Sahîh-i Müslim: Taharet Bölümü

143 hadis bulundu · sayfa 3/8

Sahîh-i Müslim No. 574 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ رَأَى قَوْمًا يَتَوَضَّئُونَ مِنَ الْمِطْهَرَةِ فَقَالَ أَسْبِغُوا الْوُضُوءَ فَإِنِّي سَمِعْتُ أَبَا الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلْعَرَاقِيبِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe ile Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ebu Küreyb rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Vekî', Şu'be'den o da Muhammed b. Ziyad'dan, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet ettiki; Ebu Hureyre mataradan abdest alan bir cemaat görmüşde: Abdest organlarınızı iyice yıkayınız. Çünkü Ebu'l-Kasım (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i: "Ökçe üstündeki sinirlerin vay haline" buyururken dinledim, dedi.

Abu Huraira reported:He saw people perform ablution with the help of a water jar and he said: Complete the Wudu for i heard Abu al-Qasim (ﷺ) say: Woe to the hamstrings because of hell-fire

Diğer tahric: Buhari, 165 -uzunca-; Nesai, 110; Tuhfetu'I-Eşraf, 14381 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Mithara, yahut mathara abdest alınan her nevi kabdır. Mithara okunduğu takdirde bu kelime ismi alet; mathara okunursa ismi mekan olur. Ebul Kaasım Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in künyesi dir. Arakîb: Urkub'un cem'ıdır. Urkub ökçenin, üzerindeki kaim sinirdir

Sahîh-i Müslim No. 575 Sahih

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Cerir, Süheyl'den, o da babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Ayak ökçelerinin ateşten vay haline!" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 12602 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ (565-574 numaralı hadisler): Bu başlıkta (569) "ateşten dolayı ayak ökçelerinin vay haline ... " (3/127) buyurulmaktadır. Müslim (yüce Allah'ın rahmeti onaj'in bu hadisi burada zikretmekten maksadı, ayakları yıkamanın vacip (farz) olduğuna ve ayakları mesh etmenin yeterli olmadığına delil göstermektir. Bu mesele hakkında insanlar farklı görüşlere sahiptirler. Çeşitli dönemlerde ve çeşitli bölgelerde fetvaya ehil olan fukahadan bir topluluğun kan aatine göre, farz olan topuklarla birlikte ayakları yıkamaktır. Onları mesh etmek yeterli değildir. Yıkamakla birlikte de mesh ise vacip (farz) değildir. İcma konusunda kendisine itibar olunan hiçbir kimseden bu hususta farklı herhangi bir kanaat sabit olmamıştır. Şia ise, farz olan ayakların mesh edilmesidir, demişlerdir. Muhammed b. Cerir ile çağında Mutezile'nin başı olan Cubbaı (abdest alan) mesh etmek ile yıkamaktan birisini yapmakta muhayyerdir, demişlerdir. Bazı zahiri mezhebi mensupları da meshi ve yıkamayı birlikte yapmak icab eder, demişlerdir. Pek büyük çoğunluğa muhalefet eden bu kimseler ise, delaleti açık olmayan delillere sarılmışlardır. Ben bu meselenin kitap ve sünnetten delilleri ile bunların tanıklarının muhaliflerin delil diye ileri sürdüklerine verilecek cevabı el-Mühezzeb Şerhinde oldukça güzel ve en geniş ibareler ile açıklamış bulunmaktayım. Öyle ki bu husustaki kanaatimize muhalif olan bir kimsenin birkaç bakımdan doğru bir şekilde cevabı verilmedik tek bir şüphesi dahi kalmamaktadır. Burada maksadımız ise hadislerin metinlerini ve lafızlarını delilleri ve muhaliflere verilecek cevapları geniş bir şekilde açıklama yoluna gitmeden Şerh etmektir. Bu hususta söyleyeceğimiz en özlü ifade de şudur: Çeşitli durumlarda ve pek çok nitelikte Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdest alışını anlatanların tamamı ayakların yıkandığını ittifakla belirtmişlerdir. ':4yak ökçelerinin ateşten vay haline" buyruğu ile Allah Resulü abdestsiz kaldıklarından ötürü ökçeleri cehennem ateşiyle tehdit etmektedir. Eğer mesh etmek yeterli olsaydı ökçelerini yıkamayan kimseleri asla tehdit etmezdi. Diğer taraftan Amr b. Şuayb'ın babasından, onun dedesinden sahih olarak rivayet ettiği hadise göre bir adam: Ey Allah'ın Resulü, abdest nasıl alınır, diye sorunca, Allah Resulü su getirilmesini istemiş ve ellerini üç defa yıkamışt!. .. Nihayet: Sonra da ayaklarını üç defa yıkadı, dedi, arkasından: "İşte abdest almak böyle olur. Kim bundan fazlasını yapar ya da eksiltirse kötü yapmış ve zulmetmiş olur" buyurdu. Bu, Ebu Davud ve başkalarının kendi sahih senetleriyle tahriç ettikleri sahih bir hadistir. Allah en iyi bilendir. (565) "Şeddad'ın azatlısı Salim'den" diğer rivayette (566) "Şeddad b. el-Had' m azatlısı Ebu Abdullah" üçüncü (567) rivayette "el-Mehrl'nin azatlısı Salim" şeklindeki ibarelere gelince, bütün bunlar onun nitelikleridir. O tek bir şahıstır. Adı da Şeddad b. el-Had'ın azatlısı Salim, el-Mehri'nin azatlısı Salim, Salib BadCıs, Malik b. Evs b. el-Hadesan en-Nasri'nin azatlısı Salim, Salim Senban, Salim el-Berrad, Basralıların azatlısı Salim, Salim Ebu Abdullah elMedinı, Salim b. Abdullah, Şeddad b. el-Had'ın azatlısı Ebu Ubeydullah'tır. Evet, bütün bunlar onun kullanılan isimleridir. Ebu Hatim dedi ki: Salim Müslümanların hayırlılarındandl. Ata b. es-Saib dedi ki: Bana Salim el-Berrad tahdis etti ki, ben ona kendimden daha çok güvenirdim. (568) "Bana Seleme b. Şebib tahdis etti. .. İbn Şeddad'ın azatlısı Salim'den" Evet, asıl yazmalarda İbn Şeddad'ın azatlısı diye kaydedilmiştir. Bunun yanlış olduğu doğrusunun ise az önce geçtiği gibi "ibn" Iafzının hazfedilmesidir ama zahir olan bunun sahih olduğudur; çünkü Şeddad'ın azat!ısı aynı zamanda oğlunun da azatlısı (mevlası) demektir. (3/129) Eğer gelen sahih rivayetin tevili mümkün ise onu iptal etmek caiz değildir. Özellikle de hakkında (adı ile ilgili) bu kadar türlü görüşlerin bulunduğu böyle bir kişi için bu böyledir. Allah en iyi bilendir. (567) "Bize İkrime b. Ammar tahdis etti. .. Bize el-Mehri'nin azatlısı Salim tahdis etti." Bu birbirinden rivayet nakleden tabiinden dört kişinin bir arada bulunduğu bir isnadtır. Salim, Ebu Seleme ve Yahya bilinen tabiin şahıslardır. İkrime b. Ammar da aynı şekilde sahabi olan Hirmas el-Bahill (r.a.)'dan hadis dinlemiş tabiinden bir kimsedir. Ebu Davud'un Süneninde de ondan hadis dinlemiş olduğu açıkça ifade edilmektedir. "Bana -yahut bize- tahdis etti." Bu da ihtiyatın en güzel bir örneğidir. Biraz önce ve daha önceleri benzeri inceliklere dikkat çekilmiş bulunmaktadır. Allah en iyi bilendir. "Bana Muhammed b. Hatim ve Ebu Ma'n er-RakaŞı tahdis etti." Ebu Ma'n'ın adı Zeyd b. Yezid'dir, iman bölÜmünün baş taraflarında bunun açıklaması geçmiş idi. (568) "Ben Aişe ile birlikte idim." Sağlam ravilerin zaptettiği tahkik edilmiş asıl yazmalarda "ene mea: ben beraberdim" ile tespit edilmiştir. Pek çok asıl nüshada ve meşrık ve mağrib nüshalarının birçoğunda ise "ubayiu Aişete: Aişe'ye bey'at ediyordum" şeklinde mübayaadan gelen bir lafız olarak zikredilmiştir. Kadı İyaz der ki: Doğrusu birincisidir, ikincisinin de açıklanabilir bir tarafı vardır. (569) "Hilal b. Yesaf, Ebu Yahya'dan" "Yesaf" ye harfi fethalı ve kesreli olarak ve bir de "İsaf" şeklinde olmak üzere üç türlü telaffuz edilir. Metali' sahibi der ki: Muhaddisler bu ismi ye harfi kesreli (Yisaf) diye söylerler. Bazıları ise ye harfi fethalıdır (Yesaf) derler. çünkü Arap dilinde başı kesreli ye olan el için kullanılan "Yisar (sol el)" dışında bir kelime yoktur. Derim ki: Dilbilginleri nezdinde "İsaf" daha meşhurdur. İbnu' s-Sikkit, İbn Kuteybe ve başkaları bunu insanların değiştirip, yanlış telaffuz ettikleri (lahn) lafızlar arasında zikretmişlerdir. Sonra (Metali' sahibi) dedi ki: Onun adı Hilal b. İsaf'tır. Ebu Yahya'ya gelince çoğunluk adının Misda' olduğunu kabul ederler. Yahya b. Main ise: Adı Ziyad /i:.rec el-Muarkab el-Ensari'dir demiştir. Allah en iyi bilendir. (571) "Bize Ebu Avane, Ebu Bişr'den tahdis etti. O Yusuf b. Mahek'ten" Ebu Avane'nin adının Vadda' b. Abdullah olduğu daha önce geçmişti. Ebu Bişr'in adı ise Cafer b. Ebi Vahşiye'dir. Mahek ismi ise munsarıf değildir; çünkü Arapça olmayan (Acemi) özel bir isimdir. "ikindi namazı vakti girmişti." Yani namaz kılma zamanı gelmişti. (573) "Mataradan abdest aldıklarını" ilim adamları der ki: Kendisi ile taharet alınıp, temizlenilen her bir kaba matara (mithara) denilir. Mithara ve mathara meşhur iki söyleyiştir. Her ikisini de ibnu's-Sikklt zikretmiş olup, mithara diyenler bunu ism-i alet, mathara diyenler de bunu işin yapıldığı yer anlamında (ism-i mekan) kabul ederler demiştir. ''Ateşten dolayı ökçeler üstündeki sinirlerin vay haline!" Burada geçen "er-arakib: ökçeler üstündeki sinirler" kelimesi "urkub" lafzının çoğuludur. Bu da ökçenin üzerindeki sinire denir. "Veyl (vay haline)" ise onlar helak oldu, hüsrana uğradı, demektir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Müslim merhumun bu rivayetleri bir araya toplamasından maksadı abdest alırken ayakları yıkamanın farz olduğuna istidlaldir. Onlara mesh etmek caiz değildir. Bunu mest üzerine meshle karıştırmamalıdır. Onun hükmü ileride gelecektir. Burada mevzu bahis olan mes'ele çıplak ayak üzerine mesh meselesidir ki; bu babta ulemanın ihtilaflarını az yukarıda gördük. Tekrarına lüzum görülürse derizki: Birçok Fıkıh ve Fetva uleması abdest alırken ayakların üzerine mesh etmenin caiz olmadığını; ayakların topuklarla beraber yıkanmasının farz olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre; ayakları su ile yıkadıktan sonra üzerlerine birde mesh etmek vacib değildir. Bu hususta icma-i ümmet vardır. Fazla tafsilat için alusî Tefsirine müracaat edilebilir. İmamiyye taifesine göre ayakları mesh etmek farzdır. Fakat bu söz Kur'an'a mütevatir sünnette ve icma-ı ümmete muhaliftir. Mu'tezilenin reisi sayılan Cubbaî ile Muhammed b. Çerir'e göre abdest alan kimse ayaklarını yıkamakla mesh etmek arasında muhayyerdir. Zahirîlerden bazılarına göre; ayakları hem yıkamak hem mesh etmek farzdır. Ancak ehl-i sünnete muhalefet eden bu cemaatin hiç bir delili-itirazdan salim kalmamıştır

Abu Huraira reported:The Messenger of Allah (ﷺ) said: Woe to the heels because of hell-fire

Sahîh-i Müslim No. 576 Sahih

حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا مَعْقِلٌ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، أَنَّ رَجُلاً، تَوَضَّأَ فَتَرَكَ مَوْضِعَ ظُفُرٍ عَلَى قَدَمِهِ فَأَبْصَرَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ ارْجِعْ فَأَحْسِنْ وُضُوءَكَ ‏"‏ ‏.‏ فَرَجَعَ ثُمَّ صَلَّى ‏.‏

Bana Selemetü'bnü Şebîb rivayet etti. (Dediki) : Bize Hasen b. Muhammed b. A'yen rivayet etti. (Dediki) : Bize Ma'kıl, Ebu'z-Zübeyr'den, o da Cabir'den naklen rivayet etti. Cabir şöyle demiş: Bana Ömer b. el-Hattab'ın haber verdiğine göre bir adam abdest aldı, ayağının üstünde bir tırnak kadar bir yeri yıkamadan bıraktı. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu görünce: "Dön de iyice abdest al" buyurdu. Adam döndü (abdest aldıktan) sonra namaz kıldı.

Jabir reported:'Umar b. Khattab said that a person performed ablution and left a small part equal to the space of a nail (unwashed). The Apostle of Allah (ﷺ) saw that and said: Go back and perform ablution well. He then went back (performed ablution well) and offered the prayer

Diğer tahric: İbn Mace, 666; Tuhfetu'l-Eşraf, 10421 NEVEVİ ŞERHİ: "Bir adam abdest aldı (3/131) sonra namaz kıldı." Bu hadisten abdest alırken temizlenmesi gereken yerlerden çok küçük bir kısmı dahi terk edecek olursa, abdestinin sahih olmayacağı anlaşılmaktadır. Bu da üzerinde ittifak olunmuş bir husustur. Ancak ilim adamları teyemmüm alan bir kimsenin yüzünün bir kısmını terk etmesi hakkında farklı kanaatlere sahiptir. Bizim ve cumhurun mezhebine göre abdesti sahih olmadığı gibi, teyemmümü de sahih olmaz. Ebu Hanife' den ise bu hususta üç rivayet gelmiştir. Birincisine göre eğer yarısından azını terk etmiş ise yeterli olur, ikincisine göre eğer bir dirhem miktarından daha azını terk etmişse yeterli olur, üçüncü rivayete göre dörtte birini ve daha azını terk ederse yeterli olur şeklindedir. Cumhur ise kıyası delil göstermek imkanına sahiptir. Allah en iyi bilendir. Bu hadiste, bilmeden abdest organlarından bir kısmını terk eden kimsenin abdestinin sahih olmayacağına delil vardır. Yine bu hadisten bilmeyen kimseye öğretmek ve ona yumuşak davranmak gerektiği de anlaşılmaktadır. Bir topluluk bu hadisi, ayaklar hakkında farz olanın onları mesh etmek değil, yıkamak olduğuna delil göstermişlerdir. Kadı İyaz (rahimehullah) ve başkaları da bu hadisi abdest alırken muvalata (abdest azalarını arka arkaya yıkamaya) da delil göstermişlerdir. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Güzel bir şekilde abdest al" buyurmuş ve yıkamadan bıraktığın yeri yıka buyurmamıştır. Böyle bir delillendirme zayıf yahut batıldır. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in: "Güzel bir şekilde abdest al" buyurması tamamlamak anlamına gelme ihtimalini de taşır, yeniden abdest almak ihtimalini de taşır. Hadisin anlamını bunlardan birisi hakkında yorumlamak diğerine göre öncelikli değildir. Allah en iyi bilendir. "Zufur"un iki söyleyişi sözkonusudur. En iyileri zı ve fe harflerini ötreli (zufur) diye okumaktır. Kur'an-ı azimuşşan'da da bu şekilde (bk. En'am, 6/146) gelmiştir. Fe harfinin sakin okunarak "zufr" denilmesi caiz olduğu gibi, zı kesreli fe sakin olarak "zıfr" da her ikisi kesreli "zifir" da denilir. Şaz kıraatlerde her iki şekilde de okunmuştur. Çoğulu "ezfar" gelir. Çoğulun çoğulu ise "ezatır"dir. Aynı zamanda tekilolarak "uzfur" da denilir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi-i şerif abdest alırken yıkanmadık az bir yer bırakan kimsenin abdesti sahîh olmadığına delildir. Mes'ele ulema arasında ittifakidîr. Yalnız teyemmüm eden bir kimsenin yüzünden bir yeri mesh etmeden bırakması ihtilaflıdır. Cumhur-u ulemaya göre; teyemmüm de abdest gibidir. Binaenaleyh o da sahih olmaz. Bu babta Ebu Hanifeden üç kavil rivayet edilmiştir: 1) Teyemmüm ederken yüzün yarısından az bir yer bırakılırsa o teyemmüm sahihtir. 2) Dirhem miktarından az bir yer bırakılırsa teyemmüm sahihtir. 3) Yüzün dörtte birini veya daha azını bırakırsa teyemmüm sahihtir. Yine bu hadisle Ulema cahili rifk-u mülayemetle öğretmek lazım geldiğine ve keza abdest alırken ayakların yıkanması farz olduğuna istidlal etmişlerdir. Kaadî Iyaz abdest alırken muvalaatın yani; her uzvu peşi peşine yıkamanın farz olduğuna bu hadisle istidlal etmişsede Nevevî onun bu istidlalini zaif hatta batıl görmüştür. Çünkü: «Abdestini tertemiz al» emri hem abdesti yeniden almaya hemde o abdesti tamamlamaya ihtimalli bir sözdür. Bu ihtimallerden birini tercih etmek için ortada bir delil yoktur. Fakat Nevevî bu itirazında haksız görülmüştür. Çünkü; hadis abdesti yenilemek manasında kesindir. îmam Ahmedin iyi bir, isnadla rivayet ettiği Halid bin Ma'dan hadisinde; «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Namaz kılan bir adam gördü; ayağının üzerinde dirhem mikdarı su isabet etmemiş bir yer vardı. Resulullah (Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem) ona yeniden abdest almasını emir buyurdu.» denilmektedir. Malîkîler bu hadisle istidlal ederek muvalatın farz olduğunu söylemiş, diğer ulema ise; buradaki emri nedb manasına almışlardır. Tırnak manasına gelen zufur; kelimesi zufr ve zıfr şekillerinde de okunabilir. Fakat meşhur kıraeti zufurdur. Netekim kur'an-ı kerîmde de bu kiraet üzere varid olmuştur

Sahîh-i Müslim No. 577 Sahih

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو الطَّاهِرِ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ - أَوِ الْمُؤْمِنُ - فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَيْنَيْهِ مَعَ الْمَاءِ - أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ - فَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ كَانَ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ - أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ - فَإِذَا غَسَلَ رِجْلَيْهِ خَرَجَتْ كُلُّ خَطِيئَةٍ مَشَتْهَا رِجْلاَهُ مَعَ الْمَاءِ - أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ - حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Suveyd b. Said Malik b. Enesten rivayet etti. H. Bize Ebu't-Tahir'de rivayet etti. Bu lafız onundur. (Dediki) : Bize Abdullah b. Vehb, Malik b. Enes'ten, o da Süheyl b. Ebi Salih'ten, o da babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdiki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle demiş: Müslim yahut mu'min bir kul abdest alır da yüzünü yıkarsa, gözleri ile baktığı her günah suyla yahut suyun son damlası ile yüzünden çıkar. Ellerini yıkadığı vakit ellerinin tuttuğu her günah su ile yahut suyun son damlası ile beraber ellerinden çıkar; ayaklarını yıkadığı vakit ayaklarının yürüyerek işlediği her günah su ile yahut suyun son damlasiyle birlikte çıkar. Nihayet o kul günahlardan temiz pak olup çıkar» buyurdular. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «mu'min mi» dedi «müslimmi» ve keza, «suyla birliktemi» yoksa «suyun son damlası» ile, birliktemi» buyurdu bu cihetlerde ravî şek etmiştir.

Abu Huraira reported:Allah's Messenger (ﷺ) said: When a bondsman-a Muslim or a believer-washes his face (in course of ablution), every sin he contemplated with his eyes, will be washed away from his face along with water, or with the last drop of water; when he washes his hands, every sin they wrought will be effaced from his hands with the water, or with the last drop of water; and when he washes his feet, every sin towards which his feet have walked will be washed away with the water or with the last drop of water with the result that he comes out pure from all sins

Diğer tahric: Tirmizi, 2; Tuhfetu'l-Eşraf, 12742 NEVEVİ ŞERHİ 245.sayfada DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hataya'dan murad küçük günahlardır. Bu hususu daha önce görmüştük. Küçük günahların suyla birlikte çıkması Kaadî Iyaz'ın beyanına göre; mecaz ve istiaredir. Bundan murad; onların affedilmesidir. Günahlar cisim olmadıkları için hakikatta onların çıkması tasavvur edilemiyeceğinden cisimlere benzetilmek suretiyle istiare yapılmış ve onlarında çıktıkları beyan buyurulmuştur. Bu hadis «ayakların üzerine mesh farzdır» diyen Rafîzîlere karşı ehl-i sünnetin delilidir. Hadis-i şerifte zikri geçen: «Ellerinin tuttuğu ve ayaklarının yürüdüğü» cümlelerinden murad ellerle ayakların irtikab ettiği günahlardır. İmam-ı Malik'in «El-Muvatta»da ki rivayetinde günahların mazmaza ve istinşak ile hatta kirpikleriyle tırnaklarının altından ve kulaklarından dahi çıktığı beyan buyurulmuştur. Hadisin zahirîne bakılırsa; keffaret ayrı ayrı her abdest azasına mahsus gibi görülüyorsa da sonundaki «Nihayet o kul günahlardan tertemiz pak olup çıkar» buyurulması onun bütün vücuda amin ve şamil olduğunu gösteriyor. Maamafih Keffaretın yinede abdest uzuvlarına mahsus olması, umum vücüde şumülunü ise, ihlas ve huşu gibi karinelerin ifade etmeside mümkündür. Yüzde ağız ve burun gibi uzuvlar da olduğu halde bu hadiste yalnız gözlerin baktığı günahların affedileceği zikredilmesi gözlerin cinayeti-daha büyük olduğu içindir. Büyük cinayet affolununca; küçüğü dahi affolunur. Binaenaleyh gözlerin zikredilmesi affedilecek şeylerin son haddi gibidir. Bazıları bu hadisle istidlal ederek ma-i müsta'mel yani abdestte kullanılmış su ile abdest alınmıyacağını söylemişlerdir. Çünkü bu su günahlarla mülevves olmuştur. Artık onunla bir ibadet olan abdest alınamaz. İmam-ı A'zam'dan rivayete göre müstamel su pistir

Sahîh-i Müslim No. 578 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرِ بْنِ رِبْعِيٍّ الْقَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو هِشَامٍ الْمَخْزُومِيُّ، عَنْ عَبْدِ الْوَاحِدِ، - وَهُوَ ابْنُ زِيَادٍ - حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ حَكِيمٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ حُمْرَانَ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ خَرَجَتْ خَطَايَاهُ مِنْ جَسَدِهِ حَتَّى تَخْرُجَ مِنْ تَحْتِ أَظْفَارِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ma'mer b. Rıb'î el-Kaysî rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Hişam el-Mahzumî Abdulvahİdten —ki; İbni Ziyad'dır— rivayet etti (demişki): Bize Osman b. Hakim rivayet etti, (Dediki) : Bize Muhammed b. Münkedir, Humran'dan, o da Osman b. Affan'dan naklen rivayet etti. Osman dedi ki: Resulul1ah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Kim güzel bir şekilde abdest alırsa günahları tırnaklarının altından çıkmaya varıncaya kadar vücudundan çıkar" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9796 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Kaadî İyad'ı n beyanına göre; bu hadisin senedindeki Ebu Hişam'ı ekseri raviler. Ebu Haşim diye rivayet etmişlersede bu doğru değildir. Doğrusu Ebu Hişam el-Mahzumî 'dir. Bu zat tevazu'u ve salah-u tekvası ile maruftur. Günahlardan maksad: büyüklerini işlememek şartiyla; küçük günahlardır. Nitekim tafsilatını evvelce görmüştük. NEVEVİ ŞERHİ (576-577 numaralı hadisler): Bu babta yer alan (576): "Müslüman -yahut mümin- abdest alıp da yüzünü yıkayınca ... " şeklindeki birinci hadisteki "Müslüman yahut mümin" ifadesinde şüphe raviden kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde "su ile yahut suyun son damlası ile birlikte" ifadesinde de bu şekilde bir şüphe sözkonusudur. "Günahlar (el-hatdyd)"dan maksat ise daha önce açıklandığı ve "büyük günahlar işlenmedikçe" ifadesinin geçtiği hadislerde belirtildiği üzere büyük günahların dışında kalan küçük günahlardır. Kadı İyaz der ki: Günahların su ile birlikte çıkmasından maksat bunların bağışlandığını mecaz yoluyla ve istiare ile anlatmaktır. Çünkü günahlar maddi şeyler değildir ki, gerçek manada çıkmaları sözkonusu olsun. Allah en iyi bilendir. Bu hadiste, Rafızller aleyhine ve onların farz olan ayakların mesh edilmesidir şeklindeki görüşlerinin çürük olduğuna delil bulunmaktadır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in: "Ellerinin yakaladığı ve ayaklarının yürüdüğü" buyruğunun anlamı da bunların kazandıkları günahlar demektir. (577) "Bize Muhammed b. Ma'mer b. Rib'ı el-Kaysı tahdis etti. Bize Ebu Hişam el-Mahzumı tahdis etti." Bizim ülkemizde (meşrikte) bulunan bütün asıllarda bu şekilde "Ebu Hişam" olarak kaydedilmiştir, doğrusu da budur. Aynı şekilde Kadı İyaz -yüce Allah'ın rahmeti ona- onların (mağriblilerin) bazı ravilerinden de böylece nakletmiştir. Pek çok ravi ise bunu "Ebu Haşim" olarak rivayet etmiş ise de doğrusu birincisidir, demiştir. Adı ise Muğ1re b. Seleme'dir. Abidlerin ve alçak gönüllülerin en hayırlılarından idi. Yüce Allah ondan razı olsun

Uthman b. 'Affan reported:The Messenger of Allah (way peace be upon him) said: He who performed ablution well, his sins would come out from his body, even coming out from under his nails

Sahîh-i Müslim No. 579 Sahih

حَدَّثَنِي أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَالْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ بْنِ دِينَارٍ وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ قَالُوا حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، حَدَّثَنِي عُمَارَةُ بْنُ غَزِيَّةَ الأَنْصَارِيُّ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُجْمِرِ، قَالَ رَأَيْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ يَتَوَضَّأُ فَغَسَلَ وَجْهَهُ فَأَسْبَغَ الْوُضُوءَ ثُمَّ غَسَلَ يَدَهُ الْيُمْنَى حَتَّى أَشْرَعَ فِي الْعَضُدِ ثُمَّ يَدَهُ الْيُسْرَى حَتَّى أَشْرَعَ فِي الْعَضُدِ ثُمَّ مَسَحَ رَأْسَهُ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَهُ الْيُمْنَى حَتَّى أَشْرَعَ فِي السَّاقِ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَهُ الْيُسْرَى حَتَّى أَشْرَعَ فِي السَّاقِ ثُمَّ قَالَ هَكَذَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَوَضَّأُ ‏.‏ وَقَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنْتُمُ الْغُرُّ الْمُحَجَّلُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ إِسْبَاغِ الْوُضُوءِ فَمَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ فَلْيُطِلْ غُرَّتَهُ وَتَحْجِيلَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebu Kureyb Muhammed b. Ala' ile Kaasim b. Zekeriyya b. Dinar ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Halid b. Mahled, Süleyman b. Bilal'dan rivayet etti. (Dediki): Bana Umaratü'bnü Gaziyyete'l-Ensarî, Nuaym b. Abdillah el-Mücmir'den rivayet etti. Şöyle demiş: Ebu Hureyre'yi abdest alırken gördüm. Yüzünü yıkadı, iyice abdest aldı. Sonra da sağ elini ta pazusuna gelinceye kadar yıkadı. Sonra başına mesh etti. Sonra sağ ayağını baldınna varıncaya kadar yıkadı. Sonra sol ayağını baldırına geçinceye kadar yıkadı. Sonra: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in böyle abdest aldığını gördüm, dedi. Arkasından şunları ekledi: Raseılullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Sizler iyice abdest aldığınızdan ötürü kıyamet gününde el-ğurr (alınlarınızda sakarlık) el-muhaccelun (bacaklarınız sekir, sekili) haşredileceklersiniz. Bu sebeple sizden gücü yeten ğurresini (alın sakarlığını) ve tahcilini (bacaklanndaki sekirliği, sekiliği) uzun tutsun. " buyurdu.

Nu'aim b. 'Abdullah al-Mujmir reported:I saw Abu Huraira perform ablution. He washed his face and washed it well. He then washed his right hand including a portion of his arm. He then washed his left hand including a portion of his arm. He then wiped his head. He then washed his right foot including his shank, and then washed his left foot including shank, and then said: This is how I saw Allah's Messenger (ﷺ) perform his ablution. And (Abu Huraira) added that the Messenger of Allah (ﷺ) had observed: You shall have your faces hands and feet bright on the Day of Resurrection because of your perfect ablution. He who can afford among you, let him increase the brightness of his forehead and that of hands and legs

Diğer tahric: Buhari, 136 -muhtasar olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 580 Sahih

وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ رَأَى أَبَا هُرَيْرَةَ يَتَوَضَّأُ فَغَسَلَ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ حَتَّى كَادَ يَبْلُغُ الْمَنْكِبَيْنِ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَيْهِ حَتَّى رَفَعَ إِلَى السَّاقَيْنِ ثُمَّ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ أُمَّتِي يَأْتُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ أَثَرِ الْوُضُوءِ فَمَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ أَنْ يُطِيلَ غُرَّتَهُ فَلْيَفْعَلْ ‏"‏ ‏.‏

Bana Harun b. Said el-Eyli'de rivayet etti. (Dediki): Bana İbni Vehb rivayet etti. (Dediki) : Bana Amr b. Haris, Said b. Ebi HiIal'den o da Nuaym b. AbdilIah'tan naklen haber verdi ki o Ebu Hureyte'yi abdest alırken görmüş, yüzünü ve ellerini neredeyse omuzlarına varıncaya kadar yıkamış sonra da ayaklarını ta baldırlarına kadar yıkamış sonra da şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: "Şüphesiz ümmetim kıyamet gününde abdestin etkisinden dolayı alınları sakar, baldırıarı sekili geleceklerdir. Bu sebeple sizden alnının sakarlığını uzun tutabilen yapsın. " NEVEVİ ŞERHİ 248.sayfada. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari Vudu’da tahriç etmiştir. Bazıları onu Ebu Hureyre'den başka yedi sahabî-i celîlin rivayet ettiğini söylerler. İbni Mendeh «Müstahrec»inde bu zevatın; İbhi Mes'ud, Cabir b. Abdillah, Ebu Saidi- Hudri, Ebu Umamete'l-Bahilî, Ebu Zerr-i Gıfari, Abdullah b. Yusr el-mazini ve Huzeyfetü'bnü yeman (R.A.) hazeratı olduklarını söylemektedir. غر Ğurr: Kelimesi egarrın çoğuludur. Eğarr atın alnındaki beyazlıktır. Buna türkçemizde birçok yerlerde sakar denilir. محجل Muhaccel: Atın ayaklarındaki beyazlıktır. Bazıları atın üç ayağı beyaz olursa ona muhaccel denildiğini söylemişlerdir. Türkçede bazı yerlerde buna sekir derler. Hadis-i Şerifte abdest azalarında parlayacak olan nur atın alnındaki ve bacaklarındaki beyaz yerlere benzetilmek suretiyle bir teşbih-i beliğ yapılmıştır. Gurre kelimesi ile yüzün; tahcil ile de ayakların nuru kinaye yoluyla ifade edilmiş olmasıda muhtemeldir. Gurre ile tahcili uzatmaktan murad abdest uzuvlarını yıkarken farz olan yerin ötesine geçmektir. Ellerde bunun hududu dirsekleri biraz geçmek ayaklarda da topuklardan biraz yukarıya çıkmaktır. İbni Battal. Kaadi Iyaz ve İbni Tîn dirseklerle topuklardan fazla yıkamanın müstahap olmadığına bütün ulemanın müttefik bulunduğunu söylemişlersede Aynî bunu «batıl bir iddiadır» diyerek reddetmiştir. Filhakika Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in dirseklerle topuklardan yukarsını yıkadığı sahih hadisle sabit olduğu gibi ravi Ebu Hureyre (R.A.) da bizzat abdest almak suretiyle Gurre ve tahcîli göstermiş öteden beri ulema o şekilde abdest alagelmişlerdir. Sahabe-i kiramdan İbni Ömer (R.A.)'nın dahi Gurre ve tahcilini uzatarak yani yıkanması farz olan yerlerin hududunu geçerek abdest aldığı rivayet olunur. Binaenaleyh İbni Battal ile onun kavline zahib olanların icma' davası mezkur davanın aksine münakit olan icma' ile sükut etmiştir. Gurre ve tahcilin müstahab olan miktarı ulema arasında ihtilaflıdır. Bazılarına göre; kollar omuzlara kadar, ayaklarda dizlere kadar yıkanacaktır. Bu rivayet Hz. Ebu Hureyre (R.A.)'dan sabit olmuştur. Bazıları: «Müstahab olan miktar kollarda pazuların ayaklarda baldırların yarısına kadar yıkamaktır,» derler. Biraz daha fazla gösterenlerde vardır. Bu kavil Bağavî 'den naklolunmuştur. Şafiller'den bazıları bu hususta üç vecih olduğunu söylerler. 1- Topuklarla dirseklerin biraz ötesine geçmek müstahaptır. Gurre ve tahcilin muayyen hududu yoktur. 2- Kollar ve bacaklar pazularla baldırların yarısına kadar yıkanırlar. 3- Kollar omuzlara bacaklarda dizlere kadar yıkanır. Bu kavillerin hepsini iktiza eden hadisler vardır. İmam Kuşeyri: «Hadiste pazularla baldırların ne miktar yıkanacağını bildiren bir tahdit yoktur; Ebu Hureyre bu hadisi mutlak ve zahiri üzere yürütmüş ve omuzlara yakın yıkamıştır. Ama bu miktar Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den değil ekseriyetle sahabe ve tabiînin fiilî olarak nakledilmiştir. Onun içindirki fukaha buna kail olmamışlardır. Bazı kimselerin bu işin haddi pazu ile baldırın yarısıdır dediklerini gördüm» diyorsada Allame Aynî fukaha kail olmamışlardır!» iddiasını kabul etmiyor. İbni Battal ile Kaadî Iyaz'ın kavillerini dahi evhamdan ibaret diye vasıflandırıyor. Onlar Hz. Ebu Hureyre'nin kollarını koltuklarına kadar yıkamasını kabul etmemiş bu hususta ona tabî' olan kimse bulunmadığını söylemişlersede İbni Ebi Şeybe'nin Musannef»ında Hz. ibni: Ömer (R.A.)'adan rivayet olunan bir hadiste îbni ömer'in yaz günleri abdest alırken kollarını koltuklarına kadar yıkadığı görülmektedir. «Binaenaleyh sizden kim yapabilirse sakar ve sekirliğini uzatsın» ibaresi hakkında ravilerden Nuaym: «bunun Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in mi yoksa Ebu Hureyre'nin sözü mü olduğunu bilmiyorum» demiştir. İbni Hacer: «Bu cümleyi on sahabiden ve Ebu Hureyre'den rivayet edenler içinde Nuaym'in bu rivayetin­den başka nakleden görmedim» diyor

Nu'aim b. 'Abdallah reported:He saw Abu Huraira perform ablution. He washed his face and washed his hands up to the arms. He then washed his feet and reached up to the shanks and then said: I heard Allah's Messenger (ﷺ) say: My people would come with bright faces and bright hands and feet on account of the marks of ablution, so he who can increase the lustre of his forehead (and that of his hands and legs) should do so

Sahîh-i Müslim No. 581 Sahih

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، جَمِيعًا عَنْ مَرْوَانَ الْفَزَارِيِّ، - قَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، - عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، سَعْدِ بْنِ طَارِقٍ عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ حَوْضِي أَبْعَدُ مِنْ أَيْلَةَ مِنْ عَدَنٍ لَهُوَ أَشَدُّ بَيَاضًا مِنَ الثَّلْجِ وَأَحْلَى مِنَ الْعَسَلِ بِاللَّبَنِ وَلآنِيَتُهُ أَكْثَرُ مِنْ عَدَدِ النُّجُومِ وَإِنِّي لأَصُدُّ النَّاسَ عَنْهُ كَمَا يَصُدُّ الرَّجُلُ إِبِلَ النَّاسِ عَنْ حَوْضِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَعْرِفُنَا يَوْمَئِذٍ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ لَكُمْ سِيمَا لَيْسَتْ لأَحَدٍ مِنَ الأُمَمِ تَرِدُونَ عَلَىَّ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ أَثَرِ الْوُضُوءِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Suveyd b. Sa'id ile İbni Ebi Ömer hep birden Mervan el-Fezari'den rivayet ettiler. İbni Ebi Ömer dediki bize Mervan ebu Maîik el-Eşca'i Said b. Tariktari o da Ebu Hazımdan o da Ebu Hureyreden naklen rivayet ettiki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlaı: "Benim Havz'ım Eyle ile Aden arası uzaklıktan daha geniştir. Andolsun o(nun suyu) kardan beyaz, ballı sütten daha tatlıdır. Andolsun onun kaplarının sayısı yıldızların sayısından fazladır ve bir adam başkalarına ait develeri kendi havuzuna nasıl yaklaştırmıyorsa ben de diğer insanları ona yaklaştırmayacağım. " Ashab: Ey Allah'ın Resulü o gün bizi tamyacak mısın, dediler. O: "Evet, sizin diğer ümmetlerden hiçbirisinin sahip olmadığı bir alametiniz olacaktır. Sizler benim yanıma abdestin etkisinden dolayı alnınız sakar, bacaklarınız sekili geleceksiniz" buyurdu.

Abu Huraira reported:Verily Allah's Messenger (ﷺ) said: My Cistern has its dimensions wider than the distance between Aila and Aden, and its water is whiter than ice and sweeter than the honey diluted with milk, and its cups are more numerous than the numbers of the stars. Verily I shall prevent the (faithless) people therefrom just as a man prevents the camels of the people from his fountain. They said: Messenger of Allah, will you recognise us on that day? He said: Yes, you will have distinctive marks which nobody among the peoples (except you) will have; you would come to me with blazing forehead and bright hands and feet on account of the traces of ablution

Diğer tahric: İbn Mace, 4282; Tuhfetu'I-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 582 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَوَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، - وَاللَّفْظُ لِوَاصِلٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَرِدُ عَلَىَّ أُمَّتِي الْحَوْضَ وَأَنَا أَذُودُ النَّاسَ عَنْهُ كَمَا يَذُودُ الرَّجُلُ إِبِلَ الرَّجُلِ عَنْ إِبِلِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ أَتَعْرِفُنَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ لَكُمْ سِيمَا لَيْسَتْ لأَحَدٍ غَيْرِكُمْ تَرِدُونَ عَلَىَّ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ آثَارِ الْوُضُوءِ وَلَيُصَدَّنَّ عَنِّي طَائِفَةٌ مِنْكُمْ فَلاَ يَصِلُونَ فَأَقُولُ يَا رَبِّ هَؤُلاَءِ مِنْ أَصْحَابِي فَيُجِيبُنِي مَلَكٌ فَيَقُولُ وَهَلْ تَدْرِي مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Kureyb ile Vasıl b. Abdil A'la'da rivayet ettiler. Lafız Vasılındır. Dedilerki bize İbni Fudayl, Ebu Malik-i Eşca-i'den, o da Ebu Hazim'den, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre şöyle demiş; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ümmetim Havz'ın başına yanıma gelecek. Ben de bir kimsenin başka adamın develerini kendi develerine karışmasını engellemek istediği gibi diğer insanların o havuzun yanına yaklaşmalarına engel olacağım. " Ashab: Ey Allah'ın Nebisi, bizi tanıyacak mısın, dediler. O şöyle buyurdu: "Evet, sizin sizden başka kimsede bulunmayan bir simanız (alametiniz) olacak. Benim yanıma abdestin etkisinden alınlarınız sakar, ayaklarınız sekili geleceksin iz ama andolsun sizden bir kesimin yanıma yaklaşmaları engellenecek, bu sebeple (yanıma) varamayacaklar. Ben: Rabbim bunlar ashabımdandır diyeceğim. Melek bana: Senden sonra olmadık neleri çıkardıklarını biliyor musun, diye cevap verecek. " AÇIKLAMALAR 248.sayfada

Abu Huraira reported the Messenger of Allah (ﷺ) said:My people would come to me on the Cistern and I would drive away persons (from it) just as a person drives away other people's camels from his camels. They (the hearers) said: Apostle of Allah, would you recognize us? He replied: Yea, you would have a mark which other people will not have. You would come to me with a white blaze on your foreheads and white marks on your feet because of the traces of ablution. A group among you would be prevented from coming to me, and they would not meet me, and I would say: O my Lord, they are my companions. Upon this an angel would reply to me saying: Do you know what these people did after you

Sahîh-i Müslim No. 583 Sahih

وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ طَارِقٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ حَوْضِي لأَبْعَدُ مِنْ أَيْلَةَ مِنْ عَدَنٍ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنِّي لأَذُودُ عَنْهُ الرِّجَالَ كَمَا يَذُودُ الرَّجُلُ الإِبِلَ الْغَرِيبَةَ عَنْ حَوْضِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَتَعْرِفُنَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ تَرِدُونَ عَلَىَّ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنْ آثَارِ الْوُضُوءِ لَيْسَتْ لأَحَدٍ غَيْرِكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Osman b. Ebi Şeybe dahi rivayet etti. (Dedikî) Bize Ali b. Müshir, Sa'd b. Tarık'tan o da Bib'ı b. Hıraş'tan o da Huzeyfe'den naklen rivayet etti. Huzeyfe şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Muhakkak benim Havz'ım Eyle'den Aden'e kadar olan uzaklıktan daha geniştir. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, ben bir adamın yabancı develeri kendi havuzuna yaklaşmasınlar diye nasıl engelliyorsa diğer insanları ona yaklaşmaktan öyle engelleyeceğim. " Ashab: Ey Allah'ın Resulü bizi tanıyacak mısın ki, dediler. O: "Evet, sizler benim yanıma abdestin izlerinden dolayı alınlarınız sakar, bacaklarınız sekili geleceksiniz ve bu (alamet) sizden başkalarında olmayacak." buyurdu.

Hudhaifa reported:The Messenger of Allah (ﷺ) said: My Cistern is bigger than the space between Aila and Aden. By Him in Whose Hand is my life, I will drive away persons (from it) just as a person drives away unknown camels from his cistern. They (the companions) said: Messenger of Allah, would you recognise us? He said: Yes, you would come to me with white faces, and white hands and feet on account of the traces of ablution. None but you would have (this mark)

Diğer tahric: İbn Mace, 4302; Tuhfetu'l-Eşraf, 3315 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (578-582 numaralı hadisler): Bu hadisler, ğurre (alın sakarlığı)yi ve tahdli (bacaklardaki sekiliği, sekirliği) uzatmanın müstehap olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir. Gurrenin uzun tutulması hakkında mezhep alimlerimiz şu açıklamayı yapmaktadır: Bu, başın ön tarafından bir miktar ve yüzün tamamının yıkandığından kesin olarak emin olacak şekilde yüzün yıkanması gereken kısmından fazlasını yıkamaktır. Tahcilin (bacaklardaki sakarlığın) uzun tutulmasına gelince, bu da kollarda dizlerin, ayaklarda da topukların yukarısını yıkamaktır. Mezhep alimlerimiz arasında bunun müstehap olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. Ancak müstehap olan miktar hususunda farklı görüşlere sahiptirler. 1- Herhangi bir sınır sözkonusu olmaksızın dirseklerin ve topukların yu- karısını yıkamak müstehaptır. 2- Pazunun ve baldırın yarısına kadar yıkanması müstehaptır. 3- Omuzlara ve dizlere kadar yıkamak müstehaptır. Bu başlıktaki hadisler bütün bunları kapsamaktadır. Maliki İmam Ebu'l-Hasan b. Battal ile Kadı İyaz'ın, dirseğin ve topuğun yukarısından fazlasının yıkanmasının müstehap olmadığı üzerinde ilim adamlarının ittifak ettiği şeklindeki iddiaları geçersizdir. Hem Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ve Ebu Hureyre'nin (r.a.) bu şekildeki fiili uygulamaları sabit iken, onların bu iddiaları nasıl doğru olabilir ki? Aynı zamanda bu bizim mezhebimizin benimsediği görüş olup, bizim mezhebimizde bu hususta belirttiğimiz gibi görüş ayrılığı yoktur. Bu hususta herhangi bir kimse muhalif bir kanaat ortaya koyarsa, bu açık ve sahih sünnetler ona karşı delildir. İbn Battal ile Kadı lyaz'ın Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Kim bundan fazlasını yapar ya da eksiltirse o iyi olmayan bir iş yapmış ve zulmetmiş olur" buyruğunu delil göstermeleri ise doğru bir delillendirme değildir. Çünkü bundan kasıt, yıkama sayısından fazlasını yapmaktır. Allah en iyi bilendir. (578) "Nuayın b. Abdullah el-Mucmir'den" el-Mucmir denildiği gibi elMucemmir de denilmiştir. Ona el-Mucemmir (tütsücü, tütsüleyici) denilmesinin sebebi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in mescidini tütsülemek işini yapması idi. el-Mucemmir, Abdullah'ın bir sıfalıdır. Mecazi olarak oğlu Nuayın hakkında da kullanılır. Allah en iyi bilendir. "Pazusuna kadar yıkadı, baldınna kadar yıkadı" ifadelerinin anlamı yıkamayı onlann bir kısmını da kapsayacak şekilde yaplı, demektir. (31134) "Sizler kıyamet gününde abdest izlerinden dolayı. .. " Dilciler "ğurre"nin alın alnındaki beyazlık (sakarlık) olduğunu, tahcilin ise ön ve arka ayaklarındaki beyazlık olduğunu söylemişlerdir. İlim adamları der ki: Kıyamet gününde abdest organlarında görülecek olan nura ğurre ve tahcil adı, alın ğurresine benzetilerek verilmiştir. Allah en iyi bilendir. (580) "Hiçbir ümmetin sahip olmadığı bir alametiniz olacaktır. " Hadisteki "sima" alamet demektir. "Simya" olarak da söylenir. İlim ehlinden bir topluluk bu hadisi abdestin bu ümmetin -yüce Allah şerefini arttırsın- özelliklerinden olduğuna delil göstermişler, başkaları ise: Hayır, abdest bu ümmete özel değildir. Bu ümmetin özelliği ondaki sakarlık ve sekirliktir demişler ve (3/135) bu husustaki: "İşte bu benim de abdestim, benden önceki diğer nebilerin de abdestidir" hadisini delil göstermişlerdir. Birincileri ise buna iki şekilde cevap vermişlerdir: Evvela bu zayıf olduğu bilinen zayıf bir hadistir. İkincisi, sahih dahi olsa, abdestin diğer ümmetler arasında yalnızca nebilerine ait bir özellik olması ihtimali vardır, ümmet olarak ise abdest sadece bu ümmetin özelliğidir. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in (580): "Ve ben insanları ondan a/ıkoyarım" buyurması. Diğer rivayette (581) "ben insanları ona yaklaştırmam" buyrukları hepsi aynı anlamda olup, onları kovar, engellerim, demektir. "Bir melek bana cevap verir." Bütün asıllarda bu şekilde "cevap" kökündendir. Kadı İyaz da bütün ravilerden bu şekilde nakletmiş olmakla birlikte onların (mağriblilerin) ravilerinden İbn Ebu Cafer' den naklettiği rivayetine göre "bana cevap verir"in yerine "benim yanıma gelir" anlamında "gelmek" kökünden kullanılmışlır. Birincisi daha açıkça anlaşılır bir manadır, ikincisi de açıklanabilir bir şekildir. Allah en iyi bilendir. "Senden sonra olmadık neler çıkardıklarını biliyor musun?" Bundan sonraki (583 numaralı) diğer rivayette de: "Senden sonra değiştirdiler (diyecekler). Ben de: O halde uzak olsunlar, uzak olsunlar diyeceğim" buyrukları ilim adamlannın farklı şekillerde açıkladığı ibarelerdendir: 1- Bundan maksat münafıklar ve mürtedlerdir. Onların sakarlık ve sekirlik ile birlikte haşredilmeleri, bu alametleri dolayısıyla Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onlara seslenmesi ve kendisine, bunlar sana vaat edilenler değildir çünkü bunlar senden sonra birtakım şeyleri değiştirdiler. Yani onlar açığa vurdukları Müslümanlıkları üzere ölmediler, denilecektir demektir. 2- Maksat Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zamanında yaşayıp, ondan sonra irtidad edenlerdir. Onlar üzerinde abdest alameti bulunmasa dahi Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hayatta iken onların Müslümanlığını bildiğinden ötürü (3/136) onlara seslenecek, bu sefer: Onlar senden sonra irtidad ettiler denilecek. 3- Bundan maksat, tevhid inancı üzere ölmüş, masiyet ve büyük günah işlemiş kimseler ile bid'atleri ile İslam'ın dışına çıkmayan bid'at sahibi kimselerdir. Bu görüşe göre bu şekilde Havzdan uzaklaştınlacak olanların kesin olarak cehenneme gidecekleri söylenemez ama onlara bir ceza olmak üzere Havuzdan uzaklaştınlmaları sonra şanı yüce Allah'ın onlara merhamet buyurup, azapsız olarak kendilerini cennete koyması da mümkündür. Bu görüş sahipleri der ki: Bu halleri onların sakarlık ve sekirliklerinin olmasına engel değildir. Bunların Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zamanında yaşamış kimseler olmaları da, sonra yaşamış kimseler olmaları da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ise kendilerini alametleri ile tanımış olması mümkündür. Hafız, imam Ebu Ömer b. Abdilberr dedi ki: Din ile ilgili bid'at ortaya çıkartan herkes Havzın yanından uzaklaştınlacak kimselerden olacaktır. Hariciler, Rafızıler vesair heva sahibi mezhep mensupları böyledir. Zulüm ve hakslZlıkta aşınya gitmiş, hakkı gizlemekte aşınya kaçmış zalimler, büyük günahları açıkça işleyenler bunlara örnektir. Bütün bunların bu hadis-i şerifte kastedilenlerden olmalarından korkulur. Allah en iyi bilendir. (582) "Nefsim elinde olana yemin ederim ki" buyruğundan da, yemin teklif edilmeden ve yemin için bir zorunluluk bulunmadan yüce Allah'ın adına yemin etmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır. Bunun delilleri de pek çoktur

Sahîh-i Müslim No. 584 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَسُرَيْجُ بْنُ يُونُسَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، جَمِيعًا عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ، - قَالَ ابْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - أَخْبَرَنِي الْعَلاَءُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَى الْمَقْبُرَةَ فَقَالَ ‏"‏ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ وَدِدْتُ أَنَّا قَدْ رَأَيْنَا إِخْوَانَنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا أَوَلَسْنَا إِخْوَانَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ أَنْتُمْ أَصْحَابِي وَإِخْوَانُنَا الَّذِينَ لَمْ يَأْتُوا بَعْدُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا كَيْفَ تَعْرِفُ مَنْ لَمْ يَأْتِ بَعْدُ مِنْ أُمَّتِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ أَرَأَيْتَ لَوْ أَنَّ رَجُلاً لَهُ خَيْلٌ غُرٌّ مُحَجَّلَةٌ بَيْنَ ظَهْرَىْ خَيْلٍ دُهْمٍ بُهْمٍ أَلاَ يَعْرِفُ خَيْلَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّهُمْ يَأْتُونَ غُرًّا مُحَجَّلِينَ مِنَ الْوُضُوءِ وَأَنَا فَرَطُهُمْ عَلَى الْحَوْضِ أَلاَ لَيُذَادَنَّ رِجَالٌ عَنْ حَوْضِي كَمَا يُذَادُ الْبَعِيرُ الضَّالُّ أُنَادِيهِمْ أَلاَ هَلُمَّ ‏.‏ فَيُقَالُ إِنَّهُمْ قَدْ بَدَّلُوا بَعْدَكَ ‏.‏ فَأَقُولُ سُحْقًا سُحْقًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Eyyub ile Süreye b. Yunus, Kuteybetü'bnü Said ve Ali b. Hucur toptan İsmail b. Ca'ferden rivayet ettiler. İbni Fyyup dediki bize İsmail rivayet etti. (Dediki): Bana Ala' babasından o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kabristana vardı ve: "es-Selamu aleyküm ya daru kavmi mu'minın ve inna inşaallahu bikum lahikun: Ey müminler topluluğunun yurdu(nda sakin olanlar} selam sizlere, biz de yüce Allah dilerse size kavuşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi çokça arzu ederdim" buyurdu. Ashab: Biz kardeşlerin değil miyiz ey Allah'm Resulü, deyince, O: "Siz ashabımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmemişlerdir" buyurdu. Ashab: Ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksm ey Allah'm Resulü, dediler. O: "Ne dersin sizden bir kimsenin siyah ve yağız atlar arasında alınları sakar, bacakları sekir atları bulunsa kendi atlarını tanımaz mı?" buyurdu. Ashab: Elbette tanır ey Allah'm Resulü dediler. Allah Resulü: "İşte onlar da abdestten dolayı alınları sakar, bacakları sekir gelecekler ve ben Havz'ın kenarına sizden önce varmış olacağım. Şunu da bilin ki, yolunu şaşırmış bir devenin alıkonulduğu gibi benim havuzumdan da birtakım kimseler engellenecektir. Ben: Hey buraya gelin, diye onlara sesleneceğim ama: Senden sonra değiştirdiler, denilecek. Ben de: O halde uzak olsunlar, uzak olsunlar, diyeceğim" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

Abu Huraira reported:The Messenger of Allah (ﷺ) came to the graveyard and said: "Peace be upon you! The abode of the believing people and we, if God so wills, are about to join you. I love to see my brothers." They (the hearers) said: Aren't we your brothers, O Messenger of Allah? He said: You are my companions, and our brothers are those who have, so far, not come into the world. They said: Messenger of Allah, how would you recognise those persons of your Ummah who have not yet been born? He said: Supposing a man had horses with white blazes on foreheads and legs among horses which were all black, tell me, would he not recognise his own horses? They said: Certainly, O Messenger of Allah. He said: They would come with white faces and arms and legs owing to ablution, and I would arrive at the Cistern before them. Some people would be driven away from my Cistern as the stray camel is driven away. I would call out: Come, come. Then it would be said (to me): These people changed themselves after you, and I would say: Be off, be off

Sahîh-i Müslim No. 585 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي الدَّرَاوَرْدِيَّ ح وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، جَمِيعًا عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ إِلَى الْمَقْبُرَةِ فَقَالَ ‏"‏ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ ‏"‏ ‏.‏ بِمِثْلِ حَدِيثِ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ غَيْرَ أَنَّ حَدِيثَ مَالِكٍ ‏"‏ فَلَيُذَادَنَّ رِجَالٌ عَنْ حَوْضِي ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybetü'bnü Said rivayet etti (Dediki): Bize Abdülaziz yanî Deraverdi rivayet etti H. Bana İshak b. Musa el-Ensari de rivayet etti. (Dediki) : Bize Ma'n rivayet etti. (Dediki) ; Bize Malik rivayet etti. Bunlar hep birden Ala' b. Abdirrahman'dan, o da babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etmişler ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kabristana çıktı. "Ey müminler topluluğunun yurdu, es-selamu aleykum inşallah biz de size katı/acağız" buyurdu ve (bir önceki) İsmail b. Cafer'in hadisi ile aynen rivayet etti. Ancak Malik'in (bu) rivayetinde: ':Andolsun birtakım kimseler benim havuzumdcin uzaklaştınlacaklardır" denilmektedir.

Abu Huraira reported:The Messenger of Allah (may peace The upon him) went out to the graveyard and said: Peace be upon you, the abode of the believing people. and If Allah so wills we shall join you.... (and so on and so forth) like the hadith narrated by Isma'il b. Ja'far except the words of Malik: Then some persons would be driven away from my Cistern

Diğer tahric: Ebu Davud, 3237; Nesai, 150; Tuhfetu'I-Eşraf, 14086 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kabristana geldi. .. " (Kabristan anlamındaki) el-makbura aynı zamanda el-makbere ve el-makbire diye de telaffuz edilmekle birlikte sonuncusu az kullanılır. "Bir kavmin yurdu" anlamındaki hitap, bazı açıklamalara göre o yurtta bulunan topluluk (3/137) ya da o yurtta yaşayanlar demek olur. Bir diğer açıklamaya göre konaklanılan yer manasına da gelir. "Muhakkak inşallah biz de size kavuşacağız. " Ölümde şüphe olmamakla birlikte Allah Resulü istisnada bulunmuştur (inşallah demiştir). İlim adamlarının bu hususta çeşitli açıklamaları vardır. Bunların en güçlü olanlarına göre bumin şüphe anlamında kullanılmadığıdır ama Allah Resulü bunu teberrüken ve yüce Allah'ın: "Hiçbir şey hakkında sakın: Ben bunu mutlaka yarın yapacağım deme. Allah dilemiş ola {inşallah} demedikçe" (Kehf, 18/23-24) şeklindeki yüce Allah'ın emri ni yerine getirmek için böyle söylemiştir. İkinci görüşü Hattabi ve başkalarının naklettiğine göre bu, konuşan bir kimsenin konuşmasına güzellik katmak için alışageldiği bir ade~dir. Üçüncü açıklamaya göre burada istisna (inşallah demek) bu yerde onlara kavuşmak hakkındadır. Anlamının Allah dileyeceği zaman şeklinde olduğu da söylenmiştir, oldukça zayıf daha başka açıklamalar da yapılmışbr. Zayıf oldukları ve onlara ihtiyaç bulunmadığı için onları almadım. Bir diğer zayıf görüş de şudur: Buradaki istisna munkab olup, iman ile birlikte dönüşe aittir. Onunla birlikte gerçek müminler de vardı, münafık oldukları sanılan başka kimseler de vardı. Dolayısıyla istisna onlar hakkındadır şeklindeki görüş de böyledir. Bu iki görüş her ne kadar meşhur ise de bunların açıkça hatalı oldukları da görülmektedir. Allah en iyi bilendir. "Kardeşlerimi görmeyi çok arzu ederdim ... " İlim adamları der ki: Bu hadisten temennide bulunmanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle de hayırlı şeyler, fazilet sahibi ve salih kimselerle kavuşmak hususlarında bu böyledir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "kardeşlerimizi görmüş olmayı arzu ederdim" sözünden maksat da, onları dünya hayatında görseydik demektir. Kadı İyaz da şöyle demektedir: Maksat ölümden sonra onlara kavuşmayı temenni etmektir. İmam el-Baci der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Hayır siz ashabımsınız" buyruğu, onların kardeşliklerini reddetmek anlamında değildir; ama ashabı olduğunu belirterek onların sahip oldukları yüksek mertebeyi sözkonusu etmektedir. Onlar hem kardeş, hem ashab idiler. Henüz gelmemiş olanlar ise kardeştiler, ashab değildirler. Nitekim yüce Allah: "Müminler ancak kardeştir." (Hucurat, 49/10) buyurmaktadır. Kadı İyaz der ki: Ebu Ömer b. Abdilberr bu hadis ve buna benzer ahir zamanda geleceklerin fazileti ile ilgili hadisler hakkında şu kanaattedir: Ashabtan sonra genelolarak sahabiler arasında bulunan kişilerden daha faziletli kimseler gelebilir. Allah Resulünün: "Sizin en hayırlılarımz benim çağdaşlarımdır" buyruğu da özel anlamlı olup, insanların en hayırlıları benim çağdaşlarımdır yani ilk Muhacir'lerle Ensar ve onların yolunu izleyenlerdir. İşte bunlar ümmetin en faziletlileri olup, hadis-i şerifte kastedilenlerdir. Onun zamanında birtakım (yanlışlık ve kötülükleri) karıştırmış olanlara gelince (3/138) onu görmüş yahut ona sahabilik etmiş olsa dahi ya da onun güzel bir geçmişi ve dinde herhangi bir etkisi yoksa birinci asırdan sonraki diğer asırlarda rivayetlerin delalet ettiği üzere onlardan daha faziletli kimseler gelebilir. Kadı İyaz'ın dediğine göre buyrukların anlamı üzerinde açıklamalarda bulunan meani bilginlerinden daha başkaları da bu kanaati benimsemiştir. Onun dediğine göre ilim adamlarının büyük çoğunluğu ise bundan farklı kanaattedir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sahabilik edip, ömründe onu bir defa görerek sahabilik meziyetini elde eden bir kimse daha sonra gelecek herkesten daha faziletlidir. Sahabe olmak faziletine hiçbir amel denk değildir. Bunlar derler ki: Bu ise Allah'ın lütfudur, onu dilediğine verir. Bunlar görüşlerine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden biriniz Uhud kadar altın infak ederse onlardan birisinin bir avuç infakına hatta onun yarısına ulaşmaz" hadisini delil göstermişlerdir. Kadı İyaz'ın açıklamaları bunlardır. Allah en iyi bilendir. "Bir adamın simsiyah atlar arasında ... " Hadiste geçen "ed-duhm" kelimesi "edhem"in çoğulu olup, siyah demektir. "Duhme" de siyahlık anlamındadır. "el-Buhm" lafzı da yine siyah demektir. Bunun siyah beyaz yahut kırmızı bile olsa başka rengin karışmadığı halis herhangi bir renk anlamında olduğu da söylenmiştir. Bu İbnu's-Sikklt, Ebu Hatim es-Sicistani ve başkalarının da görüşüdür. "Ben Havza onlardan önce varmış olacağım" buyruğu ile ilgili olarak Herevi ve başkaları şöyle demektedir: Ben Havza onlardan önce gitmiş olacağım çünkü "faraf' lafzı onlar için suyu hazırlayıp, kova ve ipleri tedarik etmek üzere onlardan önce giden kimseye denilir. Bu hadiste -yüce Allah'ın şerefini arttırmasını dilediğimiz- bu ümmete pek büyük bir müjde vardır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den önce Havzın başına varacak kimselere ne mutlu! "Onlara: Gelin diye sesleneceğim." Dilbilginleri (gelin) anlamındaki "helumme" lafzının iki ayrı söyleyişi olduğunu, bunların en fasihinin ise tekil, ikil, dişil ve çoğul için hep aynı şekilde kullanılacağıdır. Yüce Allah'ın: "Haydi şahitlerinizi getirin" (En'am, 6/150) buyruğu ile: "Kardeşlerine: Yanımıza gelin diyenleri. .. " (Ahzab, 33118) buyruğunda bu şekilde kullanılmıştır. İkinci söyleyiş ise şahısa göre değişik kipierde çekiminin yapılması şeklidir. İbnu's-Sikkit ve başkaları da bizim az önce belirttiğimiz gibi birincisi daha fasihtir demişlerdir. "Ben de: O halde uzak olsunlar, uzak olsunlar" derim. Rivayetlerde bu şekilde "suhkan, suhkan: uzak olsunlar, uzak olsunlar" tekrar edilmiştir. (3/139) Bu lafız "suhkan" ve "suhukan" şeklinde okunmuştur. Yedi kıraatte her iki şekil ile de okunmuştur, Kisai ötreli diğerleri ise sakin okumuşlardır. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Terkibindeki (dar) kelimesi ihtisas üzre mansubtur. Münada olmasıda muhtemeldir. Fakat ihtisas olması daha zahirdir. Üst taraftaki zamirden bedel olmak üzere mecrur okunmasıda caizdir. Münada veya bedel yapılırsa bu kelimeden murad cemaat yahut o diyarda bulunanlar olur. Ölümün geleceğinde asla şüphe olmadığı halde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «İnşallah biz de size katılacağız.» buyurmasını ulema muhtelif suretlerde te'vil etmişlerdir. Bu hususta söylenenlerin en güzeli şudur: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) inşallah diyerek yaptığı bu istisna ile şekk kasdetmemiş bununla teberrüken «Hiç bir şey için, ben bunu mutIaka yarın yaparım, deme. Ancak, inşallah yaparım, de.» ayet-i kerimesine imtisal için söylemiştir. Hattabi ile başkalarının rivayetine göre; söz arasında, sözü güzelleştirmek için inşallah demek Arapların adetidir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de o adeta uyarak böyle demiştir. Bazıları: «Buradaki inşaallah kelimesi ile yapılan istisna bu yerde yani bu kabristanda size katılırız, bizde buraya defnolunuruz demektir» mutelaasmda bulunmuş bir takınılarıda: «İnşaallahın manası Allah dilediği vakit demektir.» Kanaatini ileri sürmüşlerdir. Daha başka te'viller de vardır. Fakat bunların hepsi zayıftır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Din kardeşlerimizi görmüş olmayı çok arzu ederdim.» buyurmakla ileride gelecek olan mu'minleri dünya hayatında görmeyi arzu ettiğini bildirmiştir. Kaadî Iyaz'ın beyanına göre; bazıları bu temenniden murad onları öldükten son­ra görmek istemesidir, demişlerdir. İmam Baki diyor ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in yanındakilere: «Siz benîm ashabımsınız.» buyurması onların kardeşliğini nefiy değildir. Lakin sohbet sebebiyle hasıl olan üstün mertebelerini zikretmiştir. Yani bunlar sahabe olan din kardeşleri ileride gelecek olanlarda sahabe olmak saadetine eremeyen din kardeşleridir» demek istemiştir. Nitekim Teala hazretleride: «Mu'minler ancak birbirlerinin kardeşleridir.» buyurmuştur. İbni AbdilBer Bu ve emsali hadislerle istidlal ederek ahir zamanda gelecek bazı müslümanların üstünlüğüne hatta bir takımlarının bazı sahabeden bile efdal olabileceğine kail olmuştur. Ona göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Sizin en hayırlınız benim devrimde yaşayanlarınızdır.» Hadis-i şerifi: «İnsanların en hayırlısı sabikun-u evvelun yani ilk müslüman olan muhacirlerle ensar ve onların yolunu tutanlardır.» manasına gelir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinde yaşayıpta hatalı işler yapanlar yahut din hususunda hiç bir varlık göstermiyenler Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) i görmüş olsalar bile onlardan sonra gelen mu'minler içinde böylelerden daha faziletlisi bulunabilir. Nitekim eserlerde buna delalet etmektedir. Kaadî Iyaz kelam ulemasından bazılarının da buna kail olduğunu söyledikten sonra sözüne şöyle devam ediyor: «Ulemanın ekserisi bunun hilafına kail olmuş ve: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) i ömründe bir defa görerek sahabilik meziyetine nail olanlar o devirden sonra gelenlerin hepsinden efdaldırlar. Zira sahabilik faziletine muadil olacak hiç bir amel yoktur: Bu Allah'ın bir fadl-u keremidir. Onu ancak dilediklerine ihsan eder» demişlerdir. Bu zevat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın infak efse yine ashab derecesine varamadığı gibi, onların yarısı kadar da olamaz.» hadis-i şerifi ile istidlal etmişlerdir» diyor. Dühm: Edhemin cem'idir. Edhem karayağiz demektir. Buhm: İse bazılarına göre siyah demektir. Bir takımları düz renk yani içine başka renk karışmıyan manasınadır. Siyah beyaz ve kırmızı da olabilir demişlerdir. Helümme: Kelimesi beri gelin manasınadır. Erkek kadın münferid veya cemaat hakkında hep aynı şekilde kullanılır. Bazılarına göre tesniyesi ve cem'ı yapıldığı gibi kadın hakkında da kadına mahsus zamirlerle kullanılır. Fakat birinci şekli daha fasihtir. Suhkan: Uzak olsun manasınadır. Hadis-i Şerif bilhassa hayırlı işleri temenninin ehl-i salah ulema ve fudalayı görmek istemenin ve kabir ziyaretinin caiz olduğuna delildir. Yine bu hadis bu ümmet için pek büyük bir müjdeyi tazammün etmektedir. Ne mutlu Havz-ı kevserden içmek seadetine erenlere

Sahîh-i Müslim No. 586 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا خَلَفٌ، - يَعْنِي ابْنَ خَلِيفَةَ - عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْجَعِيَّ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ كُنْتُ خَلْفَ أَبِي هُرَيْرَةَ وَهُوَ يَتَوَضَّأُ لِلصَّلاَةِ فَكَانَ يَمُدُّ يَدَهُ حَتَّى تَبْلُغَ إِبْطَهُ فَقُلْتُ لَهُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ مَا هَذَا الْوُضُوءُ فَقَالَ يَا بَنِي فَرُّوخَ أَنْتُمْ هَا هُنَا لَوْ عَلِمْتُ أَنَّكُمْ هَا هُنَا مَا تَوَضَّأْتُ هَذَا الْوُضُوءَ سَمِعْتُ خَلِيلِي صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ تَبْلُغُ الْحِلْيَةُ مِنَ الْمُؤْمِنِ حَيْثُ يَبْلُغُ الْوَضُوءُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybetü'hnü Said rivayet etti. (Dediki): Bize Halef yani İbni Halife, Ebu Malik el-Eşcaî'den o da ebu Hazim'den naklen rivayet etti. Ebu Hazim dedi ki: Ebu Hureyre namaz için abdest alırken ben de arkasında idim. Ellerini koltuk altına ulaşıncaya kadar uzatıyordu. Ben ona: Ey Ebu Hureyre, bu abdest neyin nesidir, dedim. O: Ey Ferruh oğulları, siz burada mıydınız? Burada olduğunuzu bilseydim, bu şekilde abdest almazdım. Ben halilim (can dostumu: "Müminin hi/yesi abdestin ulaştığı yere kadar ulaşır" (3/56b) buyururken dinledim.

Abu Hazim reported:I was (standing) behind Abu Huraira and he was performing the ablution for prayer. He extended the (washing) of his hand that it went up to his armpit. I said to him: O Abu Huraira, what is this ablution? He said: O of the tribe of Faruukh, you are here; if I knew that you were here, I would have never performed ablution like this; I have heard my Friend (ﷺ) say. In a believer adornment would reach the places where ablution reaches

Diğer tahric: Nesai, 149; Tuhfetu'l-Eşraf, 13398 NEVEVİ ŞERHİ: "Ey Ebu Hureyre, bu abdest neyin nesidir dedim ... " Ferruh hakkında Kitabu'l-Ayn sahibi (Halil b. Ahmed) der ki: Ebu Hureyre burada Ebu Hazim' e hitabı ile mevaliyi kastetmiştir. Bu sözleri ile de anlatmak istedikleri şunlardır: Kendisine uyulan bir durumda olan bir kişinin bir zaruret dolayısıyla bir hususta ruhsata yönelmesi yahut vesvese dolayısıyla işi sıkı tutması ya da bu husustaki inancı ve kanaatinden ötürü insanlardan istisnai bir davranışta bulunması halinde bu davranışını bilgisiz avam karşısında yapmamalıdır.Böylelikle avamdan olan kimselerin bir zorunluluk olmaksızın bir ruhsata yönelmelerinin yahut sıkıtuttuğu bir işin yerine getirilmesi gereken bir farz olduğuna inanmalarının önü alınmış olur. Kadı İyaz'ın açıklamaları bunlardır. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Rivayete nazaran Ferruh İbrahim (A.S.)'ın İsmail ile İshak (A.S.)'dan başka bir oğluymuş. Nesli çoğalmış Arap olmayan milletler onun neslinden türemişler. Kaadî Iyaz'ın beyanına göre Ebu Hureyre (R.A.) bu sözü Ebu Hazim Süleyman el-A'rac'e söylemişsede bununla mevalîyi yani arap olmayan fakat islamiyete canla başla ve sadakatla hizmet eden müslümanları kasdetmiştir. Maksadı bir zaruretten veya sıkıntıdan dolayı ruhsatla amel edenlerin onun bu şekil abdest aldığını görerek onun herkesten ayrı bir mezheb olduğunu zannetmesinler diye cahil halk huzurunda yapmak istemediğini anlatmaktır. Çünkü cahiller görürse bunu farz zannederler. Hz. Ebu Hureyre'nin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için Halilim demesi: «Ben Halil edinseydim Ebu Bekr'i kendime Halil yapardım.» hadisine muarız değildir. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellemj'e hiç bir kimseyi Halil ittihaz etmesi caiz olmamıştır. Fakat başkalarının onu Halil ittihaz etmesine bir mani yoktur. Bu sebeple Ebu Hureyre (R.A.)'ın ona Halilim demesi caizdir. Halilin gayet yakın dost manasına geldiğini önce görmüştük. Hilye: Ziynet demektir, burada ondan murad gurreyi uzatmaktır. Ubbi diyorki: «Ebu Hureyre'nin bu hadisle istidlal etmesi: «Sîzden biriniz gurresini uzatabilirse bunu yapsın.» sözünün. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e aid olmadığını gösteriyor. Zira onun sözü olsaydı bu babta o daha açık olduğu için onunla istidlal ederdi.»

Sahîh-i Müslim No. 587 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، حُجْرٍ جَمِيعًا عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ، - قَالَ ابْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - أَخْبَرَنِي الْعَلاَءُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَا يَمْحُو اللَّهُ بِهِ الْخَطَايَا وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ وَكَثْرَةُ الْخُطَا إِلَى الْمَسَاجِدِ وَانْتِظَارُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الصَّلاَةِ فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybe ve İbnî Hucr toptan İsmail b. Ca'fer'den rivayet ettiler, İbni Eyyub dediki: Bize İsmail rivayet etti. (Dediki) : Bana Ala' babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdiki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Size Allah'ın, kendisi sebebiyle günahları sildiği ve onunla dereceleri yükselttiği bir hususu göstermeyeyim mi" buyurdu. Ashab: Elbette, göster ey Allah'ın Resulü dediler. O: "Hoşlanılmayan hallere ve zorluklara rağmen abdesti tam almak, mescitlere çokça adım atmak, namazdan sonra diğer namazı beklemek, işte ribat budur" buyurdu.

Abu Huraira reported:The Messenger of Allah (ﷺ) said: Should I not suggest to you that by which Allah obliterates the sins and elevates the ranks (of a man). They (the hearers) said: Yes, Messenger of Allah. He said: Performing the ablution thoroughly despite odds, tranverside of more paces towards the mosque, and waiting for the next prayer after observing a prayer, and that is mindfulness

Diğer tahric: Tirmizi, SI; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 588 Sahih

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، جَمِيعًا عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَلَيْسَ فِي حَدِيثِ شُعْبَةَ ذِكْرُ الرِّبَاطِ وَفِي حَدِيثِ مَالِكٍ ثِنْتَيْنِ ‏ "‏ فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ ‏"‏ ‏.‏

Bana İshak b. Musa el-Ensari tahdis etti. Bize Ma'n tahdis etti, bize Malik tahdis etti. (H) Bize Muhammed b. el-Müsenna da tahdis etti. Bize Muhammed b. Cafer tahdis etti. Bize Şu'be tahdis etti. Hepsi birlikte Ala b. Abdurrahman'dan bu isnad ile rivayet ettiler ama Şu'be'nin hadisi rivayetinde ribattan söz edilmemektedir. Hadisin Malik tarafından rivayetinde ise bu iki defa sözkonusu edilerek: "İşte ribat budur, işte ribat budur" demiştir.

This hadith has been narrated on the authority of `Ali b. `Abd al-Rahman with the same chain of transmitters and there is no mention of the word of al-Ribat in the hadith transmitted by Shu`ba and in the hadith narrated by Malik "Ribat" has been mentioned twice. This is the "Ribat" for you, this is the "Ribat" for you

Diğer tahric: Nesai, 143; Tuhfetu'l-Eşraf, 14087 NEVEVİ ŞERHİ: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Size, Allah'ın kendisi i/e günahları si/diği dereceleri yükselttiği. .. İşte ribat budur" buyruğu hakkında Kadı İyaz der ki: Günahların silinmesi, mağfiret edilip bağışlanmalarından kinayedir. Bununla birlikte, Hafaza meleklerinin yazdıkları kitaptan silinmesi anlamında olma ihtimali de vardır. Böylelikle bunların bağışlandıklarının delili olur. Derecelerin yükseltilmesi ise cennetteki mevkilerin yükseltilmesi demektir. Abdestin tam ve eksiksiz alınması (isbağ) ise mükemmel abdest almak demektir. "Hoşlanılmayan, zor haller (el-mekarih)" ise aşırı soğuk, vücudun acı çekmesi, hasta olmak ve benzeri hallerde sözkonusu olur. "Çokça adım atmak" ise evin uzaklığı ve defalarca gidilmesi ile olur. Namazdan sonra diğer namazın beklenmesi hakkında Kadı Ebu'l-Velid el-Bad de şöyle der: Bu vakitleri birbirine yakın iki namaz hakkındadır. Böyle olmayanların ise bu şekilde beklenmesi insanların uygulamalarından değildir. "İşte ribat budur. " Yani teşvik edilmiş ribat buna derler. Ribatın asıl anlamı kendisini bir şeye hapsetmektir. Burada kendisini böyle bir itaate hapsetmiş gibi olduğundan dolayı ribat denilmiştir. Ribatın en faziletlisinin o olması ihtimali vardır diye de açıklanmıştır. Nitekim, cihat nefse karşı cihattır, denildiği gibi. Ayrıca mümkün ve kolayolan ribat budur anlamında da olabilir yani bu ribat türlerinden bir türdür. Kadı İyaz'ın açıklamaları burada sona ermektedir. Hepsi güzelolmakla birlikte namazı beklemek ile ilgili el-Bad' nin sözü müstesnadır, o tartışılır. Allah en iyi bilendir. "Hadisin Malik tarafından rivayetinde bu söz iki defa tekrar edilerek" Müslim'in rivayetinde bu söz bu şekilde iki defa tekrar edilmiştir. Muvatta'daki rivayetinde ise üç defa tekrar edilerek (3/141) "işte ribat budur, işte ribat budur, işte ribat budur" denilmiştir. Bunu tekrar etmenin hikmetine gelince, buna ihtimam gösterilmesi ve konumunun büyüklüğünü anlatmak için olduğu söylendiği gibi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sözünün anlaşılması için tekrar etmek alışkanlığı üzere bunu tekrar etmiştir diye de söylenmiştir, ama birinci açıklama daha güçlüdür. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisin şerhinde Kaadî Iyad şunları söylemektedir: «Günahları mahvetmek onları affu mağfiret buyurmaktan kinayedir. Maamafih onları hafaza meleklerinin defterlerinden silmek de kasdedilmiş olabilir. Buda günahların affına cennete derecelerin yükseltilmesine delildir. Zorluklar soğuğun şiddetinden, vücudun hastalık sebebiyle elem ve kederinden ve buna benzer şeylerden neş'et eder. Mescitlere doğru adımı çok atmak evin onlara uzaklığı ve onlara çok gidip gelme sebebiyle olur.» Ebu'l Velid el-Bakî namazdan sonra namaz beklemenin birbirine yakın namazlar hakkında olduğunu sair namazlarda beklemenin adet olmadığını söylüyor. Ribat; nevbet yeri manasınadır. Esas itibari ile bir şey'e kendini hapsetmek demektir. Ribat meselesi Ebu Hureyre hadisinde bir, Malik hadisinde iki «el-Muvatta'da ise üç defa zikredilmiştir. Tekrarın hikmeti bu meselenin pek mühim, şanının pek büyük olduğunu bildirmektir, bazıları: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in adeti bir şey'i anlatırken iyi anlaşılması için onu üç defa tekrar etmektir. Buradada onun için tekrarlamıştır» derler

Sahîh-i Müslim No. 589 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ - وَفِي حَدِيثِ زُهَيْرٍ عَلَى أُمَّتِي - لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybetü'bnü Said ile Amr en-Nakıd ve Züheyr h. Harp rivayet ettiler. Dedilerki; Bize Süfyan, Ebu'z-Zinad'dan, o da A'rac'dan, o da Ebu Hureyre'den o da, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti. şöyle buyurmuşlar: "Eğer müminlere zorluk vermeyecek olsaydım -Zuheyr'in hadisi rivayetinde: ümmetime şeklindedir- her namazdan önce onlara misvak kullanmalarını emredecektim. "

Abu Huraira reported:The Apostle (ﷺ) said: Were it not that I might over-burden the believers-and in the hadith transmitted by Zuhair" people" -I would have ordered them to use toothstick at every time of prayer

Diğer tahric: Ebu Davud, 46; Nesai, 533; İbn Mace, 690 -muhtasar olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf, 13673 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: "Müminiere -yahut ümmetime- zorluk vermeyecek olsaydım ... " Buyruk misvakın vacip (farz) olmadığına delildir. Şafii (rahimehuliah) dedi ki: Eğer vacip olsaydı zor gelsin ya da gelmesin onlara bunu emrederdi. Çeşitli mezheplere mensup ilim adamlarından bir topluluk da şöyle demektedir: "Bu hadiste emrin vücub ifade ettiğine delil vardır. Fukahanın çoğunluğu, kelamcı ve usul alimlerinin de pek çok topluluğu bu kanaattedir. Bu görüşte olanlar der ki: Bunun delil oluş şekline gelince, ittifakla misvak kullanmak sünnettir. İşte bu da vacip oluşunun terk edildiğine delildir. Ama bu şekildeki bir delillendirmenin tamam olabilmesi için Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ümmetime zorluk vermeyecek olsaydım ... " buyurduğu sırada misvak kullanmanın sllnnet olduğunu ortaya koyan delile ihtiyacı vardır. (3/143) Yine bir topluluğun dediğine göre bu buyrukta mendubun emredilmiş bir iş olmadığına delil bulunmaktadır. Ancak bu söz usul alimlerinin kanaatine muhaliftir. Bu istidlal hakkında da az önce vücub ifade ettiğine delil getirmek ile ilgili kaydettiğimiz itiraz sözkonusudur. Allah en iyi bilendir. Ayrıca bu hadiste yüce Allah tarafından hakkında nas gelmemiş olan hususlarda Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in içtihatta bulunmasının caiz olduğuna delil vardır. Fukahanın çoğunluğunun ve usul alimlerinin görüşü budur. Sahih ve tercih edilen kanaat de budur. Hadiste Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ümmetine şefkati de açıklanmakta, her namazdan önce misvak kullanmanın faziletli olduğuna da delil bulunmaktadır. Misvak kullanmanın müstehap olduğu vakitlere dair açıklama az önce geçti

Sahîh-i Müslim No. 590 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا ابْنُ بِشْرٍ، عَنْ مِسْعَرٍ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ قُلْتُ بِأَىِّ شَىْءٍ كَانَ يَبْدَأُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ بَيْتَهُ قَالَتْ بِالسِّوَاكِ ‏.‏

Bize Ebu Kureyb b. Ala tahdis etti. Bize İbn Bişr, Mis'ar'den tahdis etti. O Mikdad b. Şureyh'den, o babasından şöyle dediğini nakletti: Aişe'ye: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) evine girdiği zaman ilk olarak ne yapardı, diye sordum. O: Misvak kullanırdı, dedi.

Miqdam b. Shuraih narrated it from his father who said:I asked A'isha what Allah's Apostle (ﷺ) did first when he entered his house, and she replied: He used tooth-stick (first of all)

Diğer tahric: Ebu Davud, 51; Nesai, 8; İbn Mace, 290; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 591 Sahih

وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا دَخَلَ بَيْتَهُ بَدَأَ بِالسِّوَاكِ ‏.‏

Bana Ebi Bekr b. Nafi'el-Abdî de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrahman, Süfyan'dan, o da Mikdam b. Şüreyh'dan, o da babasından, o da Aişe'den naklen rivayet ettiki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem, evine girdiği zaman ilk işi misvak tutunmak olurmuş. NEVEVİ ŞERHİ: "Evine girdiği zaman misvak kullanmakla işe başlardı" hadisinde bütün zamanlarda misvak kullanmanın ve ona ileri derecede dikkat gösterip, tekrar tekrar misvaklanmanın faziletli olduğu açıklanmaktadır. Allah en iyi bilendir)

A'isha reported:Whenever Allah's Messenger (ﷺ) entered his house, he used tooth-stick first of all

Sahîh-i Müslim No. 592 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ غَيْلاَنَ، - وَهُوَ ابْنُ جَرِيرٍ الْمَعْوَلِيُّ - عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَطَرَفُ السِّوَاكِ عَلَى لِسَانِهِ ‏.‏

Bize Yahya b. Habib el-Hfuisı tahdis etti. Bize Hammad b. Zeyd, Gaylan'dan -ki o İbn Cerir el-Ma'veli'dir- tahdis etti. O Ebu Burde'den, o Ebu Musa'dan şöyle dediğini nakletti: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna misvakın bir ucu dilinin üzerinde iken girdim.

Abu Musa reported:I went to the Apostle (ﷺ) and found one end of the tooth-stick upon his tongue (i. e. he was rinsing his mouth)

Diğer tahric: Buhari, 244; Ebu Davud, 49; Nesai, 3; Tuhfetu'l-Eşraf, 9123 NEVEVİ ŞERHİ: "Bize Yahya b. Habib el-Harisı tahdis etti ... Ebu Musa (r.a.)'dan" Bu Ebu Burde dışında bütün ravileri Basrah olan bir isnadtır. Ebu Burde ise Kufelidir. Ebu Musa el-Eş'arı ise hem Kufeli, hem Basrahdır. Ebu Burde'nin adı Amir' dir, Haris olduğu da söylenmiştir. el-Ma' veli ise Ezdlilerden bir kololan "el-Me'avil"e mensuptur. Onun nispetinin belirttiğim şekilde "el-Ma' veli" olduğu, bu dalda uzman ilim sahiplerinin ittifak ettikleri bir husustur ve hepsi de bunu böyle açıklamışlardır. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim No. 593 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَامَ لِيَتَهَجَّدَ يَشُوصُ فَاهُ بِالسِّوَاكِ ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Hüşeym Husayn'dan. o da Ebu Vail'den, o da Huzeyfe'den naklen rivayet etti. Huzeyfe dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) teheccüd namazı kılmak üzere kalktığında misvak ile ağzını ovalardı.

Huddaifa reported:Whenever the Messenger of Allah (ﷺ) got up for Tahajjud prayer, he cleansed his mouth with the tooth-stick

Diğer tahric: Buhari, 245, 889, 1136; Ebu Davud, 55; Nesai, 2, 1620, 1621, 1622, 1623 -bu anlamda-; İbn Mace, 686 NEVEVİ ŞERHİ: "Teheccüd etmek için kalktığında ... " Teheccüd geceleyin namaz kılmak demektir. "Hecede" fiili uyumayı anlatır. "Teheccede" fiili ise hucuddan yani namaz kılmak suretiyle uykudan Çıktığı (uyandığı) zamanı anlatır. Bu yönüyle bir kimsenin günahtan, vebalden çekindiği zaman kullanılan "tahannese, teesseme ve taharrace" fiillerine benzer. "Misvakla ağzını ovardı" cümlesindeki "şevs" misvakla dişleri enine ovmak demektir. (3/144) Bunu İbnu'l-A'rabi, İbrahim el-Harbi, Ebu Süleyman el-Hattabi ve başkaları söylemişlerdir. Bunun yıkamak anlamında olduğu da söylenmiştir. Bu anlamı da Herevi ve başkaları ifade etmiştir. Temizleyip, ayıklamak anlamındadır da denilmiştir. Bu açıklamayı da Ebu Ubeyd ile ed'Davudi yapmışlardır. Hak etmek (kaşımak, kazımak)tır diyenler de vardır. Bu açıklamayı da Ebu Ömer b. Abdilberr yapmıştır. Kimisi de parmakla ağzını ovmak diye yorumlamıştır. "Ovmak: şavs" ile ilgili imamların görüşleri bunlardır. Birçoğu birbirine yakındır, en güçlüleri birincisi ve onunla aynı anlamdaki açıklamalardır. Allah en iyi bilendir

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya