2.537 hadis bulundu · sayfa 115/127
حَدَّثَنَا رِزْقُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِسْحَاقَ الْحَضْرَمِيُّ، حَدَّثَنَا زَائِدَةُ بْنُ قُدَامَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ تُتَّخَذَ الْمَسَاجِدُ فِي الدُّورِ وَأَنْ تُطَهَّرَ وَتُطَيَّبَ .
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine,göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mahallelerde mescidlerin (veya) evlerde namaz yerlerinin ittihaz edilmesini ve temiz tutulup güzel koku sürülmesini emretmiştir.» AÇIKLAMA (757, 758 ve 759): Müellifin ikİ senedIe rivayet ettiği aynı ma'nadaki Aişe (r.anha)'nın hadisini Ebu Davud, İbn-i Hibban, Ahmed ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un, 'Mahallelerde (veya) evlerde mescidlerin ittihazı babı'nda rivayet ettiği Aişe (r.anha)'nın hadisini açıklayan el-Menhel, özetle şu bilgiyi vermiştir: ''Dur: 'Dar'ın çoğuludur. Dar kelimesi bina, arsa ve mahalle anlamlarına gelir. Çünkü araplar, bir kabilenin toplu halde bulunduğu mahalleye Dar adını verirler. Hadisteki Dur kelimesi mahalleler anlamına yorumlandığında hadisteki 'Mesacid' kelimesi ile meseidler anlamı kasdedilmiş olur. Bu takdirde cümlenin manası şöyle olur: 'Resulullah (s.a.v.) mahallelerde mescidleri yapmayı emretmiştir.' Şayet 'Dur' kelimesi: 'Evler' anlamına yorumlanırsa, Mesacid kelimesi ile namaz kılınan yerler kasdedilmiş olur. Yani bu kelime 'Mescid'in çoğulu değil, secde ve namaz yeri anlamını taşıyan 'Mesced'in çoğulu olmuş olur. Buna göre cümlenin manası şudur: 'Restilullah (s.a.v.), evlerde namaz yerlerinin yapılmasını emretmiştir. ' EI-Mirkat sahibi: Birinci yorum tercihe şayandır. Tatbikat. da ona göredir. Nebi (s.a.v.)'in her mahalle halkının kendileri için birer mescid yapmalarını emretmesinin hikmeti, bir mahalle halkının başka mahalledeki mescide gitmelerinin zorluğu veya imkansızlığı ve bu nedenle mescıdde namaz kılmanın ve cemaatın faziletinden mahrum kalınmasıdır. Her mahalle halkının güçlük çekmeden bu faziletleri kazanmaları için kendi mahallelerinde mescid yapmalarını emretmiştir, demiştir. Hattabi, ikinci yorumu anlatmış, birinci şekilde yorum yapıldığını da söylemiştir. Ayni de, Hattabi gibi ikinci yorumu daha açık, görerek şöyle demiştir: 'Bir yer sahibi tarafından vakfedilmedikçe ve halk orada cemaatla namaz kılmadıkça mescid sayılmaz, diyen arkadaşlarımız için bu hadis bir delildir. Eğer yer sahibinin mescid ismini vermesiyle iş tamamlanmış olsaydı, şahısların kendi evlerinden mescid olarak ayırdıkları köşe veya oda, onlarıri mülkü olmaktan çıkmış olacaktı. Şu halde bir yere mescid ismini vermek, o yerin mescid sayılması için yeterli değildir. Bunun için Hidaye sahibi: Eğer kişi evinin içinden bir yeri mescid edinerek halkın oraya girip namaz kılmalarına izin verirse, o yeri satabilir ve ölümü halinde mirasçıların malı olur. Çünkü mescid, içine girilmesine hiç kimsenin mani olamıyacağı bir yerdir. Kişinin, evinden mescid olarak ayırdığı yer, onun mülkü ile çevrili olduğu için oraya kimseyi sokmayabilir. O halde orası mescid hükmüne girmiş değildir, demiştir. Mahallelerde mescidlerin ve evlerde namazgahların yapılmasına ait verilen emir vueub için değil, izin mahiyetindedir. Çünkü bundan gaye uzak mescidlere gitmek meşakkatinden kurtulmalarıdır. Nebi (s.a.v.) mescidlerin temiz tutulmasını emretmekle mescidde bulunması münasib olmayan her şeyden arınmasını, pis kokudan kirlerden korunmasını ve tertemiz muhafazasını istemiştir. Bunun yanında mescidlere güzel kokuların sürülmesini emretmiştir. Çünkü bu yerlerde namaz kılındığı için, camiler gibi hürmet edilmesi gerekir. İbn-i Reslan: 'Mescidlere erkeklerin kullandıkları ve renk izi bırakmayan güzel koku türleri sürülmelidir. Çünkü renk izi namaza duranların dikkatini çekebilir. Mescidlere güzel koku sürülürken en iyisi cemaatın namaz kıldıkları ve secde ettikleri yerlere Sürülmelidir, demiştir. Güzel koku sürmek diye terceme ettiğimiz "Tatyib' kelimesini, buhurla tütsülemek diye yorumlamak caizdir. Bunun içindir ki İbn-i Hacer: Mescidi buhurla tütsülemenin müstahablığı hadisten anlaşılır. Malik bunu mekruh görmekle muhalefet etmiştir. Halbuki Ömer bin el- Hattab (r.a.) minber üzerinde oturduğu zaman Abdullah (r.a.) mescidi buhurla tütsülerdi. Selefin bir kısmı, mescide za'feran ve güzel koku sürülmesini müstahab saymışlardır. Nebi (s.a.v.)'in de bunu yaptığı rivayet olunmuştur, der. Şa'bi: Mescide güzel koku sürmek sünnettir, demiştir. İbn-i Ebi Şeybe'nin tahric ettiğine göre Abdullah İbn-i Zübeyr, Ka'be'yi yaptığı zaman duvarlarını misk ile sıvamıştır. Hadis, evlerde namazgahların ittihaz edilmesinin meşruluğuna delalet eder, Nebi (s.a.v.)'in, ashabtan İtban bin Malik (r.a.)'in evinin bir köşeşini mescid olarak ittihaz etmesini sağladığı sabittir
It was narrated from 'Aishah that:The Messenger of Allah commanded that places of prayer be established in villages, and that they be purified and perfumed
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَكَّ بُزَاقًا فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ .
Aişe (r.anha)'dtn rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidin kıble duvarındaki bir tükrüğü kazımıştır. Not: Zevaid'de: İsnadı sahihtir. Ricali sikadır. Buhari ve Müslim'de bu hadis metni Ebu Hureyre, Ebu Said-i Hudri ve Abdullah bin Ömer (r.a.)'den rivayet edilmiştir, denmiştir. AÇIKLAMA (761, 762, 763 ve 764) 764 nolu Aişe (r.anha)'nın hadisinin Kütüb-i Sitte'den yalnız sünenimiz İbn-i Mace'de rivayet edildiği notta belirtildiği gibi Zevaid sahibi tarafından söylenmiş ise de bu hadis Müslim'in 'Mescidde tükürmekten nehiy' babında rivayet olunmuştur. İzah'ın sonunda Müslim'deki metni senediyle beraber nakledeceğiz Ebu Said-i Hudri (r.a.), Ebu Hureyre ve AbduIIah bin Ömer (r.a.)'in hadisleri, Buhari ve diğer sahih hadis kitabıarında az lafız farkıyla rivayet edilmiştir. Nühame: Göğüsten çıkan balğamdır. Bazıları: Burun yoluyla baştan inen balğam'a Nühame denilir, göğüsten çıkan balğam'a Nühaa denilir, demişlerdir. Busak ve Buzak kelimeleri, tükürük demektir. Bazı rivayetlerde 'Nühame' geçer, diğer bir kısım rivayetlerde 'Busak'; başka rivayetlerde 'Buzak' geçer. Mescidlerde, göğüs'ten çıkan balğam, baştan inen balgam ve ağızda oluşan tükürüğün atılması arasında bir fark yoktur. Hepsi yasaktır. Bu itibarla Bahsi geçen kelimelerden hangisi rivayet olunmuşsa netice değişmez. 761 nolu Ebu Hureyre (r.a.) ve Ebu Said-i Hudri (r.a.)'nin hadisinin Buhari ve Müslim tarafından da rivayet edildiğini yukarıda söylemiştik. Bu hadis, kıble ve sağ tarafa tükürmeyi yasaklıyor. Bu yasaklama umumidir. Yani namaz içinde veya mescid içinde olma şartını koşmuyor. Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai'nin Tarık bin Abdillah el-Muharibi (r.a.)'dan rivayet ettikleri benzer hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyuruyor: ''Adam namaza durduğu zaman veya biriniz namaz klldığl zaman ne önüne ne de sağına tükürmesin ... " EI-Menhel yazarı 'Mescidde tükürmenin keraheti babı'ndaki Tarık (r.a.)'ın hadisini açıklarken şöyle der: ''Hadiste kıble ve sağ taraflarına tükürmek yasak kılındığından yasaklama zahiren haram kılınma anlamını taşır. Buhari'nin Enes (r.a.)'den olan rivayetinde yasaklama sebebinin Allah Teala'nın kişi ile kıble arasında oluşunun gösterilmesi de haramlık anlamını te'yid eder el-Hafız: 'Bu sebebe bağlamak, kıble tarafına tükürmenin mutlaka haram olduğuna delalet eder Kişi mescidde olsun olmasın hüküm aynıdır, özellikle namaz esnasında bu hareket şiddetle haramdır, Artık mescidde tükürmenin mekruhluğu tenzih için mi? tahrim için mi diye bir ihtilaf' söz konusu değildir. İbn-i Huzeyme ve İbn-i Hibban'ın sahihlerinden Huzeyfe (r.a.)'den mer1u' olarak rivayet edilen bir hadiste : "Kıble tarafına tüküren kişi, kıyamet günü tükrüğü gözleri arasında olduğu halde gelir." buyurulmuş; yine İbn-i Huzeyme'nin İbn-i Ömer (r.a.)'den merfu' olarak rivayet ettiği başka bir hadiste, ''Kıble tarafına balğam atan kişi, kıyamet günü balğam'ı yüzünde olduğu halde haşredilir." buyurulmuştur Ebu Davud ve İbn-i Hibban'ın es-Saib bin Hallad (r.a.)'dan riv;iyet ettikleri hadiste: Bir adam bir kavme imamlık etmiş de, kıble tarafına tükürmüş. Namazdan çıkınca ResululIah (s.a.v.), o kavme: "O şahıs size imamlık yapmasın.'' buyurmuş ve adama: ''Gerçekten sen, Allah'a ve Resulüne eziyet ettin." buyurmw)tur' demiştir. Tarık (r.a.)'in hadisinin zahirine göre kıbieye ve sağ tarafa tükürmenin yasaklığı namaz haline mahsustur. İmam Malik'e göre namaz dışında sağ tarafa tükürmekte beis yoktur. Nevevi. Namaz içinde ve namaz dışında kıble yönüne ve sağ tarafa tükürmek mutlaka yasaktır, demiştir, Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri Ebu Hureyre (r.a.)'in (761 nolu) hadisi mutlaka yasaklığa deleılet eder. Ebu Said-i Hudri (r.a.) ilc Cabir (r.a.)'in hadisi de buna delalet eder. El-Hafız. 'Sag tarafa tükürmenin mutlaka yasak olduğuna delalet eden delillerden birisi de İbn-i Mes'ud (r.a.)'in namazda değilken sağ tarafa tükürmekten kerahat ettigine dair Abdürrezzak ve başkasının rivayet ettikleri hadistir. Muaz bin Cebel (r.a.)'in de: Ben müslüman olalı sağ tarafıma tükürmedim, dedigi rivayet olunmuştur. Ömer bin Abdülaziz (r.a.)'in de, oğlunu sağ tarafa tükürmekten menettiği rivayet olunmuştur,' demiştir. Kadi iyad: Namaz esnasında mecbur olmadıkça sağ tarafa tükürmek yasaktır. Bundan başka hiç bir çare bulmak mümkün değilse zaruret nedeniyle yapabilir, demiştir. el-Hafız: Namaza duran kişinin üzerinde elbise varken sağ tarafa tükürmekten başka bir çare yoktur denemez. Zaten Şar-i Hakim mecbur kalındığında elbise içine tükürme yolunu göstermiştir, demiştir. Hadisin zahirine göre sol tarafa veya sol ayak altına tükürme ruhsatı verilmiştir. Tarık (r.a.)'in rivayetinde şöyle buyuruluyor: "Velakin sol tarafı boş ise oraya tükürsün. " Şu halde adamın sol tarafında bir kimse. varsa oraya da tüküremez. Ancak sol ayağ'ının altına tükürebilir. Nevevi: Sol tarafta veya sol ayağının altına tükürme ruhsatı mescidin dışındaki adama mahsustur. Mescid içinde kişi buralara da tüküremez. Ancak elbisesi içine tükürebilir. Çünkü: "Mescidde tükürmek günahtır,'' hadisi sahihtiı'. demiştir Nevevi şunu demek istemiştir: Nebi (s.a.v.) mescidde tükürmenin hata olduğunu" beyan ettikten sonra mescidde tükürmeye izin vermesi akıldan uzaktır. İbn-i Hacer 'Mişkatü'l-Mesabih' şerhinde: Kişinin sol tarafına veya sol ayağının altına tükürmesi ruhsatı, namazdaki şahsın mescidden başka bir yerde namaz kılması zamanına mahsustur. Veyahut mescidde iken tükürmesi halinde tükrüğünün mescidin her hangi bir yerine dokunmaması şartına bağlıdır. Namaz dışındaki tükürme ve mescid dışındaki tükürme hükmü de, namaz içindeki tükürme hükmü gibidir, demiştir. İbnü'l-İmad: Mescidde hakaret maksadıyla tükrüğünü her hangi bir tarafa atan kişinin küfre gittiği husüsunda alimler arasında her hangi bir ihtilaf yoktur, demiştir.' MESCİDDE TÜKÜRMENİN MEZHEBLERE GÖRE ŞER'İ HÜKMÜ 1- Hanefilere göre mescid i tükürük, sümkürük ve balğamdan korumak vacibtir Mescidin duvarlarına veya zeminine; döşemesinin üstüne veya altına tükürmek, tahrimen mekruhtur. Bunu yapanın derhal temizlemesi gerekir. Mescid tabanının topraklı oluşu, sert bir madde ile kaplı oluşu keza döşemeli, döşemesiz oluşu arasında hiç biı fark yoktur. 2- Şafii alimleriıw göre nıescidin tabanı yumuşak bir topreık labakasından teşekkül etmiş olup kişi önceden bir çukur kazıp içine tükürdükten Sonra toprakla iyice üstünü örterse haram işlemiş sayılmaz. Çukur kazmadan tükıırse haram işlemiş olur Tükürdükten sonra onu gömerse, günahın devamını önlemiş olur. Keza mesc:idin sert tabanına tükürük atmakla haram işlemiş olur, Günahııı devamını önlemek için, onu kazıması gerekir 3- Malikiler' göre tabanı sert olan mcscidin tabanına az tükürük atmak mekruhtur, Çok olunca haram olur Mescidin tabanı çakıl taşlarıyla döşeli olduğu zaman yere tükürmek mekruh değildir. 4- Hanbelilere göre mescidde tükürmek haramdır. Tabanı toprak veya çakıl taşlarıyla döşeli olan mescidin tabanına atılan tükürük, sahibi tarafından yere göınüldüğü takdirde günahın devamlılığı önlenmiş olur, Şayet. tabanı sert ise kazıması veya silmesi gerekir, Bunu hasırla örtmek kafi değildir. Sahibi tarafınrlan gömülmeyen tükürüğü görenin. bımun gidermesi vacibtir, 763 nolu İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisini yukarıda anlattığımız gibi Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai ve Maiik az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Bu hadisle namaz esnasındcl kıble tarafına tükiirmenin yasaklığl gerekçeli olarak bildirilnliştir EI-Menhel yazarının, bu hadisin açıklaması ile ilgili olarak verdiği bilginin biı' kısmı şöyledir: "Hadisin zahirine göre Nebi (s.a.v.), ınescidin kıble tarafında gördüğü balğaml bizzat gidermiştir. Nesai'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettigi bir hadise: (762 nolu hadisimizi kastediyor) göre Ensardan bir kadın kalkıp mescid'in duvarındaki balğamı kazımış ve yerine haluk denilen güzel kokuyu sürmüştür Nebi (s.a.v.) de bunu beğenmiştir iki hadis arasında bir çelişki yoktur. Çünkü olayın teaddüdü (bir'den fazla tekrarı) muhtemeldir. Rivayetin zahirine göre görülen balğam kuruymuş. Çünkü yaş olmuş olsaydı ravi. " ... kazıdı'' yerine ''.sildi'' diyecekti. Hadis yaş balğam gibi kuru balğamın da pis olduğuna delalet. eder Hadis'in ''... كان اللَّه قبل وجهه...'' cümlesinin zahiri manası: ''Allah Teala namaza duranın yüzünün döndüğü tarafta olmuş olur.'' demektir-. Halbuki Allah mekandan münezzehtir. Bunun için bu cümle şöyle yorumlanmıştır. "AIlah'ın kıblesi ... '' veya "Allah'ın azameti ... '' yahut. "Allah'ın sevabı...'' Yami ehlinin malumu olduğu üzere lafza-i Celal'in dışında bir mudaf kelime takdir edilir . Hattabi cümleyi şöyle yorumlamıştır. Allah'ın, namaz kılınırken O'na doğru durmayı emrettiği kıble, namaz kılanın yüzünün döndüğü taraftadır. O halde kıble tarafını balğamdan korusun. Kabe'ye Allah'ın kabesi ve Allah'ın evi denildiği gibi namaz kılan'ın yüzünün dönük olduğu tcırafa Allah'ın tarafı ve Allah'ın kıblesi denilebiIiI'. Hadiste ''Kişi namazda olduğu zaman ... '' buyurulmuştur. Namaz dışında da kıble tarafına tükürmenin yasaklığı, sahih hadislerle sabittir. Özellikle namaz içinde kıble tarafına tükürmek çok daha ağır olduğu için bu hadiste ''namazda olduğu .. '' kaydı konulmuştur. HADİSiN FIKIH YÖNÜ : 1- Mescidi, kirletici olan her şeyden korumak gerekir. 2- İmam, mescidin durumunu kontrol ederek, pisliklerden korunmasında titizlik göstermelidir. 3- Hadis, Nebi (s.a.v.)'in yüksek tevazusunu ifade eder. 4- Özellikle kıble yönüne çok hürmet edilmelidir. Zevaid'de yalnız ibn-i Mace tarafından rivayet. edildiği bildirilen Aişe (r.anha)'nın hadisinin Müslim'de de rivayet edildiğini belirtmiştik. Müslim'in rivayeti şöyledir. " ... Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre; Nebi (s.a.v.) (mescidin) kıble duvarında bir tükürük veya sümük veya balğam görmüş de onu kazımıştır
It was narrated from 'Aishah that:The Prophet scratched some spittle from the prayer direction of the mosque
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ، حَدَّثَنِي عِيسَى بْنُ طَلْحَةَ، حَدَّثَتْنِي عَائِشَةُ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي صَلاَةِ الْعِشَاءِ وَصَلاَةِ الْفَجْرِ لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا " .
Aişe (r.anha)'dan şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Eğer halk yatsı ve sabah namazları cemaatiarındaki fazileti bilselerdi onlar (için mescid)'e emekliye emekliye de olsa gelirlerdi.» AÇIKLAMA 797’de
Aishah said:"The Messenger of Allah said: 'If the people knew what (reward) there is in the 'Isha' prayer and fajr prayer, they would come even if they had to crawl
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عِمْرَانَ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا حَارِثَةُ بْنُ أَبِي الرِّجَالِ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ إِذَا افْتَتَحَ الصَّلاَةَ قَالَ " سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ تَبَارَكَ اسْمُكَ وَتَعَالَى جَدُّكَ وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ " .
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza başladığı zaman (taharrüm tekbirinden sonra) şunu söylerdi; «Sübhaneke Allahumme ve bi hamdike ve tebareke'smuke ve teala cedduke ve la ilahe ğayruke.»
It was narrated from ‘Aishah that when the Prophet (ﷺ) started Salat he would say:“Subhanak Allahumma wa bi hamdika, wa tabarakas- muka wa ta’ala jadduka, wa la ilaha ghayruk (Glory and praise is to You, O Allah, blessed is Your Name and exalted is Your majesty, none has the right to be worshipped but You).”
Diğer tahric: Tirmizi, Ebu Davud, Darekutni ve el-Hakim
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ بُدَيْلِ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ أَبِي الْجَوْزَاءِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَفْتَتِحُ الْقِرَاءَةَ بِـ {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ }
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (namazda); Elhamdu lillahi Rabbi'l-Alemin ile kıraat’a başlardı. AÇIKLAMA 815’te
It was narrated that ‘Aishah said:“The Messenger of Allah (ﷺ), Abu Bakr, ‘Umar and ‘Uthman used to start their recitation with “All praises and thanks are to Allah, the Lord of all that exists. (Al- hamdu Lillahi Rabbil-‘Alamin).’” [1:]
حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ يَعْقُوبَ الْجَزَرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " كُلُّ صَلاَةٍ لاَ يُقْرَأُ فِيهَا بِأُمِّ الْكِتَابِ فَهِيَ خِدَاجٌ " .
Aişe (r.anha)'den şöyle demiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyururken işittim: «İçinde Fatiha okunmayan her namaz noksandır.»"
It was narrated that ‘Aishah said:“I heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: ‘Every prayer in which the Ummul-Kitab (the Mother of the Book) is not recited is deficient.’”
Diğer tahric: Buhari, Ahmed. Tahavİ ve Beyhaki
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَا حَسَدَتْكُمُ الْيَهُودُ عَلَى شَىْءٍ مَا حَسَدَتْكُمْ عَلَى السَّلاَمِ وَالتَّأْمِينِ " .
Aişe (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Yahudiler, sizin selamınızdan ve amin deyişinizden dolayı size hased ettikleri kadar, hiç bir şeyinizden hased etmezler.» Not: Zevaid'de: Bu isnad sahihtir. Ricali sıkalardır. Müslim bütün ravileriyle istidial etmiştir, denilmiştir. Camiu's-Sağir'den anlaşıldığına göre Aişe (r.anha)'nın hadisini Buhari, «el-Edeb.. adlı kitabında rivayet etmiştir
It was narrated from ‘Aishah that the Prophet (ﷺ) said:“The Jews do not envy you for anything more than they envy you for the Salam and (saying) ‘Amin’.”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ بُدَيْلٍ، عَنْ أَبِي الْجَوْزَاءِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا رَكَعَ لَمْ يَشْخَصْ رَأْسَهُ وَلَمْ يُصَوِّبْهُ، وَلَكِنْ بَيْنَ ذَلِكَ .
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), rüku'a vardığı zaman başını ne yukarıya kaldırır, ne de aşağıya indirir, ikisinin arasında tutardı."
It was narrated that ‘Aishah said:“When the Messenger of Allah (ﷺ) bowed, he neither raised his head nor lowered it, rather (he did something) between that.”
Diğer tahric: Aişe (r.anha)'nın hadisini Müslim 'Namazın sıfatı babı'nda, uzunca bir metin halinde rivayet etmiştir. Bu hadiste, Nebi (s.a.v.)'in, rüku'da mübarek başını beliyle aynı seviyede tuttuğu, yani başını belinin seviyesinden ne yüksek tuttuğu, ne de eğdiği bildirilmiştir. AÇIKLAMA 871’de
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ حَارِثَةَ بْنِ أَبِي الرِّجَالِ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَرْكَعُ فَيَضَعُ يَدَيْهِ عَلَى رُكْبَتَيْهِ وَيُجَافِي بِعَضُدَيْهِ .
Aişe (r.anha)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rüku* ederdi de ellerini diz kapakları üzerine koyardı. Pazılarını (yanlarından) uzaklaştırırdı." Not: İsnadındaki Harise bin Ebl'r-Rical'ın zayıflığı üzerinde alimlerin ittifak ettikleri Zevliid'de bildirilmiştir
It was narrated that ‘Aishah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) used to bow with his hands on his knees and his upper arms held away from his sides.”
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ فِي رُكُوعِهِ وَسُجُودِهِ: " سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ. اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي " . يَتَأَوَّلُ الْقُرْآنَ .
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), rüku' ve secdesinde: سبحانك اللهم وبحمدك. اللهم اغفر لي –Sübhanek’allahumme vebi hamdike Allahumağfirli-çok söyleyerek Kur'an'ı tefsir ederdi."
It was narrated that ‘Aishah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) often used to say when bowing and prostrating: ‘Subhanak Allahumma wa bi hamdika, Allahummaghfir li (Glory be to You, O Allah, and praise; O Allah forgive me),’ following the command given by the Qur’an.”[Surat An-Nasr]
Diğer tahric: Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Nesai
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ بُدَيْلٍ، عَنْ أَبِي الْجَوْزَاءِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ لَمْ يَسْجُدْ حَتَّى يَسْتَوِيَ قَائِمًا، فَإِذَا سَجَدَ فَرَفَعَ رَأْسَهُ، لَمْ يَسْجُدْ حَتَّى يَسْتَوِيَ جَالِسًا، وَكَانَ يَفْتَرِشُ رِجْلَهُ الْيُسْرَى .
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), başını rüku'dan kaldırdığı zaman iyice doğrulup, ayakta durmadıkça secdeye gitmezdi ve secde edip başını kaldırdığı zaman, iyice doğrulup oturmadıkça (ikinci) secdeye gitmezdi. Oturduğu zaman sol ayağını iftiraş ederdi, (döşerdi.)
It was narrated that ‘Aishah said:“When the Messenger of Allah (ﷺ) raised his head from bowing, he would not prostrate until he had stood up straight. When he prostrated, he would raise his head and not prostrate again until he had sat up straight. And he used to spread out his left leg.”
Diğer tahric: Müslim AÇIKLAMA 896’da
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا سَلَّمَ لَمْ يَقْعُدْ إِلاَّ مِقْدَارَ مَا يَقُولُ " اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَمُ، تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ " .
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (namazın bitiminde) selam verince ancak; اللهم أنت السلام ومنك السلام. تباركت يا ذا الجلال والإكرام diyecek kadar otururdu. Latin harfleriyle: Allahumme ente’s-selam ve minke’s-selam tebarekte ya ze’l-celali ve’l-ikram
It was narrated that ‘Aishah said:“When the Messenger of Allah (ﷺ) said the Salam, he would sit only for as long as it took to say: ‘Allahumma Antas-Salam wa minkas-salam. Tabarakta ya Dhal-jalali wal- ikram. (O Allah, You are As-Salam, From You is all peace, blessed are You O Possessor of majesty and honour).’”
Diğer tahric: Müslim, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ أَبِي سَهْلٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، جَمِيعًا عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " إِذَا حَضَرَ الْعَشَاءُ وَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ، فَابْدَءُوا بِالْعَشَاءِ " .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Akşam yemeği hazırlanmış olduğu ve namaz (için) ikamet edildiği zaman önce yemek yeyiniz.»
It was narrated from ‘Aishah that the Messenger of Allah (ﷺ) said:“If food is ready and the Iqamah is being given, then start with the food.”
Diğer tahric: Müslim ve Ebu Davud ile İbn-i Hibban başka lafızlarla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA(933, 934, 935): Müslim'in rivayeti şöyledir: ''. Yemek hazır iken namaz'a başlamak yoktur.'' Aşa.': Akşam yemeği demektir. İşa: Yatsı namazı demektir. Bu babta rivayet edilen ilk hadiste akşam yemeği konduğu zaman namaza ikamet edilirse namaza durulmayıp önce yemek yenmesi emrediImiştir. Üçüncü hadiste, akşam yemeği hazırlanıp namaza ikamet ediIdiği zaman akşam yemeğiyle işe. başlanması emredilmiştir. Tirmizi'nin bu babta rivayet ettiği üçüncü hadisin şerhinde; Tuhfetu'I-Ahvezi yazarı aşağıdaki bilgiyi vermiştir: ''El-Iraki; 'Akşam yemeginin hazırlanmasından maksat yemek yiyenin önüne konmuş durumda olmasıdır. Yemeğin hazırlanmış olması veya kaplara konmuş olması kasdedilmemiştir. Çünkü hadisçilerin ittifakla rivayet ettikleri İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisinde Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Sizden birisinin akşam yemegi önüne konduğu zaman önce yemek yesin ve yemek yiyinceye kadar acele etmesin.'' İbn-i Ömer (r.a.) için yemek konuldu, bu arada namaz (için) ikamet ediliyordu. Kendisi imarnın kıraatını işittiği halde yemeğini yemedikçe namaza kalkmazdı,' demiştir. Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri Enes (r.a.)'in hadisi El-Iraki'nin kavlini te'yid eder. Şu halde hadislerdeki hüküm, hazırlanıp henüz adamın önüne konmamış olan yemek hakkında degildir. Hadislerde namaz kelimesi mutlak olarak geçmiştir. İbn-i Dakiki'l-İyd; 'Namaz kelimesi akşam namazı ile yorumlanmalıdır. Çünkü bir rivayette akşam namazı tabiri kullanılmıştır. Başka bir sahih rivayette de : ''Biriniz oruçlu iken akşam yemeği konduğu zaman...'' buyurulmakla namazdan maksadın akşam namazı olduĞu belirtilmiş oluyor.' demiştir. El-Fahihani ise: 'Hadisteki namaz kelimesi umumi manada kabul edilmelidir. Çünkü önce yemek yemenin hikmeti. aç karnına namaza durulduğunda zihnin yemekle meşgul olması ve ibadette arzulanan huşu'un terkedilmesi endişesidir. Bu endişe akşam namazına münhasır degildir. Bir rivayette akşam namazının zikredilmesi bu hükmün ona münhasır oldugunu gerektirmez. Zira oruçlu olmadığı halde çok acıkmış olan kişi icabında oruçlu kimseden daha fazla yemege iştiyaklı olabilir, demiştir. El- Hafız İbn-i Haceri-i Askalani el-Fethü-l'Bari'de bu iki kavli naklettikten sonra: 'Yemeğin namazdan önceye alınması sebebine bakılarak ve acıkmış kişIyi oruçluya ve öğle yemeğini akşam yemeğine kıyaslamak suretiyle hadiste geçen namaz kelimesini umumi (genel) manaya 'yorumlanamaz,' demiştir.'' Tirmizi. Enes (r.a.)'in hadisini rivayet ettikten sonra şöyle der: 'Enes (r.a.)'in hadisi hasen-sahihtir. Ebu Bekir, Ömer, İbn-i Ömer ve diğer bazı sahabiler (r.anhum)'un ameli bu hadise göredir. Ahmed ve İshak da bununla hükmederek; cemaatı kaçırsa bile kişi önce akşam yemeğini yer, demişlerdir. Ben el-Carud'den işittim kendisi Veki'den işittiğine göre Veki' bu hadis hakkında: Eğer yemeğin bozulmasından korkarsa kişi önce yemek yer, demiştir. Fakat sahabilerin ve başkalarının yukarıda geçen kavli uygulanmaya şayandır. Bu alimlerin maksadı, kişinin kalbi bir şey ile meşgul iken namaza durmamasıdır. İbn-i Abbas (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: ''İçimizde bir şey var iken namaza durmayız'', demiştir.' EI-Menhel yazarı; 'Abdesti dar iken adam namaza durur mu?' babında rivayet olunan Aişe (r.anha)'nın mezkur hadisini açıklarken aşağıdaki bilgiyi vermiştir: "Hadisten maksat konmuş olan yemekle kalbi meşgul olan kişinin önce yemek ihtiyacını gidermeden farz bile olsa namaza durmamasıdır. Bu halde namaza durmak Cumhur'a göre tenzihen mekruhtur. Zahiriye mezhebine mensup alimler, İbn-i Hazm, Ebu Sevr ve bir cemaata göre bu halde namaza durmak haramdır. Kılınan namaz da batııdır. Hazırlanmış ve hemen adamın önüne konabilecek durumdaki. yemeğin hükmü, konmuş olan yemeğin hükmü gibidir. Namazdan önce yemeğe oturma hükmü, namaz vaktinin geniş olması kaydına bağlıdır. Eğer yemeğe oturulduğu takdirde namaz vaktinin çıkmasından korkulursa, kişinin önce namaz kılması vacibtir. Cumhurun kavli budur. Çünkü Bağavi'nin Şerhü's-Sünne'de ve Ebu Davud'un rivayet ettikleri Cabir (r.a.)'in hadisine göre Nebi (s.a.v.l: ''Namaz ne yemek için ne de başka şey için tehir edilemez.'' buyurmuştur. İbnü-Melek, Cabir (r.a.)'in hadisini şöyle yorumlamıştır: 'Adam pek acıkmamışsa veya vakit daralmış olup namazın kazaya kalması korkusu varsa önce namaz kılınır, namaz tehir edilemez.' Kalbi meşgul eden ve huşu'u gideren engeller yemek hükmündedir. Önce meşgüliyetler giderilmeli, sonra namaz'a durulmalıdır
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَصِيرٌ يُبْسَطُ بِالنَّهَارِ وَيَحْتَجِرُهُ بِاللَّيْلِ يُصَلِّي إِلَيْهِ .
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bir hasırı vardı. Gündüz yere serilirdi. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) geceleyin de o hasırı hücre gibi yaparak ona doğru namaz kılardı
It was narrated that ‘Aishah said:“The Messenger of Allah had a reed mat that he would spread out during the day, and make into a compartment at night, towards which he would perform prayer.”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يُصَلِّي مِنَ اللَّيْلِ، وَأَنَا مُعْتَرِضَةٌ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ، كَاعْتِرَاضِ الْجِنَازَةِ .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) geceleyin namaz kılardı. Ben de kendisi ile kıb!e arasında cenaze gibi aykırı uzanmış bulunurdum."
It was narrated from ‘Aishah:“The Prophet (ﷺ) used to pray at night, and I was laying between him and the prayer direction, as a (body for a) funeral horizontally.’”
Diğer tahric: Buhari, Müslim. Ebu Davud. Nesai, Ahmed ve' Tahavi de müteaddit senedIerle, kısa ve uzun metinler halinde rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA 958’de
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِنَّ اللَّهَ وَمَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى الَّذِينَ يَصِلُونَ الصُّفُوفَ وَمَنْ سَدَّ فُرْجَةً رَفَعَهُ اللَّهُ بِهَا دَرَجَةً " .
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Şüphesiz, (namazda) saffları dolduranlara Allah rahmet eyler. Melekler de dua ederek günahlarının bağışlanmasını dilerler. Kim safftaki bir boşluğu doldurursa, bu davranışından dolayı Allah onu bir derece yükseltir.» Not: Zevaid'de beyan edildiğine göre bu hadis, İsmail bin Ayyaş'ın hicazlılardan olan rivayeti türündendir kI bu tür rivayeti zayıftır
It was narrated that ‘Aishah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘Allah and His angels send blessings upon those who complete the rows, and whoever fills a gap, Allah will raise him one degree in status thereby.’”
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِنَّ اللَّهَ وَمَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى مَيَامِنِ الصُّفُوفِ " .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Şüphesiz Allah ve melekleri (namazdaki) saflfarın sağ taraflarına (öncelikle) salat ederler.»
It was narrated that ‘Aishah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘Allah and His angels send blessings upon the right side of the rows.’”
Diğer tahric: Ebu Davud ve Beyhaki
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ زُهَيْرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ خَطَبَ النَّاسَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَرَأَى عَلَيْهِمْ ثِيَابَ النِّمَارِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " مَا عَلَى أَحَدِكُمْ، إِنْ وَجَدَ سَعَةً، أَنْ يَتَّخِذَ ثَوْبَيْنِ لِجُمُعَتِهِ، سِوَى ثَوْبَىْ مِهْنَتِهِ " .
Aişe (r.a.)'den; şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cum'a günü halk'a hutbe okumuş da onların üzerinde nimar hırkalarını görmüş ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurmuştur: «Her hangi biriniz maddi imkan bulursa iş elbisesinden başka Cuma günü için bir takım elbise edinmesinde hiç bir sakınca yoktur
It was narrated from ‘Aishah that the Prophet (ﷺ) delivered a sermon to the people one Friday, and he saw them wearing woollen clothes. The Messenger of Allah (ﷺ) said:“There is nothing wrong with any one of you, if he can afford it, buying two garments for Friday, other than his daily work clothes.”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سُلَيْمَانَ الرَّازِيُّ، عَنْ مُغِيرَةَ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " مَنْ ثَابَرَ عَلَى ثِنْتَىْ عَشْرَةَ رَكْعَةً مِنَ السُّنَّةِ، بُنِيَ لَهُ بَيْتٌ فِي الْجَنَّةِ. أَرْبَعٍ قَبْلَ الظُّهْرِ، وَرَكْعَتَيْنِ بَعْدَ الظُّهْرِ، وَرَكْعَتَيْنِ بَعْدَ الْمَغْرِبِ، وَرَكْعَتَيْنِ بَعْدَ الْعِشَاءِ، وَرَكْعَتَيْنِ قَبْلَ الْفَجْرِ " .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Kim (her gün şu) on iki rekat sünnet kılmaya devam ederse cennette onun için bir ev yapılır, öğle farzından önce dört rekat, öğle farzından sonra iki rekat, akşam farzından sonra iki rekat, yatsı farzından sonra iki rek'at ve sabah farzından önce iki rek'at. »
It was narrated that ‘Aishah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘Whoever persists in performing twelve Rak’ah from the Sunnah, a house will be built for him in Paradise: four before the Zuhr, two Rak’ah after Zuhr, two Rak’ah after Maghrib, two Rak’ah after the ‘Isha’ and two Rak’ah before Fajr.’”
Diğer tahric: Tirmizi ve Nesai AÇIKLAMA 1142’de
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا تَوَضَّأَ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ .
Aişe (r.a.anha)'dan; şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest aldığı zaman iki rek'at kıldıktan sonra namaza çıkar (gider) di." Not: İsnadın sahih ve ricalinin Buhari ile Müslim'in ricali olduğu Zevaid'de bildirilmiştir, AÇIKLAMA 1147’de
It was narrated that ‘Aishah said:“When he performed ablution the Prophet (ﷺ) would pray two (short) Rak’ah and then go out for the prayer.”