3.995 hadis bulundu · sayfa 36/200
حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، نَافِعِ بْنِ مَالِكِ بْنِ أَبِي عَامِرٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلاَثٌ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ ".
Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Münafıkın alameti üçtür: Konuşursa yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, ona bir emanet verilirse hainlik eder
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The signs of a hypocrite are three: Whenever he speaks, he tells a lie; and whenever he promises, he breaks his promise; and whenever he is entrusted, he betrays (proves to be dishonest)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، وَأَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا قَالَ الرَّجُلُ لأَخِيهِ يَا كَافِرُ فَقَدْ بَاءَ بِهِ أَحَدُهُمَا ". وَقَالَ عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، سَمِعَ أَبَا سَلَمَةَ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bir kimse kardeşine: Ey kafir, dediği takdirde ikisinden birisi onunla dönmüş olur." İkrime İbn Ammar'dan, dedi ki: Kendisi Yahya'dan, o Abdullah İbn Yezid'den, o Ebu Seleme'yi bu hadisi naklederken dinlemiş, Ebu Seleme de Ebu Hureyre'yi onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye naklederken dinlemiştir
Narrated Abu Huraira: Allah's Messenger (ﷺ) said, "If a man says to his brother, O Kafir (disbeliever)!' Then surely one of them is such (i.e., a Kafir)
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ مِنْكُمْ فَقَالَ فِي حَلِفِهِ بِاللاَّتِ وَالْعُزَّى. فَلْيَقُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَمَنْ قَالَ لِصَاحِبِهِ تَعَالَ أُقَامِرْكَ، فَلْيَتَصَدَّقْ ".
Ebu Hureyre'den, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden her kim yemin edip de yemininde Lat ve Uzza hakkı için diyecek olursa, hemen akabinde la ilahe illailah deyiversin. Her kim arkadaşına: Gel, seninle kumar oynayalım derse, hemen akabinde bir sadaka versin
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said: "Whoever amongst you swears, (saying by error) in his oath 'By Al-Lat and Al- Uzza', then he should say, 'None has the right to be worshipped but Allah.' And whoever says to his companions, 'Come let me gamble' with you, then he must give something in charity (as an expiation for such a sin)." (See Hadith No)
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ، إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Güçlü, kuvvetli kişi rakiplerinin sırtını yerine getiren kişi değildir. Asıl güçlü kuvvetli kişi, öfkelendiği vakit nefsine hakim olabilendir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "The strong is not the one who overcomes the people by his strength, but the strong is the one who controls himself while in anger
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ ـ هُوَ ابْنُ عَيَّاشٍ ـ عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْصِنِي. قَالَ " لاَ تَغْضَبْ ". فَرَدَّدَ مِرَارًا، قَالَ " لاَ تَغْضَبْ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Bana tavsiyede bulun, dedi. Allah Rasulü: Kızma, buyurdu. Adam istediğini defalarca tekrarladığı halde yine: Kızma, buyurdu."
Narrated Abu Huraira:A man said to the Prophet (ﷺ) , "Advise me! "The Prophet (ﷺ) said, "Do not become angry and furious." The man asked (the same) again and again, and the Prophet (ﷺ) said in each case, "Do not become angry and furious
Diğer tahric eden: Tirmizi Birr Fethu'l-Bari Açıklaması: "Güçlü kuwetli kişi rakiplerinin sırtını yere getiren değildir." Yani gücüyle insanların sırtını çokça yere getiren kişi değildir. "Asıl güçlü kuwetli kişi, kızdığı zaman kendisine hakim olandır." Hadise dair açıklamalar daha önce "Sövüp saymak ve lanetlemek" başlığında geçmiş bulunmaktadır. el-Hattabi dedi ki: Nebi efendimizin: "Kızma" buyruğu, kızgınlığa götüren sebeplerden uzak dur, kızgınlığı getirecek hallerle kendi kendini karşı karşıya bırakma, demektir. Bizatihi kızmanın kendisinin yasaklanması zaten sözkonusu olamaz. Çünkü kızgınlık tabii bir durum olup insanın tabiatından gitmesi düşünülemez. Anlamının şöyle olduğu da söylenmiştir: Kızma, çünkü kızgınlığın çıkardığı en büyük şey, kibirdir. Kızmak, genelde kişinin istediği bir işe aykırılık halinde ortaya çıkar. Bunun sonucunda da kibir kişiyi kızmaya götürür. Ama nefsin kibri gidene kadar alçak gönüllü davranan kimse, kızgınlığın şerrinden kurtulur. Kızmanın sana emrettiği işi yapma, anlamında olduğu da söylenmiştir. İbn Battal dedi ki: Birinci hadiste nefse karşı mücahedenin düşmana karşı mücahededen daha zor olduğu anlatılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kızgınlık halinde kendisine hakim olan kimseyi, insanların en güçlüsü olarak değerlEmdirmiştir. Başkası da şöyle demektedir: Muhtemelen (başlıktaki 6116 nolu hadiste) sözü geçen soruyu soran kişi, çokça kızan birisi idi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de soru soran herbir kimseye en uygun olan emri verirdi. Bundan dolayı Allah Rasulü, bu kişiye de kızmayı terk etmeyi tavsiyeyle yetindi. Kimi ilim adamı da şöyle demiştir: Allah kızgınlığı ateşten yarattı ve bunu insanın bir tabiatı kıldı. Kızgınlık ateşinin yanıp parlamasına sebep olan herbir hususta insana karşı çıkılıp yahut onunla tartışıldığı takdirde, onun da yüzü ve gözleri kandan dolayı kızarır. Çünkü insanın teni, arka tarafında gizlenen rengi anlatır. Böyle bir kimse, kendisinden daha alt mertebede bulunana gücünün yettiğini anlarsa bu hali alır. Eğer kendisinden daha yukarı bir mertebede ise, bundan dolayı derinin görünen tarafından kalbin iç tarafına doğru kan çekilmeye başlar ve üzüntüden dolayı rengi sararır. Eğer kendisine denk bir kimseye karşı bu halortaya çıkarsa, kan çekilmek ile yayılmak arasında gider gelir. Bundan dolayı kızarır ve sararır. Öfkenin sonucu olarak dış ve içte değişiklikler meydana gelir. Renk değişmesi, organların titremesi, gelişigüzel davranışların gösterilmesi, hilkatin farklı bir hal alması gibi. Hatta kızgın bir kimse, kendisini kızgın haliyle görecek olursa, suretinin çirkinliğinden ve hilkatinin değişime uğramasından utanarak öfkesi diner. Bütün bunlar zahiren görülen şeylerdir. İç dünyadaki çirkinliği ise, zahiren görünenden daha da ileridir. Çünkü kızgınlık, kalpte kini ve kıskançlığı doğurur, farklı türleriyle kötülükleri kalpte saklamaya neden olur. Hatta kızgınlık ilk olarak insanın iç dünyasını çirkinleştirir. Dışının değişikliğe uğraması ise, iç dünyasındaki değişikliğin bir neticesidir. Bütün bunlar, kızgınlığın bedendeki etkileridir. Dildeki etkilerine gelince, gelişigüzel sövüp sayar ve aklı başında kimsenin utanacağı, öfkesinin dinmesi esnasında söyleyenin pişman olacağı çirkin sözler söyler. Kızgınlık, dövmek yahut öldürmek gibi fiili davranışlarda da etkisini gösterir. Bütün bunlar ise, daha önce -bir önceki başlıkta- açıklandığı üzere dini anlamıyla gazapta değil, dünyevı gazapta sözkonusudur. Kızıp öfkelenmeyi terk etmeye yardımcı olan husus, öfkeyi yenmenin faziletine dair varid olmuş buyrukları hatırlamak, kızgınlığın semeresi olan şeylerin ortaya çıkması sonucundaki tehditleri hatıra getirmek, ayrıca Süleyman İbn Surad'ın rivayet ettiği hadiste geçtiği gibi, şeytandan Allah'a sığınmak, daha önce Atiyye hadisinde işaret edildiği gibi de abdest almak ile olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَعْرَابِيًّا بَالَ فِي الْمَسْجِدِ، فَثَارَ إِلَيْهِ النَّاسُ لِيَقَعُوا بِهِ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دَعُوهُ، وَأَهْرِيقُوا عَلَى بَوْلِهِ ذَنُوبًا مِنْ مَاءٍ ـ أَوْ سَجْلاً مِنْ مَاءٍ ـ فَإِنَّمَا بُعِثْتُمْ مُيَسِّرِينَ، وَلَمْ تُبْعَثُوا مُعَسِّرِينَ ".
Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Bir bedevi gelip mescidde küçük abdest bozdu. İnsanlar üzerine atılmak üzere ona doğru kalktılar, ama Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara: Ona ilişmeyiniz, onun sidiği üzerine de bir kova su dökünüz. Şüphesiz sizler kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz, buyurdu." Fethu’l-Bari Açıklaması: "Kolaylaştırın." Bu, kolaylaştırma emridir. Bundan maksat kimi zaman teskin etmek, kimi zaman da kolaylık sağlamak yolunu seçmektir. Çünkü nefret ettirip uzaklaştırmak çoğunlukla zorluk ile karşılaşan kişi hakkında sözkonusu olur. Bu da teskinin zıttıdır. Müjdelemek de çoğunlukla sükunet halinde olan için sözkonusudur. Bu da nefret ettirmenin zıttıdır. Ebu Musa ile Muaz İbn Cebel radıyalliihu anh'ın Yemen'e gönderilme zamanlarıyla ilgili açıklamalar, Megazi bölümünün son taraflarında geçmiş bulunmaktadır. Eşribe (içecekler) bölümünde de el-bit' denilen içkiye dair açıklamalar geçmişti. Taberi der ki: Kolaylaştırmanın emredilmesi, ağır gelen nafileler hakkındadır. Böylelikle bu nafileler kişiye usanç verip büsbütün onları terke sebep teşkil etmesin yahut gücü yetmeyen kimsenin farz namazı oturarak kılması, yolcunun ramazanda oruç açması gibi ruhsat verilen hususlarda amelini beğenerek büsbütün ecrinin boşa çıkmasına ve bu halin de kendisi için meşakkat teşkil etmesine sebep olmasın. Başkası ise mutlaka ikisinden birisi kaçınılmaz ise, iki zarardan daha hafif olanın işleneceği hususunu ek olarak açıklamıştır. Mescidde küçük abdest bozan bedevi alayında görüldüğü gibi Üçüncü hadis olan Aişe radıyalliihu anhii'nın dediği şekilde IIResulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki işten birisini seçmek hususunda serbest bırakılırsa ... " hadisi olup buna dair açıklamalar "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in niteliği, sıfatı" bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Başlıktaki dördüncü hadis, Ebıl Berze'nin rivayet ettiği hadistir. "Aramızda kendine has görüşü olan bir adam vardı." Bu kişinin adını tespit edemedim. Bu hadis Namaz bölümünün son taraflarında (1211.hadiste) şu lafızia geçmiş bulunmaktadır: "Haricilerden bir adam şöyle demeye koyuldu ... " İşte dayanak olarak alınan ifade de budur. "Görüş"ten maksat da Haricilerin görüşüdür. Bozuk görüşlü birisi vardı, demektir. Hadisin şerhi de belirtilen yerde geçmiş bulunmaktadır. Başlıktaki beşinci hadis, Ebıl Hureyre'nin mescidde küçük abdestini bozan bedevi arabın olayı ile ilgili hadistir. Bu hadise de daha önce "Rıfk" başlığında işaret edilmiş ve şerhinin de Taharet bölümünde geçtiği belirtilmiş idi. Bu hadislerden anlaşıldığına göre, ibadet ve başka şeylerde aşırıya kaçmak ve itidal sınırını aşmak, yerilmiş bir şeydir. Bütün bu hususlarda övülen şey, devamlı yapılabilecek ve kişinin kendisini beğenmekten ve diğer helak edici hallerden yana emin hissettiği kadarıdır
Narrated Abu Huraira:A bedouin urinated in the mosque, and the people rushed to beat him. Allah's Messenger (ﷺ) ordered them to leave him and pour a bucket or a tumbler (full) of water over the place where he has passed urine. The Prophet then said, " You have been sent to make things easy (for the people) and you have not been sent to make things difficult for them
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " لاَ يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Mu'min, bir delikten iki defa sokulmaz" diye buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "mu'min, bir delikten iki defa sokulmaz." Başlıktaki sokma "ledğ" zehirli hayvanlar tarafından yapılan sokmaya denilir. "Lez'" ise ateşten dolayı duyulana denilir. Buna dair açıklamalar da daha önce Tıp bölümünde geçmişti. "Muaviye: Hakım ancak tecrübe ile olur demiştir." Bir rivayette de "halım" şeklindedir. İbnu'l-Esir der ki: Anlamı şudur: Önemli işler ile karşılaşıp uğraşmadan, onlarda tökezleyip gerekli ibreti çıkartarak, hatalı olduğu yerleri açıkça görüp onlardan uzaklaşacak hale gelmedikçe hilm denilen şey meydana gelmez. Başkası da şöyle açıklamıştır: Bir yanılgıya düşüp ondan bir hata husule gelmedikçe, tam anlamıyla halim bir kimse olunamaz. O takdirde de utanması sözkonusu olur. Böyle bir durumda olan bir kimse bir kusur işlerken başkasını görecek olursa onun halini setreder, gizler, onu affeder. Aynı şekilde çeşitli deneyimlerden geçen bir kimse de bunların faydasını ve zararını bilir. Hikmetsiz hiçbir ış yapmaz. et-Tıbı der ki: Halim kimsenin deneyimli kimse olmak ile özelleştirilmesinin halim olmayanın böyle olmadığına işaret etmek için söylenmiş olması ve tecrübesi olmayan halim kimsenin, bazen deneyimli halım kişinin aksine hilm göstermenin gerekli olmadığı yerlerde yanılıp hataya düşebileceğini anlatmak istemiş olabilir. Böylelikle Muaviye'den nakledilen bu eserin (sözün) başlıktaki hadis ile ilişkisi de ortaya çıkmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Sokulmaz." el-Hattabı dedi ki: Yani mu'min, kararlı ve tetikte olmalıdır. İhmal edip gaflet gösterdiği cihetten ona yaklaşılarak ardı arkasına aldatılmamalıdır. Bu, din ile ilgili hususlarda olduğu gibi dünya ile ilgili hususlarda da olabilir. İkisi arasında daha çok dikkat gösterilmesi gereken de budur. (Din ile ilgili hususlardır. ) "(Sokulmaz anlamı verilen): La yuldeğu" fiili, vasıl ile okunması halinde ğayn harfinin kesresi ile de rivayet edilmiştir. Bu durumda da bundan nehiy anlamı çıkar. (Sokulmasın, demek olur.) Bu hadis, gaflete düşürülmekten yana bir sakındırmayı ihtiva eder ve dikkat ve zekayı kullanmaya da bir işarettir diyenlerin görüşleri de bunu desteklemektedir. Ebu Ubeyd dedi ki: Yani mu'min herhangi bir şekilde sıkıntı ile karşılaşacak olursa tekrar ona dönmemelidir. Derim ki: Çoğunluğun anladığı anlam da budur. Bu haberin ravisi ez-Zührı de bunlardandır. İbn Hibban, Said İbn Abdulaziz yoluyla şöyle dediğini rivayet etmektedir: "ez-Zühri, Hişam İbn Abdulmelik'in yanından geldiğinde: Sana ne yaptı, diye soruldu. O da: Benim borcumu ödedi, sonra da bana: Ey İbn Şihab! Bir daha dönüp borç alacak mısın? diye sordu. Ben de: Hayır diye cevap verdim deyip, hadisi zikretmiştir. Hadiste kastedilen mu'minin, sahip olduğu marifeti sayesinde işlerin üstü kapalı taraflarına da -meydana gelecek işlerden kendisini koruyacak kadar- vakıf olan kamil mu'min olduğu söylenmiştir. Gaflete düşürülüp yanıltılan mu'mine gelince, o defalarca sokulabilir. "Bir delikten". İbn Battal dedi ki: Burada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetine öğrettiği ve kötü akıbetinden korktukları şeylerden nasıl sakın ip dikkat göstereceklerini söyleyip uyardığı, oldukça değerli bir edep vardır. Bu sözü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den önce kimse söylemiş değildir. O da bu sözünü ilk olarak Ebu Azze el-Cumahı'ye söylemiştir. Ebu Azze şair idi. Bedir'de esir alınmıştı. Çoluk çocuğunun çokluğundan ve fakirliğinden şikayet etmişti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu fidye almaksızın karşılıksız salıvermişti. Daha sonra Uhud'da yakalandı. Bu sefer yine: Beni karşılıksız serbest bırak deyip, tekrar fakirliğin i ve çoluk çocuğunun çokluğunu sözkonusu etti. "Sen Mekke'de ellerinle yanaklarını sıvazlayıp Muhammed ile iki defa alayettim diyemeyeceksin" buyurdu ve verdiği emir üzerine öldürüldü. İbn İshak onun bu olayını Meğazi'sinde senetsiz olarak rivayet etmiş bulunmaktadır. İbn Hişam da Tehzibu's-Sıre adlı eserinde şunları söylemektedir: Bana Said İbn el-Müseyyeb'den ulaştığına göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O vakit: "mu'min, bir delikten iki defa sokulmaz." buyurmuştur. Ebu Ubeyd'in, "Kitabu'l-Emsal" adlı eserinde belirttikleri ise İbn Battal'ın: Bu sözü söyleyen ilk kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir şeklindeki sözlerinin açıklanmasını zorlaştırmaktadır. Bundan dolayı İbnu't-Tın: Bu eski bir meseldir, demiştir. Ancak et-Tıbı buna şöylece cevap vermektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendi pak nefsinin hilme meyilli olduğunu görünce, kararlı bir mu'minin bu halden uzak olması gerektiğini belirterek böyle bir işi yapmamasını söylemiştir. Yani Allah için kızan kararlı bir mu'minin, şerde ayak direten ve sözünde durmayan bir kimse tarafından kandırılmak gibi bir vasfı olmamalıdır. Böyle bir kimseye karşı da hallm özelliği ile davranmamalı, aksine ondan intikam almalı (onu cezalandırmalı) dır. İşte Aişe radıyalliihu anhii'nın: "Allah Rasulü kendi adına asla kimseden intikam almış değildir. Ancak Allah'ın haram kıldığı şeylerin çiğnenmesi halinde, bu haramların çiğnenmesi sebebiyle Allah için intikam alırdı (cezalandırırdı)" sözü de bu kabildendir. (İbnu't-Tın devamla) dedi ki: İşte bundan da hilmin kayıtsız ve şartsız olarak her durumda övülen bir şeyolmadığı anlaşılmaktadır. Tıpkı cömertliğin kayıtsız ve şartsız olarak övülen bir şeyolmadığı gibi. .. Yüce Allah da ashabı nitelendirirken: "Onlar kafirlere karşı sert ve katı, kendi aralarında merhametlidirler." (Feth, 29) buyurmaktadır
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "A believer is not stung twice (by something) out of one and the same hole
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ".
Ebu Hureyre'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, komşusuna eziyet vermesin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, ya hayır söylesin yahut sussun
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever believes in Allah and the Last Day, should not hurt his neighbor and whoever believes in Allah and the Last Day, should serve his guest generously and whoever believes in Allah and the Last Day, should speak what is good or keep silent
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, akrabalık bağını gözetsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, ya hayır söylesin yahut sussun." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Misafire ikram etmek, ona bizzat hizmet etmek ve yüce Allah'ın: "İbrahim'in şerefli kılınmış konuklarının haberi sana geldi mi?" (Zariyat, 24) buyruğu." Bundan sonra Buhari üç hadis sözkonusu etmektedir. Bunların biri Ebu Şureyh'in: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimse, misafirine ikram etsin" buyruğudur. Hadisin anlamı şudur: Bir kimse konuşmak istedi mi konuşmadan önce düşünsün. Eğer söyleyeceği bu sözler dolayısıyla kendi aleyhine bir kötülük gelmeyecekse yahut haram ve mekruh olan bir şeye götürmeyecekse konuşsun. Şayet söyleyeceği söz mubah ise mubah olan konuşmanın onu haram ve mekruha sürüklememesi için susmakta esenlik vardır. Ebu Zerrlin rivayet ettiği ve İbn Hibban'ın sahih olduğunu belirttiği uzun hadiste "sözlerinin amelinden sayıldığını bilen bir kimsenin konuşması, kendisini ilgilendiren hususlar hariç pek az olur." buyurulmaktadır. İkinci hadis, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadistir. et-Tufi şöyle demektedir: Hadisin zahiri böyle diyen kimse hakkında imanın sözkonusu olmamasını gerektirmektedir. Oysa kasıt bu değildir, aksine bu sözlerle mubalağalı bir anlatım kastediimiştir. Bir kimsenin: Eğer benim oğlumsan bana itaat et, demesine benzer. O bu sözleri ile oğlunun kendisine itaat şevkini uyandırmak istemiştir. Yoksa onun kendisine itaat etmemesi halinde onun oğlunun da olmayacağı anlamında değildir. Üçüncü hadis ise Ukbe İbn Amir'in rivayet ettiği hadistir. "Ey Allah'ın Rasulü, sen bizleri gönderiyorsun, biz de bir kavmin topraklarına konaklıyoruz. Onlarsa bizi ağırlamıyorlar. .. " Bu hadisin açıklaması daha önce Mezailm bölümünde (2464.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Ebu Şureyh'in rivayet ettiği hadisteki: "Misafirin caizesi bir gün ve bir gecedir" ifadesi, caize olmak üzere ona bir gün ve bir gece ikramda bulunulur, demektir. "Misafirlik üç gündür. Bundan sonrası ise sadakadır." İbn Battal dedi ki: Bu hadise dair Malikle soru soruldu da o şöyle dedi: Bir gün, bir gece ona ikram eder, onu ağırlar. Üç gün de misafir olarak onu ağırlar. Derim ki: Üç gün birinci günün dışında mıdır yoksa bu ilk gün bu üç günden sayılacak mıdır hususunda ilim adamları ihtiiM etmişlerdir. Ebu Ubeyd dedi ki: Birinci günde ona iyilik etmek ve lütufkar davranmak hususunda elinden geleni yapar. İkinci ve üçüncü günde ise hazırda ne varsa ona takdim eder ve adeti üzere yediğinden fazlasını da ona takdim etmez. Sonra da ona bir gün ve bir gecelik mesafede kendisine azık olarak yetecek kadarını verir. Buna da "el-elze" adı verilir. Bu ise misafirin, sayesinde bir yerden bir yere kadar gidebileceği miktarın adıdır. Diğer hadiste geçen: "Gelen heyete benim kendilerine yaptığım ikram gibi ikramda bulunun" ifadesi de bu kabildendir. "Onu usandınncaya kadar." Dara sokuncaya kadar, ona sıkıntı verinceye kadar, o muayyen yerde ikamet etmesin, demektir. Nevevı, Müslim'in: "Onu günaha sokuncaya kadar" rivayetini açıklarken: Onun günaha düşmesine sebep oluncaya kadar demektir, demiştir. Çünkü bu durumda ev sahibi uzun süre ka!ışından dolayı onun gıybetini yapabilir yahut onu rahatsız edecek şeylerle ona karşılık verebilir ya da onun hakkında herhangi bir zan besleyebilir. Bütün bu açıklamalar, kalmanın ev sahibinin tercihi ile olmaması halinde sözkonusudur. Ev sahibi ondan daha çok kalmasını ister ya da zannı galibi ile onun bundan hoşlanmadığı kanaatine ulaşırsa, hüküm böyle olmaz
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever believes in Allah and the Last Day, should serve his guest generously; and whoever believes in Allah and the Last Day, should unite the bond of kinship (i.e. keep good relation with his kith and kin); and whoever believes in Allah and the Last Day, should talk what is good or keep quiet
حَدَّثَنَا ابْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَصْدَقُ كَلِمَةٍ قَالَهَا الشَّاعِرُ كَلِمَةُ لَبِيدٍ أَلاَ كُلُّ شَىْءٍ مَا خَلاَ اللَّهَ بَاطِلُ ". وَكَادَ أُمَيَّةُ بْنُ أَبِي الصَّلْتِ أَنْ يُسْلِمَ.
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şairin söylediği en doğru söz Lebid'in: Dikkat edin, Allah'ın dışındaki her şey batııdır sözüdür. Umeyye İbn Ebi's-Salt da az kalsın Müslüman olacaktı
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "The most true words said by a poet were the words of Labid. He said, i.e. 'Verily, everything except Allah is perishable and Umaiya bin Abi As-Salt was about to embrace Islam
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لأَنْ يَمْتَلِئَ جَوْفُ رَجُلٍ قَيْحًا يَرِيهِ خَيْرٌ مِنْ أَنْ يَمْتَلِئَ شِعْرًا ".
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir adam'ın içini yiyip bitirinceye kadar irin ile dolması, şiir ile dolmasından onun için daha hayırlıdır." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyd dedi ki: ("İçini yiyip bitirmesi" diye tercüme edilen): "el-Veryu" İrinin insanın içini yiyip bitirmesi demektir. Derim ki: Hadisin zahiri bunun bütün şiirler hakkında genelolduğunu göstermektedir. Aı:rıa Allah'ın ve Rasulünün öğülmesi gibi gerçeğe uygun bir övgü, zikir, zahidlik ve aşırılığın bulunmadığı diğer öğütler ihtiva etmesinin mubahlığı ile tahsis edilmiştir. Ebu Ubeyd dedi ki: Bana göre hadisin uygun açıklaması şöyledir: (Yerilen) Şiirin, kişinin kalbinin şiirin kendisini Kur'an'dan ve Allah'ı zikretmekten alıkoyacak kadar şiirle dolması ve kalbinin üzerinde daha baskın bir hal almasıdır. Eğer Kur'an ve ilim onun kalbinde daha etkili ise, öyle bir kişinin içi şiirle dolu demek değildir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ); said, "It is better for anyone of you that the inside of his body be filled with pus which may consume his body, than it be filled with poetry
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً يَسُوقُ بَدَنَةً فَقَالَ لَهُ " ارْكَبْهَا ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا بَدَنَةٌ. قَالَ " ارْكَبْهَا وَيْلَكَ ". فِي الثَّانِيَةِ أَوْ فِي الثَّالِثَةِ.
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kurbanlık deveyi süren bir adam görünce, ona: O deveye bin, dedi. Adam: Ey Allah'ın Rasulü o bir kurbanlık devedir, dedi. Allah Rasulü, ikinci defasında yahut üçüncüsünde: Bin ona, veyl sana! buyurdu
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) saw a man driving a Badana (a camel for sacrifice) and said to him, "Ride on it." The man said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! It is a Badana." The Prophet (ﷺ) said, "Ride on it, woe to you!" on the second or third time
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلَكْتُ. قَالَ " وَيْحَكَ ". قَالَ وَقَعْتُ عَلَى أَهْلِي فِي رَمَضَانَ. قَالَ " أَعْتِقْ رَقَبَةً ". قَالَ مَا أَجِدُهَا. قَالَ " فَصُمْ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ ". قَالَ لاَ أَسْتَطِيعُ. قَالَ " فَأَطْعِمْ سِتِّينَ مِسْكِينًا ". قَالَ مَا أَجِدُ. فَأُتِيَ بِعَرَقٍ فَقَالَ " خُذْهُ فَتَصَدَّقْ بِهِ ". فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعَلَى غَيْرِ أَهْلِي فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا بَيْنَ طُنُبَىِ الْمَدِينَةِ أَحْوَجُ مِنِّي. فَضَحِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى بَدَتْ أَنْيَابُهُ قَالَ " خُذْهُ ". تَابَعَهُ يُونُسُ عَنِ الزُّهْرِيِّ. وَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ وَيْلَكَ.
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre; "Bir adam Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: Ey Allah'ın Rasulü, helak oldum, dedi. Allah Rasulü: Vay sana (ne oldu), diye sordu. Adam: Ramazan ayında hanımım ile dma ettim, dedi. Allah Rasulü: Bir köle azad et, dedi. Adam: Azad edecek köle bulamıyorum, dedi. Allah Rasulü: O halde peşpeşe iki ay oruç tut, buyurdu. Adam: Gücüm yetmez, dedi. Allah Rasulü: Öyleyse altmış yoksula yemek yedir, dedi. Adam: Bulamıyorum, dedi. Daha sonra (Nebi -Sallallahu Aleyhi ve Sellem-'e) bir zenbil (hurma) getirildi. Allah Rasulü adama: Bunu al tasadduk et, buyurdu. Adam: Ey Allah'ın Rasulü, ailemden başkasına mı sadaka olarak dağıtayım? Nefsim elinde olana yemin ederim ki Medine'nin iki yanı arasında benden daha muhtaç hiçbir kimse yoktur, dedi. Bu sefer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, dişleri görününceye kadar güldü ve: Haydi onu al, götür, buyurdu." ez-Zühri'den gelen rivayette "veyhake: vay sana" yerine, "veyleke: sana veyl olsun" dediği rivayet edilmiştir
Narrated Abu Huraira:A man came to Allah's Messenger (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I am ruined!" The Prophet (ﷺ) said, "Waihaka (May Allah be merciful to you) !" The man said, "I have done sexual intercourse with my wife while fasting in Ramadan." The Prophet (ﷺ) said, "Manumit a slave." The man said, " I cannot afford that. " The Prophet (ﷺ) said; "Then fast for two successive months." The man said, " I have no power to do so." The Prophet (ﷺ) said, "Then feed sixty poor persons." The man said, "I have nothing (to feed sixty persons). Later a basket full of dates were brought to the Prophet (ﷺ) and he said (to the man), "Take it and give it in charity." The man said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Shall I give it to people other than my family? By Him in Whose Hand my life is, there is nobody poorer than me in the whole city of Medina." The Prophet (ﷺ) smiled till his premolar teeth became visible, and said, "Take it." Az-Zuhri said (that the Prophet (ﷺ) said). "Wailaka
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَالَ اللَّهُ يَسُبُّ بَنُو آدَمَ الدَّهْرَ، وَأَنَا الدَّهْرُ، بِيَدِي اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah: Ademoğlu dehr'e söver. Oysa dehr benim, gece ve gündüz benim elimdedir, buyurdu
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah said, "The offspring of Adam abuse the Dahr (Time), and I am the Dahr; in My Hands are the night and the day
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُسَمُّوا الْعِنَبَ الْكَرْمَ، وَلاَ تَقُولُوا خَيْبَةَ الدَّهْرِ. فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الدَّهْرُ ".
Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Üzüm'e el-kerm demeyiniz, haybete'd-dehr diye de beddua etmeyiniz. Çünkü Allah dehrin kendisidir (onu yaratandır)." Hadis'in geçtiği diğer yer 6183 Fethu'l-Bari Açıklaması: Dehre sövmenin yasaklanmasının anlamı şudur: Bir kimse hoş olmayan şeyleri yapanın dehr (zaman) olduğuna inanıp da ona söverse hata etmiş olur. Çünkü şüphesiz her bir işi yapan Allah'tır. Dolayısıyla sizler başınıza bu işi getirene sövecek olursanız, bu sövmeniz Allahla döner. Hadise dair açıklamalar daha önce el-Casiye suresinin tefsirinde geçmiş bulunmaktadır. Bu hususta yapılmış yorumların neticesi üç türlüdür: 1- "Şüphesiz Allah dehrin ta kendisidir" sözünden maksat, işleri çekip çeviren, tedbir eden odur, demektir. 2- İfadede muzaf hazfedilmiştir. Dehrin sahibi odur, demektir. 3- İfade, dehri evirip çeviren takdirindedir. Bundan dolayı hemen akabinde: "Gece ve gündüz benim elimdedir" diye buyurulmuştur. Zeyd İbn Eslem'in Ebu Salihiten, onun Ebu Hureyre'den rivayetinde de şu lafızladır: "Gece ve gündüz benim elimdedir. Onu ben yeniler, ben eskitirim. Hükümdarları ortadan kaldıran benim." Bu hadisi Ahmed rivayet etmiştir. İyad şöyle demektedir: Meseleyi tahkik edemeyen bazı kimseler, dehrin Allah'ın isimlerinden birisi olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak bu bir yanlışlıktır. Çünkü dehr, dünyadaki zamanın süresidir. Yine bu hadisten, alışverişierde 'ıne gibi hileli yolların yasaklandığı hükmü de çıkartılmıştır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in dehre sövmeyi yasaklayışının sebebi, mana itibariyle onun götürdüğü sonuçtur ve ona sövmeyi yaratıcısına sövmek olarak değerlendirmiştir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Don't call the grapes Al-Karm, and don't say 'Khaibat-ad-Dahri, for Allah is the Dahr. (See Hadith No)
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَيَقُولُونَ الْكَرْمُ، إِنَّمَا الْكَرْمُ قَلْبُ الْمُؤْمِنِ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan, dedi ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Bir de el-kerm diyorlar. Oysa el-kerm, ancak mu'minin kalbidir, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in:' el-Kerm, ancak mu'minin kalbidir buyruğu. Ayrıca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Müflis kıyamet gününde iflas edendir, buyurmuştur. Bu da: "Rakibin sırtını yere getirmek, ancak öfkelendiği vakit kendi nefsine hakim olanın yaptığıdır." Nebi efendimiz: "Allah'tan başka melik yoktur" buyurarak onu, mülkün nihai olarak ona ulaşacağıyla nitelendirmiştir. Daha sonra hükümdarları sözkonusu ederek: "Şüphesiz hükümdarlar bir şehre girdiklerinde orayı ifsad ederler. "(NemI, 34) buyurmaktadır." Buhari'nin amacı (hadis-i şerifteki) sınırlandırıcı (hasr) ifadenin zahiri üzere olmadığını, "kerm" adını daha çok hak edenin mu'minin kalbi olduğunu anlatmaktır. Ondan başkasına kerm adının verilmeyeceğini kastetmemiş olduğuna işaret etmektir. Nitekim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Müflis ancak kıyamet gününde iflas eden kimsedir" buyruğundan maksat da, sözünü ettiği kimsedir. Yoksa dünya hayatında iflas eden kimseye de müflis denilmez, demek istememiştir. Aynı şekilde "rakibinin sırtını yerine getiren kişi ancak. .. " ifadesi de böyledir. "Allah'tan başka melik yoktur" ifadesi de böyledir. Bu sözlerle başkasına me lik (kral, hükümdar) adının verilmeyeceğini kastetmemiştir. Bununla ancak gerçek anlamdaki hükümdarlığı (malik oluşu) kastetmiştir. Başkasına melik adı verilse de böyledir. Bunun için de yüce Allah'ın: "Şüphesiz hükümdarlar. .. (melikler)" buyruğunu delil göstermiştir. İbn Battal şuna da işaret etmiştir: Bu ifadelerden, niteliği sözkonusu edilen kimse o nitelemeleri hak etmiyor ise, nitelendirmede aşırıya gidip ileriye götürmenin terk edilmesi gerektiği de anlaşılmaktadır. el-Hattabi de özetle şunları söylemektedir: Buradaki yasaklamadan maksat, hamrın (sarhoşluk verici içkinin, şarabın) isminin büsbütün silinmesi de dahil olmak üzere, haram kılınışının daha da pekiştirilmesidir. Çünkü onun bu adının bırakılması, yaşatılması, cahiliye dönemi insanlarının vehmettikleri, içki içen kimsenin kerem sahibi olacağı şeklindeki kanaatlerini benimsemek olur. Bundan dolayı üzüme "kerm" adının verilmesini nehyederek: "Kerm ancak mu'minin kalbidir" diye buyurmuştur. Buna sebep ise mu'minin kalbindeki iman nuru ve İslam hidayetidir. Nevevi der ki: Bu hadiste üzüme "kerm" adının verilmesinin, ağacına da aynı şekilde bu ismin verilmesinin nehyedilmesi, mekruhluk ifade etmek içindir. Kurtubi, el-Mazeri'den şunu nakletmektedir: Bu yasağın sebebi şudur: Onlara hamr haram kılınınca, tabiatıarı da onları kerm (cömertlik)e teşvik ettiğinden, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem haram kılınan bu içeceği n adının anılması esnasında kendilerinde arzu ve istek uyandıracak bir isimle adlandırılmasını hoş görmedi. Çünkü böyle bir anış onları tahrik edici olabilirdi. Ancak buna şöyle itiraz edilmiştir: Hadiste nehyedilen şey, üzüme kerm adının verilmesidir. Yoksa üzümün kendisi haram değildir. Hamr'a da üzüm denilmez. Aksine üzüme bazen sonunda olacak şeyin adı ile "hamr" adı verilebilir. Derim ki: el-Mazeri'nin söylediği, uygun bir açıklamadır. Çünkü içkinin esasını teşkil eden meyveye böyle güzel bir isim vermek, terk edilmek suretiyle o içkinin kökünün kazınması isteğine yorumlanır. Şeyh Ebu Muhammed İbn Ebi Cemra da özetle şunları söylemektedir: "Kerem" niteliği "kerm"den türetildiği, kerime diye nitelendirilen arazi türünün arazilerin en güzeli olmasından dolayı, bu niteliğin eşyanın en hayırlısı olan mu'minin kalbinden başkasına verilmesi uygun düşmez. Çünkü mu'min, canlı türlerinin en hayırlısıdır. Ondaki en hayırlı şey de onun kalbidir. Zira onun kalbi düzelirse, bedeninin tamamı düzelir. Onun kalbi iman ağacının yeşerdiği topraktır, arazidir. (Devamla) der ki: Bu hadisten şu da anlaşılır: Lafız, mana yahut her ikisi ya da bundan türetilmiş yahut onunla adlandırılmış hayırlı her bir şey, şeriatteki gerçek anlamına izafe edilir. Çünkü iman ve iman ehli olan mu'minler, eğer bundan başkasına izafe edilecek olursa bu mecazi olur. Kermin mu'minin kalbine benzetilmesi de oldukça incelikli bir anlam taşır. Çünkü şeytan Ademoğlunun içerisinde nasıl kan ın aktığı gibi akıyorsa, şeytanın nitelikleri de üzüm ile bu şekilde cereyan eder. Nasıl ki üzümün suyunu koklamadan gaflete düşen bir kimse o suyun şaraba dönüşüp necis olmasına sebep oluyorsa, mu'min de şeytandan yana gaflete düşecek olursa bu, onu emirlere muhalefete iter. Bu benzetmeyi güçlendiren diğer husus da şudur: Hamr (şarap) ya kendiliğinden yahut onu dönüştürmek suretiyle sirke oluverir ve böylelikle (necisken) tahir olur. mu'min de nasCıh bir şekilde tevbe ederse derhal daha önce onlarla nitelendirildiğinden ötürü kendisini kirletmiş bulunan önceki günahların pisliğinden tertemiz oluverir O, bu tevbeye ya öğüt ve buna benzer başkasının etkisi ile yönelir, -bu da şarabı sirkeleştirmeye benzer- yahut kendiliğinden bu yola gider. Bu da şarabın kendiliğinden sirkeye dönüşmesine benzer. O halde aklı başında olan bir kimsenin, yerilen niteliğe sahip halde ölüp gitmemek için kalbini tedaviye yönelmesi gerekir
Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "They say Al-Karm (the generous), and in fact Al-Karm is the heart of a believer
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم " سَمُّوا بِاسْمِي، وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي ".
Ebu Hureyre'den: Ebu'l-Kasım Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyem ile künyelenmeyiniz" buyurdu
Narrated Abu Huraira:Abu-l-Qasim (The Prophet) said, "Name yourselves by my name, but do not call yourselves by my Kuniya
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ زَيْنَبَ، كَانَ اسْمُهَا بَرَّةَ، فَقِيلَ تُزَكِّي نَفْسَهَا. فَسَمَّاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَيْنَبَ.
Ebu Hureyre'den rivayete göre; "Zeyneb'in adı Berre idi. O, kendisini tezkiye edip öğüyor denilince, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da ona Zeyneb adını verdi
Narrated Abu Huraira:Zainab's original name was "Barrah," but it was said' "By that she is giving herself the prestige of piety." So the Prophet (ﷺ) changed her name to Zainab
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " سَمُّوا بِاسْمِي وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي، وَمَنْ رَآنِي فِي الْمَنَامِ فَقَدْ رَآنِي، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لاَ يَتَمَثَّلُ صُورَتِي، وَمَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ".
Ebu Hureyre r.a.'dan rivSyete göre; "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyemle künyelenmeyiniz, Beni rüyasında gören bir kimse, beni gördü demektir. Çünkü şeytan benim suretime giremez. Kasten benim hakkımda yalan uyduran bir kimse de cehennemdeki yerine hazırlansın
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Name yourselves after me (by my name), but do not call yourselves by my Kuniya, and whoever sees me in a dream, he surely sees me, for Satan cannot impersonate me (appear in my figure). And whoever intentionally ascribes something to me falsely, he will surely take his place in the (Hell) Fire
أَخْبَرَنَا أَبُو نُعَيْمٍ الْفَضْلُ بْنُ دُكَيْنٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ لَمَّا رَفَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَأْسَهُ مِنَ الرَّكْعَةِ قَالَ " اللَّهُمَّ أَنْجِ الْوَلِيدَ بْنَ الْوَلِيدِ، وَسَلَمَةَ بْنَ هِشَامٍ، وَعَيَّاشَ بْنَ أَبِي رَبِيعَةَ، وَالْمُسْتَضْعَفِينَ بِمَكَّةَ، اللَّهُمَّ اشْدُدْ وَطْأَتَكَ عَلَى مُضَرَ، اللَّهُمَّ اجْعَلْهَا عَلَيْهِمْ سِنِينَ كَسِنِي يُوسُفَ ".
Ebu Hureyre'den, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, rüku'dan başını kaldırınca şöyle dua etti: Allah'ım, Velid İbn Velid'i, Seleme İbn Hişam'ı, Ayyaş İbn Ebi Rebia'yı ve Mekke'de bulunan musta’zaf mu'minleri kurtar. Allah'ım, Mudar üzerindeki baskını arttır. Allah'ım, bu yıllarını onlara Yusuf'un kıtlık yılları gibi kıl." Fethu'l-Bari Açıklaması: " Velid adını vermek." Bu ismin mekruh görüldüğüne dair Taberani'nin İbn Mesud'dan diye rivayet ettiği şu hadis vardır: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir kimsenin kölesine ya da oğluna Harb, Murre yahut Velid adını vermesini nehyetmiştir." Hadisin senedi oldukça zayıftır. Yine bu hususta mürsel bir başka hadis varid olmuştur. Bu hadisi Yakub İbn Süfyan, Tarih'inde, Beyhaki de Delailu'n-Nubuwe adlı eserinde kendi rivayet yoluyla zikretmiştir. Abdurrezzak da bu hadisi e-Emaiı adlı eserinin ikinci cüzünde zikretmiştir. Said İbn el-Müseyyeb 'den de şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Ümmü Seleme'nin kardeşinin bir oğlu dünyaya geldi, ona el-Velid adını verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Siz buna Firavunlarınızın adını verdiniz. And olsun bu ümmette kendisine el-Velid denilen bir adam gelecek ve ümmetine karşı Firavun'un kendi kavmine olan şerrinden daha şerli olacaktır, buyurdu." el-Velid İbn Müslim rivayetinde şöyle demiştir: el-Evzaı dedi ki: Onlar bu kişinin el-Velid İbn Abdulhakem olduğu görüşünde idiler. Daha sonra biz bu kişinin el-Velid İbn Yezid olduğunu gördük. Çünkü insanlar ona karşı ayaklanınca, ondan dolayı fitneye düştüler, onu öldürdüler. Bu sebeple de ümmet aleyhine fitnelerin kapısı açıldı ve aralarında öldürme çoğaldı. Hakim de bunu bir başka yoldan, el-Velid'den, Ebu Hureyre'yi de zikretmek suretiyle mevsul bir senedIe rivayet etmiştir. Bunu Nuaym İbn Hammad'dan, o el-Velid İbn Müslim'den diye rivayet etmiştir. Hadisin sonlarında da şunları söylemektedir: "ez-Zührı dedi ki: Eğer el-Velid İbn Yezid halifeliğe geçirilirse odur, aksi takdirde bu kişi el-Velid İbn Abdulmelik'tir." Derim ki: Bana göre bu hadisin senedinde Ebu Hureyre'nin zikredilmesi, Nuaym İbn Hammad'ın yanılmalanndandır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Sözü geçen bu hadis, Buhari'nin şartına uymadığından ötürü adeti üzere ona işarette bulunmuş ve bu hususta caiz oluşa delil teşkil eden hadisi zikretmiştir. Çünkü eğer bu isim mekruh olsaydı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in adeti üzere bunu değiştirmesi gerekirdi. Zikredilen bu hadisin bazı rivayet yollarında sözü geçen bu el-Velid İbn el-Velid'in, Meğazi bölümünde de geçtiği gibi, daha sonra Medine'ye hicret ederek (muhacir olarak) geldiği de belirtilmektedir. Ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onun adını değiştirdiği de nakledilmiş değildir. Az önce geçen ve el-Velid adının değiştirilmesini emrettiğine dair rivayetıere gelince, bu, hadiste belirtilen şahsın oğlunun adının değiştirilmesine dair bir emirdir, o da buna uyarak oğlunun adını değiştirmiş ve Abdullah adını vermiştir
Narrated Abu Hurairah (ra):When the Prophet (ﷺ) (once) raised his head after bowing [in the Salat (prayer)] he said, "O Allah, save Al-Walid bin Al-Walid and Salama bin Hisham and 'Aiyyash bin Abu Rabi'a and the helpless weak believers of Makkah. O Allah, be hard on the tribe of Mudar. O Allah, send on them (famine-drought) years like the (famine-drought) years of (the Prophet) Yusuf (Joseph)