَ‏.‏

Enes r.a.'dan rivayete göre "Ömer b. el-Hattab kıtlık oldu mu Abbas b. Abdulmuttalib ile yağmur duasına çıkar ve şöyle derdi: Allah'ım, bizler, (hayatta iken) Nebimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i vesile ederek sana dua ediyor, sen de bize yağmur yağdırıyordun. Şimdi de Nebiimizin amcası vesilesi ile sana dua ediyoruz, bize yağmur yağdır." (Enes) dedi ki: Ve onlara yağmur yağdırılırdı. Bu Hadis 1010 numara ile geçmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Abbas b. Abdulmuttalib" Bu başlık altında Enes'in rivayet ettiği hadisi zikretmiş bulunmaktadır. el-Abbas, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den iki ya da üç yıl daha yaşlı idi. Meşhur olan görüşe göre o Mekke'nin fethinden önce Müslüman olmuştur. Bundan önce Müslüman olduğu da söylenmiştir. Bu da uzak bir ihtimal değildir. Ancak Mekke fethinden önce hicret etmediği için Ömer onun faziletini bilmekle onun vesilesi ile yağmur dilernek ile birlikte, (kendisinden sonraki halifeyi seçecek olan) şura ehli arasına almamıştır .. İleride Aişe radıyaHahu anh€ı'nın rivayet ettiği Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in amcası el-Abbasla gösterdiği saygı ve tazime dair hadis, Meğazi bölümünün sonlarında Nebi sallall€ıhu aleyhi ve sellem'in vefatından sözederken zikredilecektir. el-Abbas'ın künyesi Ebu'l-Fadl olup, Osman radıyall€ıhu anh'ın halifeliği döneminde 32 yılında, seksen küsur yaşında olduğu halde vefat etmiştir;

Narrated Anas:Whenever there was drought, `Umar bin Al-Khattab used to ask Allah for rain through Al-`Abbas bin `Abdul Muttalib, saying, "O Allah! We used to request our Prophet to ask You for rain, and You would give us. Now we request the uncle of our Prophet to ask You for rain, so give us rain." And they would be given rain

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya