deneme

Temizlik (Taharet) ile İlgili Hadisler

1.909 hadis bulundu · sayfa 16/96

Sahîh-i Müslim No. 623 Sahih

وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، ح وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، ح وَحَدَّثَنَا مِنْجَابُ بْنُ الْحَارِثِ التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ مُسْهِرٍ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمَعْنَى حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ غَيْرَ أَنَّ فِي، حَدِيثِ عِيسَى وَسُفْيَانَ قَالَ فَكَانَ أَصْحَابُ عَبْدِ اللَّهِ يُعْجِبُهُمْ هَذَا الْحَدِيثُ لأَنَّ إِسْلاَمَ جَرِيرٍ كَانَ بَعْدَ نُزُولِ الْمَائِدَةِ ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim ve Ali b. Haşrem tahdis edip dediler ki: Bize İsa b. Yunus haber verdi. (H) Bunu bize Muhammed b. Ebu Ömer de tahdis edip dedi ki: Bize Süfyan tahdis etti. (H) Bize Mincab b. Haris et-Temimi de tahdis etti. Bize İbn Mushir haber verdi. Hepsi A'meş'ten bu isnadta Ebu Muaviye'nin hadisi rivayeti manasında rivayet ettiler. Ancak İsa ve Süfyan'ın hadisi rivayetinde dedi ki: Bu hadis Abdullah'ın arkadaşlarının hoşuna gidiyordu çünkü Cerir'in Müslüman olması Maide suresinin nüzulünden sonra olmuştu. NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buharî, Tirmizî ve Nesaî «Kitabu's-Salat» da Ebu Davud ile İbni Mace de «Kitabu't-Tahare» da tahric etmişlerdir. Hadis-i şerif mest üzerine mesh'in meşru olduğuna delildir. Hz. Cerir (R.A.)'a «Sen böylenıi yapıyorsun» diye soran zat Hemmam b. Haris'tir. Nitekim Taberani 'nin Cafer b. Haris tarikiyle A'meş'ten rivayet ettiği hadiste ismi tasrih edilmiştir. Hatta hadisin bir tarikinde soran zatın Hz. Cerir'i ayıpladığı zikredilmiştir. Hz, Cerir'in hadisini beğenen cemaat yanında bulunan ashab idi. Cerir de yeni müslüman olmuştu. Onun islamiyeti kabulu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in dünyadan gittiği seneye tesadüf eder. Hadisin bir rivayetinde: «Abdullah b. Mes'ud'un ashabı bu hadisi beğeniyorlardı» denilmiştir. Müslim'in rivayetinde: «Çünkü Cerir'in İslama girişi Maide suresinin nüzulünden sonra idi», Ebu Davud'un rivayetinde ise: «Bu iş yani Nebi (Sallallahu. Aleyhi ve Sellem)'\n mestleri üzerine mesh etmesi maide suresinin nüzulündan sonra idi» denilmiş ve Cerîrin «ben ancak maide suresinin nuzulundan sonra müslüman oldum,» dediği rivayet edilmiştir. Tirmizî bu hadisi rivayet ettikten sonra şunları söyler: «Bu hadis müfesserdir. Çünkü mest üzerine meshi inkar edenlerden bazısı tevilde bulunarak ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in mest üzerine mesh etmesi maide süresindeki abdest ayeti inmezden önce idi. Binaenaleyh bu mesele abdest ayeti ile mesh edilmişitr demektedir. İşte Cerir bu hadisinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Maide suresi indikten sonra mestleri üzerine mesh ettiğini gördüğünü anlatmıştır. İbni Mes'ud'un arkadaşlarının Cerir hadisini beğenmeleri bu te'vücilere red cevabını teşkil ettiğindendir.» Abdest ayetinden murad ! ... «Yüzlerinizi yıkayın, (ellerinizi de dirseklerinizle beraber yıkayın...» ayet-i celilesidir. Eğer Cerir (R.A.)'ın müslümanlığı kabulü bu ayetin nüzulünden önce olsaydı o zaman mest üzerine mesih meselesinin bu ayetle mensub olması mevzu bahis edilebilirdi. Fakat onun islamiyeti kabulü ayet-i kerimenin nüzulünden sonradır. Binaenaleyh neshe imkan yoktur. Hadisle amel etmek icab eder. Beyhakînin «Sünen» inde İbrahim b. Ethem (R.A.) in: «Mestler üzerine mesh hususunda Cerir (R.A.) hadisinden daha güzel bir şey işitmedim» dediği rivayet olunuyor. Mest üzerine mesh babında bir çok hadisler varid olmuştur. Bunların sayısı bir çok ulemaya göre tevatür derecesini bulmaktadır. İmam Ahmed b. Hanbel'den Meymuni'nin rivayetine göre mest üzerine meshin meşru olduğunu otuz yedi sahabi yine İmam-i Ahmed'den Hasan b. Muhammed'in rivayetine göre kırk; sahabi rivayet etmiştir. Bezzar'ın «Müsned» inde İbni Ebi Hatim'in kırk bir sahabi dediği rivayet olunduğu gibi Hasan-i Basrî'den bunların yetmiş Bedr gazisi olduğu rivayet edilir. İbni Abdilber diyorki: «Sair Bedr ve Hudeybiye gazileri ile onlardan başka Muhacirin ve Ensar, tabiin. İslam aleminin fukahası bilumum ulema ve muhaddisler mest üzerine mesh etmişlerdir. Bunu inkar edenler ancak müslümanların cemaatından ayrılan bid'atçılarla şaşkınlardır.» Bu babtaki hadisler tevatür derecesini bulduğu içindir ki Ebu Hanife mest üzerine meshe inanmayı ehl-i sünnet vel cemaatın şartlarından saymıştır. Hz. İmamın: «Bana gündüzün ziyası gibi aşikar olmadıkça meshe kail olmadım dediği rivayet olunur. Bunu inkar kibar-ı sahabeye muhalefet ve onları hataya nisbet ma'nasını taşıdığından bid'attır. Hatta Kerhi! «Mest üzerine meshi caiz göremeyenin küfründen korkarım» demiştir. Mesih babında Nevevide şunları söylüyor, «Seferde olsun hazarda olsun ve keza ihtiyar bulunsun bulunmasın mest üzerine mesh etmenin caiz olduğuna sözüne itimad edilir ulema icma' etmişlerdir. Hatta evinden çıkmayan kadına ve yürüyemiyen kötürüme dahi bu caizdir. Onu yalnız şiilerle hariciler inkar etmiştir ki; onların hilafıda nazar-ı itibar-a alınmaz. îmam-ı Malik (R.A.)'den bir kaç kavil rivayet edilmiştir. Meşhur kavle göre; onun mezhebide cumhur-u ulemanın mezhebi gibidir. Mest üzerine meshi ashabtan sayılmayacak kadar çok zevat rivayet etmişlerdir.» Nevevî sözüne devamla: «Ulema mest üzerine meshmi yoksa onları çıkarıp yıkamakmı efdal olduğunda ihtilaf etmişlerdir. Bizim ulemamıza göre ayakları yıkamak efdaldır. Çünkü asıl olan budur. Ashab-i kiramdan bir cemaatta buna kaildir ki Ömerü'bnü'l-Hattab, oğlu Abdullah ve Ebu Eyyub el-Ensarî (R.A.) bunlar meyanındadir. Tabiinden bir çokları meshin efdal olduğuna kaildirler. Şa'bî, Hakem ve Hammad'ın Mezhebleride budur. İmam Ahmed'den iki rivayet vardır. Esah rivayete göre mesh efdaldir. İkinci rivayete göre mest üzerine mesh ile ayakları yıkamak hükmen müsavidirler. İbni'I Münzir'de bu kavli ihtiyar etmiştir.» NEVEVİ ŞERHİ: İcmada sözüne itibar edilir kimseler, seferde olsun, mukimken olsun, ihtiyaç olsun olmasın mestler üzerine mesh etmesinin caiz olduğu üzerinde icma etmişlerdir. Hatta evinden dışarı çıkmayan kadının, yürümeyen kötürümün dahi mesh etmesi caizdir. Ancak şia ve hariciler bunu inkar etmişlerdir. Onların muhalefetinin ise bir değeri yoktur. Malik -Allah'ın rahmeti üzerine-'den bu hususta çeşitli rivayetler nakledilmiştir. Ancak onun mezhebinden meşhur olan görüşü büyük çoğunluğun kabul ettiği gibidir. Mestler üzerine mesh etmeyi ashab-ı kiram'dan sayılamayacak kadar kişi rivayet etmiştir. Hasan-ı Basri (rahimehul1ah) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından yetmiş kişi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mestler üzerine mesh ederdi, diye bana tahdis ettiler. Ben el-Mühezzeb Şerhinde onu rivayet eden ashab-ı kiram'dan pek çok kişinin isimlerini açıklamış ve bu hususta oldukça nefis bilgiler kaydetmiş bulunmaktayım. Başarı Allah'tandır. İlim adamları mestler üzerine mesh etmek mi faziletlidir yoksa ayakları yıkamak mı faziletlidir hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bizim (Şafii) mezhebimizin kanaatine göre ayakları yıkamakdaha faziletlidir çünkü aslolan odur. Aralarında Ömer b. el-Hattab, oğlu Abdullah ve Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.)'ın da bulunduğu ashab-ı kiram'dan pek çok kimse de bu kanaati benimsemiştir. Tabiinden pek çok kimse de mestler üzerine mesh etmenin daha faziletli olduğu kanaatindedir. Şa'bi, Hakem ve Hammad bu kanaattedir. İmam Ahmed' den iki rivayet nakledilmiştir. İkisinden daha sahih olan mesh etmenin daha faziletli olduğudur, ikinci rivayete göre her ise ikisi de aynıdır. İbnu'l-Münzir de bu görüşü tercih etmiştir. Allah en iyi bilendir. "Bu hadis hoşlarına gidiyordu ... " Yani yüce Allah Maide suresinde: "Yüzlerin izi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınıza mesh edin, her iki topuğunuza kadar da ayaklarınızı (yıkayın}." (Maide, 5/6) buyurmaktadır. (3/164) Şayet Cerir'in Müslüman olması Maide suresinin nüzulünden önce olmuş olsaydı onun mestler üzerine mesh etmeye dair rivayet ettiği bu hadisin Maide suresindeki ayet ile nesh edilmiş olma ihtimali olurdu. Onun Müslüman olması Maide suresinden sonra meydana geldiğine göre onun rivayet ettiği hadis ile amel edildiğini öğrenmiş olduk, ayrıca bu hadis, Maide suresinde kastedilen kimsenin mestli olmayan kimse olduğunu da beyan edip, açıklamaktadır. Bu durumda sünnet bu ayeti tahsis eden bir ayettir. Allah en iyi bilendir. Beyhaki'nin Süneninde İbrahim b. Edhem'den şöyle dediğini rivayet etmekteyiz: Mestler üzerine mesh etmek hakkında Cerir (r.a.)'ın rivayet ettiği hadisten daha güzelini hiç duymadım. Allah en iyi bilendir

This hadith is narrated on the same authority from A'mash by another chain of transmitters like one transmitted by Abu Mu'awyia. The hadith reported by 'Isa and Sufyan has these words also:" This hadith surprised the friends of Abdullab'" for Jarir had embraced Islam after the revelation of al-Ma'ida

Sahîh-i Müslim No. 624 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَانْتَهَى إِلَى سُبَاطَةِ قَوْمٍ فَبَالَ قَائِمًا فَتَنَحَّيْتُ فَقَالَ ‏ "‏ ادْنُهْ ‏"‏ ‏.‏ فَدَنَوْتُ حَتَّى قُمْتُ عِنْدَ عَقِبَيْهِ فَتَوَضَّأَ فَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya et-Temiml tahdis etti. Bize Ebu Hayseme, A'meş'ten haber verdi, o Şakik'den, o Huzeyfe'den şöyle dediğini nakletti: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte idim. Bir kavmin çöplüğüne kadar gitti ve ayakta küçük abdestini bozdu. Ben kenara çekildim. O: "Yaklaş" buyurdu. Ben de ökçelerinin yanında duruncaya kadar yaklaştım. Abdest aldı ve mestleri üzerine mesh etti.

Hudhaifa reported:I was with the Messenger of Allah (ﷺ) when he came to the dumping ground of filth belonging to a particular tribe. He urinated while standing, and I went aside. He (the Holy Prophet) asked me to come near him and I went so near to him that I stood behind his heels. He then performed ablution and wiped over his socks

Diğer tahric: Buhari, 225 -muhtasar olarak-, 224, 226, 247; Ebu Davud, 23; Tirmizi, 13,26,27,28, 18; İbn Mace, 305, 306, 544; Tirmizi, 13; Tuhfetu'l-Eşraf, 3335 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte idim. Bir kavmin çöplüğüne gitti.. ." Subate (çöplük), çöp, toprak ve benzeri şeylerin atıldığı yerdir. Bu genelde evlerin yakın yerlerinde ev sahiplerine ait bir irtifaktır. Hattabi dedi ki: Çöplükler çoğunlukla yumuşak, toprakla karışık olup, onlarda küçük abdest bozulduğunda yolunu bulup, gider ve abdest bozanın üzerine sıçramaı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ayakta küçük abdest bozma sebebine gelince, bu hususta ilim adamlarının çeşitli açıklamaları vardır. Bunları Hattabi, Beyhaki ve diğer imamlar nakletrr.iş bulunmaktadır. 1 - Birinci açıklama onların dediklerine göre ŞafiI' den de rivayet edilmiş bir açıklamadır. Buna göre Araplar bel ağrısına iyi gelir diye ayakta küçük abdest bozarlardı. Bu sebeple o sırada Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in muhtemelen beli de ağrıyordu. 2- İkinci açıklamaya göre ise bunun sebebi Beyhaki ve başkalarının naklettikleri zayıf bir rivayete göre O, diz kapağının iç tarafındaki bir rahatsızlık dolayısıyla ayakta küçük abdest bozmuştur. 3- Çömelmek için bir yer bulamamış olduğundan ötürü ve çöplüğün önündeki bölümü yüksek olduğundan dolayı ayakta küçük abdestini bozmaya mecbur olmuştur. (3/165) 4- İmam Ebu Abdullah el-Mazerı ile Kadı Iyaı -Allah'ın rahmeti onlara- dördüncü bir açıklamayı sözkonusu ederek onun ayakta küçük abdest bozmasının sebebi, oturma halinden farklı olarak çoğunlukla diğer yoldan hadesin çıkmayacağından emin olunan bir haloluşudur. Bundan dolayı Ömer (r.a.)~ Ayakta küçük abdest bozmak dübürü (arka yolu) daha sağlam korur, demiştir. 5- Buna dair beşinci bir açıklama da ihtimal dahilindedir. O da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bunu o sefer bu şekilde abdest bozmanın caiz olduğunu göstermek için yapmıştır. Yoksa onun sürekli adeti oturarak küçük abdest bozmak idi. Buna da Aişe (r.anha)'nın naklettiği şu hadisi delildir: "Size Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayakta iken küçük abdest bozardı diye nakleden kimselerin sözünü doğru kabul etmeyin, O ancak oturarak küçük abdest bozardı." Bunu Ahmed b. Hanbel, Tirmizi, Nesai ve başkaları rivayet etmiş olup, senedi ceyyiddir. Allah en iyi bilendir. Ayakta küçük abdest bozmanın yasaklanması hakkında sabit olmayan birtakım hadis1er rivayet edilmiştir ama Aişe (r.anha)'nın rivayetettiği bu hadis sabittir. Bundan dolayı ilim adamları bir mazeret olması hali dışında ayakta küçük abdest bozmak mekruhtur demişlerdir. BunLlnla birlikte bu mekruhluk tah rime n değil, tenzihen mekruhtur. İbnu'l-Münzir, el-İşrak adlı eserinde şöyle demektedir: İlim adamları ayakta küçük abdest bozmak hakkında ihtilaf etmişlerdir. Ömer b. el-Hattab (r.a.), Zeyd b. Sabit, İbn Ömer ve Sehl b. Sa'd'dan ayakta küçük abdest bozdukları rivayet edilmekle birlikte aynı husus Enes, Ali ve Ebu Hureyre (radıyallahu imhum)'dan da rivayet edilmiş, İbn Sirin ve Urve b. ez-Zubeyr bunu fiilen yapmış, İbn Mesud, Şa'bi ve İbrahim b. Sa'd bunu mekruh görmüşlerdir. İbrahim b. Sa'd ayakta küçük abdest bozanın şahadetini geçerli kabul etmezdi. Bu hususta üçüncü bir görüş de şudur: Eğer sidiğin üzerine kısmen sıçrayacağı bir yerde ise mekruhtur, eğer sıçramıyor ise bir sakıncası yoktur. Bu da Malik'in görüşüdür. İbnu'l-Münzir der ki: Ben oturarak küçük abdest bozmayı müstehap (sevilen bir iş) olarak görüyorum, ayakta küçük abdest bozmak da bana göre mübahtır çünkü bütün bunlar Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sabittir. Bunlar İbnu'l-Münzir'in açıklamalarıdır. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bir kavmin çöplüğünde küçük abdest bozması hakkında ise çeşitli ihtimaller sözkonusudur. Bunların en kuvvetlisi şudur: Onlar bu işi tercih ediyor ve bundan hoşlanmamaları sözkonusu değildi. Hatta bundan dolayı memnun dahi oluyorlardı. Bu durumda olan bir kimsenin toprağına küçük abdest bozmak da caizdir, yemeğinden yemek de caizdir. Sünnet-i seniyyede bunun benzerleri sayılamayacak kadar çoktur. Biz bu kaideye Ebu Hureyre (r.a.)'ın rivayet ettiği iman bölümünde geçen" ... ben de tilkinin toparlandığı gibi toparlandım ... " hadisinde işaret etmiştik. İkinci açıklamaya göre bu çöplük, sözü geçen kavme özelolarak ait değildi. Aksine onların evlerinin önündeki düzlükte ve bütün insanlara aitti. Kendilerine yakın olduğundan ötürü onlara izafe edilmiştir. Üçüncü bir açıklamaya göre onlar ya açık bir izin ile yahut bu anlamda gelen bir durum ile ihtiyacını görmek isteyen kimselere izin vermiş olabilirlerdi. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bilinen adeti ihtiyacını karşılamak istediğinde uzaklara gitmek olmakla birlikte evlere yakın bir çöplükte küçük abdest bozması ile ilgili olarak Kadı İyaz (Allah ondan razı olsun) şunu zikretmektedir: Bunun sebebi Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O bilinen yerde Müslümanların işleriyle ve onların maslahatlarını ele almakla meşgul bulunması idi. Muhtemelen orada uzun bir süre kalmış ve sonunda küçük abdesti onu sıkıştırıp, uzaklaşma imkanını bulamamış olmasıyd1.Eğer uzak bir yere gitmeye kalkışmış olsaydı zarar görecektL Bunun için çöplüğe gitmiş, Huzeyfe de onu diğer insanların gözünden saklamak için yakınında durmuştu. Kadı İyaz'ın bu açıklaması güzeldir ve güçlü bir açıklamadır. Allah en iyi bilendir. "Ben uzaklaşmak istedim. O: Yaklaş, buyurdu. Ben de yaklaştım ... " (3/166) İlim adamları dedi ki: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onu yanına çağırması onunla insanların ve diğer bakan kimselerin gözünden gizlenip saklanması içindi; çünkü öyle bir hal gizlenip, saklanılması gereken ve adeten utanılan bir haldir. Onun yaptığı iş, diğer abdest bozmanın sözkonusu olmayacağından emin olunduğu ayakta küçük abdest bozma işiydi. Ayrıca hoş olmayan koku da çıkarmıyordu. Bundan dolayı yaklaşmasını istemiştir. Bir diğer hadiste ise ihtiyacını görmek isteyince "kenara çekil" buyurmuştur. Çünkü o sırada ihtiyacını oturarak görüyordu ve her iki abdesti bozmak ihtiyacı vardr,-o takdirde de hoş olmayan koku ve ona bağlı diğer hususlar da ortaya çıkabilirdi. Bundan dolayı bazı ilim adamları hadis hakkında şöyle demiştir: Küçük abdestini bozan kişi eğer ayakta abdestini bozuyorsa ona yaklaşmak sünnettendir. Şayet oturuyor ise sünnet ondan uzak durmaktır. Yüce Allah en iyi bilendir. Hadisten Çıkan Hükümler Şunu da bilmek gerekir ki, bu hadis çeşitli hükümleri kapsayan bir hadis olup, bunların birçoğu daha önceki açıklamalarımlZda geçti. Burada da onlara kısaca işaret edelim: 1 - Mestler üzerine mesh etmek sabittir. 2- İkamet halinde mestlere mesh etmek caizdir. 3- Ayakta küçük abdest bozmak ve bir kimsenin bu şekilde abdest bozana yakın olması caizdir. 4- Küçük abdestini bozan bir kimsenin yanındaki arkadaşından kendisi- ni gizlemesi, saklaması için kendisine yakınlaşmasını istemesi caizdir. 5- Bu gibi hallerde kendisini saklamak müstehaptır. 6- Evlere yakın yerde küçük abdest bozmak caizdir. Hadiste bunun dışında hükümler de vardır. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari «Kitabu'l-Vudu'» ve «Kitabu't-Tahare»de müteaddit yerlerde Ebu Davud, Tirmizî, Nesai ve. îbni Mace dahi «Kitabu't Tahare» da muhtelif ravilerden tahric etmişlerdir. Hadis-i şerif ayakta bevl etmenin ve mest üzerine meshin delillerindendir. Sülata: Mezbele ve çöplük manasına gelir. Ve ekseriyetle evlere yakın yerlerde olur. Sahipli olanları bulunduğu gibi komşular arasında müşterek bulunanlarıda vardır. Ekseriyetle mezbeleler toprakla karışık kaba bir halde bulundukları için üzerlerine bevl veya su gibi şeyler atıldığı zaman insanın üzerine sıçramaz. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ayakta bevl etmesinin sebebi hususunda ulemadan muhtelif kaviller rivayet olunmuştur. Bunları Hattabi, Beyhakî ve başkaları nakletmişlerdir. Şöyleki; 1- Araplar bel ağrısına iyi gelir ümidiyle ayakta bevl ederlerdi. O anda Resullallah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in de belinden muzdarip olması ihtimal dahilindedir. Bu kavil imam Şafiî'den de rivayet olunmuştur. 2- Zayıf bir rivayete göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dizindeki bir illetten dolayı ayakta bevl etmiştir. 3- Oturacak bir yer bulamadığı için mecburen ayakta bevl etmiştir. 4- Ebu Abdillah Mazîrî ile Kaadi îyaz'ın zikrettikleri bir veçhe göre yakınında insanlar bulunduğu için oturarak bevl edildiği zaman ekseriyetle vuku bulunan hal başa gelir endişesiyle ayakta bevl etmiştir. Bundan dolayıdır ki Hz. Ömer (R.A.) «Ayakta bevl etmek dübür için daha emniyetlidir» demiştir. 5- İhtimal o defa ayakta bevl etmesi; bununda caiz olduğunu göstermek içindir. Zîra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in devam üzere adeti oturarak bevl etmekti. Nitekim Aişe (R.A.)'nın: «Size kim Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayakta bevl ederdi derse inanmayın. O ancak oturarak bevl ederdi.» demeside bunu gösterir. Bu haberi Ahmed b. Hambel, Tirmizî, Nesaî ve diğer hadis imamları güzel bir senetle tahric etmişlerdir. Vakıa bu babda sabit olmayan bazı hadisler varsa da Hz. Aişe'den rivayet edilen bu hadis Sahih ve sabittir. Bundan dolayıdır ki; ulema ayakta bevl etmenin mekruh olduğunu söylemişlerdir. Ancak bir özürden dolayı ayakta bevl etmek caizdir. Buradaki kerahet, kerahet-i tenzihiyyedir. İbni-l Münzir «El-İşrak» Nam eserinde şöyle demektedir. «Ayakta bevl hususunda ulema ihtilaf etmişlerdir. Ömer b. Hattab Zeyd b. Sabit. Abdullah b. Ömer ve Sehl b, Sa'd (R.A.) hazeratının ayakta bevl ettikleri sabit olmuştur. Bu fiîl Enes, Ali ve Ebu Hureyre (R.A.)'den de rivayet edildiği gibi îbni Sîrin'le Urvetü'bnü Zübeyr dahi ayakta bevletmişlerdir. İbni Mes'ud (R.A.) Şa'bî ve İbrahim b. Sa'd ayakta bevl etmeyi mekruh saymışlardır. Hatta İbrahim b. Sa'd ayakta bevl edenin şehadetini kabul etmezmiş. Burada üçüncü bir kavil daha vardır. Bu kavle göre bevl edilen yer sert olup bevl insanın üzerine sıçrarsa o yerde ayakta bevl etmek mekruhdur. Sıçramayacak bir yerde beis yoktur İmam Malik'in kavlide budur. Bence oturarak bevl etmek daha iyidir. Ama ayakta bevletmekde mubahtır. Zira her iki şekilde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den sabit olmuştur. İbni Münzir'in sözü burada sona erer. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bir kavmin çöplüğüne bevl etmesine gelince: Bu hususta da bir kaç kavil vardır: 1- O kavmin çöplüklerine bevl edilmesinden razı hatta memnundular. Hali böyle olan kimsenin yerine bevl etmek, onun meyve ve yiyeceğinden yemek mubahtır. Bunun sünnetten misalleri saymakla bitmiyecek kadar çoktur. Nevevî bu kavli tercih etmektedir. 2- Çöplük bir kavme mahsus değil umuma aitti. Yalnız o kavmin evlerine yakın olduğu için onlara izafe olunmuştur. 3- Çöplük bir kavmin malı da olsa oraya kaza-i hacet etmek için herkese izin vermişlerdir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in kaza-i hacet için uzaklara gitmek adeti olduğu halde o defasında evlere yakın bir çöplüğe gitmesinin sebebi o yerde müslümanların işleri ile meşgul olduğundandır. İhtimal meclis uzamış da kendisini bevl sıkıştırmış ve uzaklara gidememiştir. Hz. Huzeyfe'yi arkasına almasıda görünmesine mani olsun diyedir. Bu kavil Kaadi Iyaz'ındır. Ona «yaklaş» emrini vermesini ulema bu suretle tefsir etmişlerdir. Çünkü Bevl hali adete göre utanılan ve gizlenilen bir haldir

Sahîh-i Müslim No. 625 Sahih

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ كَانَ أَبُو مُوسَى يُشَدِّدُ فِي الْبَوْلِ وَيَبُولُ فِي قَارُورَةٍ وَيَقُولُ إِنَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَانَ إِذَا أَصَابَ جِلْدَ أَحَدِهِمْ بَوْلٌ قَرَضَهُ بِالْمَقَارِيضِ ‏.‏ فَقَالَ حُذَيْفَةُ لَوَدِدْتُ أَنَّ صَاحِبَكُمْ لاَ يُشَدِّدُ هَذَا التَّشْدِيدَ فَلَقَدْ رَأَيْتُنِي أَنَا وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَتَمَاشَى فَأَتَى سُبَاطَةً خَلْفَ حَائِطٍ فَقَامَ كَمَا يَقُومُ أَحَدُكُمْ فَبَالَ فَانْتَبَذْتُ مِنْهُ فَأَشَارَ إِلَىَّ فَجِئْتُ فَقُمْتُ عِنْدَ عَقِبِهِ حَتَّى فَرَغَ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya tahdis etti. Bize Cerir, Mansur'dan haber verdi. O Ebu Vail'den şöyle dediğini nakletti: Ebu Musa küçük abdest bozmak hususunda işi çok sıkı tutar, küçük abdestini bir şişeye bozar ve şöyle derdi: İsrailOğullarının herhangi birisinin derisine sidik bulaşırsa onu makaslarla keserdi. Huzeyfe dedi ki: Sizin bu arkadaşınızın bu işi bu derece sıkı tutmamış olmasını çok arzu ederdim çünkü ben kendimi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte yürürken gördüğümü bilirim. O (3/65b) bir (bahçe) duvarın{ın) arkasındaki bir çöplüğe gitti. Sizden herhangi birinizin ayakta durduğu gibi durdu sonra küçük abdestini bozdu. Ben biraz uzaklaştım. Bana işaret etmesi üzerine yanına geldim, işini bitirinceye kadar ökçelerinin yanında ayakta durdum. Tahric bilgisi 623 ile aynı. NEVEVİ ŞERHİ: "ArkadaşınlZın bu işi bu kadar sıkı tutmamış olmasını çokça arzu ederdim ... " Huzeyfe'nin maksadı şudur: İşi bu kadar sıkı tutmak sünnete aykırıdır çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayakta küçük abdestini bozmuştur. Ayakta küçük abdest bozan kimsenin sıçramalara maruz kalacağında da şüphe yoktur. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise bu ihtimali hiç önemsememiş ve Ebu Musa (r.a.)'ın yaptığı gibi bir şişe içinde küçük abdest bozmak gibi bir külfete kendisini sokmamıştı. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu rivayette Hz. Huzeyfe'nin: «Bana işaret etti.» Demesinden bazıları bundan önceki rivayetteki: «Yaklaş dedi» ifadesinin de işaretle olduğunu anlamışlarsada bu doğru değildir. Çünkü Taberani'nin rivayetinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Hz. Huzeyfe'ye: «Beni ört.» dediği tasrih edilmiştir. Binaenaleyh ona hem işaret etmiş hem de yaklaşmasını emir buyurmuş demektir. İki rivayetin arasını bu suretle bulmak mümkündür. Hz. Huzeyfe'yi sözle değil işaretle çağırmıştır. Binaenaleyh bu hadiste bevl esnasında konuşmaya delalet yoktur; diyenlere Aynî şu cevabı vermiştir: «Bu söz düşünülmeden söylenmiştir. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Huzeyfe'ye işareti yahut (beni ört) demesi bevl esnasında değil ondan öncedir. Şu halde bundan nasıl olurda bevl esnasında konuşmanın caiz olmadığı hükmü çıkarılabilir. Aynî 'nin sözünden bevl esnasında konuşmanın mubah olduğu manası anlaşılmamalıdır. Çünkü onun itirazı hükme değil bu hükmü onunla alakası olmayan bir delilden çıkarmaya çalışanadır. Yoksa kaza-i hacet esnasında konuşmak ona görede mekruhtur. Ancak bu kerahet başka delilden anlaşılmıştır. Ben-i İsrail kıssasındaki cildden murad Kurtubî 'ye göre sırtlarına giydikleri kürktür. Bazıları buradaki cildi zahiri manasına almışlardır. Yani Ben-i İsrail'den birinin tenine bevl sıçrarsa onu makasla kesermiş, Ebu Davud 'un rivayet ettiği bir hadis de zahirî manayı tekid etmektedir. Huzeyfe (R.A.)'ın «Arkadaşınızın bu derece şiddet göstermemesini isterdim» demesi bu şiddeti sünnete muhalif gördüğü içindir. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayakta bevl etmiştir. Şüphesizki ayakta bevl eden az çok bevlin sıçramasına maruzdur. Fakat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu ihtimale ehemmiyet vermemiş ve şişe içine bevl etmek tekellüfünde bulunmamıştır. İbni Battal az miktarda bevl sıçramasının ruhsat olduğuna bu hadisle istidlal eder. Zira ayakta bevl eden kimsenin üzerine iğne ucu gibi ufak bevl sıçrayacağı malumdur. Hadis-i Şerif bu ümmete gösterilen semahat ve kolaylıklara delildir. Ben-i îsraile bunun zıddına olarak isru iğlal denilen meşakketli şeyler emrolunmuştu. Bevl sıçrayan yeri makasla kesmek de bunlardan biri idi. Ulema iğne ucu kadar ufak bevl damlalarının hükmünde ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik'e göre bunları yıkamak müstehaptır. Şafiî'ler yıkamanın farz olduğuna kaildirler. Ebu Hanife her necasetin az miktarında olduğu gibi burada da suhulet göstermiş yıkamak lazım olmadığını söylemiştir. Sevri'nin dahi: «Selef bevlin az miktarına ruhsat verirlerdi» dediği rivayet olunur

Abu Wa'il reported:Abu Musa inflicted extreme rigour upon himself in the matter of urination and urinated in a bottle and said: When the skin of anyone amongst the people of Israel was besmeared with urine, he cut that portion with a cutter. Hudhaifa said: I wish that'your friend should not inflict such an extreme rigour. I and the Messenger of Allah (ﷺ) were going together till we reached the dumping ground of filth behind an enclosure. He stood up as one among you would stand up. and he urinated, I tried to turn away from him, but he beckoned to me, so I went to him and I stood behind him, till he had relieved himself

Sahîh-i Müslim No. 626 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ خَرَجَ لِحَاجَتِهِ فَاتَّبَعَهُ الْمُغِيرَةُ بِإِدَاوَةٍ فِيهَا مَاءٌ فَصَبَّ عَلَيْهِ حِينَ فَرَغَ مِنْ حَاجَتِهِ فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ ‏.‏ وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ رُمْحٍ مَكَانَ حِينَ حَتَّى ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said tahdis etti, bize Leys tahdis etti. (H) Bize Muhammed b. Rumh b. Muhacir de tahdis etti. Bize Leys, Yahya b. Said'den haber verdi. O Sa'd b. İbrahim'den, O Nafi' b. Cubeyr'den, O Urve b. el-Muğire'den, O babası Muğıre b. Şu'be'den rivayet ettiğine göre, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ihtiyacını görmek üzere dışarı çıktı. Muğire içinde su bulunan bir matara ile arkasından gitti. İhtiyacını bitirince eline su döktü, O da abdest alıp mestleri üzerine mesh etti. İbn Rumh'un rivayetinde "hiyne" lafzı yerine "hatta" lafzı yer almaktadır. (Bu durumda bu lafzın geçtiği yerdeki ibare: nihayet ihtiyacını bitirince ... demek olur.)

The son of Mughira b. Shu'ba reported:The Messenger of Allah (ﷺ) went out for relieving himself. Mughira went with him carrying a jug full of water. When he (the Holy Prophet) came back after relieving himself, he poured water over him and he performed ablution and wiped over his socks; and in the narration of Ibn Rumh there is" till" instead of" when

Diğer tahric: Buhari, 182 -buna yakın-, 203 -buna yakın-, 206, 4421 -uzunca-, 5799 -uzunca-; Müslim, 951; Ebu Davud, 149, 151 -uzunca-; Nesai, 79, 82 -uzunca-, 124; İbn Mace, 545; Tuhfetu'l-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 627 Sahih

وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ فَغَسَلَ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ وَمَسَحَ بِرَأْسِهِ ثُمَّ مَسَحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ ‏.‏

Bunu bize Muhammed b. el-Müsenna da tahdis etti. Bize Abdulvehhab tahdis edip dedi ki: Ben Yahya b. Said'i bu isnad ile rivayet ederken dinledim ve: Yüzünü ve ellerini yıkayıp, başına mesh etti (3/66) Sonra mestler üzerine mesh etti dedi. NEVEVİ ŞERHİ: "Bize Leys, Yahya b. Sa'd'dan haber verdi ... Babası el-Muğire'den" (3/167) Bu senette biri diğerinden rivayet nakleden tabiinden dört zat bulunmaktadır. Bunlar Yahya b. Said el-Ensari, Sa'd, Nafi' ve Urve'dir. Muğire'nin mim harfinin ötreli (Muğire) ve kesreli (Miğire) şeklinde okunduğu daha önceden geçmişti. Allah en iyi bilendir. "Urve b. el-Muğire'den, o babası Muğıre b. Şu'be'den ... Bir rivayette ise "hıyne" kelimesinin yerine "hatta" kullandı." "Muğire ... arkasından gitti" ifadesi Urve'nin babasından naklettiği bir rivayettir. Bu gibi rivayetler hadis-i şerifte çokça görülür, ravi gaib kip ile kendisinin adına kullanacağı bir lafzı rivayet naklettiği kişi hakkında aktarır. İdave (inatara), testi, matara ve mıdae denilen ibrik anlam itibariyle birbirine yakın lafızlardır. Abdest almak için kullanılan kap demektir. "İhtiyacını bitirince üzerine su döktü." İhtiyacını gördüğü yerden ayrılıp, bir başka yere geçince üzerine abdest için su döktü demektir. "Bitirinceye kadar" rivayetine gelince, muhtemelen de bunun anlamı abdest alırken abdestini bitirinceye kadar üzerine su döktü, demektir. Bu durumda ihtiyaçtan maksat abdest almak olur. Zaten diğer rivayette ona su dökmesinin ihtiyacını görüp, dönmesinden sonra olduğu beyan edilmiştir. Allah en iyi bilendir. Bu hadiste abdest alırken başkasından yardım almanın caiz oluşuna delil bulunmaktadır. Yine bu husus Üsame b. Zeyd (r.a.)'ın rivayet ettiği hadiste de sabittir. Onun rivayetine göre o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Arafat'tan döndüğü sırada abdest alırken eline su dökmüştür. Bununla birlikte abdest alırken yardım almanın yasaklandığı sabit olmayan çeşitli hadislerde gelmiş bulunmaktadır. Mezhep alimlerimiz der ki: Yardım almak üç türlüdür: 1 - Suyun hazır edilmesinde başkasından yardım almak.Bunda bir mekruhluk, bir eksiklik yoktur. (3/168) 2- Abdest azalarını yıkarken başkasından yardım istemesi ve bu başkasının abdest azalarını bizzat yıkaması. Bu ihtiyaç duyulması hali dışında mekruhtur. 3- Başkasının ona su dökmesi.Bunun da terk edilmesi evladır. Peki, buna mekruh denilebilir mi bu hususta iki görüş vardır. Mezhep alimlerimiz ve başkalarının dediğine göre kişi abdest alana su dökecek olursa abdest alan kimsenin sol tarafında durur. Allah en iyi bilendir .. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bezzar, bu hadisi Hz. Muğîre'den altmış zatın rivayet ettiğini söyler. Kıssa Tebuk Gazasında cereyan etmiştir. Abdest ayeti ise; Mureysî Gazasında inmişti. Tebuk Gazası-Müreysî'den muhakkak sonradır. Şu halde Cerir (R.A.)'in Hadisi gibi Hz. Mugire hadisi dahi mest üzerine mesih hükmünün ayetle neshedilmediğini gösterir. «Mugira içinde su bulunan bir kapla onu takib etmiş» sözü Mugira'nın Oğlu Urve'nindir. Bu gibi ibarelere hadislerde çok tesadüf edilir. Ravî kendini ben diyerek göstermezden gaib sığası ile ifade eder. Burada da Urve: «Babam onu takib etmiş» diyecekken Muhaddislerin adetine uyarak Mugira onu takip etmiş demiştir. İdave: İbrik ve desti gibi küçük kaptır. Hadiste'nde anlaşıldığı vecihle Hz. Mugire Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e abdest alırken su dökmüştür. Hadisin bir rivayetinde «suyu hacetini bitirinceye kadar döktü» denilmiştir. Bundan ResuIullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e istinca esnasında su döktü manası anlaşılmamalıdır. Zira her iki rivayette de hacetten murad abdesttir. Nitekim bundan sonraki rivayette su dökme işinin kaza-i hacetten dönüp geldikten sonra abdest alırken vaki olduğu tasrih edilmiştir. Hadis-i Şerif abdest almak için başkasından yardım istemenin caiz olduğuna delildir. Nevevî diyorki: «Usametü'bnü Zeyd (R.A.)'in ResuIullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Arafattan dönüşünde abdest alırken su döktüğü dahi sabit olmuştur. Subut bulmayan bazı hadislerde yardım istemenin nehiy edildiği görülmektedir. Ulemamız abdest almak için, yardım istemenin üç kısım olduğunu beyan ediyor. Bunlardan. Birincisi: Başkasından kendisine abdest suyu getirmesini istemektir. Bunda hiç bir kerahet ve noksanlık yoktur. İkincisi: Abdest uzuvlarını başkasına yıkatmaktır. İhtiyaç olmadıkça bunu yapmak mekruhtur. Üçüncüsü: Abdest alırken suyu başkasına döktürmektir. Bunu yapmamak evladır. Mekruh olup olmaması hususunda iki kavil vardır. Ulemamıza ve sair ulemaya göre abdest alırken su döken kimse abdest alanın soluna duracaktır

This hadith has been transmitted with the same chain of transmitters by Yahya b. Sa'id with the addition of these words:" He washed his face and hands, and wiped his head and then wiped his socks

Sahîh-i Müslim No. 628 Sahih

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ بَيْنَا أَنَا مَعَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ إِذْ نَزَلَ فَقَضَى حَاجَتَهُ ثُمَّ جَاءَ فَصَبَبْتُ عَلَيْهِ مِنْ إِدَاوَةٍ كَانَتْ مَعِي فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya et-Temîmî de rivayet etti. (Dediki) : Bize Ebu'I Ahvas, Eş'as'dan, o da Esved b. Hilal'dan, o da Mugiretü'bnü Şu'be'den naklen haber verdi. Mugira şöyle demiş: Bir gece Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte idim. Derken (bineğinden) inip, ihtiyacını karşıladı sonra geldi. Ben de yanımda bulunan bir mataradan eline su döktüm, abdest aldı ve mest1erine mesh etti. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

Mughira b. Shu'ba reported:I was with the Messenger of Allah (ﷺ) one night. He came down (from the ride) and relieved himself. He then came and I poured water upon him from the jar that I carried with me. He performed ablution and wiped over his socks

Sahîh-i Müslim No. 629 Sahih

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالَ أَبُو بَكْرٍ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَقَالَ ‏ "‏ يَا مُغِيرَةُ خُذِ الإِدَاوَةَ ‏"‏ ‏.‏ فَأَخَذْتُهَا ثُمَّ خَرَجْتُ مَعَهُ فَانْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى تَوَارَى عَنِّي فَقَضَى حَاجَتَهُ ثُمَّ جَاءَ وَعَلَيْهِ جُبَّةٌ شَامِيَّةٌ ضَيِّقَةُ الْكُمَّيْنِ فَذَهَبَ يُخْرِجُ يَدَهُ مِنْ كُمِّهَا فَضَاقَتْ عَلَيْهِ فَأَخْرَجَ يَدَهُ مِنْ أَسْفَلِهَا فَصَبَبْتُ عَلَيْهِ فَتَوَضَّأَ وُضُوءَهُ لِلصَّلاَةِ ثُمَّ مَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ ثُمَّ صَلَّى ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebu Küreyh de rivayet ettiler. Ebu Bekr dediki: Bize Ebu Muaviye. Ameş'den, o da Müslim'den, o da Mesruk'tan, o da Mugiratü'bnü Şu'be'den naklen rivayet etti. Muğıre b. Şu'be dedi ki: Bir seferde Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte idim. "Ey Muğire, matarayı al" buyurdu. Ben de onu aldıktan sonra onunla birlikte çıktım. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gözümden kayboluncaya kadar gitti. İhtiyacını gördükten sonra geri geldi. Üzerinde yenıeri dar, Şam işi bir cübbe vardı. Elini yeninden çıkarmak istedi (3/66b), (yenıeri) ona dar gelince, elini cübbenin altından çıkardı. Ben de eline su döktüm, O da namaz abdesti gibi abdest aldı, sonra mest1eri üzerine mesh etti, sonra namaz kıldı.

Mughira b. Shu'ba reported:I was in the company of the Messenger of Allah (ﷺ) on a journey when he said: Mughira take hold of this jar (of water). I took hold of it and I went out with him. (I stopped but) the Messenger of Allah (ﷺ) proceeded on till he was out of my sight. He relieved himself and then came back and he was wearing a tight-sleeved Syrian gown. He tried to get his forearms out. but the sleeve of the gown was very narrow, so he brought his hands out from under the gown. I poured water over (his hands) and he performed ablution for prayer, then wiped over his socks and prayed

Diğer tahric: Buhari, 363 -buna yakın-, 388 -muhtasar olarak-, 2918, 5798; Nesai, 123; İbn Mace, 389; Tuhfetu'l-Eşraf, 11528 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari (Taharet bahsi) nin müteaddit yerlerinde Müslim buradan başka (Namaz) bahsinde tahric ettiği gibi Ebu Davud Nesa-i ve İbni Mace dahi rivayet etmişlerdir. Hadisin muhtelif rivayetlerinden anlaşıldığına göre; Hz. Mugîra'nın Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in maiyetinde bulunduğu bu sefer Tebuk gazası imiş. Bu hususta rivayetlerin bazısında tereddüt edilmişsede İmam-ı Malik, Ahmed b. Hambel ve Ebu Davud 'un rivayetleri tereddütsüz olarak seferin Tebuk gazası olduğunu göstermektedirler. Bu gaza hicretin 9. senesinde vukuu bulmuştur. Hadise sabah namazı zamanında geçmiş Hz. Mugire Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanından hiç ayrılmayan ve onun hizmeti ile şerefyab olan havass-ı eshabındandır. Nebi (Sallallahu. Aleyhi ve Sellem) in dar cübbe giymesi bazılarına göre o an için başkasını bulamadığmdandır. Bazıları israftan kaçınmak için giydiğini söyler:

Sahîh-i Müslim No. 630 Sahih

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، جَمِيعًا عَنْ عِيسَى بْنِ يُونُسَ، - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا عِيسَى، - حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَقْضِيَ حَاجَتَهُ فَلَمَّا رَجَعَ تَلَقَّيْتُهُ بِالإِدَاوَةِ فَصَبَبْتُ عَلَيْهِ فَغَسَلَ يَدَيْهِ ثُمَّ غَسَلَ وَجْهَهُ ثُمَّ ذَهَبَ لِيَغْسِلَ ذِرَاعَيْهِ فَضَاقَتِ الْجُبَّةُ فَأَخْرَجَهُمَا مِنْ تَحْتِ الْجُبَّةِ فَغَسَلَهُمَا وَمَسَحَ رَأْسَهُ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ ثُمَّ صَلَّى بِنَا ‏.‏

Bize İshak b, İbrahim ile Ali b. Haşrem dahi hep birden İsa b. Yunus'tan rivayet ettiler. İshak dedi ki: Bize İsa haber verdi. (Dediki): Bize A'meş, Müslim'den, o da Mesruk'tsn, o da Muğiratü'bnü Şu'be'den naklen rivayet etti. Muğire b. Şu'be dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ihtiyacını görmek için dışarı çıktı. Döndüğünde ben de matara ile onu karşıladım. Eline su döktüm, ellerini yıkadıktan sonra yüzünü yıkadı sonra kollarını yıkamak isteyince cübbe(nin yenıeri) ona dar geldi. Bunun üzerine ellerini cübbenin altından çıkartıp (kollarını) öyle yıkadı, başına ve mestlerine mesh ettikten sonra bize namaz kıldırdı. Tahric bilgisi 628'de NEVEVİ ŞERHİ: "Ellerini cübbenin altından çıkardı." Burada ihtiyaç duyulunca ve halvette iken böyle yapmanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. İnsanlar arasında ise ihtiyaç olmaksızın böyle bir şey yapılmamalıdır; çünkü bu hal muruwete (mertliğe) aykırıdır

Mughira b. Shu'ba reported:The Messenger of Allah (ﷺ) went out for relieving himself. When he came back I brought for him a jar (of water) and poured water upon his hands and He washed his face. He tried to wash his forearms, but as the (sleeves of the) gown were tight. He, therefore, brought them out from under the gown. He then washed them, wiped his head, and wiped his socks and then prayed

Sahîh-i Müslim No. 631 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنْ عَامِرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ فِي مَسِيرٍ فَقَالَ لِي ‏"‏ أَمَعَكَ مَاءٌ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَنَزَلَ عَنْ رَاحِلَتِهِ فَمَشَى حَتَّى تَوَارَى فِي سَوَادِ اللَّيْلِ ثُمَّ جَاءَ فَأَفْرَغْتُ عَلَيْهِ مِنَ الإِدَاوَةِ فَغَسَلَ وَجْهَهُ وَعَلَيْهِ جُبَّةٌ مِنْ صُوفٍ فَلَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يُخْرِجَ ذِرَاعَيْهِ مِنْهَا حَتَّى أَخْرَجَهُمَا مِنْ أَسْفَلِ الْجُبَّةِ فَغَسَلَ ذِرَاعَيْهِ وَمَسَحَ بِرَأْسِهِ ثُمَّ أَهْوَيْتُ لأَنْزِعَ خُفَّيْهِ فَقَالَ ‏"‏ دَعْهُمَا فَإِنِّي أَدْخَلْتُهُمَا طَاهِرَتَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ وَمَسَحَ عَلَيْهِمَا ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dediki) : Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Zekeriyya, Amir'den naklen rivayet etti. Demişki Bana Urve b. Mugire babasından naklen haber verdi. Babası şöyle demiş: Bir gece bir yolculukta Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte idim. Bana: "Yanında su var mı" buyurdu. Ben, evet dedim. Bineğinden indi ve gece karanlığında kayboluncaya kadar yürüdü. Sonra geri geldi, ben de mataradan eline su döktüm. Yüzünü yıkadı üzerinde yünden bir cübbe vardı. Kollarını ondan çıkartamayınca sonunda kollarını cübbenin altından çıkardı ve kollarını yıkayıp, başına mesh etti, sonra mest1erini ayaklarından çıkarmak için eğildim, "onları bırak, çünkü ben onları abdestli iken giyinmiştim" buyurdu ve üzerlerine mesh etti.

Urwa b. Mughira reported his father having said:I was one night with the Messenger of Allah (ﷺ) on a journey. He said to me: Have you any water with you? I said: Yes. He (the Holy Prophet) came down from his ride and went on till he disappeared in the darkness of night. He then came back and I poured water for him from the jar. He washed his face, He had a woollen gown on him and he could not bring out his forearms from it (i. e. from its sleeves) and consequently he brought them out from under his gown. He washed his forearms, wiped over his head. I then bent down to take off his socks. But he said: Leave them, for my feet were clean when I put them in, and he only wiped over them

Diğer tahric: Buhari, 182 -buna yakın-, 203 -buna yakın-, 206, 4421 -uzunca-, 5799 -uzunca-; Müslim, 951; Ebu Davud, 149, 151 -uzunca-; Nesai, 79, 82 -uzunca-, 124; İbn Mace, 545; Tuhfetu'l-Eşraf, 11514 NEVEVİ ŞERHİ: "Bana Muhammed b. Abdullah b. Numeyr tahdis etti ... Amr b. Muğıre babasından haber verdi." Bu senetteki bütün raviler KOfelidir. "Ben mestlerimi ayaklarım temizken giyindim." Mestler üzerine mesh etmenin ancak onları tam bir taharet hali üzere giymesi halinde caiz olduğuna delil vardır. Bu da abdesti tamamen bitirdikten sonra mest1eri giyinmesiyle olur. Çünkü mest1eri taharet üzere giymenin gerçek hali her bir tekinin temiz iken giyilmiş olması ile mümkündür. İlim adamları bu mesele hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bizim mezhebimize göre mest1erin tam bir taharet hali üzere giyilmesi şarttır. Öyle ki sağ ayağını yıkayıp, onun tekini giyinse sonra da sol ayağını yıkayıp onun tekini giyinse sağ ayağın tekini giymesi sahih olmaz. Bu durumda mutlaka onu ayağından çıkartıp yeniden giyinmelidir, solu çıkartmasına ise gerek yoktur çünkü sol ayağın teki taharetin tamamlanmasından sonra giyilmiştir. Bazı mezhep alimlerimiz istisna olarak sol tekin de çıkartılmasını vacip görmüşlerdir. Sözünü ettiğimiz mest1erin giyilmesinde taharetin bu şekilde şart olması aynı zamanda Malik, Ahmed ve İshak'ın da kabul ettiği görüştür. Ebu Hanife, Süfyan es-Sevrl, Yahya b. Adem, el-Müzenı, Ebu Sevr ve Davud ise abdestini tamamlamadan mest1erini giyinmesi caizdir, daha sonra abdestini tamamlar demişlerdir. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim No. 632 Sahih

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ وَضَّأَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ فَقَالَ لَهُ فَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي أَدْخَلْتُهُمَا طَاهِرَتَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dediki) : Bize İshak b. Mansur rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Ebi Zaide, Şa'bi'den o da Urve b. Muğire'den, o da babasından naklen rivayet ettiki babası şöyle dedi: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdest almasına yardım etti. Allah Resulü abdest aldı ve mest1erine mesh etti. (Muğire) ona bir şey demek isteyince Allah Resulü: "Ben mestlerimi ayaklarım temiz iken (abdestli iken) giyinmiştim" buyurdu.

Urwah al Mughira reported it from his father:He (Mughira) helped the Apostle (ﷺ) in performing the ablution, and he performed it and wiped over his shoes. He (Mughira) said to him (about the washing of the feet after putting them off), but he (the Holy Prophet) said: I put them (feet) in when these were clean

Diğer tahric: Buhari, 182 -buna yakın-, 203 -buna yakın-, 206, 4421 -uzunca-, 5799 -uzunca-; Müslim, 951; Ebu Davud, 149, 151 -uzunca-; Nesai, 79, 82 -uzunca-, 124; İbn Mace, 545; Tuhfetu'l-Eşraf, 11514 NEVEVİ ŞERHİ: "Bana Muhammed b. Hatim tahdis etti. .. Urve b. Muğıre babasından naklettL" Hafız Ebu Ali en-Neysaburi dedi ki: Bu hadis bize Müslim'den bu hadisin isnadı Ömer b. Ebi Zaide' den yoluyla bütün yollarla bu şekilde rivayet edilmiştir. Buradaki gibi onunla Şa'bı arasında başka bir ravi bulunmamaktadır. Ebu Mesud'un ayrıca zikrettiğine göre Müslim b. el-Haccac bu hadisi İbn Hatim'den, o İshak'tan, o Ömer b. Ebi Zaide'den, o Abdullah b. Ebi'sSefer' den, o Şa'bı' den diye tahriç etmiştir. Ebu Bekr ei-Cevrakı, de el-Kebir adlı eserinde böyle demektedir. Buhari Tarih'inde Ömer b. Ebi Zaide'nin Şa'bl'den hadis dinlemiş olduğunu ve İbn Ebu's-Sefer ile Zekeriya'yı Şa'bı'ye gönderip, ona soru sorduklarını zikreimektedir. Ebu Ali'nin sözleri burada sona ermektedir. Derim ki: HaflZ Ebu Muhammed Halef el-Vasıti de Etraf adlı eserinde zikrettiğine göre Müslim bunu İbn Hatim'den, o İshak'tan, o Ömer b. Ebi Zaide' den, o Şa'bı' den diye asıl nüshalarda olduğu gibi rivayet etmiş ve İbn Ebu's-Sefer'i zikretmemiştir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Son üç rivayet dahi Tebuk seferine aiddir. Bu rivayetlerde görülen «Ben onları giydim.» ibaresinden murad ayaklardır. Nitekim Ebu Davud 'un rivayetinde ayaklar tasrih edilerek: «Ben ayaklarıma mestleri ayaklarım temiz olarak giydim.» buyurulduğu gibi İmam Ahmed'in Hz. Ebu Hureyre'den rivayet ettiği bir Hadisde: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Abdest aldı ve Mestlerinin üzerine meshetti. Ben: Ya Resulullah, ayaklarını yıkamıyacakmısın? Dedim. «Ben onları temiz olarak giydim.» buyurdular denilmektedir. Şafiî'ler bu rivayetlerle istidlal ederek mest üzerine mesh caiz olabilmek için mestler giyilmezden önce tam abdestli bulunmak şarttır. Çünkü bu hadis mest giyilmezden Önce tam abdestli bulunmayı mesh için şart kılmıştır. Bir şarta muallak olan hüküm ancak o şart bulunduğu zaman sahih olur.» derler Hatta biri Hanefi'lerden «Hidaye» sahibi Bürhanüddin Merginanî'ye itiraz ederek şöyle demiştir: «Hanefilerden Hidaye sahibi: «Meshin mubah olması için onları tam taharetle giymek şarttır. Tam taharetten murad giydiği vakit değil abdestin bozulduğu vakittir» diyor. Bu hadis onun aleyhine delildir.» demiş ve kendi mezhebini izah etmiştir. Allame Aynî ona şu cevabı veriyor: «Biz evvela Hidaye sahibinin sözünü ele alacağız sonra bu kaile cevap vereceğiz. Hidaye sahibinin «Mestlerin tam. taharetle giyilmesi şarttır» sözü onları giyerken tam taharetin şart kılındığını değil bilakis tam taharetin abdest bozulduğu zaman şart olduğunu ifade eder. Bizim mezhebimiz budur. Hatta bir kimse evvela ayaklarını yıkayarak mestlerini giysede ondan sonra abdestini tamamlasa abdesti sahihtir. Onu bozduktan sonra tekrar abdest alırken mestlerinin üzerine rnesh edebilir. Çünkü mestler abdestsizliğin ayaklara sirayetine mani olan şeylerdir. Binaenaleyh onlar ne zaman mani olacaklarsa tam taharette o zaman şarttır. Mestlerin mani olacakları zaman hades yani abdestsizlik zamanıdır. Mu'terizin sözüne cevap meselisine gelince; bu hadis Hidaye sahibinin aleyhine delil olamaz. Çünkü evvela biz de mest giymenin şartı tam abdestli bulunmaktır. Diyoruz. Bu hususta hiç bir hilaf yoktur. Hilaf ancak mestler giyilirken mi yoksa abdest bozulduğu zaman mı tam abdest şarttır mes'elesindedir. Şafiî'ye göre mestleri giymezden Önce tam abdestli bulunmak şarttır. Bu hilafın semresi şurada zahir olur. Bir kimse evvela ayaklarını yıkıyarak mestlerini giyse sonra abdestini tamamlasa bize göre bir daha o mestlerin üzerine mesh edebilir. Şafiî'ye göre edemez. Keza tertip üzere abdest alsada ayaklarının birini yıkayarak mestini giyse sonra öteki ayağınıda yıkıyarak ona da mestini giyse bize göre caiz Şafiî'ye göre caiz değildir. Mu'terizm: «Şarta muallak olan bir şey ancak o şartın bulunması ile sahih olur» sözünü kabul ediyoruz. Lakin Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in mestleri giyerken tam abdestli bulunmayı şart koştuğunu kabul etmiyoruz. Çünkü nass-i hadisten böyle bir mana çıkmıyor. Hadiste nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ayakları temiz olarak mestlerini giydiği bildiriliyor. Biz de mesh caiz olmak için ayakların temiz olması şarttır. Diyoruz. Bu şartın mestleri giyerken yahut abdest bozulduğu zaman bulunması bizce hükmen müsavidir. Şartı mestin giyildiği vakitle takyid, hadisten anlaşılmayan ziyade bir manadır. Bu böylece anlaşıldıktan sonra bu hadis Hidaye sahibinin aleyhine değil lehine delildir. Çünkü Hidaye sahibi mesh için tahareti şart koşmuştur. Hadis Şefiî mu'terizin. aleyhine delildir. Çünkü müddeasına delil olmayan bir şeyi bu hadisten almıştır. Tahavi: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben onları temiz olarak giydim.» buyurarak ben onları evvela yıkamıştım manasını kasdetmiş olabilir. Şu halde onları abdestini tamamlamadan giymîş demektir. Ayakların temizliğinden kiri, pası veya cünüplüğü kasdetmişde olabilir...» diyor. Yine aynı mu'teriz şunu söylüyor. «İbni Huzeyme'nin Safvan b. Gassandan rivayet ettiği bir hadiste «Bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ayaklarımız temiz olarak mestlerimizi giydiğimiz vakit sefer halinde üç gün mukîm iken bir gün bir gece onların üzerine mesh etmemizi emir buyurdu» denilmektedir. İbni Huzeyme bu hadisi Müzeni'ye sorduğunu Müzeni 'nin ona bu hadisi bizim ulemamız rivayet etti; Şafiî'nin en kuvvetli delili budur Dediğini söylüyor.» Ben derim ki; eğer Müzeni (Şafiî 'nin en kuvvetli delili budur) sözüyle mesih müddetini misafir için üç gün, Mukim için bir gün bir gece olduğunu kastediyorsa; bunu kabul ediyoruz; biz de buna kailiz. Fakat mestleri giyerken tam abdestli bulunmanın şart olduğunu kasdediyorsa kabul, etmiyoruz. Zira yukarıda da söylediğimiz gibi nassı-ı hadisten bu mana çıkmaz.» Aynî 'nin sözü burada sona erer

Sahîh-i Müslim No. 633 Sahih

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَزِيعٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ زُرَيْعٍ - حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ تَخَلَّفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَتَخَلَّفْتُ مَعَهُ فَلَمَّا قَضَى حَاجَتَهُ قَالَ ‏ "‏ أَمَعَكَ مَاءٌ ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَيْتُهُ بِمَطْهَرَةٍ فَغَسَلَ كَفَّيْهِ وَوَجْهَهُ ثُمَّ ذَهَبَ يَحْسِرُ عَنْ ذِرَاعَيْهِ فَضَاقَ كُمُّ الْجُبَّةِ فَأَخْرَجَ يَدَهُ مِنْ تَحْتِ الْجُبَّةِ وَأَلْقَى الْجُبَّةَ عَلَى مَنْكِبَيْهِ وَغَسَلَ ذِرَاعَيْهِ وَمَسَحَ بِنَاصِيَتِهِ وَعَلَى الْعِمَامَةِ وَعَلَى خُفَّيْهِ ثُمَّ رَكِبَ وَرَكِبْتُ فَانْتَهَيْنَا إِلَى الْقَوْمِ وَقَدْ قَامُوا فِي الصَّلاَةِ يُصَلِّي بِهِمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ وَقَدْ رَكَعَ بِهِمْ رَكْعَةً فَلَمَّا أَحَسَّ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ذَهَبَ يَتَأَخَّرُ فَأَوْمَأَ إِلَيْهِ فَصَلَّى بِهِمْ فَلَمَّا سَلَّمَ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقُمْتُ فَرَكَعْنَا الرَّكْعَةَ الَّتِي سَبَقَتْنَا ‏.‏

Bana Muhammed b. Abdullah b. Bezl' de tahdis etti. Bize Yezid -yani b. Zurey' - de tahdis etti. Bize Humeyd et-Tavıl tahdis etti. Bize Bekr b. Abdullah el-Müzeni, Urve b. Muğıre b. Şu'be'den tahdis etti. O babasından şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir keresinde geri kaldı. Ben de onunla birlikte geri kaldım. İhtiyacını giderdikten sonra: "Beraberinde su var mı" buyurdu. Ben de ona bir matara (ibrik) getirdim. Ellerini ve yüzünü yıkadıktan sonra kollarını sıvamak istedi ancak cübbenin yenıeri dar gelince elini cübbenin alt tarafından çıkardı, cübbeyi omuzlarına attı ve kollarını yıkadı. Başının ön kısmına, sarığın ve mestlerinin üzerine de mesh etti sonra o da bineğine bindi, ben de bineğime bindim. Bizimle beraber olanların yanına vardık. Namaza durmuşlardı. Abdurrahman b. Avf onlara namaz kıldırmış ve onlarla birlikte bir re kat kılmış bulunuyordu. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i fark edince gerilemeye başladı. (Allah Resulü) ona işaret edince o da onlara kıldırdığı namazını tamamladı. O selam verdikten sonra Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkınca ben de kalktım ve bizim yetişemediğimiz rekatı kıldık. Diğer tagric: Müslim, 952; Nesai, 108, 125; Tuhfetu'l-Eşraf, 11495 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ: "Bize Muhammed b. Abdullah b. Bezl'de tahdis etti. .. babasından şöyle dediğini nakletti." Hafız Ebu Ali el-Gassanıdedi ki: Müslim, İbn Bezl', Yezid b. Zurey'den, o Urve b. el-Muğire'den diye rivayet edilen hadisi bu şekilde diyerek rivayet etmekte olup, insanlar ona muhalefette bulunmuş ve bu hadisi rivayetlerinde "Urve" yerine Hamza b. Muğıre demişlerdir. Ebu'l-Hasan ed-Darakutni ise buradaki yanılmanın Müslim'den değil, Muhammed b. Abdullah b. Bezı'den kaynaklandığını söylemiştir. el-Gassani'nin ifadeleri burada sona ermektedir. Kadı İyaz da şöyle diyor: Bu hadisin rivayetinde hadis alimlerine göre doğrusu Hamza b. Muğ1re olduğudur. Urve b. Muğıre ise diğer hadiste geçmektedir. Hamza ve Urve ise Muğire'nin iki oğlunun adıdır. Hadis her ikisinden de rivayet edilmiştir ama Bekr b. Abdullah b. el-Müzenl'nin rivayeti ancak Hamza b. Muğıre ile ismi verilmeksizin İbn el-Muğire'den diye gelmektedir. Bekr b. Urve deyip, ismini vermez. Ondan nakledilen rivayette Urve diyen kimseler yanılmış olurlar. Aynı şekilde rivayetin Bekir' den gelişinde de ihtilaf vardır. Bunu Mu'temir ondan gelen iki vecihten birisinde Bekir' den, o el-Hasan'dan, o İbn el-Muğire'den diye rivayet etmiştir. Yahya b. Said de et-Temiml'den böylece rivayet etmiş ve bunu da Müslim zikretmiştir. Başkaları ise Bekr' den, o elMuğire' den diye nakletmişlerdir. Darakutni ise bu bir vehimdir demiştir. Kadı İyaz'ın sözleri de burada sona ermektedir. Allah en iyi bilendir. "Ona bir matara (ibrik) götürdüm." Az. önce bunun mathara ve mithara söyleyişlerinin ve kendisi ile taharet alınan kap demek olduğunu belirtmiş idik. "Kollarını sıvamak istedi." (3/171) Yani kollarını açmaya çalıştı. Allah en iyi bilendir. "Başının ön kısmına ve sarığına mesh etti." Bu bizim mezhep alimlerimizin başın bir kısmına mesh etmenin yeterli olup, tümünü mesh etmenin şart olmadığına dair gösterdikleri delillerden birisidir. Çünkü başın tamamını mesh etmek vacip olsaydı, geri kalan kısmı için sarığı mesh etmekle yetinmezdi, çünkü aynı azada hem asıl, hem bedelin birlikte yapılması -mesela, bir meste mesh ederken, diğerinin ayağını yıkaması gibi caiz değildir. Sarığın mesh etmek suretiyle meshi tamamlamasına gelince,Şafii ve bir topluluğun kanaatine göre başın tamamının abdestte temizlenmiş olması için müstehap kabul edilmiştir. Sarığı başına abdestli ve abdestsiz olarak koymuş olmasının bir farkı yoktur. Aynı şekilde eğer başında takke (ve benzeri) varsa ve onu çıkarmazsa başının ön tarafına mesh eder. Sarık gibi takkenin üzerini de mesh ederek meshi tamamlaması müstehaptır. Şayet sadece sarığı mesh etmekle yetinir ve başın hiçbir kısmını mesh etmeyecek olursa bizim mezhebimize göre ihtilafsız olarak caiz değildir. Malik, Ebu Hanife ve ilim adamlarının çoğunluğunun -yüce Allah'ın rahmeti onlara- görüşü de budur. Ancak Ahmed b. Hanbel -yüce Allah'ın rahmeti onayalnızca onunla yetinmenin caiz olacağı kanaatindedir. Seleften bir topluluk da bu hususta ona muvafakat etmiştir. Allah en iyi bilendir. Nasiye, başın ön tarafına denilir. "Yanlarına vardık. .. yetişemediğimiz rekatı kıldık." Bu Hadisten Çıkartılacak Pek Çok Hüküm Vardır. Bunların Bir Kısmı Şöyledir: 1- Daha faziletli olanın kendisinden daha az faziletli olana uyması caizdir. Nebinin de ümmetinden bir kişinin arkasında namaz kılması caizdir. 2- Efdal olan namazı ilk vaktinde kılmaktır. İşte onlar namazı ilk vaktinde kıldılar ve Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i de beklemediler. 3- İmam namazın ilk vaktinde bulunmayıp, gecikecek olursa cemaat de asıl imam'ın güzel ahlakından ve bundan rahatsız olmayıp, bunun bir fitne doğurmayacağından emin olmaları halinde kendilerine namaz kıldırmak üzere aralarından birisini öne geçirmeleri cemaat için müstehaptır. Ama onun rahatsız olmayacağından emin değilseler, vaktin ilk girişinde tek tek namazıarını kılarlar. Bundan sonra eğer cemaate yetişecek olurlarsa, cemaat1e birlikte namazıarını iade etmeleri müstehap olur. (3/172) 4- İmama namazın bir kısmını kıldırdıktan sonra yetişen kişi yetiştiğini kılar. İmam selam verdikten sonra geriye kalanı tamamlar, çünkü bu geri kalan onun üzerinden (başka türlü) sakıt olmaz. Ancak Fatiha'nın kıraati böyle değildir çünkü kişi imama rükGda iken yetişecek olursa Fatiha yükümlülüğü kalkar. 5- Mesbuk (imama sonradan yetişen kişi) rükG, sücud ve oturuş gibi fiillerinde imama tabi olur. İsterse bu fiiller imama uyanın o sırada yapması gereken fiiller olmasın. 6- Mesbuk imamdan ancak imamın selam vermesinden sonra ayrılmış olur. Allah en iyi bilendir. Abdurrahman'ın namazına devam etmesi ile Ebu Bekr es-Sıddık'ın -Allah ikisinden de razı olsun- Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in öne geçmesi için gerilemeye çalışması arasındaki fark şudur: Abdurrahman'ın namazı kıldırması esnasında bir rekat kılmış bulunuyordu. Bu bakımdan imama uyanların namaz rekatları sıralaması bozulmaması için Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öne geçmemiştir. Halbuki Ebu Bekr (r.a.) ile ilgili mesele böyle değildir. Allah en iyi bilendir. "Yetişemediğimiz rekatı kıldık." Asıl yazmalarda bu şekilde tespit edilmiştir ki biz orada bulunmadan önce kılınmış olan rekatı kıldık, demektir. Allah en iyi bilendir . DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Müslim'den başka hadis imamları bu hadisin senedinde ona muhalefet ederek Urvetü'bnü Mugira'nın yerine Hamzatu'bnü Mugîre'yi zikretmişlerdir. Dare Kutnî buradaki hatayı Müslim'e değil raviierden Muhammed b. Abdillah b. Bezia nispet etmiştir. Kaadi Iyaz dahi: «Muhaddislerce sahîh olan kavle göre bu senetteki ravi Hamzetü'bnü Mugire başka hadislerde olacaktır. Haraza ile Urve Muğîre'nin iki oğludurlar. Bu hadis onların ikisindende rivayet edilmiştir. Lakin Bekr b. Abdillah el-Müzenî'nin rivayeti yalnız Hamzatü'bnü Mugîre'dendir. Birde isim zikretmeden İbnü'l-Muğire diyerek rivayette bulunmuştur. Urve dememiştir. Onun Urve 'den rivayet ettiğini söyleyen hata etmiştir. Bekr 'den gelen rivayet te ihtilaflıdır. Rivayetin birine göre Mu'temir Bekr 'den o da Hasen'den oda İbni Mugire 'dan nakletmiştir. Müslim bu rivayeti zikreder. Başkaları ise; Bekr vasıtası ile Mugira 'dan rivayet etmişlerdir. Dare Kutnî bununda vehm olduğunu söyler» diyor. Hadis-i Şerif sarık ile mest üzerine meshin caiz olduğunu bildirmektedir. Sarık üzerine mesh meselesi ulema arasında ihtilaflıdır. İmam Ahmed b. Hambel'e göre; yalnız sarık üzerine mesh caizdir. Ancak sarığın tam abdestli iken sarılmış olması şarttır. Bunu caiz görmeyenler «Başlarınıza mesh edin.» ayet-i kerimesi ile istidlal ederler. Sarık üzerine edilen mesh başa mesh değildir. Ulema teyemmümde yüzün üzerindeki örtüye mesh etmenin caiz olmayacağına ittifak etmişlerdir. Başa meshde öyledir Hattabî (319-388): «Allah başa mesh etmeyi farz kılmıştır. Sarık üzerine meshi bildiren hadis ise; te'vile muhtemildir. Binaenaleyh yakînen malum olan vazife bırakılıpta ihtimalli olanı yapılamaz» demiştir. İbnü'l Münzîr: Ebu Bekr (R.A.)'ın sarığı üzerine mesh ettiğini Ömer, Enes, Ebu Ümame, Sa'd b. Malik, Ebu'd-Derda ve Ömer b. Abdilaziz (R.A.) ile Hasan-ı Basri, Katade,, Mekhul, Evza'î ve Ebu Sevr hazeratının da buna kail olduklarını söylemiştir. Urve, îbrahîm Nehaî. Şabi, Kaasim, İmam-ı Malik, İmam Şafiî 've Hanefîler sarık üzerine meshi caiz görmezler. «El-Muğni» nam-ı eserde şöyle deniliyor. «Sarık üzerine meshin iki şartı vardır. Biri üst çenenin altına kadar inmesidir. Büyük veya küçük olmasının farkı yoktur. İkinci şartı bütün başı kaplamasıdır. Bundan ancak adete göre açılması icab eden kulaklar ve başın ön kısmı gibi yerler müstesnadır. Sarık üzerine mesh ederken başın açık kısımlarını mesh etmekte müstehaptir. İmam Ahmed b. Hambel bunu nassan beyan etmiştir. Kalensüve denilen külah üzerine mesih caiz değildir, İbnü'l Münzir: «Külah üzerine meshin caiz olduğunu söyleyen hiç bir kimse bilmiyoruz. Yalnız Enes (R.A.) külahının üzerine mesh etmiştir» diyor. «Alnına ve sarığının üzerine mesh etti.» ifadesi hakkında Nevevî Şunları söylüyor. «Bu hadis bütün başa mesh etmek şart değil, bir kısmına mesh kafidir diyen ulemamızın delillerindendir. Zira bütün başa mesh etmek farz olsa Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sarığın üzerine mesh etmekle iktifa eylemezdi. Çünkü; bir uzuvda hem aslı hem bedeli yapmak caiz değildir. Nitekim bir mestin üzerine mesh ederek Öteki ayağı yıkamak da caiz değildir. Başa meshi sarığın üzerinden tamamlamak İmam-ı Şafiî ile bir cemaata göre müstehaptır. Bu, taharet bütün başı kaplasın diye yapıhr. Sarığın abdestli veya abdestsiz giyilmesinde hükmen bir fark yoktur. Başında külah olan bir kimse onu çıkarmadan alnına mesh etse yine caizdir. Yalnız meshi külahın üzerinede yaparak sarıkta olduğu gibi tahareti tamamlamak müstehaptır. Sade sarığın üzerine mesh eder ve başın hiç bir yerine dokunmazsa bu bizim ulemamıza göre bilittifak kafi değildir. Malik ile Ebu Hanife'nin ve ekseri ulemanın mezhebleride budur. İmam-ı Ahmed b. Hambel (Rahimehullah) yalnız sarığın üzerine meshi caiz görmüştür. Seleften bir cemaatta bu hususta ona muvafakat etmişlerdir.» Kadının baş örtüsü üzerine mesh etmesi caizmidir değilmidir. Meselesi hususunda iki rivayet vardır. Bunlardan birine göre caiz diğerine göre caiz değildir. Nafi', Hammad b. Ebî Süleyman. Evza'i ve Saîd b. Abdiiaziz: «Başı korumak için sarılan şey üzerine bilittifak mesh caiz değildir. Bu babta hilaf bilmiyoruz. Çünkü bunu çıkarmak güç değildir.» demişlerdir

Urwa b. al Mughira b. Shu'ba reported it on the authority of his father that he said:The Messenger of Allah (ﷺ) lagged behind (in a journey) and I also lagged behind along with him. After having relieved himself he said: Have you any water with you? I brought to him a jar of water; he washed his palms, and face, and when he tried to get his forearms out (he could not) for the sleeve of the gown was tight. He, therefore, brought them out from under the gown and, throwing it over his shoulders, he washed his forearm. He then wiped his forelock and his turban and his socks. He then mounted and I also mounted (the ride) and came to the people. They had begun the prayer with 'Abd ar-Rabmin b. 'Anf leading them and had completed a rak'a. When he perceived the presence of the Messenger of Allah (ﷺ) he began to retire. He (the Holy Prophet) signed to him to continue and offered prayer along with them. Then when he had pronounced the salutation, the Apostle (ﷺ) got up and I also got up with him, and we offered the rak'a which had been finished before we came

Sahîh-i Müslim No. 634 Sahih

حَدَّثَنَا أُمَيَّةُ بْنُ بِسْطَامَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالاَ حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ حَدَّثَنِي بَكْرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَسَحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ وَمُقَدَّمِ رَأْسِهِ وَعَلَى عِمَامَتِهِ ‏.‏

Bize Umeyye b. Bistam ve Muhammed b. Abdula'la tahdis edip dediler ki: Bize el-Mutemir babasından şöyle dediğini tahdis etti: Bana Bekr b. Abdullah, İbn el-Muğire'den tahdis etti. Onun babasından rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mest1erine, başının ön tarafına ve sarığına mesh etti.

Ibn Mughira narrated it from his father:The Apostle of Allah (ﷺ) wiped over his socks and over his forehead and over his turban

Diğer tahric: Ebu Davud, 150; Tirmizi, 100; Nesai, 107; Tuhfetu'l-Eşraf, 11494 NEVEVİ ŞERHİ: "Bize el-Mutemir babasından tahdis etti. .. İbn Muğire'den, o babasından." Bu isnadta birbirinden rivayet nakleden tabiinden dört kişi vardır. Bunlar Ebu'l-Mu'temir, Süleyman b. Tarhan, Bekr b. Abdullah, Hasan-ı Basri ve az önce geçtiği gibi adı Hamza olan İbnu'l-Muğire'dir. Tabiinden olan bu dört kişinin dördü de -KOfeli olan İbnu'l-Muğire dışında- Basrahdırlar

Sahîh-i Müslim No. 635 Sahih

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ بَكْرٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنِ ابْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdil A'la'da rivayet etti. (Dediki): Bize Mu'temir babasından o da Bekir'den, o da Hasen'den o da İbni Mugire'dan, o da babasından o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadisin mislini rivayet etti

This hadith has been transmitted by Ibn Mughira on the authority of his father by another chain of transmitters

Sahîh-i Müslim No. 636 Sahih

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، جَمِيعًا عَنْ يَحْيَى الْقَطَّانِ، قَالَ ابْنُ حَاتِمٍ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ التَّيْمِيِّ، عَنْ بَكْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنِ ابْنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ بَكْرٌ وَقَدْ سَمِعْتُ مِنِ ابْنِ الْمُغِيرَةِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ فَمَسَحَ بِنَاصِيَتِهِ وَعَلَى الْعِمَامَةِ وَعَلَى الْخُفَّيْنِ ‏.‏

Muhammed b. Beşşar ve Muhammed b. Hatim de birlikte Yahya el-Kattan'dan tahdis ettiler. İbn Hatim dedi ki: Bize Yahya b. Said etTeymi'den tahdis etti. O Bekr b. Abdullah'tan, o el-Hasan'dan, o İbn Muğire b. Şu'be'den, o babasından diye nakletti. Bekr dedi ki: Ben İbnu'l-Muğire'yi Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (3/68b) abdest aldı, başının ön tarafına (alnına), sarığa ve mest1erinin üzerine mesh etti (derken) dinledim.

Bakr reported that he had heard from the son of Mughira that verily the Messenger of Allah (ﷺ) performed ablution and wiped over his forehead and wiped over his turban and over his socks

Diğer tahric: Ebu Davud, 150; Tirmizi, 100; Nesai, 107; Tuhfetu'l-Eşraf, 11494 NEVEVİ ŞERHİ: "Ebu Bekr dedi ki: Ben İbnu'l-Muğire'yi. .. dinledim." Bu ibareyi bu şekilde tespit ettiğimiz gibi bizim ülkemizdeki asıllarda da "dinledim" şeklindedir. Sonunda (onu anlamını veren) "he" yoktur. Kadı İyaz der ki: Bizim hocalarımızın nezdindeki nüshaların tamamında te'den sonra he olup, "onu dinledim" şeklindedir. İbn Ebu Hayseme, Darakutni ve başkaları da bunu böylece zikretmişlerdir (3/173). Ama ben bunun bazılarında "İbnu'l-Muğire'den dinledim" şeklinde sonunda he harfi olmadan rivayeti bulunmakla birlikte ben bu rivayeti nakletmedim. Onun bu hadisi kendisinden dinlediği de daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Kadı lyaz'ın ifadeleri bunlardır. (Bundan sonraki) Bilal'in rivayet ettiği hadiste "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mestlerin üzerine ve başındaki örtü üzerine mesh etti" ifadesinde başörtüsünden kastı sarıktır çünkü sarık da başı tahmır eder yani örter

Sahîh-i Müslim No. 639 Sahih

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا الثَّوْرِيُّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ قَيْسٍ الْمُلاَئِيِّ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ عُتَيْبَةَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُخَيْمِرَةَ، عَنْ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ، قَالَ أَتَيْتُ عَائِشَةَ أَسْأَلُهَا عَنِ الْمَسْحِ، عَلَى الْخُفَّيْنِ فَقَالَتْ عَلَيْكَ بِابْنِ أَبِي طَالِبٍ فَسَلْهُ فَإِنَّهُ كَانَ يُسَافِرُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَسَأَلْنَاهُ فَقَالَ جَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ وَلَيَالِيَهُنَّ لِلْمُسَافِرِ وَيَوْمًا وَلَيْلَةً لِلْمُقِيمِ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ سُفْيَانُ إِذَا ذَكَرَ عَمْرًا أَثْنَى عَلَيْهِ ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim el-Hanzali de tahdis etti. Bize Abdurrezzak haber verdi. Bize Sevri, Amr b. Kays el-Mulal'den haber verdi. O Hakem b. Uteybe'den, o Kasım b. Muhaymira'dan, o Şureyh b. Hani'den şöyle dediğini nakletti: Aişe'nin yanına mestler üzerine mesh etmeye dair soru sormak için gittim. O: Ben sana Ebu Talib'in oğlunu (Ali'yi) tavsiye ederim, ona sor çünkü o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte yolculuk yapardı. Ona sorduk, o: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yolcu için gecesi, gündüzüyle üç gün, mukim için de gecesi gündüzüyle bir gün tespit etti, dedi. (Abdurrezzak): Süfyan, Amr'ı sözkonusu edince onu överdi, dedi.413

Shuraih b. Hani said:I came to 'A'isha to ask her about wiping over the socks. She said: You better ask ('Ali) son of Abu Talib for he used to travel with Allah's Messenger (ﷺ). We asked him and he said: The Messenger of Allah (ﷺ) stipulated (the upper limit) of three days and three nights for a traveller and one day and one night for the resident

Diğer tahric: Nesai, 128, 129; İbn Mace, 552 -uzunca-; Tuhfetu'I-Eşraf

Sahîh-i Müslim No. 640 Sahih

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ عَدِيٍّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَبِي أُنَيْسَةَ، عَنِ الْحَكَمِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ ‏.‏

Bize İshak da rivayet etti (Dediki): Bize Zekeriyya b. Adiy, Ubeydullah b. Amr'dan, o da Zeyd b. Ebi Üneyse'den, o da Hakem'den bu isnadla bu hadisin mislini haber verdi

This hadith is narrated by Ubaidullah b. 'Amr and Zaid b. Abu Unaisa with the same chain of transmitters

Sahîh-i Müslim No. 641 Sahih

وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُخَيْمِرَةَ، عَنْ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنِ الْمَسْحِ، عَلَى الْخُفَّيْنِ فَقَالَتِ ائْتِ عَلِيًّا فَإِنَّهُ أَعْلَمُ بِذَلِكَ مِنِّي فَأَتَيْتُ عَلِيًّا فَذَكَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Muaviye, A'meş'den, o da Hakem'den o da Kaasim b. Muhaymire'den, o da Şureyh b. Hani'den naklen rivayet etti, Şureyh dedi ki: Aişe'ye mestler üzerine mesh etmeye dair soru sordum. O: Ali'nin yanına git, o bu hususu benden daha iyi bilir, dedi. Ben de Ali'nin yanına gittim. O da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ... zikretti, deyip, hadisi aynen nakletti.

Shuraib b. Hani reported:I asked 'A'isha about wiping over the shoes. She said: You better go to 'Ali, for he knows more about this than I. I, therefore, came to 'Ali and he narrated from the Apostle (ﷺ) like this

Diğer tahric: Nesai, 128, 129; İbn Mace, 552 -uzunca-; Tuhfetu'I-Eşraf, 10126 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ: (637) Amr b. Kays el-Muıaı. .. "Vakit tayin etti" diğer rivayette (639) ise "A'meş'ten ... Şureyh'ten, o Aişe' den" şeklindedir. Senedindeki raviler ile ilgili olarak: el-Mulaı bilinen bir tür elbise çeşidi olan elbiseyi sattığı için bu nispetle anılmıştır. (3/175) Tekili "mulae"nin çoğulu ise "el-mula"'dir. el-Mulaı hayırlı kimselerden birisi idi. A'meş, Hakem, Kasım ve Şureyh KCıfeli tabiindendirler. Hadisten Çıkartılan Hükümlere Gelince: 1- Cumhurun kabul ettiği kanaat olan mestler üzerine meshin süresinin yolculuk halinde üç gün, ikamet hali için bir gün olarak tayin edilmiş olduğuna dair açık bir delil ve bir belge bulunmaktadır. Bu ise Ebu Hanife, Şafil, Ahmed ve ashab-ı kiram ile onlardan sonra gelmiş çok sayıda ilim adamının kabul ettiği görüştür. Malik ise meşhur olan görüşünde: Herhangi bir süre tayini sözkonusu olmaksızın mesh eder, demiştir. Aynı zamanda bu Şafii' den gelen kadim, zayıf bir görüştür. Bu görüş sahipleri İbn Ebli İmare'nin süre tayininin terk edildiği hususunda rivayet ettiği hadisi delil göstermişlerdir. Bu hadisi de Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Ama hadis alimlerinin ittifakıyla da zayıf bir hadistir. Mefhumdan anlaşılanı delil kabul edenlerin görüşüne göre, hadisin delalet yönü açıkça ortadadır. Bunu kabul etmeyenlerin görüşüne göre de şöyle denilir: Aslolan bundan fazla süre boyunca meshin yasak oluşudur. Şafii'nin ve pek çok kimsenin benimsediği kanaate göre süre, mestin giyinilmesinden sonra abdestin bozulması vaktinden itibaren başlar. Mestin giyilmesi ve mest yapıldığı zamandan değiL. Diğer taraftan bu hadis umumi bir hadis olmakla birlikte Safvan b. Assal (r.a.)'ın rivayet ettiği hadis ile tahsis edilmiştir. O dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yolcu isek mestlerimizi, cünüplük sebebi dışında üç gün üç gece boyunca çıkarmamamızı emir buyurdu. Mezhebimize mensup ilim adamları der ki: Sürenin bitiminden önce cünüp olursa artık mestler üzerine mesh caiz olmaz. Şayet gusledip, mest içindeki ayaklarını da yıkarsa cünüplüğü kalkar, namazı da caiz olur. Şayet bundan sonra abdestini bozarsa artık mest üzerine mesh etmesi caiz olmaz. Aksine mutlaka mestlerini çıkartıp, abdestli olarak mestlerini giymesi gerekir. Mest içinde ayağına necaset bulaşıp, mestin içinde iken ayağını yıkaması hali ise böyle değildir. Bu durumda bundan sonra mest üzerine mesh etme imkanı vardır. Allah en iyi bilendir. Hadis-i şerifte ilim adamlarının söyledikleri üzere şu edebe riayet de dile getirilmektedir. Şöyle ki muhaddis, öğretici ve müftü olana eğer ondan bir şey sorulacak olur da, o da bu bilginin kendisinden daha üstün birisi tarafından bilindiğini biliyorsa, soru soranı ona yönlendirmelidir. Şayet bilmiyorsa, bunu filana sor demelidir. Ebu Ömer b. Abdilberr der ki: Raviler bu hadisin merfu bir hadis mi yoksa Ali (r.a.)'a mevkuf bir hadis mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ama bu hadisi merfu olarak rivayet edenlerin hıfzı da, zaptı da daha ileridir. Şanı yüce Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadis-i Şerif mest üzerine meshin müddetini beyan etmektedir. Meshin müddeti misafir için üç gün üç gece mukim içinde bir gün bir gecedir. Ebu Hanîfe, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel hazeratı ile ashab-ı kiramın ve onlardan sonra gelen ulemanın cumhuru buna kaildirler. İmam-ı Malikten rivayet olunan meşhur kavle göre meshin müddeti yoktur. Bir kavle göre meshin müddeti Cuma'dan Cuma'yadır. Yalnız cünüp olursa; mestleri çıkarır. İmam Şafiî'nin de eskiden buna kail olduğu söylenir. Malik (Rahimehullah)'ın delili Ebul mare hadisidir. Ebu Davud'la başkalarının tahric ettikleri bu hadîs bütün hadis ulemasınca; zayıftır. Müddetin iptidası Şafiî'lerle Hanefîlere ve diğer bir çok ulemaya göre mestleri giydikten sonra ilk hades yani abdest bozma zamanıdır. Çünkü meshe ihtiyaç o zaman başlar. Hadîs sîga itibari ile umum ifade edersede Safvan b. Gassal (R.A.) hadisi ile tahsis edilmiş; cünüp olanın hükmü ondan çıkarılmıştır. Mezkur hadiste Safvan (R.A.) «Bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) misafir olduğumuz zaman cünüplük müstesna olmak üzere üç gün üç gece mestlerimizi çıkarmamayı emir buyurdu» demiştir. Şu halde cünüplükten dolayı mest üzerine mesh edilemez mest üzerine mesh kıyasa muhalif olarak nasla sabit olduğu için abdeste de kıyas edilemez. Binaenaleyh bir kimse mestlerini tam taharet üzere giydikten sonra cünüp olsa artık onların üzerine mesh edemez bu hususta misafirle mukîmin hükmü birdir. Hadis-i Şerif meshin müddetinden başka büyük bir edep ve nezaketi talim etmektedir, ki o da Hz. Aişe (R.A.)'nın mesh müddetini kendisine soranı Hz. Ali (R.A.)'a göndermesidir. Ulema bununla istidlal ederek muhaddis muallim ve müftü gibi bir zata şer'i bir mesele sorulurda kendinden daha ehliyetli biri bulunursa soranı ona göndermenin müstahab olduğunu söylemişlerdir. Sorulan meseleyi bilmeyen: «Ben onu filana sorar sana söylerim» demelidir. İbni Abdilber: «Bu hadisin merfu' veya. Hz, Ali'ye mevkuf olduğunda raviler ihtilaf etmiştir. Merfu olarak rivayet, edenler daha belleyişli ve daha mazbutturlar» demiştir

Sahîh-i Müslim No. 642 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَلْقَمَةُ بْنُ مَرْثَدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى الصَّلَوَاتِ يَوْمَ الْفَتْحِ بِوُضُوءٍ وَاحِدٍ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ لَقَدْ صَنَعْتَ الْيَوْمَ شَيْئًا لَمْ تَكُنْ تَصْنَعُهُ ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ عَمْدًا صَنَعْتُهُ يَا عُمَرُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr tahdis etti. Bize babam tahdis etti. Bize Süfyan, Alkame b. Mersed'den tahdis etti. (H) Bana Muhammed b. Hakim de -ki Lafız onundur- tahdis etti. Bize Yahya b. Said b. Süfyan tahdis edip dedi ki: Bana Alkame b. Mersed, Süleyman b. Bureyde'den tahdis etti. O babasından rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'nin fethedildiği günü bütün namazları tek bir abdestle kıl(dır)dı, mestleri üzerine de mesh yaptı. Ömer ona: Bugün daha önce yapmamış olduğun bir iş yaptın, dedi. Allah Resulü: "Bunu bilerek (kasten) yaptım, ey Ömer" buyurdu.

Sulaiman b. Buraida narrated it from his father that the Messenger of Allah (ﷺ) offered prayers with one ablution on the day of the Conquest (of Mecca) and wiped over the socks. 'Umar said to him:You have today done something that you have not been accustomed to before. He (the Holy Prophet) said: 0 'Umar, I have done that on purpose

Diğer tahric: Ebu Davud, 172 -muhtasar olarak-; Tirmizi, 61; Nesai, 133; İbn Mace, 510 -muhtasar olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf, 1928 NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadisi Şerif Bir Abdestle Bir Çok Namazların Kılınabileceğine Delildir. ve Bir Kaç Nevi Hüküm İfade Etmektedir. Şöyleki: 1- Mest üzerine mesh caizdir. 2- Farz ve nafile birçok namazları bir abdestle kılmak caizdir. Bu hususda sözlerine itimad edilen ulema müttefiktirler. Yalnız Ebu Caferi Tahavî ile İbni Battal Buharî şerhinde, bir takım ulemanın her namaz için abdestli olana bile yeniden abdest almak farzdır, dediklerini nakletmişlerdir. Bunların delili abdest ayetinde: «Namaza kalkmak istediğiniz vakit yüzlerinizi yıkayın...» buyurulmuş olmasıdır. Fakat Nevevî: «Bu mezhebin hiçbir kimseden sahih olarak nekledildiğini bilmiyorum. İhtimal bunlar her namaz için yeni abdest almanın müstahab olduğunu söylemek istemişlerdir.» diyor. Cumhurun delili; sahih hadislerdir ki, onlardan biri de izahı sadedinde bulunduğumuz bu hadîstir. Buharî'de Hz. Enes (R.A.)'dan şu hadîs rivayet edilmiştir: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) her namaz için abdest alırdı. Bizden herhangi birimize abdestini bozmadıkça bir abdest yeterdi.» Yine Sahih-i Buharîde Süveyd b. Nu'mandan Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ikindi namazını kıldıktan sonra karıştırma yediği sonra abdest tazelemeden akşam namazı kıldığı rivayet edilmiştir. Bu manada hadîsler çoktur. Arafat ile Müzdelifede iki namazı birden kıldığını, Hendek harbinde kazaya kalan beş vakit namazı hep birden kaza ettiğini bildiren hadisler de buna delildir. Abdest ayetine gelince; ondan murad: Namaza kalktığınız vakit abdestiniz yoksa abdest alın. demektir. Bazıları bu ayetin her namaz için yeni abdest almayı icap ettiğini fakat sonradan Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın fi'ili ile nesh olunduğunu söylemişlersede bu kavil pek zayıftır. Ayet-i kerime mensuh değildir. Ulema abdestli olan bir kimsenin her namaz için abdest tazelemesinin müstahab olduğunu söylemişlerdir. Abdest tazelemenin kimlere müstahab olduğu hususunda birkaç kavil vardır. a) Farz veya nafile namaz kılmış olan kimseye abdest tazelemek müstehaptır. b) Yalnız farz kılmış olana müstahaptır. c) Mushafı ele almak ve secde-i tilavet yapmak gibi abdestsiz caiz 'olmayacak bir şey yapana abdest tazelemek müstahaptır. d) Abdestiyle hiçbir şey yapmamış bile olsa; üzerinden biraz vakit geçmiş bulunan kimsenin abdestini tazelemesi müstahaptır. Sahih ve meşhur olan mezhebe göre; böylesine abdest tazelemek müstahap değildir. Teyemmümün dahi tazelenmesinin müstahap olup olmadığı hususunda iki kavil vardır. Meşhur olan kavle göre müstahab değildir. Teyemmümün tazelenmesi hasta yaralı ve emsali mahzurlar hakkında tasavvur olunabilir. Çünkü bunlar su bulunduğu halde teyemmümle namaz kılmaya me'zundurlar. 3- Hz. Ömer (R.A)'ın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellerh)e: «Bugün şimdiye kadar hiç yapmadığın bir işi yaptın» demesi Resul-i Ekremin efdal ile amel ederek her namaz için abdest almaya devam ettiğini gösterir. O gün ise; bir abdestle bir kaç namazın kılınması caiz olduğunu göstermek için öyle hareket etmiştir. Hz. Ömer'e: «Ben bunu kasten yaptım ya Ömer!» buyurması bunun en sarîh ifadesidir. 4- Bir kimse kendinden faziletçe daha üstün olan bir zatın bazı amellerini adete muhalif görerek «bunu niçin yaptın» diye sorabilir. Çünkü bunları unutarak yapmış olması ihtimali vardır. Bu takdirde sualden mütenebbih olur o işi bir daha yapmaz. Bazende soranın bilmediği gizli bir manadan dolayı kasten yapmış olabilir. O zamanda sebebini izah edince soran kimse müstefîd olur. NEVEVİ ŞERHİ: "Bureyde (r.a.)'dan rivayete göre ... kasten yaptım ey Ömer, buyurdu." Bu Hadiste Çeşitli Bilgiler Vardır. 1 - Mestler üzerine mesh etmek caizdir. 2- Farz ve nafile birçok namaz, bozulmadığı sürece tek abdestle kılınabilir ve bu, içtihadı muteber olan ilim adamlarının icmaı ile caizdir. Ebu Cafer etTahavi ve Buhari'nin Şerhinde Ebu'l-Hasan b. Battal bir grup ilim adamından: Abdestli dahi olsa her bir namaz için abdest almak icap eder, dediklerini nakletmektedirler. Bu kanaatte olanlar yüce Allah'ın: "Namaz için kalkacak olursanız yüzlerinizi. .. yıkayınız." (Maide, 5/6) ayetini delil göstermişlerdir. Bu kanaatin herhangi bir kimseden sahih olarak nakledilmiş olabileceğini sanmıyorum. Muhtemelen bu görüşleriyle her bir namaz kılınacağı vakit yeni bir abdest almanın müstehap olduğunu kastetmiş olmalıdırlar. Cumhurun delili ise bu husustaki sahih hadislerdir. Bunlardan biri bu hadistir, diğeri de Buhari'nin sahihinde yer alan Enes'in rivayet ettiği şu hadistir: "Resuluilah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her bir namaz için bir abdest alırdı. Bizden herhangi birimize abdestini bozacak bir hali olmadığı sürece tek bir abdest yeterli idi." Yine Buhari'nin sahihinde yer alan Suveyd b. en-Numan'ın rivayet ettiği şu hadiste buna delildir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ikindi namazını kıldırdıktan sonra sevik yedi sonra abdest almaksızın akşam namazını kıldırdı." Bu manada çok sayıda hadis-i şerif vardır ki, Arafat ile Müzdelife' de vesair seferlerde ikişer vakit namazı bir arada cem edip kıldığına dair hadis ile Hendek günü geçirdiği namazıarı bir arada kılmasına dair hadis ve diğer rivayetler de buna delildir. Ayet-i kerimeden maksat ise -yüce Allah en iyi bilendir- hadesli (abdestsiz) olarak namaza kalktığınız vakit demektir. Ayrıca Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in fiili uygulamasıyla nesh edilmiş olduğu da söylenmiştir. Ama bu görüş zayıftır. Allah en iyi bilendir. Abdest ve Teyemmüm Tazelemenin Hükmü Mezhep alimlerimiz der ki: Abdesti tazelemek müstehaptır. Bu da bir kimsenin abdestli olmakla birlikte hadessiz olarak (abdesti bozulmadığı halde) ikinci olarak abdest almasıdır. Abdest tazelemenin müstehap oluşunun şart olması ile ilgili olarak çeşitli görüşler vardır: a. Abdestiyle farz ya da nafile bir namaz kılmış kimseler için abdest tazelemek müstehaptır. b. Ancak abdestle farz namaz kılmış olan kimseler için tazelemek müstehaptır. c. Abdest ile mushafa dokunmak, tilavet secdesi yapmak gibi ancak abdestli olarak yapılması caiz olan bir işi yapmış kimseler için tazelemek müstehaptır. d. Yeni abdest ile önceki abdest arasında bir süre geçmiş olması şartıyla o abdestle hiçbir iş yapmamış olsa dahi abdestini tazelemesi müstehaptır (3/177) ama meşhur ve sahih mezhebe göre yeni bir gusül almak müstehap değildir; ama İmamu'I-Harameyn bir şekilde müstehap olduğuna dair bir görüş nakletmektedir. e. Teyemmümün yenilenmesinin müstehap oluşuyla ilgili iki görüş vardır. Bu görüşlerin daha meşhur olanına göre müstehap olmaz. Bu da suyun bulunması ile birlikte teyemmüm yapmış olan yaralı, hasta ve benzeri durumdaki kimseler hakkındadır. Eğer teyemmüm yapacak kimse için su aramak icap etmez görüşünü kabul edecek olursak, başka kimseler hakkında da aynı durum düşünülebilir. İkinci husus ise teyemmümün yapılacağı yer ile ilgilidir. Allah en iyi bilendir. Ömer (r.a.)'ın: "Bugün daha önce yapmadığın bir iş yaptın" demesi, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in daha faziletli olan ile amel etmek üzere her bir namaz için abdest almayı devamlı sürdürdüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca sözü geçen günde beş vakit namazı tek bir abdest ile de caiz oluşunu beyan etmek üzere kıldığını göstermektedir. Nitekim Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bunu bilerek yaptım, ey Ömer" buyurması bunu göstermektedir. 3- Hadiste bir kimsenin daha faziletli olan zata dış görünüşü itibariyle alışkın olduğu adete muhalif olmayan bazı davranışları hakkında soru sormasının caiz olduğu anlaşılmaktadır; çünkü bu aykırı davranışlar unutluktan dolayı yapılmış ve hatırlarsa ondan dönme ihtimali olabilir. Bazen de daha faziletli olanın yaptığı bu davranışı fark edemediği bir sebep dolayısıyla kasten yapmış olabilir, böylelikle soran kişi bu fark edemediği sebebi öğrenmiş ve yararlanmış olur. Allah en iyi bilendir. Başlıktaki hadisin isnadına gelince, "İbn Numeyr dedi ki: Bize Süfyan, Alkame b. Mersed'den tahdis etti" denilmektedir. Diğer rivayet yolunda da: "Yahya b. Said, Süfyan'dan dedi ki: Bana Alkame b. Mersed tahdis etti" şeklindedir. Müslim (rahimehullah)'ın böyle yapıp, Süfyan ve Alkame'yi tekrar zikretmesinin çeşitli faydaları vardır. Bunlardan birisi şudur: Süfyan (rahimehullah) tedlis yapan ravilerdendir. İlk rivayette ise: Alkame'den diye rivayeti nakletmiştir. Tedlis yapan ravinin ise an (dan) lafzını kullanarak yaptığı rivayet ittifakla delil gösterilmez. Ancak bir başka yoldan onu dinlediği sabit olması hali müstesnadır. Bundan dolayı Müslim, Süfyan'ın, Alkame'den hadisi dinlemiş olduğunu açıkça ifade eden ikinci rivayet yolunu zikrederek: "Bana Alkame tahdis etti" dediğini kaydetmiştir. İsnattaki diğer faydalı husus da şudur: İbn Numeyr dedi ki: Bize Süfyan ve Yahya b. Said tahdis etti. O Süfyan'dan diye rivayet etti. Müslim (rahimehullah) her iki ravinin rivayetini onlardan birisinin kullandığı siga ile nakletmeyi caiz görmemiştir. Çünkü "bize tahdis etti" lafzı ittifakla senedin muttasıl olduğu anlamında kabul edilir. Ancak "an"lafzının -mukaddimenin Şerhinde kaydettiğimiz gibi- ittisal ifade edip, etmediği ihtilaflıdır

Sahîh-i Müslim No. 643 Sahih

وَحَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، وَحَامِدُ بْنُ عُمَرَ الْبَكْرَاوِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا اسْتَيْقَظَ أَحَدُكُمْ مِنْ نَوْمِهِ فَلاَ يَغْمِسْ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ حَتَّى يَغْسِلَهَا ثَلاَثًا فَإِنَّهُ لاَ يَدْرِي أَيْنَ بَاتَتْ يَدُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Nasr b. Ali el-Cehdami ile Hamid b. Ömer el-Bekravı tahdis edip dediler ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal Halid'den, o Abdullah b. Şakik'den, o Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizden biriniz uykudan uyandığı vakit elini üç defa yzkamadıkça kaba daldırmasın. Çünkü o elinin geceyi nerede geçirdiğini bilmez" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf

Abu Huraira said:When anyone amongst you wakes up from sleep, he must not put his hand in the utensil till he has washed it three times, for he does not know where his hand was during the night

Sahîh-i Müslim No. 644 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَأَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، كِلاَهُمَا عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي رَزِينٍ، وَأَبِي، صَالِحٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، فِي حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَفِي حَدِيثِ وَكِيعٍ قَالَ يَرْفَعُهُ بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bize Ebu Kureyb ve Ebu Said el-Eşe c tahdis edip dediler ki: Bize Veki" tahdis etti. (H) Bize Ebu Kureyb de tahdis etti, bize Ebu Muaviye tahdis etti. (Vekı" ile) ikisi A'meş'ten, o Ebu Rezin ve Ebu Salih'ten onlar Ebu Hureyre' den diye rivayet etti. Ebu Muaviye rivayetinde: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, dedi.Veki' rivayetinde: Hadisi Allah Resulüne ref edip, aynısını nakletti, dedi.

This hadith is transmitted from Abu Huraira by another chain of transmitters

Diğer tahric: Ebu Davud, 103; Tuhfetu'I-Eşraf

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya