628 hadis bulundu · sayfa 8/32
وَقَالَ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ أَخْبَرَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ فِي الْجَنَّةِ لَشَجَرَةً يَسِيرُ الرَّاكِبُ فِي ظِلِّهَا مِائَةَ عَامٍ، لاَ يَقْطَعُهَا ".
Sehl b. Sa'd'ın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Şüphesiz cennette öyle bir ağaç vardır ki süvari onun gölgesinde yüz yıl yürür de yine de onu kat edip bitiremez" demiştir
Narrated Sahl bin Sa'd: Allah's Messenger (ﷺ) said, "In Paradise there is a tree so big that in its shade a rider may travel for one hundred years without being able to cross it
قَالَ أَبُو حَازِمٍ فَحَدَّثْتُ بِهِ النُّعْمَانَ بْنَ أَبِي عَيَّاشٍ، فَقَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ فِي الْجَنَّةِ لَشَجَرَةً يَسِيرُ الرَّاكِبُ الْجَوَادَ الْمُضَمَّرَ السَّرِيعَ مِائَةَ عَامٍ، مَا يَقْطَعُهَا ".
Ebu Said' in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Şüphesiz cennette öyle bir ağaç vardır ki iyi cins talimli ve çok süratli bir atın binicisi onun gölgesinde yüz yıl yürür de yine de onu kat edip bitiremez
Narrated Abu Sa'id: The Prophet (ﷺ) said: There is a tree in Paradise (so huge) that a fast (or a trained) rider may travel: for one hundred years without being able to cross it
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيَدْخُلَنَّ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَوْ سَبْعُمِائَةِ أَلْفٍ ـ لاَ يَدْرِي أَبُو حَازِمٍ أَيُّهُمَا قَالَ ـ مُتَمَاسِكُونَ، آخِذٌ بَعْضُهُمْ بَعْضًا، لاَ يَدْخُلُ أَوَّلُهُمْ حَتَّى يَدْخُلَ آخِرُهُمْ، وُجُوهُهُمْ عَلَى صُورَةِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ".
Ebu Hazim'in Sehl b. Sa'd'dan nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ümmetimden cennete yetmiş bin -veya yediyüz bin- (kişi sorgusuz sualsiz) cennete girecektir" demiştir. Ebu Hazim, Sehl'in bu rakamlardan hangisini söylediğini bilemiyar. Sehl dedi ki: "Bunlar sımsıkı saf olmuşlar, birbirlerine tutunmuşlardır. Bu i/k zümrenin sondakileri cennete girinceye kadar öndekileri girmeyecektir. (Yani saf halinde hepsi birden girecektir.) Bunların yüzleri, ayın ondördüncü gecesindeki ay'ın görünüşü gibi parlaktır
Narrated Sahl bin Sa`d:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Seventy thousand or seven hundred thousand of my followers will enter Paradise. (Abu Hazim, the sub-narrator, is not sure as to which of the two numbers is correct.) They will be holding on to each other, the first will not entering the last one does, their faces like the moon on a full moon night
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ "إِنَّ أَهْلَ الْجَنَّةِ لَيَتَرَاءَوْنَ الْغُرَفَ فِي الْجَنَّةِ كَمَا تَتَرَاءَوْنَ الْكَوْكَبَ فِي السَّمَاءِ".
Abdulaziz'in babası vasıtasıyla Sehl'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Cennet ehli cennette kendilerinden yükseklerdeki köşkleri {mesafe uzaklığından dolayı} güçlükle görebilirler. Sizin gökyüzündeki yıldızı güçlükle gördüğünüz gibi
Narrated Sahl:The Prophet (ﷺ) said, "The people of Paradise will see the Ghuraf (special abodes) in Paradise as you see a star in the sky
قَالَ أَبِي فَحَدَّثْتُ النُّعْمَانَ بْنَ أَبِي عَيَّاشٍ، فَقَالَ أَشْهَدُ لَسَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ يُحَدِّثُ وَيَزِيدُ فِيهِ " كَمَا تَرَاءَوْنَ الْكَوْكَبَ الْغَارِبَ فِي الأُفُقِ الشَّرْقِيِّ وَالْغَرْبِيِّ ".
Abdulaziz şöyle dedi: Babam Ebu Hazim şöyle dedi: Ben bu hadisi Numan b. Ebi Ayyaş'a rivayet ettim. Bana ben şehadet ediyorum ki Ebu Said'den işittim. O bu hadisi rivayet ediyor ve burada şu ziyadeyi getiriyordu: "Sizin gündüz doğu ve batı ufkundaki ışıkları kalan parlak yıldızı -aradaki mesafe uzunluğundan dolayı- zorlukla gördüğünüz gibi
Abu Sa`id added:"As you see a glittering star remaining in the eastern horizon and the western horizon
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى لأَهْوَنِ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَوْ أَنَّ لَكَ مَا فِي الأَرْضِ مِنْ شَىْءٍ أَكُنْتَ تَفْتَدِي بِهِ فَيَقُولُ نَعَمْ. فَيَقُولُ أَرَدْتُ مِنْكَ أَهْوَنَ مِنْ هَذَا وَأَنْتَ فِي صُلْبِ آدَمَ أَنْ لاَ تُشْرِكَ بِي شَيْئًا فَأَبَيْتَ إِلاَّ أَنْ تُشْرِكَ بِي ".
Enes b. Malik'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Allahu Teala kıyamet gününde cehennem ehlinin en hafif azablısına hitaben 'Eğer senin yeryüzündeki her şeyden malın olsa bu azaba karşılık fidye verir miydin?' buyurur. O kul 'Evet, fidye verirdim' der. Allahu Teala 'Sen Adem'in sülbünde iken ben senden (bundan daha kolayalanını) istemiştim. Bana hiçbir şeyi ortak kılmamanı istemiştim. Fakat sen, bana ortak kılmaya devam edip durdunl' buyurur
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "Allah will say to the person who will have the minimum punishment in the Fire on the Day of Resurrection, 'If you had things equal to whatever is on the earth, would you ransom yourself (from the punishment) with it?' He will reply, Yes. Allah will say, 'I asked you a much easier thing than this while you were in the backbone of Adam, that is, not to worship others besides Me, but you refused and insisted to worship others besides Me
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ بِالشَّفَاعَةِ كَأَنَّهُمُ الثَّعَارِيرُ ". قُلْتُ مَا الثَّعَارِيرُ قَالَ الضَّغَابِيسُ. وَكَانَ قَدْ سَقَطَ فَمُهُ فَقُلْتُ لِعَمْرِو بْنِ دِينَارٍ أَبَا مُحَمَّدٍ سَمِعْتَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَخْرُجُ بِالشَّفَاعَةِ مِنَ النَّارِ ". قَالَ نَعَمْ.
Cabir'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şefaatle ateşten sanki searir gibi çıkarlar" buyurdu. Hemmad dedi ki: Ben Amr'e "es-searir nedir?" diye sordum. Amr "ed-değabistir" dedi. Amr b. Dinar'ın dişleri düşmüş, bu sebeple ağzı da çökmüştü. (Bu yüzden şın harfi ile olan kelimeyi böyle üç noktalı se harfi ile telaffuz etmişti.) Hammad dedi ki: Ben Amr b. Dinar'a Ya Eba Muhammed! Sen Cabir b. Abdullah'ın ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. O "şefaatle (bir kavim) ateşten çıkar" buyururken işittim dediğini bizzat duydun mu? diye sordum. O "Evet bunu söylerken kendisinden bizzat işittim" dedi
Narrated Hammad from `Amr from Jabir:The Prophet (ﷺ) said, "Some people will come out of the Fire through intercession looking like The Thaarir." I asked `Amr, "What is the Thaarir?" He said, Ad Dagh`Abis, and at that time he was toothless. Hammad added: I said to `Amr bin Dinar, "O Abu Muhammad! Did you hear Jabir bin `Abdullah saying, 'I heard the Prophet (ﷺ) saying: 'Some people will come out of the Fire through intercession?" He said, "Yes
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنَ النَّارِ بَعْدَ مَا مَسَّهُمْ مِنْهَا سَفْعٌ، فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ، فَيُسَمِّيهِمْ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَهَنَّمِيِّينَ ".
Enes b. Malik r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bir kavim kendilerine cehennem ateşi dokunduktan sonra simaları kırmızımsı siyah bir renkte olarak cehennemden çıkacak ve cennete girecek ve cennet ehli bunlara 'Cehennemlikler' diye isim vereceklerdir" dedi
Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "Some people will come out of the Fire after they have received a touch of the Fire, changing their color, and they will enter Paradise, and the people of Paradise will name them 'Al- Jahannamiyin' the (Hell) Fire people
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا دَخَلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ، وَأَهْلُ النَّارِ النَّارَ يَقُولُ اللَّهُ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجُوهُ. فَيُخْرَجُونَ قَدِ امْتُحِشُوا وَعَادُوا حُمَمًا، فَيُلْقَوْنَ فِي نَهَرِ الْحَيَاةِ، فَيَنْبُتُونَ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ ـ أَوْ قَالَ ـ حَمِيَّةِ السَّيْلِ ". وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَلَمْ تَرَوْا أَنَّهَا تَنْبُتُ صَفْرَاءَ مُلْتَوِيَةً ".
Ebu Said el-Hudrl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Cennet ehli cennete, cehennem ehli cehenneme girdikten sonra Allahu Teala 'Kimin kalbinde bir hardal tanesi ağırlığınca iman varsa ateşten çıkarınız!' diye emir buyuracaktır. Bunun üzerine (bu gibiler) simsiyah yanmış ve kömüre dönmüş oldukları halde çıkacaklar ve hemen hayat nehrinin içine atılacaklar ve orada sel uğrağında -yahut selin kokmuş kara çamuru içinde- kalan yabani reyhan tohumları nasıl süratle biterse öylece biteceklerdir." Ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Görmez misin bu tohumlar (ne güzel) sapsarı olarak ve iki tarafına salınarak çıkıp sürerler!" buyurdu
Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:Allah's Messenger (ﷺ) said, "When the people of Paradise have entered Paradise, and the people of the Fire have entered the Fire, Allah will say. 'Take out (of the Fire) whoever has got faith equal to a mustard seed in his heart.' They will come out, and by that time they would have burnt and became like coal, and then they will be thrown into the river of Al-Hayyat (life) and they will spring up just as a seed grows on the bank of a rainwater stream." The Prophet (ﷺ) said, "Don't you see that the germinating seed comes out yellow and twisted?
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ النُّعْمَانَ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ "إِنَّ أَهْوَنَ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَرَجُلٌ تُوضَعُ فِي أَخْمَصِ قَدَمَيْهِ جَمْرَةٌ يَغْلِي مِنْهَا دِمَاغُهُ".
Ebu İshak'ın Numan b. Beşir'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kıyamet gününde cehennem ehlinin azab itibariyle en hafif ceza göreni o kimsedir ki onun ayakları altındaki çukurlara, iki ateş parçası konulacak, bunların tesiri ile onun beyni kaynayacaktır
Narrated An-Nu`man:I heard the Prophet (ﷺ) saying, "The person who will have the least punishment from amongst the Hell Fire people on the Day of Resurrection, will be a man under whose arch of the feet a smoldering ember will be placed so that his brain will boil because of it
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ أَهْوَنَ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ رَجُلٌ عَلَى أَخْمَصِ قَدَمَيْهِ جَمْرَتَانِ يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ، كَمَا يَغْلِي الْمِرْجَلُ وَالْقُمْقُمُ".
Numan b. Beşir'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Şüphesiz kıyamet gününde cehennem ehlinin en hafif azablısı şöyle bir adamdır ki onun ayakları altındaki çukurlarda iki ateş parçası vardır ve bunların sıcaklığından onun beyni bakır tencere ve dar boğazlı olup içinde su ısıtılan kumkuma adındaki madeni kabın kaynaması gibi kaynayacaktır
Narrated An-Nu`man bin Bashir:I heard the Prophet (ﷺ) saying, "The least punished person of the (Hell) Fire people on the Day of Resurrection will be a man under whose arch of the feet two smoldering embers will be placed, because of which his brain will boil just like Al-Mirjal (copper vessel) or a Qum-qum (narrow-necked vessel) is boiling with water
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ذَكَرَ النَّارَ فَأَشَاحَ بِوَجْهِهِ فَتَعَوَّذَ مِنْهَا، ثُمَّ ذَكَرَ النَّارَ فَأَشَاحَ بِوَجْهِهِ فَتَعَوَّذَ مِنْهَا، ثُمَّ قَالَ " اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ، فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ ".
Adiy b. Hatim şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ateşten söz edip yüzünü geri çekti ve ondan (Allah'a) sığınd!. Sonra ateşten söz etti ve yüzünü geri çekip ondan (Allah'a) sığınd!. Ardından "Sizler tek hurmanın yarısıyla, bunu da bulamayan güzel bir sözle olsun ateşten korununuz" buyurdu
Narrated `Adi bin Hatim:The Prophet (ﷺ) mentioned the Fire and turned his face aside and asked for Allah's protection from it, and then again he mentioned the Fire and turned his face aside and asked for Allah's protection from it and said, "Protect yourselves from the Hell-Fire, even if with one half of a date, and he who cannot afford that, then (let him do so) by (saying) a good, pleasant word
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، وَالدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذُكِرَ عِنْدَهُ عَمُّهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ " لَعَلَّهُ تَنْفَعُهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُجْعَلُ فِي ضَحْضَاحٍ مِنَ النَّارِ، يَبْلُغُ كَعْبَيْهِ، يَغْلِي مِنْهُ أُمُّ دِمَاغِهِ ".
Ebu Said el-Hudrl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanında amcası Ebu Talib anılınca: "Umarım ki benim şefaatim kıyamet gününde amcama fayda verir. Şefaatimle amcam topuklarına ulaşabilen ateşten bir çukura konulur ve o çukurdan beyninin özü kaynar" dedi
Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:I heard Allah's Messenger (ﷺ) when his uncle, Abu Talib had been mentioned in his presence, saying, "May be my intercession will help him (Abu Talib) on the Day of Resurrection so that he may be put in a shallow place in the Fire, with fire reaching his ankles and causing his brain to boil
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا عَلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا. فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ الَّذِي خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ، وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ، وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ، فَاشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّنَا. فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ وَيَقُولُ ـ ائْتُوا نُوحًا أَوَّلَ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ. فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ ـ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ الَّذِي اتَّخَذَهُ اللَّهُ خَلِيلاً. فَيَأْتُونَهُ، فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ ـ ائْتُوا مُوسَى الَّذِي كَلَّمَهُ اللَّهُ فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، فَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ ـ ائْتُوا عِيسَى فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَقَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ فَيَأْتُونِي فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، سَلْ تُعْطَهْ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ. فَأَرْفَعُ رَأْسِي، فَأَحْمَدُ رَبِّي بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِي، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا، ثُمَّ أُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ، وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ فَأَقَعُ سَاجِدًا مِثْلَهُ فِي الثَّالِثَةِ أَوِ الرَّابِعَةِ حَتَّى مَا بَقِيَ فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ ". وَكَانَ قَتَادَةُ يَقُولُ عِنْدَ هَذَا أَىْ وَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ.
Enes b. Malik r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah kıyamet gününde insanları toplar, onlar 'İçinde bulunduğumuz şu sıkıntılı durumdan bizleri kurtarması için Rabbimize karşı şefaat istesek!' derler. Ardından Adem A.S.'a gelirler ve ona 'Sen, Allah'ın kendi eliyle yarattığı, sana kendi ruhundan hayat verdiği, meleklere emredip de meleklerin senin için secde ettikleri kimsesin. Sen bizim için Rabbinin huzurunda şefaat et!' derler. Adem de 'Ben buna ehil değilim' der ve o işlemiş olduğu hatasını zikreder. 'Siz Allah'ın gönderdiği ilk Resul olan Nuh'a gidin' der. Sonra onlar Nuh'a giderler. Nuh işlemiş olduğu hatasını anar ve 'Ben buna ehil değilim. Siz Allah'ın kendisini bir dost edindiği İbrahim'e gidin' der. Akabinde onlar İbrahim'e gelirler. İbrahim de işlediği hatasını anarak 'Ben buna ehil değilim. Siz Yüce Altah'ın kendisi ile konuştuğu Musa'ya gidin' der. (Musaya gelirler. Musa onlara) 'Ben buna ehil değilim' der, sonra işlediği hatasından söz eder ve 'Siz İsa'ya gidin' der. Akabinde İsa'ya gelirler. O da 'Ben buna ehil değilim, siz Muhammed'e gidin. Allah onun geçmiş ve geri kalmış bütün gunahlannı mağfiret buyurmuştur!' der. Bunun üzerine insanlar bana gelirler. Ben Rabbimin huzuruna izin isterim. Onu görünce hemen secdeye kapanınm. Allah dilediği kadar beni bu vaziyette bırakır. Sonra Allah tarafından bana 'Başını kaldır! İste, sana verilir; Söyle, sözün dinlenir; Şefaat et, şefaatin kabulolunur!' buyurulur. Ben secdeden başımı kaldırır ve Rabbimin bana öğreteceği bir hamd ile Rabbime ham d ederim. Sonra şefaat ederim. Benim için bir sınır tayin buyurur. Sonra ben insanlan ateşten çıkarır ve cennete gönderirim. Sonra üçüncü veya dördüncü defada olduğu gibi döner yine secdeye kapanırım. Cehennemde Kur'an'ın ebediyen kalmalanna hükmettiği kimseler hariç kimse kalmayıneaya kadar buna devam ederim
Narrated Anas:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah will gather all the people on the Day of Resurrection and they will say, 'Let us request someone to intercede for us with our Lord so that He may relieve us from this place of ours.' Then they will go to Adam and say, 'You are the one whom Allah created with His Own Hands, and breathed in you of His soul, and ordered the angels to prostrate to you; so please intercede for us with our Lord.' Adam will reply, 'I am not fit for this undertaking, and will remember his sin, and will say, 'Go to Noah, the first Apostle sent by Allah' They will go to him and he will say, 'I am not fit for this undertaking', and will remember his sin and say, 'Go to Abraham whom Allah took as a Khalil. They will go to him (and request similarly). He will reply, 'I am not fit for this undertaking,' and will remember his sin and say, 'Go to Moses to whom Allah spoke directly.' They will go to Moses and he will say, 'I am not fit for this undertaking,' and will remember his sin and say, 'Go to Jesus.' They will go to him, and he will say, 'I am not fit for this undertaking, go to Muhammad as Allah has forgiven his past and future sins.' They will come to me and I will ask my Lord's permission, and when I see Him, I will fall down in prostration to Him, and He will leave me in that state as long as (He) Allah will, and then I will be addressed. 'Raise up your head (O Muhammad)! Ask, and your request will be granted, and say, and your saying will be listened to; intercede, and your intercession will be accepted.' Then I will raise my head, and I will glorify and praise my Lord with a saying(i.e. invocation) He will teach me, and then I will intercede, Allah will fix a limit for me (i.e., certain type of people for whom I may intercede), and I will take them out of the (Hell) Fire and let them enter Paradise. Then I will come back (to Allah) and fall in prostration, and will do the same for the third and fourth times till no-one remains in the (Hell) Fire except those whom the Qur'an has imprisoned therein." (The sub-narrator, Qatada used to say at that point, "...those upon whom eternity (in Hell) has been imposed.") (See Hadith No. 3, Vol)
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ ذَكْوَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْن ٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنَ النَّارِ بِشَفَاعَةِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ، يُسَمَّوْنَ الْجَهَنَّمِيِّينَ ".
İmran b. Husayn'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Muhammed'in şefaatiyle birtakım insanlar ateşten çıkar ve cennete girerler. Onlar 'Cehennemlikler' diye isimlendirilirler" demiştir
Narrated `Imran bin Husain:The Prophet (ﷺ) said, "Some people will be taken out of the Fire through the intercession of Muhammad they will enter Paradise and will be called Al-Jahannamiyin (the Hell Fire people)
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أُمَّ حَارِثَةَ، أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ هَلَكَ حَارِثَةُ يَوْمَ بَدْرٍ، أَصَابَهُ غَرْبُ سَهْمٍ. فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ عَلِمْتَ مَوْقِعَ حَارِثَةَ مِنْ قَلْبِي، فَإِنْ كَانَ فِي الْجَنَّةِ لَمْ أَبْكِ عَلَيْهِ، وَإِلاَّ سَوْفَ تَرَى مَا أَصْنَعُ. فَقَالَ لَهَا " هَبِلْتِ، أَجَنَّةٌ وَاحِدَةٌ هِيَ إِنَّهَا جِنَانٌ كَثِيرَةٌ، وَإِنَّهُ فِي الْفِرْدَوْسِ الأَعْلَى ". (وَقَالَ :غَدْوَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ رَوْحَةٌ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَلَقَابُ قَوْسِ أَحَدِكُمْ أَوْ مَوْضِعُ قَدَمٍ مِنَ الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَلَوْ أَنَّ امْرَأَةً مِنْ نِسَاءِ أَهْلِ الْجَنَّةِ اطَّلَعَتْ إِلَى الأَرْضِ، لأَضَاءَتْ مَا بَيْنَهُمَا، وَلَمَلأَتْ مَا بَيْنَهُمَا رِيحًا، وَلَنَصِيفُهَا ـ يَعْنِي الْخِمَارَ ـ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا).
Enes r.a. şöyle anlatmıştır: Harise'nin annesi Rubey bnt. Nadr Rasulullah'a geldi, oğlu Harise b. Süraka Bedir savaşında atanı bilinmeyen serseri bir ok isabetiyle öldürülmüştü. Kadın "Ya Resulallah! Sen oğlum Harise'nin kalbimdeki yerini biliyorsun. Eğer oğlum cennette ise ben (onun acısını sabredip) ağlamam. Cennette değilse ona nasıl davranacağımı görürsün!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yazık sana sen aklını mı kaçırdın? Cennet bir tane midir? Cennet şüphesiz birçok cennetlerdir. Şu muhakkak ki senin oğlun elbette Firdevs cennetindedir!" buyurdu
Narrated Anas:Um (the mother of) Haritha came to Allah's Messenger (ﷺ) after Haritha had been martyred on the Day (of the battle) of Badr by an arrow thrown by an unknown person. She said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! You know the position of Haritha in my heart (i.e. how dear to me he was), so if he is in Paradise, I will not weep for him, or otherwise, you will see what I will do." The Prophet (ﷺ) said, "Are you mad? Is there only one Paradise? There are many Paradises, and he is in the highest Paradise of Firdaus." The Prophet added, "A forenoon journey or an after noon journey in Allah's Cause is better than the whole world and whatever is in it; and a place equal to an arrow bow of anyone of you, or a place equal to a foot in Paradise is better than the whole world and whatever is in it; and if one of the women of Paradise looked at the earth, she would fill the whole space between them (the earth and the heaven) with light, and would fill whatever is in between them, with perfume, and the veil of her face is better than the whole world and whatever is in it
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَدْخُلُ أَحَدٌ الْجَنَّةَ إِلاَّ أُرِيَ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ، لَوْ أَسَاءَ، لِيَزْدَادَ شُكْرًا، وَلاَ يَدْخُلُ النَّارَ أَحَدٌ إِلاَّ أُرِيَ مَقْعَدَهُ مِنَ الْجَنَّةِ، لَوْ أَحْسَنَ، لِيَكُونَ عَلَيْهِ حَسْرَةً ".
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Cennete girecek herkese cehennemdeki oturağı muhakkak gösterilecektir. Bu da şükrünün artması içindir. Cehenneme girecek herkese de güzel işler olaydı, cennetten olacak oturağı kendisine muhakkak gösterilecektir. Bu da kendisi aleyhine bir hasret olması içindir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "None will enter Paradise but will be shown the place he would have occupied in the (Hell) Fire if he had rejected faith, so that he may be more thankful; and none will enter the (Hell) Fire but will be shown the place he would have occupied in Paradise if he had faith, so that may be a cause of sorrow for him
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ " لَقَدْ ظَنَنْتُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أَنْ لاَ يَسْأَلَنِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ أَحَدٌ أَوَّلُ مِنْكَ، لِمَا رَأَيْتُ مِنْ حِرْصِكَ عَلَى الْحَدِيثِ، أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. خَالِصًا مِنْ قِبَلِ نَفْسِهِ ".
Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatmıştır: Bir keresinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Ya Resulullah! Kıyamet gününde senin şefaatin en ziyade kime olacak?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ya Eba Hureyre! Hadis için sende gördüğüm hırs'a göre bu hadisi senden evvel kimsenin bana sormayacağını zaten tahmin ediyordum. Kıyamet gününde halk içinde şefaatime en ziyade mazhar olacak kimse kalbinden ve gönlünden halis ve samimi olarak 'La ilahe illallah' diyen kimsedir" buyurdu
Narrated Abu Huraira:I said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! Who will be the luckiest person who will gain your intercession on the Day of Resurrection?" The Prophet (ﷺ) said, "O Abu Huraira! I have thought that none will ask me about this Hadith before you, as I know your longing for the (learning of) Hadiths. The luckiest person who will have my intercession on the Day of Resurrection will be the one who said, 'None has the right to be worshipped but Allah,' sincerely from the bottom of his heart
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْلَمُ آخِرَ أَهْلِ النَّارِ خُرُوجًا مِنْهَا، وَآخِرَ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً رَجُلٌ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ كَبْوًا، فَيَقُولُ اللَّهُ اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ. فَيَأْتِيهَا فَيُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهَا مَلأَى، فَيَرْجِعُ فَيَقُولُ يَا رَبِّ وَجَدْتُهَا مَلأَى، فَيَقُولُ اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ. فَيَأْتِيهَا فَيُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهَا مَلأَى. فَيَقُولُ يَا رَبِّ وَجَدْتُهَا مَلأَى، فَيَقُولُ اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ، فَإِنَّ لَكَ مِثْلَ الدُّنْيَا وَعَشَرَةَ أَمْثَالِهَا. أَوْ إِنَّ لَكَ مِثْلَ عَشَرَةِ أَمْثَالِ الدُّنْيَا. فَيَقُولُ تَسْخَرُ مِنِّي، أَوْ تَضْحَكُ مِنِّي وَأَنْتَ الْمَلِكُ ". فَلَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ، وَكَانَ يُقَالُ ذَلِكَ أَدْنَى أَهْلِ الْجَنَّةِ مَنْزِلَةً.
Abdullah b. Mes'ud'un nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ben cehennem ehlinin cehennemden son çıkacak ve cennet ehlinin cennete son girecek alanını bilip duruyorum. Bu bir kimsedir kicehennemden emekliye emekliye çıkar. Allahu Teala ona 'Git, cennete gir!' buyurur. O kimse cennete uanr; ona öyle bir hal gelir ki cennet dopdoludur. ' Dönüp 'Ya Rab! Ben cenneti dopdolu buldum' der. Allah yine 'Git, cennete gir' buyurur. O kimse cennete uanr, yine cennet ona dopdolu gibi hayal ettirilir. Dönüp 'Ya Rab! Ben cenneti dopdolu buldum!' der. Allah ona 'Git, cennete gir! Dünya kadar ue dünyanın on misli kadar yer senindir -yahut dünyanın on misli kadar yer senindir!-' buyurur. O kul 'Sen yegane melik olduğun halde benimle alay mı ediyorsun -Yahut bana gülüyor musun?-' der." Ravi dedi ki: (Bu ilahi vaadi o kimse alayolarak değerlendirdiği için) vallahi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gerideki dişleri belirinceye kadar güldüğünü gördüm. Sahabiler arasında "Cennet ehlinin en aşağı makam sahibi işte bu kimsedir!" denilirdi
Narrated `Abdullah:The Prophet (ﷺ) said, "I know the person who will be the last to come out of the (Hell) Fire, and the last to enter Paradise. He will be a man who will come out of the (Hell) Fire crawling, and Allah will say to him, 'Go and enter Paradise.' He will go to it, but he will imagine that it had been filled, and then he will return and say, 'O Lord, I have found it full.' Allah will say, 'Go and enter Paradise, and you will have what equals the world and ten times as much (or, you will have as much as ten times the like of the world).' On that, the man will say, 'Do you mock at me (or laugh at me) though You are the King?" I saw Allah's Messenger (ﷺ) (while saying that) smiling that his premolar teeth became visible. It is said that will be the lowest in degree amongst the people of Paradise
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنِ الْعَبَّاسِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَلْ نَفَعْتَ أَبَا طَالِبٍ بِشَىْءٍ.
Abbas'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Sen amcan Ebu Talib'e herhangi bir şeyle fayda verdin mi?' diye sorduğu nakledilmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bi küfrihinne" yani nankörlükleri sebebiyle. Bu hadisin geniş bir açıklaması Küfranu'l-Aşır başlığı altında geçmişti. Kurtubi şöyle der: Kadınların cennet ahalisinin en azı olmalarının sebebi -akıllarının eksikliği ve çok çabuk aldanmaları nedeniyle- heva ve hevesin kendilerine baskın gelmesi, dünya zınetine meyletmeleri ve ahiretten yüz çevirmeleridir. "Ashabu'l-cidd" deyimindeki "el-cidd" zenginlik, başkasına ihtiyaçsızlık demektir. "Mahbusune" yani ellerindeki mallardan dolayı hesaba çekilecekleri için fakirlerle birlikte cennete girmekten alakonulmuşlardır. Bu durum, sırat köprüsünden geçtikten sonra alacak ve vereceklerini takas ettikleri köprünün başında olacaktır. "Ge bi'l-mevti" ölüm getirilir. Meryem suresinin tefsirinde Ebu Said hadisinde "Ölüm boz bir koç suretinde getirilir" hadisi geçmişti. Mukatil ve Kelbi "el/ez! halaka'l-mevte ve'l-hay6te = ölümü ve hayatı yaratan"(Mülk 2) ayetini tefsir ederken ölümü uğradığı herkesin öldüğü bir koç suretinde, hayatı uğradığı herkesin can bulduğu bir at suretinde yaratan demişlerdir. Kurtubi şöyle der: Ölümün koç suretinde getirilmesinin arkasında yatan hikmet İbrahim'in oğlunun koçla kurtulduğu gibi, onların yerine fidye olarak koçun gönderildiğine işaret etmek içindir. "Hatta yuc'ale beyne 'I-cenneti ve'n-nar = Cennetle cehennem arasında yatırılır." Tirmizl'de Ebu Hureyre'nin nakline göre "Bu koç cennetle cehennem arasındaki surun üzerine yatırılacaktır. "(Tirmizi, Sıfatu'l-cenne) "Ey cennet ehli! Artık ölüm yoktur." Kadı Ebu Bekir b. el-Arabi şöyle der: Bu hadis akla ters düştüğü için anlaşılması problemli görülmüştür. Çünkü ölüm bir arazdır. Araz herhangi bir cisme dönüşmez. Şu halde nasıl kaça dönüşüp kesiliyor? Bir grup bilgin bu hadisin sıhhatini inkar etmişler ve onu kabul etmemişlerdir. Bir başka grup ise tevil etmiş ve "Bu bir temsili anlatımdır, ortada gerçekten herhangi bir kesim yoktur" demişlerdir. Bir başka grup ise "Tam tersine kesim hakiki manadadır. Kesilen insanların ruhlarını almaya görevlidir. Onu herkes tanır, çünkü insanların ruhlarını almaya o görevlendirilmişti" demişlerdir. Biz de şunu ekleyelim: Bazı son dönem (müteahhirun) bilginler bu açıklamayı esas almışlar ve "o, bize görevlendirilmiş olan ölümdür" cümlesindeki "ölüm"ü "ölüm meleği" şeklinde yorumlamışlardır. Çünkü dünyada insanların canlarını almaya görevli olan melek, -Allahu Teala'ın Secde suresinde ifade ettiği üzere- ölüm meleğidir. Buna mana itibariyle bir de ölüm meleği sağ olmaya devam etseydi, cennetliklerin yaşantıları boğazlarına düğümlenirdi demişlerdir. Bu görüşü savunan bilgin kendi yaklaşımını bir de hadisteki "Cennet ehlinin ferahına bir ferah daha ziyade olunur. Cehennem ehlinin hüzün ve kederine bir hüzün daha arttırılır!" ifadesiyle teyit etmiştir. Kurtubi et-Tezkire'de şöyle der: Ölüm soyut bir şeydir. Soyut olan kavramlar cevhere dönüşmezler. Allahu Teala amellerin sevabından şahıslar yaratır. Ölüm de böyledir. Allahu Teala bir koç yaratmış ve ona ölüm ismini vermiştir ve her iki zümrenin kalbine bu (koç suretindeki) ölümün kesilmesinin, onların cennette ve cehennemde ebediyyen kalacaklarına delil olduğu düşüncesini vermiştir. Bir başkası şöyle der: Allahu Teala'ın arazlardan cesetler yaratmasında herhangi bir mani yoktur. Allah bunlardan madde yaratır. Nitekim Müslim' de yer alan bir hadiste "Bakara ue Aif İmran sureleri sanki iki bulut gibi geleceklerdir" (Müslim, Sıfatu'l-müsafirın) denilmiştir. Buna benzer daha başka hadisler de vardır. Kurtubi şöyle demiştir: Bu hadisler cehennemliklerin oradaki ebediyetlerinin sonsuza kadar süreceğini, ikametlerinin ölüm, rahat ve faydalı bir hayat sözkonusu olmaksızın devam edeceğini açıkça belirtmektedir. Nitekim Allahu Teala "Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez"(Fatır 36) "ızdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri döndürülürler"(Hacc 22) diye haber vermektedir. Cehennemliklerin oradan çıkacaklarım, cehennemin bomboş kalacağını veya yok olup ortadan kalkacağını iddia edenler, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiği haberlerin gereğinin ve ehl-i sünnetin icmaının dışına çıkmış olurlar. "Uhillu = indiriyorum." "Rıdvanı = hoşnutluğumu." Cabir hadisinde "Benim hoşnutluğum daha büyüktür" ifadesi yer almaktadır. Burada Allahu Teala'ın ':Allah'ın nzası ise hepsinden büyüktür"(Tevbe 72) ayetine bir işaret vardır. Çünkü Allah'ın rızası her türlü başarının ve mutluluğun sebebidir. Efendisinin kendisinden razı olduğunu bilen her kul ve kölenin, bu durum her türlü nimetten daha fazla gözünü aydın eder, kalbini hoş eder. Çünkü bunda bir tazim ve onurlandırma vardır. Hadis, cennetliklere verilen nimetin üstünde başka bir nimet olmadığı ifade edilmektedir. "Senin oğlun elbette firdeus cennetindedir." Firdevs cennetinden burada maksat cennetin en üstün ve yüce makamlarından biri olduğudur. "Men kibei'l-kafir." Bu, pazıyla omuzun birleştiği yer yani omuz arasıdır. "Kafirin iki omuzu arası süratli bir süuari yürüyüşüyle üç günlük mesafedir." İbnü'l-Mübarek'in Zühd Bölümünde Ebu Hureyre'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Kıyamet günü kafirin dişi, Uhud'dan daha büyük olacaktır. Kafirin dişleri onlarla cehennem dolsun ue azap görsünler diye büyütülecektir." Bu hadisin isnadı sahihtir. Ravi bunu Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediğini belirtmemiştir, fakat ifade hükmen merfudur. Zira böyle bir hükmü akıl yürüterek, düşünce ile söylemek mümkün değildir. Haberin baş tarafını Müslim başka bir senedIe Ebu Hureyre'den merfu olaraknakletmiş ve şu farklı cümleyi kuııanmıştır: "Kofirin cildinin kalınlığı üç günlük mesafe kadar olacaktır." (Müslim, Cenne) Bezzar'ın bir üçüncü isnadla ve sahih bir senedIe Ebu Hureyre'den yaptığı nakilde ise şöyle denilmektedir: "Kofirin cildinin kalınlığı ve kesafeti Cebbar arşınıyla kırk iki arşın olacaktır." (Ahmed b. Hanbel, II, 234, 537; Hakim, el-Müstedrek, IV, 637) Bu haberi Beyhaki nakletmiş ve "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ifade ile yani Cebbar kelimesi ile korkutmayı kastetmiştir dedikten sonra bununla sözkonusu arşının büyüklüğüne işaret olsun diye zorbalardan herhangi birini kastetmiş olma ihtimali de vardır demiştir. İbnü'I-Mübarek'in Zühd Bölümünde Ubeyd b. Umeyr'in naklettiği sahih ve mürsel bir hadiste "Kofirin cildinin kalınlığı yetmiş arşındır" ifadesi yer almaktadır. Bu miktarlardaki farklılık öyle anlaşılıyor ki kafirin cehennem ateşindeki gördüğü azabın farklılığı şeklinde yorumlanmıştır. Kurtubi el-Müfhim'de şöyle der: Kafirin vücudunun cehennem ateşinde büyütülmesi, azabının büyük olması ve eleminin kat kat olması amacıyladır. Kurtubi şöyle devam eder: Bu, bazıları için geçerlidir. Çünkü bir başka hadis şöyle der: "Böbürlenenler kıyamet günü mahşere erkek kılığında kannca şeklinde geleceklerdir. Onlar cehennemde bulunan ve adına bulus denilen bir hapse sevkedileceklerdir. "(Tirmizi, Sıfatu'l-Kıyame; Ahmed b. Hanbel, ıı, 179) Kurtubi şöyle der: Kafirlerin cehennemde azablarının birbirinden farklı olacağında hiç şüphe yoktur. Nitekim bu kitap ve sünnetten anlaşılmaktadır. Çünkü biz kesin olarak biliyoruz ki Nebileri öldüren, Müslümanları katleden, yeryüzünde fesat çıkaran kimselerin azabları sadece küfre sapmış ama Müslümanlara iyi muamele de bulunan bir kafirle aynı derecede olmayacaktır. "La yaktauha= yine de onu kat edip bitiremez." Yani onun daııarından yere doğru eğilen en son dala ulaşamaz. "Evi'l-mudammer" talimli. Bu kelimenin açıklaması Cihad Bölümünde geçmişti. "el-Guref = köşkleri." Bu köşklerin nitelikleri hakkında Ebu Malik elEş'arl'nin naklettiği merfu bir hadiste Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demektedir: "Cennette öyle köşkler vardır ki dışından içi görünür." Bu hadisi Tirmizi ve İbn Hibban nakletmişlerdirsı "Şefaatle (bir kauim) ateşten çıkar." İbn Battal şu açıklamayı yapmıştır: Mutezile ve Hariciler günahkarlardan cehenneme konulmuş olan kimselerin çıkarılması noktasındaki şefaati inkar etmişlerdir. Onlar delil olarak "Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda uermez"(Müddessir 48) ayetiyle diğer ayetleri esas almışlardır. Ehl-i sünnet buna ayetin kafirlerle ilgili olduğunu söyleyerek cevap vermişlerdir ve Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şefaat edeceğine dair mütevatir hadisler geldiğini ifade etmişlerdir. Ehl-i sünnetin görüşünün isabetliliğini "(Böylece) Rabbinin seni Makam-ı Mahmud'a göndereceğini umabilirsin"(İsra 79) ayeti göstermektedir. Çoğunluk, bu ayette yer alan "Makam-ı Mahmud"dan maksatın şefaat olduğunu söylemiştir. Taberi'nin görüşü şudur: Tevil alimlerinin çoğunluğuna göre "Makam-ı Mahmud" Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mahşer halkını içinde bulundukları sıkıntıdan rahata erdirmek için duracağı yerdir. Taberi bundan sonra bir çok hadise yer vermiştir ki bunların bazılarında bu görüş açıkça belirtilirken, bazıları bunun mutlak şefaat olduğunu söylemişlerdir. Bu hadislerden birisi Selman'ın naklettiği şu hadistir: 'Ililah da ona ümmetine şefaat etme yetkisi uerir. İşte bu Makam-ı Mahmud'dur. "(EbuYa'la, Müsned, VI, 210) Bizim bu konudaki kanaatimiz şudur: Tercih edilen görüşe göre Makam-ı Mahmud'dan maksat, şefaattir. Fakat Makam-ı Mahmud konusunda zikredilen hadislerdeki şefaat iki çeşittir: Birincisi ilahi yargının başlaması konusundaki genel şefaattir, ikincisi günahkarların cehennemden çıkarılması noktasındaki şefaattir. Nevevi Kadı lyaz'a uyarak şöyle demiştir: Şefaat beş çeşittir. Bunlardan birincisi mahşer yerindeki korkudan rahatlatma, ikincisi bazı kimseleri sorgusuz sualsiz cennete koyma, üçüncüsü inceden inceye hesaba çekilip, azabı hak eden bazı kimseleri azab edilmeyecekler zümresine katma, dördüncüsü asilerden cehenneme atılanları oradan çıkarma, beşincisi dereceleri yükseltme .. Şefaatin birinci çeşidine onyedinci hadisi açıklarken dikkat çekilecektir. Şefaatin ikinci çeşidinin delili Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Ümmetim ümmetim!" şeklindeki yakarmasına Cenab-ı Hakkın "Ümmetinden üzerinde hesap olmayanlan cennete koy" şeklindeki emridir. İfade bu şekilde aktarılmıştır. Öyle anlaşılıyor ki bunun delili Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hesapsız olarak cennete girecek yetmişbin kişiden daha fazlasını istemesi ve bu isteğinin kabul edilmesidir. Bunun açıklaması bundan önceki bölümde ilgili hadis açıklanırken geçmişti. Şefaatin üçüncü çeşidi Müslim' de yer alan Huzeyfe hadisindeki şu ifadedir: "Sonra Nebiiniz sıratın üzerinde durur ve 'Ya Rabbı Sıratın zararından ve afetinden bizi uzak kıl' der. "(Müslim, İman) Bunun başka delilleri de vardır. Bunları onyedinci hadisi açıklarken zikredeceğiz. Şefaatin dördüncü çeşidini de geniş geniş zikretmiştik. Şefaatin beşinci çeşidinin delili Müslim'de yer alan Enes hadisindeki şu ifadedir: "Ben cennette ilk şefaat edici olurum. "(Müslim, İman) Kendileriyle karşılaştığımız bazı kişiler hadisi bu şekilde aktarmışlardır. Bu hadisin şefaatin beşinci çeşidine deIilolması, cennetin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şefaatinin gerçekleşeceği mekan olmasındandır. Bizce bu açıklama tartışılır. Çünkü ben cennetin Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendine mahsus olan ilk şefaatinin mekanı olacağını açıklayacağım. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem oradaki talebi ameli yüksek dereceye eremeyen kimselere o derecelere ermesi için şefaat talep etmesidir. Nevevi er-Ravda isimli eserde dayanağını zikretmeyerek bu şefaatin Hz. Nebi'e mahsus özelliklerden olduğuna işaret etmiştir. Kadi İyad bir altıncı şefaat çeşidine işaret etmiştir. Bu da amcası Ebu Talib'in azabının hafifletilmesidir. Nitekim buna ondördüncü hadis açıklanırken değinilecektir. "Şefaatle ateşten sanki searfr gibi çıkarlar." Bu kelimenin tekili su'rur'dur. "ed-Değabis"tir. İbnü'l-Arabi, searir küçük acurlardır demiştir. Ebu Ubeyde de aynısını söylemiş ve se harfi yerine şın harfi ile telaffuz edileceğini belirtmiştir. Ravinin Amr b. Dinar'ın dişleri düşmüştü. Onun için kelimeyi se He söyleyecek yerde şın harfi ile telaffuz etmişti demesinin sebebi bu olsa gerektir. "Değabis" hakkında Asmai şöyle demiştir: Sumam denilen bitkinin köklerinde biter, kuşkonmaz otuna benzer, soyulur, sonra zeytinyağı ve sirkeye batırılarak yenilir. Bir Uyarı: Bu benzetme cehennemden çıkanların bitki gibi bittikten sonraki niteliklerine dairdir. Cehennemden ilk çıktıklarında onlar -bundan sonraki hadiste geleceği üzere- kömür gibi kapkara olacaklardır. "Ahmasa." Ahmas yere temas etmeyen demektir ki yürüme esnasında ayağın yere temas etmeyen çukur kısmı demektir. "bakır tencere ve dar boğazlı olup içinde su ısıtılan kumkuma adındaki madeni kabın kaynaması gibi kaynayacaktır." Hadis metninde geçen "el-mircel" bakır tencere demektir. "el-Kumkum" aktarların kullandıkları meşhur kaptır. Bazıları bunun dar boğazlı, içinde su kaynayan bir kap olduğunu söylemişlerdir ki bakırdan veya başka şeyden yapılabilir. Kadi İyad "kema yağli'l-mircelü ve'l-kumkumu" demiştir. "Umarım ki benim şefaatim kıyamet gününde amcama fayda uerir." 'I'\rtık şefaatçilerin şefaati onlara fayda uermez"(Muddessir 48) ayet-i kerimesinin yanında Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Şefaatim fayda uerir" ifadesi, anlaşılması zor ve problemli görülmüştür. Buna şöyle cevap verilmiştir:Şefaatin fayda vermesi, Hz. Nebie mahsus bir özelliktir. Bundan dolayı onu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özellikleri arasında saymışlardır. Bazılarına göre bu ayetteki "fayda verme" hadisteki "fayda verme"den başkadır. Ayette "fayda verme" den maksat cehennE!mden çıkarmak, hadisteki "fayda verme"den maksat ise azabı hafifletmektir. Kurtubi bu açıklamayı kesin bir dille ifade etmiş, şöyle demiştir: Bence bunun açıklaması şudur: Kafirler hakkında şefaat, onlar hakkında hiç kimsenin şefaatte bulunamayacağına dair sadık haberin mevcut olmasından dolayı imkansızdır. Bu her kMir hakkında geneldir. Bu genel hükümden tahsis edileceklerine dair haber bulunanların bundan istisna edilmeleri mümkündür. Kurtubi şöyle der: Bazı düşünce ehli kimseler bunu şöyle yorumlamışlardır: KMirin azaptan olan karşılığı onun küfrüne ve masiyetinedir. Allahu Teala'ın bazı kafirlerin bazı masiyetlerinin cezasını kMire sevap vermek için değil, şefaat edenin kalbini hoş tutmak için kaldırabilir. Çünkü kMirin hasenatı, kMir olarak öldüğü için boşa gitmiştir. Müslim'in Enes'ten nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kafire gelince, ona dünyadaki hasenatı uerilir. Ahirete gittiğinde artık hiçbir hasenesi yoktur. "(Müslim, Sıfatu'l-Münafikin "Lestu hünaküm = ben buna ehil değilim." Kadı lyaz şöyle demiştir: "Lestu hunaküm" cümlesi, onun mertebesinin kendisinden talep edilen mertebeden daha aşağı olduğunun kinayeli bir anlatımıdır. İlgili Nebi s.a.v. bu cümleyi tevazu olsun diye ve kendisinden istedikleri şeyin büyük olduğunu vurgulamak için söylemiştir. Kurtubi şöyle der: Bu cümle "(Benden şefaat etme- . mi istediğiniz) bu makam, bana ait değil, bir başkasına aittir" şeklinde bir anlama işaret olabilir. Biz de şunu ekleyelim: Ma'bed b. Hilal'in rivayetinde "O Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ben buna ehil değilim diyecektir." Huzeyfe'nin rivayetinde ise "Ben bunun sahibi değilim" diyecektir. Bu, sözkonusu işareti teyit etmektedir. "Yezkuru hatıetehu = hatasını zikreder." Bu cümle Müslim'de işlemiş olduğu hatasını zikreder şeklindedir.(Müslim, İman) Hemmam'ın rivayetinde "O ağaçtan yediğinden söz eder. Halbuki ona yaklaşmak yasak edilmişti" cümlesi yer almaktadır. "Siz Nuh'a gidin der. Sonra onlar Nuh'a gelirler." Müslim'in rivayetinde bu cümle "Fakat onlar Allah'ın yeryüzüne gönderdiği ilk resulolan Nuh'a gelirler" şeklindedir. "Ben buna ehil değilim der ve işlediği hatadan söz eder ve Rabbinden o yüzden haya eder." Hişam'ın rivayetinde "Rabbinden hakkında bilgisi olmayan şeyi ister" cümlesi yer almaktadır. Ebu Hureyre'nin rivayetinde ise Nuh aleyhisselaın "Ben Rabbime bir duada bulundum ve yeryüzü suyla kaplandı" demiştir. Bununla bundan öncekini birbirinden şöyle ce cem ve telif etmek mümkündür: İbrahim aleyhisselaın Allahu Teala'tan iki sebepten özür dilemiştir. Bunlardan birisi Allah kendisine hakkında bilgisi olmayan şeyi istemesini yasaklamış ve o da mahşerde bulunanlara olan şefaatinin bu kabilden bir şeyolmasından korkmuştur. İkincisi ise onun kesin olarak kabul edilecek bir duası vardı. O bu duasını yeryüzündeki insanların aleyhine olarak kullandı ve şimdi (daha önce kesin olarak kabul edilecek duasını yaptığı için) şefaat talep ettiği takdirde bunun kabul edilmeyeceğinden korktu. "İbrahim'e gidin." Bu cümle Müslim'in rivayetinde "Fakat siz Allah'ın kendisini dost edindiği İbrahim'e gidin" şeklindedir.(Müslim, İman) "İbrahim 'Ben buna ehil değilim' der ve işlediği hatadan söz eder." Müslim'de bu cümle şu şekildedir: "O işlediği hatadan söz eder ve bundan dolayı Rabbinden haya eder." Ebu Bekir'in rivayet ettiği hadiste ise "Bu istediğiniz benim yanımda değildir" diyeceği nakledilir. Hemmam'ın rivayetinde ise "Ben üç kez yalan söylemiştim" şeklindedir. Şeyban kendi rivayetinde onun söylediği yalanları şöyle nakleder: "Bunlar 'Ben hastayım'(Saffat, 89) 'Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır'(Enbiya, 63) ve karısına söylediği 'Ona benim senin erkek kardeşin olduğumu söyle' cümleleridir. " Beyzeıvi şöyle demiştir: Gerçek şu ki bu üç cümlenin üçü de üstü kapalı ta riz şeklindeki ifadelerdir. Fakat şekli itibariyle yalan olduğu için İbrahim aleyhisselam böyle bir ifadeyi kullandığı halde -şefaat etme açısından kendisini küçük gördüğü için- bundan korkmuştur. Çünkü Allah'ı en iyi tanıyan ve mertebe itibariyle ona en yakın olan kimse, ondan en çok korku duyan kişidir. "Allahu Teala'ın kendisiyle konuştuğu Musa'ya gidin." Hemmam'ın rivayetinde bir de "Fısıldaşan kimse kadar kendisine yaklaştırdığı" cümlesi yer almaktadır. "Ona gelirler." Müslim'in rivayetinde "Musa'ya gelirler. Musa der ki" şeklindedir. Ebu Hureyre hadisinde ise rivayet şöyledir: "Ona 'Ya Musa! Sen Allah'ın Resulüsün. Allah risaleti ile ve seninle konuşmasıyla seni insanlara üstün kıldı. Bize şefaat et' derler." Musa da Adem'in dediği gibi söyler ve aynı cevabı verir, fakat sonunda "Ben öldürmem emredilmeyen bir kişiyi katlettim" der. "İsa'ya gidin." Müslim'in rivayetinde bu cümle "Allah'ın ruhu ve kelimesi olan İsa'ya gidin" şeklindedir. "Muhammed'e gidin. Allah onun geçmiş ve geri kalmış bütün günahlannı mağfiret buyurmuştur der." "Geçmiş günah"tan maksat, Nebilikten öncesi, "geri kalmış günah"tan maksat ise onun günahlardan korunmuşluğudur denilmiştir. Bir başkası ise "yanılarak veya tevilde bulunarak işlediği hatalardır" demişlerdir. Bir diğeri ise şöyle demiştir: "Geçmiş günah"tan maksat, Adem'in günahı, "geriye kalmış günah"tan maksat ümmetinin günahıdır. Bir başkasına göre bu cümlenin manası şöyledir: O bağışlanmıştır, günah işlese bile hesabı sorulmayacaktır. Bir başkası ise bundan başka demiştir. Bizim kanaatimize göre buraya en uygun olan mana dördüncüsüdür. "Ben Rabbimin huzuruna izin isterim." Hemmam'ın rivayeti "Rabbimin yurduna girmek için izin isterim ve bana izin verilir" şeklindedir. Kadi İyad ise "Şefaat konusunda bana izin verilir" demiştir. Ancak bu görüş şu şekilde tenkide uğramıştır: Daha önce geçen ifadelerin zahirinden anlaşılan Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk izin isteği ve kendisine izin verilmesi, Dar'a yani cennete giriş esnasındadır. Oranın Allah'a izafe edilmesi şereflendirme izafesidir. Nitekim "Vallahu yed'(i ila dari's-selam = Allah kullannı esenlik yurduna çağınyor"(Yunus 25) cümlesi de bu kabildendir. Burada "es-selam" kelimesinden maksat, Allah'ın ism-i azamıdır. Bu, Allah'ın esma-i hüsnasındandır. Bazılarına göre Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bulunduğu mekandan daru's-selama intikal etmesindeki hikmet şudur: Mahşerde bekleme alanı, arz ve hesaba çekilme makamı olduğu için bir korku ve ürperme mkanıdır. Şefaat eden zatın makamı ise bir ikram ve onurlandırma makamının ise olması uygundur. Buradan hareketle dua için şerefli bir mekanın araştırılması hoş olmuştur. Çünkü orada dua, kabule daha yakındır. Biz de şunu ekleyelim: Hadisin rivayet yollarından birinde mahşerde bulunanların talepleri arasında cennet kapısının açılması talebi de vardır. Müslim'in Sahih'inde yer alan bir rivayete göre cennetin kapısının açılmasını isteyecek ilk kişi, Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olacaktırM Müslim'de yer alan Ali b. Zeyd'in Enes'ten yaptığı rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ben cennet kapısının halkasını elime alır ve çeviririm. Bana 'Kimdir ..... denilir. Ben 'Muhammed' derim ve bana kapıyı açarlar, hoş geldin derler ve ben hemen secdeye kapunınm" demiştir.(Tirmizi, Tefsir) Müslim'de Sabit'in Enes'ten nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem aynı olayı şöyle anlatmıştır: "Cennetin bekçisi 'Kimdir o;::>' diye sorar. Ben 'Muhammed' derim. Cennetin bekçisi 'Senden dolayı daha önce bu kapıyı hiç kimseye açmamam emredildi' der. "(Müslim, İman) "Sonra şefaat ederim." Ma'bed b. Hilal'in rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Rabbi ümmetim! ümmetim! ümmetim' derim" demiştir. "Benim için bir sınır tayin buyurur." Allah benim için şefaatin her aşamasında durmam gereken bir sınır tayin eder ve ben o sınırı geçmem. Mesela "Ya Rabbi! Cemaatle namazı ihlal edenler hakkında senden şefaat dilerim" derim. Sonra namazını ihmal edenler hakkında, içki içenler hakkında, zinaedenler hakkında sana şefaat dilerim derim. Ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu üslup üzere şefaat eder. Bunu Tıybi nakletmiştir. Haberin ifade akışının gösterdiği, bundan maksadın oradan çıkarılanların mertebelerinin salih amele göre birbirinden farklı olacağını vurgulamaktır. "Kur'an'ın hapsettikleri hariç." Katade bu cümleye gelince "Bunlar, üzerlerine hulCıd (ebedilik) vacib olanlardır" derdi. Ahmed b. Hanbel'de yer alan Said'in rivayetinde "Kur'an'ın hapsettikleri hariç" cümlesinden sonra Enes b. Malik'in rivayeti yer almaktadır. Buna göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "La ildhe illa'l-lah deyip, kalbinde bir arpa tanesi ağırlığı kadar hayır olan kimse cehennemden çıkacaktır" buyurmuştur. Bu cümle, Hişam'ın hadisten ayırdığı kısım olup, açıklaması İman Bölümünde başlı başına geçmişti. Ma'bed b. Hilal'in Enes'ten, Hasan-ı Basri vasıtasıyla Enes'e dayandırdığı rivayete göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Sonra dördüncü kez ayağa kalkar ve 'Ya Rabbi! La ildhe illailah diyenler hakkında bana izin ver' derim. Rabbim de bana senin böyle bir iznin yoktur buyurur" demiştir. Enes bundan sonra hadisin onların cehennemden çıkarılmaları ile ilgili olan kalan kısmını nakleder. Bazı bid'atçiler, asilerden cehenneme girenler bir daha oradan çıkmayacaktır şeklindeki iddialarını ispat ederken bu hadise dayanmışlardır. Çünkü onlar ayetten de "Artık kim Allah ve Resulüne karşı gelirse bilsin ki ona (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi uardır"(Cin 23) ayetini delil olarak almışlardır. Ehl-i sünnet buna ayetin kaHrler hakkında indiğini söyleyerek cevap vermiştir. Ehl-i sünnete göre ayetin bundan daha genelolduğunu kabul etsek bile tevhid ehli kimselerin özellikle cehennemden çıkarılacakları sabittir. Ayette sözü edilen "ebedilik" şefaatçilerin şefaati gerçekleştikten sonra orada kalanlar hakkındadır ki bunlar merhamet edenlerin en merhametlisi Allahu Teala'ın kabzasıyla oradan çıkacaklardır. Bu mesele bundan sonraki hadisin açıklamasında gelecektir. Buna göre ayetteki "ebedilik" gelip geçici olur. Kadi İyad şöyle demiştir: Nebilerin -hadiste her birine dair örneklerin zikredildiği gibi- hata işlemelerinin mümkün olduğunu söyleyenler bu hadise dayanmışlardır. Kadi İyad meselenin ashna şöyle cevap vermiştir: Nebilerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduktan sonra kaHrlikten korunmuş (ismet) oldukları noktasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Sahih olan görüşe göre Nebilikten önce de kaHrlikten korundukları esastır. Yukarıda zikri geçen açıklamaya uygun olarak onların büyük günah işlemekten korundukları hakkındaki hüküm de böyledir. Yapanı ayıplayan küçük günahlar da büyük günahlara katılmıştır. Söz açısından tebliği zedeleyen her türlü şeyler de bu kategoridedir. Bilginler fiil açısından Nebilerin hata edip etmeyecekleri noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları unutmaya varıncaya kadar bunun mümkün olmadığını söylemişlerdir. Çoğunluk ise Nebilerin yanılabileceklerini söylemişler, fakat bunun süreklilik arzetmediğini belirtmişlerdir. Bilginler, Nebilerin bu sayılanlar dışında küçük günah işleyip, işlemeyecekleri konusunda ihtilaf etmişlerdir. Düşünceye yer veren bilginlerden bir grup, onların mutlak olarak bu gibi küçük günahlardan da masum oldukları kanaatine varmışlar, bu konudaki ayet ve hadisleri çeşitli tevillerle tevil etmişlerdir. Bu tevillerden birisi şudur: Nebilerden sad ır olan şeyler ya bazılarının tevili veya yanılması ya da bir izne dayanır. Fakat onlar bunun kendi Nebilik makamlarına uygun düşmemesinden endişe etmişler, bunun neticesi olarak hesaba çekilmekten veya kınanmaktan korkmuşlardır. Kadi İyad bu konudaki görüşlerin tercihe en uygun olanının bu olduğunu söylemiştir. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Büyükten önemli bir şey isteyen istemeden önce o şah sı en güzel nitelikleriyle, en şerefli meziyetleriyle anmahdır. Bu, istediği şeyin verilmesi için en etkili yoldur. 2- Kendisinden bir şey istenen, istenilen şeyi vermeye gücü yetmediği takdirde kabule değer bir şeyle özür diler ve bunu mükemmel şekilde yapabileceğini zannettiği kişiyi gösterir. Çünkü bir hayra yol gösteren onu yapmış gibidir. Ayrıca o gösterdiği kişiyi buna ehil olduğu vasıflarla över. Bu, yapamayacağına dair mazeretinin kabulü için en iyi yoldur. "Ve ikisi arasını" güzel "bir koku do/dururdu." Said b. Amir'in hadisinde bu cümle "Muhakkak yeri misk kokusu do/dururdu" şeklindedir. "Dünyada iken kötü amel yapmış olduğu takdirde cehennemdeki yeri kendisine muhakkak gösterilecektir. Bu da şükrünün artması içindir." Yani kötü bir amel -bu da küfürdür- işlemiş olduğu ve cehennemlikten olduğu takdirde cehennemdeki yeri kendisine muhakkak gösterilecektir. "Li yezdade şükran = Şükrünün artması için" yani sevincinin ve rızasının artması için. Allahu Teala bu sevinç ve hoşnutluğu onun lazımı ile ifade etti. Çünkü bir şeye razı olan bunu kendisine yapana teşekkür eder. "Habven = emekliye emekliye" yani "zahfen = sürünerek" demektir. Bu iki kelime hem vezin ve hem de mana itibariyle aynıdır
Narrated `Abbas:that he said to the Prophet (ﷺ) "Did you benefit Abu Talib with anything?