628 hadis bulundu · sayfa 23/32
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَرِيفٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ حَبِيبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ مُجَالِدٍ، عَنْ عَامِرٍ، عَنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ أُهْدِيَتِ ابْنَةُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِلَىَّ فَمَا كَانَ فِرَاشُنَا لَيْلَةَ أُهْدِيَتْ إِلاَّ مَسْكَ كَبْشٍ .
Ali (bin Ebi Talib) (r. a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kızı bana gönderildi. Zifaf gecesi yatağımız, bir koç derisinden başka bir şey değildi." Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde el-Haris ve Mücalld var. ikisi de zayıftır. [AÇIKLAMA]: Aişe (r.anha)'nın hadisi Buhari, Müslim ve Tirmizi tarafından da rivayet edilmiştir. Bu hadiste geçen 4152. nolu Ali (r.a.)'ın hadisi İbni Hibban tarafından da rivayet edilmiştir. başka hangisinde bulunduğuna bakılmalıdır. Bu hadiste geçen "Hamiı" hadis metni arasında parantez içinde tarif edilmişti!'. Taberani'nin Ata bin es-Saib aracılığıyla Abdullah bin Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği bir hadiste Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in cehiz (çeyiz) olaral{ Fatıma (r.anha) ile beraber bir hamil, içi hurma yaprağı ve izhır (denilen Mekke samanı) ile dolu, tabaklanmış deri bir yastık ve bir su tulumu gönderdiği, Aıı ile Fatima (r.a.)'nın o hamil denilen çarşafın yarısını altlarına serip. diğer yarısını üstlerine atmak suretiyle yatak yaptıkları bildirilmiştir. O rivayette Ata. hamil'in ne olduğunu sormuş ve: Hamil, bir katife (yani saçaklı çarşaf) tır, cevabını almıştır. Bu cevabın babası es-Saib tarafından verildiği kanaatındayım. Çünkü şeyhi babasıdır. Bu itibarla Müellifimizin rivayetindeki tarifin de Saib'e ait olması kuvvetle muhtemeldir. Hadiste geçen "izhir" güzel kokulu bir ottur. Kuruduğu zaman rengi beyazlaşır. Okyanos'ta beyan edildiğine göre Türkçede ona Mekke samanı denilir. "Kırba" su tulumudur, Süt tulumuna da denilir. Ömer (r.a.)'ın hadisini Müslim. Talak kitabının 5. babında uzun bir hadis metni içinde rivayet etmiş. Ayrıca Hakim de bunu rivayet etmiştir. Zevaid türünden olan son hadiste geçen Mesk: Deri demektir. Kebş de koçtur. Bu babtaki hadisler de Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in ve ev halkının, başka bir deyimle Ehl-i Beyt'in yataklarının nasıl olduğunu bildirir. Akşamdan sabaha kadar çok yumuşak ve süslü yataklar içinde mışıl mışıl uykuya dalan biz gafil kullara yüce Rabbim şuur ve kanaat ihsan eylesin ve bu nimetlerin şükrünü eda etmeye muvaffak eylesin ve bunca nimetlerin hesabını lütfü ve keremi ile sormasın
It was narrated that ‘Ali said:“The daughter of the Messenger of Allah (ﷺ) was permitted to me as a bride, and our bed on the night when she was presented to me, was no more than the hide of a ram.”
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَأْمُرُ بِالصَّدَقَةِ فَيَنْطَلِقُ أَحَدُنَا يَتَحَامَلُ حَتَّى يَجِيءَ بِالْمُدِّ وَإِنَّ لأَحَدِهِمُ الْيَوْمَ مِائَةَ أَلْفٍ . قَالَ شَقِيقٌ كَأَنَّهُ يُعَرِّضُ بِنَفْسِهِ .
Ebu Mes'ûd (el-Ensârî) (r.a.)'den şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sadaka vermeyi emrederdi. Bunun üzerine (sadaka vermeye mâlî gücü olmayan) herhangi birimiz iki avuç (hurma) getirebilmek için gidip sırtında (ücretle) yük taşırdı. Bu gün ise bunların birisinin yüz bini vardır. (Ebu Mes'ûd'un ravisi) Şakîk demiş ki: Bana öyle geliyor ki Ebu Mes'ûd (bu sözle) kendi şahsını(n mâli durumunu) kasdediyor(du). AÇIKLAMA 4158’de
It was narrated that Abu Mas’ud said:“The Messenger of Allah (ﷺ) used to enjoin charity, then one of us would go out and carry goods for others until he earned a Mudd, but one of them nowadays has one hundred thousand (Dinar or Dirham).” Shaqiq said: "It was as if he was hinting that this was he himself
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ أَبِي نَعَامَةَ، سَمِعَهُ مِنْ، خَالِدِ بْنِ عُمَيْرٍ قَالَ خَطَبَنَا عُتْبَةُ بْنُ غَزْوَانَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ لَقَدْ رَأَيْتُنِي سَابِعَ سَبْعَةٍ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَا لَنَا طَعَامٌ نَأْكُلُهُ إِلاَّ وَرَقُ الشَّجَرِ حَتَّى قَرِحَتْ أَشْدَاقُنَا .
Hâlid bin Umeyr (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Utbe bin Ğazvân (bin Câbir) minber üstünde bize bir hutbe okudu ve (hutbesinde ez cümle) şöyle dedi: Gerçekten ben kendimi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bulunan (ilk müslüman) yedi kişinin yedincisi olarak gördüm. Ağaç yaprağından başka yiyeceğimiz bir yemek yoktu. Hattâ (ağaç yapraklarını yediğimizden dolayı) ağızlarımızın etrafı yara oldu. AÇIKLAMA 4158’de
It was narrated that Ibn ‘Umar said:“Utbah bin Ghazwan delivered a sermon on the pulpit and said: ‘I saw myself the seventh of seven with the Messenger of Allah (ﷺ), and we did not have any food to eat except the leaves of trees, until our gums hurt.’”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَبَّاسٍ الْجُرَيْرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عُثْمَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُمْ أَصَابَهُمْ جُوعٌ وَهُمْ سَبْعَةٌ قَالَ فَأَعْطَانِي النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ سَبْعَ تَمَرَاتٍ لِكُلِّ إِنْسَانٍ تَمْرَةٌ .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine güre: (Bir gün arkadaşları ile) yedi kişi olarak (çok) acıkmışlar. Ebü Hureyre demiş ki: Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) her kişiye bir aded olmak üzere bana yedi tane kuru hurma verdi. AÇIKLAMA 4158’de
It was narrated from Abu Hurairah that they suffered from hunger and they were seven. He said:“Then the Prophet (ﷺ) gave me seven dates, one date for each man.”
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ أَبِي عُمَرَ الْعَدَنِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ حَاطِبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ} قَالَ الزُّبَيْرُ وَأَىُّ نَعِيمٍ نُسْأَلُ عَنْهُ وَإِنَّمَا هُوَ الأَسْوَدَانِ التَّمْرُ وَالْمَاءُ . قَالَ " أَمَا إِنَّهُ سَيَكُونُ " .
Zübeyr bin el-Avvam (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (And olsun ki) sonra o gün (kıyamette) ni'met (in şükrün) den muhakkak sorulacaksınız. (Tekasur, 8 ayeti inince Zübeyr (bin Avvamî (r.a.): (Ya Resulallah!) Biz hangi ni'met(in şükrün)den sorulacağız? (Bizdeki) nîmet ancak (şu) siyah iki şeydir: Kuru hurma ve su, dedi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : Bilmiş olunuz ki, muhakkak o (sorulacağınız nîmet) olacaktır (yâni bolluğa kavuşacaksınız), buyurdu. [AÇIKLAMA]: Ebu Mes'ud (r.a.)'ın hadisini Buhari ve Nesai de rivayet etmiştir. Bu hadisin sonunda ravi Şakik'e ait cümleden maksadı şudur: Bana öyle geliyor ki Ebu Mes'ud (r.a.), kendisinin de ilk zamanlarda fakir olduğunu. o sıralarda bir sadaka verebilmek için diğer bazı sahabiler gibi gidip hammallık ederek ücret aldığını ve bundan sadaka verdiğini, ama daha sonra zenginleştiğini üstü kapalı ifadelerle anlatmak istemiştir. Müslim de Zekat kitabının 21. babında bu hadisi kısmen degişik bir ifade ile rivayet etmiştir. Halid bin Umeyr (r.a.)'ın hadisini Müslim de Zühd kitabının başlarında rivayet etmiştir. Oradaki bir rivayette Utbe bin Cazvan (r.a.)'ın hutbe okurken Basra valisi oldugu ifade edilmiştir. Bu hadis de sahabilerin ilk zamanlarda nasıl bir maddi sıkıntı çektiklerini apaçık ifade etmektedir. Ebu Hureyre (r.a.)'ın hadisini Tirmizi kısa bir metin halinde rivayet etmiştir. Oradaki rivayete göre "Ebü Hüreyre (R.A.), şöyle demiştir: Onlar (yani sahabiler) bir ara çok acıktılar. Bunun üzerine Rcsülullah (s.a.v.) onlara birer kuru hurma verdi." Tuhfe'de beyan edildiğine göre el-Kari: Zahir olan şudur ki bu durum uzun bir yolculuk esnasında vuku bulmuş ve çok acıkan sahabiler Suffe ehli olanlardır, demiştir. Tuhfe yazarı daha sonra: O sahabilerin Suffe ehli olduklarına dair açık bir rivayet bulamadım, demiştir. Zübeyr bin Avvam (r.a.)'ın hadisini Tirmizi, Tekasur suresinin tefsiri bölümünde rivayet etmiştir. Ahmed de bunu rivayet etmiştir. Zübeyr (r.a.)'ın hadiste geçen soruyu Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e sorduğu ve hadiste geçen cevabı aldığı Tirmizi'nin rivayetinde belirtilmiştir. Hadiste geçen Tekasur suresinin 8. ayetine göre ahiret günü dünyadaki nimetlerin şükrünün hesabı muhakkak sorulacaktır. Bu ayet inince Zübeyr bin el-Avvam (r.a), o günkü nimetin kuru hurma ve sudan ibaret olduğunu, insanın yaşıyabilmesi için bu iki nimetin zarüri nimet mahiyetinde bulunduğunu ve hesabı sorulacak önemli nimetler olmadığını söylemek istemiş. Resul-i Ekrem (s.a.v.) de onun bu sorusuna cevaben; اما انهُ سَيَكُونُ buyurmuştur. Bu cevab cümlesi iki şekilde yorumlanmıştır: Birincisi: Ahirette şükrü sorulacak nimete kavuşulacaktır. Yani o gün için duyulan maddi sıkıntı geçecek ve dünyalık şeyler çoğalacaktır. İkincisi: Kuru hurma ve su nimetinin hesabı sorulacaktır. Çünkü bunlar da Allah'ın büyük nimetlerindendir. Tuhfe yazarı bu iki yorumu da beyan eder. Sindi ise birinci yorumu belirtmekle yetinerek: Bundan anlaşılıyor ki, insanın yaşıyabilmesi için zaruri olan helal nafaka şükrünün hesabı sorulmayacaktır, der. Tabii Sindi'nin çıkardığı hüküm birinci yoruma aittir. İkinci yoruma göre ahirette büyük, küçük her nimetin şükrünün hesabı sorulacaktır. O nimet zaruri nimet de olsa hüküm budur
It was narrated from ‘Abdullah bin Zubair bin ‘Awwam that his father said:“When the following was reveled: “Then on that Day you shall be asked about the delights (you indulged in, in this world)! [102:8] Zubair said: ‘What delights shall we be asked about? It is only the two black ones, dates and water.’ He said: ‘It is going to happen.’”
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَنَحْنُ ثَلاَثُمِائَةٍ نَحْمِلُ أَزْوَادَنَا عَلَى رِقَابِنَا فَفَنِيَ أَزْوَادُنَا حَتَّى كَانَ يَكُونُ لِلرَّجُلِ مِنَّا تَمْرَةٌ . فَقِيلَ يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ وَأَيْنَ تَقَعُ التَّمْرَةُ مِنَ الرَّجُلِ فَقَالَ لَقَدْ وَجَدْنَا فَقْدَهَا حِينَ فَقَدْنَاهَا وَأَتَيْنَا الْبَحْرَ فَإِذَا نَحْنُ بِحُوتٍ قَدْ قَذَفَهُ الْبَحْرُ فَأَكَلْنَا مِنْهُ ثَمَانِيَةَ عَشَرَ يَوْمًا .
Cabir bin Abdillah (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi üç yüz kişilik müfreze olarak bir sefere yolladı. Azıklarımızı (azlığından dolayı) boyunlarımızda taşıyorduk. Sonra azığımız tüken (meye başla) dı. Öyle ki bizden her adam (başın) a bir tane kuru kurma (nafaka verilir) oldu. (Câbir bu durumu anlatınca râvisi Vehb bin Keysân tarafından): Yâ Eba Abdillah! Bir kuru hurma adam için ne yerine düşer? denildi. Bunun üzerine Cabir: Bir kuru hurma (yı bile) bulamadığımız zaman yokluğunu (n ne olduğunu) cidden duyduk, dedi (ve sözüne devamla) sonra biz denize vardık. Orada denizin sahile attığı bir büyük balıkla aniden karşılaştık ve on sekiz gün o balıktan yedik. [AÇIKLAMA]: Bu hadisi Buhari, Müslim ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Buhari'nin Mağazi'deki bir rivayetinde Cabir (r.a.) şöyle demiştir: "Resulullah (s.a.v.), bizi üç yüz kişilik bir süvari müfrezesi olarak bir sefere yolladı. Kumandanımız da Ebu Ubeyde bin el-Carrah (r.a.) idi. Kureyş kervanını gözetlemek üzere görevlendirilmiştik. Deniz sahilinde yarım ay konakIadık ... " Bazı rivayenere göıe bu müfreze Cüheyne kabilesinin bir kolu üzerine gönderilmişti. İbni Hacer: Bu rivayetler arasında ihtilaf yoktur. Çünkü bu müfrezenin hem Kureyş kervanını gözetleme, hem de anılan kabile koluna gönderilmiş olması mümkündür, demiştir. Cabir (r.a.)'a soru soran zatın Vehb bin Keysan olduğu, Buhari'nin bir rivayetinden anlaşılmaktadır. Bu hadis, sahabilerin maddi açıdan çektikleri sıkıntılara bir örnektir. Ayrıca denizin sahile atıp orada bıraktığı ve orada ölen balığın yenilebileceğine delalet eder. Bu şekilde ölen deniz avının yenilip yenilmiyeceğine dair hükümleri 3246, 3247 nolu hadislerin açıklama bölümünde anlattım. Burada tekrarlamaya gerek görmüyorum
It was narrated that Jabir bin ‘Abdullah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) sent us, (we were) three hundred men, carrying our provisions on our necks. Our provisions ran out until there would be for (every) man among us one date (a day).” Then it was said: “O Abu ‘Abdullah, how can one date satisfy a man?” He said: “When we no longer had it, we realized how much it was worth. Then we came to the sea and found a whale that had been thrown up by the sea, and we ate from it for eighteen days.”
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي السَّفَرِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ مَرَّ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَنَحْنُ نُعَالِجُ خُصًّا لَنَا فَقَالَ " مَا هَذَا " . فَقُلْتُ خُصٌّ لَنَا وَهَى نَحْنُ نُصْلِحُهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " مَا أُرَى الأَمْرَ إِلاَّ أَعْجَلَ مِنْ ذَلِكَ " .
Abdullah bin Ömer (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Biz kendimize âit bir kulübeyi onarmakla meşgul iken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanıbaşımızdan geçti ve i Bu nedir? diye sordu. Ben de: Zayıflayıp eğilen bir kulübemizdtr, biz onarıyoruz. dedim. Bunun Özerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): (Ölüm) işin (in) ondan daha acele olduğunu sanırım, buyurdu.
It was narrated that ‘Abdullah bin ‘Amr said:“The Messenger of Allah (ﷺ) passed by us when we were fixing a hut of ours, and said: ‘What is this?’ I said: ‘It is a hut of ours that has fallen into disrepair.’ The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘The matter (of death) may come sooner than that.’”
Diğer tahric: Bu hadisi Tirmizi, Ebu Davud, Ahmed ve İbni Hibban da rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عُثْمَانَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى بْنِ أَبِي فَرْوَةَ، حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ مَرَّ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِقُبَّةٍ عَلَى بَابِ رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ " مَا هَذِهِ " . قَالُوا قُبَّةٌ بَنَاهَا فُلاَنٌ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " كُلُّ مَالٍ يَكُونُ هَكَذَا فَهُوَ وَبَالٌ عَلَى صَاحِبِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ " . فَبَلَغَ الأَنْصَارِيَّ ذَلِكَ فَوَضَعَهَا فَمَرَّ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بَعْدُ فَلَمْ يَرَهَا فَسَأَلَ عَنْهَا فَأُخْبِرَ أَنَّهُ وَضَعَهَا لِمَا بَلَغَهُ عَنْكَ فَقَالَ " يَرْحَمُهُ اللَّهُ يَرْحَمُهُ اللَّهُ " .
Enes (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ensar'dan bir adam'ın ev kapısının üstünde (yaptırdığı) bir binanın yanından geçti ve: Nedir bu? diye sordu. Orada bulunanlar: Bu, falan adam'ın yaptığı bir binadır, dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Böyle (gereksiz binaya harcanan) her mal kıyamet günü sahibi aleyhinde bir vebaldir, buyurdu. Sonra bu buyruk (ev sahibi olan) Ensâriye ulaştı. O da binayı (yıkıp) indirdi. Bir süre sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (tekrar) oradan geçti ve o binayı göremedi, Bunun üzerine binaya ne olduğunu sordu. Sahibi senin buyruğunu işittiği için binayı (yıkıp) indirdi, diye O'na cevap verildi. O da: Allah o adam'a rahmet eylesin, Allah o adam'a rahmet eylesin, diye duâ etti. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde İsa bin Abdi'l-A'la vardır. Ben ne bunu cerh eden ne de güvenilir sayan kimseyi görmedim. Senedin kalan ravileri güvenilir zatlardır. Ebu Davud da bu hadisi başka bir ifade ile bu cihetten rivayet etmiştir
It was narrated that Anas said:“The Messenger of Allah (ﷺ) passed by a dome-shaped structure at the door of a man among the Ansar and said: ‘What is this? ‘They said: ‘A dome that was built by so-and-so.’ The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘All wealth that is like this (extravagant) will bring evil consequences to its owner on the Day of Resurrection.’ News of that reached the Ansari, so he demolished it. Then the Prophet (ﷺ) passed by (that place) later on and did not see it. He asked about it and was told that its owner had demolished it because of what he had heard from him. He said: ‘May Allah have mercy on him, may Allah have mercy on him.’”
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ، عَنْ أَبِيهِ، سَعِيدٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ لَقَدْ رَأَيْتُنِي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بَنَيْتُ بَيْتًا يُكِنُّنِي مِنَ الْمَطَرِ وَيُكِنُّنِي مِنَ الشَّمْسِ مَا أَعَانَنِي عَلَيْهِ خَلْقُ اللَّهِ تَعَالَى .
İbn-i Ömer (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında kendimi yağmurdan ve güneşten koruyan bir ev (i elimle) yaptım. O evin yapımında Allah Teâlâ'nın hiç bir yaratığı bana yardım etmedi. O çalışmam sanki gözümün önündedir.
It was narrated that Ibn ‘Umar said:“I had built a house to shelter me from the rain and the sun, during the time of Allah’s Messenger (ﷺ), and no creature of Allah helped me in building it.”
Diğer tahric. Buhari, isti’zan
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ حَارِثَةَ بْنِ مُضَرِّبٍ، قَالَ أَتَيْنَا خَبَّابًا نَعُودُهُ فَقَالَ لَقَدْ طَالَ سُقْمِي وَلَوْلاَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " لاَ تَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ " . لَتَمَنَّيْتُهُ وَقَالَ " إِنَّ الْعَبْدَ لَيُؤْجَرُ فِي نَفَقَتِهِ كُلِّهَا إِلاَّ فِي التُّرَابِ " . أَوْ قَالَ " فِي الْبِنَاءِ " .
Harise bin Mudarrib (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Biz Habbâb (bin el-Erett) (r.a.)'ı hastalığı dolayısıyla ziyarete gittik. Habbâb dedi ki; Hastalığım cidden uzadı ve eğer ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: Ölüm'ü temenni etmeyiniz, buyururken işitmiş olmasaydım, (hastalığın ıztırabından kurtulmak için) ölümü temenni edecektim. Kul (meşru olan) harcamasının hepsinde muhakkak sevaplanır. Yalnız toprağa yaptığın veya dedi ki; Binaya yaptığı harcama hâriç.
It was narrated that Harithah bin Mudarrib said:“We came to Khabbab to visit him (when he was sick), and he said: ‘I have been sick for a long time, and were it not that I heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: “Do not wish for death,” I would have wished for it.’ And he said: “A person will be rewarded for all his spending, except for (what he spends) on dust,” or he said, “on building.”
Diğer tahric. Tirmizi Sıfati'l-Kıyame. Buhari Merda, Rıkak
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنِ ابْنِ هُبَيْرَةَ، عَنْ أَبِي تَمِيمٍ الْجَيْشَانِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " لَوْ أَنَّكُمْ تَوَكَّلْتُمْ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرَ تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا " .
Ömer (bin el-Hattâb) (r. a.)'den; Şöyle demiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: Eğer siz hakkıyle Allah'a tevekkül etseydiniz sabahleyin aç gidip akşamleyin tok olarak (yuvalarına) dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi (de) muhakkak rızıklandırırdı.
‘Umar said:“I heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: ‘If you were to rely upon Allah with the reliance He is due, you would be given provision like the birds: They go out hungry in the morning and come back with full bellies in the evening.”
Diğer tahric: Tirmizi (2344); Nesai s-kübra (11805); Ahmed, Müsned (205); İbn Hibban
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَلاَّمِ بْنِ شُرَحْبِيلَ أَبِي شُرَحْبِيلَ، عَنْ حَبَّةَ، وَسَوَاءٍ، ابْنَىْ خَالِدٍ قَالاَ دَخَلْنَا عَلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَهُوَ يُعَالِجُ شَيْئًا فَأَعَنَّاهُ عَلَيْهِ فَقَالَ " لاَ تَيْأَسَا مِنَ الرِّزْقِ مَا تَهَزَّزَتْ رُءُوسُكُمَا فَإِنَّ الإِنْسَانَ تَلِدُهُ أُمُّهُ أَحْمَرَ لَيْسَ عَلَيْهِ قِشْرٌ ثُمَّ يَرْزُقُهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ " .
Halid'in oğulları Habbe ve Sevâ' (r.a.)'dan; Şöyle demişlerdir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir şeyi tamir etmekle meşgul iken onun yanına girdik. Biz de o işte O'na yardım ettik. Sonra bize şöyle buyurdu: Başlarınız hareket ettiği (yâni yaşadığınız) sürece rızaktan ümitsiz olmayınız. Çünkü şüphesiz insanı kırmızı ve üstünde hiç bir elbise olmıyarak annesi doğurur. Sonra Allah Azze ve Celle onu rızıklandı-nr. Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahihtir. Râvi Sellâm bin Şurahbil'i, İbn-i Hibbân güvenilir râviler arasında anmıştır. Ben onun hakkında konuşan kimseyi görmedim. Senedin kalan râvileri güvenilir zâtlardır
It was narrated that Habbah and Sawa’, the two daughters of Khalid, said:“We entered upon the Prophet (ﷺ) when he was doing something, so we helped him with it. Then he said: ‘Do not despair of provision so long as your heads are still moving, for a person’s mother bears him red with raw skin, then Allah provides for him.’”
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَنْبَأَنَا أَبُو شُعَيْبٍ، صَالِحُ بْنُ رُزَيْقٍ الْعَطَّارُ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْجُمَحِيُّ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُلَىِّ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِنَّ مِنْ قَلْبِ ابْنِ آدَمَ بِكُلِّ وَادٍ شُعْبَةً فَمَنِ اتَّبَعَ قَلْبُهُ الشُّعَبَ كُلَّهَا لَمْ يُبَالِ اللَّهُ بِأَىِّ وَادٍ أَهْلَكَهُ وَمَنْ تَوَكَّلَ عَلَى اللَّهِ كَفَاهُ التَّشَعُّبَ " .
Amr bin el-Âs (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Şüphesiz her derede Âdem oğlunun kalbinden bir parça kalbin rağbet edilen her şeyle bir ilişkisi) bulunur. Artık o parçaların hepsine uyarsa (yâni tüm arzulara peşkeş olursa) o kimseyi hangi derede (yâni arzu peşinde) helak ettiğine İltifat etmez (bakmaz). Kim de Allah'a tevekkül ederse, kalbinin dağınıklığı (nı önlemek) için o kimseye Allah yeterdir. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. Salih bin Rüzayk'ın bundan başka hadisi yoktur. EI-Mtzan'da bunun hadisinin münker olduğu bildirilmiştir
It was narrated from ‘Amr bin ‘As that the Messenger of Allah (ﷺ) said:“The heart of the son of Adam has an inclination towards every desirable thing, so whoever follows all of those inclinations, Allah will not care which one will cause his doom. And whoever relies upon Allah, Allah will protect him from the pain of scattered inclinations.”
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَرِيفٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " لاَ يَمُوتَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ إِلاَّ وَهُوَ يُحْسِنُ الظَّنَّ بِاللَّهِ " .
Cabir (bin Abdillah) (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Sakın sizden herhangi bir kimse Allah hakkında güzel zan (yâni bağışlama ümidi) beslemekten başka bir halde ölmesin.
It was narrated that Jabir said:“I heard the Messenger of Allah (ﷺ) say: ‘No one of you should die except thinking positively of Allah.’”
Diğer tahric: Müsliın "Kitiıbü'l-Cenne"de, Ebu Davud da. "Kitabü'I-Cenaiz"de rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " الْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ وَفِي كُلٍّ خَيْرٌ احْرِصْ عَلَى مَا يَنْفَعُكَ وَلاَ تَعْجِزْ فَإِنْ غَلَبَكَ أَمْرٌ فَقُلْ قَدَّرَ اللَّهُ وَمَا شَاءَ فَعَلَ وَإِيَّاكَ وَاللَّوْ فَإِنَّ اللَّوْ تَفْتَحُ عَمَلَ الشَّيْطَانِ " .
Ebu Hureyre (r.a.j'den rivayet edildiğine göre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: Kuvvetli mu'min zayıf mu'minden daha hayırlı ve Allah'a daha sevimlidir. Her ikisinde de hayır vardır. Sana menfaati olan (ibâdet ve mükâfatı gibi) şeylere düşkün ol ve (bu hususta) gevşeklik gösterme. Şayet bir iş seni yenerse "Allah'ın takdiridir ve O, dilediğini yapar, de. Lev (= şunu yapsaydım, böyle olsaydı sözün) den iyice sakın. Çünkü Lev (= şunu yapsaydım, böyle olsaydı kelimesi), şeytân işine (ve vesvesesine) yol açar (= Kadere karşı gelmek düşüncesini kalbe sokar)." MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAH İÇİN TIKLA
It was narrated that Abu Hurairah said, attributing it to the Prophet (ﷺ):“The stronger believer is better and more beloved to Allah than the weak believer, although both are good. Strive to seek that which will benefit you and do not feel helpless. If something overwhelms you, then say: Qaddarallah, wa ma sha'a fa’al (It is the decree of Allah and what He wills He does). And beware of (saying) ‘If only,’ for ‘If only’ opens the door to Satan.”
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " الْكَلِمَةُ الْحِكْمَةُ ضَالَّةُ الْمُؤْمِنِ حَيْثُمَا وَجَدَهَا فَهُوَ أَحَقُّ بِهَا " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Hikmeti! söz, mu'min'in yitiği (gibi)dir. Onu nerede bulursa almaya en çok hak sahibidir
It was narrated from Abu Hurairah that the Messenger of Allah (ﷺ) said:“A wise word is the lost property of the believer, so wherever he finds it, he has more right to it.”
حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا صَفْوَانُ بْنُ عِيسَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ " .
İbn-i Abbâs (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: İki ni'met vardır ki çok insanlar bu ni'metler (i kullanma işin) de aldanmıştır t Sıhhat (yâni insan sağlığı) ve boş vakit.
It was narrated from ‘Abdullah bin Sa’eed bin Abu Hind that his father said:“I heard Ibn ‘Abbas saying that the Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘Two blessings which many people squander: Good health and free time.’”
Diğer tahric: Bu hadisi Buhari ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ خُثَيْمٍ، حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ جُبَيْرٍ، - مَوْلَى أَبِي أَيُّوبَ - عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلِّمْنِي وَأَوْجِزْ . قَالَ " إِذَا قُمْتَ فِي صَلاَتِكَ فَصَلِّ صَلاَةَ مُوَدِّعٍ وَلاَ تَكَلَّمْ بِكَلاَمٍ تَعْتَذِرُ مِنْهُ وَأَجْمِعِ الْيَأْسَ عَمَّا فِي أَيْدِي النَّاسِ " .
Ebu Eyyûb (el-Ensârî) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Bir adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek: Yâ Resulallah! Bana (faydalı şeyi) öğret ve özlü söyle, dedi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (de adama): Namazına durduğun zaman veda eden'in namazı gibi namaz kıl. özür dilemeni gerektiren bir sözü konuşma ve insanların ellerindeki (dünyalık) şeylerden ümidini kesmeye azim ve karar ver, buyurdu. Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. Râvi Osman bin Cübeyr'in mechûl olduğunu Zehebi, Tabakat'ta söylemiştir, İbn-i Hibbân ise onu güvenilirlerden saymıştır. Buhâri ve Ebu Hâtem de: O, babasından, dedesi aracılığıyla Ebu Eyyub (R.A.)'den rivayette bulunmuş, demişler. Ben derim ki: Hadisin, sözlerin en vecizlerinden ve hikmeti en iyi şekilde toplayıcı olması onun sabit olmasına yakınlığına delâlet eder. Bu açıdan düşünülmelidir
It was narrated that Abu Ayyub said:“A man came to the Prophet (ﷺ) and said: ‘O Messenger of Allah, teach me but make it concise.’ He said: ‘When you stand to pray, pray like a man bidding farewell. Do not say anything for which you will have to apologize. And give up hope for what other people have.’”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَوْسِ بْنِ خَالِدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " مَثَلُ الَّذِي يَجْلِسُ يَسْمَعُ الْحِكْمَةَ ثُمَّ لاَ يُحَدِّثُ عَنْ صَاحِبِهِ إِلاَّ بِشَرِّ مَا يَسْمَعُ كَمَثَلِ رَجُلٍ أَتَى رَاعِيًا فَقَالَ يَا رَاعِي أَجْزِرْنِي شَاةً مِنْ غَنَمِكَ . قَالَ اذْهَبْ فَخُذْ بِأُذُنِ خَيْرِهَا . فَذَهَبَ فَأَخَذَ بِأُذُنِ كَلْبِ الْغَنَمِ " . قَالَ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ سَلَمَةَ حَدَّثَنَاهُ إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، فَذَكَرَ نَحْوَهُ وَقَالَ فِيهِ " بِأُذُنِ خَيْرِهَا شَاةً " .
Ebu Hureyre (r.a.)'dem rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: (Bir yerde) oturup hikmetli konuşmayı dinledikten sonra (konuşmacı) arkadaşından işittiği (sözlerin) yalnız şer (yani yanılma, unutma veya dil sürçmesi eseri) olanı anlatan kişinin durumu şu adam'ın durumuna benzer ki, bir çobanın yanına varır ve: Ey çoban! Bana koyunlarından kesilmeye elverişli (semiz) bir koyun ver, diye talebte bulunur. Çoban (da): Git de koyunların en iyisinin kulağından tut (götür), der. Bunun üzerine adam gidip sürünün köpeğinin kulağından tutar. Bu hadisin mislini ... senediyle Ebu'l-Hasan bin Seleme de bize rivayet etti. Şu farkla ki râvi bu senedle rivayet ettiği hadis metnlnd«: "Sürünün en iyi koyununun kulağından" söyledi. (Yâni "şât = Koyun" kelimesini ilâve etti ki bu kelime rivâyette yoktur.). Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedi iki taraftan (yollardan) zayıftır. Çünkü senedin dönüm noktası ravi Ali bin Zeyd bin Ced'an'dır. Bu ravİ ise zayıftır. (Her iki sened bu ravide birleşir)
It was narrated from Abu Hurairah that the Messenger of Allah (ﷺ) said:“The likeness of the one who sits and listen to wisdom then only speaks of the bad things that he had heard, is that of a man who comes to a shepherd and says: “O shepherd, give me one of your sheep to slaughter,” and (the shepherd) says: “Go and grab the ear of the best of them.” Then he goes and grabs the ear of the sheepdog.’” Another chain reports a similar hadith
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَسْلَمَةَ، جَمِيعًا عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ كِبْرٍ وَلاَ يَدْخُلُ النَّارَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ " .
Abdullah (bin Mes'ûd) (r.a.)'âen rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Kalbinde hardal danesi ağırlığı kadar kibir bulunan kimse cennete girmiyecek ve kalbinde hardal danesi ağırlığı kadar imân bulunan kimse (ebedi) ateşe girmiyecek tir.
It was narrated from ‘Abdullah that the Messenger of Allah (ﷺ) said:“No one will enter Paradise who has pride in his heart equal to the weight of a grain of mustard seed, and no one will enter Hell who has faith in his heart equal to the weight of a grain of mustard seed.”
Diğer tahric: Bu hadisi Müslim, Tirmizi ve Ebu Davud da rivayet etmişlerdir