1.909 hadis bulundu · sayfa 15/96
حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنِي الْعَلاَءُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَعْقُوبَ، مَوْلَى الْحُرَقَةِ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " جُزُّوا الشَّوَارِبَ وَأَرْخُوا اللِّحَى خَالِفُوا الْمَجُوسَ " .
Bana Ebu Bekr b. İshak rivayet etti. (Dediki) : Bize İbni Ebi Meryem haber verdi. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi. (Dediki): Bana Huraka'nın azadlısı Ala' b. Abdirrahman b. Ya'kub babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdi. Ebu Hureyre şöyle demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Bıyıkları kesin, sakallan bırakın, Mecusilere muhalefet edin" buyurdu. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 14089 AÇIKLAMALAR 261. sayfada
Abu Huraira reported:The Messenger of Allah (ﷺ) said: Trim closely the moustache, and grow beard, and thus act against the fire-worshippers
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ زَكَرِيَّاءَ بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ شَيْبَةَ، عَنْ طَلْقِ بْنِ حَبِيبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عَشْرٌ مِنَ الْفِطْرَةِ قَصُّ الشَّارِبِ وَإِعْفَاءُ اللِّحْيَةِ وَالسِّوَاكُ وَاسْتِنْشَاقُ الْمَاءِ وَقَصُّ الأَظْفَارِ وَغَسْلُ الْبَرَاجِمِ وَنَتْفُ الإِبْطِ وَحَلْقُ الْعَانَةِ وَانْتِقَاصُ الْمَاءِ " . قَالَ زَكَرِيَّاءُ قَالَ مُصْعَبٌ وَنَسِيتُ الْعَاشِرَةَ إِلاَّ أَنْ تَكُونَ الْمَضْمَضَةَ . زَادَ قُتَيْبَةُ قَالَ وَكِيعٌ انْتِقَاصُ الْمَاءِ يَعْنِي الاِسْتِنْجَاءَ .
Bize Kuteybetü'bnü Said ile Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Vekî', Zekeriyya b. Ebi Zaide'den, o da Mus'ab b. Şeybe'den, o da Talk b. Habîb'den, o da Abdullah b. Zübeyr'den, o da Aişe'den naklen rivayet etti; Şöyle demiş Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "On şey fıtrattandır: Bıyıklan kesmek, sakalları bırakmak, misvak kullanmak, buruna su çekmek, tırnakları kesmek, parmak eklem ve boğumlarını yıkamak, koltuk altlarını yolmak, etek tıraşı olmak ve temizlenirken su kullanmak. " (Ravilerden} Zekeriya dedi ki: Mus'ab: Onuncusunu unuttum. Ancak o mazmaza olmalıdır, dedi. Kuteybe şunu ekledi: Veki' dedi ki: Temizlenirken su kullanmak istinca yapmak demektir.
A'isha reported:The Messenger of Allah (ﷺ) said: Ten are the acts according to fitra: clipping the moustache, letting the beard grow, using the tooth-stick, snuffing water in the nose, cutting the nails, washing the finger joints, plucking the hair under the armpits, shaving the pubes and cleaning one's private parts with water. The narrator said: I have forgotten the tenth, but it may have been rinsing the mouth
Diğer tahric: Ebu Davud, 53; Tırmizi, 2757; Nesai, 5055, 5056, 5057; İbn Mace, 293; Tuhfetu'lEşraf
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو كُرَيْبٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ شَيْبَةَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ قَالَ أَبُوهُ وَنَسِيتُ الْعَاشِرَةَ .
Bize bu hadisi Ebu Kureyb de rivayet etti. (Dediki) : Bize İbni Ebi Zaide, babasından, o da Mus'ab b. Şeybe'den bu isnadda bu hadisin mislini haber verdi. Şu kadar varki o babasının; «onuncuyu unuttum» Dediğini söylemiş. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (596-604 numaralı hadisler): (596) "Fıtrat beştir -yahut beş şey fıtrattandır.-" Bu, raviden kaynaklanan bir şüphedir. Acaba birincisini mi söyledi yoksa ikincisini mi? Ancak ikinci rivayette (597) kesin bir ifade kullanarak "fıtrat beştir" demiş bulunmakta, sonra da bu beş şeyi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, tırnakları kesmek, koltuk altlarını yolmak ve bıyıklan kesmek" diye açıklamaktadır. (598) "Cafer b. Süleyman'dan, o Ebu İmran el-Cevni'den, o Enes (r.a.)'dan şöyle dediğini nakletti ... " Buna dair açıklama ve bunun: Kırk günü geçmeyecek şekilde bu işleri terk etmememiz anlamında olduğu gelecek. "Bize vakit tayin edildi." Bu da merfu hadislerden sayılır. Tıpkı bize şu husus emredildi denilmesi gibi. Buna dair açıklama kitabımızın baş taraflarında zikrettiğimiz fasıllarda geçmiş bulunmaktadır. Müslim'in sahihinden başka kaynaklarda: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize vakit tayin etti" şeklinde geçmektedir. Allah en iyi bilendir. Kadı İyaz dedi ki: el-Ukayll dedi ki: Cafer'in rivayet ettiği bu hadis su götürür. Ebu Ömer b. Abdilberr de bu hadisi Cafer b. Süleyman'dan başkası rivayet etmiyor. O ise hıfzının kötülüğü ve çokça hata etmesi sebebiyle rivayeti delil olan birisi değildir. Derim ki: Bununla birlikte mütekaddimun (ilk dönem) imamlarının birçoğu Cafer b. Süleyman'ın sika olduğunu belirtmişlerdir. Onun sika olduğunu söylemek için Müslim'in rivayetini delil göstermesi yeterlidir. Bu hususta başkası da ona uymuştur. (599) "Bıyıklan kesin ... " (601 numaralı) diğer rivayette de "sakallan uzatın" buyurulmaktadır. İbn Bureyd dedi ki: (599 numaralı hadiste geçen: ehfO ile ilgili olarak) bir kimse bıyıklarını kökten tıraş edecek olursa, bu fiil kullanılır. (3/150) Bıyıkların kazınması (ihfa) ve sakalların bırakılması (ihfa)nın anlamı az önce açıklandı. (601 numaralı hadisteki) sakalları bırakın (evfCı) de onları bırakın, ondan bir şey eksiltmeyin, demektir. İbnu's-Sikkıt ve başkalarının dediğine göre "lihye (sakal)"ın çoğulu liha ve luha gelmekle birlikte kesreli söyleyiş (liha) daha fasihtir. (603) Numaralı diğer hadiste ise: "On şey fıtrattandır ... " denilmektedir. "Fıtrat beştir" buyruğunun anlamı, beş şey fıtrattandır demektir. Diğer rivayetteki "on şey fıtrattandır" denildiği gibi. Bununla birlikte fıtrattan olan şeyler yalnızca on taneden ibaret değildir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de "fıtrattandır" buyurmakla, bunların on şeyden ibaret olmadığına işaret etmektedir. Allah en iyi bilendir. Fıtrat tabirinden burada ne kastedildiği hususunda görüş ayrılığı vardır. Ebu Süleyman el-Hattabi diyor ki: İlim adamlarının çoğunluğu bunun sünnet olduğu kanaatindedir. (3/147) Hattabfden başka bir topluluk da bunu böylece zikretmiş ve şunu da söylemişlerdir: Bunun anlamı ise bunların nebilerin -Allah'ın salat ve selamları onlara- sünnetlerinden olduklarıdır. Bir diğer açıklamaya göre bunlar dindendir. Diğer taraftan bu hususların birçoğu ilim adamlarına göre vacip (farz) değildir, bazılarının vacip olup olmadığı hususunda da görüş ayrılığı vardır. Sünnet olmak, mazmaza (abdest alırken ağza su alıp çalkalamak), istinşak (buruna su almak) gibi. Vacip olanın olmayanla birlikte zikredilmesinde ise bir engel yoktur. Yüce Allah'ın: "Bunların her biri meyve verdiği zaman meyvelerinden yiyin, biçildiği gün de hakkını (zekatını) verin." (En'am, 6/141) buyruğunda olduğu gibi. Haklarını vermek vacip (farz) ama onlardan yemek vacip değildir. Allah en iyi bilendir. Hadislerde Sözü Geçen Hasletierin Açıklamasına Gelince: Sünnet (Hitan):Şafillere ve ilim adamlarının birçoğuna göre vacip, Malik ve çoğu ilim adamlarına göre sünnettir. Şafii'ye göre ise erkeklere de, kadınlara da vaciptir. Erkek hakkında vacip olan haşefeyi örten derinin haşefenin tamamı açığa çıkıncaya kadar kesilmesidir. Kadın hakkında vacip olan ise fercin üst tarafındaki deri parçasının asgari miktarını kesmektir. Mezhebimizin sahih ve alimlerimizin çoğunluğunun kabul ettiği kanaate göre ise küçükken sünnet olmak caizdir, vacip değildir. Mezhebimizdeki bir görüşe göre küçüğün velisinin büluğa ermeden önce küçüğü sünnet etmesi kap eder. Bir diğer görüşe göre on yaşından önce sünnet edilmesi haramdır. Bu husustaki sahih hadise göre görüş belirtilecek olursa, çocuğun doğumunun yedinci gününde sünnet edilmesi müstehaptır dememiz gerekir. Doğduğu gün yedi günden sayılır mı yoksa onun dışında yedi gün mü hususunda da iki görüş vardır, bu iki görüşün kuwetli olanına göre o günün de sayılacağıdır. Mezhep alimlerimiz müşkil hunsa (denilen erkek mi kız mı olduğuna hiçbir şekilde hüküm verilemeyen) hakkında farklı görüşlere sahiptir. Onun büluğdan sonra her iki fercinin de sünnet edilmesi kap eder denildiği gibi, hangisi olduğu açıkça ortaya çıkmadıkça sünnet edilmesi caiz olmadığı da söylenmiştir. Daha güçlü olan görüş budur. Erkeklik organı olan (hunsay)a gelince, eğer her iki organı da faal ise her ikisinin de sünnet edilmesi kap eder. Şayet onlardan biri faal, diğeri değilse faalolan sünnet edilir. Hangi organ ın faalolduğunun neye göre değerlendirileceği hususunda da iki görüş vardır. Bir görüşe göre küçük abdesti bozmaktır, diğerine göre ise cimadır. Bir kişi eğer sünnetsiz olarak ölürse mezhep alimlerimizin bu hususta üç görüşü vardır: Sahih ve meşhur olan ister küçük, ister büyük olsun sünnet edilmez, ikincisine göre ise büyükse sünnet edilir, küçükse edilmez. Allah en iyi bilendir. İstihdad (Etek Tıraşı):Bu da etek tıraşı yapmaktır. Buna istihdad denilmesinin sebebi ustura demek olan hadide (demir)in kullanılmasıdır. Bu da sünnettir. Bundan maksat ise belli yerin temizlenmesidir. Efdal olan da tıraş edilmesidir. Kesmek, yolmak ve tüy dökücü ilaç kullanmak da caizdir. '''Ane'' erkeğin tenasül organının üstündeki ve çevresindeki kıllar ile kadının fercinin etrafındaki kıllardır. Ebu'l-Abbas b. Sureye'den nakledildiğine göre, dübür yuvarlağının etrafında biten kıllardır. Bütün bunların toplamından ön arka ve çevrelerindeki bütün kılların tıraş edilmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır. (3/148) Etek tıraşının ne zaman yapılacağına gelince. Tercih edilen görüşe göre bu ihtiyaca ve uzamasına göre tespit edilir. Uzadığı zaman tıraş edilir. Bıyıkların kesilmesi, koltuk altlarının yolunması, tırnaklarının kesilmesinde de durum böyledir. Enes (r.a.}'ın kitapta (598 numara ile) zikredilen "bıyıkların kesilmesi, tırnakların kesilmesi... kırk günden fazla bırakılmaması. .. vakit olarak tayin edildi" hadisinin anlamı ise kırk günü aşacak kadar kesilmeden bırakılmaması demektir. Yoksa kırk gün boyunca kesme yoluna gidilmemesi vakit olarak tayin edildi, demek değildir. Allah en iyi bilendir. Tırnakları Kesmek (Taklimu'l-Ezfar): Bu da sünnettir, vacip değildir. Ayaklardan önce ellerin tırnaklarını kesmek müstehaptır. Önce sağ elinin şahadet parmağını sonra orta parmağını sonra yüzük sonra serçe parmağını sonra baş parmağının tırnaklarını keser sonra sol ele geçip serçe parmağını sonra yüzük parmağını elinin sonuna kadar tırnaklarını keser. Sonra sağ ayağının tırnaklarını keserek önce serçe parmağının tırnağını keserek başlar, sol ayağının serçe parmağı ile tamamlar. Allah en iyi bilendir. Koltuk Altlarının Yolunması: İttifakla sünnettir. Efdal olan gücü yetenin koltuk altını yolmasıdır. Tıraş etmekle ve tüy dökücü ilaç kullanmakla da bu sünnet gerçekleşir. Yunus b. Abdula'la'dan şöyle dediği nakledilmektedir: Şafii (rahimehullah)'ın yanına girdim. Yanında berber de vardı, koltuk altını tıraş ediyordu. Şafii dedi ki: Ben sünnetin koltuk altlarını yolmak olduğunu biliyorum ama onun acısına dayanamıyorum. Sağ koltuk altından başlaması da müstehaptır. Bıyıkları Kesmek: Bu da sünnettir. Bıyığının sağ tarafından başlaması müstehaptır. Bizzat kendisi kesmek ile bu işi başkasına havale etmek arasında seçim yapmakta serbesttir. Çünkü açılmaması gereken bir yeri açmadan ve haram işlemeden maksat gerçekleşebilir. Halbuki koltuk altı ve etek tıraşı böyle değildir. Bıyığın kesilecek sınırına gelince, tercih olunan dudağın kenarı görününceye kadar kesmesidir, bıyığı dibinden kazımayız. "Bıyıkları kesin" şeklindeki rivayetlerin anlamı ise dudaklardan uzayıp taşan kısmı kesin demektir. Allah en iyi bilendir. Sakal Bırakmak (i'fau'l-lihye): Sakalın salınması demektir. Bir diğer rivayetteki "evfu'l-liha"nın anlamı budur. Farsların adeti sakalı kesmek şeklinde idi, şeriat bunu yasakladı. İlim adamları sakal hakkında mekruh on hususu zikretmektedirler. Bunların bir kısmı diğerinden daha çirkindir: 1- Cihad kastı olmaksızın siyaha boyamak 2- Sünnete uymak için değil de, salih kimselere benzetmek için sarıya boyamak 3- Baş olmak, tazim edilmek ve meşayihten olduğu izlenimini vermek için yaşlı görünmekte acele etmek niyetiyle kükürt ya da başka şeylerle ağartmak 4- Yüzünde tüy bitmemesini sağlamak ve suretinin güzel kalması maksadıyla ilk bittiği sıralarda sakalını yolmak yahut tıraş. etmek 5- Ağaran kılları yolmak 6- Kadınların ve başkalarının onu daha güzel bulmaları için saçının kıllarını tel tel, sıra sıra dizmek 7 - Şakaklardaki saçlardan sakala ilave yapmak yahut başı tıraş ederken, yan taraflarını alırken sakalın üst taraflarını kısmen almak 8- İnsanlar için güzel görünmek kastıyla sakalını taramak 9- Zahitlik görüntüsü ve kendisine pek aldırmadığı izlenimini vermek maksadıyla sakalını birbirine karışmış, birbirine geçmiş halde bırakmak 10- Sakalının siyahına ve beyazına beğenerek, böbürlenerek gençliğe kanıp, yaşlılıkla övünerek gençlere karşı üstünlük taslayarak bakmak 11- Sakala düğüm atmak, onu örgü yapmak 12- Sakalı tıraş etmek (3/149); ancak kadının sakalı çıkacak olursa onun da sakalını tıraş etmesi müstehap olur. Allah en iyi bilendir. İstinşak (burna su çekmek): Açıklaması, nitelikleri, vacip ve müstehap oluşunda ilim adamlarının görüş ayrılıkları daha önce geçti. Parmak Eklem ve Boğumlarını Yıkamak (ğaslu'l-beracim): Başlı başına bir sünnettir. Abdest almaya özgü değildir. Beracim, burcume'nin çoğulu olup, parmakların boğumları ve bütün eklemleri demektir. İ1im adamları der ki: Kulakların büküldükleri yerlerde toplanan kirler de bunlar gibidir. Bu kirleri de silerek alır çünkü bazı hallerde kulak kirinin çokluğu işitmeye zarar verebilir. Aynı şekilde burnun içinde toplanan kirleri de temizlemenin hükmü budur. Kısacası vücudun herhangi bir yerinde ter, toz ve buna benzer bir sebeple toplanan bütün kirlerin hükmü böyledir. Allah en iyi bilendir. Temizlenirken Su Kul/anmak (intikasu'l-ma'): Veki" burada (603 numaralı hadiste) bunu istindı. diye açıklamış olmakla birlikte Ebu Ubeyde ve başkaları: Bunun anlamı tenasül uzvunu yıkarken su kullanmak suretiyle sidiğin kesilmesini sağlamaktır demişlerdir. Bazıları ise su serpmektir diye açıklamıştır. Bir rivayette ise "intikasu'l-ma'" yerine "intizah" gelmiştir. Cumhurun dediğine göre intizah, abdest aldıktan sonra vesveseyi ortadan kaldırmak maksadıyla ferce az miktarda su serpmek demektir. Bunun su ile istinca yapmak olduğu da söylenmiştir. İbnu'l-Esir'in belirttiğine göre bu laflZ "intifasu'l-ma'" diye de rivayet edilmiştir. "en-Nihaye fi Garibi'l-Hadis" adlı eserinin "fe" faslında: Doğrusu bunun fe ile olduğudur, demektedir. Devamla şunları söyler: Bundan maksat ise az miktardaki suyun ferce serpilmesidir. Bu da az miktarda akan kan hakkında "nefasa" fiilini kullanmalarından gelmektedir. Ancak onun bu nakli şazdır, doğrusu az önce kaydettiğimizdir. Allah en iyi bilendir. (603) "Onuncusunu ise unuttum, ancak mazmaza olmalıdır." Bu onun (Mus'ab'ın) bu husustaki şüphesinden ileri gelmektedir. Kadı İyaz der ki: Belki de bu onuncusu beş haslet ile birlikte zikredilen sünnettir. Onun böyle olması daha uygundur. Allah en iyi bilendir. İşte bu söylediklerimiz fıtrat ile ilgili olanlar hakkında kısa açıklamalardır. Buna dair geniş ve etraflı açıklamaları delilleriyle ve diğer ayrıntılarıyla el- Mühezzeb Şerhinde doyurucu bir şekilde yapmış bulunmaktayım. Allah en iyi bilendir. (603) "Sakalları bırakın" yani onları bırakın, onlarda değişiklik yapmaya kalkışmayın. Kadı İyaz'ın belirttiğine göre çoğunluğun rivayeti bizim zikrettiğimiz gibi (erhCı) şeklindedir. Ancak İbn Mahan' daki rivayette cim ile "ereCı" şeklindedir. Bunun birincisi ile aynı anlamda olup, aslının "erciCı" diye hemzeli olup, hafifletmek için hemzenin hazfedildiği de söylenmiştir yani onu erteleyin ve onu terk edin, bırakın. Buhari'nin rivayetinde ise: "VeffirCı" şeklindedir. Böylelikle bu kelimede "a'fu, evfu, erhu, ercu, veffiru" olmak üzere beş rivayet ortaya çıkmaktadır. Hepsinin anlamı ise kendi haline bırakın, şeklindedir. Hadisin lafızlarının gerektirdiği hadisin zahirinden anlaşılan budur. Mezhep alimlerimizden ve onların dışındaki ilim adamlarından bir topluluğun kanaali de bu şekildedir. Kadı İyaz (rahimehullah) dedi ki: Sakalın tıraş edilmesi, kesilmesi ve yakılması mekruhtur. Boyundan, eninden alınması ise güzeldir. Şöhret için onu büyütmek mekruh olduğu gibi, bu maksatla kesilmesi ve yolunması da mekruhtur. Selef bunun bir sınırının olup olmadığı hususunda farklı kanaatlere sahiptir. Onlardan bu hususta hiçbir sınır getirmemiş olanlar olmakla birlikte dikkat çekecek kadar ilişmeden de bırakmaz, onu bir miktar kısaltır. Malik oldukça uzun tutulmasını mekruh görmüştür. Seleften bazıları da bir kabzadan fazlasının kesilmesini söyleyerek sınır getirmiştir. Kimisi de hac ya da umre dışında onu kısaltmayı mekruh görmüştür. (Kadı İyaz devamla) dedi ki: Bıyık hakkında ise seleften birçok kimse kökten alınacağı ve tıraş edileceği görüşündedir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Bıyıkları kesiniz ve onları dipten tıraş ediniz" buyruğunun zahirini delil almışlardır. KCıfelilerin de görüşü budur. Seleften birçoğu ise tıraş etmenin ve kökten almanın yasak olduğu kanaatindedir. Malik de böyle demiştir. O bıyıkların (kökten) tıraş edilmesini bir müsle (hilkati çirkinleştirmek) kabul eder ve böyle yapanın tedib edilmesini emreder, bıyığın üst tarafından alınmasını da mekruh görürdü. Bu kanaatte olanlar kökten almanın, yolmanın ve kesmenin aynı manada olduğunu ve bunun du dağın ucu görününceye kadar kısaltılması anlamında olduğunu kabul ederler. Kimi ilim adamı ise her iki husustan birini seçmekte serbestlik olduğu kanaatindedir. -Kadı İyaz'ın ifadeleri burada sona ermektedir.- Tercih olunan ise sakalı kendi haline bırakmak ve onu kesinlikle kısa Itmaya kalkışmamaktır. Bıyık hakkında tercih olunan ise kökten tıraş etmeyip, du dağın kenarının görünmesini sağlayacak şekilde kısaltmaktır
This hadith has been narrated by Mus'ab b. Shaiba with the same chain of transmitters except for these words:" His father said: I forgot the tenth one
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَلْمَانَ، قَالَ قِيلَ لَهُ قَدْ عَلَّمَكُمْ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى الْخِرَاءَةَ . قَالَ فَقَالَ أَجَلْ لَقَدْ نَهَانَا أَنْ نَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ لِغَائِطٍ أَوْ بَوْلٍ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِالْيَمِينِ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِأَقَلَّ مِنْ ثَلاَثَةِ أَحْجَارٍ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِرَجِيعٍ أَوْ بِعَظْمٍ .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Muaviye ile Veki', A'meş'ten rivayet ettiler H. Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. Lafız onundur. (Dediki) : Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten, o da İbrahim'den, o da Abdirrahman b. Yezid'den, o da Selman'dan naklen haber verdi. Selman dedi ki: Kendisine: Sizin Nebiniz abdest bozmaya varıncaya kadar size her şeyi öğretti, denildi. O: Evet, O bize küçük ya da büyük abdestimizi bozarken kıbleye yönelmemizi, sağ elimizle istindi yapmamızı, üç taştan azı ile istinca yapmamızı ya da hayvan tezeği yahut kemik ile istinca yapmamızı yasakladı, dedi.
Salman reported that it was said to him:Your Apostle (ﷺ) teaches you about everything, even about excrement. He replied: Yes, he has forbidden us to face the Qibla at the time of excretion or urination, or cleansing with right hand or with less than three pebbles, or with dung or bone
Diğer tahric: Ebu Davud, 7 -uzunca-; Tırmizi, 16; Nesai, 41, 49; İbn Mace, 316 -uzun olarak-; Tuhfetu'l-Eşraf, 4505 NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta ilk olarak Selman el-Ffuisı (r.a.)'ın rivayet ettiği şu hadis-i şerif vardır: "Ona sizin Nebiniz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) büyük abdest bozmaya varıncaya kadar size her şeyi öğretmiştir denildi. .. " (3/1S2) Bu babtaki bir diğer hadis (608) Ebu Eyyub'un rivayet ettiği: "Helaya gittiğiniz zaman ... " hadisi, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği (609) "sizden biriniz ihtiyacını görmek için oturacak olursa ... " hadisi, İbn Ömer'in rivayet ettiği (61O): "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i. .. gördüm" ile diğer rivayette (61 i) "yüzünü Şam'a, arkasını kıbleye dönmüş olduğu halde" hadisi ile bunun dışında daha başka hadisler yer almaktadır. (605) Hadiste geçen "el-hirae" abdest bozma şekil ve haline verilen isimdir. Bizzat abdest bozmanın {hadesin} kendisi ise "el-hira'" ve "el-hara'" (3/153) diye gelir. "Evet" derken Selman (r.a.)'ın kastettiği,-ey muhatap kişi- O bize dinimiz hususunda -söylediğin abdest bozmaya varıncaya kadar-ihtiyaç duyduğumuz her bir şeyi öğretmiştir. Bize abdest bozmanın adabını öğreterek bu hususta bize. şunları şunları da yasakladı, demektir. Allah en iyi bilendir. "Küçük yahut büyük abdest sebebiyle kıbleye dönmemizi bize yasakladı." Müslim'de "büyük abdest için" anlamındaki "liğaitin" kelimesini bu şekilde lam harfi ile zaptettik, başka kaynaklarda ise be harfi ile "biğaitin" ile de lam harfi ile de rivayet edilmiştir, her ikisi aynı anlamdadır. "Gait" yerin alçak tarafı, kısmı demektir sonra bu, insanoğlunun arkasından çıkan bilinen şeyin adı olmuştur. Küçük Yahut Büyük Abdest Bozarken Kıbleye Dönmenin Hükmü Küçük yahut büyük abdest bozarken kıbleye dönmenin yasaklanışına gelince, bu hususta ilim adamlarının farklı görüşleri vardır: 1. Bunlardan biri Malik ve Şafii'nin -yüce Allah'ın rahmeti onlara- görüşüdür. Bu görüşe göre düz ve açık alanda küçük ve büyük abdest bozarken kıbleye yüzü dönmek haramdır ancak yapı içerisinde bu haram değildir. Bu görüş Abbas b. Abdulmuttalib ve Abdullah b. Ömer (radıyallahuanh)'dan Şa'bı, İshak b. Rahuye, iki rivayetten birisinde Ahmed b. Hanbel'den de -Allah'ın rahmeti onlara- rivayet edilmiştir. 2. İkinci görüşe göre bu halde iken yüzü kıbleye dönmek yapı içinde de, düz, açık alanda da caiz değildir. Sahabi Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.), Mücahid, İbrahim en-Nehai, Süfyan es-Sevri, Ebu Sevr ve bir rivayete göre de Ahmed bu görüştedir. 3. Üçüncü görüş ise bunun yapı içerisinde de, düz ve açık alanda da caiz olduğudur. Bu da Urve b. ez-Zubeyr, Malik (r.a.)'ın hocası Rabia ve Davud ez-lahirl'nin görüşüdür. 4. Dördüncü görüş ise düz ve açık alanda olsun, yapı içinde olsun kıbleye yüzü dönmek caiz değildir ama her ikisinde de arkasını dönmek caizdir. Bu aynı zamanda Ebu Hanife ve Ahmed'den -yüce Allah'ın rahmeti onlaragelen iki rivayetten birisidir. Kayıtsız ve şartsız yasak olduğunu söyleyenler mutlak olarak yasak bildirerek varid olmuş sahih hadisleri delil göstermişlerdir. Zikredilen Selman (r.a.)'ın hadis ile Ebu Eyyub, Ebu Hureyre ve başkalarının hadisleri buna örnektir. Bu görüş sahipleri ayrıca şöyle der: Çünkü bu yasak kıblenin saygınlığı dolayısıyladır. Bu mana ise hem yapıda, hem de düz ve açık alanda abdest bozulurken sözkonusudur. Ayrıca eğer engel yeterli olsaydı, bunun açık alanda caiz olması gerekirdi çünkü bizlerle Kabe arasında dağlar, vadiler ve daha başka türlü engeller bulunmaktadır. Kayıtsız ve şartsız mübah olduğunu kabul edenler de bu babta zikredilmiş İbn Ömer (r.a.)'ın (610 numaralı) hadisini delil göstermişlerdir. Bu hadise göre o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i yüzünü Beytu'l-Makdis'e doğru, arkasını kıbleye doğru çevirmiş olarak görmüştür. Gösterdikleri bir diğer delil ise Aişe (r.anha)' nın rivayet ettiği şu hadistir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bazı kimselerin ferderiyle kıbleye yönelmekten hoşlanmadıkları haberi ulaştı. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Onlar bunu da mı yaptılar? Haydi, benim oturağımın yönünü değiştirin" yani kıbleye doğru çevirin, buyurdu. Bunu Ahmed b. Hanbel Müsnedinde, İbn Mace de (Süneninde) rivayet etmiş olup, senedi hasendir. Yüzü çevirme yi değil de arkayı çevirmeyi mübah kabul eden kimseler ise Selman'ın rivayet ettiği (605) hadisi delil gösterirler. Düz ve açık alanda yüzünü de, arkasını da dönmeyi haram kabul edip, yapı içerisinde mübah kabul edenler ise bu bölümde zikredilmiş bulunan İbn Ömer (r.a.)'ın rivayet ettiği (610 numaralı) hadisi ve sözünü ettiğimiz Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği hadisi delil gösterirler. (3/154) Cabir (r.a.) da rivayet ettiği hadisinde şöyle demektedir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize küçük abdestimizi bozarken kıbleye yönelmeyi yasakladı. Ben ruhu kabzedilmeden bir yıl önce yüzünü kıbleye çevirmiş olarak gördüm." Bunu da Ebu Davud, Tirmizi ve başkaları rivayet etmiş olup, senedi hasendir. Ayrıca Mervan el-Asğar'ın rivayet ettiği şu hadisi de delil gösterirler: Ben İbn Ömer (r.a.)'ın devesini kıbleye dönük çöktürdükten sonra oturup ona doğru küçük abdestini bozarken gördüm. Ey Ebu Abdurrahman, bu yasaklanmamış mıydı, dedim. O, evet ama düzlük açık alanda bu yasaklanmıştı. Seninle kıble arasında seni setredecek bir şey bulunuyorsa bir sakıncası yoktur, dedi. Bunu Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Bunlar yapı içerisinde caiz oluşu açıkça ifade eden sahih bir takım hadis-i şerifterdir. Ebu Eyyub'un, Selmi'm, Ebu Hureyre ve başkalarının rivayet ettiği ne hyin yer aldığı hadisler ise -hadislerin arasının telif edilmesi için- düzlük açık alan hakkında yorumlanır; çünkü hadislerin arasının telif edilmesi mümkün ise bir kısmının terk edilmesi yönüne gidilmeyeceği hususunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur. Aksine böyle bir durumda hadislerin telif edilmesi ve hepsi ile am el edilmesi icap eder. Belirttiğimiz şekilde hadislerin telifi mümkün olduğundan ötürü onun kabul edilmesi icap etmektedir. Ayrıca ilim adamları anlam itibariyle düz açık alan ile yapı arasında fark gözetmişlerdir çünkü yapı içerisinde kıbleye yönelmeme mükellefiyeti halinde yükümlü zorlukla karşılaşır oysa düz açık alan böyle değildir. Kıbleye arkasını dönmeyi mübah kabul edenlere karşı ise görüşlerini reddetmek için aynı zamanda arkasını dönmeyi de, yüzünü dönmeyi de açıkça yasaklamış, Ebu Eyyub'un ve başkalarının rivayet ettiği hadis gibi sahih hadisler delil gösterilir. Allah en iyi bilendir. Şafii (r.a.) Mezhebine Göre Def-i Hacet İçin Kıbleye Dönmek İle İlgili Bazı Meseleler: 1.Birinci mesele: Bizim mezhep alimlerimiz nezdinde tercih olunan görüş eğer duvar ve buna benzer setredici bir şeye yakın ve yapı içerisinde ise yüzünü de, arkasını da kıbleye dönmek caizdir. Şu şartla ki, kendisi ile bu duvar ve benzeri setredici şeyarasında üç zira' ve daha aşağı bir mesafe bulunmalıdır. 2. Diğer şart ise bu engelin insanın alt tarafını örtecek yükseklikte olması gerekir. Bunu da deve semerinin arkasındaki tahta çubuk yüksekliği kadar tayin etmişlerdir ki, bu da bir zira'ın üçte ikisi kadardır. 3. Şayet kendisi ile bu setredici engel arasındaki uzaklık üç zira'dan fazla olur yahut bu engel deve semerinin arkasındaki çubuktan daha kısa olursa açık düz alandaki gibi haramdır. Ancak bu maksatla bina edilmiş bir yapı içerisinde ise bu hususta nasılolursa olsun herhangi bir sınır sözkonusu değildir. Mezhep alimlerimiz derler ki: Şayet açık bir arazide bulunup da zikredilen şarta uygun bir şey ile kendisini kapatabilirse o takdirde haramlık hükmü ortadan kalkar; çünkü muteber olan sözü geçen setredici engelin varlığı ve yokluğudur. Varlığı halinde açık arazide de, yapı içerisinde de helal olur, yokluğu sebebiyle de her ikisinde haram olur. Mezhep alimlerimiz arasında sahih ve meşhur olan kanaat budur. Mezhep alimlerimiz arasında açık araziyi ve yapıyı mutlak olarak göz önünde bulundurup engele itibar etmeyip, durum ne olursa olsun yapı içerisinde kıbleye önünü ya da arkasını dönmeyi mübah, durum ne olursa olsun açık arazide de bunu haram kabul etmiş kimseler de vardır. Ancak sahih olan birincisidir. Bu görüşlerinin bir ayrıntısı olarak şöyle demişlerdir: Setredenin bir biriek hayvanı, bir duvar, bir yükseklik, bir kum yığını yahut bir dağ olması arasında fark yoktur. Şayet kıble tarafına doğru elbisesinin eteğini gevşeyip, sarkıtacak olursa bununla örtü engelinin gerçekleşmesi hususunda mezhep alimlerimizin iki görüşü vardır. Onlara göre daha sahih ve meşhur olanları bunun da setredici bir örtü olacağıdır çünkü bununla da engel gerçekleşmiş olmaktadır. Allah en iyi bilendir. 4. İkinci mesele: Yüzü ve arkayı dönmeyi caiz kabul etmek ile ilgili olarak mezhep alimlerimizden bir topluluk şöyle diyor (3/55): Bu aslında mekruhtur ancak cumhur mekruhluğu sözkonusu etmemiştir. Tercih olunan kanaat de şudur: Eğer kıbleden başka tarafa yönelmekte{kısmen de olsa} bir meşakkatle karşılaşıyor ise mekruhluk sözkonusu değildir, eğer meşakkat olmayacaksa daha uygun olan ilim adamlarının ihtilafından çıkmak için bundan uzak kalmaktır. Bununla birlikte bu husustaki sahih hadisler dolayısıyla hakkında mekruh hükmü verilemez. 5. Üçüncü mesele: Açık arazide de, yapı içerisinde de yüzü kıbleye dönük cima caizdir. Bizim Ebu Hanife'nin, Ahmed ve Davud ez-Zahirl'nin mezhebi budur. Ancak Malik'in mezhebine mensup ilim adamları bu hususta farklı görüşlere sahiptir. ibnu'l-Kasım caiz olduğunu kabul ederken, İbn Habib mekruh olduğunu söylemiştir. Doğrusu ise caiz olduğudur. Çünkü haramlık hükmü şer'i bir delil ile sabit olur. Bu hususta herhangi bir yasak gelmiş değildir. Allah en iyi bilendir. 6. Dördüncü mesele: Beytu'l-Makdis' e küçük ve büyük abdest bozarken yüzünü ve arkasını dönmek haram değildir ama mekruhtur. 7. Beşinci mesele: Küçük ya da büyük abdestini yaparken kıbleye yüzünü ve arkasını çevirmekten uzak durup sonra istinca yaparken yüzünü ya da arkasını kıbleye çevirmek isterse caizdir. Allah en iyi bilendir. İstinci Adabı "Sağ elle istinca etmemek" istincanın edeplerindendir. ilim adamları sağ elle istinca yapmanın yasaklanmış olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Diğer taraftan büyük çoğunluk bu yasağın haram kılmak anlamında bir nehiy değil, tenzih ve edep anlamında bir nehiy olduğu kanaatindedir. Bazı zahiri alimleri ise haram olduğu kanaatindedir. Bizim mezhep mensupları arasından bir topluluk da haram olduğuna işaret etmiş ise de bu işaretlerine itibar edilmez. Mezhep alimlerimiz der ki: Mazeretsiz olarak istinca ile ilgili hiçbir hususta sağ elinin desteğini almaz. Su ile istinca yaparsa onu sağ eliyle döker, sol eliyle siler. Taşla istinca yaparsa eğer istincası dübürde ise sol eliyle siler. Şayet ön tarafından istinca yapacak olursa eğer taşı ona silinecek şekilde yere yahut ayaklarının arasına koyma imkanı varsa zekerini sol eliyle tutup, taşa sürer. Bunu yapma imkanı olmayıp, taşı kaldırmak zorunda kalırsa sağ eliyle taşı kaldırıp, zekerini sol eliyle tutup ona sürer. Sağ elini de hareket ettirmez. Doğru olan budur. Bazı mezhep alimlerimiz de zekerini sağ eliyle, taşı sol eliyle tutup sürer ve sol elini hareket ettirir ama bu doğru değildir; çünkü o böylelikle zaruret olmaksızın sağ eliyle zekerine dokunmuş olur. Halbuki bu yasaklanmıştır. Allah en iyi bilendir. Diğertaraftan sağ el ile istinca yapmanın yasaklanışı ona ikram olunduğuna, pisliklerden ve benzerlerden korunduğuna dikkat çekilmektedir. Yüce Allah'ın izniyle bu babın sonlarında bu kaideye açıklık getireceğiz. Allah en iyi bilendir. "Ya da üç taştan azı ile istinca yapmamızı (yasakladı)." Bu üç defa silmenin zorunlu bir vacip olduğu hususunda açık bir nastır. Bununla birlikte bu mesele ile ilgili ilim adamları arasında görüş ayrılığı vardır. Bizim mezhebimizdeki görüş, necasetin kendisini izale etmek için taşla istinca ve silmeyi üçe tamamlamak mutlaka gerekli olduğudur. Bir ya da iki defa sürüp, necasetin kendisi gitse bile üçüncü defa onu silmek kap eder. Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye ve Ebu Sevr de böyle demiştir. Malik ile Davud (ez-zahiri): Farz olan temizlemektir. Eğer tek bir taş ile bu gerçekleşirse ona yeter demişlerdir. Mezhebimize mensup bazı alimlerin bir görüşü de budur ama bizim mezhebin bilinen kanaati az önce kaydettiğimizdir. Mezhep alimlerimiz der ki: Üç yüzü bulunan bir taşın her bir yüzü ile bir defa silse yeterlidir; çünkü maksat silme sayısıdır. Üç taş kullanmak ise üç yüzü bulunan bir taştan daha faziletlidir. Şayet hem ön, hem arka tarafında istinca yapacak olursa (3/156) her birisi için üçer defa olmak üzere altı defa silmek kap eder. En faziletlisi bunların altı taş ile yapılmasıdır. Şayet üç yüzü bulunan bir taş ile yetinirse bu da ona yeter. Sildiği zaman ıslaklığın öbür tarafına geçmediği kalın bir bezin durumu da aynı şekildedir. Onun yan taraflarıyla silmesi caizdir. Allah en iyi bilendir. Mezhep alimlerimiz der ki: Üç taş ile temizlik gerçekleşirse daha fazlasına gerek yoktur. Üç taş ile temizlik olmazsa dördüncüsünü kullanmak gerekir. Dördüncüsüyle temizlik hasıl olursa fazlası vacip olmaz ama beşincisi ile tek sayıda taş kullanmak müstehaptır. Dört taş ile temizlik gerçekleşmezse beşincisi gerekir. Onunla temizlik tamam olursa fazlasına gerek yoktur. Bu şekilde daha fazla taş kullanmak kap edecek olursa eğer tek sayıda taş ile temizlik gerçekleşirse fazlası kullanılmaz, değil ise temizlik gerçekleşinceye kadar taş kullanması gerekir, taş sayısının tek olması da müstehaptır. Allah en iyi bilendir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in taşları açıkça ifade etmesine gelince, zahiri mezhep mensuplarından bazıları buna dayanarak istinca için taş tayin edilmiştir, ondan başkası olmaz, derler. Bütün mezheplere mensup genelolarak ilim adamları ise istinca için taşın tayin edilmemiş olduğu, aksine bez, tahta ve daha başka şeylerin de onun yerine geçebileceği kanaatindedirler. Asıl dikkat edilmesi gereken husus kullanılan şeyin necaseti giderici olma özelliğidir. Bu da taştan başkasıyla da gerçekleşir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in üç taş demesinin sebebi ise çoğunlukla görülen ve kolaylıkla mümkün olanın o oluşundan dolayıdır. Buna göre onun (taş demenin) mefhum olarak bir delaleti yoktur. Yüce Allah'ın: "Fakirlik korkusundan çocuklarınızı öldürmeyiniz." (En'am, 6/151) buyruğu ve benzerleri gibi. Taşın muayyen olmayışının bir delili de Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in kemik, hayvan tersi ve tezek kullanmayı yasaklamış olmasıdır. Eğer taş muayyen olsaydı taşın dışındaki her bir şeyi mutlak olarak yasaklaması gerekirdi. Mezhep alimlerimiz der ki: Katı, temiz ve necasetin aynını (kendisini) gideren, saygınlığı bulunmayan ve bir hayvanın (canlının) bir parçası olmayan her bir şey taşın yerini tutar. Ayrıca istincada kullanılan bu gibi şeylerin aynı cinsten olması şartı da yoktur. Mesela ön için taş, arkası için bezin kullanılması caizdir. Onların birisinde bir taşla birlikte iki bez yahut taşla birlikte bir bez ve bir tahta parçası ve benzeri de caizdir. Allah en iyi bilendir. "Tezek ya da kemik ile istinca etmemizi (de yasakladı)." Bu buyrukta da necaset ile istinca yasaklanmış olmaktadır. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tezek ile tür olarak necasete dikkat çekmektedir. Kemiğin yasak oluş sebebi ise cinlerin yiyeceği olduğundan dolayıdır. Bununla da bütün yiyeceklere dikkat çekmiş olmaktadır. Canlı hayvanın parçaları, ilim kitaplarının yaprakları ve buna benzer saygı duyulması gereken şeyler de buna katılır. Necisin sıvı ya da katı olması arasında bir fark yoktur. Necis bir şeyle istinca yapacak olursa istincası sahih olmaz. Bundan sonra su ile istinca yapması kap eder, taşla istinca onun için yeterli olmaz çünkü istinca yaptığı yer yabancı bir necaset ile necis olmuştur. Yenilebilir bir şeyle yahut yiyecek dışında temiz ve saygı duyulması gereken şeylerden birisiyle istinca yapacak olursa sahih olan bu istincasID!n sahih olmayacağıdır ama eğer necaseti yerinden başka bir tarafa taşımamış ise bundan sonra taşla istinca onun için yeterli olur. Masiyet olmakla birlikte ilk istincasının ona yeterli olduğu da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، وَمَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَلْمَانَ، قَالَ قَالَ لَنَا الْمُشْرِكُونَ إِنِّي أَرَى صَاحِبَكُمْ يُعَلِّمُكُمْ حَتَّى يُعَلِّمَكُمُ الْخِرَاءَةَ . فَقَالَ أَجَلْ إِنَّهُ نَهَانَا أَنْ يَسْتَنْجِيَ أَحَدُنَا بِيَمِينِهِ أَوْ يَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ وَنَهَى عَنِ الرَّوْثِ وَالْعِظَامِ وَقَالَ " لاَ يَسْتَنْجِي أَحَدُكُمْ بِدُونِ ثَلاَثَةِ أَحْجَارٍ " .
Bize Muhammed b. el-Müsenna rivayet etti. (Dediki) : Bize Abdurrahman rivayet etti. (Dediki): Bize Süfyan, A'meşle mansurdan, onlarda İbrahim'den, o da Abdurrahman b. Yezid'den, o da Selman dan rivayet etti. Selman dedi ki: Müşrikler bize: Ben sizin arkadaşınızın size abdest bozmaya varıncaya kadar size (çok şeyler) öğrettiğini görüyorum, dedi. Selman: Evet, gerçekten O bize bizden birisinin sağ eliyle istinca yapmasını yahut kıbleye dönmesini yasakladığı gibi, hayvan pisliği ve kemik kullanmayı da yasaklamış ve: "Sizden biriniz üç taştan aşağısı ile istindı yapmasın" buyurmuştur, dedi. Tahric bilgisi 605 ile aynı. NEVEVİ ŞERHİ: "Selman (r.a.)'dan dedi ki: ... " Asıl nüshalarda da böyledir ve bu sahih olup takdiri şöyledir: Müşriklerden bir kişi bize dedi ki: Yahut o, müşriklerden birisini kastetmekle birlikte diğerleri ona muvafakat ettikleri için ifadeyi çoğulolarak kullanmıştır. DAVUDOĞLU ŞERHİ 263. sayfada
Salman said that (one among) the polytheists remarked:I see that your friend even teaches you about the excrement. He replied; Yes, he has in fact forbidden us that anyone amongst us should cleanse himself with his right hand, or face the Qibla. He has forbidden the use of dung or bone for it, and he has also instructed us not to use less than three pebbles (for this purpose)
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرًا، يَقُولُ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُتَمَسَّحَ بِعَظْمٍ أَوْ بِبَعْرٍ .
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki) : Bize Ravh b. Ubade rivayet etti. (Dediki) : Bize Zekeriyya b. İshak rivayet etti (Dediki): bize Ebu'z-Zübeyr rivayet etti, ki Cabiri: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kemik ile yahut hayvan pisliği ile silinmeyi yasakladı" derken dinlemiştir.
Jabir reported:The Messenger of Allah (ﷺ) forbade the use of bone or the droppings of camels for wiping (after excretion)
Diğer tahric: Ebu Davud, 38; Tuhfetu'l-Eşraf, 2709 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın
وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَابْنُ، نُمَيْرٍ قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، ح قَالَ وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، - وَاللَّفْظُ لَهُ - قَالَ قُلْتُ لِسُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ سَمِعْتَ الزُّهْرِيَّ، يَذْكُرُ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا أَتَيْتُمُ الْغَائِطَ فَلاَ تَسْتَقْبِلُوا الْقِبْلَةَ وَلاَ تَسْتَدْبِرُوهَا بِبَوْلٍ وَلاَ غَائِطٍ وَلَكِنْ شَرِّقُوا أَوْ غَرِّبُوا " . قَالَ أَبُو أَيُّوبَ فَقَدِمْنَا الشَّامَ فَوَجَدْنَا مَرَاحِيضَ قَدْ بُنِيَتْ قِبَلَ الْقِبْلَةِ فَنَنْحَرِفُ عَنْهَا وَنَسْتَغْفِرُ اللَّهَ قَالَ نَعَمْ .
Bize Zuheyr b. Harb ve İbn Numeyr de tahdis edip dediler ki: Bize Süfyan b. Uyeyne tahdis etti (H) dedi ki: Bize Yahya b. Yahya -ki lafız onundur- da tahdis edip dedi ki: Süfyan b. Uyeyne'ye dedim ki: Ben Zühri'yi, Ata b. Yezid Leysi' den şunu zikrederken dinledim: Onun Ebu Eyyub'dan rivayet ettiğine göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İhtiyacınızı görmek için gittiğinizde küçük ya da büyük abdest bozarken kıbleye yüzünüzü de, arkanızı da çevirmeyin fakat doğuya ya da batıya (çevirin)." Ebu Eyyub dedi ki: Sonra Şam'a geldik. Orada kıble tarafına doğru bina edilmiş heıaıar bulduk. Onlardan bir miktar (kıbleden) başka tarafa dönüyor ve Allah'tan mağfiret diliyorduk. (Bu hadis öyle midir, dedim). O: Evet, dedi.
Abu Ayyub reported:The Apostle of Allah (ﷺ) said: Whenever you go to the desert, neither turn your face nor turn your back towards the Qibla while answering the call of nature, but face towards the east or the west. Abu Ayyub said: When we came to Syria we found that the latrines already built there were facing towards the Qibla. We turned our faces away from them and begged forgiveness of the Lord. He said: Yes
Diğer tahric: Buhari, 144,394 -uzunca-; Ebu Davud, 9 -uzunca-; Tırmizi, 8 -uzunca-; Nesai, 21, 22; İbn Mace, 318 -buna yakın-; Tuhfetu'l-Eşraf, 3478 NEVEVİ ŞERHİ: '~ma doğuya ya da batıya dönün. " İlim adamları der ki: Bu (3/157) Medineliler ile onlar gibi doğuya ya da batıya döndüğü vakit önünü de, arkasını da kıbleye dönmüş olmayan onların durumundakilere bir hitaptır. " ... Heıaıar bulduk." Merahid (heıaıar) lafzının tekili "mirhad"dır. Bu da insanın ihtiyacını görmek için yahut abdest bozmak için yapılmış odacık demektir. "Kıbleden başka tarafa dönüyorduk." Yani gücümüz yettiği kadarıyla başka tarafa yönelerek kıbleye dönmekten uzak durmaya dikkat ederdik. "Evet, dedi." Bu baş tarafta: Süfyan b. Uyeyne'ye dedim ki: ez-Zühri'yi Ata'dan şunu zikrederken dinledim, şeklindeki sorusunun cevabıdır. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari «Kitabu'-vudu» ve «Kitabu's-Salat» da tahric ettiği gibi Ebu Davud, Tirmizi, Nesaî ve İbni Mace dahi «Kitabu'l vudu» da tahric etmişlerdir. Görülüyorki Hz. Ebu. Eyyub (R.A.) hadisi rivayet ettikten sonra Şam'a gittiklerini orada helaların kıbleye doğru yapıldığını görünce kıbleden dönerek keza-i hacete oturduklarını ve Allah'a istiğfar ettiklerini bildirmiştir, ki Ebu Hanife ile bir rivayette Ahmed b. Hanbel'in mezhebleri de budur. Mes'elenin tafsilatı az 263. Hadis'in izahın geçti. Şam: Kelimesinin esas itibari ile Şam olduğunu oraya ilk varan Nuh (A.A.)'ın oğlu Sam olduğu için şehire bu isim verildiğini; Arapların Sin'i Şın'a tebdil ederek kelimeyi Şam diye telaffuz ettiklerini söyleyenler vardır. Hz. Ebu Eyyub (R.A.)'ın «istiğfarı» bazılarına göre helaları kıbleye karşı yapanlar içindir. Çünkü günahkarlar için istiğfarda bulunmak sünnettir. Bazıları bu istiğfarın kıbleye karşı oldukları için yapıldığını söylerler. Fakat hadisin zahirî manasına göre mezkur istiğfarı yapanlar başkaları için değil kendi nefisleri için yapmışlardır. Abdest bozmak günah olmadığı halde buradaki istiğfara neden luzüm görülmüştür? Sualine şöyle cevap verilmiştir: Ehl-i Takva olanların adeti budur. Onlar günaha girmekten korunmak için kendilerini daima kusurlu görerek istiğfarda bulunmuşlardır. Ulemanın beyanına göre.; abdest bozarken doğu veya batıya dönme emri Medine'lilerle Medine hizasında bulunupta doğuya veya batıya döndüğü zaman Kabe karşısına veya arkasına gelmeyenler hakkındadır. Binaenaleyh dünyanın sair memleketlerinde yaşıyanlar bu emre göre hareketle abdest bozarken Kabenin Ön veya arka taraflarında kalmamasına dikkat edeceklerdir. Hadisten murad budur. Şu Halde Kabenin şarkında veya garbında yaşayanlar cenube veya şimale döneceklerdir. Bu husustaki mezhebler bundan Önceki rivayette görüldüyse de Aynî onlardan başka üç mezheb daha zikretmektedir. Şöyle ki: 1- İmam Ebu Yusuf 'tan rivayete göre yalnız evlerde Kabeye arkasını dönerek bozmak caizdir. 2- Gerek Kabeye gerekse Kudüsteki Beyt-i makdise Önünü veya arkasını dönerek kaza-i hacet etmek mutlak surette haramdır. İbni Sirin ile İbrahim Nehai'nin buna kail oldukları söylenir. 3- Kabeye önünü veya arkasını dönerek abdest bozmak yalnız Medine'lilerle Medine hizasında yaşıyanlara haramdır. Kabenin şarkında veya garbında yaşıyanlara haram değildir. Ebu Avane'nîn kavli budur. Hadis-i Şerif Kaza-i Hacet Meselesinden Maada Şu Hükümleri de İhtiva Eder. 1- Kıbleye ikram ve ta'zimde bulunmak müslümanın daimi vazifesidir. 2- İslam adap ve terbiyesini her hal-ü karda muhafaza gerekir. Kaza-i hacet esasında avret mahallini güzelce örtmek, konuşmamak, sol elle taharetlenmemek, istincadan sonra eli toprak veya sabunla yıkamak. Suya bevl etmemek, yüzüğünde ismullah yazılı ise helaya girmezden Önce onu çıkarmak, Aya ve Güneşe karşı keza ayakta ve halkın geçtiği yollara, gölgesinde oturulan ağaç altına, meyvalı ağacın altına ve dere kenarlarına abdest bozmamak adaptandır
وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ خِرَاشٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ زُرَيْعٍ - حَدَّثَنَا رَوْحٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنِ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا جَلَسَ أَحَدُكُمْ عَلَى حَاجَتِهِ فَلاَ يَسْتَقْبِلِ الْقِبْلَةَ وَلاَ يَسْتَدْبِرْهَا " .
Bize Ahmed b. el-Hasen b. Hiraş da tahdis etti. Bize Ömer b. Abdulvehhab tahdis etti. Bize Yezid -yani b. Zurey' - tahdis etti. Bize Ravh, Suheyl'den tahdis etti. O Ka'ka'dan, o Ebu Salih'ten, o Ebu Hureyre'den, o Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Sizden biriniz ihtiyacını karşılamak için oturduğu takdirde kıbleye yüzünü de, arkasını da dönmesin. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-EşrM, 12858 NEVEVİ ŞERHİ: "Bize Ahmed b. Hasen b. Hiraş tahdis etti ... Ebu Hureyre (radıyalIahu anh)'dan" Darakutni dedi ki: Bu hadis Suheyl'den mahfuz değildir. Aslında bu İbn Aclan'ın rivayet ettiği bir hadistir. O bu hadisi Ravh'tan ve başkalarından nakletmiştir. Ebu Said Herevl'nin torunu Ebu'l-Fadl da şöyle demektedir: Bu hadiste hata Ömer b. Abdulvehhab'dan kaynaklanmaktadır; çünkü bu Muhammed b. Aclan'ın, el-Ka'ka'dan rivayet ettiği bir hadis olarak bilinmektedir. Bu isnadta ise Suheyl'den sözkonusu edilmemektedir. Bunu Umeyye b. Bestam, Yezid b. Zurey'den doğru bir şekilde, Ravh'dan, o İbn Aclan'dan, o Ka'ka'dan, o Ebu Salih'ten, o Ebu Hureyre (radıyalIahu anh)'dan, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye uzun uzadıya rivayet etmiştir. Ömer b. Abdulvehhab'ın rivayet ettiği (bu) hadis ise muhtasardır. Derim ki: Bu gibi hususlarda olumsuz etkileyici tenkit açıkça görülmemektedir. Çünkü burada Suheyl ile İbn Aclan'ın bu hadisi birlikte dinlemiş oldukları ancak onun İbn Aclan'dan rivayetinin meşhur olduğu şeklinde yorumlanır. Derim ki: Suheyl' den ibaresini Ebu Davud, Nesai ve İbn Mace de ancak İbn Aclan cihetinden zikretmişlerdir. Ebu Davud bunu İbnu'l-Mubarek'ten, o İbn Aclan'dan, o Ka'ka'dan diye, Nesai ise Yahya b. Aclan'dan, İbn Mace, Süfyan b. Uyeyne ve Muğire b. Abdurrahman ile Abdullah b. Reca el-Bekki'den, üçü de İbn Aclan'dan diye rivayet etmişlerdir. Allah en iyi bilendir. Senette geçen Ahmed b. Hiraş'ın babasının adı olan "Hiraş" noktalı hı iledir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Sened'e dair: Bu rivayetin senedi hakkında Dare-Kutnî şunları söylemiştir. Bu hadis Süheyl'den mahfuz değildir. Onu ancak İbni Aclan Ravh ve başkalarından rivayet etmiştir. «Ebu Said-i Herevî'nin torunu Ebu'l Fadl ondaki hatanın Ömer b. Abdilvahab'dan ne'şet ettiğini, hadisin Muhammed b. Aclan tarikiyle Ka'kaa'dan rivayet edildiğini, Süheylin o isnad'da. zikri geçmediğini söylemektedir. Hadisi doğru olarak Ümeyyetü'bnü Bistam Yezid b. Zürey 'den o da Ravh'tan, o da İbni Aclan'dan, o da Ka'kaa'dan, o da Ebu Salih'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den uzun bir şekilde rivayet etmiştir. Ömer b. Abdillab'ın hadisi muhtasardır. Fakat Nevevî burada hadise dokunacak bir şey görmemekte ve hadis, Süheyl ile İbni Acîan'ın ikisinin birden dinlediklerine hamlolunur. Yalnız İbni Aclan'in rivayeti şöhret bulmuştur» demektedir
Abu Huraira said:When any one amongst you squats for answering the call of nature, he should neither turn his face towards the Qibla nor turn his back towards it
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى، عَنْ عَمِّهِ، وَاسِعِ بْنِ حَبَّانَ، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي فِي الْمَسْجِدِ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ مُسْنِدٌ ظَهْرَهُ إِلَى الْقِبْلَةِ فَلَمَّا قَضَيْتُ صَلاَتِي انْصَرَفْتُ إِلَيْهِ مِنْ شِقِّي فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ يَقُولُ نَاسٌ إِذَا قَعَدْتَ لِلْحَاجَةِ تَكُونُ لَكَ فَلاَ تَقْعُدْ مُسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةِ وَلاَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ - قَالَ عَبْدُ اللَّهِ - وَلَقَدْ رَقِيتُ عَلَى ظَهْرِ بَيْتٍ فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا عَلَى لَبِنَتَيْنِ مُسْتَقْبِلاً بَيْتَ الْمَقْدِسِ لِحَاجَتِهِ .
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb rivayet etti. (Dediki): Bize Süleyman yani İbni Bilal Yahya b. Said'den, o da Muhammed b. Yahya'dan, o da amcası Vasi' b. Habban'dan naklen rivayet etti. Vasi' şöyle demiş: Mescitte namaz kılıyordum. Abdullah b. Ömer de sırtını kıbleye doğru dayamıştı. Namazımı bitirdikten sonra yan tarafından ona doğru döndüm. Abdullah dedi ki: Bazı kimseler ihtiyacını gidermek için oturacak olursan yüzünü kıbleye ve Beytu'l-Makdis' e dönerek oturma, derler. Abdullah (devamla) dedi ki: Halbuki yemin ederim ki bir evin damına çıkmıştım. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i ihtiyacını görmek için yüzü Beytu'l-Makdis'e dönük olarak iki kerpiç üzerinde oturmuş gördüm.
Wasi' b. Habban reported:I was offering my prayer in the mosque and Abdullah b. Umar was sitting there reclining with his back towards the Qibla. After completing my prayer. I went to him from one side. Abdullah said: People say when you go to the latrine, you should neither turn your face towards the Qibla nor towards Bait-ul-Maqdis. 'Abdullah said (farther): I went up to the roof of the house and saw the Messenger of Allah (ﷺ) squatting on two bricks for relieving himself with his face towards Bait-al-Maqdis
Diğer tahric: Buhari, 145 -uzunca-, 148, 149, 3102; Ebu Davud, 12; Tirmizi, 11; Nesai, 23; İbn Mace, 322 -uzunca-; Tuhfetu'l-Eşraf, 8552 NEVEVİ ŞERHİ: "Bir evin damına çıkmıştım ... " Abdullah b. Ömer'in onu görmesi bir rastlantı olmuştur. Ayrıca bunu kasti yapmış değildir. Kerpiç {lebinelin ne olduğu bilinmektedir. Lam harfi fethalı, be harfi kesreli okunur. Be harfi sakin olmakla birlikte, lam hem fethalı, hem kesreli de okunabilir. Bu vezinde olan her kelimenin durumu budur. Yani birinci harfi fethalı, ikinci harfi kesreli ise bu üç şekilde okunması caizdir. "Ketif" kelimesi gibi. Şayet ikinci ya da üçüncü harfi boğaz harflerinden birisi olursa dördüncü bir şekil de caiz olur. O da birinci ve ikinci harfleri kesreli söylemektir. (Uyluk anlamındaki) "fehiz" kelimesinin "fihiz" olarak da söylenmesi gibi. "Beytu'l-Makdis" ile ilgili söyleyiş açıklamaları ve türediği kök İsra ile ilgili babın baş taraflarında geçmişti. (3/158) Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ عَمِّهِ، وَاسِعِ بْنِ حَبَّانَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ رَقِيتُ عَلَى بَيْتِ أُخْتِي حَفْصَةَ فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا لِحَاجَتِهِ مُسْتَقْبِلَ الشَّامِ مُسْتَدْبِرَ الْقِبْلَةِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dediki) Bize Muhammed b. Bişr el-Abdî rivayet etti. (Dediki) Bize Ubeydullah b. Ömer, Muhammed b. Yahya b. Habban'dan, o da amcası Vasi' b. Habban'dan o da İbnî Ömerden naklen rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş: «Kız kardeşim Hafsa'nın evinin üstüne çıktım, ve ResuluIIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Şam'ı önüne, kıbleyi de arkasına alarak kaza-i hacete oturduğunu gördüm. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: ibni Ömer(R.A.)'ın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)i kaza-i hacet ederken görmesi tesadüfi olmuştur. Maamafih onun kaza-i hacet için ne şekilde oturduğunu görmek için kasten evin üzerine çıkmış olmasıda muhtemeldir. Maksad onun yüzünü görmekle hasıl olmuştur. Görülüyorki; hadisin bazı rivayetlerinde kaza-i.hacet için kıbleyi önüne veya arkasına almak nehyedilmiş bazılarında ise; bizzat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Beyt-i Makdise doğru dönerek kaza-i hacet ettiği ispat edilmektedir. Medinede Beyt-i Makdise doğru dönen bir kimse tabiî olarak kabeyi arkasına almış olur. Bu itibarla İbni Ömer rivayeti Kabeye arka dönerek abdest bozmanın caiz olduğuna delalet ediyor. Hadis buna kail olanların delillerindendir
Abdullah b. Umar said:I went up to the roof of the house of my sister Hafsa and saw the Messenger of Allah (ﷺ) relieving himself facing Syria. with his back to the Qibla
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُمْسِكَنَّ أَحَدُكُمْ ذَكَرَهُ بِيَمِينِهِ وَهُوَ يَبُولُ وَلاَ يَتَمَسَّحْ مِنَ الْخَلاَءِ بِيَمِينِهِ وَلاَ يَتَنَفَّسْ فِي الإِنَاءِ " .
Bize Yahya b. Yahya tahdis etti. Bize Abdurrahman b. Mehdi, Hemmam'dan haber verdi. O Yahya b. Ebi Kesir'den, o Abdullah b. Ebu Katade'den, o babasından şöyle dediğini nakletti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sizden biriniz küçük abdestini bozarken zekerini sakın sağ eliyle tutmasın, helada sağ eliyle si/inmesin, kabın içine de solumasın" buyurdu.
Abu Qatada reported it from his father:The Messenger of Allah (ﷺ) said: None of you should hold penis with his right hand while urinating, or wipe himself with his right hand in privy and should not breathe into the vessel (from which he drinks)
Diğer tahric: Buhari, 153 -uzunca-, 154, 5630 -uzunca-; Müslim, 5253; Ebu Davud, 31 -uzunca-; Tirmizi, 15; Nesai, 24, 47, 48; İbn Mace, 310 -buna yakın-; Tuhfetu'l-Eşraf, 12105 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: "Bize Yahya b. Yahya tahdis etti... Abdullah b. Ebu Katade'den, o babasından ... " Müs!im -yüce Allah'ın rahmeti üzerine- (613 numaralı hadiste): "Bize Yahya b. Yahya da tahdis etti ... İbn Ebu Katade'den, o babasından" gördüğümüz asıllarda bu şekildedir. Birinci rivayette Hemmam, Yahya b. Ebu Kesir' den, ikincisinde ise Hişam şeklindedir. Birincisinin Müs!im' den nakledenlerden birisi tarafından bir tashif olduğunu zannediyorum, çünkü Buhari, Nesai ve onların dışındaki bazı imamlar bunu -Hişam ed-Desteval'den- diye Müslim'in ikinci rivayet yolunda rivayet ettiği gibi rivayet etmişlerdir. Benim bu söylediklerime de İmam Muhammed Halef el-Vasıti açıklık getirerek şunları söylemektedir: Bunu Müslim, Yahya b. Yahya'dan, o Abdurrahman b. Mehdi'den, o Hişam;dan ayrıca Yahya b. Yahya'dan, o Veki"den, o Hişam'dan, o Yahya b. Ebu Kesir'den diye rivayet etmiş ve böylelikle imam halef Müslim'in bu hadisi her iki yolda da Hişam ed-Destevai'den rivayet ettiğini açıkça ifade etmiştir. İşte bu da "Heriımam" isminin Müslim' den sonrakiler tarafından bizim nüshamızda meydana getirilmiş bir tashif olduğuna delildir. Allah en iyi bilendir. "Sizden biriniz sağ eliyle zekerini ... tutmasın." Zekerin sağ elle tutulması az önce istinca bahsinde geçtiği gibi tahrimen değil, tenzihen mekruhtur. Biz orada istinca yaparken herhangi bir şekilde sağ elinin yardımını almayacağını açıkladığımız gibi bu hususla ilgili başka noktalara da açıklık getirmiş idi k. "Helada sağ eliyle si/inmesin. " Burada hela kaydı küçük abdesti dışarıda tutmak için değildir, her ikisi de aynıdır. "Held" med ile kullanılır, maksat ise büyük abdest bozmaklır. Allah en iyi bilendir. (3/159) "Kabın içine solumasın." Yani kabın içine nefes alıp vermesin. Kabın dışında (su içerken) üç defa nefes alıp vermek ise bilinen bir sünnettir. İlim adamları der ki: Kabın içine solumanın yasaklanışı suyu kirletip, kokutmak, içine ağızdan, burundan ve benzeri yerlerden bir şeyler düşmek korkusuyla edep olmak üzere yasaklanmıştır. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامٍ الدَّسْتَوَائِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا دَخَلَ أَحَدُكُمُ الْخَلاَءَ فَلاَ يَمَسَّ ذَكَرَهُ بِيَمِينِهِ " .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki) : Bize Veki Hişam ed-Destevai'den, o da Yahya b. Ebi Kesirden, o da Abdullah b. Ebi Katadeden, o da babasından naklen haber verdi. Şöyle demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Biriniz helaya girdiği vakit zekerini sağ eliyle tutmasın.» buyurdular. Tahric bilgisi 612 ile aynı
Abu Qatada reported it from his father that the Messenger of Allah (ﷺ) said:When anyone amongst you enters the privy he should not touch his penis with his right hand
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا الثَّقَفِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى أَنْ يَتَنَفَّسَ فِي الإِنَاءِ وَأَنْ يَمَسَّ ذَكَرَهُ بِيَمِينِهِ وَأَنْ يَسْتَطِيبَ بِيَمِينِهِ .
Bize ibni Ebi Ömer rivayet etti (Dediki); Bize Sekafi Eyyub'dan, o da Yahya b. Ebi Kesir'den, o da Abdullah b. Ebi Katade'den, o da Ebu Katade'den naklen rivayet etti, ki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabın içine solumaktan zekerini sağ eliyle tutmaktan ve sağ eliyle taharetlenmekten nehiy buyurmuşlar. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: îmam Müslim bu rivayetleri de helada sağ elle taharetlenmenin; su ve yemek kaplarının içine solumanın yasak olduğunu ispat için zikretmiştir. Hüküm itibarı ile bunlarda yukarkinin aynıdırlar
Aba Qatada reported:The Messenger of Allah (way peace be upon him) forbade (us) to breathe into the venel, to touch the penis with the right hand and to wipe after relieving with right hand
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ إِنْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيُحِبُّ التَّيَمُّنَ فِي طُهُورِهِ إِذَا تَطَهَّرَ وَفِي تَرَجُّلِهِ إِذَا تَرَجَّلَ وَفِي انْتِعَالِهِ إِذَا انْتَعَلَ .
Bize Yahya b. Yahya et-Temimî de rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu'I Ahvas, Eş'as'tan, o da babasından, o da Mesruk'dan, o da Aişe'den naklen haber verdi şöyle demiş: Aişe dedi ki: Şüphesiz Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) temizlik yaptığında, temizlenmesinde, tarandığında taranmasında, ayakkabısını giyindiği zaman giyinmesinde sağdan başlamayı pek çok severdi.
A'isha reported:The Messenger of Allah (way peace be upon him) loved to start from the right-hand side for performing ablution, for combing (the hair) and wearing the shoes
Diğer tahric: Buhari, 168,446,5380,5854,5926; Ebu Davud, 4140; Tirmizi, 608; Nesai, 112,419, 5255; İbn Mace, 401; Tuhfetu'I-Eşraf, 17657 NEVEVİ ŞERHİ: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ... sağdan başlamayı pek çok severdi." Bu şeriatta sürekliliği olan bir kuraldır. Bu da ikram ve şereflendirme kabilindendir. Elbise, şalvar ve ayakkabı giyinmek, mescide girmek, misvak kullanmak, sürme çekmek, tırnakları kesmek, bıyıkları kesmek, saçı taramak, koltuk altlarını yolmak, başı tıraş etmek, namazda iken selam vermek, abdest azalarını yıkamak, heladan çıkmak, yemek, içmek, musafaha etmek, Hacer-İ Esved'i istilam etmek ve buna benzer diğer bütün hususlarda sağdan başlamak müstehaptır. Bunun zıttı olan helaya girmek, mescitten çıkmak, sümkürmek, istinca yapmak, elbiseleri, şalvarları, ayakkabıları çıkarmak ve benzeri diğer hususlarda ise soldan başlamak müstehaptır. Bütün bunlar ise sağın kerameti ve şerefi sebebi iledir. Allah en iyi bilendir. İlim adamlarının icmaı ile abdest alırken sağ eli ve sağ ayağı önce yıkamak sünnettir. Eğer aksini yaparsa abdesti sahih olmakla birlikte faziletli olanı kaçırmış olur. Şia ise bu vacip (farz)dır demiş ise de şianın muhalefetine itibar edilmez. Şunu bil ki, sol ile başlamak her ne kadar yeterli ise de Şafii bunun mekruh olduğunu açıkça ifade etmiştir. Bu ise açıkça anlaşılan bir durumdur çünkü Ebu Davud ve Tirmizi' nin Sünenleri ile başka kaynaklarda övülmeye değer çeşitli senetlerle Ebu Hureyre (r.a.)'dan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğu sabittir: "Elbise giyindiğiniz zaman yahut abdest aldığınızda sağ organlarınızdan başlayınız." Bu sağın önceleneceğinin emredildiği hususunda açık bir nastır. Bu, nassa muhalefet ise mekruh ya da haramdır. İlim adamları bunun haram olmadığı üzerinde icma etmişlerdir. O halde mekruh olması icap etmektedir. Şunu da bilmek gerekir ki, abdest azaları arasında sağdan başlamanın müstehap olmadığı azalar da vardır. Bunlar ise kulaklar, el ayaları ve yanaklardır. Bunun yerine bunlar bir defada temizlenirler. (3/160) Eğer bu organlardan birisi için -kesik olanların ve benzeri durumdakilerin halinde olduğu gibi- buna imkan olmazsa o takdirde sağa öncelik verir. Allah en iyi bilendir
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَشْعَثِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ التَّيَمُّنَ فِي شَأْنِهِ كُلِّهِ فِي نَعْلَيْهِ وَتَرَجُّلِهِ وَطُهُورِهِ .
Bize Ubeydullah b. Mu'az dahi rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Eş'as'dan, o da babasından, o da Mesruk'tan, o da Aişe'den naklen rivayet etti. Aİşe şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Her işinde: Ayakkabı giymesinde, taranmasında ve temizlenmesinde sağdan başlamayı severdi. NEVEVİ ŞERHİ: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ... sağdan başlamayı severdi." Bazı asıl nüshalarda "ayakkabısı" anlamındaki lafız tekil olarak gelmiş, bazılarında ise tesniye olarak (ayakkabıları anlamında)gelmiştir, her ikisi de sahihtir. Yani ayakkabılarını giymekte yahut ayakkabısını giymekte sağdan başlamayı severdi, tekilolması halinde cins isim olur. Bizim ülkemizdeki (meşrikta) nüshaların hiçbirisinde bu iki şekilden başkası görülmemiştir ama Humeydi ile HaflZ Abdulhakk e/-Cem'u beyne's-Sahihayn adlı eserlerinde "fi tena'ulihi" şeklinde ilk harfi te sonra nun ve şeddeli ayn iledir. Buhari ve diğerlerinin rivayetlerinde de böyledir. Hepsi de sahihtir. Buhari'nin rivayetlerinde "gücü yettiği kadarıyla bütün işlerinde sağdan başlamayı severdi" ile başlayıp, hadisin geri kalan kısmını zikretmektedir. Burada "gücü yettiği kadarıyla" ifadesi ise sağdan başlamaya ileri derecede dikkat ettiğine işarettir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari «Kitabu'I-Vudu» ile «Kitabus Salat» da Ebu Davud «Kitabu'l Libas» da Tirmizî Salat bahsinin sonunda, Nesai ile İbni Mace'de Taharet bahsinde tahric etmişlerdir. Hadis-i Şerif Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in her işe sağdan başladığını te'kid sureti ile ifade ediyorsada buradaki umum haricî delillerle tahsis edilmiştir Nevevî diyorki: «Sağdan başlama meselesi şerîatın daimi bir kaidesidir. Kaide şudur. Tekrim ve teşrif babından olan elbise, don ve mest giymek, mescide girmek, misvak tutunmak, sürme çekinmek, tırnak kesmek, bıyık kısaltmak saç taramak, koltuk yolmak, başı traş etmek, namazda selam vermek, taharet azalarını yıkamak, heladan çıkmak, yiyip içmek, musafaha etmek, haceri esvedi öpmek ve sair bu manadaki şeylerde sağdan başlamak müstahaptır. Bunun zıddı olan helaya girmek, mescidden çıkmak, burnunu atmak, taharetlenmek, elbise, don ve mest çıkarmak gibi şeylerde ise soldan başlamak müstehaptir. Bütün bunlar sağ tarafın keramet ve şerefindendir.» Bazıları «bu meselenin hakikati şudur: Yapılması maksut ve matlup olan işlerde sağdan, başlamak müstahaptır. Soldan başlanması müstahab olan fiiller matlup değildir. Bunlar ya terki matlup yahut yapılması maksut olmayan fiillerdir» demişlerdir
A'isha reported:The Messenger of Allah (ﷺ) loved to start from the right-hand side in his every act i. e. in wearing shoes, in combing (his hair) and in performing ablution
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، حُجْرٍ جَمِيعًا عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ، - قَالَ ابْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - أَخْبَرَنِي الْعَلاَءُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اتَّقُوا اللَّعَّانَيْنِ " . قَالُوا وَمَا اللَّعَّانَانِ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " الَّذِي يَتَخَلَّى فِي طَرِيقِ النَّاسِ أَوْ فِي ظِلِّهِمْ " .
Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybe ve İbni Hucur toptan İsmail b. Ca'fer'den rivayet ettiler. İbni Eyyüb dediki bize İsmail rivayet etti. (Dediki) : Bana Ala, babasından,o da Ebu Hureyre'den naklen haber verdi ki Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Lanet et(tir)en iki şeyden sakının" buyurdu. Ashab: Ey Allah'ın Resulü, lanet et(tir)en iki şey nedir, dedi. Allah Resulü: "İnsanların yollarında yahut gölgelendikleri yerlerde abdest bozan kişi (nin işi)dir" buyurdu.
Abu Huraira reported:The Messenger of Allah (ﷺ) said: Be on your guard against two things which provoke cursing. They (the companions present there) said: Messenger of Allah, what are those things which provoke cursing? He said: Easing on the thoroughfares or under the shades (where they take shelter and rest)
Diğer tahric: Ebu Davud, 25; Tuhfetu'l-fşraf, 13978 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hattabî'nin şu izahına göre hadisin manası «failleri mel'un olan iki şeyden kaçının» demek olur. Ancak Hattabî'nin îzahı Ebu Davut'un rivayetine göredir. Müslim'in buradaki rivayetine göre ma'na şudur: «iki lanet sahibinin fi'Iinden kaçının çünkü bunlar adete nazaran insanların lanet ettikleri kimselerdir.» Biri ammenin yolu üzerine diğeri de ağaçlarının gölgesine kaza-i haoet eder.» Buradaki gölgeden murad alelitlak her ağacın gölgesi değil, altında oturmak için tahsis edilen ağaçların gölgesidir. Zira Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kaza-i hacet için bir hurma kümesinin altına oturmuştur. Şüphesizki; onunda gölgesi vardı. Her ağacın altında kaza-i hacet haram olsa Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapmazdı. İnsanların geçtiği yollarla gölgelik için tahsis ettikleri ağaçların altına kaza-i hacet etmenin yasak olması tabiî ki pisliğin bulaşması ve kokmasındandır. NEVEVİ ŞERHİ: "Lanet et(tir)en iki şeyden sakının ... "Buradaki "lanet et(tir)en iki şey" lafzı Müslim'in sahihinde bu şekilde yer almaktadır ama Ebu Davud'un rivayetinde "lanet eden (okuyan) iki şeyden sakının" anlamında "ittekullaineyn" şeklindedir. Her iki rivayet de doğrudur. İmam Ebu Süleyman el-Hattabi der ki: Lanet eden iki şeyden maksat lanet okunmasını celb eden, insanları buna iten ve bu şekilde lanet okuyarak beddua etmelerine sebep olan iki husus demektir. Çünkü bu işi yapan kimseye ağır sözler söylenir, ona lanet okunur. Yani insanların adeti böyle birisine lanet okumaktır. Bu işe sebep olduğundan ötürü lanet bu iki işin kendisine izafe edilmiştir. Yine onun dediğine göre "lanet eden" lanet yerleri anlamındaki "mel'un" ve "melain" anlamında da kullanılabilir. Derim ki: Buna göre ifadenin takdiri şöyle olur: Yapanlarının lanetlendiği iki husustan sakınınız. Bu açıklama Ebu Davud'un rivayetine göredir. Müslim'iri rivayetinin anlamı ise -Allah en iyi bilendir- şudur: Sizler lanet eden iki kişinin yani lanetçi iki kişinin fiilinden sakının. (3/161) Bunlar ise adeten insanların kendilerine lanet ettiği kimselerdir. Allah en iyi bilendir. Hattabi ve başka ilim adamları şöyle demektedir: Burada gölgeden maksat insanların öğle sıcağında dinlendikleri ve develerini çöktürüp, konaklayıp, oturdukları yer demektir. Yoksa her gölgenin altında oturmak haram değildir çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ihtiyacını karşılamak maksadıyla pek çok hurma ağacının altında oturmuştur. Bunun gölgesinin olduğunda da şüphe yoktur. Allah en iyi bilendir. "İnsanların yollarında abdest bozan kimse" ifadesi, insanların gidip geldikleri yerlerde abdest bozmanın yasak kılındığı gölgeliklerde ve yollarda abdest bozan kimse demektir, çünkü bu gibi yerlerde abdest bozmak orada geçenlere necasetin bulaşmasına sebep olmak, kötü kokusu ve tiksinti verici niteliği dolayısıyla Müslümanları rahatsız edicidir. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ حَائِطًا وَتَبِعَهُ غُلاَمٌ مَعَهُ مِيضَأَةٌ هُوَ أَصْغَرُنَا فَوَضَعَهَا عِنْدَ سِدْرَةٍ فَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَاجَتَهُ فَخَرَجَ عَلَيْنَا وَقَدِ اسْتَنْجَى بِالْمَاءِ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti* (dediki): Bize Halid b. Abdillah, Halid'den, o da Ata' b. Ebi Meymune'den, o da Enes b. Malik'ten naklen haber verdiki şöyle demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir bahçeye girdi. Arkasından bir çocuk bir ibrikle onu takib ediyordu bu çocuk bizim en küçüğümüzdü. İbriği bir nebk ağacının yanına koydu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'de kaza-i hacet eyledi. Müteakiben su ile taharetlenerek bizim yanımıza geldi.
Anas b. Malik reported:The Messenger of Allah (ﷺ) entered an enclosure while a servant was following him with a jar of water and he was the youngest amongst us and he placed it by the side of a lote-tree. When the Messenger of Allah, (ﷺ) relieved himself, he came out and had cleansed himself with water
Diğer tahric: Buhari, 150, 151 -muhtasar olarak-, 152, 217 -buna yakın-, 500 -buna yakın-; Ebu Davud, 43; Nesai, 45; Tuhfetu'l-Eşraf, 1094 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadis-i Şerif su ile taharetlenmenin delillerindendir. Bu babtaki izahat daha sonra verilecektir
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَغُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْخُلُ الْخَلاَءَ فَأَحْمِلُ أَنَا وَغُلاَمٌ نَحْوِي إِدَاوَةً مِنْ مَاءٍ وَعَنَزَةً فَيَسْتَنْجِي بِالْمَاءِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybede rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' ile Gunder, Şu'beden rivayet ettiler. H. Bize Muhammed b. El-Müsenna dahi rivayet etti., Lafız onundur. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be Ata' b. Ebi Meymune'den rivayet etti. O da Enes b. Malik'i şöyle derken işitmiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) helaya girer ben ve benim kadar bir çocukta bir su kabı ile ucu demirli bir değnek taşırdık bu su ile istinca ederdi. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari «Kitabu'l Vudu» da birkaç yerde, ve «Kitabu's-Salat» da Ebu Davud ile Nesai de «Kitabu't-Tahare» da tahric etmişlerdir. Idave: Deriden yapma küçük su tulumudur. Cevheri bunun matara olduğunu söyler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in değnek taşımasında bir çok hikmetler vardır. Şöyleki: 1- Sahrada namaz kılarken onu önüne dikerek sütre yerine kullanırdı. 2- Onunla münafıkların ve yahudilerin şerrinden korunurdu. Çünkü onlar Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i öldürmek için her an fırsat kollardı. Bu değnek Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) önü sıra taşınırdı. Sonra Hulefa-i Raşidin hazeratıda mezkur harbeyi önleri sıra taşıtmışlar nihayet Abdullah b. Zubeyr'in eline geçmiş ve katline kadar onun elinde kalmıştır. 3- Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu değnekle zararIı hayvanlardan korunurdu. 4- Onunla kaza-i hacet için yeri eşerler üzerine bevl sıçramasından korunurdu. 5- Hîn-i hacette değneği yere dikerek eşyasını üzerine asardı. 6- Yorulduğu zaman ona dayanırdı. -Bu asayı ona Habeş hükümdarı Necaşi'nin hediye ettiği rivayet olunur. Bir rivayete göre Necasî Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e üç değnek hediye etmiştir. O bunlardan bir tanesini kendine bırakmış birini Hz. Ali'ye diğerinide Ömer (R.A.)'a vermiştir
Anas b. Malik reported:When the Messenger of Allah (ﷺ) entered the privy, a servant and I used to carry a skin of water, and a pointed staff, and he would cleanse himself with water
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عُلَيَّةَ - حَدَّثَنِي رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَبَرَّزُ لِحَاجَتِهِ فَآتِيهِ بِالْمَاءِ فَيَتَغَسَّلُ بِهِ .
Bana Züheyr b. Harb ile Ebu Kureyb de rivayet ettiler. Lafız Züheyr'indir. (Dedilerki): Bize İsmail yani İbni Uleyye rivayet etti. (Dediki): Bana Ravh b. Kaasim, Ata' b. Ebi Meymune'den, o da Enes b. Malik'ten Naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) defi hacet için sahraya çıkar Bende kendisine su getirirdim. O bununla taheretlenirdi. NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari «Kitabu'l Vudu» da Ebu Davud ile Nesai de «Kitabu't-Tahare» da tahrîc etmişlerdir. Yukarıdaki üç rivayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in su ile istinca ettiğini göstermektedirler. Bazıları su ile istincanın mekruh olduğuna kail olmuşlardır. Bunlar İbni Ebi Şeybe'nin Sahih suretle Huzeyfetü'bnü Yeman (R.A.)'dan rivayet ettiği bir hadisle istidlal etmişlerdir. Mezkur hadiste Hz. Huzeyfe'ye su ile istincanın hükmü sorulduğu onunda: Suyla istinca edersem elimden koku gitmez dediği bildirilir. Nafi'in İbni Ömer (R.A.)'dan rivayetine göre Hz. İbni Ömer'de su ile taharetlenmezmiş. İbnü'z-Zübeyr (R.A.)'ında su ile istinca hakkında: «Biz bunu yapmazdık» dediği naklolunur. İbni Tin'in rivayetine göre İmam Malik (R.A.) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in su ile istinca ettiği rivayetini kabul etmezmiş. Malikiyye ulemasından İbni Habib dahi suyla istincayı men edermiş. Bazıları buradaki rivayetlerde zikri geçen: O su ile istinca ederdi» sözünün Enes b. Malik hazretlerine ait olmadığını bunu ravîlerden Ebu'l Velîd söylediğini binaenaleyh Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in o su ile istinca ettiği hadisten açık olarak anlaşılmadığını iddia etmiş ve: «İhtimal ki o suyla abdest almış veya ellerini yıkamıştır.» demişlersede bu söz doğru değildir. Çünkü Buhari'nin İbni Beşşar tarikiyle rivayet ettiği bir hadiste Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in su ile istinca ettiği teşrih olunmuştur. Nitekim Müslimın Züheyr b. Harp'tan rivayet ettiği 271 numaralı hadis'in 2.rivayetinde Enes hadisinde de Enes (R.A.)'ın: «Ben de kendisine su getirirdim. O bununla taharetlenirdi» diyerek Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in su ile istinca ettiğini bildirmiştir. Bu ve daha bir çok rivayetlerden anlaşılıyorki su ile istincayı rivayet eden ravilerden bir hangisi değil bizzat Enes 'dir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in su ile istinca ettiğini ve su ile istincayı emir buyurduğunu bildiren hadisler çoktur. Bunlardan bir kısmını Buhari, Müslim, Tirmîzî, İbni Hibban, Ebu Avane, İbni Mace, İbni Habib ve diğer ulema rivayet etmişlerdir. NEVEVİ ŞERHİ: (618) "Bir bahçeye girdi. .. Yanımıza geldi." Diğer (619) rivayette: "Resuluilah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) helaya girerdi. .. " Diğer (620) rivayette: "Resuluilah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ihtiyacı için helaya giderdi. .. " (3/162) (617 numaralı hadiste geçen) midae, ibrik, testi ve benzeri şeyler demektir. Hait (bahçe) bostan demektir. "Aneze: harbe"nin ise ucunda bükülü bir demir parçası bulunan uzunca bir asa olduğu söylendiği gibi, kısa mızrak olduğu da söylenir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bunu beraberinde taşımasının sebebi, abdest aldıktan sonra namaz kılması halinde geçenlerle kendisi arasında bir engel (sütre) olması için onu önünde dikmeye gerek duymasıdır. (620) "Teberruz" el-Beraz denilen yere gitmek demektir ki, bu da geniş ve düzlük yer anlamındadır. Buraya ihtiyacını karşılamak, başkasından kendisini saklamak ve görenlerin gözlerinden uzaklaşmak için giderdi. "O su ile yıkanırdı." Yani onunla istinca yapar ve istinca yaptığı yeri o su ile yıkardı. Allah en iyi bilendir. Hadislerden Çıkan Hükümler 1 - İhtiyacını görmek için insanlardan uzaklaşmak ve görenlere karşı kendisini saklamak müstehaptır. 2- Fazilet sahibi bir kimse ihtiyacını görmeleri için bazı arkadaşlarını ça!ıştırabilir. 3- Salihlere ve fazilet sahiplerine hizmet edilebilir ve bunun bereketinden yararlanmak ümit olunabilir. 4- Su ile istinca yapmak caizdir, yalnızca taşla yetinmeye tercih edilir ve ona göre müstehaptır. İnsanlar bu mesele hakkında ihtilaf etmiş olmakla birlikte selef ve halefin büyük çoğunluklarının kabul ettiği çeşitli bölgelerin imamları arasından fetvaya ehil kimselerin üzerinde icma ettikleri husus ise en faziletli şeklin, su ve taşı birlikte kullanması ve necasetin azalıp, eline değmesinin de daha az olması için önce taşı kullanması sonra da suyu kullanmasının daha faziletli olduğudur. Şayet yalnız ikisinden birisini kullanmak isterse diğerini ister bulsun, ister bulmasın ikisinden dilediği birisini yalnız başına kullanabilir. Bu durumda su bulunmakla birlikte yalnızca taşı kullanmak caizdir, aksi de caizdir. Eğer yalnız ikisinden birisini kullanacaksa su taştan daha faziletlidir. Çünkü su pisliğin çıktığı yeri gerçek anlamda temizler, taş ise bu şekilde temizleyemez, sadece necaseti hafifletir ve affedilir miktardaki necaset ile birlikte namaz kılmayı mübah kılar. Seleften bazıları ise daha faziletli olanın taş olduğu kanaatindedir. Hatta bazılarının ifadeleri suyun tek başına yetmediği izlenimini dahi vermektedir. İbn Habib el-Maliki der ki: Taş ancak suyu bulamayan kimse için yeterli olabilir. Bu görüş ise, selef ve halef alimlerinin benimsedikleri kanaate de, bu hususta birbirini de'stekleyen sünnetteki rivayetlerin zahirine de muhaliftir. Allah en iyi bilendir. Bazı ilim adamları bu hadisleri su kaynaklarından, havuz ve benzeri yerlerden değil de kap kacaktan abdest almanın müstehap olduğuna delil göstermişlerdir. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sözü geçen yerlerden abdest aldığı nakledilmiş değildir. Ancak bu kanaat sahibi kimsenin bu söylediği makbul değildir ve bildiğimiz kadarıyla hiç kimse bu hususta ona muvafakat etmiş değildir. Kadı İyaz der ki: Bu sözü söyleyenin bu görüşünün bir aslı, bir dayanağı yoktur. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, bu görüşün sahibi kimsenin dışarıda tuttuğu su kaynaklarını bulmakla birlikte terk edip, kap kacaktan su aldığı ise nakledilmiş değildir. (31163) Allah en iyi bilendir
Anas b. Malik reported:The Messenger of Allah (ﷺ) went to a far-off place in the desert (hidden from the sight of human beings) for relieving himself. Then I brought water for him and he cleansed himself
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ جَمِيعًا عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، قَالَ بَالَ جَرِيرٌ ثُمَّ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ فَقِيلَ تَفْعَلُ هَذَا . فَقَالَ نَعَمْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَالَ ثُمَّ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ . قَالَ الأَعْمَشُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ كَانَ يُعْجِبُهُمْ هَذَا الْحَدِيثُ لأَنَّ إِسْلاَمَ جَرِيرٍ كَانَ بَعْدَ نُزُولِ الْمَائِدَةِ .
Bize Yahya b. Yahya et-Temimu, İshak b. İbrahim ve Ebu Kureyb birlikte Ebu Muaviye'den tahdis etti. (H) Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti. Bize Ebu Muaviye ve Veki" -ki lafız Yahya'ya aittir- tahdis edip dedi ki: Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten haber verdi. O İbrahim'den, o Hemmam'dan şöyle dediğini nakletti: Cerir küçük abdest bozduktan sonra abdest aldı ve mestleri üzerine mesh etti. Ona, sen böyle mi yapıyorsun denilince, evet Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i küçük abdestini bozduktan sonra abdest aldığını ve mestleri üzerine mesh ettiğini gördüm, dedi. A'meş dedi ki: İbrahim dedi ki: Bu hadis onların hoşuna gidiyordu çünkü Cerir'in Müslüman olması Maide suresinin inişinden sonra idi.
Hummam reported:Jarir urinated, then performed ablution and wiped over the socks. It was said to him: Do you do like this? He said: Yes, I saw that the Messenger of Allah (ﷺ) urinated, then performed ablution and then wiped over his shoes. A'mash said: Ibrahim had observed that this hadith was a surprise for them (the people) because Jarir had embraced Islam after the revelation of Surat al-Ma'ida
Diğer tahric: Buhari, 387 -buna yakın-; Tirmizi, 93 -buna yakın-; Nesai, 118, 773; İbn Mace, 543 -buna yakın-; Tuhfetu'l-Eşraf