Hz. Âişe Rivayetleri

2.537 hadis bulundu · sayfa 114/127

Sünen-i İbn Mâce No. 621 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَاءَتْ فَاطِمَةُ بِنْتُ أَبِي حُبَيْشٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي امْرَأَةٌ أُسْتَحَاضُ فَلاَ أَطْهُرُ أَفَأَدَعُ الصَّلاَةَ قَالَ ‏ "‏ لاَ إِنَّمَا ذَلِكَ عِرْقٌ وَلَيْسَ بِالْحَيْضَةِ فَإِذَا أَقْبَلَتِ الْحَيْضَةُ فَدَعِي الصَّلاَةَ وَإِذَا أَدْبَرَتْ فَاغْسِلِي عَنْكِ الدَّمَ وَصَلِّي ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثُ وَكِيعٍ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Fatime binti Ebi Hubeyş, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Ya Resulallah! Ben müstehaza bir kadınım. Kan'dan temizlenemiyorum. Namazı terk edeyim mi? diye sordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Hayır! O ancak bir damar kanıdır, hayz değildir. Hayz geldiği zaman namazı bırak ve hayz gittiği zaman kanını yıka ve namaz kıl.» Bu Veki' (rahimehumullah)'in hadisidir."

It was narrated that 'Aishah said:"Fatimah bint Abi Hubaish came to the Messenger of Allah and said: 'O Messenger of Allah! I am a woman who bleeds continuously and never becomes pure, should I give up the prayer?' He said: 'No, rather that is a vein and it is not menstruation. When the time of your period comes, leave off the prayer, and when it is over, take a bath and wash the blood from yourself and perform the prayer." This is the Hadith of Waki

Tahric: Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahibIerinin hepsi rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : EI-Menhel yazarı, bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: ''Fatime binti Ebi Hubeyş (r.anha)'nın Ümmü Seleme (r.anha) aracılığıyla bu soruyu Nebi (s.a.v.)'e intikal ettirdiği bazı rivayetlerde belirtilmiştir. Başka bir rivayete göre Meymune (r.anha)'nın kardeşi olan Esma (r.anha), bu soruda aracılıketmiştir. Buradaki hadisin zahirine göre Fatime (r.anha) şahsen Nebi (s.a.v.)'e sormuştur. Rivayetler arasında bir ihtila! yoktur. Çünkü sorunun tekerrür etmesi muhtemeldir. Şöyle de denilebilir: Fatime (r.anha), sordurmuştur. Ravi, aracıyı zikretmemiştir. Hadisin: ''Hayız geldiği zaman ... " ve: ''Hayız gittiği zaman.... " ifadeleri iki şekilde yorumlanabilir: 1- 'Senin hayız günlerin geldiği ... ve gittiği zaman...' buna göre eski adete göre hayız günleri hesaplanacaktır. Hanefi alimlerinin ve Ahmed bin Hanbel'in meşhur görüşü budur. 2 - 'Hayzın belirtisi olan koyu renkli kan geldiği ... ve bu kan bitip hayzın bitim belirtisi olan açık renkli kan gelmeye başladığı.. . Bu takdirde hayız günlerinin hesaplanması, kanın kuvvet ve zaafına dayanır. 'Şafii alimleri ile Malik'in görüşü budur. Yukarıda belirtildiği gibi hayız adetinin başlangıç ve bitimi, eski adete göre hesaplanabildiği gibi, kanın kuvvet ve zaaf vasfına göre de hesaplanabilir. Bu nedenle hadis, mu'tade kadının hayız hesaplaması, adete göredir, diyen alimlerin, veya; adete göre değil de temyize (kanın rengini ayırabilmek) göredir, diyen alimlerin görüşüne müsaittir. (İki taraftan birisinin görüşünü te'yid eder durumda görülmemektedir.) Hadisin: ''Hayız gittiği zaman kanını yıka... '' fıkrası ile kadının ğusletmesi ve kanlı yerini yıkaması kasdedilmiştir. Nitekim Buhari'nin bir rivayetinde: ''Sonra ğuslet ve namaz kı!.'' buyurulmuş, kanlı yerin yıkanması zikredilmemiştir. Bu ihtilaf Hişam'ın arkadaşları arasındadır. Onların bir kısmı, kanı yıkamayı zikretmiş, ğusletmeyi zikretmemiştir. Diğer bir kısmı ğusletmeyi anlatmış, kanı yıkamayı zikretmemiştir. Hepsi sikadır. Hadisleri Buhari ve Müslim' de bulunur. Bu nedenle gerek kanı yıkama ve gerekse ğusletme gereği açık olduğu için, iki gurup rivayetlerinde kısaltma yapmıştır, diye yorum yapılır. HAYIZIN KESİLMESİNİN ALAMETİ : İmam Ebu Hanife ve arkadaşlarının görüşüne göre müstahaza kadının hayız süresinin bitimine alamet, onun eski adeti ve zamanıdır. Adetini unuttuğu takdirde, araştırma yapacak, kuvvetli sanısına göre hareket edecektir. Şayet, kuvvetli bir kanaati yoksa bildiği günlerin en azıyla amel eder. İmam Şafii ve arkadaşlarına göre hayızın bitimi eski adete göre değil, kanının renk değişikliğine göre tesbit edilir. Siyah kan kırmızıdan kuvvetlidir. Kırmızı kan, sarı kandan; sarı kan da bulanık kandan kuvvetlidir. Müstahaza kadının kuvvetli kanı, hayız sayılır. Zayıfı da istihaza kabul edilir. Kanını kuvvetli ve zayıf gören kadına mümeyyize denir. Temyizin geçerliliği için üç şart vardır: 1 - Kuvvetli kan onbeş günden fazla devam etmiyecek. 2 - Kuvvetli kan yirmidört saatten az olmayacak ki, hayız sayılabilsin. 3 - Zayıf kan, onbeş günden az olmayacak. Ta ki, iki hayız arasında bir temizlik süresi sayılabilsin. Malik ve Ahmed'in de bununla hükmettikleri El-Ayni tarafından ifade edilmiştir. El-Ayni daha sonra: 'Bu şartlara uygun olarak görülen kuvvetli kan kesilip, zayıf kan gelmeye başlayınca ve böylece hayız zamanı bitince kadının derhal ğuslünü yapıp namaza başlaması vacibtir. Bundan sonra, namaz veya orucu terketmesi caiz değildir. Müstahaza olan bu kadının hükmü temiz olan kadının hükmü gibidir. İstithare (hayız bitiminden itibaren, üç güne kadar ğusletmek) lüzum yoktur. Şafii'nin hükmü budur. Malik'ten üç rivayet vardır: 1 - Hayız bitiminden itibaren üç gün istithal' yapacak, ondan sonra istihaza başlamış olur. 2 - Kuvvetli kan kesilip, yerine zayıf kan gelmeye başlasa bile kadın, onbeş güne kadar namaz kılmayacak, çünkü hayızın en çok süresi onbeş gündür. 3 - Mezhebimizde olduğu gibidir; demiştir. El-Ayni'nin dediğine göre hayızın en az müddeti, İmam-ı Malik'in mezhebinde yirmidört saattir. Halbuki meşhur mezhebine göre, hayızın en az süresi ibadet bakımından bir lahzadır. İddet bakımından bir gün veya günün bir parçasıdır. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1. Cahil adam, bilmediği şeyleri alimlere sormalıdır. 2. Gerektiğinde, kadın erkeklerle konuşabilir. (İslami örtünmeye riayet etmek şartıyla) 3. Utanılan hususları sormak caizdir. 4. İhtiyaç zamanı namahrem kadının sesini dinlemek caizdir. 5. Sorulan zat, büyük de olsa sorana cevap vermelidir. 6. Hayız halinde kadın, namazı bırakır. Sonra da kaza etmez. Hariciler müstesna, kimse bu hükme muhalefet etmemiştir. 7. Müstahaza kadın, hayız zamanında namaz kılmaktan men edilmiştir. Bu yasaklama haram kılmak içindir. Yani namaz kılması haram olup, kılsa bile fasittir. Yasaklık bakımından farz namaz ile nafile namaz eşittir. Ka'be'yi tavaf etmek, cenaze namazı, tilavet ve şükür secdeleri, Kur'an'a dokunmak ve camiye gitmek de namaz gibidir. 8. Hayız kanı necistir. Pislikleri gidermek gerekir. 9. Hayız kanı kesilir kesilmez, istithar yapmadan namaz kılmak caizdir.'' İİSTİTHAR: Kadının hayz süresi bittikten sonra, üç gün kadar her gün yıkanmasıdır

Sünen-i İbn Mâce No. 624 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَاءَتْ فَاطِمَةُ بِنْتُ أَبِي حُبَيْشٍ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي امْرَأَةٌ أُسْتَحَاضُ فَلاَ أَطْهُرُ أَفَأَدَعُ الصَّلاَةَ قَالَ ‏ "‏ لاَ إِنَّمَا ذَلِكَ عِرْقٌ وَلَيْسَ بِالْحَيْضَةِ اجْتَنِبِي الصَّلاَةَ أَيَّامَ مَحِيضِكِ ثُمَّ اغْتَسِلِي وَتَوَضَّئِي لِكُلِّ صَلاَةٍ وَإِنْ قَطَرَ الدَّمُ عَلَى الْحَصِيرِ ‏"‏ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Fatime bint Ebi Hubeyş (r.anha) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : Ya Resulallah! Ben müstahaza olan bir kadınım. Temizlenemiyorum. (Kanım kesilmiyor.) Ben namazı bırakayım mı? diye sordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hayır! O ancak bir damar kanıdır. Hayız değildir. Sen hayız olduğun günlerde namazdan uzak kal. Sonra ğuslet ve kan, hasir üzerine damlasa bile her namaz için abdest al.» AÇIKLAMA : Fatime bint-i Ebi Hubeyş (r.anha)'nın Nebi (Sallalahu Aleyhi ve Sellem)'e vaki müracaatına ve aldığı cevaba ait olan bu hadis az bir lafız farkıyla Urve bin Zübeyr (r.a.)'den 620 numarada rivayet edilmişti. Orada Urve bin Zübeyr, (r.a.), Fatime bint-i Ebi Hubeyş (r.anha)'dan hadisi işittiğini belirtmiştir. Burada ise Aişe (r.anha)'dan işittiği kaydedilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki. Urve (r.a.) bunu hem Aişe (r.anha) hem de soru sahibi Fatiı e (r.anha)'dan işitmiş. Hadis, ihtiva ettiği hüküm bakımın'dan daha önce geçen rivayetten farksız görülüyor. Zahirine göre, müstahaza kadının hayız günlerinin hesaplanmasında eski adeti esastır. Hadisin sonunda; '' ...kan, hasirin üzerine damlasa bile ... " fıkrası ile ilgili olarak EI-Menhel yazarı şöyle der: 'Bu Fıkra, istisfar edip, kanının akmasının önlenmesi için gereken tedbiri. alan ve buna rağmen, kanı durdurulamayan kadın için yorumlanır. Bu durumda kadın, sahib-i özür hükmündedir. Hanefilere göre müstahaza kadın, küçük abdestini tutamayan veya burnu devamlı kanayan sahib-i özür hükmündedir. Bir vakit için güzelce taharetlenip, istisfar denilen bez bağlama işini sağlamca yaptıktan sonra, aldığı abdest ile o vakit çıkıncaya kadar vakit namazı ile bir çok kaza namazı kılabilir .. Şafiilere göre vakit girdikten sonra, kadın taharetlenip, istisfar denilen işlemi yapıp abdest alır ve yalnız bir farz namaz kılar. Bunun yanında dilediği kadar nafile namaz kılabilir. Kazaya kalmış farz namazların hükmü de budur. Yani, kaza olsun, eda olsun birden fazla farz namaz kılamaz. Tarif edilen şekilde bez bağlayıp abdest alırken veya abdest aldıktan sonra ara vermedem namaza dururken, kan damlasa bile özür sahibi sayılır.' İstisfar: Geçmişte kuşak ile bağlanan bez, pamuklu bez, günümüzdeki ise hijyenik ped

It was narrated that 'Aishah said:"Fatimah bint Abi Hubaish came to the Prophet: 'O Messenger of Allah! I am a woman who bleeds continuously and never becomes pure. Should I give up prayer?' he said: 'No, that is just a vein and is not menstruation. Do not perform prayer during the days of your period, then take a bath, and perform ablution for each prayer, even if drops of blood fall on the mat

Sünen-i İbn Mâce No. 630 Sahih

حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهَا قَالَتْ إِنْ كَانَتْ إِحْدَانَا لَتَحِيضُ ثُمَّ تَقْتَنِصُ الدَّمَ مِنْ ثَوْبِهَا عِنْدَ طُهْرِهَا فَتَغْسِلُهُ وَتَنْضِحُ عَلَى سَائِرِهِ ثُمَّ تُصَلِّي فِيهِ ‏.‏

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Şüphesiz birimiz hayız adetini görürdü, sonra temizlenince elbisesine dokunan hayız kanını su döküp parmak uçları ve tırnaklarla ovalayıp sıkarak yıkardı. Elbisenin kan dokunmayan kısmını da azar azar su döküp yıkardı. Sonra o elbiseyle namaz kılardı

It was narrated that 'Aisha the wife of the Prophet said:"One of us used to menstruate, then rub the blood off her garment when she became pure again, and wash it, and sprinkle water over the rest of the garment, then perform prayer in it

Sünen-i İbn Mâce No. 631 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُعَاذَةَ الْعَدَوِيَّةِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ امْرَأَةً، سَأَلَتْهَا أَتَقْضِي الْحَائِضُ الصَّلاَةَ قَالَتْ لَهَا عَائِشَةُ أَحَرُورِيَّةٌ أَنْتِ قَدْ كُنَّا نَحِيضُ عِنْدَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ثُمَّ نَطْهُرُ وَلَمْ يَأْمُرْنَا بِقَضَاءِ الصَّلاَةِ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dnn rivayet edildiğine göre; Bir kadın, kendisine : Hayızlı kadın'ın (hayızdan temizlendikten sonra hayız zamanında kılmadığı) namazı kaza etmesi gerekir mi? diye sormuş, Aişe (r.anha): Sen Haruriyye misin? Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında hayız adetini görürdük, sonra (temizlenince) ğuslederdik. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı kaza etmemizi bize emretmezdi, diye cevap vermiştir.

It was narrated from 'Aishah that:A woman asked her: "Does a woman who menstruates have to make up for the prayers she misses?" 'Aisha said to her: "Are you a Haruriyyah? We used to menstruate with the Prophet and then become pure, and he did not tell us to make up for the prayers we missed

Diğer tahric: Buhari, Müslim, Nesai ve Ebu Davud ve Tirmizi. AÇIKLAMA : Tirmizi hadisin hasen - sahih olduğunu bildirmiştir. Aişe (r.anha)'ya soru soran kadın'ın ismi burada bildirilmemiştir. Buhari'nin bir rivayetinde kadının Muaze bint-i Abdillah El-Adeviyye olduğu belirtilmiştir. Haruriye kelimesi, Kufe'ye iki MİL mesafedeki Harura köyüne nisbet edilen bir kelimedir. Hariciler ilk olarak bu köyde toplandıkları için onlara Haruriye ismi verilmiştir. Hariciler, dinde çok taassup ederek çirkin dalaletlere sapmıştır. Sapıklıkları cümlesinden olarak hayız adetinde kılınmayan namazların bilahare kaza edilmesinin gerekli olduğunu iddia ederler. Hadislere inanmazlar. Aişe (r.anha) , bu kadın hayızda kılınmayan namazıarın kaza edilmesinin gerekliliğini sorunca: Sen haruriyye'den misin? diye sormuştur. Kadın, başka bir rivayete göre Hz. Aişe (r.anha)'ya şöyle sormuştur: Hayız gören kadın niçin orucunu kaza eder de namazını kaza etmez. Şer'i hükmü inkar eder gibi soru yöneltilmesinden şüphelenen Aişe (r.anha): Sen Haruriyye misin? diye taaesubunu beyan buyurmuştur. Bir rivayete göre kadın: Hayır. Ben Haruriyye değilim. Lakin, ben şer'i hükmü öğrenmek için sordum, demiştir. Aişe (r.anha) "Biz ... " demekle Nebi (s.a.v.)'in hanımlarını kasdetmiştir. Hadis, hayız adetini gören kadının temizlendikten sonra hayız günlerinde kılmadığı namazları kılmakla mükellef olmadığına delalet eder. Bu hususta icma' vardır. Yalnız Hariciler'den bir taife, namaz'ın kaza edilmesinin gerekli olduğunu söylemiştir. EI-Menhel yazarı, Nevevi'nin Mühezzeb şerhinde şöyle deliğini nakletmiştir: 'Bizim mezhebimiz ve: Selef ile halef alimlerinin cumhurunun mezhebine göre hayız gören kadın namaz kılmakla mükellef olmadığı gibi abdest almak, tesbih veya zikir yapmakla da mükellef değildir. Evzai, Malik, Sevri, Ebu Hanife ve arkadaşları böyle hükmeden alimlerdendirler. Hasan-i Basri ve Ebu Ca'fer'den rivayet edildiğine göre bu iki zat, hayızlı kadının abdest alıp tesbih ve zikir etmelerini istemişlerdir. Onlar, bu isteyişleri müstahablık anlamına yorumlamışlardır Tesbihin müstahablığı hususu için hiç bir mesned olmamakla beraber mahzuru da yoktur. Fakat abdest alması, bizce ve cumhurca sahih değildir. Bilakis kadın bu abdestle bir nevi ibadet maksadını güderse bununla günaha girer. Orucun kazası gerekirken namazın kaza edilmemesinin hikmeti açıktır. Çünkü oruç, yılda bir aydır. Fakat namaz yıl boyunca devam eder. Bunun kazasının vücubu güçlüğe ve meşakkate yol açar. Bunun için kadın, namazın kazasından muaf tutulmuştur

Sünen-i İbn Mâce No. 632 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَهِيِّ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ نَاوِلِينِي الْخُمْرَةَ مِنَ الْمَسْجِدِ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ إِنِّي حَائِضٌ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لَيْسَتْ حَيْضَتُكِ فِي يَدِكِ ‏"‏ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana şöyle buyurdu : «Humreyi Mescidden bana ver.» Ben: Hayız halindeyim, dedim. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Senin hayız (kan)'ın senin elinde değildir.»

It was narrated that 'Aishah said:"The Messenger of Allah said to me: 'Get me a mat from the mosque.' I said: 'I am menstruating.' He said: 'Your menstruation is not in your hand

Diğer tahric: Müslim, Beyhaki, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve Ahmed AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Humre: Hurma çöpleri ve benzeri bitkilerden örülmüş küçücük hasıra denir. Secde için baş hizasında yere serilir, üzerine secde edilir. Yeri örttüğü için, yahut hurma çöpleri dikiş yerlerini örttüğü için ona bu isim verilmiştir. Hattabi: Humre, küçük seccade demektir, demiştir. ''Humre'yi mescid'den bana ver." cümlesi iki şekilde açıklanabilir: 1 - Nebi {s.a.v.), mesciddeydi ve Aişe (r.anha) kendi odasındaydı. Nebi (s.a.v.) ondan humre istemiş, Aişe (r.anha) hayızlı olduğu için vücudu mescid dışında bulunmakla beraber, yalnız elini mescidin içerisine uzatmasının sakıncalı olacağını sanmıştır. Bu ihtimale göre hadisin manası şudur: Nebi (s.a.v.), mescid'den, yani mescidde iken, mescidin dışında bulunan humreyi istemiş ve Aişe (r.anha)'nın, eliyle bunu kendisine doğru uzatmasını istemiştir. Aişe (r.anha) hayızlı haliyle, elini mescid'in içine uzatmasının sakıncalı olduğunu sandığı için: ''Ben hayız halindeyim'' demekle özürünü hatırlatmış; Resul-i Ekrem {s.a.v.l de elini mescide uzatmasının sakıncalı olmadığını beyan için: ''Senin hayızın senin elinde değildir.'' buyurmuştur. Buna göre; من المسجد kelimeleri قَالَ fiiline taalluk eder. 2 - Hattabi ve imamların ekserisine göre; من المسجد kelimeleri; NAVELENİ fiiline taalluk eder. Babın başlık kısmına ve hadisin zahirine uygun olanı da budur. Çünkü mescidden münavele (vermek), ehli mescide sormakla mümkündür. Nebi (s.a.v.)'in: ''Senin hayız'ın senin elinde değildir.'' buyruğu da buna delalet eder. Bu yorum şekline göre Nebi (s.a.v.) mescidin dışında, humre mescidin içinde fakat kapısına çok yakındı. Aişe (r.anha) odasında bulunuyordu. Odasından elini mescide uzatmakla humreyi alabiliyordu. Nebi (s.a.v.) ona elini mescid'in içerisine uzatıp humreyi çıkarmasını emretmiş, Aişe (r.anha) özürünü hatırlatmış, Nebi (s.a.v.l de elinin hayızlı olmadığını yani mescide uzatmasının sakıncalı olmadığını beyan buyurmuştur. İbn-i Hacer: من المسجد kelimeleri; NAVELENİ fiiline mutaallaiktir. Maksadın şu olduğu muhtemeldir: Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'ya: ''Mescidde durmadan ve dolaşmadan humreyi bana vermek için mescide gir.'' demek istemiş olabilir. Çünkü hayızlı kadının mescidi kirletmekten emin olduğu zaman durmadan ve dolaşmadan mescid'e girip çıkması caizdir. Şöyle de yorumlanabilir: ''Sen mescidin dışında olduğun halde, elini mescide sokup humreyi al, sonra bana ver.'' Bu hareket, haliyle caizdir. Bırınci yorum şekline göre kelimelerin taalluku caizse de uzak ihtimaldir.'' Kadi İyad'ın birinci şekle göre yorum yapmasının sebebi, Müslim ve Nesai'nin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir: 'Resulullah (s.a.v.) mescidde iken bir ara: ''Ya Aişe! Bana elbise ver'' buyurdu. Aişe (r.anha) da: Ben namaz kılmıyorum. dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) Ona: ''O (hayız) senin elinde değildir.'' buyurdu. Aişe (r.anha) dA elbiseyi Nebi (s.a.v.)'e uzattı.'' Hattabi, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi ile Aişe (r.anha)'nın hadisini bir olayla ilgili olarak yorumladığı için yukarıda belirtilen birinci yorumu seçmiştir. Halbuki olayın taaddüdü açıktır. (Çünkü birisinde elbise, diğerinde humre isteniyor.) Hadiste geçen; حيضتك kelimesi ''Hayzatuki'' ve ''Hiyazatuki'' diye okunabilir. Hayzat, bir defalık kan demektir. Hizat ise hayızlı kadının kendisi için helal olmayan şeylerden uzak durması halidir. Sahih ve meşhur rivayete göre Nevevi'nin de dediği gibi bu kelime ''Hayzat'' okunur. Mana bakımından münasip olanı da budur. Çünkü kan çıkması ve akması el organında degildir. Fakat hayız hali bütün vücud organlarında ve bu arada elde de bulunur. Nitekim hayızlı kadın Kur'an-ı elleyemez. Hattabi: 'Hadisçiler bu kelimenin ''Hayzat'' olduğunu söylemişler ise de hatadır. Doğrusu ''Hizat'' tır, demiştir. Kadi İyad, Hattabi'nin sözünü kabul etmemiş ve: ''Doğrusu hadisçilerin dediğidir. Çünkü bu kelimeyle kan kasdedilmiştir. Zira Nebi (s.a.v.) : '' ... senin elinde değildir.'' buyurmuştur. Bunun manası şudur: 'Mescidlerin korunması gerekli olan necaset -ki hayız kanıdır - senin elinde değildir''' demiştir. Nevevi: Hadisçilerin tercih ettikleri şık, açık olanıdır. Hattabi'nin savunduğu şıkkın da uygunluğu vardır, demiştir. C EI-Menhel yazarı: Nevevi'nin işaret ettiği uygunluk şudur, demiştir: ''Aişe (r.anha) mescidin korunması gerekli olan hayız necasetinin eline bulaşmadığını biliyordu. Hayızdan dolayı bütün vücuduna arız olan halin elinde de bulunduğunu bildiği için elini mescide sokmaktan çekinmiştir. Bu bilgiden başka onu çekindiren hiç bir neden yoktu. Aişe (r.anha)'nın çekinme nedeni dolayısıyla Nebi (s.a.v.) şöyle cevap vermek istemiştir: 'Hayızlık hali Aişe (r.anha)'ya vücudunun tümü itibariyle peyda olmuş; vücudunun parçaları itibariyle değil'. Nitekim falanın eli hayızlıdır. denmez ki, mescide uzatılması yasaklansın.'' HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hayızlı kadın, elini mescide sokup ondan bir şey alabilir. 2- Kadının kocasına hizmet etmesi meşrudur. 3- Hattabi: Hadiste şu fıkıh hükmü de vardır, demiştir: Eve, mescide veya benzeri bir yere girmemek için yemin eden kişi, elini veya vücudunun bir kısmını o yere sokunca yeminini bozmuş olmaz. Bütün vücudunu sokunca yeminini bozmuş olur

Sünen-i İbn Mâce No. 633 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُدْنِي رَأْسَهُ إِلَىَّ وَأَنَا حَائِضٌ وَهُوَ مُجَاوِرٌ - تَعْنِي مُعْتَكِفًا - فَأَغْسِلُهُ وَأُرَجِّلُهُ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan; şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (mescidde) itikafta iken ve ben (odamda) hayızlı iken mübarek başını bana doğru uzatırdı. Ben de başını yıkar ve tarardım. AÇIKLAMA : Bu hadisi Buhari, Malik. Müslim. Ebu Davud ve Tirmizi de biraz Iafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Rivayetlerin bir kısmında Aişe (r.anha) kendisinin hayızlı olduğunu belirtmemiştir. Nebi (s.a.v.)'in zevcelerinin her birisine mahsus olan hücre (ada) lerin kapıları Mescid-i Şerif'e açılırdı. Bu tarife göre Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'nın hücresine bitişik, mescidin bir köşesinde itikaf buyurmuştur. Bu hadis, Buhari'de daha uzundur. Urve b. Zübeyr (r.a.)'e biri: 'Hayızlı kadının bana hizmet etmesi yahut bu kadının cünüp iken yanıma gelmesi caiz midir? diye sormuş. O da şöyle cevap vermiştir: ''Bence hepsi caiz. Hayızlı olan da, cünüb olan da bana hizmet eder. Bundan ötürü taraflar için bir sakınca yoktur. Aişe (r.anha) bana dediğine göre kendisi hayızlı iken ... '' HADİS'TEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- İtikafa giren kişi, mescidden ayrılmamalıdır. 2- Bedeninin bir kısmını mescidden çıkarmasında zarar yoktur. 3- İtikaftaki adam'ın başını yıkaması ve taraması caizdir. Saç traşı, koltuk altı yolunması, tırnakların kesilmesi ve bedenin temizletilmesi, hadisteki baş yıkama ve saç tarama hükmüne eklenebilir. 4- Hayızlı kadının bedeni necis sayılmaz

It was narrated that 'Aishah said:"The Prophet used to bring his head close to me when I was menstruaring and he was in I'tikaf (seclusion in a mosques for the purpose of worship), and I would wash it and comb his hair

Sünen-i İbn Mâce No. 634 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورِ ابْنِ صَفِيَّةَ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَضَعُ رَأْسَهُ فِي حِجْرِي وَأَنَا حَائِضٌ وَيَقْرَأُ الْقُرْآنَ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan: şöyle demiştir : Ben, hayzlıyken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek başını kucağıma koyar, Kur'an okurdu."

It was narrated that 'Aishah said:"The Messenger of Allah used to put his head in my lap when I was menstruating and recite Qur'an

Diğer tahric: Buhari, Müslim, Nesai ve Ebu Davud AÇIKLAMA : Buhari ve M ü s i rm ' in rivayetinde: "Nebi CSallallahü Aleyhi ve Sellerİı)~ını cağıma yaslardı" tabiri kullanılmıştır. Bu hadis, hayızlı kadına yaslanarak Kur'an okumanın caizliğine, hayızlı kadının yakınında oturmanın caizliğine ve hayızlı kadının şahsı ile elbisesinin temizliğine delalet eder. Bir necasetin kadından yanındakine bulaşması halinde yanaşmak caiz değildir

Sünen-i İbn Mâce No. 635 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، يَحْيَى بْنُ خَلَفٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، جَمِيعًا عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَتْ إِحْدَانَا إِذَا كَانَتْ حَائِضًا أَمَرَهَا النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ تَأْتَزِرَ فِي فَوْرِ حَيْضَتِهَا ثُمَّ يُبَاشِرُهَا وَأَيُّكُمْ يَمْلِكُ إِرْبَهُ كَمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَمْلِكُ إِرْبَهُ

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle deniştir: Biz'den birisi hayızlı olduğu zaman Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona; hayızmın şiddetli zamanında izar kuşanmasını emreder, sonra ona mübaşeret ederdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nefsine hakim olduğu gibi hanginiz nefsine hakim olabilir? Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Hadiste geçen bazı kelimeleri açıklayalım: Fevr: Bir şeyin başlangıcı, şiddeti ve çoğu anlamına gelir. Burada ''Hayzın Fevri'' ile kanın en çok ve en şiddetli akması kasdedilmiştir. Bazı rivayetlerde; FEVRİ HAYDETİHA yerine; FEVH HAYDETİHA bulunur, aynı manayı ifade eder. İrb: Bu kelime iki manaya muhtemeldir. Birisi ihtiyaç anlamıdır, İrb, Ereb, İrbe ve Me'rebe kelimelerinin hepsi aynı manada kullanılır. ''irb''in bir ikinci manası organdır. Ve tenasül uzvundan kinayedir. Nihaye'de beyan edildiğine göre hadisçilerin bir kısmı da hadiste geçen kelimeyi ''irb'' olarak rivayet etmişlerse de hadisçilerin ekserisi ''Ereb'' olarak rivayet etmişler ve bununla ihtiyaç anlamını kasdetmişlerdir. Hattabi, ''Ereb'' rivayetini tercih etmiş ve ''irb'' rivayetini inkar ederek, böyle söyleyenleri kınamıştır. El-Ubbi: ''irb'' tenasül organı ile ihtiyaç anlamlarına gelebilir. Hattabi tenasül organı anlamında kullanılması nedeniyle ''irb'' rivayetini reddedip böyle söyleyenleri kınamıştır. Halbuki ''irb'' kelimesi Hattabi'nin tasvip ettiği ''Ereb'' kelimesi gibi ihtiyaç .anlamını da ifade eder. ''irb'' rivayeti, cinsi münasebet şehvetinden kinaye olduğu için bunda bir tekellüf yoktur.' demiştir. Hadisin bu fıkrasından maksad şudur; Nebi (s.a.v.l bel'den aşağı peştemal gibi bir elbiseyle örtünen zevcesiyle aynı yatakta yattığı halde, yasak olan cinsi münasebette bulunmamaktan emin idi. Nefsine hakimdi. Hanginiz onun gibi nefsine hakim olabilir. Mübaşeret: Teni tene değdirmektir. Cinsi münasebet manasında da kullanılıyor ise de buradaki mübaşeretten maksad, o değil, öpmek, oynaşmak ve benzeri şehvani davranışlardır. İ'tizar: izar giymektir. İzar, göbekten diz kapaklarının altına kadar olan, vücudu örten giyeceğe denir. İzar, eteklik, peştemal, çarşaf ve benzeri şeyler olabilir. Hadis, Nebi (s.a.v.)'in, hayızlı zevceleri izar giydikleri zaman onlara mübaşeret ettiğine delalet eder. Hayızlı kadına mübaşeretin çeşitleri vardır: 1- Cinsi münasebette bulunmak suretiyle olan mübaşerettir. Bu nevi mübaşeret, kitab, sünnet ve icma' ile haram kılınmıştır. Bir müslüman, bunun helal olduğunu itikad ederse kafir olur. Haram olduğuna inandığı halde, bile bile yaparsa büyük bir günah işlemiş olur. Derhal tevbe etmesi ve kefaret vermesi gerekir. Kefaret durumunu 123 nolu babta inşaaIlah anlatacağız. 2- Göbekten yukarı ve diz kapağından aşağı yerlere mübaşerettir. Bu, icma' ile helaldır. Ubeyde Es-Eselmani ve başkasının bu nevi mübaşereti caiz görmemelerine dair yapılan rivayet şayanı kabul değildir, münkerdir, tanınmıyor. Faraza böyle bir rivayet sahih olsa bile Kütüb-i Sitte'de rivayet olunan sahih hadislerle merduddur. 3- Göbek ile diz kapağı arasında yapılan ve cinsi münasebet dışında kalan mübaşerettir. Bu tür mübaşeret hakkında alimlerin üç görüşÜ vardır: a-Ebu Hanife, Malik, Said bin El-Müseyyeb, Şüreyh, Tavus, Ata', Süleyman bin Yesar ve Katade'ye göre cima endişesi bulunsun, bulunmasın bu nevi mübaşeret mutlaka haramdır. Ebu Yusuf'tan bir rivayet de böyledir. Şafiiler'in sahih kavli de budur. Delilleri ise bu babtaki hadislerdir. Bir de Malik'in rivayet ettiği Zeyd bin Eslem'in şu mealdeki hadisidir: 'Bir adam Nebi (s.a.v.)'e gelerek: Eşim hayızlı iken bana neyi helaldır? diye sordu. Nebi (s.a.v.) : ''İzarını iyice kuşansın. Sonra yukarısına mübaşeret edebilirsin.'' buyurdu.' b- Bu nevi mübaşeret tenzihen mekrühtur. İkrime, Mücahid, Şadi, Nehai, El-Hakem, Sevri, Evzai. Ahmed, İshak bin Rahuyye, Ebu Sevr, İbnü'l-Münzir ve Ebu Hanife'nin arkadaşı Muhammed bin El-Hasan ile Malikiler'den Asbağ'ın kavli budur. Bunların delili ise Buhari'den başka sahih hadis kitapIarında merfu' olarak rivayet olunan Enes'in şu hadisidir: ''Cima'dan başka her şeyi yapabilirsiniz.'' Nebi (s.a.v.)'in izar üzerine mübaşeret etmekle yetinmesi, kavli ve fiili hadislerinin işlerliğini korumak için müstahablık anlamına yorumlanmıştır. Nebi (s.a.v.)'in, hayızlı zevcelerine izar üzerindeki mübaşereti şehvet duygusuna ihtirasından dolayı değil, şer'i hükmün te'sisi içindir. Zevceleri müteaddid iken, hepsine hayız halinde mübaşeret etmesi, bu şer'i hükmün yayılması amacını güder. Nasıl ki, çok hanımla evlenmesinden maksadı, onlar aracılığıyla şer'i hükümleri yaymak ve her zevcenin müşahede edip iyice bellediği fiili ve kavli sünnetleri bildirmesidir. c- Kişinin, cinsi münasebette bulunma tehlikesinden eminse mübaşeret etmesi caizdir. Aksi takdirde haramdır. EI-Menhel yazarı: ''Hadisin zahirine göre izar kuşanma emri, hayzın şiddetli zamanına aittir. Böyle olunca kan şiddetini kaybettikten sonra, göbekten diz kapağına kadar olan yerleri örten izar yerine, yalnız avret mahallini örten bir elbiseyle mübaşeretin caizliği hükmü çıkar. Ebu Davud'un rivayet ettiği bir hadis, bu hükmü te'yid eder. Şöyle de olabilir: Hayızın şiddetli zamanı daha önemli olduğu için, bu devredeki mübaşeret şekli bildirilmiştir. Bu esnada izar üzerine mübaşeret caiz olunca bu devre atlatıldıktan sonra izar üzerine mübaşeretin caizliği mesele değildir. HADİSTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- Hayızlı kadına izar üzerine mübaşeret caizdir. 2- Nefsine hakim olmayan için bu tür mübaşeretten sakınmak daha iyidir, demiştir

It was narrated that 'Aishah said:"If one of us was menstruating, the Messenger of Allah would tell her to tie her waist-wrapper around herself if the bleeding was heavy, then he would embrace her. And who among you can control his desire as the Messenger of Allah used to control his desire?

Sünen-i İbn Mâce No. 636 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَتْ إِحْدَانَا إِذَا حَاضَتْ أَمَرَهَا النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ تَأْتَزِرَ بِإِزَارٍ ثُمَّ يُبَاشِرُهَا ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan; şöyle demiştir : Bizden birisi hayız gördüğü zaman Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ona bir izar giymesini emrederdi. (O da izar kuşandıktan) sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona mübaşeret ederdi. Not: İsnadının sahih ve ricalinin sika olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Kütüb-i Sitte sahihlerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir

It was narrated that 'Aishah said:"If one of us was menstruating, the Messenger of Allah would tell her to tie her waist-wrapper around herself, then he would embrace her

Sünen-i İbn Mâce No. 641 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ لَهَا وَكَانَتْ حَائِضًا ‏"‏ انْقُضِي شَعْرَكِ وَاغْتَسِلِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَلِيٌّ فِي حَدِيثِهِ ‏"‏ انَقُضِي رَأْسَكِ ‏"‏ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre; Kendisi hayızlı iken (hac için ihrama gireceği zaman). Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ona: «Saçları (nın örgüleri) ni çöz ve ğuslet » buyurdu." Ravi Ali kendi hadis rivayetinde dedi ki: -Başını çöz...- Not: Bu hadisin isnadındaki ricalin sika olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Sindi: Bu hadis Zevaid kısmından değildir. Bilakis. Buhari, Müslim ve başkalarında da mevcuttur, demiştir ... : AÇIKLAMA : Bu hadisi müellifimize Ebu Bekir bin Ebi Şeybe ve Ali bin Muhammed rivayet etmişlerdir. Ebu Bekir'in rivayetinde hadisin metni: ''Saçlarını çöz ... " diye başlar. Ali'nin rivayetinde ise; ''başını çöz ... " diye başlar. İki rivayet arasında mana itibariyle bir fark yoktur. Gaye, saçları tarayabilmek için örgüleri çözmektir. Bu hadis, hayız sonunda vacib olan boy abdesti ile ilgili değildir. Aişe (r.anha)'nın hayız hali devam ediyordu. Hac için ihrama girecekti. Nebi (s.a.v.), hayızlı halinin ihrama girmesine engel olmadığına işaretle temizlik için yıkanmasını ve bu cümleden olarak saçlarını tarayabilmesi için saç örgülerini çözmesini emretmiştir. Buhari, Müslim ve başka hadis kitapıarının ''Hac'' bahsinde bu hadis rivayet edilmiştir. Bu nedenle hayızın sonunda yapılması gerekli ğusle ait bu babta, bu hadisin niçin zikredildiği bilinmiyor. Sindi: ''Bu duruma temas ediyor, hayız'dan dolayı yapılacak ğuslün hükmü dolaylı olarak bu hadisten anlaşıldığı için müellifimiz burada rivayet etmiş, denilebilir,' demiştir

It was narrated from 'Aishah that:The Prophet said to her, when she was menstruating: "Undo your braids and bathe." (Sahih)(A narrator) 'Ali said in his narration: "Undo your head

Sünen-i İbn Mâce No. 642 Hasen

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُهَاجِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ صَفِيَّةَ، تُحَدِّثُ عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَسْمَاءَ، سَأَلَتْ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنِ الْغُسْلِ مِنَ الْمَحِيضِ فَقَالَ ‏"‏ تَأْخُذُ إِحْدَاكُنَّ مَاءَهَا وَسِدْرَهَا فَتَطْهُرُ فَتُحْسِنُ الطُّهُورَ أَوْ تَبْلُغُ فِي الطُّهُورِ ثُمَّ تَصُبُّ عَلَى رَأْسِهَا فَتَدْلُكُهُ دَلْكًا شَدِيدًا حَتَّى تَبْلُغَ شُئُونَ رَأْسِهَا ثُمَّ تَصُبُّ عَلَيْهَا الْمَاءَ ثُمَّ تَأْخُذُ فِرْصَةً مُمَسَّكَةً فَتَطْهُرُ بِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ أَسْمَاءُ كَيْفَ أَتَطَهَّرُ بِهَا قَالَ ‏"‏ سُبْحَانَ اللَّهِ تَطَهَّرِي بِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ - كَأَنَّهَا تُخْفِي ذَلِكَ - تَتَبَّعِي بِهَا أَثَرَ الدَّمِ ‏.‏ قَالَتْ وَسَأَلَتْهُ عَنِ الْغُسْلِ مِنَ الْجَنَابَةِ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ تَأْخُذُ إِحْدَاكُنَّ مَاءَهَا فَتَطْهُرُ فَتُحْسِنُ الطُّهُورَ أَوْ تَبْلُغُ فِي الطُّهُورِ حَتَّى تَصُبَّ الْمَاءَ عَلَى رَأْسِهَا فَتَدْلُكُهُ حَتَّى تَبْلُغَ شُئُونَ رَأْسِهَا ثُمَّ تُفِيضُ الْمَاءَ عَلَى جَسَدِهَا ‏.‏ فَقَالَتْ عَائِشَةُ نِعْمَ النِّسَاءُ نِسَاءُ الأَنْصَارِ لَمْ يَمْنَعْهُنَّ الْحَيَاءُ أَنْ يَتَفَقَّهْنَ فِي الدِّينِ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : (Ensar'dan şekel kızı) Esma' (r.anha), hayızdan dolayı yapılacak ğusül keyfiyetini Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sormuş, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de: «Sizden birisi suyunu ve sidrini aldıktan sonra abdest alır. abdestini güzelce alır veya abdestini mükemmel alır. Sonra başına su dökerek, başını sıkıca ovalar. Ta ki, su başının kemiklerine ve saç diplerine ulaşsın. Sonra vücuduna su döker. Daha sonra üzerine misk sürülmüş bir pamuk veya bez parçası alarak, onunla temizlenir.» buyurmuştur. Esma (r.anha) : 'Onunla nasıl temizleneceğim? diye sormuş. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Sübhanellahl Onunla temizlen.» buyurmuştur. Aişe (r.anha) sözünü gizlercesine (Esma'ya fısıldayarak): Onu kanın dokunduğu yere sür, demiş. Aişe (r.anha) demiştir ki: Esma' (r.anha). Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e cünüblükten dolayı (yapılan) gusül keyfiyetini de sormuş ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Biriniz suyunu aldıktan sonra, önce abdest alır, abdestini .güzelce alır veya abdestini mükemmel alır. Nihayet başına su dökerek, başını iyice ovalar. Ta ki, su başının kemiklerine ve saç diplerine ulaşsın. Sonra vücuduna su akıtır.» buyurmuştur. Bunun üzerine Aişe (r.anha) : 'Şu Ensar hanımları ne iyi hanımlardır. Haya, onları dini bilgileri edinmekten alıkoymuyor.* demiştir." AÇIKLAMA : Nebi (s.a.v.)'e soru soran Esma (r.anha), Aişe (r.anha)'nın kız kardeşi olan Esma değildir. Müsliın'in bir rivayetinde belirtildiği gibi Ensar'dan Şekkel kızı olan Esı a (r.anha)'dır. Hatib; Yezid kızı olan Esma (r.anha) olduğunu söylemişse de böyle degildir. Müslim'den önce de Ebu Bekir bin Ebi Şeybe, kendi müsnedinde ve Ebu Avane ile Ebu. Naim, kendi müstahreclerinde bu hatunun Şekel kızı olduğunu söylemişlerdir. İbn-i Sa'd, Taberani, Barudi ve İbn-i Mendeh, Esma bint-i Şekel'i ashab arasında zikretmişlerdir. EI-Menhel yazarı, hadisin açıklanması ile ilgili olarak aşağıdaki ma'lumatı verir: ''Herhalde Esma (r.anha), en mükemmel ğusül şeklini sormuş olacak ki Nebi (s.a.v.), ğusül için suyla beraber sidr'in alınmasını buyurmuştur. Çünkü ğusülde sidrin kullanılması farz değildir. Keza ğusülden önce abdest almak ve misk sürülmüş parça kullanmak farz değildir. Bu sebeble, bunların her hangi birisinin farz olduğunu ileri sürerek, bu hadisi delil göstermek yanlış olur. Sidr: Trabzon hurması ağacına benzer. Bu ağacın yaprakları öğütülüp, sabun gibi temizleyici olarak kullanılır. Firsat: Pamuk veya bez parçası olup, hayız kanının temizlenmesinde kullanılır. Hadiste bu parça ile temizlenme tavsiyesi yapılıyor. Hayız veya lahusalık halinden dolayı yapılacak ğusülde evli olan ve olmayan bu kadının misk sürülmüş bu parçayı kullanması müstahabtır. Misk bulunmadığı takdirde, başka esanslar kullanılır. Hatta güzel kokulu maddeleri bulamayan kadının kerih kokuyu giderici çamur veya benzerini kullanması müstahabtır. Hiçbir şey bulamazsa su kafidir. Misk kullanılması hikmeti hakkında ihtilaf olmuştur. Sahih ve meşhur kavle göre gaye, kanın dokunduğu yere güzel koku sürmek ve kerih kokuyu gidermektir. El-Maverdi bazı kimselerin: Maksad çabuk gebeliği sağlamaktır, dediğini hikaye etmişsede, Nevevi bu hikmeti zayıf veya batıl olarak niteleyip şöyle demiştir: Bunlarm dediği gibi olsaydı misk sürmenin, kocası hazır olan kadınlara mahsus olması gerekirdi. Hiçbir alimin böyle bir tahsis yaptığını bilmiyoruz. Hadislerin mutlak oluşu, bunların sözlerini redd3der. Doğrusu şudur ki : Maksad, kan dokunan yere güzel koku sürmek ve pis kokuyu gidermektir. Bu, evli olsun elmasın, hayızdan veya lahusalıktan dolayı ğusleden her kadm için müstahabtır. Esma (r.anha) misk sürülmüş parçayla yıkanacağını sandığı için Nebi (s.a.v.)'e : Ben bununla nasıl temizleneceğim? diye sormuştur. Nebi (s.a.v.) Esma (r.anha)'nın bu istifhamından hayret ederek: ''Sübhanallah! Bununla temizlen işte'' diye buyurmuş, bunun üzerine Aişe (r.anha) yalnız Esma (r.anha)'nın duyabileceği bir ses tonuyla: 'Onu kan'ın dokunduğu yere sür' diyerek meseleyi anlatmıştır. Esma (r.anha), cünüblükten ğusül durumunu da sorup öğrendikten sonra, Aişe, . onun dini meseleleri öğrenmeye karşı gösterdiği titizliğe hayran kalmış, bilhassa kadınlarla ilgili olup, haya edilen meseleleri öğrenmek için gayretini beğenmiş ve Ensar kadınlarını öğmüştür. HADİSTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- Bir şeye hayret edildiği zaman; Sübhanallah, demek caizdir. 2- Avret mahalliyle ilgili mes'elelerde kinayeli konuşmak gerekir. 3- Hayayı gerektiren durum karşısında çekingenlik açığa vurulmalıdır. 4- Kişi, din ile ilgili bilmediği hususları sormalıdır. 5- Ğusledilirken, yıkamada mübalağa yapılmalıdır. Ovuşturmak da mübalağadan bir parçadır. 6- Hayız'dan ğusleden kadın vücudundan kanın dokunduğu bütün yerlere misk ve benzeri kokular sürmelidir. Lohusa da hayızlı kadın gibidir. 7- Dini soru soran kişi, verilen cevabı anlamadığı takdirde. cevab tekrarlanmalıdır. 8- Alimin sözünü, onun huzurunda anlamayan kişiye anlatmak caizdir. Şu şartla ki : Bu anlatış, alimin hoşuna gitsin. 9- Daha üstün bir zatın huzurunda, onun kadar üstün olmayan ehil zatlardan ilim almak caizdir. 10- Öğrenmek isteyene karşı yumuşak davranılmalıdır. 11- Hadis, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in üstün huyunu, yüce halimliğini ve büyük hayasını ifade ediyor

It was narrated from 'Aishah that:Asma asked the Messenger of Allah about bathing after ones's period. He said: "One of you should take her water and lote leaves, and purify herself well, or thoroughly. Then she should pour water over her head and rub it vigorously so that the water reaches the roots of her hair. Then she should take a piece of cotton perfumed with musk and purify herself with it." Asma said: "How should I purify myself with it?" He said: "Subhan Allah! Purify yourself with it!" 'Aishah said, as if whispering to her: "Wipe away the traces of blood with it." Then she (Asma) asked him about bathing to cleanse oneself from sexual impurity. He said: "One of you should take her water, and purify herself, and purify herself well, or thoroughly. She should pour water over her head and rub it so that the water reaches the roots of her hair, then she should pour water over her body." 'Aishah said: "How good were the women of the Ansar! For they did not let shyness keep them from understanding their religion properly

Sünen-i İbn Mâce No. 643 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كُنْتُ أَتَعَرَّقُ الْعَظْمَ وَأَنَا حَائِضٌ، فَيَأْخُذُهُ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَيَضَعُ فَمَهُ حَيْثُ كَانَ فَمِي وَأَشْرَبُ مِنَ الإِنَاءِ فَيَأْخُذُهُ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَيَضَعُ فَمَهُ حَيْثُ كَانَ فَمِي وَأَنَا حَائِضٌ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan şöyle söylemiştir : Ben hayızh iken kemik üzerindeki etin çoğunu dişlerimle alıp, yerdim. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o etli kemiği alarak ağzımın dokunduğu yer'e mübarek ağzını koyup (ondan yerdi) Ben, kab'dan içerdim. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabı alır, mübarek ağzını ağzımın dokunduğu yere koyup içerdi ve ben hayızlı idim."

It was narrated that 'Aishah said:"I used to eat the meat from a bone when I was menstruating, then the Messenger of Allah would take it and put his mouth where my mouth had been. And I would drink from a vessel, and the Messenger of Allah would take it and put his mouth where my mouth had been, and I was menstruating

Diğer tahric: Müslim, Nesai, Ebu Davud ve Ahmed AÇIKLAMA : Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'yı sevindirmek ve hayızlı kadınla beraber oturmaktan, birlikte yemek yemekten ve benzeri şeylerden kaçınılmamasının gereğine işaret buyurmuştur. Aişe (r.anha)'nın Nebi (s.a.v.)'den önce yemeğe ve içmeye başladığı hadisten anlaşılıyor. Bunun edebe aykırı olduğu söylenemez. Çünkü Resulullah (s.a.v.) onun önce başlamasını emrederdi. ÇÜnkÜ Nesai'nin rivayetinde Aişe (r.anha) şöyle der: 0, etli kemiği alır, benim hissemi tayin ederdi. Bunun üzerine ben de hissemi dişlerimle yiyip kalanı bırakırdım. Sonra, ° alır dişleriyle yerdi. Ve o etli kemikten ağzımın dokunduğu yere mübarek ağzını koyup yerdi. İçecek isterdi. Ondan içmeden önce belirli bir kısmını benim içmemi isterdi. Ben alıp hissemi içtikten sonra bırakırdım. Sonra O alır ve bardağın ağzımı koyduğum yerine, mübarek ağzını koyup içerdi.'' Hadiste geçen ''Etearraku" fiili Taarruk,. masdarından yapılmadır. Taarruk, kemik üzerindeki eti dişlerle almaktır. Bunun kökü olan ''Arak" ise. üzerindeki etin çoğu alınmış olan kemik demektir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hadis, Nebi (s.a.v.)'in son derece mütevazi olduğuna delalet eder. 2- Erkek. zevcesine karşı yumuşak davranmalı ve zevcesini sevindirmelidir. 3- Hayızlı kadınla aynı kab'dan yemek ve içmek caizdir. 4- Hayızlı kadın'ın yiyecek ve içecek artığı. eli, ağzı ve sair uvuzları temizdir

Sünen-i İbn Mâce No. 652 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُصَلِّي وَأَنَا إِلَى جَنْبِهِ وَأَنَا حَائِضٌ وَعَلَىَّ مِرْطٌ لِي وَعَلَيْهِ بَعْضُهُ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir : Ben, hayızlı olarak Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yakınında iken (geceleyin) namaz kılardı. Üstümde benim Futam bulunuyordu. Ve Futam'ın bir kısmı onun üzerindeydi." Tahric bilgisi ve Açıklama 653’te

It was narrated that 'Aishah said:"The Messenger of Allah was performing prayer, and I was by his side. I was menstruating, and I was wearing a wool cloak, and part of it was over him

Sünen-i İbn Mâce No. 654 Zayıf

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ دَخَلَ عَلَيْهَا فَاخْتَبَأَتْ مَوْلاَةٌ لَهَا فَقَالَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ حَاضَتْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ فَشَقَّ لَهَا مِنْ عِمَامَتِهِ فَقَالَ ‏"‏ اخْتَمِرِي بِهَذَا ‏"‏ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre: Bir defa) odasına Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) girmiş ve (O girince Aişe (r.anha)'nın cariyesi gizlenmiştir. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hayız gördü (mü?)» buyurmuş. Aişe (r.anha) de : Evet, (hayız gördü.) diye cevap verince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (mübarek) sarığından bir parça kesmiş ve cariye'ye: «Bununla başını ört» buyurmuştur." Not: Zevaid'de: Hadisin jsnadında Abdulkerim bin El-Muharrik vardır. İmam Ahmed ve başkası onu zayıf görmüşler. Hatta İbn-i Abdi'l-Berr'in dediğine göre onun zayıflığı hakkında icma' vardır, denmiştir. AÇIKLAMA : Aişe (r.anh{ı)'nın cariyesi erginlik çağına gelerek hayız görmeye başlamış; Nebi (s.a.v.) Aişe (r.anha)'nın hücresine girince cariye saklanmış; Resul-i Ekrem (s.a.v.), onun hayız görmeye başladığını, saklanışından anlamış; durumu te'yid maksadıyla Aişe (r.anha)'ya sormuş ve ''Evet''' cevabını alınca mubarek sarığından kestiği bir parçayı vererek cariyenin başını örtmesini emretmiştir. Bu hadisin senedinde bulunan ravi Abdülkerim zayıf olduğu için isnad zayıfsa da hadisin metni mana bakımından sahihtir. Çünkü erginlik çağına gelen bir kız namaz dışında da namahreme karşı başını örtmek zorundadır. Bu zoruııluluk Kur'an-ı Kerim'in nassı ile sabittir. Ayrıca Ebu Davud'un Muhammed bin Sirin'den rivayet ettiği Aişe (r.anha)'nın başka bir hadisi bu hadisi te'yid eder, mahiyettedir. Şöyle ki Muhammed bin Sirin (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; (Cemel vak'asından sonra) Aişe (r.anha) Basra'da Abdullah bin Halef'in kasrında Safiyye Ümmü Talha El-Talahat'a misafir olduğunda Safiyye'nin kızlarını görmüş, (hayız çağına gelen bu kızları baş açık olarak görmüş olacak ki) Aişe (r.ariha): 'Resulullah (s.a.v.) bir defa odama girdi. o esnada odamda genç bir kız bulunuyordu. (bu kız, Aişe (r.anha)'nin cariyesi idi.) Resulullah (s.a.v.) izarını bana atarak: ''Bunu ikiye böl. Yarısını şuna ver. Yarısını da Ümmü Seleme'nin yanında bulunan genç kıza ver. Çünkü ben ikisinin de hayız çağına geldiklerini sanıyorum.'' buyurdu.' demiştir. Bu hadis, Nebi (s.a.v.)'in, izarını Aişe (r.anha)'ya vererek Aişe (r.anha)'nın Cariyesiyle Ümmü. Seleme (r.anha)'nın cariyesi arasında taksim etmesini emrettiğini sarahaten (açıkça) belirtir. Müellifin rivayetinde ise Nebi (s.a.v.)'in sarığından bir parça keserek Aişe (r.anha)'nın cariyesine onunla başını örtmesi için verdiğini bildirir. İki hadis arasında bir ihtilaf yoktur. Çünkü olayın tekerrür etmiş olması muhtemeldir. HADİS'İN FIKIH YÖNÜ : Hadis, erginlik çağına gelen kız'ın, bütün vücudunu, namazın içinde ve dışında örtmesınin farz olduğuna delalet eder. Ancak Şari-i Hakim, yüz ve bileklere kadar elleri bu hükümden müstesna kılmıştır. Hür kadına ait şer'i hüküm budur. Cariyenin avret durumuna ait alimlerin görüşünü bundan sonraki hadisin izahında belirteceğiz

It was narrated from 'Aishah that:The Prophet entered upon her, and a freed slave girl of hers concealed herself. The Prophet asked: "Have her periods begun?" She said: "Yes." He tore a piece of his turban and said: "Cover your head with this

Sünen-i İbn Mâce No. 655 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، وَأَبُو النُّعْمَانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ الْحَارِثِ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ صَلاَةَ حَائِضٍ إِلاَّ بِخِمَارٍ ‏"‏ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : «Allah, hayız görme çağına gelmiş olan kadının baş örtüsü olmaksızın (kıldığı) namazı kabul etmez, AÇIKLAMA : Bu hadisi Ahmed, Tirmizi, Ebu Davud, İbn-i Huzeyme, El-Hakim. Beyhaki ve Taberani de rivayet etmişlerdir. Taberani'nin rivayeti biraz daha uzundur. ''Allah ... kabul etmez'' tabirinden maksad, hayız çağına gelmiş olan kadının baş örtüsüz olarak kıldığı namaz sahih değildir. Bir cemaat, hadisi böyle açıklamıştır. Hadiste geçen ''Haiz'' kelimesiyle, hayız yaşına gelmiş olan kadın kasdedilmiştir. Bi'l-fiil hayız halindeki kadın kasdedilmemiştir. Çünkü ona hayız günlerince namaz kılmak vacib değildir, hatta namaz kılması yasaktır. Bazı alimlere göre: ''Allah ... kabul etmez.'' tabirinden maksad, Allah tam olarak kabul etmez, demektir. Avret bakımından cariye, hür kadın gibidir, diyen Zahiriye mezhebi mensubları, bu hadisi. delil göstermişlerdir. Fakat Cumhur: Cariye avreti, erkeğinki gibi, göbek ile diz kapağı arasıdır, demişlerdir. Cumhurun delili şu mealdeki hadistir: ''Biriniz cariyesini kölesiyle veya hizmetçisiyle evlendirdiği zaman, artık cariyesinin diz kapağı ile göbeği arasına bakmasın.'' Bir de şu hadisi delil göstermişlerdir: ''Adam, bir cariye satın almak istediği zaman, avret mahalli hariç, başka yerlerine bakabilir. Cariyenin avreti, diz kapağı ile peştemalini bağladığı yer arasıdır.'' Hadis, namaza duran kadının başını örtmesinin farz olduğuna delalet eder. Bu husustaki açıklama yukarıda geçti

It was narrated from 'Aishah that:The Prophet said: "Allah does not accept the prayer of a woman who menstruates (i.e., an adult woman) except with a head cover

Sünen-i İbn Mâce No. 669 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كُنَّ نِسَاءُ الْمُؤْمِنَاتِ يُصَلِّينَ مَعَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلاَةَ الصُّبْحِ ثُمَّ يَرْجِعْنَ إِلَى أَهْلِهِنَّ فَلاَ يَعْرِفُهُنَّ أَحَدٌ ‏.‏ تَعْنِي مِنَ الْغَلَسِ ‏.‏

Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Mu'min kadınlar'dan bazıları Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Seliem) ile beraber sabah namazını kılarlardı. Sonra evlerine dönerlerken, alaca karanlıktan dolayı kimse onları tanımazdı. AÇIKLAMA : Bu hadisi Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai ve Beyhaki de muhtelif senedlerle ve az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Buhar i, Müslim ve bazı sünen sahiplerinin rivayetlerinde ''Kadınlar çarşaflarına bürünerek ... '' kaydı mevcudtur. Ğales: Alaca karanlık, demektir. Tağlis: Alacakaranlıkta sabah namazını kılmak, demektir. 671 nolu hadiste geçecek olan ''İsfar'' sabah namazını ortalık aydınlanınca kılmaktır. Şafii, Ahmed ve İshak'a göre "İsfar'' tan yerinin iyice ağarması demektir. Sabah namazının alaca karanlıkta kılındığı ve cemaate giden kadınların, namazdan çıkınca bu karanlık henüz devam ettiği için kimsenin onları tanımadığı bu hadiste ifade edilmiştir. Tirmizi'nin şerhi Tuhfetü'l-Ahvezi yazan, El-Hafız İbn-i Haceri'l-Askalani Fethü'l-Bari'de şöyle dediğini "Tağlis'' babında nakletmiştir: "Davudi: "Alaca karanlıktan dolayı kimse onları tanımazdı.'' fıkrasının manası şudur: Bakan adam, onların kadın mı, erkek mi olduklarını bilemezdi. Çünkü, sadece, karaltılar görürdü, demiştir. Bazıları: Bu fıkradan maksad, geçen kadınların Hatice mi Zeyneb mi diye şahsen tanınmamalarıdır, demişlerdir. Nevevi: Örtülü kadın gündüzde şahsen tanınmaz. Burada alaca karanlığın henüz devam ettiği bildirilmek isteniyor. Cami'den dönen kadınların örtülü oldukları için şahsen tanınmamaları, örtüler'inden dolayıdır. Bu nedenle söylenen bu yorum, bir mana ifade etmez demiştir. Hafız: Eğer fıkradan maksad, bunların erkekler mi, kadınlar mı olduklarının bilinmemesi olmuş olsaydı, fıkrada tanımak anlamını ifade eden ''Ma'rifet'' fiili yerine, anlamını ifade eden ''İlim'' fiili kullanılacaktı. ''Ma'rifet'' fiili kullanıldığı için, fıkradan maksad kadınların şahsen tanınmamalandır. Nevevi'nin: "Örtülü kadınlar gündüz de şahsen tanınmazlar'' sözüne itiraz edilir. Çünkü genellikle kadınlar giyinişleri, yürüyüşleri ve genel durumlarıyla bir-i birlerinden ayırt edilebilirler, demiştir. El-Baci de: Hadis, o kadınların yüzlerinin açık olduğuna delalet eder. Çünkü yüzleri kapalı olsaydı karanlıktan i dolayı değil, kapalı oluşlarından dolayı tanınmamış olurlardı, demiştir. Nevevi'nin sözüne yapılan itiraz, El-Baci'nin sözüne de yapılır. Ebu Berze (r.a.)'in: "Adam, yanında. oturan kişiyi tanıyabildiği bir aydınlık olunca, Nebi (s.a.v.) sabah namazından dönerdi.'' mealindeki hadisi, Aişe (r.anha)'nın hadisine ters düşmez. Çünkü adamın, yanında oturan adamı tanıması başka bir şeydir, sokaktan geçen örtülü kadını tanımaması başka bir şeydir.'' Tirmizi, bu hadisi rivayet ettikten sonra şöyle der: Aişe (r.anha)'nın hadisi hasen-sahih bir hadistir. Sahabilerden Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)'in dahil olduğu bir kısım alimler ve onlardan sonra gelen tabii alimlerin bir kısmı, sabah namazını alaca karanlıkta kılmayı tercih etmişlerdir. Şafii, Ahmed ve İshak da sabah namazında tağlisi müstahab görmüşlerdir.' El-Menhel yazarı da 'Sabah Vakti' babında rivayet olunan bu hadisin açıklamasını yaparken şöyle der: "Hadis, sabah namazını tan yeri ağardıktan hemen sonra kılmanın müstahab olduğuna delalet eder. Malik, Şafii, Ahmed, İshak, Ebu Sevr, El-Evzai, Davud bin Ali ve Taberi böyle demişlerdir. Ömer, Osman, İbn-i Zübeyr, Enes, Ebu Musa ve Ebu Hureyre (r.anhum)'dan rivayet olunan kavil de budur. El-Hazimi, bu kavli Hulefa-i Raşidin'den kalan Ebu Bekir (r.a.) ile Ali (r.a.)'den, ayrıca Ebu Mes'ud-i Ensari ve Hicaz ehlinden rivayet etmiştir. Bu alimler, Aişe (r.anha)'nın bu hadisini, Ebu Mes'ud'un şu mealdeki hadisini ve benzer sahih hadisleri delil olarak göstermişlerdir: "Nebi (s.a.v.), sabah namazını, bir defa alaca karanlıkta kıldı. Başka bir defa ortalık aydınlandıktan sonra kıldı. Ondan sonra, Vefat €dinceye kadar tağlis etti. Yani daima alaca karanlıkta kıldı. Hiç isfar'a dönmedi.'' Alimler, ayrıca ''Hayrat için yarışınız'' ve ''Rabbinizin magfiretine koşuşunuz.'' ayetlerini de delil göstermişlerdir. Ebu Hanife, arkadaşları, Sevri ve Irak alimlerinin ekserisi sabah namazında isfar'ın afdal olduğunu söylemişlerdir. Ashab'dan AI i ve ibn-i Mes'ud (r.a.)'dan da bu kavil rivayet edilmiştir. Bu görüşteki alimler Rafi' bin Hadic'in (672 nolu) hadisini delil göstermişlerdir. Bir de Buhari ve Müslim'in İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadise dayanmışlardır: ''Ben, Resulullah (s.a.v.)'i her hangi bir namazı vaktinden başka bir zamanda kılarken görmedim. Yalnız şu iki namazı gördüm. (Müzdelife'de akşam ve yatsı namazını beraber kıldı. Ve o gün sabah namazını vaktinden önce kıldı.'' Bu alimler: Nebi (s.a.v.)'in sabah namazını fecir doğmadan önce kilmadığı malümdur. O gün sabah namazını fecir doğduktan sonra, henüz ortalık aydınlanmadan kılarak tağlis etmiştir. Şu halde hadis, Nebi (s.a.v.)'in başka zaman tağlis etmediğine delalet eder. İsfar, cemaatın çoğalmasına, safların dolmasına ve nafile namaz için geniş bir zaman'ın verilmesine vesile olduğu için daha faziletlidir, demişlerdir. Diğer alimler şöyle cevab vermişlerdir: Rafi' bin Hadic (r.a.)'in hadisindeki isfar'dan maksad, tan yerinin iyice ağarması ve belirgin olmasıdır. Rafi'in hadisindeki: ''Şafak iyice zuhur ettikten sonra sabah namazını eda etmenin ecri daha büyüktür.'' fıkrası, isfar'ın böyle yorumlanmasına engel değildir. Çünkü buna göre isfar'dan önce sabah namazı kılınabiliyorsa da ecri daha azdır. Çünkü kişinin vaktin girdiğini kesin olarak bilmemekle beraber, kuvvetli zan ile kanaat ettiği zaman namaza durması caizdir ve ecri vardır. Eğer fecrin doğduğunu belirgin bir halde müşahede ettikten sonra namaza durursa daha afdaldır ve ecri daha büyüktür. Yahut isfar emri mehtablı gecelere mahsustur. Çünkü fecrin doğuşu, mehtablı gecelerde ilk anlarda belirgin olmuyor. Böyle gecelerde ihtiyar olmak üzere isfarla emrolunmuşlar, denilebilir. İbn-i Mes'ud (r.a.)'ın hadisine de şöyle cevap verilmiştir: Nebi (s.a.v.) sair zamanlarda, fecir doğduktan sonra cünüb adam'ın ğuslünü yapabileceği ve abdestsizin abdest alabileceği bir süre bekledikten sonra sabah namazını kılmayı itiyat (alışkanlık) haline getirmişken; Müzdelife gecesi sabah olunca Hac menasikine genişçe bir vaktin ayrılması için, mu'tadından önce sabah namazına durmuştur. Tahavi ''TağIis hadisleri'' ile ''İsfar hadisleri''nin arasını bulmak için şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.) alaca karanlıkta sabah namazına başlar ve kıraatını uzatarak. ortalık aydınlandıktan soıra namazdan çıkardı. Tahavi: Aişe (r.anha)'nın hadisi, sabah namazında kıraati uzatma emrinden önce idi. Bu nedenle Aişe (r.anha)'nın hadisi mensuhtur, demiştir. Fakat Tahavi'nin mensuhluk davası masnedsizdir. Tirmizi'nin: Aişe (r.anha)'nın hadisi hasen-sahihtir. Ebu Bekir ve Ömer (r.anhuma)'nın dahil olduğu bir grup sahabi ve onlardan sonra gelen tabiiler, bu hadiste beyan edildiği gibi sabah namazında tağlis'i seçmişlerdir, şeklindeki sözü, hadisin mensuh olmadığını takviye eder. Çünkü, eğer mensuh olmuş olsaydı nesih durumunu herkesten daha iyi bilen bu büyük zatlar tağlisi tercih etmiyeceklerdi. Aişe (r.anha)'nın hadisinin bazı hallere ait olduğu umulur. Çünkü delillerin zahirine göre çoğu zaman Nebi (s.a.v.) karanlık varken sabah namazına başlıyormuş. Bazen, henüz aydınlık olmadan namazdan çıkarmış ki Aişe (r.anha)'nın hadisi buna delalet ediyor. Bazen ortalık aydınlandıktan sonra namazdan çıkarmış ki Ebu Berze'nin. hadisi buna delalet eder. Kıraatin uzunluğuna ve kısalığına göre bu değişik durumlar oluyormuş. Çünkü sabah namazında bazen altmış ayet, bazen de yüz ayet okuyormuş. Yukarıdan beri verdiğim bilgileri okuduktan sonra tağlis görüşünün delilleri sıhhatli ve daha kuvvetli olduğu için bu kavil daha racihtir. HADİS'TEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- Sabah namazını alaca karanlıkta kılmak daha efdaldir. 2- Bir fitne endişesi olmadığı takdirde kadınların geceleyin namaz için camiye gitmeleri caizdir. 3- Meşru bir amaçla evlerinden çıkan kadınlar iyice örtünmelidirler

It was narrated that 'Aishah said:"The believing women used to perform the Subh prayer with the Prophet, then they would go back to their families and no one would recognize them," meaning of the darkness

Sünen-i İbn Mâce No. 683 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ صَلَّى النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ فِي حُجْرَتِي لَمْ يُظْهِرْهَا الْفَىْءُ بَعْدُ ‏.‏

Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Güneş benim hücrem içinde olup gölgesi henüz hücremin üstüne yükselmemiş iken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize ikindi namazını kıldırdı. Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişler, AÇIKLAMA : Tirmizi: ''Bu hadis hasen-sahihtir. Sahabi ve tabiilerden ilim ehlinin bir kısmı Aişe (r.anha)'nın hadisini seçerek ikindi namazının erken kılınmasına ve tehirinin mekruh olduğuna hükmetmişlerdir. Ömer, Abdullah İbn-i Mes'ud, Aişe ve Enes (r.anhum) ile Abdullah, İbn-i Mübarek, Şafii, Ahmed ve İshak (r.anhum) böyle demişlerdir.'' demiştir. Aişe (r.anha)'nın: "Güneş benim hücrem içinde ... '' sözünden maksadı Güneş ışığı O'nun odasının zemininde iken ve güneş gölgesi O'nun odasının tabanının tamamını kaplamamış iken ikindi namazına durulduğunu beyan etmektir. Keza: (Güneş) gölgesi henüz hücremin üstüne yükselmemiş ... '' cümlesinden maksadı güneş ışığının hücre tabanından doğu duvarına yükselmemiş olduğunu belirtmektir. Hattabi: Bu cümledeki ''Zuhur''un manası Güneş ışığının yükselmesidir, demiştir. Nevevi: Aişe (r.anha)'nın hücresi dardı. Duvarları kısaydı. Öyle ki duvarlarının yüksekliği, hücrenin genişliğinden biraz fazlaydı. Duvarın gölgesi bir boyu kadar uzayınca ikindi vakti girmiş olurdu. Ve Güneş ışığı, hücre tabanının sonlarına çekilmiş olurdu. Bu esnada gölge henüz doğu cephesindeki duvara gelmemiş olurdu. Aişe (r.anha)'nın bu hadisi, cisimlerin gölgesi bir misli uzadığı zaman ikindi vaktinin girdiğine ve Peygamber (s.a.v.)'in ikindi namazını ilk vakitte kıldırdığına delalet eder, demiştir. El-Hafız, EI-Fetih'te: İkindi namazının ilk vaktinde kılınmasının sünneti Nebeviyye'ye uygunluğu bu hadisten anlaşılıyor. Aişe (r.anha)'nın ravisi Urve'nin görüşleri budur. Urve, buna dayanarak ikindi namazını tehir eden Ömer bin Abdü'l-Aziz'i uyarmıştır, der. Tahavi: Bu hadis ikindi namazının erken kılındığına delalet etmez. Çünkü hücre duvarının alçak olması muhtemeldir. Bu takdirde Güneş ışığı, ancak batmaya yakın, hücreden kalkmış olur ve dolayısıyla hadis ikindi namazının erken değil bilakis tehirine delalet eder, demiştir. Fakat, hücre tabanı geniş olduğu takdirde Tahavi'nin dediği şey düşünülebilir. Halbuki müşahade ve bir çok rivayetlerle sabit olmuştur ki, Peygamber (s.a.v.)'in muhterem eşlerinin odaları (hücreleri) geniş değillerdi. Dar olan bir odanın tabanında güneş ışığının bulunması, ancak güneş yüksekte iken mümkün olabilir. Güneş, tam olarak eğildiği zaman, ışığı dar olan hücrenin tabanından kalkar. Şafii, bu hadisi zikrettikten sonra: Bu hadis, ikindi namazının ilk vakitte kılındığına dair rivayetlerin en açık olanlarındandır. Çünkü Peygamber (s.a.v.)'in zevcelerinin hücreleri Medine'nin alçak bir semtinde idiler. Ve hücreler geniş değildi. Bu nedenle ikindi'nin ilk vaktinde Güneş ışığının hücrelerden kalkması sağlam görülmektedir

It was narrated that 'Aishah said:"The Prophet prayed the 'Asr when the sun was shining into my room and there were no shadows yet

Sünen-i İbn Mâce No. 700 Sahih

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى الْمِصْرِيَّانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ مَنْ أَدْرَكَ مِنَ الصُّبْحِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَهَا وَمَنْ أَدْرَكَ مِنَ الْعَصْرِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَغِيبَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَهَا ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا جَمِيلُ بْنُ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ فَذَكَرَ نَحْوَهُ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : «Güneş doğmadan önce sabah namazından bir rek'ate yetişen kişi, sabah namazına yetişmiş olur ve güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek'ate yetişen kişi, ikindi namazına yetişmiş olur.» AÇIKLAMA : Müellifimiz, 699'un aynı olan bu ikinci senedin Yani Cemil bin El-Hasan, Abdü'I-AIa, Ma'mer, Zühri, Ebu Seleme ve Ebu Hureyre (r.anhum) aracılığıyla gelen bu hadis'in kendisine intikal ettiğini söylemiştir.'' Bu hadisi Ahmed, Müslim ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Hadisin metni, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisinin mislidir. Taşıdığı' hükümler bakımından aralarında bir fark yoktur

It was narrated from 'Aishah that:The Messeenger of Allah said: "Whoever catches one Rak'ah of the Subh before the sun rises, then he has caught it, and whoever catches one Rak'ah of the 'Asr before the sun sets, then he has caught it." (Sahih)Another chain with similar wording

Sünen-i İbn Mâce No. 702 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَعْلَى الطَّائِفِيُّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا نَامَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَبْلَ الْعِشَاءِ وَلاَ سَمَرَ بَعْدَهَا ‏.‏

Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatsı namazını kılmadan önce uyumamış ve yatsı namazından sonra konusınamıştır.»

It was narrated that 'Aishah said:"The Messenger of Allah did not sleep before the 'Isha' nor stay up (talking) after it

Sünen-i İbn Mâce No. 758 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ بِشْرِ بْنِ الْحَكَمِ، وَأَحْمَدُ بْنُ الأَزْهَرِ، قَالاَ حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ سُعَيْرٍ، أَنْبَأَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَمَرَ بِالْمَسَاجِدِ أَنْ تُبْنَى فِي الدُّورِ وَأَنْ تُطَهَّرَ وَتُطَيَّبَ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mahallelerde mescidlerin (veya) evlerde namaz yerlerinin yapılmasını ve temiz tutulup güzel koku sürülmesini emretmiştir.» AÇIKLAMA 759’da

It was narrated from 'Aishah that:The Messenger of Allah commanded that mosque to be built in (Ad-Dur) villages, and that they be purified and perfumed

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya