Tıp ve Hastalık ile İlgili Hadisler

347 hadis bulundu · sayfa 7/18

Sahîh-i Buhârî No. 5770 Sahih

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ عَدْوَى، وَلاَ صَفَرَ، وَلاَ هَامَةَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَعْرَابِيٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا بَالُ الإِبِلِ تَكُونُ فِي الرَّمْلِ كَأَنَّهَا الظِّبَاءُ، فَيُخَالِطُهَا الْبَعِيرُ الأَجْرَبُ فَيُجْرِبُهَا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَمَنْ أَعْدَى الأَوَّلَ ‏"‏‏.‏

Ebu Seleme'den rivayete göre; "Ebu Hureyre r.a. dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hastalığın bulaşması da, safer de, hame de yoktur, buyurdu. Bunun üzerine bir bedevi: Ey Allah'ın Rasulü! O halde develere ne oluyor da kumda bir ceylan gibi gidiyorlarken uyuz bir deve onlarakarışıyor ve onların da uyuz olmalarına sebep oluyor, dedi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: İlkine onu kim bulaştırdı, diye sordu

Narrated Abu Huraira: The Prophet (ﷺ) said, 'No 'Adwa (i.e. no contagious disease is conveyed to others without Allah's permission); nor (any evil omen in the month of) Safar; nor Hama" A bedouin said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What about the camels which, when on the sand (desert) look like deers, but when a mangy camel mixes with them they all get infected with mange?" On that Allah's Apostle said, "Then who conveyed the (mange) disease to the first (mangy) camel?

Sahîh-i Buhârî No. 5771 Sahih

وَعَنْ أَبِي سَلَمَةَ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، بَعْدُ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يُورِدَنَّ مُمْرِضٌ عَلَى مُصِحٍّ ‏"‏‏.‏ وَأَنْكَرَ أَبُو هُرَيْرَةَ حَدِيثَ الأَوَّلِ قُلْنَا أَلَمْ تُحَدِّثْ أَنَّهُ لاَ عَدْوَى فَرَطَنَ بِالْحَبَشِيَّةِ‏.‏ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ فَمَا رَأَيْتُهُ نَسِيَ حَدِيثًا غَيْرَهُ‏.‏

Ebu Seleme'den rivayete göre; o, daha sonra Ebu Hureyre'yi: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Hasta develeri olan bir kimse, sakın develerini sağlıklı develeriolan kimsenin yanına gctürmesin, buyurdu" derken dinlemiştir. Ebu Hureyre ilk hadisi kabul etmedi. Bizler: Sen bize hastalığın bulaşması yoktur diye hadisi nakletmedin mi, dedik. O Habeşçe, anlamadığımız bazı sözler söyledi. Ebu Seleme dedi ki: Ben onun, bundan başka bir hadisi unuttuğunu görmedim. Bu Hadis 5774 numara ile de var Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hame yoktur." ez-Zubeyr b. Bekar'ın, el-Muvaffakiyyat'ta zikrettiğine göre Araplar cahiliye döneminde şöyle derdi: Bir adam öldürülür ve onun intikam! alınmazsa başından -bir kurt çeşidi olan- bir hame çıkar ve onun kabri etrafında dolaşarak: Beni sulayınız, beni sulayınız, der. Eğer intikamı alınırsa o kurt gider. Aksi takdirde kalır. İşte onların bir şairi bu hususta şunları söylemiştir: "Ey Amr, sen bana sövüp saymaktan, beni küçük düşürmekten vazgeçmezsen, Vururum seni, ta ki hame: Bana su veriniz, deyinceye ... " el-Kazzaz dedi ki: Hame, gece kuşlarından bir kuştur. O, bu sözleri ile puhu kuşunu kastediyor gibidir. İbnu'l-Arabl dedi ki: Onlar bu kuşu uğursuz kabul ediyorlardı. Onlardan herhangi birisinin evine kondu mu: Benim yahut ev halkından birisinin öleceğini bana söyledi, derdi. Ebu Ubeyd dedi ki: Cahiliye Arapları ölünün kemiklerinin uçan bir hame kuşu olduğunu iddia ediyor ve bu uçan kuşa da es-sada adını veriyorlardı. Buna göre hadisteki anlam: Ölenin hamesinin hayat bulması diye bir şey söz konusu değildir, şeklinde olur. Birinci açıklamaya göre ise, puhukuşu ve benzerleri dolayısıyla uğursuzluğa kapılmak söz konusu olmaz. "Onlara da uyuz bulaştırır." Müslim'in rivayetinde: "Aralarına girer ve onları da uyuz eder" şeklindedir. Bu, onların inandıkları hastalığın bulaşması kanaatine göredir. O develerin de uyuz olmasına sebep olur, demektir. Bu da cahillerin yanılmalarındandır. Onlar, hasta birisi sağlıklıların arasına girdi mi onları da hasta ettiğine inanıyorlardı. Şeriat koyucu bunu red ve iptal etti. Bedevi arap bu husustaki şüpheyi dile getirince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Ya ilkine o hastalığı kim bulaştırdı" diye cevap verdi. Bu cevap ise son derece beliğ ve güzel bir cevaptır. Bunun hülasası da: Onların kanaatlerine göre bulaştırdığı kabul edilen o devenin uyuzu nereden gelmiştir? Eğer bir başka deveden, diye cevap verilecek olursa, teselsülü ya da bir başka sebebi kabul etmek gerekir. O takdirde de bu sebebi n açıklanması gerekir. Birincisine bu hastalığı veren, ikincisine de vermiştir, diye cevaplanırsa o takdirde iddia da ispatlanmış olur. Söz konusu bu iddia da bütün bunları yapan, yaratıcı ve gücü her şeye yeten, kadir alandır. O da şanı yüce Allah/tır. Daha önce "cüzam" başlığında bu iki hususun bir arada nasıl açıklanacağı geçmiş bulunmaktadır. Bunun da özeti şudur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Hastalığın bulaşması yoktur" sözü böyle bir inanca sahip olmayı yasaklamaktadır. "Sağlıklı develeri olanlar ... götürmesin" buyruğundaki yasağın sebebi ise, hastalığın bulaşması kanaatine düşme yahut vehimleri etkilemesinden korkulması sebebiyledir. Nitekim bunun bir benzeri de "cüzamlıdan kaç" hadisinde geçmiş bulunmaktadır. Çünkü cüzam ın bulaşmadığına inanan bir kimse, içinde bir nefret hissi duyar. Hatta nefsini cüzamlıya yaklaşmaya zorlayacak olursa, bundan dolayı rahatsızlanır. O halde aklı başında olana daha çok yakışan, böyle bir hale kendisini maruz bırakmamasıdır. Aksine acıların sebeplerinden uzak durur, vehmin yollarına yaklaşmaz. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Narrated Abu Huraira: Allah's Messenger (ﷺ) said: The cattle (sheep, cows, camels, etc.) suffering from a disease should not be mixed up with healthy cattle, (or said: "Do not put a patient with a healthy person ). " (as a precaution)

Sahîh-i Buhârî No. 5772 Sahih

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَحَمْزَةُ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ عَدْوَى، وَلاَ طِيَرَةَ، إِنَّمَا الشُّؤْمُ فِي ثَلاَثٍ فِي الْفَرَسِ، وَالْمَرْأَةِ، وَالدَّارِ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Ömer r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hastalığın bulaşması yoktur, uğursuzluk yoktur. Uğursuzluk ancak üç şeydedir: Atta, kadında ve evde

Narrated `Abdullah bin `Umar:Allah's Messenger (ﷺ) said, "there is neither 'Adwa nor Tiyara, and an evil omen is only in three: a horse, a woman and a house

Sahîh-i Buhârî No. 5776 Sahih

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ عَدْوَى، وَلاَ طِيَرَةَ، وَيُعْجِبُنِي الْفَأْلُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا وَمَا الْفَأْلُ قَالَ ‏"‏ كَلِمَةٌ طَيِّبَةٌ ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik r.a.'dan: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hastalığın bulaşması da yoktur, uğursuzluk da yoktur. Bununla birlikte tefe'ül (hayra yormak) hoşuma gider. Ashab: Tefelül ne demektir, diye sordu. o: Hoş ve güzel bir sözdür, buyurdu

Narrated Anas bin Malik:The Prophet (ﷺ) said, "No 'Adwa nor Tiyara; but I like Fal." They said, "What is the Fal?" He said, "A good word

Sahîh-i Buhârî No. 5777 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ لَمَّا فُتِحَتْ خَيْبَرُ أُهْدِيَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَاةٌ فِيهَا سَمٌّ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اجْمَعُوا لِي مَنْ كَانَ هَا هُنَا مِنَ الْيَهُودِ ‏"‏‏.‏ فَجُمِعُوا لَهُ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنِّي سَائِلُكُمْ عَنْ شَىْءٍ فَهَلْ أَنْتُمْ صَادِقِيَّ عَنْهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا نَعَمْ يَا أَبَا الْقَاسِمِ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ أَبُوكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا أَبُونَا فُلاَنٌ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَذَبْتُمْ بَلْ أَبُوكُمْ فُلاَنٌ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا صَدَقْتَ وَبَرِرْتَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ أَنْتُمْ صَادِقِيَّ عَنْ شَىْءٍ إِنْ سَأَلْتُكُمْ عَنْهُ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا نَعَمْ يَا أَبَا الْقَاسِمِ، وَإِنْ كَذَبْنَاكَ عَرَفْتَ كَذِبَنَا كَمَا عَرَفْتَهُ فِي أَبِينَا‏.‏ قَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ أَهْلُ النَّارِ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا نَكُونُ فِيهَا يَسِيرًا، ثُمَّ تَخْلُفُونَنَا فِيهَا‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اخْسَئُوا فِيهَا، وَاللَّهِ لاَ نَخْلُفُكُمْ فِيهَا أَبَدًا ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ لَهُمْ ‏"‏ فَهَلْ أَنْتُمْ صَادِقِيَّ عَنْ شَىْءٍ إِنْ سَأَلْتُكُمْ عَنْهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ جَعَلْتُمْ فِي هَذِهِ الشَّاةِ سُمًّا ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ مَا حَمَلَكُمْ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا أَرَدْنَا إِنْ كُنْتَ كَذَّابًا نَسْتَرِيحُ مِنْكَ، وَإِنْ كُنْتَ نَبِيًّا لَمْ يَضُرَّكَ‏.‏

Ebu Hureyre'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hayber fethedilince, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e içine zehir katılmış bir koyun hediye edildi. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Burada Yahudilerden kim varsa toplayıp yanıma getiriniz. Yahudiler toplanıp yanına getirildi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara: Ben size bir hususu soracağım. Sizler bana buna dair doğruyu söyleyecek misiniz, dedi. Onlar: Evet, ey Ebell-Kasım dediler. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara: Sizin atanız kimdir, diye sordu. Onlar: Atamız filandır, dediler. Bu sefer Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Yalan söylediniz, aksine babanız filandır, buyurdu. Onlar: Doğru söyledin ve iyi söyledin, dediler. Bu sefer tekrar: Eğer ben size bir hususa dair soracak olursam bana doğruyu söyleyecek misiniz, dedi. Onlar: Evet, ey Ebell-Kasım. Çünkü sana yalan söyleyecek olursak, babamız hakkında söylediğimiz yalanı bildiği n gibi bunu da bilirsin, dediler. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara: Cehennem ehli kimlerdir, diye sordu. Onlar: Bizleyorada kısa bir süre kalacağız, sonra arkamızdan siz bizim yerimize orada kalacaksınız, dediler. Bu sefer Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem orada hor ve hakir olarak kalacaksınız. Allah'a yemin ederim, sizden sonra biz orada ebediyen kalmayacağız, buyurdu. Daha sonra onlara: Eğer size bir şey hakkında soru soracak olursam, bana doğruyu söyleyecek misiniz, dedi. Onlar: Evet, dediler. Bu sefer: Siz bu koyuna zehir kattınız mı, diye sordu. Onlar, evet dediler. O: Sizi bu işi yapmaya ne itti, diye sordu, onlar: Eğer bir yalancı isen senden kurtulmak istedik ve eğer bir nebi isen sana zarar vermeyecektir, dediler." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Orada hor ve hakir olarak kalacaksınız." Buradaki söz, onların kovulmaları, uzaklaştırılmaları anlamında bir azar yahut bu şekilde onlara bir bedduadır. "Allah'a yemin ederim, orada biz ebediyen sizin yerinize geçmeyeceğiz." Yani sizler oradan çıkmayacağınız gibi, sizden sonra biz de orada kalmayacağız. Çünkü Müslüman günahkarlardan cehenneme giren kimseler de oradan çıkacaktu'. Müslüman bir kimsenin başkasının yerine oraya geçeceği asla düşünülemez. Hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gayba dair haber verdiği, cansız varlıkların kendisiyle konuştuğu, Yahudilerin de inatlarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlara babalarının adına dair verdiği haberini, onların koyuna zehir kattıklarını itiraf ve tasdik etmekle birlikte yine de inat ettiler ve onu yalanlamayı sürdürdüler. Hadisten Çıkan Diğer Sonuçlar Hadisten zehir ile başkasının ölümüne sebep olanın, kısas olmak üzere öldürüleceği anlaşılmaktadır. Ancak Hanefilere göre bu hususta sadece diyet gereklidir. Diyetin gerekmesi de zehri içmeye zorlaması halindedir. Bunda ittifak vardır. Ama ondan habersiz zehri yemeğine katar, onu da yedirirse bu hususta ilim adamlarının görüş ayrılığı vardır. Şayet Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in aynı sebep dolayısıyla ölen Bişr b. el-Bera karşılığında Yahudi kadını öldürdüğü sabit ise, bu, bu halde kısasın gerektiğini söyleyenlerin lehine bir delilolur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Yine bu hadisten anlaşıldığı üzere, zehir ve daha başka birtakım şeylerin, bizzat kendileri etki edemezler. Ancak Allah'ın izniyle etkili olabilirler. Çünkü zehir Bişr b. el-Bera'da etkisini göstermiş bulunmaktadır; denildiği ne göre derhal ölmüş, bir başka görüşe göre bir sene sonra ölmüştür

Narrated Abu Huraira:When Khaibar was conquered, Allah's Messenger (ﷺ) was presented with a poisoned (roasted) sheep. Allah's Apostle said, "Collect for me all the Jews present in this area." (When they were gathered) Allah's Apostle said to them, "I am going to ask you about something; will you tell me the truth?" They replied, "Yes, O Abal-Qasim!" Allah's Messenger (ﷺ) said to them, "Who is your father?" They said, "Our father is so-and-so." Allah's Messenger (ﷺ) said, "You have told a lie. for your father is so-and-so," They said, "No doubt, you have said the truth and done the correct thing." He again said to them, "If I ask you about something; will you tell me the truth?" They replied, "Yes, O Abal-Qasim! And if we should tell a lie you will know it as you have known it regarding our father," Allah's Messenger (ﷺ) then asked, "Who are the people of the (Hell) Fire?" They replied, "We will remain in the (Hell) Fire for a while and then you (Muslims) will replace us in it" Allah's Messenger (ﷺ) said to them. ''You will abide in it with ignominy. By Allah, we shall never replace you in it at all." Then he asked them again, "If I ask you something, will you tell me the truth?" They replied, "Yes." He asked. "Have you put the poison in this roasted sheep?" They replied, "Yes," He asked, "What made you do that?" They replied, "We intended to learn if you were a liar in which case we would be relieved from you, and if you were a prophet then it would not harm you

Sahîh-i Buhârî No. 5778 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ ذَكْوَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ تَرَدَّى مِنْ جَبَلٍ فَقَتَلَ نَفْسَهُ، فَهْوَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، يَتَرَدَّى فِيهِ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا، وَمَنْ تَحَسَّى سَمًّا فَقَتَلَ نَفْسَهُ، فَسَمُّهُ فِي يَدِهِ، يَتَحَسَّاهُ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا، وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ، فَحَدِيدَتُهُ فِي يَدِهِ، يَجَأُ بِهَا فِي بَطْنِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Her kim kendini bir dağdan aşağı atar da kendisini öldürürse cehennem ateşinde, orada ebedi olarak ve ebediyen bırakılarak kendisini yüksekten atar, durur. Kim bir zehir içip kendisini öldürürse cehennem ateşinde, orada ebedi olarak ve ebediyen bırakılarak zehri elinde içip duracaktır. Kim kendisini bir demir ile öldürürse cehennem ateşinde orada ebedi kalarak ve ebediyen bırakılarak, o demiri elinde olduğu halde karnına saplar ve karnını yarar durur

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "Whoever purposely throws himself from a mountain and kills himself, will be in the (Hell) Fire falling down into it and abiding therein perpetually forever; and whoever drinks poison and kills himself with it, he will be carrying his poison in his hand and drinking it in the (Hell) Fire wherein he will abide eternally forever; and whoever kills himself with an iron weapon, will be carrying that weapon in his hand and stabbing his `Abdomen with it in the (Hell) Fire wherein he will abide eternally forever

Sahîh-i Buhârî No. 5779 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ بَشِيرٍ أَبُو بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا هَاشِمُ بْنُ هَاشِمٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَامِرُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنِ اصْطَبَحَ بِسَبْعِ تَمَرَاتٍ عَجْوَةٍ لَمْ يَضُرَّهُ ذَلِكَ الْيَوْمَ سَمٌّ وَلاَ سِحْرٌ ‏"‏‏.‏

Amir b. Sa'd'dan, dedi ki: "Babamı şöyle derken dinledim: RasululIah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Kim sabahleyin yedi acve hurması yerse, o gün ona hiçbir zehir ve hiçbir sihir zarar vermez." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kötü şey", yani kötü ilaç. Zehir ile tedavi olmak ile haramla tedaviyi yasaklamaya dair varid olmuş buyruklara işaret ediyor, gibidir. Buna dair açıklamalar daha önce İçecekler bölümünde, Bazek başlığında geçen "Şüphesiz Allah size haram kıldığı şeylerde şifanızı kılmamıştır" hadisinin açıklamasında geçmiş bulunmaktadır. Sadece zehir içmeye gelince, bu mutlak olarak haram kılınmış bir şey değildir. Çünkü terkibinde zararını giderecek şeyler katıldığı ve fayda sağlayacağı takdirde az miktarda zehir kullanmak caizdir. İbn Battal buna işaret etmiş bulunmaktadır. İbn Ebi Şeybe ve başkalarının da rivayet ettiklerine göre Halid b. elVelid, Hiı'c yakınlarında konaklayınca ona: Acemlerin sana içirmek isteyecekleri zehre karşı tedbirli ol, denildi. O: Bana o zehiri getirin, dedi. Ona zehri getirdiler. Zehri eline aldıktan sonra: BismilIah, dedi ve onu ağzına attı. Zehrin ona zararı olmadı. Musannıf sanki Halid b. el-Velid'in zehrin etkisinden zarar görmeyişini, onun bir kerameti olduğuna işaret etmiş gibidir. Bu hususta ona kimse uymaya kalkışmamalıdır ki, kişi kendisini ölüme götürmesin. "Kim kendisini bir dağdan aşağıya atarsa." Bu anlamda olduğuna da "ve kendisini öldürürse" ibaresi delil teşkil etmekte, onun bunu kasten yapması anlamına geldiğini göstermektedir. Yoksa mücerred olarak "teredda: yuvarlanırsa" lafzı kasten kendisini aşağıya atma delalet etmez

Narrated Sa`d:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, "Whoever takes seven 'Ajwa dates in the morning will not be effected by magic or poison on that day

Sahîh-i Buhârî No. 5781 Sahih

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيِّ، رضى الله عنه قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَكْلِ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السَّبُعِ‏.‏ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَلَمْ أَسْمَعْهُ حَتَّى أَتَيْتُ الشَّأْمَ‏.‏ وَزَادَ اللَّيْثُ قَالَ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَسَأَلْتُهُ هَلْ نَتَوَضَّأُ أَوْ نَشْرَبُ أَلْبَانَ الأُتُنِ أَوْ مَرَارَةَ السَّبُعِ أَوْ أَبْوَالَ الإِبِلِ‏.‏ قَالَ قَدْ كَانَ الْمُسْلِمُونَ يَتَدَاوَوْنَ بِهَا، فَلاَ يَرَوْنَ بِذَلِكَ بَأْسًا، فَأَمَّا أَلْبَانُ الأُتُنِ فَقَدْ بَلَغَنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ لُحُومِهَا، وَلَمْ يَبْلُغْنَا عَنْ أَلْبَانِهَا أَمْرٌ وَلاَ نَهْىٌ، وَأَمَّا مَرَارَةُ السَّبُعِ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ أَنَّ أَبَا ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيَّ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ أَكْلِ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السَّبُعِ‏.‏

Zührl'den, o Ebu İdris el-Havlanı'den, o Ebu Sa'lebe el-Huşenı r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yırtıcı canavar hayvanlardan azı dişli olanların hepsinin etini yemeyi nehyetti." Zührl dedi ki: Ben bu hadisi Şam'a gelinceye kadar işitmemiştim

Narrated Abu Tha`laba Al-Khushani:The Prophet (ﷺ) forbade the eating of wild animals having fangs. (Az-Zuhri said: I did not hear this narration except when I went to Sham.) Al-Laith said: Narrated Yunus: I asked Ibn Shihab, "May we perform the ablution with the milk of she-asses or drink it, or drink the bile of wild animals or urine of camels?" He replied, "The Muslims used to treat themselves with that and did not see any harm in it. As for the milk of she-asses, we have learnt that Allah's Messenger (ﷺ) forbade the eating of their meat, but we have not received any information whether drinking of their milk is allowed or forbidden." As for the bile of wild animals, Ibn Shihab said, "Abu Idris Al-Khaulani told me that Allah's Messenger (ﷺ) forbade the eating of the flesh of every wild beast having fangs

Sahîh-i Buhârî No. 5782 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عُتْبَةَ بْنِ مُسْلِمٍ، مَوْلَى بَنِي تَيْمٍ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، مَوْلَى بَنِي زُرَيْقٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا وَقَعَ الذُّبَابُ فِي إِنَاءِ أَحَدِكُمْ، فَلْيَغْمِسْهُ كُلَّهُ، ثُمَّ لْيَطْرَحْهُ، فَإِنَّ فِي أَحَدِ جَنَاحَيْهِ شِفَاءً وَفِي الآخَرِ دَاءً ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sinek herhangi birinizin kabına düştüğü vakit onu önce tamamıyla daldırsın, sonra onu atsın. Çünkü onun kanatlarından birisinde hastalık, diğerinde şifa vardır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Sizden birinizin kabına ... " Hadis, Bed'u'l-Halk bahsinde "içecek(ine)" lafzı ile geçmişti. Nesai ve İbn Mace'de yer alan İbn Hibban'ın da sahih olduğunu belirttiği Ebu Said'in rivayet ettiği hadiste ise: "Yemeğe düştüğü zaman" şeklindedir. Ama "kap" tabiri daha kapsamlıdır. "Onu bütünüyle daldırsın." Bu, hastalığa karşı ilacın yer alması için yol gösterici bir emirdir. "Bütünüyle, büsbütün" lafzı ise, bir kısmını da1dırmakla yetinmek şeklindeki mecazi bir anlamın çıkartılmasını önlemek içindir. Ebu Davud'un zikrettiği ve İbn Hibban'ın sahih olduğunu belirttiği Said elMakburi'nin Ebu Hureyre yoluyla gelen rivayetinde: "Ve o hastalığın bulunduğu kanadı ile korunur" ibaresi yer almakla birlikte, benim hadisin görebildiğim rivayet yollarındanherhangi birisinde şifanın bulunduğu kanadın hangisi olduğunun tayin edildiğini göremedim. Fakat kimi ilim adamının naklettiğine göre o bunu iyice incelemiş ve sineğin sol kanadı ile kendisini korumaya çalıştığını görmüş, böylelikle şifanın bulunduğu kanadın sağ kanat olduğunu anlamıştır. Bundaki münasebet açıkça ortadadır. Kaydedilen Ebu Said yoluyla gelen hadiste o zehri öne sürer, şifayı da geriye bırakır. Bu rivayetten de, başlıktaki hadiste söz konusu olan "hastalık" lafzı ile zehrin kastedildiği anlaşılmaktadır. "Diğerinde de şifa vardır." Bu hadis az miktardaki suyun içine, yapısında akacak kadar bir şeyleri barındırmayan bir canlının düşmesi ile necis olmadığına delil gösterilmiştir. Bunun delil gösterilme şekli de -Beyhaki'nin Şafiı'den rivayet ettiği üzere- şöyledir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem suyun içinde öldüğü takdirde suyu necis yapan bir şeyin suya daldırılmasını emretmez. Çünkü böyle bir şey suyu bozar. Ebu.'t-Tayyib et-Taberi de şöyle demektedir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu hadis ile necaseti ya da tahareti beyan etmek istememiştir. O sadece sineğin zararından tedaviyi açıklamayı kastetmiştir. Aynı şekilde develerin ağıllarında namaz kılmayı nehyedip, koyunların ağıllarında namaz kılmaya izin vermekten kastı da bir yerin taharetini ya da necasetini açıklamak değildir. O bununla develer ile birlikte huşCı'un söz konusu olamayacağına, koyunlar hakkında ise durumun böyle olmadığına işaret etmiştir. Derim ki: Bu sahih bir açıklamadır. Ancak, bu hadisten başka bir hükmün çıkartılmasına da engel değildir

Narrated Abu Huraira:Allah's Messenger (ﷺ) said, "If a fly falls in the vessel of any of you, let him dip all of it (into the vessel) and then throw it away, for in one of its wings there is a disease and in the other there is healing (antidote for it) i e. the treatment for that disease

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3855 Sahih

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ النَّمَرِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ شَرِيكٍ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ كَأَنَّمَا عَلَى رُءُوسِهِمُ الطَّيْرُ فَسَلَّمْتُ ثُمَّ قَعَدْتُ فَجَاءَ الأَعْرَابُ مِنْ هَا هُنَا وَهَا هُنَا فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَتَدَاوَى فَقَالَ ‏ "‏ تَدَاوَوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَمْ يَضَعْ دَاءً إِلاَّ وَضَعَ لَهُ دَوَاءً غَيْرَ دَاءٍ وَاحِدٍ الْهَرَمُ ‏"‏ ‏.‏

Usame b. Şerik'ten rivayet olmuştur; dedi ki: Nebi (s.a.v.)'in yanına varmıştım. Sahâbîleri (onun yanında) sanki başlarının üzerinde bir kuş varmış gibi (sessiz ve hareketsiz durmakta) idiler. Selâm verip (yanlarına) oturdum. Şuradan buradan (bir takım) bedeviler gelip; Ey Allah'ın Rasûlü, tedavi olabilir miyiz? diye sormaya başladılar. (Hz. Nebi de); "Tedavi olunuz. Çünkü aziz ve celil olan Allah, şifasını yaratmadığı bir hastalık yaratmamıştır. Ancak bir hastalık müstesna o da ihtiyarlıktır" buyurdu

Narrated Usamah ibn Sharik: I came to the Prophet (ﷺ) and his Companions were sitting as if they had birds on their heads. I saluted and sat down. The desert Arabs then came from here and there. They asked: Messenger of Allah, should we make use of medical treatment? He replied: Make use of medical treatment, for Allah has not made a disease without appointing a remedy for it, with the exception of one disease, namely old age

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3856 Hasen

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، وَأَبُو عَامِرٍ - وَهَذَا لَفْظُ أَبِي عَامِرٍ - عَنْ فُلَيْحِ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ صَعْصَعَةَ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ أَبِي يَعْقُوبَ، عَنْ أُمِّ الْمُنْذِرِ بِنْتِ قَيْسٍ الأَنْصَارِيَّةِ، قَالَتْ دَخَلَ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ عَلِيٌّ عَلَيْهِ السَّلاَمُ وَعَلِيٌّ نَاقِهٌ وَلَنَا دَوَالِي مُعَلَّقَةٌ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَامَ عَلِيٌّ لِيَأْكُلَ فَطَفِقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ لِعَلِيٍّ ‏"‏ مَهْ إِنَّكَ نَاقِهٌ ‏"‏ ‏.‏ حَتَّى كَفَّ عَلِيٌّ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ‏.‏ قَالَتْ وَصَنَعْتُ شَعِيرًا وَسِلْقًا فَجِئْتُ بِهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا عَلِيُّ أَصِبْ مِنْ هَذَا فَهُوَ أَنْفَعُ لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ هَارُونُ الْعَدَوِيَّةِ ‏.‏

Ümmü Münzir binti Kays el-Ensâriyye'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) (bir gün) yanıma geldi. Henüz hastalıktan yeni kurtulmak üzere olan Ali (a.s) beraberindeydi. (O sırada) bizim asılı (hurma) salkımlarımız vardı. Rasûlullah (s.a.v.) kalkıp onlardan yemeye başladı. Ali (R.A.) da (onlardan) yemek için ayağa kalktı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) Ali'ye: "Sakın ha, sen hastalıktan yeni kurtuluyorsun" buyurdu. Ali (r.a.) de (onlardan yemekten) vazgeçti. Ben (onlara) arpa ve şalgam (yemeği) yapıp getirdim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) (benim hazırladığım bu yemeği göstererek): "Ey Ali, (işte) bundan ye, bu senin için daha faydalıdır" buyurdu. Ebû Dâvud dedi ki; (Bu hadisi rivayet eden) Harun, (hadisi kendisine rivayet eden Ebû Davud'un, Ebû Davûd et-Tayâlisî olmayıp) Ebû Dâvûd el-Adeviyye (olduğunu) söyledi

Narrated Umm al-Mundhar bint Qays al-Ansariyyah: The Messenger of Allah (ﷺ) came to visit me, accompanied by Ali who was convalescing. We had some ripe dates hung up. The Messenger of Allah (ﷺ) got up and began to eat from them. Ali also got up to eat, but the Messenger of Allah (ﷺ) said repeatedly to Ali: Stop, Ali, for you are convalescing, and Ali stopped. She said: I then prepared some barley and beer-root and brought it. The Messenger of Allah (ﷺ) then said: Take some of this, Ali, for it will be more beneficial for you. AbuDawud said: The narrator Harun said: al-Adawiyyah (i.e. Umm al-Mundhar)

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3857 Sahih

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنْ كَانَ فِي شَىْءٍ مِمَّا تَدَاوَيْتُمْ بِهِ خَيْرٌ فَالْحِجَامَةُ ‏"‏ ‏.‏

Ebû Hureyre'den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.): “Sizin tedavi olduğunuz şeylerde hayırlı olan biri varsa o da kan aldırmadır" buyurmuştur. Ayrıca bu hadis'i Buharı, tıb; Müslim, mü'sâkât; Ebû Dâvûd, nikâh; Tirmizî, buyu', tıb; İbn Mâce, tıb; Muvatta, isti'zan; Ahmed b. Hanbel, I, 18, III, 108, 182, V, 9, 15, 19. da tahric etti. İzah; 3958 de

Narrated Abu Hurayrah: The Prophet (ﷺ) said: The best medical treatment you apply is cupping

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3858 Hasen

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَزِيرِ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، - يَعْنِي ابْنَ حَسَّانَ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الْمَوَالِي، حَدَّثَنَا فَائِدٌ، مَوْلَى عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي رَافِعٍ عَنْ مَوْلاَهُ، عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي رَافِعٍ عَنْ جَدَّتِهِ، سَلْمَى خَادِمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ مَا كَانَ أَحَدٌ يَشْتَكِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَجَعًا فِي رَأْسِهِ إِلاَّ قَالَ ‏"‏ احْتَجِمْ ‏"‏ ‏.‏ وَلاَ وَجَعًا فِي رِجْلَيْهِ إِلاَّ قَالَ ‏"‏ اخْضِبْهُمَا ‏"‏ ‏.‏

(Ubeydullah b. Ali b. Ebû Râfi'in) ninesi ve Rasûlullah (s.a.v.)'in hizmetçisi Selmâ'dan rivayet olunmuştur; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), başındaki ağrıdan şikâyet eden bir kişi yoktur ki ona "Kan aldır" dememiş olsun. Ayaklarındaki ağrıdan sızlanan bir kişi de yoktur ki ona, "Onlara kına yak" dememiş olsun

Narrated Salmah: the maid-servant of the Messenger of Allah (ﷺ), said: No one complained to the Messenger of Allah (ﷺ) of a headache but he told him to get himself cupped, or of a pain in his legs but he told him to dye them with henna

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3859 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، وَكَثِيرُ بْنُ عُبَيْدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ ابْنِ ثَوْبَانَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي كَبْشَةَ الأَنْمَارِيِّ، - قَالَ كَثِيرٌ إِنَّهُ حَدَّثَهُ - أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَحْتَجِمُ عَلَى هَامَتِهِ وَبَيْنَ كَتِفَيْهِ وَهُوَ يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ أَهْرَاقَ مِنْ هَذِهِ الدِّمَاءِ فَلاَ يَضُرُّهُ أَنْ لاَ يَتَدَاوَى بِشَىْءٍ لِشَىْءٍ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Kebşe el-Emmari, İbn sevban’a şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.) başından ve iki omuzu arasından kan aldırır ve (alınan kan'a işaret ederek): “Kim (kendisinden) şu kanları (dışarı) akıtırsa, artık başka bir hastalık için bir başka yolla tedavi olmaması ona zarar vermez.” buyururdu. Ayrıca bu hadis'i İbn Mace, tıb da tahric etti. İzah; 3960 ta

Narrated Abu Kabshah al-Ansari: The Messenger of Allah (ﷺ) used to have himself cupped on the top of his head and between his shoulders, and that he used to say: If anyone pours out any of his blood, he will not suffer if he applies no medical treatment for anything

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3860 Sahih

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، - يَعْنِي ابْنَ حَازِمٍ - حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم احْتَجَمَ ثَلاَثًا فِي الأَخْدَعَيْنِ وَالْكَاهِلِ ‏.‏ قَالَ مَعْمَرٌ احْتَجَمْتُ فَذَهَبَ عَقْلِي حَتَّى كُنْتُ أُلَقَّنُ فَاتِحَةَ الْكِتَابِ فِي صَلاَتِي ‏.‏ وَكَانَ احْتَجَمَ عَلَى هَامَتِهِ ‏.‏

Enes (r.a.)’den rivayet olunduğuna göre; Nebi (s.a.v.), (boynun iki tarafında bulunan) ahdan (isimli iki damarın bulunduğu yer)den ve iki omuz arasından üç defa kan aldırmıştır. Ma’mer dedi ki: “(Bir gün) kan aldırmıştım.Aklım (başımdan) gitti. Öyle ki namazımda Fatiha’yı bile ezbere okuyamıyordum.” Ma’mer başından kan aldırmıştı

Narrated Anas ibn Malik: The Prophet (ﷺ) had himself cupped three times in the veins at the sides of the neck and on the shoulder. Ma'mar said: I got myself cupped, and I lost my memory so much so that I was instructed Surat al-Fatihah by others in my prayer. He had himself cupped at the top of his head

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3861 Hasen

حَدَّثَنَا أَبُو تَوْبَةَ الرَّبِيعُ بْنُ نَافِعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْجُمَحِيُّ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنِ احْتَجَمَ لِسَبْعَ عَشْرَةَ وَتِسْعَ عَشْرَةَ وَإِحْدَى وَعِشْرِينَ كَانَ شِفَاءً مِنْ كُلِّ دَاءٍ ‏"‏ ‏.‏

Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim (kamerî ayların) onyedi, ondokuz ve yirmi bir (inci günlerinden bir)inde kan aldırırsa (bu, kanın çoğalmasından ve bozulma­sından doğan) her hastalığa şifa olur." Ayrıca bu hadis'i Tirmizi, tıb; İbn Mace, tıb İzah; 3963 te

Narrated Abu Hurayrah: The Prophet (ﷺ) said: If anyone has himself cupped on the 17th, 19th and 21st it will be a remedy for every disease

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3862 Zayıf

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرَةَ، بَكَّارُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَخْبَرَتْنِي عَمَّتِي، كَبْشَةُ بِنْتُ أَبِي بَكْرَةَ - وَقَالَ غَيْرُ مُوسَى كَيِّسَةُ بِنْتُ أَبِي بَكْرَةَ - أَنَّ أَبَاهَا، كَانَ يَنْهَى أَهْلَهُ عَنِ الْحِجَامَةِ، يَوْمَ الثُّلاَثَاءِ وَيَزْعُمُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ يَوْمَ الثُّلاَثَاءِ يَوْمُ الدَّمِ وَفِيهِ سَاعَةٌ لاَ يَرْقَأُ ‏.‏

Keyyise binti Ebû Bekre'nin haber verdiğine göre; babası, aile halkını salı günü kan aldırmaktan nehyeder ve Rasûlullah (s.a.v.)'in: "Salı günü kan(ların artma) günüdür. Salı gününde bir saat vardır ki (o saatte akıtılan kan bir daha) dinmez” dediğini söylermiş. İzah; 3963 te

Narrated Kabshah daughter of AbuBakrah: (the narrator other than Musa said that Kayyisah daughter of AbuBakrah) She said that her father used to forbid his family to have themselves cupped on a Tuesday, and used to assert on the authority of the Messenger of Allah (ﷺ) that Tuesday is the day of blood in which there is an hour when it does not stop

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3863 Sahih

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم احْتَجَمَ عَلَى وَرِكِهِ مِنْ وَثْءٍ كَانَ بِهِ ‏.‏

Câbir (r.a)'den rivayet olunduğuna göre; Rasûlullah (s.a.v.) kendisinde bulunan bir ağrıdan dolayı kalçasından kan aldırmıştır

Narrated Jabir ibn Abdullah: The Messenger of Allah (ﷺ) had himself cupped above the thigh for a contusion from which he suffered

Sünen-i Ebû Dâvûd No. 3864 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى أُبَىٍّ طَبِيبًا فَقَطَعَ مِنْهُ عِرْقًا ‏.‏

Câbir (r.a)'den rivayet olunmuştur; dedi ki: Nebi (s.a.v.) Übeyy'e bir doktor gönderdi. (Doktor tedavi maksadıyla) onun bir damarını kesti

Narrated Jabir ibn Abdullah: The Prophet (ﷺ) sent a physician to Ubayy (ibn Ka'b), and he cut his vein

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya