1.909 hadis bulundu · sayfa 18/96
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أُمِّ قَيْسٍ بِنْتِ مِحْصَنٍ، أَنَّهَا أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِابْنٍ لَهَا لَمْ يَأْكُلِ الطَّعَامَ فَوَضَعَتْهُ فِي حِجْرِهِ فَبَالَ - قَالَ - فَلَمْ يَزِدْ عَلَى أَنْ نَضَحَ بِالْمَاءِ .
Bize Muhammed b. Runıh b. el-Muhacir rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys, İbni Şihap'tan, o da Ubeydullah b. Abdillah'tan, o da Ümmü Kays binti Mihsan'dan naklen haber verdi ki Ümmü Kays: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e henüz yemek yemeye başlamamış bir oğlunu götürüp onun kucağına koydu. Çocuk da işecli. (Ravi) dedi ki: Su serpmekten fazla bir şey yapmadı.
Umm Qais daughter of Mihsan reported that she came to the Messenger of Allah (ﷺ) with her child. who was not yet weaned, and she placed him in his lap; and he urinated in his (Holy Prophet's) lap. He (the Holy Prophet) did nothing more than spraying water over it
Diğer tahric: Buhari, 223; Müslim, 5766 -buna yakın-; Ebu Davud, 374; Tirmizi, 71 -buna yakın-; Nesai, 301; İbn Mace, 524 -buna yakın-; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنَاهُ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَعَمْرٌو النَّاقِدُ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ فَدَعَا بِمَاءٍ فَرَشَّهُ .
Bu hadisi bize Yahya b. Yahya ile Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Amru'n-Nakıd ve Züheyr b. Harb dahî toptan İbni Uyeyne'den o da Zühri'den naklen bu isnadla rivayet ettiler. Ravî: ''Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) su istedi ve onu bevlin üzerine serpti'' demiş
This hadith has also been narrated from al-Zuhri with the same chain of narrators. (but for the words):" He (the Holy Prophet) sent for water and sprinkled it over
وَحَدَّثَنِيهِ حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، أَخْبَرَهُ قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَمَّ قَيْسٍ بِنْتَ مِحْصَنٍ، - وَكَانَتْ مِنَ الْمُهَاجِرَاتِ الأُوَلِ اللاَّتِي بَايَعْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهِيَ أُخْتُ عُكَّاشَةَ بْنِ مِحْصَنٍ أَحَدُ بَنِي أَسَدِ بْنِ خُزَيْمَةَ - قَالَ أَخْبَرَتْنِي أَنَّهَا أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِابْنٍ لَهَا لَمْ يَبْلُغْ أَنْ يَأْكُلَ الطَّعَامَ - قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ - أَخْبَرَتْنِي أَنَّ ابْنَهَا ذَاكَ بَالَ فِي حِجْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَاءٍ فَنَضَحَهُ عَلَى ثَوْبِهِ وَلَمْ يَغْسِلْهُ غَسْلاً .
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti (Dediki): Bize ibn-i Vehb haber verdi (Dediki): Bana Yunus b. Yezid İbn-i Şihab’dan haber aldı. Dediki: Bana Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes’ud haber verdi. onada Ümmü Kays binti Mıhsan haber vermiş. (Bu kadın Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e bey'at eden ilk muhacirlerdendir. Kendisi Ben-i Esed b. Huzeyme'den bir zat olan Ukaşetü'bnü Mıhsan'ın kız kardeşidir) Ubeydullah demişki: Ümmü Kays'ın bana haber verdiğine göre; kendisi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e henüz yemek yiyecek yaşa gelmemiş bir oğlunu götürmüştü. Ubeydullah dedi ki: Um Kays'ın bana haber verdiğine göre o oğlu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kucağına işedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir su getirilmesini istedi, onu elbisesine serpti ve onu (bilinen) bir şekilde yıkamadı. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Sabî: Bazılarına göre süt emen çocuk demektir. Bazıları yeni doğan çocuğa hem sabi hemde velid ve tıfıl denildiğini söylerler. Cevherîye göre; sabî ile gulam mana itibarı ile müteradiftirler. Sabi'nin cem'i sıbyandır. Dara-Kutnî 'nin rivayetine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in kucağına bevl eden çocuk Abdullah b. Zübeyr'dir. Dare-Kutnî bu hadisi Haccac b. Ertad'dan rivayet etmiştir. Hadîsin devamında Hz. Aişe (Radıyallahu Anha) «Ben çocuğu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in kucağından Şiddetle çekip aldım. Bunun üzerine «O daha yemek yemeye başlamamıştır. Onun bevli zarar elmez.» buyurdular demektedir. Bazıları çocuğun Hz. Hasan bazılarıda Hz. Hüseyin (R.A.) olduğunu söylerler. Müslim'in Harmele tarikiyle Ubeydullah b. Abdillah 'tan tahriç ettiği Ümmü Kays hadîsinde bevleden çocuğun Ümmü Kays'ın oğlu olduğu tasrih edildiğine göre hadisenin müteaddid defalar vuku bulduğu anlaşılıyor. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) küçük çocuklara hayır ve bereket duasında bulunur. Başlarını mesh ederdi, Bereket: Hayırın sübutu ve çokluğudur. Tahnîk: Hurmayı çiğniyerek onunla çocuğun damağını ovmaktır. Bundan maksat yine teberrüktür. NEVEVİ ŞERHİ (660-665) : Bu babta (660) "Aişe (r.anha)'dan ... "; Diğer (661) rivayette: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e süt emen küçük bir çocuk getirildi. .. " Ummu Kays'ın (663) "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) henüz yemek yemeye başlamamış bir oğlunu getirdiğine dair" hadis; (664) rivayetinde "bir su getirilmesini istedi ve onu serpti" diğer (665) rivayette: "Suyu üzerine serpti ve orayı bir şekilde yıkamadı" buyurulmaktadır. "Sıbyfm:küçük çocuklar" sad harfinin kesreli okunması meşhur olan söyleyiştir. İbn Bureyd ötreli olarak subyan diye söylendiğini de nakletmektedir. "Onlara mübarek olmaları için dua ederdi." Yani onlara dua eder ve onların üzerlerini sıvazlardı. Bereketin asıl anlamı hayrın sabit olması ve çokluğudur. "Onları tahnik ederdi" sözü ile ilgili olarak dilbilginleri şöyle demektedir: Tahnik kuru hurma ya da ona benzer bir şeyi çiğnedikten sonra küçük çocuğun damağına ovalayarak çalmasıdır. Fiilin şeddesiz haneke ve şeddeli hanneke olarak telaffuzu meşhur iki söyleyiştir. Buradaki rivayet ise şeddelidir, iki söyleyişin daha meşhur olanıdır. "Süt emen çocuk" Henüz süt emen ve sütten kesilmemiş olan çocuk demektir. Babtaki Hadislerin İhtiva Ettiği Hükümler 1- Yeni doğmuş çocuğun tahnıki müstehaptır. 2- Salih ve fazilet sahibi kimseler ile teberrük caizdir. 3- Çocukları onlar için bereketle dua etmeleri maksadıyla fazilet sahibi kimselere taşıyıp götürmek müstehaptır. (3/194) Çocuğun yeni doğmuş olması ile doğumundan bir süre sonra götürülmesi arasında müstehaplık bakımından bir fark yoktur. 4- Küçük çocuklarla ve başkalarıyla güzel geçinmek, yumuşak davranmak, mütevazı ve şefkatli hareket etmek menduptur. 5- Bu babın maksadından anlaşıldığı üzere küçük çocuğun sidiği üzerine su serpmek yeterlidir. Küçük erkek çocuğu ile kız çocuğunun sidiğinin nasıl temizleneceği hususunda ilim adamlarının üç ayrı görüşü vardır. Aynı zamanda bunlar bizim mezhep alimlerimizin de üç görüşünü ifade eder. Sahih, meşhur ve tercih olunan görüşe göre küçük erkek çocuğun sidiği üzerine su serpmek yeterli olmakla birlikte kız çocuğun sidiği için bu yeterli değildir. Aksine onun da diğer necasetler gibi yıkanması zorunludur. İkinci görüş her ikisi için de su serpmek yeterlidir. Üçüncü görüş ise her ikisine de su serpmek yeterli değildir. Bu son iki şekli mezhep alimlerimizden et-Tetimme sahibi ve başkaları nakletmiş bulunmaktadır; ama bu iki görüş şaz ve zayıf görüşlerdir . Aralarında fark gözetileceğini söyleyenler arasında Ali b. Ebi Talib, Ata b. Ebi Rebah, Hasan-ı Basrı, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye, selef ve hadis ashabından bir topluluk ve Malik (r.a.)'ın mezhebine mensup ilim adamlarından İbn Vehb de vardır. Aynı zamanda bu görüş Ebu Hanife' den de rivayet edilmiştir. Her ikisinin de çişinin yıkanması gerektiğini söyleyenler arasında kendilerinden nakledilmiş meşhur rivayete göre Malik ve Ebu Hanife ile Kufeli alimler de bulunmaktadır. Şunu bilmek gerekir ki, buradaki görüş ayrılığı yalnızca küçük çocuğun üzerine çiş yaptığı şeyin temizlenme keyfiyeti ile ilgilidir. Onun çişinin necis olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Mezhebimize mensup bazı ilim adamları küçük çocuğun sidiğinin necis olduğu üzerinde icma bulunduğunu ve bu hususta Davud ez-Zahirl' den başka muhalefet edenin bulunmadığını nakledenler de vardır. Hattabı ve başkaları der ki: Küçük çocuğun çişi üzerine su serpmeyi caiz kabul edenler onun çişinin necis olmadığını kabul ettiklerinden dolayı değildir. Onun giderilmesinde yükümlülüğü n hafifletilmesi içindir. İşte doğrusu budur. Ebu'l-Hasan İbn Battal'ın sonra da Kadı lyaz'ın Şafii ve başkalarından küçük çocuğun çişi tahir olduğundan ötürü üzerine su serpilir diye yaptıkları nakil kesinlikle batıl bir nakildir. Burada sözü edilen su serpmenin gerçek mahiyetine gelince, bu hususta mezhep alimlerimizin farklı kanaatleri vardır. Şeyh Ebu Muhammed el-Cuveynı Kadı Hüseyn ve Beğavı'nin kanaatine göre bu çiş isabet eden şeyin diğer necasetler gibi üstünü n su ile kapatılması ile olur. Öyle ki sıkılacak olursa suyunun sıkılmaması gerekir. Görüşlerini şöyle açıklarlar: Bunun diğerinden farklılığı başkalarının iki görüşten birisine göre sıkılması şarttır ama bunda sıkma şartı ittifakla ön görülmemiştir. İmamu'l-Harameyn ve muhakkiklerin kanaatine göre su serpmek -diğer necasetlerde çokça kullanıldığı gibi- kullanılmayarak suyun akacak, gidip gelecek ve damlayacak dereceye ulaşmayacak şekilde kullanılması ve necasetin üstünün su ile kapatılması ile olur. Başka türlü necasetlerde kullanılan su miktarının ise suyunun kısmen akacak, döküldüğü yerden -sıkılması şart olmasa dahi- damlayacak kadar çok olması şarttır. Sahih ve tercih olunan görüş budur. Buna Aişe (r.anha)'nın: "Ona su serpti ama onu yıkamadı" sözü ile: "Üzerine su serpti" sözü delildir. Allah en iyi bilendir. Diğer taraftan su serpmek, küçük çocuk yalnızca süt emme ile yetindiği sürece sözkonusudur. Beslenecek şekilde yemek yemeye başlamış ise, o takdirde onun çişinin yıkanmasının gerektiğinde görüş ayrılığı yoktur. Allah en iyi bilendir
Ubaidullah b. Abdullah b. 'Utba b. Mas'ud said:Umm Qais, daughter of Mihsan, was among the earliest female emigrants who took the oath of allegiance to the Messenger of Allah (ﷺ), and she was the sister of 'Ukkasha b. Mihsan, one amongst the sons of Asad b. Khuzaima. He (the narrator) said: She (Umm Qais) told me that she came to the Messenger of Allah (may peace he upon him) with her son and he had not attained the age of eating food. He (the narrator, 'Ubaidullah), said: She told me that her son passed urine in the lap of the Messenger of Allah (ﷺ). The Messenger of Allah (ﷺ) sent for water and sprayed it over his garment (over that part which was contaminated with the urine of the child) and he did not wash it thoroughly
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْشَرٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، وَالأَسْوَدِ، أَنَّ رَجُلاً، نَزَلَ بِعَائِشَةَ فَأَصْبَحَ يَغْسِلُ ثَوْبَهُ فَقَالَتْ عَائِشَةُ إِنَّمَا كَانَ يُجْزِئُكَ إِنْ رَأَيْتَهُ أَنْ تَغْسِلَ مَكَانَهُ فَإِنْ لَمْ تَرَ نَضَحْتَ حَوْلَهُ وَلَقَدْ رَأَيْتُنِي أَفْرُكُهُ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرْكًا فَيُصَلِّي فِيهِ .
Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dediki): Bize Halid b. Abdillah, Halid'den, o da Ebu Ma'şer'den, o da İbrahim'den, o da Alkame ile Esved'den naklen haber verdiki; Bir adam Aişe (r.anha)'ya misafir olmuş, sabah olunca elbisesini yıkamaya koyulmuş. Aişe (r.anha): Sen onu görürsen yerini yıkaman sana yeterdi. Eğer yerini görmezsen etrafına su serpersin. Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden onu ovaladığımı ve sonra da o elbiseyle namaz kıldırdığını görmüşümdür, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf
Alqama and Aswad reported:A person stayed in the house of A'isha and in the morning began to wash his garment. A'isha said: In case you saw it (i. e. drop of semen), it would have served the purpose (of purifying the garment) if you had simply washed that spot; and in case you did not see it, it would have been enough to sprinkle water around it, for when I saw that on the garment of the Messenger of Allah (ﷺ). I simply scraped it off and he offered prayer, while putting that on
وَحَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، وَهَمَّامٍ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي الْمَنِيِّ قَالَتْ كُنْتُ أَفْرُكُهُ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ömer bin Hafs b. Gıyas da rivayet etti. (Dediki): Bize babam, A'meş'ten, o da İbrahim'den, o da Esved ile Hemmam'dan onlarda Aişe'den menî hakkında rivayet ettiler: Aişe: ''Ben onu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in elbisesinden ovalardım'' demiş. Esved'in hadisini yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 15963; Hemmam'ın hadisinin kaynakları ise 669 numarada gösterilecektir
Al-Aawad and Hammam reported A'isha as saying:I used to scrape off the (drop of) semen from the garment of the Messenger of Allah (ﷺ)
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - يَعْنِي ابْنَ زَيْدٍ - عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، جَمِيعًا عَنْ أَبِي مَعْشَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ مُغِيرَةَ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مَهْدِيِّ بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ وَاصِلٍ الأَحْدَبِ، ح وَحَدَّثَنِي ابْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَمُغِيرَةَ، كُلُّ هَؤُلاَءِ عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي حَتِّ الْمَنِيِّ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ حَدِيثِ خَالِدٍ عَنْ أَبِي مَعْشَرٍ .
Bize Kuteybe b. Said tahdis etti. Bize Hammad -yani ibn. Zeyd- Hişam b. Hassan'dan tahdis etti. (H) Bize İshak b. İbrahim de tahdis etti. Bize Abde b. Süleyman haber verdi. Bize İbn An1be tahdis etti, hepsi Ebu Ma'şer'den rivayet etti. (H) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Huşeym, Muğire'den tahdis etti. (H) Bana Muhammed b. Hatim de tahdis etti. Bize Abdurrahman b. Mehdi, Mehdi b. Meymun'dan tahdis etti. OVasıl el-Ahdeb'den rivayet etti (H). Bana İbn Hatim de tahdis etti, bize İshak b. Mansur tahdis etti, bize İsrail, Mansur ve Muğire' den tahdis etti. Bütün bunlar İbrahim' den, o Esved' den, o Aişe' den meninin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden kazınması hususunda Halid'in, Ebu Ma'şer'den diye rivayet ettiği (666 numaralı) hadisine yakın olarak rivayet ettiler.
Qutaiba b. Sa'id, Ishaq b. Ibrahim, Ibn Abi 'Aruba, Abu Ma'shar, Abu Bakr b. Abu Shaiba, Mansur and Mughira have all transmitted from Ibrahim, who transmitted it on the authority of A'isha's narration pertaining to the scraping off of the (drop) of semen from the garment of the Messenger of Allah (ﷺ) like the hadith of Khalid on the authority of Abu Ma'shar
Diğer tahric: Muğire'nin rivayet ettiği hadisi Nesai, 300; İbn Mace, 539; Tuhfetu'I-Eşraf, 15976; Muhammed b. Hatim'in ve Mansur'un hadisini yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'lEşraf, 16004 ve
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ عَائِشَةَ، بِنَحْوِ حَدِيثِهِمْ .
Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbni Uyeyne Mansur'dan, o da İbrahim'den, o da Hemmam'dan, o da Aişe'den naklen yukandakilerin hadisi gibi rivayette bulundu.
Hammam narrated the hadith from A'isha like the (above-mentioned) traditions
Diğer tahric: Ebu Dawd, 371 buna yakın olarak uzunca; Nesai, 296, 297, 298; İbn Mace, 537 -bu anlamda-; Tuhfetu'I-Eşraf, 17676 AÇIKLAMALAR 290.sayfada
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ سَأَلْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ عَنِ الْمَنِيِّ، يُصِيبُ ثَوْبَ الرَّجُلِ أَيَغْسِلُهُ أَمْ يَغْسِلُ الثَّوْبَ فَقَالَ أَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَغْسِلُ الْمَنِيَّ ثُمَّ يَخْرُجُ إِلَى الصَّلاَةِ فِي ذَلِكَ الثَّوْبِ وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَى أَثَرِ الْغَسْلِ فِيهِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. Bize Muhammed b. Bişr, Amr b. Meymun'dan şöyle dediğini tahdis etti: Süleyman b. Yesar'a bir adamın elbisesine isabet eden meni hakkında onu mu yıkar yoksa elbiseyi mi yıkar, diye sordum. O: Aişe'nin bana haber verdiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) meniyi yıkar, sonra o elbise üzerinde olduğu halde -ve ben elbisesinde yıkamanın izini görüyorken- namaza çıkardı.
Amr b. Maimun said:I asked Sulaiman b. Yasar whether the semen that gets on to the garment of a person should be washed or not. He replied: A'isha told me: The Messenger of Allah (ﷺ) washed the semen, and then went out for prayer in that very garment and I saw the mark of washing on it
Diğer tahric: Buhari, 229, 230, 231, 232; Ebu Davud, 373; Tirmizi, 117; Nesai, 294; İbn Mace, 536 buna yakın uzunca; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، - يَعْنِي ابْنَ زِيَادٍ ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، وَابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، كُلُّهُمْ عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ أَمَّا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ فَحَدِيثُهُ كَمَا قَالَ ابْنُ بِشْرٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَغْسِلُ الْمَنِيَّ وَأَمَّا ابْنُ الْمُبَارَكِ وَعَبْدُ الْوَاحِدِ فَفِي حَدِيثِهِمَا قَالَتْ كُنْتُ أَغْسِلُهُ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ebu Kamil el-Cahderi de tahdis etti. Bize Abdulvahid -yani Ziyad- tahdis etti (H). Bize Ebu Kureyb tahdis etti, bize İbnu'l-Mübarek ve İbn Ebu Zaide haber verdi. Hepsi Amr b. Meymun'dan bu isnad ile rivayet etti. İbn Ebu Zaide'nin hadisi, İbn Bişr'in şu hadisi gibidir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) meniyi yıkardı. İbnu'l-Mubarek ve Abdulvahid ise hadislerinde Aişe: "Ben onu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden yıkardım" dedi, şeklindedir. AÇIKLAMALAR 290.sayfada
Abu Kuraib, Ibn al-Mubarak, Ibn Abu Za'ida all of them narrated from Amr b. Maimun with the same chain of transmitters. Ibn Abu Za'ida narrated as was transmitted from Ibn Bishr that the Messenger of Allah (ﷺ) washed semen, and in the hadith transmitted on the authority of Ibn Mabarak and Abdul Wahid the words are:" She (A'isha) reported: I used to wash it from the garment of the Messenger of Allah (ﷺ)
وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ جَوَّاسٍ الْحَنَفِيُّ أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ شَبِيبِ بْنِ غَرْقَدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شِهَابٍ الْخَوْلاَنِيِّ، قَالَ كُنْتُ نَازِلاً عَلَى عَائِشَةَ فَاحْتَلَمْتُ فِي ثَوْبَىَّ فَغَمَسْتُهُمَا فِي الْمَاءِ فَرَأَتْنِي جَارِيَةٌ لِعَائِشَةَ فَأَخْبَرَتْهَا فَبَعَثَتْ إِلَىَّ عَائِشَةُ فَقَالَتْ مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا صَنَعْتَ بِثَوْبَيْكَ قَالَ قُلْتُ رَأَيْتُ مَا يَرَى النَّائِمُ فِي مَنَامِهِ . قَالَتْ هَلْ رَأَيْتَ فِيهِمَا شَيْئًا . قُلْتُ لاَ . قَالَتْ فَلَوْ رَأَيْتَ شَيْئًا غَسَلْتَهُ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَإِنِّي لأَحُكُّهُ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَابِسًا بِظُفُرِي .
Bize Ahmed b. Cevvas el-Hanefi Ebu'l-Kasım da tahdis etti. Bize Ebu'l-Ahvas, Şebib'b. Garkade'den, o Abdullah b. Şihab el-Havlani'den şöyle dediğini tahdis etti: Aişe (r.anha)'ya misafir olmuştum. Elbisemde ihtilam oldu, onu suya batırdım. Aişe'nin bir cariyesi beni gördü, ona haber verince Aişe bana haber gönderip şöyle dedi: İki elbisene o yaptığını yapmaya seni iten ne oldu? Ben: Uyuyan kimsenin rüyasında gördüğünü gördüm (ihtilam oldum), dedim. O: Peki elbiselerinde bir şey gördün mü, dedi. Ben, hayır deyince, O: Bir şey görmüş olsaydın onu yıkar mıydın, çünkü ben onu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden (4/3b) kuru iken tırnağımla kazıdığımı gördüğümü hatırlıyorum, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 16224 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (666-672): Bu babta (666) "bir adam Aişe'ye misafir olmuştu ... " Diğer rivayette (667): "Ben onu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden ovalardım."; Öbür (670) rivayette: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) meniyi yıkardı. Sonra ... " Diğer rivayette (672) ise Aişe (r.anha)'nın "elbiseleri üzerinde iken ihtilam olan kişiye ... " dedi, hadisleri yer almaktadır. İlim adamları Ademoğlunun menisinin temizliği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Malik ve Ebu Hanife necis olduğu kanaatindedirler. Ancak Ebu Hanife eğer kuru ise onu ovalamak temizlenmesi için yeterlidir, demektedir. (3/197) İmam Ahmed' den gelen bir rivayette böyledir. Malik ise: İster yaş, ister kuru olsun onu yıkamak zorunludur demektedir. Leys ise: O necistir ama ondan dolayı namaz iade edilmez. Hasan-ı Basri: Elbisedeki meniden dolayı çok dahi olsa namaz iade edilmez ama vücuttaki meniden dolayı az dahi olsa iade edilir, demiştir. Pek çok kimse ise meninin temiz olduğu kanaatindedir. Bu kanaat Ali b. Ebi Talib, Sa'd b. Ebi Vakkas, İbn Ömer, Aişe, Davud ve iki rivayetten daha sahih olanında Ahmed' den nakledilmiştir. Şafii ve hadis ashabının görüşü de budur. Onun temiz olduğunu imam Şafii'nin (yüce Allah'ın rahmeti ona) tek başına söylediği izlenimini veren kimseler yanlış yapmışlardır. Meninin necis olduğunu söyleyenlerin delili yıkanması ile ilgili rivayettir. Temiz olduğunu söyleyenlerin delili ise ovalanması ile ilgili rivayettir. Çünkü necis olsaydı kan ve benzeri diğer necasetler gibi onu ovalamak yeterli olmazdı. Bu kanaate sahip olanlar: Yıkanması ile ilgili rivayetler yıkamanın müstehap olduğu, pislikten korunmak ve temizliği tercih etmek anlamında olduğu şeklinde yorumlanır, demişlerdir. Allah en iyi bilendir. İnsanOğlunun menisinin hükmü işte budur ama bizim şaz ve zayıf bir görüşümüz de vardır. Buna göre erkeğin menisi necis olmamakla birlikte, kadının menisi necistir. Bundan daha da şaz görüş ise hem kadının, hem erkeğin menisinin necis olduğudur. Doğrusu her ikisinin de temiz olduğudur. Temiz (tahir) olan meninin yenilmesi helal olur mu? Bu hususta iki görüş vardır. Güçlü olan helal olmadığıdır; çünkü meni iğrenç bir şeydir. Bu sebeple o da bize haram kılınmış pislikler arasına girer. Ademoğlu dışında diğer canlıların menisine gelince, bunlar arasında köpek, domuz, ikisinden birisinden ve temiz bir hayvandan doğanların menisine gelince, necis olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Bunların dışındaki hayvanların menisinde ise üç görüş vardır. En sahih görüşe göre eti yensin yenmesin hepsinin temiz olduğudur, ikincisi ise necis olduklarıdır, üçüncüsü ise eti yenen hayvanların menisi temizdir, bunların dışındaki hayvanların menisi ise necistir. Allah en iyi bilendir. Bu babtaki lafızlara gelince (666) "Halid b. Abdullah, Halid'den, o Ebu Ma'şer'den." Adı Ziyad b. Kuleyb et-Temimi el-Hanzal1 el-Kufl'dir. Birinci Halid ise el-Vasıtl et-Tahhan olarak bilinir. İkinci Halid de Halid el-Hazza olup, adı Halid b. Mihran Ebu'l-Münazil el-Basri' dir. (672) "Bir şey görmüş olsaydın onu yıkar mıydın?" sorusu bir inkar (yapılanı reddetme) anlamında bir sorudur. Yani sen onu yıkanmasının vacip olduğuna inanarak yıkar mıydın? Bunu nasıl yaparsın? Halbuki ben bunu kuru iken tırnağımla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden kazırdım. Eğer necis olsaydı Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bırakmaz ve tırnakla kazınmasıyla yetinmezdi, demektir. Allah en iyi bilendir. İlim adamlarından bir topluluk bu hadisi kadının fercinin ıslaklığının temiz olduğuna delil göstermişlerdir. Ancak bu hususta hem bizim mezhebimizde, hem başkalarının mezhebinde görüş ayrılığı vardır. Daha kuwetli görünen bunun temiz olduğudur. Bu hadisi delil gösterenler şöyle derler: İhtilam olmak, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında imkansız bir şeydir; çünkü ihtilam şeytan ın uyuyan ile oynamasının bir türüdür. Dolayısıyla Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesindeki meni ancak cimadan dolayı olabilir. (3/198) Bu ise meninin fercin nemine isabet ettiği bir yerin üzerinden geçmesini de gerektirmektedir. Eğer o nem necis olsaydı ondan dolayı meninin de necis olması sözkonusu olur ve onu elbisesinde bırakmaz, ovalamakla yetinmezdi. Kadının fercinin rutubetinin necis olduğunu söyleyenler ise, buna iki şekilde cevap vermişlerdir: 1- Bazılarının verdiği cevaba göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ihtilam olmasının imkansız olması ve ihtilamın şeytan ın oynamasından kaynaklanması doğru değildir. Aksine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında da ihtilam olmak caizdir ve bu şeytan ın oynaması türünden sayıImaz. Aksine ihtiIam meninin artan kısmının taşmasıdır, o herhangi bir vakitte çıkar. 2- İkinci cevap, elbisesindeki meni cimadan önceki hareketler neticesinde ortaya çıkmış ve onun bir kısmı elbisenin üzerine düşmüş oIabilir. Bu durumda eIbisenin üzerinde fercin rutubetine bulaşmış olan meninin varlığı sözkonusu olmaz. AlIah en iyi bilendir
Abdullah b. Shihab al-Khaulani reported:I stayed in the house of 'A'isha and had a wet dream (and perceived its effect on my garment), so (in the morning) I dipped both (the clothes) in water. This (act of mine) was watched by a maid-servant of A'isha and she informed her. She (Hadrat A'isha) sent me a message: Whatprompted you to act like this with your clothes? He (the narrator) said: I told that I saw in a dream what a sleeper sees. She said: Did you find (any mark of the fluid) on your clothes? I said: No. She said: Had you found anything you should have washed it. Incase I found that (semen) on the garment of the Messenger of Allah (ﷺ) dried up, I scraped it off with my nails
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، قَالَ حَدَّثَتْنِي فَاطِمَةُ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ إِحْدَانَا يُصِيبُ ثَوْبَهَا مِنْ دَمِ الْحَيْضَةِ كَيْفَ تَصْنَعُ بِهِ قَالَ " تَحُتُّهُ ثُمَّ تَقْرُصُهُ بِالْمَاءِ ثُمَّ تَنْضَحُهُ ثُمَّ تُصَلِّي فِيهِ " .
Bize Ebu Kureyb b. Ebu Şeybe de tahdis etti, bize Vek!' tahdis etti, bize Hişam b. Urve tahdis etti. (H) Bana Muhammed b. Hatim -ki lafız onundur- de tahdis etti, bize Yahya b. Said, Hişam b. Urve'den şöyle dediğini tahdis etti: Bana Fatıma, Esma'dan şöyle dediğini tahdis etti: Bir kadın Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelip: Bizden herhangi bir kadının eIbisesine ay hali kanı buIaşırsa onu nasıl yapsın (temizlesin), dedi. Allah ResuIü: "Onu oualar, sonra onu su ile ovalayarak yıkar, sonra üzerine su dökerek yıkar, sonra da onunla namaz kılar" buyurdu.
Asma (daughter of Abu Bakr) reported:A woman came to the Messenger of Allah (ﷺ) and said: What should one do if the blood of menses smears the garment of one amongst us? He (the Holy Prophet) replied: She should scrape it, then rub it with water, then pour water over it and then offer prayer in it
Diğer tahric: Buhari, 227 -buna yakın-, 307 -buna yakın-; Ebu Davud, 361, 362; Tirmizi, 138; Nesai, 292,392; İbn Mace, 629 -buna yakın-; Tuhfetu'l-Eşraf
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَالِمٍ، وَمَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، وَعَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، كُلُّهُمْ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَ حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ .
Bize Ebu Kureyb de rivayet etti (Dedi ki) : Bize İbni Nümeyr rivayet etti. H. Bana Ebu't-Tahir'de rivayet etti. (Dediki): Bana İbni Vehb haber verdi. (Dediki): Bana Yahya b. Abdillah b. Salim ile Malik b. Enes ve Amr b. Haris hep birden Hişam b. Urve'den bu isnadla Yahya b. Said hadisinin mislini haber verdiler. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: «Tehuttü» ovalar demektir «tekrusu» dahî ovalamak manasına gelirsede bazılarına göre aralarında fark vardır. «Tehuttu» elle ovmak «tekrusu» ise parmakların uçları ile oğuşturmaktır. Binaenaleyh «tekrusu» kelimesinde ötekinden daha ince bir dikkat manası vardır. «Tendahu» Hattabiye göre yıkar demektir. Kurtubî ise «Bundan murad: «üzerine su serpmektir.» demiştir. Hadis-i Şerifte evvela kan bulaşan elbisenin elle ovulacağı sonra su dökerek parmakların uçları ile ovalanarak yıkanacağı bildirildiğine göre ondan sonra zikredilen «tendahu» kelimesinin manası her halde su dökmek olacaktır. Onun için de bu kelimeye Kurtubî'nin verdiği mana daha makbul görülmüştür. Çünkü Hattabî'nin kavline göre yıkama.emri lüzumsuz olarak iki defa tekrar edilmiş olsun. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)e gelen kadının Hz. Esma binti Ebi Bekr olduğu İmam-ı Şafiî 'nin Süfyan b. Uyeyne tarikiyle Hişamdan rivayet ettiği hadiste tasrih edilmiştir Nevevî bunu kabul etmemiş ve o rivayeti zayıf bulmuşsada kabul etmemek için sebep yoktur. Çünkü ravi kendi ismini mübhem bırakabilir. Bunun emsali bazı hadislerde görülmüştür. Binaenaleyh Hz. Esma: «Bir kadın geldi» demekle kendini kastetmiş olabilir. Bu hadisin rivayetleri muhteliftir. Bazılarında burada olduğu gibi kan bulaşan elbiseyi elle ve tırnak ucuyle ovuşturarak suyla yıkamak zikredilmiş diğer bazılarında suya sidr yani nebk ağacının yaprağını katarak yıkamak emredilmiş; hatta bir rivayette: «Sana su yeter, kanın eseri zarar etmez.» buyurulmuştur. NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta "Esma (radıyallahu an ha) , nın ... dedi, sonra o elbisesinde namaz kılar" hadisi yer almaktadır. "Hayda" hayız (ay hali) demektir. (673) "Onu ovalar yani onu kazır ve onu oradan giderir. Onu su ile yıkar. " Yani parmak uçları ile temizlenmesi için su ile toplayıp, bir araya getirerek su ile yıkar. (3/199) Hadisten Çıkan Hükümler 1- Necasetin su ile yıkanması kap eder. 2- Necaseti sirke ya da benzeri başka bir sıvı ile yıkamak yeterli değildir çünkü böyle yapan kişi emrolunanı terk etmiş olur. 3- Kan necistir. Bu hususta Müslümanlar icma halindedir. 4- Necasetin izale edilmesi için belli bir sayı şartı yoktur. Aksine temizlenmesi yeterlidir. 5- Bunun dışında daha başka hükümler de vardır. Şunu bilmek gerekir ki, necasetin giderilmesinde vacip olan ayıklanıp temizlenmesidir. Şayet necaset ise -sidik ve benzeri gözle görülmeyen necaset türünden olan- hükmı bir necaset ise onun bir defa yıkanması kap eder, fazlası vacip değildir ama ikinci ve üçüncü defa yıkanması da müstehaptır. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmaktadır: "Biriniz uykusundan uyanacak olursa elini üç defa yıkamadan kaba daldırmasın." Açıklaması daha önceden geçmiş idi. Şayet necaset kan ve buna benzer aynı(maddi) bir necaset ise aynının giderilmesi zorunludur. Aynının giderilmesinden sonra ikinci ve üçüncü defa yıkanması ise müstehaptır. Elbiseyi yıkadıktan sonra sıkmak şart mıdır? Bu hususta iki görüş vardır: Daha sahih olan görüşe göre şart olmadığıdır. Aynı necaseti yıkadıktan sonra renginin kalmasının ona bir zararı olmaz. Hatta temizlik hasıl olur. Şayet necasetin tadı kalmış ise elbise de necis demektir, tadının mutlaka izale edilmesi gerekir. Eğer kokusu kalmışsa Şafil'nin bu hususta iki görüşü vardır. Daha sahih olan görüşü temiz olacağıdır, ikinci görüşü ise temiz olmaz. Allah en iyi bilendir
This tradition is narrated by Abu Kuraib, Ibn Numair, Abu Tahir, Ibn Wahb, Yahya b. 'Abdullah b. Salim, Malik b. Anas, 'Amr b. Harith on the authority of Hisham b. 'Urwa, with the same chain of transmitters like one transmitted by Yahya b. Sa'id like the above-mentioned
وَحَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، وَأَبُو كُرَيْبٍ مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، يُحَدِّثُ عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ مَرَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَبْرَيْنِ فَقَالَ " أَمَا إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ أَمَّا أَحَدُهُمَا فَكَانَ يَمْشِي بِالنَّمِيمَةِ وَأَمَّا الآخَرُ فَكَانَ لاَ يَسْتَتِرُ مِنْ بَوْلِهِ " . قَالَ فَدَعَا بِعَسِيبٍ رَطْبٍ فَشَقَّهُ بِاثْنَيْنِ ثُمَّ غَرَسَ عَلَى هَذَا وَاحِدًا وَعَلَى هَذَا وَاحِدًا ثُمَّ قَالَ " لَعَلَّهُ أَنْ يُخَفَّفَ عَنْهُمَا مَا لَمْ يَيْبَسَا " .
Bize Ebu Said el-Eşec, Ebu Kureyb Muhammed b. el-Ala ve İshak b. İbrahim tahdis etti. İshak: Bize Veki' haber verdi derken, diğer ikisi, tahdis etti, dediler. Bize A'meş tahdis edip dedi ki: Mücahid'i Tavus'tan tahdis ederken dinledim. O İbn Abbas'tan şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki kabrin yanından geçti ve: "Muhakkak bunlara azap edilmektedir. Ama büyük bir şey dolayısıyla azap olunmuyorlar. Bunların biri laf taşıyıp götürürdü, diğeri ise kendi sidiğinden korunmazdı" buyurdu. (İbn Abbas) dedi ki: Sonra yaş bir hurma dalı istedi, onu ikiye yardıktan sonra bunun üzerine birisini, diğerinin üzerine de ötekini dikti, sonra da: "Kurumadıkları sürece azaplarının hafifleti/eceği umulur" buyurdu.
Ibn Abbas reported:The Messenger of Allah (ﷺ) happened to pass by two graves and said: They (their occupants) are being tormented, but they are not tormented for a grievous sin. One of them carried tales and the other did not keep himself safe from being defiled by urine. He then called for a fresh twig and split it into two parts, and planted them on each grave and then said: Perhaps, their punishment way be mitigated as long as these twigs remain fresh
Diğer tahric: Buhari, 218, 1361, 1378,6052; Ebu Davud, 20; Tirmizi, 70; Nesai, 31, 2067, 2068; İbn Mace, 347; Tuhfetu'l-Eşraf
حَدَّثَنِيهِ أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْدِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " وَكَانَ الآخَرُ لاَ يَسْتَنْزِهُ عَنِ الْبَوْلِ أَوْ مِنَ الْبَوْلِ " .
Bana bunu Ahmed b. Yusuf el-Ezdî rivayet etti. (Dediki): Bize Mualla b. Esed rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvahid, Süleyman el-A'meş'den bu isnadla rivayet etti. Yalnız o: «Diğeri bevlden dolayı yahut bevlden temizlenmezdi.» demiş. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta İbn Abbas (r.a.)'ın: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki kabrin yanından geçti. .. " diye rivayet ettiği hadis yer almaktadır. (3/200) Diğer rivayette ise: "Sidikten -yahut bevlden- kendisini korumazdı" denilmektedir. Hadiste geçen "asıb" hurma ağacı dalıdır. Nemıme (laf taşıyıcılık)nin gerçek anlamı insanlardan bazılarının söyledikleri sözleri bozgunculuk maksadıyla diğerlerine taşımaktır. İman kitabının nemımenin ağır haram olduğu babında açıklamaları açık ve etraflı bir şekilde geçmiş bulunmaktadır. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "La yestetiru (korunmazdı)" kelimesi "yestetiru", "yestenzihu" ve "yestebriu" olarak rivayet edilmiştir. Bu üç şekilde Buhari ve başka kaynaklarda da geçmektedir, hepsi de sahihtir. Üçünün de, ondan kendisini korumaz, ondan uzak durmazdı, demektir. Allah en iyi bilendir. "Büyük bir şeyden dolayı azap edilmiyorlar." Buhari'nin rivayetinde: "Büyük bir şeyden dolayı azap edilmiyorlar ama gerçekte o büyüktür. Onlardan birisi sidikten korunmazdı" şeklindedir. Hadisi Buhari, Kitabu'l-Edeb, Nemime Büyük Günahlardandır babında ve Vudu (abdest almak) kitabında "halbuki büyük bir günah sebebiyle azap edilmiyorlar, ama o aslında büyüktür" şeklinde zikredilmektedir. İşte bu sahih iki fazlalık ile bunun büyük bir günah olduğu sabit olmaktadır. Buna göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Büyük bir günah dolayısıyla onlara azap edilmiyor" buyruğunun tevili gerekmektedir. İlim adamları bu hususta iki tevil yapmışlardır: 1- Bu onların kendi yanlış kanaatlerine göre büyük günah değildi. 2- Bu günahları ferk etmek onlar için büyük bir iş değildi. Kadı İyaz -yüce Allah'ın rahmeti ona- üçüncü bir tevil nakletmektedir: Bu en büyük günahların en büyükleri değildir. Derim ki: Buna göre bu sözlerden kasıt, başkalarını alıkoymak ve sakındırmaktır. Yani herhangi bir kimse kabir az ab ın ın ancak helake götüren en büyük günahlardan dolayı olacağını zannetmesin, çünkü başka günahlar sebebiyle de olur demektir. Allah en iyi bilendir. Bu iki günahın büyük olmasının sebebine gelince, sidikten korunmamak namazın batıl olması sonucunu doğurur. O halde bunu (korunmayı) terk etlTek şüphesiz büyük bir günahtır. Nemime (laf taşıyıcılık) ve arayı bozmak için çalışmak ise en çirkin işlerdendir. Özellikle Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "(laf) taşırdı" lafzı ile çoğunlukla devamlılık bildiren bir hal için yapıldığını ifade eden bir kip kullanmıştır. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kabirlerin üzerine iki hurma dalı parçasını koymasına gelince (3/201) ilim adamları şöyle demektedir: Bu onun o kimseler için şefaat dileğinde bulunduğu şeklinde yorumlanır. O hurma dalları kuruyuncaya kadar azaplarının hafifletilmesi ile ilgili şefaati kabul olundu. Müslim -yüce Allah'ın rahmeti ona- kitabın sonlarında uzunca bir hadis olan Cabir (r.a.)'ın iki kabir sahibi hakkındaki bu hadisi zikretmekte ve: "Bu iki dal yaş kaldıkları sürece bu azabın üzerlerinden kaldırılması şeklindeki şefaatim kabulolundu." buyruğunu da kayd etmektedir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O süre boyunca o iki kişiye dua etmeyi sürdürüyor olması ihtimali vardır diye de açıklanmıştır. Bir diğer açıklama da şöyledir: Çünkü o hurma dalları yaş kaldıkları sürece tesbih ederlerdi. Kurumuş dalın ise tesbihi olmaz. Yüce Allah'ın: "Onu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur." (İsra, 17/44) buyruğu hakkında müfessirlerin pek çoğunun ya da çoğunluğunun benimsediği kanaat bu olup, canlı her bir şey mutlaka onu tesbih eder anlamındadır, demişlerdir. Sonra da şu açıklamaları eklerler: Her bir şeyin hayatı kendisine göredir. Ağacın hayatı kurumadığı sürece, taşın hayatı kesilmediği sürece devam eder. Muhakkik müfessirler ve müfessir olmayanların kanaatine göre ise buyruk genel anlamı üzerine alınmalıdırDiğer taraftan bu kanaatte olanlar gerçekten mi tesbih eder yoksa bunlarda yaratana delalet mi vardır, böylelikle kendi durumu ve sureti ile Allah'ı tesbih eden ve tenzih eden bir varlık olması mı demek olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Muhakkikler onun gerçek anlamda tesbih etmediği kanaatindedir. Yüce Allah da: "Öylesi de vardır ki Allah korkusundan yuvarlanır. " (el-Bakara, 2/74) diye haber vermektedir. Akıl bunlarda temyiz gücünün yaratılmasını imkansız kabul etmeyip, nas da bunu ifade ettiğine göre onun dediğinin kabul edilmesi icab eder. Allah en iyi bilendir. Bu hadis dolayısıyla ilim adamları kabrin yanında Kur'an okumayı müstehab kabul etmişlerdir. Çünkü hurma dalının tesbihi sebebiyle azabın hafifletilmesi umulabiliyorsa, Kur'an-ı Kerim tilaveti için bunun öncelikle sözkonusu olması gerekir. Allah en iyi bilendir. Buhari Sahih'inde sahabi Bureyde b. Husayb el-Eslemi'nin (r.a.) kabrine iki hurma dalı konulmasını vasiyet ettiğinden söz etmektedir. Buradan anlaşıldığına göre o (r.a.) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in yapmış olduğu bir işin benzerini yaparak bereketinden yararlanmak istemiştir. Hattabi bu hadise dayanarak insanların hurma yapraklarını, dallarını birbirine dolamaları şeklindeki uygulamalarını kabul etmeyip, reddetmiş, bunun aslı da yoktur, açıklanabilir bir tarafı da yoktur demiştir. Allah en iyi bilendir. Bu babtaki hadislerden çıkartılan fıkhi hükümlere gelince; 1- Kabir azabı sabittir. Mutezile'ye hilafen hak ehlinin görüşü budur. 2- İkinci rivayetteki: Kendisini idrardan korumazdı, ifadesinden ötürü sidik necistir. 3- Koğuculuk (nemime) büyük bir haramdır. 4- Ve bunun dışında daha önce sözkonusu edilen diğer hususlar. Allah en iyi bilendir
This hadith is transmitted from A'mash by Abmad b. Yusuf al-Azdi, Mu'alla b. Asad, Abd al-Wahid, Sulaiman with the same chain of transmitters but for the words:" The other did not keep himself safe from being defiled by urine
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ إِحْدَانَا إِذَا كَانَتْ حَائِضًا أَمَرَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَأْتَزِرُ بِإِزَارٍ ثُمَّ يُبَاشِرُهَا .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve İshak b. İbrahim rivayet ettiler. İshak: Bize haber verdi tabirini kullandı. Ötekiler: Bize Cerir Mansur'dan, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Aişe'den naklen rivayet etti. dediler. Aişe (r.anha) dedi ki: Bizden birimiz ay hali olmuşsa Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ona emri üzerine bir izar (peştamal)a bürünür sonra ona mübaşeret ederdi.
A'isha reported:When anyone amongst us (amongst the wives of the Holy Prophet) menstruated, the Messenger of Allah (ﷺ) asked her to tie a waist-wrapper over her (body) and then embraced her
Diğer tahric: Buhari, 300 -buna yakın-, 2031 -buna yakın-; Ebu Davud, 268; Tirmizi, 132 -buna yakm-; Nesai, 285, 372; İbn Mace, 636; Tuhfetu'I-Eşraf
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، ح وَحَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ إِحْدَانَا إِذَا كَانَتْ حَائِضًا أَمَرَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تَأْتَزِرَ فِي فَوْرِ حَيْضَتِهَا ثُمَّ يُبَاشِرُهَا . قَالَتْ وَأَيُّكُمْ يَمْلِكُ إِرْبَهُ كَمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْلِكُ إِرْبَهُ .
Bize yine Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ali b. Müshir Şeybani'den rivayet etti. H. Bana Ali b. Hucur es-Sa'dî dahî rivayet etti. Lafız onundur. (Dedi ki): Bize Ali b. Müshir haber verdi. (Dediki): Bize Ebu İshak, Abdurrahman b. el-Esved babasından, o Aişe (r.anha)'dan şöyle dediğini nakletti: Bizden herhangi birisi ay hali olduğu zaman Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona ay hali kanının arttığı zamanda bir peştamal sarmasını emreder sonra ona mübaşeret ederdi. (Aişe) dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kendisine hakim olduğu gibi hanginiz kendisine hakim olabilir ki?
A'isha reported:When anyone amongst us was menstruating the Messenger of Allah (ﷺ) asked her to tie waist-wrapper daring the time when the menstrual blood profusely flowed and then embraced her; and she ('A'isha) observed: And who amongst you can have control over his desires as the Messenger of Allah (ﷺ) had over his desires
Diğer tahric: Buhari, 302; Ebu Davud, 273; İbn Mace, 635; Tuhfetu'l-Eşraf, 16008 AÇIKLAMALAR 294.sayfada
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ مَيْمُونَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُبَاشِرُ نِسَاءَهُ فَوْقَ الإِزَارِ وَهُنَّ حُيَّضٌ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Bize Halid b. Abdiîlah Şeybani'den o da Abdullah b. Şeddad'dan, o da Meymune'den naklen haber verdi. Meymune dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hanımları ile ay hali oldukları halde peştamalin üzerinden mübaşeret ederdi.
Maimuna (the wife of the Holy Prophet) reported:The Messenger of Allah (ﷺ) contacted and embraced his wives over the waist-wrapper when they were menstruating
Diğer tahric: Buhari, 303; Ebu Davud, 2167 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (677-679): Bu babta (678) "Aişe (r.anha) dedi ki: Bizden birimiz ay hali olduğunda ... hakim olabilir" hadisi ile "Meymline (r.anha) dedi ki: ... " hadisi yer almaktadır. Aişe (r.anha)'dan rivayet edilen hadiste asıl nüshalardaki rivayet "bizden birimiz ... " ifadesindeki (.....) fiili (müennesten bahsetmesi dolayısıyla te'li de kullanılması sözkonusu iken) te'siz kullanılmıştır. Bu kullanım da doğru bir kullanımdır çünkü Sibeveyh "el-Kitab"ında konu ile ilgili başlıkta bazı Arapların "bir kadın, dedi" cümlesinde fiili müenneslik alameti olarak sonunda gelmesi gereken te harfi olmaksızın kullandıklarını nakletmektedir. İşte İmam Sibeveyh böyle bir kullanımı nakletmiş ve bu şekilde bir kullanımın caiz olduğunu belirtmiş bulunmaktadır. Bunu aynı şekilde İmam Ebu'l-Huseyn b. Haruf da nakletmiş, başkaları da zikretmiş bulunmaktadır. Ayrıca hadiste geçen "kane"nin burada durum ve olay (kıssa) fiili olması da mümkündür. Yani durum ve vaziyet şöyle idi, demek olur, sonra olayı anlatarak: Bizden birimiz ay hali olunca ... ona emrederdi, demiştir. Allah en iyi bilendir. "Ay halinin arttığı zamanda" ay hali kanının çoğaldığı zamanda demektir. (3/203) "Peştamal bürünmesi" ise göbeği ve göbeğinden aşağısını diz kapağına ve daha aşağısına kadar örten bir peştamal bağlamasını emrederdi, demektir. Aişe (r.anha)'nın: "Hanginiz kendisine hakim olabilir" sözünde "irb" kelimesi hemze kesreli olarak kendisi ile faydalandığı organı yani ferci demektir. Bir topluluk ise bunu "ereb" olarak rivayet etmişlerdir bu da kendi ihtiyacı anlamındadır. Bu ise cima arzusudur. Maksat ise O aranızda kendisine en ileri derecede hakim olandi. Bu şekilde mübaşerete rağmen harama düşmekten yana kendisinden emin idi. Haram olan iş ise ay hali olan kadının fercine mübaşeretlir. Hatlabi bu rivayeti tercih etmiş, birinci rivayeti reddetmiş ve muhaddislerin bunu bu şekilde nakletmelerini bir kusur olarak değerlendirmiştir. Allah en iyi bilendir. Hayz (ay hali) sözlükteki asıl anlamı akmak demektir. Vadinin seli akacak olursa bunu anlatmak için bu fiil kullanılır. Eıheri, Herevi ve onların dışındaki imamlar şöyle demektedir: Hayz kadının belli vakitlerde kanının akması demektir. Bu kanı kadın rahmi büluğundan sonra akıtır. İstihaza ise kanın zamansız akması demektir. Ay hali kanı rahmi n dibinden çıkar, istihaza kanı ise el-azil denilen ve rahmin ön taraflarında bulunan bir damardan akan kandır. Dilbilginlerinin dediklerine göre hayz, mahiı ve mehaz kelimeleri 'ay hali olmak' demek olup, ay hali olan kadına da "haiz" denilir. Bu şekilde sonuna te getirmemek fasih ve meşhur olan söyleyiştir. Cevheri, Ferra'dan "haiza: ay hali kadın" söyleyişini de nakletmektedir. Hadat, tehayyadat, dereset, tamiset, ariket, dahiket, nefiset şeklindeki bütün fiiller aynı anlamda (ay hali oldu) demektir. Bazıları da ay hali oldu anlamında ekbarat ve a'sarat kelimelerini de ilave etmişlerdir. Babtaki Hadislerden Çıkarılan Hükümler Ay hali olan kadınla mübaşeret birkaç kısımdır: Birinci kısım: Ay hali olan kadınla fercinde cima ile mübaşeret etmek: Bu Kur'an-ı azimuşşanın nassı ve sahih sünnet ile ve Müslümanların icmaı ile haramdır. Mezhep alimlerimiz der ki: Müslüman bir kimse ay hali olan bir kadın ile fercinde cima etmenin helal olduğuna inanırsa kafir ve mürted olur. Bir kimse bunun helal olduğuna inanmaksızın bu işi yapacak olursa, şayet bunu unutmuş yahut ay hali olduğunu bilmeyen ya da haram olduğunu bilmeyen yahut zorlanan bir kimse ise onun için vebalde kefaretle sözkonusu değildir. Şayet kasten ay hali olduğunu ve haramlığını bilerek kendi isteği ile ay hali olan kadın ile cima ederse pek büyük bir günah işlemiş olur. Şafii bunun büyük bir günah olduğunu ve bu işi yapanın tövbe etmesinin icap ettiğini açıkça ifade etmiştir. Bu işi yapan kimseye kefaretin vücubu hususunda Şafii'nin iki görüşü vardır. Daha sahih olana göre -ki bu onun yeni görüşüdür. Malik, Ebu Hanife, iki rivayetten birisine göre Ahmed'in ve selefin çoğunluğunun da görüşüdür- bundan dolayı ona kefaret düşmez. Seleften bu görüşü benimseyenler arasında Ata, İbn Ebu Muleyke, Şa'bi, Nehai, Mekhul, Zühri, Ebu'z-Zinad, Rabia, Hammad b. Süleyman, Eyyub es-Sahtiyani, Süfyan es-Sevri, Leys b. Sa' d -yüce Allah hepsine rahmet buyursun- vardır. İkinci görüş ise Şafii'nin eski ve zayıf görüşü olup, böyle birisine kefaret icap eder. Bu görüş İbn Abbas, Hasan-ı Basri, Said b. Cubeyr, Katade, Evzai, İshak ve ondan gelen ikinci rivayette Ahmed bu görüştedir. Bunlar kefaret hususunda ise farklı görüşlere sahiptirler. Hasan ve Said kefaretin bir köleyi hürriyetine kavuşturmak olduğunu söylerken diğerleri bir ya da yarım dinardır demişlerdir. Bununla birlikte hangi durumda bir dinar, hangi durumda yarım dinar kefaret ödemesi gerektiği hususunda da aralarında ihtilaf vardır. Acaba bir dinar kefaret kanın ilk geldiği sırada, yarısı da son zamanlarında olursa mı yoksa dinar kanın geldiği zamanda, yarısı ise kesildiğinden sonra mı kefaret olarak verilecektir. Bu hususta görüş ayrılıkları vardır. (3/204) Bu kefaretin verileceği ni kabul edenler İbn Abbas'ın rivayet ettiği şu merfu hadisi delil alırlar: "Kim ay hali iken hanımına yaklaşacak olursa, bir yahut yarım dinar sadaka versin. " Ancak bu hafızların ittifakı ile zayıf bir hadistir. Doğrusu kefaretin sözkonusu olmadığıdır. Allah en iyi bilendir. İkinci kısım: Göbeğin üst tarafı ile diz kapağının alt tarafı arasına zekeriyle sürtünmek yahut öperek, kucaklaşarak, dokunarak ve daha başka şekilde mübaşeret etmek (temas etmek, dokunmak}.Bu da ilim adamlarının ittifakı ile helaldir. Şeyh Ebu Hamid el-İsferayini ile çok sayıda bir topluluk bu hususta icma olduğunu nakletmiş bulunmaktadırlar. Abide es-Selmani' den ve diğerlerinden erkeğin hiçbir yanı ay hali olan karısının hiçbir yanına değmez diye gelen nakil aslında şaz, münker, bilinmeyen ve kabulolunmayan bir görüştür. Ondan bu görüş sahih olarak nakledilse bile Buhari ve Müslim'in sahihleri ile başka hadis kaynaklarından zikredilmiş bulunan Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in peştamalin üstünden mübaşereti, bu hususa dair izin vermesi ile ilgili meşhur sahih hadislerle ve ondan önce olsun sonra olsun muhalefete kalkışanlardan önce Müslümanların icmaı ile reddolunur. Diğer taraftan yararlandığı ve fnübaşeret ettiği yerde bir miktar kanın bulunup bulunmaması arasında da fark yoktur. İşte mezhep alimlerimizin ve onların dışındaki diğer alimlerin pek büyük çoğunluğunun mutlak hadisler dolayısıyla kesin olarak söylediği meşhur ve doğru hüküm budur. Mezhebimize mensup el-Mehamill ise bazı mezhep alimlerimizin bu hususta bir görüşünü nakletmektedir. Buna göre göbeğin üstü ile diz kapağının altındaki bölgede eğer ay hali kanından bir şeyler varsa ona mübaşeret (dokunmak) haram olur fakat bu görüşün batıl olduğunda şüphe yoktur. Üçüncü kısım: Ön ve arka dışında göbek ile diz kapağı arasındaki yerlerde mübaşeret (temas ve dokunmak). Bu hususta mezhep alimlerimizin üç görüşü vardır. Onların büyük çoğunluğuna göre daha sahih, mezhepte daha meşhur olan görüş bunun haram olduğudur. İkinci görüş bu haram değildir ama tenzihen mekruhtur. Bu görüş ise delil bakımından daha güçlü bir görüş olup, tercih edilen de budur. Üçüncü görüş eğer mübaşeret eden kişi kendisini fercden alıkoyabiliyor ve ondan uzak kalacağı hususunda kendisine güveniyorsa -bu ister arzusunun azlığından, ister ileri derecede vera sahibi oluşundan olsun- caizdir, değilse caiz olmaz. Bu görüş de güzel bir görüştür. Bunu mezhep alimlerimizden Ebu'l-Abbas el-Basri ifade etmiştir. Birinci görüş olan kayıtsız şartsız haram olduğu görüşünü kabul edenler arasında Malik ve Ebu Hanife de vardır. İlim adamlarının çoğunluğunun görüşü de budur. Said b. el-Müseyyeb, Şureyh, Tavus, Ata, Süleyman b. Yesar ve Katade bunlar arasındadır. Caiz olduğunu kabul edenler arasında ise İkrime, Mücahid, Şa'bi, Nehai, Hakem, Sevri, Evzai, Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. el-Hasan, Esbağ, İshak b. Rahuye, Ebu Sevr, İbnu'l-Münzir ve Davud da bulunmaktadır. Delil itibariyle bu görüşün daha güçlü olduğunu da belirtmiştik. Bunlar ayrıca biraz sonra gelecek Enes (r.a.)'ın rivayet ettiği: "Nikah (cima) dışında her şeyi yapabilirsiniz" hadisini delil göstermişlerdir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in peştamalden yukarısına mübaşeret etmekle yetinmesi ise müstehaplık olarak yorumlanır demişlerdir. Allah en iyi bilendir. Şunu da bilelim ki, ilişkiyi ve mübaşereti haram kabul edenlere göre bu hüküm ay hali süresince ve ay halinden kesilip de gusledinceye yahut şartına uygun olarak suyu bulamayacak olursa teyemmüm edinceye kadar devam eder. Bizim,Malik, Ahmed, selef ve halefin büyük çoğunluğunun görüşü budur. Ebu Hanife ise: Ay halinin azami süresi gelip, kanın kesilmesi halinde anında onunla ilişki kurmak helal olur. Cumhur yüce Allah'ın: "Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendiler mi o zaman Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın. " (Bakara, 2/222) buyruğunu delil göstermişlerdir. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ مَخْرَمَةَ، ح وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مَخْرَمَةُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ سَمِعْتُ مَيْمُونَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَضْطَجِعُ مَعِي وَأَنَا حَائِضٌ وَبَيْنِي وَبَيْنَهُ ثَوْبٌ .
Bana Ebu't-Tahir tahdis etti. Bize İbn Vehb, Mahreme'den haber verdi. (H) Bize Harun b. Said el-Eyl! ve Ahmed b. İsa da tahdis edip dediler ki: Bize İbn Vehb tahdis etti. Bana Mahreme babasından haber verdi. O İbn Abbas'ın azatlısı Kureyb'den şöyle dediğini nakletti: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Meymune'yi: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ben ay hali olduğum halde benimle onun arasında da bir elbise varken benimle birlikte (aynı yorgan altındalyatardı, derken dinledim. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 18081 AÇIKLAMALAR 296.sayfada)
Kuraibthe freed slave of Ibn Abbas, reported:I heard it from Maimuna, the wife of the Messenger of Allah (way peace be upon him): The Messenger of Allah (ﷺ) used to lie with me when I menstruated, and there was a cloth between me and him
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ زَيْنَبَ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ، حَدَّثَتْهُ أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ حَدَّثَتْهَا قَالَتْ، بَيْنَمَا أَنَا مُضْطَجِعَةٌ، مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْخَمِيلَةِ إِذْ حِضْتُ فَانْسَلَلْتُ فَأَخَذْتُ ثِيَابَ حَيْضَتِي فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنُفِسْتِ " . قُلْتُ نَعَمْ . فَدَعَانِي فَاضْطَجَعْتُ مَعَهُ فِي الْخَمِيلَةِ . قَالَتْ وَكَانَتْ هِيَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَغْتَسِلاَنِ فِي الإِنَاءِ الْوَاحِدِ مِنَ الْجَنَابَةِ .
Bize Muhammed b. el-Müsenna rivayet etti. (Dediki): Bize Muaz b. Hîşam rivayet etti. (Dediki): Bana babam, Yahya b. Ebi Kesîrden rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Selemetü'bnü Abdirrahman rivayet etti. Onada Zeynep binti Ümmü seleme rivayet etmiş. onada Ümmü Seleme rivayet etmiş. Demişki: Ben kadife bir örtü altında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte yatıyorken ay hali oluverdim. Derhal sıvışıp ay hali olduğum zaman giyindiğim elbiselerimi aldım. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana: ''Ay hali mi oldun?" dedi. Ben, evet dedim. O beni çağırdı ve kadife örtünün altında onunla birlikte yattım. Ümmü Seleme (r.anha) dedi ki: Kendisi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte cünüplükten aynı kapta yıkanırlardı.
Umm Salama reported:While I was lying with the Messenger of Allah (ﷺ) in a bed cover I menstruated, so I slipped away and I took up the clothes (which I wore) in menses. Upon this the Messenger of Allah (ﷺ) said: Have you menstruated? I said: Yes. He called me and I lay down
Diğer tahric: Buhari, 298, 322 -uzunca-, 323,1929 -uzunca-; Nesai, 282, 369 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari «Kitabu'l Hayz'ın bir iki yerinde ve «Kitab't-Tahare»de; Nesaî dahi «Kitabu't-Tahare»de muhtelif ravilerden tahriç etmişlerdir. Gerçi Ebu Davud Hz. Aişe'den buna muarız bir hadis rivayet etmişdir. O Hadiste Hz, Aişe: «Ben hayzımı gördüğüm zaman yataktan hasırın üzerine inerdim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana yaklaşmazdı; ben de temizleninceye kadar ona yaklaşmazdım. demişsede de Aliyyu-l' Kaarî: İhtimal bu hadis mensuhdur; diyor. İbni Kesir ise onun tenezzüh ve ihtiyata hamledildiğini söylüyor. İbni Abbas (R.A.) Hayz zamanında karısından uzaklaşırmış. Halası Meymune (R.A.) bunu duyunca; ona haber göndererek: «Sen Resulullah'ın sünnetinden yüz mü çeviriyorsun! Vallahi o hayızlı kadınlarından biri ile yatar aralarında dizleri geçecek kadar bir Örtüden başka bir şey bulunmazdı.» demiş Hamile yahut hamil: Saçaklı kadife demektir. Hadîsin bazı rivayet lerinde kelimenin yerine «hamîsa» zikredilmiştir. Hamîsa dört köşeli ve iki çizgili çarşaftır. Bazıları siyah ve kırmızı çizgili bir kumaş olduğunu söylerler. Nifas: Çocuk doğurduktan sonra gelen kandır. Azı için hudud yoksada son haddi kırk gündür. Ondan sonra kan gelse bile hastalıktan dolayı olduğu için kadının namaz oruç gibi ibadetlerine manî değildir. Ekseri ulema ve fukahanm kavilleri budur. Hasan-ı Basrî'den nifaslı kadının elli gün namaz kılamayacağı rivayet olunmuştur. Ata' ise bu müddeti altmış güne çıkarmıştır. NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta Meymune (r.anha)'nın: "Ben ay hali olduğum halde ... " hadisi ile Ümmü Seleme (r.anha)'nın: "Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte kadife bir örtünün altında yatarken ... " hadisleri yer almaktadır. Dilcilerin belirttiğine göre "ham1le" ve "ham1l" kadife demektir. Neden olursa olsun havı bulunan her bir elbiseye hamıle denilir. Siyah elbiselere ham1le denildiği de söylenmiştir. (Um Seleme'nin): "İnseleltu" ifadesi gizlice çekip gittim, sıvıştım demektir. Onun bu şekilde uzaklaşması muhtemelen Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e kanın bulaşmasından korkması idi yahut (3/206) kendisi tiksindiği için Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber yatmayı uygun görmediği yahut kendisi kendisinden yararlanması imkan bulunmayan bu halde kendisinden faydalanmayı isteyeceğinden korktuğu için olmuştur. "Ay hali olduğunda giydiğim elbiselerimi aldım" yani ay hali zamanı için hazırlanmış elbiselerimi aldım. Ay halini anlatmak için "nefise" fiili kullanılır, loğusalık halini anlatmak için ise "nüfise" diye kullanılır. Herevı'nin naklettiğine göre ise loğusalık halinde nufise ve nefise şekilleri, ay hali hakkında ise sadece nefise şekli kullanılır demiştir. Kadı İyaz der ki: Bizim burada Müslim'deki rivayetimiz nun harfi dammeli (nufise) şeklidir. Hadis ehlinin rivayeti de budur ve bu sahihtir. Ebu Hatim de el-Esmal'den ay hali ve doğum (loğusalık) hakkında her iki şekli de nakletmiş olup, bunu daha başkaları da zikretmiş bulunmaktadır. Bütün bu şekillerin ifade ettikleri asıl anlam ise kan ın çıkmasıdır. Kana da "nefs" adı verilir. Allah en iyi bilendir. Babtaki Hadislerden Çıkartılan Hükümler 1- Ay hali olan kadın ile birlikte uyumak, onunla aynı yorgan altında yatmak -göbek ile diz kapağı arasında tenlerin birbirlerine değmesini önleyecek yahut yalnız ferci haram kabul edenlere göre- ise ferce değmeyi önleyecek bir engelin bulunması hu.linde caizdir. 2- İlim adamları der ki: Ay hali olan kadınla aynı yatakta yatmak, öpmek, göbekten yuka'ısı ve diz kapağının altındaki yerlerinden yararlanmak mekruh olmadığı gib 3- Elini sıvı herh,mgi bir şeye daldırması 4- Kocasının başinı ya da mahremlerinden olan birisinin başını yıkaması ve taraması da mekruh değildir. 5- Ay hali olan kadının yemek pişirmesi, hamur yoğurması ve daha baş- ka işleri yapması mekruh değildir. 6- Arttırdığı su ve yemek ve teri temizdir. Bütün bu hususlar üzerinde ittifak vardır. İmam Ebu Cafer Muhammed b. Cerir, Mezahibu'l-Ulema adlı eserinde Müslümanların bütür. bu hususlarda icma ettiklerini nakletmektedir. Bunların sünnetten delilleri ise açık ve meşhurdur. (3/207) Yüce Allah'ın: '1\y halinde iken kadınlardan ayrı durun, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. " (Bakara, 2/222) buyruğuna gelince: Bundan maksat onlarla cinsel ilişkiden uzak durun ve onlarla cinsel ilişkiye yakınlaştıncı halleriniz olmasın, demektir. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا اعْتَكَفَ يُدْنِي إِلَىَّ رَأْسَهُ فَأُرَجِّلُهُ وَكَانَ لاَ يَدْخُلُ الْبَيْتَ إِلاَّ لِحَاجَةِ الإِنْسَانِ .
Bize Yahya b. Malik tahdis edip dedi ki: Malik'e, İbn Şihab'dan diye okudu. O Urve'den, o Amre'den, o Aişe'den şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) itikafa girdiği zaman başını bana doğru yaklaştırır, ben de saçlarını tarardım. Eve de insanın bir ihtiyacı dışında bir sebeple girmezdi.
It is reported from 'A'isha that she observed:When the Messenger of Allah (ﷺ) was in I'tikaf, he inclined his head towards me and I combedhis hair, and he did not enter the house but for the natural calls (for relieving himself)
Diğer tahric: Ebu Davud