Berâ b. Âzib Rivayetleri

250 hadis bulundu · sayfa 6/13

Sahîh-i Buhârî No. 5650 Sahih

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَشْعَثُ بْنُ سُلَيْمٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ، نَهَانَا عَنْ خَاتَمِ الذَّهَبِ، وَلُبْسِ الْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ، وَالإِسْتَبْرَقِ، وَعَنِ الْقَسِّيِّ، وَالْمِيثَرَةِ، وَأَمَرَنَا أَنْ نَتْبَعَ الْجَنَائِزَ، وَنَعُودَ الْمَرِيضَ، وَنُفْشِيَ السَّلاَمَ‏.‏

Bera b. Azib r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyi emretti, yedi şeyi de yasakladı. Bize altın yüzük kullanmayı, ince ipek, kalın ipek ve atlas giyinmeyi, el-kassiy denilen ipek katılmış kumaşları, eğerler üzerine ipek yüzlü yastıklar kullanmayı yasakladı. Buna karşılık bize cenazelerin arkasından gitmeyi, hastayı ziyaret etmeyi, selamı yaygınlaştırmayı emir buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hastayı ziyaret etmenin vacip oluşu." Bu şekilde Buhari hasta ziyareti emrinin zahiri ne dayanarak kat'i şekilde vacip oluş ifadesini kullanmıştır. Müslim'in rivayetinde: "Beş şey, müslümanın Müslüman üzerinde vacip olan hakkıdır" şeklindedir ve bunu da aralarında zikretmiş bulunmaktadır. İbn Battal dedi ki: Burada emrin aç olana yemek yedirmek, esiri esirlikten kurtarmak gibi kifayet yoluyla vacip anlamında olma ihtimali vardır. Yakınlık bağlarını gözetmek, ülfeti ilerletmek için teşvik olmak üzere mendubluk ifade etme ihtimali de vardır. ed-Oavudı kat'i olarak birincisini dile getirerek şunları söylemiştir: Hasta ziyaretinin farz olduğunu birtakım kimseler başkalarından nakledegelmiş bulunmaktadır. Cumhur Ise: Hasta ziyareti aslında menduptur ama bazı kimseler dışarıda kalmak üzere bazıları hakkında vaciplik derecesine kadar ulaşabilir demişlerdir. Nevevi der ki: Vacip olmadığı üzerinde icma' vardır. Kastı da vacib-i aynı (farz-ı aynı olmadığıdır. Hastayı kollamak, onun durumunu görüp gözetmek, ona yumuşak ve tatlı davranmak da hasta ziyareti kapsamı içerisindedir. Hatta bazı hallerde bu, hastanın neşesinin yerine gelmesine, yeniden gücünü kazanmasına sebep dahi olabilir. Hadis-i şerifte geçen mutlak ifadeler dolayısıyla hasta ziyareti özellikle bazı vakitlerde yapılmak, bazı vakitlerde de yapılmamak gibi bir kayıtla sınırlanamaz. Ama hastanın sabah ve akşam vakitlerinden (birisinde) ziyaret edilmesi adet haline gelmiştir. Hastayı usandıracak yahut hasta sahiPlerine ağır gelecek kadar uzun süre oturmamak hasta ziyareti adabındandır. Eğer herhangi bir zorunluluk uzun süre oturmasını gerektiriyorsa bunda bir sakınca olmaz. Nitekim daha sonra gelen Cabir'in rivayet ettiği hadis de böyledir. Hasta ziyaretinin fazileti hususunda çok sayıda senedi ceyyid hadisler varid olmuştur. Müslim ve Tirmizi'nin zikrettiği Sevban yoluyla gelen şu hadis bunlardan birisidir: "Müslüman bir kimse Müslüman hasta kardeşini ziyaret edecek olursa hep cennetin olgun meyveleri arasında kalmaya devam eder

Narrated Al-Bara bin Azib:Allah's Messenger (ﷺ) ordered us to do seven things and forbade us to do seven other things. He forbade us to wear gold rings, silk, Dibaj, Istabriq, Qissy, and Maithara; and ordered us to accompany funeral processions, visit the sick and greet everybody. (See Hadith No)

Sahîh-i Buhârî No. 5836 Sahih

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أُهْدِيَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثَوْبُ حَرِيرٍ، فَجَعَلْنَا نَلْمُسُهُ، وَنَتَعَجَّبُ مِنْهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتَعْجَبُونَ مِنْ هَذَا ‏"‏‏.‏ قُلْنَا نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَنَادِيلُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ فِي الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِنْ هَذَا ‏"‏‏.‏

Bera r.a.'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ipekten bir elbise hediye edildi. Biz de ona dokunmaya ve ondan dolayı hayrete başladık. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Siz buna (hayran kalarak) şaşıyor musunuz, buyurdu. Biz: Evet deyince o: Sa'd b. Muaz'ın cennet- . teki mendilleri bundan daha hayırlıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: İpek giyinmenin yasaklanması, onun aynı ile (yani ipeği n kendisi) necis oluşundan dolayı değildir. Takva sahiplerinin giyiminden olmadığından dolayı yasaklanmıştır. Bununla birlikte tahirdir, ona dokunmak, onu satmak ve bedelinden yararlanmak caizdir. Sözü geçen bu hadis ile ilgili bazı açıklamalar daha önceden Hibe bölümünde geçmiş bulunmaktadır

Narrated Al-Bara:The Prophet (ﷺ) was given a silk garment as a gift and we started touching it with our hands and admiring it. On that the Prophet (ﷺ) said, "Do you wonder at this?" We said, "Yes." He said, "The handkerchiefs of Sa`d bin Mu`adh in Paradise are better than this

Sahîh-i Buhârî No. 5848 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعَ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَرْبُوعًا، وَقَدْ رَأَيْتُهُ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَحْسَنَ مِنْهُ‏.‏

Bera r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem orta boylu idi. Ben onu kırmızı bir elbise giyinmişken gördüm. Ondan daha güzelini asla görmedim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kırmızı elbise." Kırmızı elbise giymek hususunda selefin görüşlerini yedi ayrı görüş olarak şöylece özetleyebiliriz: 1- Mutlak olarak caizdir. Ali, Talha, Abdullah b. Cafer, el-Bera ve ashab-ı kiram'dan daha başkalarından, tabiinden de Said b. el-Müseyyeb, en-Nehaı, eşŞa'bı, EbQ Kilabe ile EbQ Vail ve kalabalık bir topluluktan rivayet edilmiştir. 2- Mutlak olarak yasaktır. Buna gerekçe ise daha önce kaydedilen Abdullah b. Amr yolu ile gelen hadis ile Beyhaki'nin naklettiği İbn Mace'nin de zikrettiği İbn Ömer'in şu hadisidir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-mufeddem denilen uspur ile iyice doyurulmuş (boyanmış) elbise giyinmeyi nehyetmiştir." Bunun ne demek olduğunu hadiste zaten açıklamış bulunmaktadır. Ömer'den rivayet edildiği ne göre de o bir adam üzerinde uspurlu bir elbise gördü mü onu hızhca çeker ve: Bunu bırakın da kadınlar giyinsin, derdi." Bunu Taberi rivayet etmiş bulunmaktadır. 3- Boyası hafif olanlar değil de kırmızısı iyice doyurulmuş elbise giyinmek mekruhtur. Bu görüş Ata, Taws ve Mücahid'den rivayet edilmiştir. Bu hususta delil de az önce zikrettiğimiz el-müfeddem'i söz konusu eden hadis olabilir. 4- Süslenmek ve gösteriş kastı ile kırmızı elbise giymek, mutlak olarak mekruhtur. Ama evlerde, iş esnasında giyilmesi caizdir. Bu görüş İbn Abbas'tan nakledilmiştir. 5- İpliği boyandıktan sonra dokunmuş olanı giymek caizdir. Ama dokunduktan sonra boyananı giyinmek yasaktır. Bu görüşe el-Hattabı meyletmiş ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kırmızı bir elbise giyindiğine dair varid olmuş haberlerde geçen hullenin Yemen hullelerinden birisi oluşunu delilgöstermiştir. Aynı şekilde kırmızı burdlerin durumu da böyledir. Yemen burdlerinin ipi önce boyanır, sonra dokunurdu. 6- Nehy (yasak) özelolarak uspur ile boyanmış elbiseler hakkındadır. Çünkü nehy ona dair varid olmuştur. Daha başka boyalarla boyanmış olan ise yasak değildir. Ancak daha önce geçmiş olan Muğire hadisi bu iddiayı zayıflatmaktadır. 7 - Yasağın bütünüyle kırmızıya boyanmış olan elbise hakkında has kabul edilmesi. Kırmızı dışında beyaz, siyah ve daha başka renklerin de bulunduğu elbiseler ise yasak değildir. İşte kırmızı hulle hakkında varid olmuş hadisler de buna göre yorumlanır. Çünkü Yemen'den gelen hulleler çoğunlukla kırmızı ve daha başka renkte çizgili yapılırdj. İbnu'l-Kayyim dedi ki: İlim adamlarından kimisi kırmızı boya ile iyice doyurulmuş bir elbise giyer ve onun bununla sünnete uyduğunu iddia ederdi. Ama bu yanlıştır. Çünkü kırmızı hulle Yemen burdlerindendir. Burd ise sadece kırmızı ile boyanmaz. İbnu'l-Kayyim böyle demiştir. et-Taberı ise bu görüşlerin çoğunu zikrettikten sonra şunları söylemektedir: Benim görüşüme göre her renkle boyanmış olan elbiseyi giymek caizdir. Şu kadar var ki ben katıksız kırmızı (kırmızıya doymuş) elbiseyi giymeyi sevmediğim gibi, diğer elbiselerin üzerinde üst elbise olarak kırmızı renkli yi de mutlak olarak giyinmeyi sevmiyarum. Çünkü kırmızı elbise günümüzde mert kimselerin elbise çeşitleri arasında değildir. Şüphesiz ki günah olmadığı sürece zamanın kılık kıyafetine riayet etmek, mertliğin bir gereğidir. Kabul gören kıyafetlere aykırı hareket etmek ise bir tür gösteriştir. Bunun sekizinci bir görüş olarak kabul edilmesi de mümkündür. Bu konuda meselenin tahkikine gelince, kırmızı renkli elbiseyi giymeye dair yasak, kafirlerin giydiği elbise olduğundan ötürü ise bu hususta kabul edilmesi gereken görüş, ileride geleceği üzere kırmızı mısera ile ilgili görüş gibidir. Eğer yasak, onun kadınların kıyafeti olduğundan dolayı ise, o takdirde bu, kadınlara benzemenin yasaklanışı kapsamındadır. Bu durumda onun nehyedilmesi, bizatihı değildir. Eğer gösteriş yahut mertliğe aykırı olmak açısından yasaklanmış ise, böyle bir halalduğu takdirde yasak olur, değilse Malik'in benimsediği görüş olan toplantı yerleri ile evarasında fark gözetmek, daha da pekişir

Narrated Al-Bara:The Prophet (ﷺ) was of a modest height. I saw him wearing a red suit, and I did not see anything better than him

Sahîh-i Buhârî No. 5849 Sahih

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ عِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَنَهَانَا عَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ، وَالْقَسِّيِّ، وَالإِسْتَبْرَقِ، وَمَيَاثِرِ الْحُمْرِ‏.‏

Bera r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şu yedi şeyi emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, cenazelerin arkasından gitmeyi, aksırıp elhamdulillah diyene yerhamukellah demeyi. Bize ayrıca harir, dibac, kassı ve istebrak denilen ipek türlerini giyinmeyi, kırmızı mıseraları (altlık ve üstlük örtüleri kullanmayı) nehyetmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyd dedi ki: Nehyedildiği belirtilen kırmızı mıseralar, Acemlerin binekleri üzerinde bulunan kalın ve ince ipekten olurdu. Her durumda da mısera denilen şeyeğer ipekten ise, onun yasaklanışı ipeğin üzerinde oturmanın yasakIanışı gibidir. Bu husustaki görüş, daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Ancak kırmızı kaydı ile zikredilmesi, mutlak ipekten daha da özeldir. Bu durumda ipek, yasaktır. Eğer bununla birlikte kırmızı olursa daha bir yasaktır, yasak pekişir. Eğer ipek değil ise, bu husustaki nehy, Acemlere benzemeye çalışmaktan men etmek içindir

Narrated Al-Bara:The Prophet (ﷺ) ordered us to observe seven things: To visit the sick; follow funeral processions; say 'May Allah bestow His Mercy on you', to the sneezer if he says, 'Praise be to Allah!; He forbade us to wear silk, Dibaj, Qassiy and Istibarq (various kinds of silken clothes); or to use red Mayathir (silkcushions). (See Hadith No. 253 A, Vol)

Sahîh-i Buhârî No. 5863 Sahih

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَشْعَثُ بْنُ سُلَيْمٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ نَهَانَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ سَبْعٍ نَهَى عَنْ خَاتَمِ الذَّهَبِ ـ أَوْ قَالَ حَلْقَةِ الذَّهَبِ ـ وَعَنِ الْحَرِيرِ، وَالإِسْتَبْرَقِ، وَالدِّيبَاجِ، وَالْمِيثَرَةِ الْحَمْرَاءِ، وَالْقَسِّيِّ، وَآنِيَةِ الْفِضَّةِ، وَأَمَرَنَا بِسَبْعٍ بِعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَرَدِّ السَّلاَمِ، وَإِجَابَةِ الدَّاعِي، وَإِبْرَارِ الْمُقْسِمِ، وَنَصْرِ الْمَظْلُومِ‏.‏

Bera b. Azib r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi şeyi yasakladı: Altın yüzüğü -ravi: yahut altın halkayı, dedi-, harır, istebrak ve dıbac denilen ipek çeşitlerini, kırmızı renkli ipek altlık kullanmayı, kassı denilen ipekli kumaşı ve altın kapları kullanmayı. .. Bize şu yedi şeyi de emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, cenazelerin arkasından gitmeyi, aksıran kimseye (elhamdulillah dediğinde yerhamukellah diyerek) dua etmeyi, selamı almayı,davet edEonin davetini kabul etmeyi, yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmeyi ve mazluma yardımcı olmayr

Narrated Al-Bara' bin `Azib:The Prophet (ﷺ) forbade us to use seven things: He forbade using gold rings, silk, Istabraq, Dibaj, red Mayathir, Al-Qassiy, and silver utensils. He ordered us to do seven other things. To pay a visit to the sick; to follow funeral processions; to say, "May Allah be merciful to you" to a sneezer if he says "Praise be to Allah"; to return greetings, to accept invitations; to help others to fulfil their oaths and to help the oppressed ones

Sahîh-i Buhârî No. 5901 Sahih

حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، يَقُولُ مَا رَأَيْتُ أَحَدًا أَحْسَنَ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ بَعْضُ أَصْحَابِي عَنْ مَالِكٍ إِنَّ جُمَّتَهُ لَتَضْرِبُ قَرِيبًا مِنْ مَنْكِبَيْهِ‏.‏ قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ سَمِعْتُهُ يُحَدِّثُهُ غَيْرَ مَرَّةٍ، مَا حَدَّثَ بِهِ قَطُّ إِلاَّ ضَحِكَ‏.‏ تَابَعَهُ شُعْبَةُ شَعَرُهُ يَبْلُغُ شَحْمَةَ أُذُنَيْهِ‏.‏

Bera şöyle demiştir: "Ben kırmızı bir hulle (bir takım elbise) giyinmiş olduğu halde Nebiden daha güzel görünen kimseyi görmedim." (Buhari) dedi ki: Arkadaşlarımın bazısının (hocamın) Malik'ten naklettiğine göre, Nebiin başındaki saçları omuzlarına yakın, onlara değecek kadar uzuyordu. Ebu İshak da: Ben onu (el-Bera'yı) birden çok defa bunu tahdis ederken dinlemişimdir. Bu hadisi tahdis ettiği her seferinde mutlaka gülerdi. Şu'be "Nebiin saçları kulak memelerine kadar ulaşırdı" diyerek ona (Ebu İshak'a) mutabaat etmiştir

Narrated Al-Bara':I did not see anybody in a red cloak looking more handsome than the Prophet. Narrated Malik: The hair of the Prophet (ﷺ) used to hang near his shoulders. Abu Ishaq said, "I heard him relate it more than once. He always laughed when he related it." Narrated Shu`ba: The hair of the Prophet (ﷺ) used to hang down to the earlobes

Sahîh-i Buhârî No. 6153 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِحَسَّانَ ‏ "‏ اهْجُهُمْ ـ أَوْ قَالَ هَاجِهِمْ ـ وَجِبْرِيلُ مَعَكَ ‏"‏‏.‏

Bera r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hassan'a: "Onları hicvet -yahut onların hicivlerine karşılık ver!- Cebrail seninle birliktedir, demiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Müşrikleri hicvetmek". Buhari bu başlılua şiirin bir bölümünün müstehap olabileceğine de işaret etmiştir. Ahmed, Ebu Davud, Nesai, sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Enes'ten şu merfu hadisi rivayet ederler: "Müşriklere karşı dillerinizle cihad ediniz." Kureyş'in menkıbeleri başlığında da Ka'b İbn Malik'in ve daha başkalarının bu hususta rivayet ettikleri hadislere işaret edilmiş idi. Taberani ise Ammar İbn Yasir'den şu hadisi rivayet etmektedir: "Müşrikler bizi hicvedince, Resulullah s.a.v. bizlere: Onların sizlere söyledikleri gibi siz de onlara söyleyiniz, buyurdu." Biz de bunu Medinelilerin cariyelerine öğretiyordu k. Hassan'ın: "Seni çekeceğim" ifadesi, and olsun onların senin nesebini hicvetmelerine fırsat vermeyeceğim. Öyle ki senin nesebinin herhangi birisine hiciv, yergi ulaşmayacaktır. Tıpkı bir kılın hamurdan çekildiği vakit üzerinde hiçbir hamur eserinin kalmaması gibi. Hadisten Müslümanlara sövmesi karşılığında, cevap olmak üzere müşriğe sövmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Müslümanlara sövmemeleri için müşriklere sövmenin mutlak olarak yasaklanmış olması bununla çatışma arz etmez. Çünkü bu yasak öncelikle onlara sövmek hakkında yorumlanmıştır. İntikam almak üzere cevap veren kimseler için değildir. Başlıktaki üçüncü hadis Ebu Hureyre'nin, Abdullah İbn Revaha'nın şiiri ile ilgili hadisidir. Bu hadise dair açıklamalar daha önce Namaz bölümünün sonlarında "Gece namazı kılmak" başlığında geçmiş idi. İbn Battal dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre eğer şiir Allah'ın zikrini ve salih amelleri ihtiva ediyorsa güzeldir ve şiirin yerildiğine dair varid olmuş buyrukların kapsamına girmez

Narrated Al-Bara:The Prophet (ﷺ) said to Hassan, "Lampoon them (the pagans) in verse, and Gabriel is with you

Sahîh-i Buhârî No. 6195 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، قَالَ لَمَّا مَاتَ إِبْرَاهِيمُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ لَهُ مُرْضِعًا فِي الْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏

…Bera' (bin A’zib r.a.) dedi ki: "İbrahim aleyhisselam ölünce Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da: Şüphesiz onun cennette bir sütannesi vardır, buyurdu

Narrated Al-Bara:When Ibrahim (the son of the Prophet) died, Allah's Messenger (ﷺ) said, "There is a wet nurse for him in Paradise

Sahîh-i Buhârî No. 6222 Sahih

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَشْعَثِ بْنِ سُلَيْمٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ، أَمَرَنَا بِعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعِ الْجِنَازَةِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَإِجَابَةِ الدَّاعِي، وَرَدِّ السَّلاَمِ، وَنَصْرِ الْمَظْلُومِ، وَإِبْرَارِ الْمُقْسِمِ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ، عَنْ خَاتَمِ الذَّهَبِ ـ أَوْ قَالَ حَلْقَةِ الذَّهَبِ ـ وَعَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ، وَالسُّنْدُسِ، وَالْمَيَاثِرِ‏.‏

Bera’ (b. A’zib) r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yedi hususu emretti ve bize yedi hususu yasakladı. Bize hastayı ziyaret etmeyi, cenazenin arkasından gitmeyi, aksırana (elhamdulillah demesi halinde) yerhamukellah demeyi, davet edenin davetine icabet etmeyi, selamı almayı, zulme uğramış kimseye yardım etmeyi, yemin vererek senden bir şey isteyenin istediğini yerine getirmeyi emir buyurdu. Bize şu yedi şeyi de yasakladı: Altın yüzüğü -ya da altın halkayı dedi-, harir, dibac ve sündüs (denilen) ipek kumaşları giyinmeyi ve at eğerlerinin üzerine ipek minderler koymayı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Aksırana Allah'a hamdettiği takdirde yerhamukellah demek." Yani belirtilen şarta bağlı olarak aksırana teşmitte bulunma (yerhamukellah deme)nin meşru oluşu. Buhari hükmün ne olduğunu tayin etmemiştir. Bununla birlikte başlıktaki hadiste görüldüğü gibi, bu hususta emir sabit olmuştur. İbn Dakiki'l-'Id dedi ki: Emrin zahiri, vücub ifade etmesidir. Ayrıca bunu bir sonraki başlıkta gelecek olan Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisteki şu ifadeler de desteklemektedir: "Aksırıp elhamdulillah dediği işitilen her aksıran kişiye yerhamukellah demek, her Müslümanın üzerinde bir haktır." Müslim'de yer alan Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste de "Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır" dedikten sonra bunlar arasında: "Aksırıp da Allah'a hamd ettiği takdirde sen de ona yerhamukellah de" ifadelerini zikretmektedir. Buhari de bir başka yoldan, Ebu Hureyre'den: "Beş şey Müslümanın lehine diğer Müslümanın üzerine vaciptir" deyip, bunlar arasında aksırıp elhamdulillah diyene yerhamukellah demeyi de zikretmektedir. Bu hadis aynı şekilde Müslim'de de yer almaktadır. Aişe r.anha'nın rivayet ettiği Ahmed ve Ebu Ya'la tarafından zikredilen hadiste şöyle denilmektedir: "Sizden biriniz aksırırsa elhamdulillah desin. Onun yanında bulunan da yerhamukellah desin." Buna yakın bir hadis, Taberani'de Ebu Malik'ten diye rivayet edilmiştir. Malikilerden İbn Müzeyyen bu hadislerin zahirinin ifade ettiği hükmü be-nimsemiş, Zahiriye mensuplarının çoğunluğu da böyle demiştir. İbn Ebi Cemra da şöyle demektedir: Bizim mezhebimize mensup ilim adamlarından bir topluluk, bunun farz-ı ayn olduğunu söylemişlerdir. İbnu'lKayyim de Sünen haşiyesinde bu görüşün kuvvetli olduğunu belirterek şunları söylemektedir: Bu hüküm açıkça vacip lafzı ile ona delalet eden "hak" Iafzı ile bu hususta anlamı apaçık olan "ala: üzerine" lafzı ile, vücub için hakikat anlamı ile kullanılan emir sigası ile gelmiştir. Sahabi de: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize emretti" demektedir. Şüphesiz fakihler bütün bunların toplamının bulunmadığı pek çok şeyin vacib olduğunu söylemişlerdir. Başkaları ise, bir kısmın ifa etmesi halinde diğerlerinden düşen kifaye farzı olduğu görüşünü benimsemiştir. Ebu'l-Velid İbn Rüşd ve Ebu Bekir İbnu'l-Arabi de bunu tercih etmiştir. Hanefilerle Hanbelilerin cumhuru da bu görüştedir. Abdulvehhab ile Malikilerden bir topluluk da elhamdulillah diyen aksırana, yerhamukellah demenin müstehap olduğu görüşündedir. Bir topluluk adına da bir kişinin söylemesi yeterlidir. Bu aynı zamanda Şafi1lerin de görüşüdür. Delil bakımından tercih e değer olan, ikinci görüştür. Vücuba delalet eden sahih hadisler ise vücubun kifaye yoluyla oluşuna aykın değildir. Nevevı el-Ezkar adlı eserinde şunları söylemektedir: Aksırma arka arkaya tekrarlanacak olursa, sünnet, ona yerhamukellah demektir. Bundan da aksıran kimseye Allah'a hamdetmesi şartıyla üç defadan fazla aksırmadığı takdirde her keresinde aksırana yerhamukellah demenin meşru olduğu anlaşılmaktadır. Bu üç aksırmasının peşpeşe olup olmaması arasında da bir fark yoktur. Daha sonra Nevevı İbnu'l-Arabi'den şunu nakletmektedir: İlim adamları arka arkaya aksıran kimseye ikincisinde mi, üçüncüsünde mi yoksa dördüncüsünde mi: Sen nezlesin denileceği hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Doğrusu, üçüncüsünde böyle denileceğidir. İbn Dakiki'I-'Id dedi ki: Aynı şekilde imam hutbe verirken aksıran kimseye de yerhamukellah demek müstesnadır. Çünkü bu durumda aksıran kimseyi işitenin ona yerhamukellah demesi emri ile hutbe okuyan kimsenin hutbesini işitenin dinlemesi emri birbiriyle çatışmaktadır. Tercih edilen ise hutbeyi dinlemektir. Çünkü hatibin hutbesini bitirmesinden sonra aksırana yerhamukellah diyerek telafi etmek mümkündür

Narrated Al-Bara:The Prophet (ﷺ) ordered us to do seven (things) and forbade us from seven (other things): He ordered us to pay a visit to the sick, to follow funeral possessions, to say: May Allah be merciful to you to a sneezer, - if he says: Praise be to Allah, to accept invitation (invitation to a wedding banquet), to return greetings, to help the oppressed, and to help others to fulfill their oaths (provided it was not sinful). And he forbade us from seven (things): to wear golden rings or golden bangles, to wear silk (cloth), Dibaj, Sundus and Mayathir

Sahîh-i Buhârî No. 6235 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ أَشْعَثَ بْنِ أَبِي الشَّعْثَاءِ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ بِعِيَادَةِ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ، وَتَشْمِيتِ الْعَاطِسِ، وَنَصْرِ الضَّعِيفِ، وَعَوْنِ الْمَظْلُومِ، وَإِفْشَاءِ السَّلاَمِ، وَإِبْرَارِ الْمُقْسِمِ، وَنَهَى عَنِ الشُّرْبِ فِي الْفِضَّةِ، وَنَهَانَا عَنْ تَخَتُّمِ الذَّهَبِ، وَعَنْ رُكُوبِ الْمَيَاثِرِ، وَعَنْ لُبْسِ الْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ، وَالْقَسِّيِّ، وَالإِسْتَبْرَقِ‏.‏

Bera’ İbn Azib r.a.'dan dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şu yedi şeyi emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, cenazenin peşindeng;tmeyi, aksırıp elhamdulillah diyene yerhamukellah demeyi, zayıf kimseye yardımcı olmayı, mazluma yardım etmeyi, selamı yaygınlaştırmayı, Allah adına yemin edenin andıyla istediği şeyi yerine getirmeyi. Diğer taraftan gümüş kapta içmeyi nehyetti. Altın yüzük takınmayı, hayvanların eğerleri üzerine ipekten yastık ve benzeri şeyler koyarak binmeyi, harir, dibac, kass! ve istebrak denilen ipek elbiseleri giyinmeyi nehy etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Selamı yaygınlaştırmak" İfşa (yaygınlaştırmak), açığa çıkarmak demektir. Maksat, selam sünnetini canlandırmaları için selamın yayılmasıdır. Buhari elEdebu'l-Müfred'de sahih bir sened ile İbn Ömer'den: "Selam verdiğin takdirde selamını işittir. Çünkü selam Allah'tan bir tahiyye (esenlik dileği)dir" demiştir. Nevevi dedi ki: Selam vermenin asgari seviyesi, kendisine selam verilenin duyacağı şekilde yüksek sesle selam vermektir. Eğer selam verdiği kimseye sesini işittirmeyecek olursa sünneti yerine getirmiş olmaz. Selamını işittiğinden emin olacak kadar sesini yükseltmesi de müstehaptır. Ancak uyanık ve uyuyan kimselerin bir arada bulunduğu bir yere girmesi halinde yüksek sesle selam vermek, bundan istisna edilmiştir. Bu gibi durumda sünnet Müslim'in Sahih'inde el-Mikdad'dan sabit olan şu rivayetine uygun hareket etmektir: el-Mikdad dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin gelir ve uyuyan birisini uyandırmayacak, uyanık olan kimseye de işittirecek şekilde bir selam verirdi." Nevev! de el-Mütevelli'den şöyle dediğini nakletmektedir: Bir topluluk ile karşılaştığı takdirde, onların bir bölümüne özelolarak selam vermesi mekruhtur. Çünkü selamın meşru kılınışından kasıt, ülfetin meydana gelmesidir. Selamın bir gruba özelleştirilmesi, dışarıda tutulan kimselerin uzaklaşmalarını gerektirir. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şu yedi hususu emretti: Hastayı ziyaret etmeyi ... " Libas (giyim) bölümünde Buhari'nin bu hadisi değişik yerlerde zikretmiş olmakla birlikte bunu çoğunluğunda bütünüyle kaydetmemiş olduğunu söylemiş idik. Burası emrolunan yedi hususun ve yasak kılınan yedi hususun zikredilmiş olduğu yerlerden birisidir. Burada bu hadisin zikredilmesinden kasıt ise, selamın yaygınlaştırılması ile ilgili kısımdır. Hasta ziyareti ile ilgili hususa dair açıklamalar Tıb bölümünde, (Tıb'da değil de merda'da 5650 nolu hadiste) cenazelerin arkasından gitmek aynı bölümde, mazluma yardımcı olmak ile ilgili açıklamalar Mezalim bölümünde, (2445.hadiste) aksırana yerhamukellah deme ile ilgili açıklamalar Edeb bölümünün son taraf1arında (6222.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. And veren kimsenin yeminini yerine getirme ile ilgili açıklamalar da el-Eyman ve'n-Nuzur (yeminler ve adaklar) bölümünde gelecektir. Yasak kılınan hususlar ile ilgili açıklamalar da Eşribe (içecekler) bölümünde (5635.hadiste) ve Libas (giyim) bölümünde geçmiş bulunmaktadır. Burada sözü geçen zayıf kimseye yardımcı olmanın hükmü de Mezalim bölümünde geçmiş bulunmaktadır. el-Kermani dedi ki: Zayıf kimseye yardımcı olmak, davet edenin davetine icabet etmenin kapsamı içerisindedir. Çünkü davet eden bir kimse zayıf olabilir, onun davetini kabul edip icabet etmek de ona yardım etmek şeklinde olabilir. "Ve selamı yaygınlaştırmayı" Müslim, Ebu Hureyre'den şu merfu hadisi zikretmektedir: "Dikkat edin' Ben size kendisi vasıtasıyla birbirinizi seveceğiniz şeyi göstereyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırınız." İbnu'l-Arabi dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre selamı yaygınlaştırmanın faydaları arasında selamlaşanlar arasında sevginin husule gelmesi de vardır. Bunun böyle olmasının sebebi, dinin şer'ı hükümlerinin uygulanması, kafirlerin de zelil kılınması için, karşılıklı yardımlaşmak suretiyle faydanın genel bir hal alması için kelimeye alışkanlığın kazanılması dolayısıyladır. Bu kelime işitildiği zaman onu iyice anlayan kimsenin kalbine ulaşır, kalpteki nefret uzaklaşarak onu söyleyen e doğru sevgiyle yönelinilir. Abdullah İbn Selam'dan Nebie ref ederek: "Yemek yediriniz, selamı yaygınlaştırınız" hadisi rivayet edilmiştir. Bu hadiste: "Selametle cennete girersiniz" ifadeleri de yer almaktadır. Bunu Buhari el-Edebu'I-Müfred'de rivayet etmiştir. Selamın yaygınlaştırılması ile ilgili hadislerden birisi de Nesai'nin, Ebu Hureyre'den Nebie merfu olarak rivayet ettiği şu hadistir: "Sizden biriniz oturduğu takdirde selam versin, kalktığı vakit de selam versin. Çünkü ilk defa selam verilmesi, ayrılırken verilen selamdan daha ileri bir hak değildir." Selamın yaygınlaştırılmasının emredilmesi, . gizlice selam vermenin yeterli olmadığına delil gösterilmiştir. Aksine selamın açıkça verilmesi gerekir. Bunun asgari seviyesi ise selamın verilirken de, alınırken de işittirilmesidir. EI ve benzeri işaret de yeterli değildir. Nesai ceyyid bir senedie Cabir'den merfu olarak şu hadisi zikretmektedir: "Yahudilerin selam verdiği gibi selam vermeyiniz. Çünkü onların selam vermeleri başlar ve eller iledir." Namaz hali bundan istisna edilir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in namaz kılarken işaret ile selamı aldığına dair senedi ceyyid hadisler varid olmuştur. Bunlardan birisi Ebu Said'in rivayet ettiği: "Bir adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e namaz kılarken selam verdi, işaret ile onun selamını aldı" hadisidir. İbn Dakiki'l-'Id der ki: Kendisine selam verilmesinin terk edilmesi emrediImiş bulunan kimselere -kafir gibi- selam vermek, müstehap hükmünden istisna edilir. Derim ki: Buna da daha önce zikretmiş olduğumuz: "Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi size göstereyim mi?" hadisi delil teşkil etmektedir. Müslümanın ise kafire düşmanlık etmekle emrolunduğundan ötürü onu sevmeyi, muhabbet beslemeyi gerektirecek işleri yapması meşru olmaz. Fasık kimseye, çocuğa selam vermenin ve erkeğin kadına, kadının da erkeğe selam vermesinin meşruiyeti, bir mecliste kafir ve Müslüman bir arada bulunuyorsa Müslümanın hakkına riayet etmek üzere selam vermenin meşru olup olmadığı yahutta kafir dolayısıyla selam verme yükümlülüğünün düşüp düşmeyeceği hususunda da görüş ayrılığı vardır. Buhari bütün bunlar hakkında başlık açmış bulunmaktadır. Nevevı der ki: Yemek, içmek, cima etmekle meşgulolan yahut helada hamamda bulunan, uyuyan uyuklayan, namaz kılan, ezan okuyan bir kimsenin sözü geçen bu hali devam ettiği sürece ona ilk olarak selam verme genel hükmünden müstesnadırlar (yani bu halde olanlara selam verilmez). Nevevı dedi ki: Cuma hutbesi esnasında selam vermeye gelince, dinleme emri dolayısıyla mekruhtur. Eğer hutbe sırasında selam verecek olursa, hutbeyi dinlemek vaciptir diyenlere göre, selamın alınması icap etmez. Sünnet olduğunu kabul edenlere göre ise selamı alır. Her iki durumda da bir kişiden fazlasının selamı almaması gerekir. Kur'an okumakla meşgulolana gelince, el-Vahidi dedi ki: Daha uygun olanı ona selam vermemektir. Eğer ona selam verilecek olursa, Kur'an okuyanın işaret ile selamı alması yeterlidir. Daha sonra da şunları söylemektedir: Dua ile meşgulolup kendisini tam anlamıyla duaya vermiş, kalbini huzur ile bir araya getirmiş kimse için de, Kurlan okuyan gibidir, denilebilir. Bana göre daha kuwetli görülen, ona selam vermenin mekruh olacağıdır. Çünkü bundan dolayı rahatsız edilmiş olur ve bu iş ona yemek yeme meşakkatinden daha ağır gelir. Selamı yaygınlaştırma genel emrinin kapsamına içinde kimsenin bulunmadığı bir mekana giren kişinin kendisine selam vermesi de girer. Çünkü yüce Allah: liNe zaman ki bu evlere girerseniz, kendinize Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir selam olmak üzere selam veriniz."(Nur, 61) diye buyurmaktadır. Buhari de el-Edebull-Müfredlde, İbn Ebi Şeybe de hasen bir sened ile İbn ÖmerIden şu rivayeti nakletmektedirler: "Evde herhangi bir kimse bulunmuyor ise es-selamu aleyna ve ala ibadillahissalihın: Selam bize ve Allah'ın salih kullarına olsun, demesi müstehaptır." Kendisine selam verdiği takdirde selamı almayacağını zannettiği bir kimsenin yanından geçen bir kimsenin de ona selam vermesi ve bu zan dolayısıyla selam vermekten vazgeçmemesi de meşrudur. Çünkü bu zannında hata ediyor olabilir. (Nevevi) dedi ki: Böyle bir durum ile karşı karşıya kalan kimsenin bu kişiye nazik ve yumuşak ifadelerle selamı almanın vacip olduğunu söylemesi ve bundan dolayı farzı yerine getirmiş olmak için de selam vermesi gerektiğini hatırlatması gerekir. Eğer selam vermemeyi sürdürecek olursa bundan dolayı hakkını helal etmesi de gerekir. Çünkü bu bir kul hakkıdır

Narrated Al-Bara' bin 'Azib: Allah's Messenger (ﷺ) ordered us to do seven (things): to visit the sick, to follow the funeral processions, to say Tashmit to a sneezer, to help the weak, to help the oppressed ones, to propagate As-Salam (greeting), and to help others to fulfill their oaths (if it is not sinful). He forbade us to drink from silver utensils, to wear gold rings, to ride on silken saddles, to wear silk clothes, Dibaj (thick silk cloth), Qassiy and Istabraq (two kinds of silk). (See Hadith No. 539, Vol)

Sahîh-i Buhârî No. 6311 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ مَنْصُورًا، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي الْبَرَاءُ بْنُ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِذَا أَتَيْتَ مَضْجَعَكَ فَتَوَضَّأْ وَضُوءَكَ لِلصَّلاَةِ، ثُمَّ اضْطَجِعْ عَلَى شِقِّكَ الأَيْمَنِ، وَقُلِ اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ‏.‏ فَإِنْ مُتَّ مُتَّ عَلَى الْفِطْرَةِ، فَاجْعَلْهُنَّ آخِرَ مَا تَقُولُ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ أَسْتَذْكِرُهُنَّ وَبِرَسُولِكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ ‏"‏‏.‏

Bera İbn Azib'in aktardığına göre ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yatmak istediğinde abdest al ve sağ tarafına yat! Sonra şu duayı yap: "Allahım! Kendimi ve durumumu sana teslim ettim. Sana dayandım. Ümidim de senden korkum da! Senden asla kaçış yoktur. Sığındacak yegane varlık sensin. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin Nebi'e inandım". Eğer bunları söyleyip yatarsan ve o gece ölürsen İslam fıtratı üzerine ölürsün. Bu sözler senin yatmadan önceki son sözlerin olsun". Ben ezberlemek için duayı tekrarlarken "gönderdiğin resule" deyince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem düzeltip "gönderdiğin nebiye" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: Yatmak için yatağına gittiğinde abdest al emri nedb ifade eder yani yatmak için abdest almak menduptur. Bunun pek çok faydası vardır: Kişi abdest alıp yattığı zaman gece ölürse temiz ve mükemmel bir hal üzere ölür. Böylece kişi kalben de ölüme hazırlanmış olur ki bu beden temizliğinden daha önemlidir. Ayrıca özellikle tekrar eşiyle birlikte olmak isteyenler için imkan vermesi açısından cünüp olanların ab de st alması iyi olur. Yine bunları gusle sevketmesi bakımından da ab de st faydalıdır. Abdest alıp yatanın rüyalarının sadık olması ve şeytan ın kendisine musallat olmasının engellenmesi de muhtemeldir. Tirmizi yalnızca bu hadiste yatmadan ewel abdest alınmasının tavsiye edildiğini söylemiştir. Sağ yana yatmak uyanmayı kolaylaştırır. Yine kalp sağ tarafa bağlı olduğu için uyurken üzerine baskı olmamış olur. Ayrıca İbnü'l-Cevzi'nin belirttiğine göre sağ tarafa yatma k doktorlarca vücudun en rahat pozisyonu olarak nitelenmiştir. Onların dediğine göre önce bir süre sağ yana yatılır sonra sola dönüıür. İlk pozisyon yiyeceklerin bağırsaklara akmasını sağlar. Sol yana yatış ise hazmı kolaylaştırır. Zira bu durumda ciğer midenin üzerinde kalmaktadır. Kişinin kendisini Allah'a teslim etmesi, nefsini ona boyun eğdirmesi, hükmüne razı olması, nefsini idare etmekten, ona faydalı şeyleri bilip almaktan ve zararlıları defetmekten aciz olduğunu bilmesi anlamına gelir. Durumunu Allah'a havale etmesi ise tüm işlerinde tevekkül etmesini ifade eder. Allah'a dayanmak faydalı şeyleri elde etmekte yardımcı olması içindir. Zira kişi bir şeylere dayanırsa daha güçlü hale gelir. Hadis metninde "sırtı dayamak" ifadesinin geçmesi genelde insanların sırtlarını bir yere dayamaları sebebiyledir. Allah'tan sevap ummak ve yardım ümit etmek; ondan korkmak ise gazap ve cezasından çekinmek demektir. Sığınılacak yegane varlığın Allah Teala oluşu hakkında Tibi şöyle demiştir: "Bu duanın ifadeleri içinde öyle güzellikler var ki bunları ancak otorite dilciler anlayabilir. Örneğin kişinin kendisini Allah'a teslim etmesi organlarının Allah Teala'nın emir ve yasaklarına boyun eğdiğini; yüzünü ona dönmesi ihlas sahibi olup münafıklıktan uzak olduğunu; durumunu ona bırakması dahili ve harici tüm işlerinin yegane müdebbirinin Allah olduğunu; ona sığınması kendisine zarar verecek her şeyden Allah'a iltica ettiğini; Allah'tan umması ve korkması ise işlerini ona havale ederken ümit taşıdığını ve ona sığınırken de korkusu sebebiyle bunu yaptığını ifade eder". Bunları yapıp yatan öldüğünde Hz. İbrahim'in dini üzere ölür. Zira o hem inanmış hem de kendisini Allah'a teslim etmiştir. Kur'an'da onun hakkında "Rabbine selim bir kalp ile geldi"(Saffat 84), "Alemlerin rabbine teslim oldum"(Sakara 131) ve "İkisi de teslim olunca"(Saffat 103) ifadeleri kullanılmıştır. İbn Battal ve başka bazı alimler ise burada geçen fıtrat kelimesiyle İslam dininin kastedildiğini söylemişlerdir. Nebi s.a.v.'in Bera İbn Azib'in duayı tekrarlarken dua metninde yaptığı değişikliği düzeltmesi Kurtubi'nin başkalarına dayanarak ifade ettiğine göre hadislerin manen rivayetini caiz görmeyenler lehine bir delildir. Örneğin İmam Malik'in görüşüne göre hadislerin manen nakli caiz değildir. Bu düzeltme hakkında yapılabilecek en güzel yorum şöyledir: Zikirlerin lafızları tevkifi olup Şari' tarafından bildirilir. Bu lafızlar içinde öyle sırlar ve incelikler gizlidir ki burada kıyas söz konusu olamaz. Dolayısıyla nasıl öğretilmişse öyle dua edilmelidir. Mazerı bu yorumu tercih etmiş ve şöyle demiştir: Dualarda varid olan lafızlarla yetinmek gerekir. Zira duaya verilecek karşılık bu lafızlara bağlıdır. Belki de duanın metni Allah Resulüne böyle vahyedilmiş olabilir. O halde metne önem vermek gerekir. Nevevi ise bu hadiste üç sünnetin bulunduğunu ve bunların yatmadan önce abdest almak (abdestiinin tekrar abdest alması gerekmez zira önemli olan temiz olarak yatmaktır), sağ tarafa yatmak ve son söz olarak Allah'ın zikredilmesi olduğunu belirtmiştir

Narrated Al-Bara bin `Azib:Allah's Messenger (ﷺ) said to me, "When you want to go to bed, perform ablution as you do for prayer, then lie down on your right side and say: 'Allahumma aslamtu wajhi ilaika, wa fawwadtu 'amri ilaika wa alja'tu dhahri ilaika, raghbatan wa rahbatan ilaika, la malja'a wa la manja minka illa ilaika. Amantu bikitabik al-ladhi anzalta wa binabiyyika al-ladhi arsalta'. If you should die then (after reciting this) you will die on the religion of Islam (i.e., as a Muslim); so let these words be the last you say (before going to bed)" While I was memorizing it, I said, "Wa birasulika al-ladhi arsalta (in Your Apostle whom You have sent).' The Prophet (ﷺ) said, "No, but say: Wa binabiyyika al-ladhi arsalta (in Your Prophet whom You have sent)

Sahîh-i Buhârî No. 6313 Sahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الرَّبِيعِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، سَمِعَ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ رَجُلاً‏.‏ وَحَدَّثَنَا آدَمُ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الْهَمْدَانِيُّ عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَوْصَى رَجُلاً فَقَالَ ‏ "‏ إِذَا أَرَدْتَ مَضْجَعَكَ فَقُلِ اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ‏.‏ فَإِنْ مُتَّ مُتَّ عَلَى الْفِطْرَةِ ‏"‏‏.‏

Bera İbn Azib'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem birisine şu tavsiyede bulunmuştur: "Yatmak istediğinde abdest al ve sağ tarafına yat! Sonra şu duayı yap: "Allahım! Kendimi ve durumumu sana teslim ettim. Sana dayandım. Ümidim de senden korkum da! Senden asla kaçış yoktur. Sığınılacak yegane varlık sensin. İndirdiğin kitaba ve göndendiğin peygımıbere inandım". Eğer bunları söyleyip yatarsan ve o gece ölürsen İslam fıtratı üzerine öıürsün". Allah'ın ismiyle ölüp dirilmek yaşadıkça Allah'ı zikretmek ve bu şekilde ölmek anlamına gelir. Nüşur ise kıyamet günü dirilmek ölüm sonrası yeniden hayat bulmak demektir

Narrated Al-Bara bin `Azib:That the Prophet (ﷺ) advised a man, saying, "If you intend to lie down (i.e. go to bed), say, 'Allahumma aslamtu nafsi ilaika wa fauwadtu `Amri ilaika, wa wajjahtu wajhi ilaika wa alja'tu zahri ilaika, reghbatan wa rahbatan ilaika. La malja'a wa la manja minka illa ilaika. Amantu bikitabikal-ladhi anzalta; wa nabiyyikalladhi arsalta.' And if you should die then (after reciting this before going to bed) you will die on the religion of Islam

Sahîh-i Buhârî No. 6315 Sahih

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا الْعَلاَءُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ نَامَ عَلَى شِقِّهِ الأَيْمَنِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ‏.‏ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ قَالَهُنَّ ثُمَّ مَاتَ تَحْتَ لَيْلَتِهِ مَاتَ عَلَى الْفِطْرَةِ ‏"‏‏.‏ ‏{‏اسْتَرْهَبُوهُمْ‏}‏ مِنَ الرَّهْبَةِ، مَلَكُوتٌ مُلْكٌ مَثَلُ رَهَبُوتٌ خَيْرٌ مِنْ رَحَمُوتٍ، تَقُولُ تَرْهَبُ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَرْحَمَ‏.‏

Bera İbn Azib'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatmaya gittiğinde sağ tarafına yattıktan sonra "Allahım! Kendimi ve durumumu sana teslim ettim. Sana dayandım. Ümidim de senden korkum da! Senden asla kaçış yoktur. Sığınılacak yegane varlık sensin. İndirdiğin kitaba ve göndendiğin Nebi'e inandım" dermiş. Bunları söyleyip yatanın o gece ölürse İslam fıtratı üzerine öleceğini söylermiş

Narrated Al-Bara' bin `Azib:When Allah's Messenger (ﷺ) went to bed, he used to sleep on his right side and then say, "All-ahumma aslamtu nafsi ilaika, wa wajjahtu wajhi ilaika, wa fauwadtu `Amri ilaika, wa alja'tu zahri ilaika, raghbatan wa rahbatan ilaika. La Malja'a wa la manja minka illa ilaika. Amantu bikitabika al-ladhi anzalta wa nabiyyika al-ladhi arsalta! Allah's Messenger (ﷺ) said, "Whoever recites these words (before going to bed) and dies the same night, he will die on the Islamic religion (as a Muslim)

Sahîh-i Buhârî No. 6620 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ ـ هُوَ ابْنُ حَازِمٍ ـ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْخَنْدَقِ يَنْقُلُ مَعَنَا التُّرَابَ وَهْوَ يَقُولُ ‏ "‏ وَاللَّهِ لَوْلاَ اللَّهُ مَا اهْتَدَيْنَا، وَلاَ صُمْنَا وَلاَ صَلَّيْنَا، فَأَنْزِلَنْ سَكِينَةً عَلَيْنَا، وَثَبِّتِ الأَقْدَامَ إِنْ لاَقَيْنَا، وَالْمُشْرِكُونَ قَدْ بَغَوْا عَلَيْنَا، إِذَا أَرَادُوا فِتْنَةً أَبَيْنَا‏"‏‏.‏

Bera' b. A'zib şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hendek Savaş'ında bizimle beraber toprak taşıyor ve şu beyitleri söylüyordu: Allah'a and olsun ki, Allah bize hidayet etmeseydi biz doğru yolu bulamazdık Ne oruç tutar ne de namaz kılardık O bize sükunet verdi Başımıza gelenler karşısında bize sebat verdi Müşrikler bize karşı taşkınlıklar yapmışlardı Onlar fitne çıkarmak isteyince biz yüz çevirdik Fethu'l-Bari Açıklaması: Musannif başlıktan sonra içinde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in" Allah'a and olsun ki, Allah bize hidayet etmeseydi biz doğru yolu bulamazdık" dediği nakledilen Bera'nın bu rivayetine yer vermiştir. Bu beyitlerin şerhine daha önce Hendek Gazvesi ile ilgili başlıklarda yer verilmişti

Narrated Al-Bara' bin `Azib:I saw the Prophet (ﷺ) on the Day of (the battle of) Al-Khandaq, carrying earth with us and saying, "By Allah, without Allah we would not have been guided, neither would we have fasted, nor would we have prayed. O Allah! Send down Sakina (calmness) upon us and make our feet firm when we meet (the enemy). The pagans have rebelled against us, but if they want to put us in affliction (i.e., fight us) we refuse (to flee)." (See Hadith No. 430, Vol)

Sahîh-i Buhârî No. 6640 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ أُهْدِيَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَرَقَةٌ مِنْ حَرِيرٍ، فَجَعَلَ النَّاسُ يَتَدَاوَلُونَهَا بَيْنَهُمْ، وَيَعْجَبُونَ مِنْ حُسْنِهَا وَلِينِهَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتَعْجَبُونَ مِنْهَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَمَنَادِيلُ سَعْدٍ فِي الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِنْهَا ‏"‏‏.‏ لَمْ يَقُلْ شُعْبَةُ وَإِسْرَائِيلُ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ ‏"‏‏.‏

Bera' İbn Azib şöyle edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ipek bir kumaş parçası hediye edildi. Herkes bu kumaşın güzelliği ve yumuşaklığını o kadar beğendi ki elden ele dolaştırmaya başladı. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Çok mu beğendiniz? diye sordu. "Evet" dediler. Şöyle buyurdu: "Nefsimi elinde bulundurana yemin ederim ki Sa'd'ın cennetteki mendilleri bundan daha güzeldir

Narrated Al-Bara 'bin `Azib:A piece of silken cloth was given to the Prophet (ﷺ) as a present and the people handed it over amongst themselves and were astonished at its beauty and softness. Allah's Messenger (ﷺ) said, "Are you astonished at it?" They said, "Yes, O Allah's Messenger (ﷺ)!" He said, "By Him in Whose Hand my soul is, the handkerchiefs of Sa`d in Paradise are better than it

Sahîh-i Buhârî No. 6654 Sahih

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِإِبْرَارِ الْمُقْسِمِ‏.‏

Bera r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize yeminimizi yerine getirmeyi emretti

Narrated Al-Bara:The Prophet (ﷺ) ordered us to help others to fulfill the oaths

Sahîh-i Buhârî No. 6673 Sahih

قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ كَتَبَ إِلَىَّ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ قَالَ الْبَرَاءُ بْنُ عَازِبٍ وَكَانَ عِنْدَهُمْ ضَيْفٌ لَهُمْ فَأَمَرَ أَهْلَهُ أَنْ يَذْبَحُوا قَبْلَ أَنْ يَرْجِعَ، لِيَأْكُلَ ضَيْفُهُمْ، فَذَبَحُوا قَبْلَ الصَّلاَةِ، فَذَكَرُوا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ أَنْ يُعِيدَ الذَّبْحَ‏.‏ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ عِنْدِي عَنَاقٌ جَذَعٌ، عَنَاقُ لَبَنٍ هِيَ خَيْرٌ مِنْ شَاتَىْ لَحْمٍ‏.‏ فَكَانَ ابْنُ عَوْنٍ يَقِفُ فِي هَذَا الْمَكَانِ عَنْ حَدِيثِ الشَّعْبِيِّ، وَيُحَدِّثُ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ بِمِثْلِ هَذَا الْحَدِيثِ، وَيَقِفُ فِي هَذَا الْمَكَانِ وَيَقُولُ لاَ أَدْرِي أَبَلَغَتِ الرُّخْصَةُ غَيْرَهُ أَمْ لاَ‏.‏ رَوَاهُ أَيُّوبُ عَنِ ابْنِ سِيرِينَ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Şa'bi şöyle demiştir: el-Bera' İbn A'zib bir misafirleri olduğunu ve hanımına kendisi eve gelmeden önce misafirin de yiyebilmesi için kurban kesmelerini söylemişti. Onlar da namazdan önce kurban kesmişlerdi. Bu durumu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattıklarında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, yeniden kurban kesmeleri gerektiğini söyledi. El-Be ra ise iki kurbanlık koyun değerinde, süt veren besili dişi bir keçisi olduğunu söyledi

Narrated Al-Bara bin Azib that once he had a guest, so he told his family (on the Day of Id-ul-Adha) that they should slaughter the animal for sacrifice before he returned from the ('Id) prayer in order that their guest could take his meal. So his family slaughtered (the animal ) before the prayer. Then they mentioned that event to the Prophet who ordered Al-Bara to slaughter another sacrifice. Al-Bara' said to the Prophet (ﷺ) , "I have a young milch she-goat which is better than two sheep for slaughtering." (The sub-narrator, Ibn 'Aun used to say, "I don't know whether the permission (to slaughter a she-goat as a sacrifice) was especially given to Al-Bara' or if it was in general for all the Muslims.") (See Hadith No. 99, Vol)

Sahîh-i Buhârî No. 6744 Sahih

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ آخِرُ آيَةٍ نَزَلَتْ خَاتِمَةُ سُورَةِ النِّسَاءِ ‏{‏يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلاَلَةِ‏}‏

Bera’ şöyle demiştir: En son inen ayet Nisa suresinin sonundaki "Senden fetva isterler. Deki: Allah; babası ve çocuğu olmayan kimsenin mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor" ayetidir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu konuda Bera hadisine yer vermiştir. Ebu Davud'un elMerasil'inde nakline göre Ebu Seleme b. Abdurrahman şöyle anlatmıştır: Adamın biri Nebi s.a.v.'e gelerek "Ya Resulallah! Kelale nedir?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Babası ve çocuğu olmayan bir kimsenin varisleri kelaledir" buyurdu. Müslim'in Sahih'inde nakline göre Hz. Ömer bir Cuma hutbesinde şöyle demiştir: "Benden sonraya kanaatimce kelaleden daha önemli bir şey bırakmıyorum. Nebi s.a.v.'e kelale hakkında_başvurduğum kadar, başka bir konuda başvurmuş değilim. Sonunda Resulullah s.a.v. parmağı ile göğsümü dürterek şöyle dedi: "Nisa suresinin sonundaki yazın inen ayet sana yetmiyor mu?" Kelalenin açıklaması konusunda bilginler ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluğa göre kelale, çocuğu ve babası olmayan kişidir. Fıkıh bilginleri, ölünün kızıyla birlikte mirasçı olarak kalan kız kardeşin onunla birlikte mirastan payalıp alamayacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bilginler aynı şekilde dedenin baba gibi kabul edilip, onun mirasçı olarak bulunması durumunda kardeşlerin mirastan payalıp alamayacağı noktasında da ihtilafa düşmüşlerdir. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: Kelale ayetine dayanarak kız. kardeşlerin asabe olacakları sonucunu çıkarmak son derece hoştur. Feraiz ayetlerinde yerleşen usul şöyledir: Kız kardeşler hakkında zikri geçen şart, mirasçı olup olmadıkları ile ilgili değil, onların alacakları hissenin miktarı ile ilgilidir. Buradan anlaşılan şudur: Miras miktarının değişmesi için şart bulunmadığı takdirde bu sözkonusu usuldendir. Ana-babanın miras paylarını düzenleyen ayette mirasın miktarı değişirken, mirasçı olmak durumu değişmemektedir. Aynı durum koca ve karı için de geçerlidir .. Buna kıyas ederek kız kardeş hakkında şöyle bir kural çıkarılabilir: Ölenin çocuğu olmadığı takdirde kız kardeş mirasın yarısını alır. çocuğu olduğu takdirde miktarı değişir ama mirasçı olma durumu değişmez. Bu konuda asabe olmaktan başka değişikliğin sözkonusu olan bir başka miktar yoktur. Bundan kız kardeşin ölen kişinin oğluyla birlikte bulunması durumunda mirastan payalacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Çünkü o bilginlerin İcmaı ile istisnadır. Dolayısıyla onun dış ındakiler aslı üzere kalırlar. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir

Narrated Al-Bara:The last Qur'anic Verse that was revealed (to the Prophet) was the final Verse of Surat-an-Nisa, i.e., 'They ask you for a legal verdict Say: Allah directs (thus) About those who leave No descendants or ascendants as heirs

Sahîh-i Buhârî No. 7236 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَنْقُلُ مَعَنَا التُّرَابَ يَوْمَ الأَحْزَابِ، وَلَقَدْ رَأَيْتُهُ وَارَى التُّرَابُ بَيَاضَ بَطْنِهِ يَقُولُ ‏ "‏ لَوْلاَ أَنْتَ مَا اهْتَدَيْنَا نَحْنُ، وَلاَ تَصَدَّقْنَا وَلاَ صَلَّيْنَا، فَأَنْزِلَنْ سَكِينَةً عَلَيْنَا، إِنَّ الأُلَى وَرُبَّمَا قَالَ الْمَلاَ قَدْ بَغَوْا عَلَيْنَا، إِذَا أَرَادُوا فِتْنَةً أَبَيْنَا ‏"‏ أَبَيْنَا يَرْفَعُ بِهَا صَوْتَهُ‏.‏

Bera b. Azib şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ahzab gününde (hendek kazılırken) bizimle birlikte toprak taşıyordu. Yemin olsun ki ben toprağın onun karnının beyazlığını örtmüş olduğunu gördüm. Kendisi (İbn Revaha'nın) şu beyiderini söylüyordu: لولا أنت ما اهتدينا نحن Lev la ente mehtedeyna nahnu ولا تصدَّقنا ولا صلَّينا Ve la tasaddakna vela salleyna فأنزلَنْ سكينةً علينا، إنَّ الألى Fe enzifen sekineten aleyna İnne'l-ula -ve bazen de şöyle dedi إنَّ الملا - قد بغوا علينا İnne'l-melee kad beğav aleyna إذا أرادوا فتنةً أبَيْنا أبَيْنا İza eradu fitneten-eveyna eveyna Olmasaydın sen doğru yolu bulamazdık Sadaka veremez, namaz kılamazdık! İndir sekineti indir üzerimize Çünkü tecavüz etti yöneticiler bize! İstediklerinde fitne yapmak, diyen bizdik Fitneden çekindik, fitneden çekindik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunları söylerken sesini yükseltiyordu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ben toprağın onun karnının beyazlığını örtmüş olduğunu gördüm." Bu ifadede geçen "vara" "el-muvarat" kökündendir. Örttü manasına gelen "gatta" fiiliyle vezin ve anlamca aynıdır. Bir başka rivayete göre Bera şöyle demiştir: "Nebii s.a.v. hendek toprağını taşırken gördüm. Hatta toprak karnının derisini görmemi engelledi." Nebi s.a.v., İbn Revaha'nın yani meşhur Ensarlı sahabi şair Abdullah b. Revaha'nın beyitlerini okurken duydum. Hayber Gazvesi başlığı altında bunun Amir b. el-Ekva'ın şiiri olduğu geçmişti. Orada bu iki rivayetin birbiriyle nasıl uzlaştırılacağından söz etmiştik. Edeb Bölümünün sonlarına doğru Hz. Nebi s.a.v.'in şiir söylemesi ve okuması ile ondan başkalarının şiir söyleyip okumaları hakkındaki hüküm -hamdolsun Allah'a- geçmişti

Narrated Al-Bara' bin `Azib:The Prophet (ﷺ) was carrying earth with us on the day of the battle of Al-Ahzab (confederates) and I saw that the dust was covering the whiteness of his `Abdomen, and he (the Prophet (ﷺ) ) was saying, "(O Allah) ! Without You, we would not have been guided, nor would we have given in charity, nor would we have prayed. So (O Allah!) please send tranquility (Sakina) upon us as they, (the chiefs of the enemy tribes) have rebelled against us. And if they intend affliction (i.e. want to frighten us and fight against us) then we would not (flee but withstand them). And the Prophet (ﷺ) used to raise his voice with it. (See Hadith No. 430 and 432, Vol)

Sahîh-i Buhârî No. 7252 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ صَلَّى نَحْوَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ سِتَّةَ عَشَرَ، أَوْ سَبْعَةَ عَشَرَ شَهْرًا، وَكَانَ يُحِبُّ أَنْ يُوَجَّهَ إِلَى الْكَعْبَةِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَا‏}‏ فَوُجِّهَ نَحْوَ الْكَعْبَةِ، وَصَلَّى مَعَهُ رَجُلٌ الْعَصْرَ، ثُمَّ خَرَجَ فَمَرَّ عَلَى قَوْمٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ هُوَ يَشْهَدُ أَنَّهُ صَلَّى مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَّهُ قَدْ وُجِّهَ إِلَى الْكَعْبَةِ‏.‏ فَانْحَرَفُوا وَهُمْ رُكُوعٌ فِي صَلاَةِ الْعَصْرِ‏.‏

Bera' şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye hicret edip geldiğinde on altı veya on yedi ay Kudüs'teki Beytü'l-makdis tarafına doğru namaz kıldırdı. Fakat her zaman kıblesinin Kabe'ye karşı döndürülmesini arzu eder dururdu. Bunun üzerine Yüce Allah "Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu görüyoruz. İşte şimdi seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir"(Bakara 144) ayetini indirdi. Böylece kıble Kabe tarafına yöneltiidi. O gün sahabilerden biri ikindi namazını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Kabe'ye doğru kılmıştı. Bu zat sonra (Medine'den) çıktı. (Kuba'da sabah namazı kılmakta olan bir) Ensar cemaatine rastladı. Onlara Nebile birlikte namaz kıldığını ve onun Kabe'ye yöneıtildiğini ve kendilerinin ikindi namazında rükuda iken Kabe'ye doğru döndürüldüklerini şehadet ederek haber verdi

Narrated Al-Bara':When Allah's Messenger (ﷺ) arrived at Medina, he prayed facing Jerusalem for sixteen or seventeen months but he wished that he would be ordered to face the Ka`ba. So Allah revealed: -- 'Verily! We have seen the turning of your face towards the heaven; surely we shall turn you to a prayer direction (Qibla) that shall please you.' (2.144) Thus he was directed towards the Ka`ba. A man prayed the `Asr prayer with the Prophet (ﷺ) and then went out, and passing by some people from the Ansar, he said, "I testify. that I have prayed with the Prophet (ﷺ) and he (the Prophet) has prayed facing the Ka`ba." Thereupon they, who were bowing in the `Asr prayer, turned towards the Ka`ba

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya