5.853 hadis bulundu · sayfa 257/293
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى الْمِصْرِيَّانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَنْ أَدْرَكَ مِنَ الصُّبْحِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَهَا وَمَنْ أَدْرَكَ مِنَ الْعَصْرِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَغِيبَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَهَا " . حَدَّثَنَا جَمِيلُ بْنُ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ فَذَكَرَ نَحْوَهُ .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : «Güneş doğmadan önce sabah namazından bir rek'ate yetişen kişi, sabah namazına yetişmiş olur ve güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek'ate yetişen kişi, ikindi namazına yetişmiş olur.» AÇIKLAMA : Müellifimiz, 699'un aynı olan bu ikinci senedin Yani Cemil bin El-Hasan, Abdü'I-AIa, Ma'mer, Zühri, Ebu Seleme ve Ebu Hureyre (r.anhum) aracılığıyla gelen bu hadis'in kendisine intikal ettiğini söylemiştir.'' Bu hadisi Ahmed, Müslim ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Hadisin metni, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisinin mislidir. Taşıdığı' hükümler bakımından aralarında bir fark yoktur
It was narrated from 'Aishah that:The Messeenger of Allah said: "Whoever catches one Rak'ah of the Subh before the sun rises, then he has caught it, and whoever catches one Rak'ah of the 'Asr before the sun sets, then he has caught it." (Sahih)Another chain with similar wording
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَعَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالُوا حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنْ أَبِي الْمِنْهَالِ، سَيَّارِ بْنِ سَلاَمَةَ عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَسْتَحِبُّ أَنْ يُؤَخِّرَ الْعِشَاءَ وَكَانَ يَكْرَهُ النَّوْمَ قَبْلَهَا وَالْحَدِيثَ بَعْدَهَا .
Ebu Berze el-Eslemi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yatsı namazını tehir etmeyi müstahab görürdü. Yatsı namazından önce uyumaktan ve yatsı namazından sonra konuşmaktan kerahet ederdi." Zevaid de: ‘’Bu hadis’in isnadı sahih, ravileri sikadır’’ deniyor.
It was narrated that Abu Barzah Al-Aslami said:"The Messenger of Allah used to like to delay the 'Isha', and he disliked sleeping before it, and engaging in conversation after it
Tahric: Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahipleri kısa ve uzun metinler halinde rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Tirmizi, Nebi (s.a.v.)'in yatsı namazından önce uyumaktan ve namazdan sonra konuşmaktan kerahet ettiğine dair Ebu Berze (r.a.) hadisini naklettikten sonra bunun hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Oradaki rivayette yatsı namazının tehirinden bahsedilmiyor. Tirmizi, bu arada: İlim ehlinin ekserisi, yatsı namazını kılmadan önce uyumayı mekruh görmüşlerdir. Bazı alimler buna ruhsat vermişlerdir. Abdullah bin El-Mübarek, hadislerin ekserisinin kerahete delalet ettiğini ve bazı alimlerin Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsıdan önce uyumaya ruhsat verdiklerini söylemiştir, der. Ebu Davud'un rivayetinde yatsı namazının geciktirilmesi ile ilgili parça şnyledir ; ''o; yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmeye iltifat etmezdi." EI-Menhel yazarı, hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der: ''Nevevi: Yatsı namazını kaçırmak endişesi olmadığı takdirde uykusu fazla gelen kişinin yatsıyı kılmadan uyuması mekruh değildir, demiştir. İbn-i Seyyidin-Nas, Tirmizi şerhinde: Yatsı namazından önce uyumayı mekruh gören alimler, durumu ciddi göstermişlerdir. Ömer, oğlu AbduIlah ve İbn-i Abbas (r.anhum), bu görüşteki alimlerdendirler. Malik de bu yoldan gitmiştir. Ali ve Ebu Musa (r.a.)'nın dahil olduğu bir grup alim, uyumayı caiz görmüşlerdir, Kufelilerin mezhebi de budur. Bazı alimler de: Uyuyan kişinin yanında, kendisini namaz için uyandıracak birisinin bulunması halinde uyumakta kerahet yoktur, demişlerdir. İbn-i Ömer (r.a.)'den bu görüş de rivayet edilmiştir. Tahavi de bu yola gitmiştir. İbnü'l-Arabi: Yatsı vakti çıkmadan önce uyanacağını alışkanlığıyla bilen kişi, veyahut onu uyandıran bir kimse bulunduğu takdirde yatsı namazını kılmadan uyuyabilir, demiştir. Uyumanın kerahetine hükmedenler, bu babtaki hadisi delil göstermişlerdir. Mekruh olmadığına hükmedenler ise Buhari ve başkasının rivayet ettikleri Aişe (r.anha)'nın şu mealdeki hadisini delil göstermişlerdir: ''Nebi (s.a.v.), yatsı namazını geciktirdi. Hatta Ömer (r.a.), O'na seslenerek kadınların ve çocukların uyuduğunu haber verdi. Nebi (s.a.v.) uyuyanlara itiraz etmedi." Diğer bir delil de, İbn-i Ömer (r.a.)'in şu mealdeki hadisidir: ''Nebi (s.a.v.), bir gece meşgul olduğundan yatsı namazını geciktirdi. Hatta biz mescidde uyuduk. sonra uyandık. Daha sonra uyuduk. Sonra uyandık. Nebi. (s.a.v.) çıkıp yanımıza geldi. Nebi (s.a.v.) uyuyanlara itiraz etmedi." İbn-i Seyyidin-Nas: Ben, Sahabrlerin mescidde namazı beklerken uyuklamalarını yatsı namazından önce nehyedilen uyku şeklinden görmüyorum. O, uyku değil, bir uyuklamadır, demiştir. (Haddim olmayarak şöyle de denilebilir kanaatindeyim: Yatsı namazını kılmadan uyuma yasaklığının sebebi yatsı namazını kaçırma endişesi ise, bu endişe, yatsı namazını cemaatle kılmak için camide toplanmış olan bir cemaat için pek söz konusu olmasa gerek.) Yatsı namazından sonra konuşmaya gelince; Nebi (s.a.v.), yatsı namazı kılındıktan sonra Dünya ile ilgili şeyleri konuşmaktan kerahet ederdi. Fakat yatsı vakti girip de henüz yatsı namazı kılınmamışken, bu tür konuşmadan kerahet etmezdi. Namaz kılındıktan sonra konuşma kerahetinin sebebi, günlük işin sonucunun ibadetle kapanma arzusudur. Çünkü uyku, ölümün kardeşidir. Yatsı namazından sonra konuşmanın kerahetine hükmeden alimler arasında bulunan Said bin El-Müseyyeb: Yatsı namazını kılmadan uyumak, yatsıyı kılıp, arkasında boş laf etmekten bence daha sevimlidir, demiştir. Ömer bin El- Hattab (r.a.) yatsı namazından sonra Dünya ile ilgili konuşmalara dalan halkı döverek: Gecenin ilki konuşmakla ve sonu uykuyla mı? derdi. Sebebi de yatsı namazından sonra konuşmak, uykusuz kalmaya sebebiyet verebilir.. Bu takdirde geç uyuyan kişinin, gece namazını veya sabah namazını kaçırma endişesi doğar. Diğer taraftan gece uykusuz kalmak, gündüz din ve dünya ile ilgili işleri de aksatır. Nevevi: Yatsı namazından sonra Siretü'l-Battal, Antere ve benzeri uydurma hikayeleri okumak haram konuşma türündendir. Ama hayırlı bir iş hakkında konuşmak veya bir mazeret dolayısıyla söz söylemek mekruh değildir, demiştir. El-Hafız da: Bu kerahet, mutlak bir işe ait olmayan konuşmalara mahsustur, demiştir. Yukarıda yapılan nakillerden anlaşılıyor ki, yatsıdan sonra mekruh olan konuşma, yararlı olmayan şeylerle ilgili konuşmadır. Ama ilmi çalışma, salihlerin hikayelerini anlatmak, kişinin çoluk çocuğu ile konuşması, misafirlerle gerekli şeyleri görüşmek ve müslümanların masIahatları hakkında konuşmak mekruh değildir. Çünkü Tirmizi'nin rivayet ettiğine göre, Ömer (r.a.) : Nebi (s.a.v.), müslümanların işleri hakkında Ebu Bekr (r.a.) ile geceleyin görüşürdü. Ben de, Onlarla beraber bulunurdum, demiştir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَعْلَى الطَّائِفِيُّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا نَامَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَبْلَ الْعِشَاءِ وَلاَ سَمَرَ بَعْدَهَا .
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatsı namazını kılmadan önce uyumamış ve yatsı namazından sonra konusınamıştır.»
It was narrated that 'Aishah said:"The Messenger of Allah did not sleep before the 'Isha' nor stay up (talking) after it
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ حَبِيبٍ، وَعَلِيُّ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالُوا حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ جَدَبَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ السَّمَرَ بَعْدَ الْعِشَاءِ . قَالَ ابْنُ مَاجَهْ يَعْنِي زَجَرَنَا عَنْهُ نَهَانَا عَنْهُ .
Abdullah İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yatsı namazından sonra konuşma yapmamızı kınamıştır. Yani bizi (konuşmaktan) men etmiştir." Not: Zevaidde: Bu isnadın ricalı sıkadırIar. İsnadın her hangi bir illetini bilemiyeceğim. Ancak ravi Ata' bin es-Saib, ihtilat’a düştükten (rivayetleri birbirine karıştırdıktan) sonra Muhammed bin Fudayl ondan rivayette bulunmuştur. (Burada Ata'nın ravisi Muhammed bin Fudayl'dır.) denilmiştir. AÇIKLAMA : Semer: Geceleyin konuşmaktır. Bazı raviler, bu kelimeyi "Semr" olarak rivayet etmişlerdir. Kelimenin asıl manası: 'Ay ışığı'dır. Araplar geceleyin ay ışığında konuşurlardı. Onun için bu konuşmaya ''Semer'' veya ''Semr'' denilmiştir. ''ecdebe'' fiili: 'Ayıpladı, kınadı, yerdi' ve başka manalara gelir. Burada ayıplamak ve kınamak manasında kullanılmıştır. Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız müelIifin rivayet ettiği anlaşılan 702 ve 703 nolu hadisler Kütüb-i Sitte sahiplerinin rivayet ettikleri 701 nolu hadisin hükmünü te'yid eder mahiyettedirIer
It was narrated that 'Abdullah bin Mas'ud said:"The Messenger of Allah rebuked us for staying up (talking) after the 'Isha
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي لَبِيدٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " لاَ تَغْلِبَنَّكُمُ الأَعْرَابُ عَلَى اسْمِ صَلاَتِكُمْ فَإِنَّهَا الْعِشَاءُ وَإِنَّهُمْ لَيُعْتِمُونَ بِالإِبِلِ " .
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim : «Araplar (şu) namazınızın adında size galebe etmesinler. Çünkü O(nun adı) 'İşa'dır. Ve araplar, develer sebebiyle (o namazı) gece karanlığına tehir ederek ona Ateme ismini verirler.»" AÇIKLAMA : Ateme: Gece karanlığıdır. Araplar yatsı namazına Ateme diyorlardı. Bu hadisi Müslim'de Abdullah bin Ömer (r.a.)'den iki senedIe ve biraz lafız farkıyla rivayet etmiştir. Oradaki bir rivayet, mealen şöyledir: ''Araplar şu yatsı namazının ''İşa'' isminde size galebe çalmasınlar. Çünkü O(nun ismi) Allah'ın kitabında İşa'dır. Ve o namaz, develerin sağılması sebebiyle gece karanlığına tehir edilerek. ona ''Ateme ismi verilir.'' Hadisi bu lafızIa El- İsmaili Müstahrec'inde Ebu Mes'ud Razi'den, Ebu Ya'la ile Beyhaki de Abdurrahman bin Avf'tan rivayet etmişlerdir. Buhari, AbduIIah El-Müzeni (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ''Araplar akşam namazının Mağrib isminde size galib gelmesinler. Araplar. akşam namazına İşa derler.'' Arapların akşam namazına İşa ismini verdiklerine ait hadisin son cümlesinin ravi AbduIlah El-Müzeni'ye ait olması muhtemeldir. Müellif, Müslim ve yukarıda adları anılan zatların rivayet ettikleri hadisler ile Buhari'deki hadisten anlaşılıyor ki; Araplar akşam namazına ''İşa'' ve yatsı namazına ''Ateme'' diyorlarmış. Bir de Araplar akşam ile yatsı namazının ikisine ''lşaeyn = iki lşa'' derlermiş. Nevevi, Müslim'in şerhinde şöyle der: ''Hadisin manası şudur: 'Araplar, yatsı namazına Ateme ismini verirler. Çünkü araplar, develeri sağmakla meşgul olduklarından dolayı yatsı namazını şiddetli karanlığa tehir ederlerdi. Halbuki AIlah'ın kitabında; ''....ve yatsı namazından sonra ... ''[Nur 58] ayetinde ''İşa'' olarak geçer. Bu sebeple siz Ona İşa demelisiniz. '' Sahih hadislerde yatsı namazının ismi Ateme diye geçmiştir. Nebi (s.a.v.) yatsı namazına bir taraftan Ateme isminin verilmemesini emrediyor; diğer taraftan kendileri bu namaz hakkında ''Ateme'' ismini kullanıyor, diye bir istifham hatıra gelebilir. Buna iki şekilde cevap verilir: 1- Ateme isminin verilmesine ait yasaklama tenzihen kerahet içindir. Tahrim için değildir. Ateme isminin kullanılabileceğini beyan için Nebi (s.a.v.) kullanmıştır. 2- O günkü Araplar yatsı namazına İşa adının verildiğini bilmedikleri ve İşa denilince akşam namazını anladıklarından dolayı bir yanlışlığa meydan verilmemesi için Nebi s.a.v. yatsı namazı hakkında Ateme ismini kullanmıştır
It was narrated that Ibn 'Umar said:"I heard the Messenger of Allah say: 'Do not let the Bedouin make you change the name of your prayer. It is the 'Isha', and they bring their camels in and milk them at nightfall
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، ح وَحَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ حَرْمَلَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لاَ تَغْلِبَنَّكُمُ الأَعْرَابُ عَلَى اسْمِ صَلاَتِكُمْ - زَادَ ابْنُ حَرْمَلَةَ - فَإِنَّمَا هِيَ الْعِشَاءُ وَإِنَّمَا يَقُولُونَ الْعَتَمَةُ لإِعْتَامِهِمْ بِالإِبِلِ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Araplar (yatsı) namazının isminde size galip gelmesinler.» Ravi İbn-i Harmele (r.a.) şu fıkrayı da rivayet etmiştir: «... Çünkü şüphesiz O(nun adı İşa'dır. Araplar develerle meşguliyetleri) sebebiyle (yatsı namazını) gecenin şiddetli karanlığına geciktirdikleri için (ona) Ateme derler.»" Not: Zevaid'de. Ebu Hureyre (r.a.)'in bu hadisinin isnadının sahih olduğu bildirilmiştir. AÇIKLAMA : MüeIIif, Ebu Hureyre (r.a.)'in bu hadisi için iki sened zikretmiştir. Birinci seneddeki raviler aracılığıyla rivayet edilen hadiste İbn-i Harmele (r.a.)'in ilaveten rivayet ettiği parçanın bulunmadığı anlaşılıyor. İbn-i Harmele (r.a.)'in de bulunduğu ikinci sened ile yapılan rivayette hadisin iki parçası da mevcuttur. Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız İbn-i Mace'nin rivayet ettiği anlaşılan bu hadiste de yatsı namazının adının işa olduğu, Arapların hadiste belirtilen nedenle ona Ateme ismini verdikleri bildiriliyor. İsim hususunda arapların galebe çalmamaları için yatsı namazına Ateme değil, işa denmesi emrediliyor
It was narrated from Abu Hurairah that:The Prophet said: "Do not let the Bedouins make you change the name of your prayer." Ibn Harmalah added: "Rather it is the 'Isha', but they say the 'Atamah because they bring their camels in for milking at that time (when it is dark)
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ، مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ مَيْمُونٍ الْمَدَنِيُّ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَدْ هَمَّ بِالْبُوقِ وَأَمَرَ بِالنَّاقُوسِ فَنُحِتَ فَأُرِيَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ فِي الْمَنَامِ قَالَ رَأَيْتُ رَجُلاً عَلَيْهِ ثَوْبَانِ أَخْضَرَانِ يَحْمِلُ نَاقُوسًا فَقُلْتُ لَهُ يَا عَبْدَ اللَّهِ تَبِيعُ النَّاقُوسَ قَالَ وَمَا تَصْنَعُ بِهِ قُلْتُ أُنَادِي بِهِ إِلَى الصَّلاَةِ . قَالَ أَفَلاَ أَدُلُّكَ عَلَى خَيْرٍ مِنْ ذَلِكَ قُلْتُ وَمَا هُوَ قَالَ تَقُولُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ . اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ . قَالَ فَخَرَجَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ حَتَّى أَتَى رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَخْبَرَهُ بِمَا رَأَى . قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ رَأَيْتُ رَجُلاً عَلَيْهِ ثَوْبَانِ أَخْضَرَانِ يَحْمِلُ نَاقُوسًا . فَقَصَّ عَلَيْهِ الْخَبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِنَّ صَاحِبَكُمْ قَدْ رَأَى رُؤْيَا فَاخْرُجْ مَعَ بِلاَلٍ إِلَى الْمَسْجِدِ فَأَلْقِهَا عَلَيْهِ وَلْيُنَادِ بِلاَلٌ فَإِنَّهُ أَنْدَى صَوْتًا مِنْكَ " . قَالَ فَخَرَجْتُ مَعَ بِلاَلٍ إِلَى الْمَسْجِدِ فَجَعَلْتُ أُلْقِيهَا عَلَيْهِ وَهُوَ يُنَادِي بِهَا . قَالَ فَسَمِعَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ بِالصَّوْتِ فَخَرَجَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ مِثْلَ الَّذِي رَأَى . قَالَ أَبُو عُبَيْدٍ فَأَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرٍ الْحَكَمِيُّ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ زَيْدٍ الأَنْصَارِيَّ قَالَ فِي ذَلِكَ أَحْمَدُ اللَّهَ ذَا الْجَلاَلِ وَذَا الإِكْرَامِ حَمْدًا عَلَى الأَذَانِ كَثِيرًا إِذْ أَتَانِي بِهِ الْبَشِيرُ مِنَ اللَّهِ فَأَكْرِمْ بِهِ لَدَىَّ بَشِيرًا فِي لَيَالٍ وَالَى بِهِنَّ ثَلاَثٍ كُلَّمَا جَاءَ زَادَنِي تَوْقِيرًا
Abdullah bin Zeyd (bin Abd-i Rabbih) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza davet için borazanı arzulamış ve çan ittihazını emretmiş ve çan yapılmıştı. Sonra (mezkur) Abdullah bin Zeyd rüya görmüş ve rüyasını şöyle anlatmıştır : Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu. Ona: — Ey Allah'ın kulu! Şu çanı satar (mı) sın? dedim. Adam: — Bununla ne yapacaksın? diye sordu. Ben: — Onunla namaza çağırırım, dedim. O: — Seni şu çandan daha hayırlı bir şeye delalet etmiyeyim mi? dedi. Ben : — Delalet edeceğin şey nedir? diye sordum. Adam: — Şunu söylersin, dedi Ravi demiştir ki: Abdullah bin Zeyd, bu rüyadan sonra sabahleyin çıkarak Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına varmış ve gördüğü rüyayı ona anlatmak üzere: 'Ya Resulallah! Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu.' demiş ve gördüğü rüyayı anlatmıştır. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabilere : «Sizin arkadaşınız bir rüya görmüştür.» buyurduktan sonra (rüya gören Abdullah'a) : «Bilal ile beraber mescide çık da gördüğün ezan kelimelerini ona öğret. Bilal da çağırsın. Çünkü Onun sesi, seninkinden daha gürdür.» buyurdu. Abdullah demiştir ki: Ben Bilal ile mescide çıkarak Ona ezan kelimelerini öğretmeye başladım. O da o kelimelerle çağırıyordu. Bunun üzerine Ömer bin El Hattab ezan sesini işitince çıka-geldi ve : — Ya Resulallah! Vallahi Abdullah'ın rüyada gördüğünün mislini ben de rüyamda görmüştüm* dedi.. Ravi Ebu Ubeyd demiştir ki: ( (Rüya sahibi) Abdullah bin Zeyd El-Ensari (r.a.)'in bu rüya hakkında aşağıdaki şiirleri söylediğini Ebu Bekir El-Hakemi bana haber vermiştir. Ezan için, celal ve ikram sahibi Allah'a çokça hamd ederim. Çünkü bana ezanı Allah'tan bir müjdeci getirdi. Benim yanımda o ne güzel müjdecidir. Ezan kelimelerini üç gece üst üste bana getirdi. Her gelişinde öğrendiğimi daha da pekiştirdi.»
It was narrated from Muhammed bin 'Abdullah bin Zaid that his father said that:The Messenger of Allah was thinking of a horn, and he commanded that a bell be made and it was done. Then 'Abdullah bin Zaid had a dream. He said: "I saw a man wearing two green garments, carrying a bell. I said to him, 'O slave of Allah, will you sell the bell?' He said; 'What will you do with it?' I said, 'I will call (the people) to prayer.' He said, 'Shall I not tell you of something better than that?' I said, 'What is it?' he said, 'Say: Allahu Akbar Allahu Akbar, Allahu Akbar Allahu Akbar; Ash-hadu an la ilaha illallah, Ash-hadu an la ilaha illallah; Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah, Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah; Hayya 'alas-salah, Hayya 'alas-salah; Hayya 'alal-falah, Hayya 'alal-falah; Allahu Akbar Allahu Akbar; La ilaha illallah (Allah is The Most Great, Allah is The Most Great; Allah is The Most Great, Allah is The Most Great; I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah; I bear witness that Muhammed is the Messenger of Allah, I bear witness that Muhammed is the Messenger of Allah; Come to the Prayer, Come to the Prayer; Come to the prosperity, Come to the prosperity; Allah is the Most great, Allah is the Most Great; None has the right to be worshipped but Allah)." 'Abdullah bin Zaid went out and came to the Messenger of Allah, and told him what he had seen. He said, "O Messenger of Allah, I saw a man wearing two green garments carrying a bell," and he told him the story. The Messenger of Allah said, "Your companion has had a dream. Go out with Bilal to the mosque and teach it to him, for he has a louder voice than you." I ('Abdullah) went out with Bilal to the mosque, and I started teaching him the words and he was calling them out. 'Umar Al-Khattab heard the voice and came out saying, "O Messenger of Allah! By Allah, I saw the same (dream) as him." (Hasan)Abu 'Ubaid said: "Abu Bakr Al-Hakami told me that 'Abdullah bin Zaid Al-Ansari said concerning that: 'I praise Allah, the Possessor of majesty and honor, A great deal of praise for the Adhan. Since the news of it came to me from Allah, So due to it, I was honored by the information. During the three nights. Each of which increased me in honor
Tahric: Bu hadisi Ebu Davud, Ahmed, Darimi, Beyhaki, İbn-i Hibban ve İbn-i Huzeyme de rivayet etmişler, Tirmizi de rivayet ederek hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Bazı rivayetlerde ezan kelimeleri tafsilatlı olarak geçmemiştir. AÇIKLAMA : Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayetinde Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in şiirleri nakledilmemiştir. Ebu Davud'un rivayetinde ravi AbduIIah bin Zeyd (r.a.) şunu da demiştir: ''Rü'yamda bana ezanı tarif eden zat ezanı tamamladıktan sonra benden biraz geri çekildi ve sonra: Namaza ikamet etmek istediğin zaman: Allahu Ekber, Allahu Ekber Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Hayya ale's-selah, Hayya ale's-selah, Hayya ale'l-felah, Hayya ale'l-felah, Ked kametu's-selah, Ked kametu's-selah, Allahu Ekber, Allahu Ekber, La ilahe İllallah. dersin demiştir.'' Hadisin baş kısmında Resulullah (s.a.v.)'in borazanı arzuladığı ve çan yapılmasını emrettiği bildirilmiştir. Bundan sonra gelen İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisinde ve başka hadislerde Nebi (s.a.v.) 'e yahudilerin borazanı ve hıristiyanların çanı gibi bir şeyle namaza davet yapılması bazı sahabilerce teklif edilmiş ise de yahudilere ve hıristiyanlara benzememek için Nebi (s.a.v.)'in borazan ve çan'dan kerahat ettiği bildirilmiştir. Bu hadis ile sözü edilen hadisler arasında bir çelişki yoktur. Şöyle ki, borazan ve çan teklifi yapıldığı zaman Nebi (s.a.v.) bunu istememiştir. Bilahere halkın namaza çağırılması için sürdürülen istişareler neticesinde duyulan zaruret karşısında Nebi (s.a.v.)'in borazan kullanılmasına bir ara temayül etmiştir. Buradaki rivayet, zaruret dolayısıyla belirlenen temayülü yansıtmış olsa gerek. Bu parçada geçen; فنحت cümlesi iki şekilde manalandırılabilir 1- Tercemede görüldüğü gibi '' ....ve çan yapılmıştı." 2- " ... ve çan yapımına başlıyan kişi hakkında kınama yapılmıştı." Sindi, ikinci şekle göre mana vermiştir. Başkaca mana verene rastlamadım. Bence bu tür mana uygun değildir. ÇünK\.l Nebi (s.a.v.), çan yapımını emrettiğine göre bu emri yerine getirmek üzere çan yapımına başlayan zatın müslümanlarca kınanması düşünülemez. Zira bile bile onu kınamak, Nebi (s.a.v.)'in emrini tasvip etmemek demektir ki hiç bir sahabiden beklenemez. Ancak şöyle olabilir: Nebi (s.a.v.)'in emrini duymamış olan kimseler kınamada bulunmuş olabilirler. Lügat kitapIarına göre, mezkur cümle birinci şekilde manalandırılabilir. Çan yapılmış olsa bile ne çanla, ne de borazanla bir defa olsun namaz'a çağrı yapılmamıştır. Çünkü hemen o sırada Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in rüya olayı vuku bulmuştur. Hadiste geçen ezan kelimelerinin manasına gelince; Allahu Ekber, Allahu Ekber: 'Allah en büyüktür. Allah kibriya ve azametinin mahiyetinin tanınmasından çok daha yücedir.' Veyahut: 'Allah azametine layık olmayan her hangi bir şeyin ona isnad edilmesinden çok yücedir. 'Yahut da: 'Allah her şeyden yücedir.' Ezan tekbirle başlar. Çünkü tekbir kısa olmakla beraber Allah'ın zatının ve layık olduğu bütün kemal sıfatlarının varlığını ifade eder. Ezan, her yüce makamda anılması müstahab olan bir zikirdir. Ezan genellikle yüksek yerde okunur. Her yüksek yerde Allah'ın büyüklüğünü anmak müstahab olduğu 'için ezan tekbirle başlar. Mirkat sahibi: Tekbirin dört defa tekrarlanması, bu hükmün Dünya'nın her dört cephesinde cari olduğuna işaret için olabilir, demiştir. Eşhedu en la ilahe illa'llah Eşhedu enne Muhammeden ResuluIlah: 'Ben, dilimle ikrar ve kalbimle tasdik ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hiç bir ma'bud yoktur. Muhammed, Allah'ın resuıüdür. Hayye Ale's-Selah: Namaza yönelin. Hayye Ale'l-Felah: Felah ve dileğe kavuşmaya yöneliniz. Kadi İyad, ezanın taşıdığı anlam hakkında şöyle der: Ezan, iman sistemini içine alan veciz bir sözdür. Once Allah'ın varlığı, kemal sıfatlarını taşıdığı ve buna ters düşen bütün eksikliklerden uzak, pak ve nezih olduğu ifade edildiği. Bu ifade, tekbir cümlesinde mevcuttur. Sonra Allah'ın birliği ve her türlü benzer ve ortaktan temiz olduğu Şehadet kelimesiyle ilan ediliyor. Dini vazifelerin hepsinden önce gelen iman ve tevhid esası belirtildikten sonra şahadetin ikinci cümlesiyle Hz. Muhammed (s.a.v.)'in nübüvvet ve Risaletinin hak ve gerçek olduğu açıkca belirtiliyor. Tevhid'den sonra İslam dininin ikinci muazzam temeli olan Nebi'e iman ilanı ile aklen inanılması gereken iman sistemi kemale ermiş olur. Bundan sonra iman sisteminin ışığı altında yapılması gerekli olan ibadete davet ediliyor. Namaz daveti Nebi (s.a.v.)'e imandan sonraya bırakılıyor. Çünkü namazın farz oluşu, akıl ile bilinemez. Ancak Nebi (s.a.v.) vasıtasıyla bilinebilir. Bundan sonra Felaha davet ediliyor. Felah, dileğe kavuşmak ve cennet nimetlerinde ilelebed yaşamaktır. Felah çağrısı, ölümden sonra dirilmeyi, ahiret mükafatını veya cezasını hatırlatır. Islam akaid sistemi'nin sonuncusu ahiretle ilgili şeylere iman etmektir. Hadiste tekbir dört defa tekrarlanmıştır. Buna fıkıhçılar ''Terbi' = Dörtleme'' demişlerdir. Ebu Hanife, Şafii, Ahmed ve alimlerin cumhııru bu hadisi ve bundan sonra gelecek olan 708 nolu Ebu Mahzure hadisini delil göstererek Terbi'a hükmetmişlerdir. Diğer taraftan müslümanların bilhassa hac mevsiminde toplandıkları Mekke halkının terbi' uygulamasına dayanarak ne sahabilerden ne de başkalarından hiç kimse Mekke halkının kullandığı terbi'e itiraz etmemiştir, derler. Malik, Ebu Yusuf ve Zeyd bin Ali ise tekbirin iki defa tekrarlanması görüşünü benimsemişlerdir. En-NeyI yazarı: Gerçek şudur ki terbi' rivayetleri daha kuvvetlidir. Çünkü bu rivayetlerde diğer rivayetlerde bulunmayan bir fazlalık vardır. Bu fazlalık makbuldür. Çünkü bir çelişki arzetmez. Tahricİ de sahihtir, demiştir. Hadisin zahirine göre, ezan'ın dayanağı Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in gördüğü rüyadır. Ebu.Davud'un rivayetine göre Abdullah bin Zeyd (r.a.), rüyasını anlatınca Nebi (s.a.v.) Ona: '' ... Şüphesiz bu, doğru bir rüyadır.'' buyurmuştur. Nebi (s.a.v.), rüyanın doğruluğuna hükmetmiştir. EI-Menhel yazarı, bunun nedenini şöyle açıklar;; 'Nebi (s.a.v.)'in AbduIlah bin Zeyd (r.a.)'in rüyasını doğrulamasının sebebi şudur: Ömer (r.a.) rüyasında ezanı görünce Nebi (s.a.v.)'e haber vermek üzere huzura vardığında Nebi (s.a.v.), ona: ''Senden önce ezanla ilgili vahiy geldi.'' buyurmuştur. Şu halde ezanın dayanağı rüya değil vahiydir. Bu duruma göre önce vahiy gelmiş, sonra AbduIIah bin Zeyd (r.a.) rüyasını anlatınca gelen vahyin uygulamaya konulması emri verilmiştir. Hadisin: ''Çünkü Bilal'in sesi seninkinden yüksektir.'' parçası ile ilgili olarak Hattabi demiştir ki : Bu, kimin sesi daha yüksek ise ezan okuma öncelikle onun hakkı olduğuna delalet eder. Zira ezan bir ilamdır. Kimin sesi daha yüksek ise o okumalıdır. Ömer (r.a.)'in de AbduIIah bin Zeyd (r.a.) gibi ezanı rüyasında gördüğü hadisten anlaşılıyor. EI-Menhel yazarının ezan babındaki beyanına göre Ömer (r.a.) ve Abdullah (r.a.)'dan başka sahabilerden bir cemaat'ta ezanı rüyalarında görmüşlerdir. Taberani'nin rivayetine göre Ebu Bekir (r.a.) de görmüştür. Gazali'nin dediğine göre 10 küsur sahabi ezanı rüyalarında görmüşlerdir. İbn-i Hacer: Bu rivayetlerden yalnız AbduIlah bin Zeyd (r.a.)'in ve Ömer (r.a.)'in olayları sabittir. Diğerleri sabit değildir, demiştir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Namaz için ezan okumak meşrudur. 2- Ebu Davud'un rivayetinde belirtildiği gibi namaz için kamet etmek meşrudur. 3- Ezanda yüksek ses matIubtur. (İstenir) 4- Ezanın tekbirinde terbi' meşrudur. 5- Ebu Davud'un rivayetiyle sabit olduğu gibi önce ezan okunması ve namaza kalkılacağı zaman kamet edilmesi meşrudur
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ اسْتَشَارَ النَّاسَ لِمَا يُهِمُّهُمْ إِلَى الصَّلاَةِ فَذَكَرُوا الْبُوقَ فَكَرِهَهُ مِنْ أَجْلِ الْيَهُودِ ثُمَّ ذَكَرُوا النَّاقُوسَ فَكَرِهَهُ مِنْ أَجْلِ النَّصَارَى فَأُرِيَ النِّدَاءَ تِلْكَ اللَّيْلَةَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ يُقَالُ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَطَرَقَ الأَنْصَارِيُّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لَيْلاً فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِلاَلاً بِهِ فَأَذَّنَ . قَالَ الزُّهْرِيُّ وَزَادَ بِلاَلٌ فِي نِدَاءِ صَلاَةِ الْغَدَاةِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ فَأَقَرَّهَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . قَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ رَأَيْتُ مِثْلَ الَّذِي رَأَى وَلَكِنَّهُ سَبَقَنِي .
“... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (radıyallahü anhüm)’den rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir : namaza giderken onları güçlük ve meşakkate sokan toplanma usulü için Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendileriyle istişarede bulunmuş, halk borazandan bahsetmişler, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yahûdilerin nedeniyle borazandan hoşlanmamış, sonra halk çandan bahsetmişler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hıristiyanlar sebebiyle ondan da hoşlanmamıştır. İstişare gecesi ensâr'dan Abdullah bin Zeyd (radıyallahü anh) isimli bir adam ve Ömer bin El-Hattâb (radıyallahü anh), ezanla daveti rü'yalarında görmüşler. Ensâr'dan olan zât geceleyin Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelerek (rüyasını anlatmış) Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Bilâl (radıyallahü anh)'a bu çağrıyı emretmiş. Bilâl (radıyallahü anh) de ezan okumuştur. demiştir ki: Bilâl (radıyallahü anh), sabah namazı çağrısında; (Namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini ilâve etmiş. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bu ilâveyi olduğu gibi bırakmıştır. (radıyallahü anh) : "Yâ Resûlallah! Abdullah (radıyallahü anh)'in gördüğünün mislini ben de gördüm. Lâkin o benden önce davrandı, dedi
It was narrated from Salim, from his father, that:The Prophet consulted the people as to how he could call them to the prayer. They suggested a horn, but he disliked that because of the Jews (because the Jews used a horn). Then they suggested a bell but he disliked that because of the Christians (because the Christians used a bell). Then that night the call to the prayer was shown in a dream to a man among the Ansar whose name was 'Abdullah bin Zaid, and to 'Umar bin Khattab. The Ansari man came to the Messenger of Allah at night, and the Messenger of Allah commanded Bilal to give the call to the prayer. (Da'if)Zuhri said: "Bilal added the phrase "As-salatu khairum minan-nawm (the prayer is better than sleep)" to the call for the morning prayer, and the Messenger of Allah approved of that." 'Umar said: "O Messenger of Allah, I saw the same as he did, but he beat me to it
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَنْبَأَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي مَحْذُورَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَيْرِيزٍ، - وَكَانَ يَتِيمًا فِي حِجْرِ أَبِي مَحْذُورَةَ بْنِ مِعْيَرٍ حِينَ جَهَّزَهُ إِلَى الشَّامِ - فَقُلْتُ لأَبِي مَحْذُورَةَ أَىْ عَمِّ إِنِّي خَارِجٌ إِلَى الشَّامِ وَإِنِّي أُسْأَلُ عَنْ تَأْذِينِكَ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ أَبَا مَحْذُورَةَ قَالَ خَرَجْتُ فِي نَفَرٍ فَكُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِالصَّلاَةِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَسَمِعْنَا صَوْتَ الْمُؤَذِّنِ وَنَحْنُ عَنْهُ مُتَنَكِّبُونَ فَصَرَخْنَا نَحْكِيهِ نَهْزَأُ بِهِ فَسَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَرْسَلَ إِلَيْنَا قَوْمًا فَأَقْعَدُونَا بَيْنَ يَدَيْهِ فَقَالَ " أَيُّكُمُ الَّذِي سَمِعْتُ صَوْتَهُ قَدِ ارْتَفَعَ " . فَأَشَارَ إِلَىَّ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَصَدَقُوا فَأَرْسَلَ كُلَّهُمْ وَحَبَسَنِي وَقَالَ لِي " قُمْ فَأَذِّنْ " . فَقُمْتُ وَلاَ شَىْءَ أَكْرَهُ إِلَىَّ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَلاَ مِمَّا يَأْمُرُنِي بِهِ فَقُمْتُ بَيْنَ يَدَىْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَلْقَى عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ التَّأْذِينَ هُوَ بِنَفْسِهِ فَقَالَ " قُلِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ " . ثُمَّ قَالَ لِي " ارْجِعْ فَمُدَّ مِنْ صَوْتِكَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ " . ثُمَّ دَعَانِي حِينَ قَضَيْتُ التَّأْذِينَ فَأَعْطَانِي صُرَّةً فِيهَا شَىْءٌ مِنْ فِضَّةٍ ثُمَّ وَضَعَ يَدَهُ عَلَى نَاصِيَةِ أَبِي مَحْذُورَةَ ثُمَّ أَمَرَّهَا عَلَى وَجْهِهِ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ ثُمَّ عَلَى كَبِدِهِ ثُمَّ بَلَغَتْ يَدُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ سُرَّةَ أَبِي مَحْذُورَةَ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " بَارَكَ اللَّهُ لَكَ وَبَارَكَ عَلَيْكَ " . فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَمَرْتَنِي بِالتَّأْذِينِ بِمَكَّةَ قَالَ " نَعَمْ قَدْ أَمَرْتُكَ " . فَذَهَبَ كُلُّ شَىْءٍ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنْ كَرَاهِيَةٍ وَعَادَ ذَلِكَ كُلُّهُ مَحَبَّةً لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَدِمْتُ عَلَى عَتَّابِ بْنِ أَسِيدٍ عَامِلِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِمَكَّةَ فَأَذَّنْتُ مَعَهُ بِالصَّلاَةِ عَلَى أَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . قَالَ وَأَخْبَرَنِي ذَلِكَ مَنْ أَدْرَكَ أَبَا مَحْذُورَةَ عَلَى مَا أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَيْرِيزٍ .
Ebu Mahzure bin Mi'yer (r.a.)'in kucağında yetim olarak yetişmiş olan Abdullah bin Muhayriz (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Ebu Mahzure kendisini Şam'a göndermeye hazırlarken Abdullah şöyle demiştir: Ben, Ebu Mahzure (r.a.)'e Ey Amca! Ben Şam'a doğru yola çıkıyorum. Ve şüphesiz senin ezan okuyuşun bana sorulacaktır, dedim. (Ravi Abdülaziz demiştir ki) Abdullah, Ebu Mahzure (r.a.)'in şöyle dediğini bana haber vermiştir : Ben, bir nefer (on kişilik grub) içinde yola çıkmıştım. Biz yolun bir yerinde bulunuyorduk. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in müezzini, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında namaz için ezan okudu. Biz de müezzin sesini, ondan yüz çevirdiğimiz halde işittik. Bunun üzerine biz onunla alay ederek ve bağırarak ezan okuduk. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (sesimizi) işitti ve bize bir topluluk gönderdi. Gelenler bizi Onun huzurunda oturttular. O da: «Sesini yüksek olarak işittiğim şahıs hanginizdir?» diye sordu. Kavmin hepsi beni işaret ettiler ve doğru söylediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), hepsini salıverdi ve beni alıkoyarak bana: «Kalk ezan oku» buyurdu. Ben de kalktım. O esnada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den ve bana emrettiği ezandan nefret ettiğim kadar, hiç bir şeyden nefret etmiyordum. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda ayakta durdum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizzat bana ezan kelimelerini telkin ederek şöyle buyurdu: De ki: Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah Sonrabana buyurduki «(Şunu okurken) sesini yükselt. » Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah Hayya ale’s-selah, Hayya ale’s-selah Hayya ale’l-Felah, Hayya ale’l-Felah, Allahu ekber Allahu ekber la ilahe illallah Sonra ben ezan okumayı bitirince beni çağırdı ve içinde bir miktar gümüş bulunan bir keseyi bana verdi. Sonra elini Ebu Mahzure (r.a.h)'in başının ön kısmı üzerine bırakıp yüzü, memeleri ve ciğeri üzerinden geçirdi. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in eli Ebu Mahzure (r.a.)'nin göbeğine ulaştı. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah seni mübarek kılsın, bereketi, üzerinde olsun.» buyurdu. Bundan sonra ben: Ya Resulallah! Mekke'de ezan okumayı bana emrettin (mi?) dedim. O: «Evet. Sana emrettim.» buyurdu. Artık Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e karşı duyduğum nefret, tamamen gitti. Ve hepsi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için muhabbete dönüştü. Sonra ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Mekke valisi Attab bin Esid (r.a.)'in yanına vardım. Ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in emrinden dolayı Attab varken, namaz için ben ezan okudum. Ravi (Abdülaziz) demiştir ki: Ebu Mahzure'ye yetişenler bu hadisi Abdullah bin Muhayriz'in bana haber verdiği şekil üzere baaıa tahdis ettiler." Not : Zevaid'de: Bu hadis, Buharİ'nin sahihinden başka, hadis kitablarında mevcuttur. Lakin musannifin rivayetinde bir ilave vardır. Musannifin rivayetine ait isnad, sahih olup, ricali sikalardır, denmiştir.
Ibn Juraij narrated:"Abdul-'Aziz bin 'Abdul-Malik bin Abu Mahdhurah narrated from 'Abdullah bin muhairiz who was an orphan under the care of Abu Mahdhurah bin mi'yar that when he was preparing him to travel to Sham, he said: 'O my uncle, I am going out to Sham, and I will be asked about how you started the Adhan.' So he informed me that. Abu Mahdhurah said: 'I went out with a group of people, and we were somewhere on the road, when the Mu'adh-dhin of the Messenger of Allah gave the call to prayer in the presence of the Messenger of Allah. We heard the voice of the Mu'adh-dhin, and we were shunning it (the Adhan), so we started yelling, imitating it and mocking it. The Messenger of Allah heard us, so he sent some people who brought us to sit in front of him. He said: 'Who is the one whose voice I heard so loud?' The people all pointed to me, and they were telling the truth. He sent them all away, but kept me there and said to me: 'Stand up and give the call to prayer.' I stood up and there was nothing more hateful to me than the Messenger of Allah and what he was telling me to do. I stood up in front of the Messenger of Allah and the Messenger of Allah himself taught me the call. He said: "Say: 'Allahu Akbar Allahu Akbar, Allahu Akbar Allahu Akbar; Ash-hadu an la ilaha illallah, Ash-hadu an la ilaha illallah; Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah, Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah (Allah is the Most great, Allah is the most Great, Allah is the most Great, Allah is the most Great; I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah; I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah, I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah).'" Then he said: "Raise your voice (and say). Ash-hadu an la ilaha illallah, Ash-hadu an la ilaha illallah; Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah, Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah; Hayya 'alal-salah, Hayya 'alal-salah; Hayya 'alal-falah, Hayya 'alal-falah; Allahu Akbar Allahu Akbar; La ilaha illallah (I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah; I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah, I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah; Come to the Prayer, Come to the Prayer; Come to the prosperity, Come to the prosperity; Allah is the Most great, Allah is the Most Great; None has the right to be worshipped but Allah).'" Then he called me when I had finished saying the Adhan, and gave me a small bag in which there was some silver. Then he put his hand on the forelock of Abu Mahdhurah, then passed it over his face, then over his chest, and over his heart, until the hand of the Messenger of Allah reached his navel. Then the Messenger of Allah said: 'May Allah bless you and send blessings upon you.' I said: 'O Messenger of Allah, do you command me to give the call to prayer in Makkah?' He said: 'Yes, I command you (to do so).' Then all the hatred I had felt towards the Messenger of Allah disappeared, and was replaced with love for the Messenger of Allah. I came to 'Attab bin Asid, the governor of the Messenger of Allah in Makkah, and gave the call to prayer with him by command of the Messenger of Allah." (Sahih)He ('Abdul-'Aziz) said: "Someone who met Abu Mahdhurah told me the same as 'Abdullah bin Muhairiz told me
Diğer tahric: Müslim, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai AÇIKLAMA : Bu kitaplardaki rivayetlerde de bizzat Nebi (s.a.v.)'in Ebu Mahzure (r.a.)'e ezan telkin buyurduğu ve terci' usulünü öğrettiği ifade edilmiştir. fakat AbduIlah bin Muhayriz (r.a.)'in Şam'a gönderilmesi hazırlığı ile ilgili husus olsun, Nebi (s.a.v.)'in Ebu Mahzure (r.a.)'e Mekke'de ezan okuması emri ile ilgili olarak aralarında geçen konuşma olsun, o rivayetlerde mevcut değildir. Darekutni ve Beyhaki'nin rivayeti, müellifin rivayetine yakın bir uzunluktadır. EI-Menhel yazarının ''Ezan babı''nda naklettiğine göre Beyhaki'nin rivayeti mealen şöyledir: ''Ebu Mahzure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: 'Ben, on gencin içinde, Nebi (s.a.v.) ile beraber Huneyn'e doğru yola çıktım. Sahabiler ezan okudular. Ben, yanımdaki gençlerle beraber, sahabilerle alayederak ezan okumaya giriştik. Nebi (s.a.v.) : ''O gençleri bana getirin.'' buyurdu. (Bizi Onun huzuruna götürdüklerinde) O, bize: ''Ezan okuyun.'' buyurdu. Gençler ezan okudular. Benim sesim, hepsinin sesinden daha yüksekti. Nebi (s.a.v.) : ''Sesini işittiğim adam budur. Git Mekke halkına ezan oku ve Attab bin Esid (r.a.)'e deki: Resulullah (s.a.v.), Mekke halkına ezan okumamı bana emretti." buyurdu ve: Ezanı şöyle oku'' buyurdu . Allahu Ekber (4 defa) Eşhedu en la ilahe illallah (2 defa) Eşhedu enne Muhammeden Resulullah (2 defa) Sonra bana: dön de de ki: Eşhedu en la ilahe illallah (2 defa) Eşhedu enne Muhammeden Resulullah (2 defa) Hayya ale's-selah (2 defa) Hayya ale'l-felah (2 defa) Allahu Ekber Allahu Ekber La İlahe İllallah Müellifin rivayet ettiği Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisine göre Nebi (s.a.v.) ona bizzat ezanı telkin buyururken: Tekbiri dört defa tekrarlatmış. Şahadet kelimelerini ikişer defa tekrarlatmış. Sonra şahadet kelimelerini yüksek sesle ikişer defa okumasını emretmiş. Sonra; Hayya ale's-selah'ı iki defa ve Hayya ele'l-felah'ı iki defa tekrarlamasını ve son olarak kelime-i Tevhid-i bir defa okumasını telkin buyurmuştur. Bu hadise göre ezanda terci' meşrudur. Bu hususta alimler arasında ihtilaf vardır: Hanefi alimleri ile Kufe alimlerine göre ezanda terci' müstahab değildir. Delilleri de AbduIIah bin Zeyd (r.a.)'ın hadisidir. Onlar: 'Rivayetlerin ekserisinde terci' yoktur. Müezzinlerin reisi olan Bilal (r.a.)'ın ezanında terci' yoktu. İbn-i Ummi Mektum (r.a.)'ın ezanında da terci' yoktu. Bu iki zat, Nebi (s.a.v.)'in müezzini idiler. 'terci' yalnız .Eb Mahzure (r.a.)'in hadislnde vardır, Ebu Mahzure (r.a.) ezan okurken şehadet kelimelerini Nebi (s.a.v.)'in istediği gibi yüksek sesle okumadığı için Nebi (s.a.v.), şehadet kelimelerini ona tekrar okutmuş olabilir. Nitekim Nebi (s.a.v.) Ona: ''Dön de sesini yükselt.'' buyurmuştur.' demişlerdir. Bu görüşteki alimlerin delillerinden birisi de İbnü'l-Cevzi'nin dediği, şu husustur: Ebu Mahzure (r.a.) kafir idi. Müslüman olup, Nebi (s.a.v.) ona ezanı telkin edince şehadet kelimeıerini ona tekrarlatmıştır. Taki iyice bellesin. Ve müşrik olan arkadaşlarının yanında tekrarlayabilsin. Çünkü müşrikler, şehadet kelimelerinden nefret ettikleri kadar hiç bir şeyden nefret etmezlerdi. Nebi (s.a.v.) ona şehadet kelimelerini tekrarlatınca, Ebu Mahzure (r.a.) tekrarlamayı, Yani terci'i ezandan saymıştır. ' EI-Menhel yazarı bu görüşü naklettikten sonra şöyle der: ''Lakin yukarıda söylenenlerin tümünü, Ebu Davud'un rivayet ettiği hadis reddeder. Şöyle ki: Bu rivayette Ebu Mahzure: 'Ben: Ya Resulallah! Ezan sünnetini bana öğret,' dedim demiş, Nebi (s.a.v.) de: ''Sen şahadet kelimelerini alçak sesle söylersin, sonra yüksek sesle söylersin'' buyurmuştur.' demiştir. Görüldüğü gibi Nebi (s.a.v.) şahadet kelimesini önce alçak sesle okumasını, sonra yüksek sesle okumasını, ezanın sünnetinden kılmıştır. Şafii, Malik, Ahmed ve alimlerin cumhuruna göre ezanda terci' meşrudur. Delilleri de Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisidir. Onun hadisi, sahih bir hadis olup diğer hadislere ters düşmeyen bir ilaveye sahiptir. Bu ilaveyi kabul etmek vacibtir. Diğer taraftan, Ebu Mahzure (r.a.)'nin hadisi tarih bakımından Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in hadisinden sonradır. Nevevi, Müslim'in şerhinde: 'Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisi, hicretin 8. yılı Huneyn savaşından sonra buyurulmuş, Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in hadisi ise (Medine'ye hicret edildikten sonra) ilk zamanlarda olmuştur,' demıştir. Terci' Maliki alimlerine göre mendubtur. Şafii ve Hanbeli alimlerince en sahih görülen mezhebIerin görüşüne göre terci' sünnettir. Müezzin, bilerek veya unutarak terci' terkederse ezanı sahihtir. Fakat fazileti kaçırmış olur. Hadisçilerden ve başkalarından bir cemaat: Ezan da terci'in yapılması ve yapılmaması hususunda müezzin muhayyerdir, demişıerdir. Doğrusu, ezanda terci'in varlığıdır. Özetle terci yapılması ve terkedilmesi, hadislerde sabittir. Dileyen yapar, dileyen terkeder. Bu husustaki rivayetlerin değişik oluşu, kıraatlardaki değişiklik gibidir. Darekutni'nin rivayetine göre Ebu Mahzure (r.a.) şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.), Huneyn'e gitmek üzere yola çıkınca, ben Mekke ehlindan dokuz kişiyle beraber Onu izlemek üzere yola çıktık. Biz Huneyn yolunda iken, Nebi (s.a.v.) Huneyn'den döndü ve bir yerde karşılaştık. Bu esnada Onun müezzini ezan okudu ... Darekutni'nin bu rivayeti, Ebu Mahzure (r.a.)'e yapılan ezan telkininin Huneyn savaşı dönüşünde olduğunu açıkça bildirmekle, Nevevi'nin hadis tarihi hususundaki sözünü te'yid etmektedir. AbduIIah bin Muhayriz (r.a.), Ebu Mahzure (r.a.)'in kucağında büyüdüğü için, Ona: Amca, diye hitab etmiştir. AbduIIah (r.a.)'ın ravisi olan Abdülaziz bin Abdülmelik bin Ebu Mahzure (r.a.), anılan isminden ve isnaddan da anlaşıldığı gibi Ebu Mahzure (r.a.)'in torunudur. Nebi (s.a.v.), Ebu Mahzure (r.a.)'e ezah okuttuktan sonra ona bir miktar gümüş vermiştir. Sindi. bu hususta şöyle der: ''İbn-i Hibban; bunu delil göstererek ezan için ücret almanın caiz olduğunu ve ücret almanın yasağına ait hadisin bu hadis'e muarız oldugunu söylemiştir. Fakat ibn-i Seyyidi'n-Nas, İbn-i Hibban'ın görüşünü şöyle reddetmiştıı: Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisi, ezan için ücret alma'nın nehyine ait hadis ravisi Osman bin Ebi'l-As (r.a.)'in müslümanlığı kabul etmesinden öncedir. Bu sebeple Osman (r.a.)'in hadisi, Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisinden sonradır. Sonraki hadise itibar edilir. Diğer taraftan. Nebi (s.a.v.)'in Ebu Mahzure (r.a.)'e başka maksadlarla gümüş verdiği muhtemeldir. Ücret olarak verdigi kesin bilinmediği için diğeı' hadise muarız olamaz. Hatta gümüş verilişinin en yakm ihtimali, onu islama ısındırmaktır. Çünkü Ebu Mahzure (r.a.), yeni müslüman olmuştu. Nebi (s.a.v.), o gün Müellefe-i Kulub denilen, yani gönülleri İslamiyet'e henüz ısınmamış olanlara bağışlar yapmıştı. Ebu Mahzure (r.a.)'e de bu kabilden yardım ettiği ihtimali kuvvetlidir. Bu tür olaylar, çeşitli ihtimallere müsait olunca ondaki kaplılık dolayısıyla delil olmaya elverişli değildir.'' Nebi (s.a.v.)'in. mübarek elini Ebu Mahzure (r.a.)'in başına koyması, sonra göğsüne sürerek ta göbeğine kadar geçirmesine gelince, mübarek elini sürmekle Ebu Mahzure (r.a.)'e bereket sağlanması ve telkin edilen ezan kelimelerini iyice bellemesi maksadıyla yapılmış olabilir. Mübarek elini böylece geçirdikten sonra ona bereketle dua etmesi bu görüşü kuvvetlendirir. Bir de mübarek elini sürmesi ve dua etmesi, Ebu Mahzure (r.a.)'in Nebi (s.a.v.)'e ve ezana karşı duyduğu nefretin muhabbete dönüşmesi maksadıyla yapılmış olabilir. Nitekim Ebu Mahzure (r.a.), Nebi (s.a.v.)'in kendisine ezan telkinini yaptıktan sonra mübarek elini vücuduna sürüp kendisine dua edince, Nebi {s.a.v.)'e karşı duyduğu bütün nefretin muhabbete dönüştügünü ifade etmiştir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Ezan şekli tayin ve tesbit edilmiştir, 2- Ezanda terci' meşrudur. Alimlerin terci' hakkındaki ihtilafları yukarıda anlatıldı. 3- Öğretici, öğrenciye karşı şefkatli davranmalıdır. 4- Büyük zatların mübarek ellerini kendilerinden küçük olanların baş ve yüzlerine. göğüslerine sürmeleri meşrudur:
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ عَامِرٍ الأَحْوَلِ، أَنَّ مَكْحُولاً، حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُحَيْرِيزٍ حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا مَحْذُورَةَ حَدَّثَهُ قَالَ عَلَّمَنِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الأَذَانَ تِسْعَ عَشْرَةَ كَلِمَةً وَالإِقَامَةَ سَبْعَ عَشْرَةَ كَلِمَةً الأَذَانُ " اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ " . وَالإِقَامَةُ سَبْعَ عَشْرَةَ كَلِمَةً " اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ " .
Ebu Mahzure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bana ezanı ondokuz kelime olarak, ikameti de onyedi kelime olarak öğretmiştir. Ezanı İkamet onyedi kelimedir (Ezan şöyledirJ (اللَّه أكبر، اللَّه أكبر، اللَّه أكبر، اللَّه أكبر. Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber أشهد أن لا أله إلا اللَّه، أشهد أن لا أله إلا اللَّه. Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah, أشهد أن مُحَمَّداً رسول اللَّه، أشهد أن مُحَمَّداً رسول اللَّه. Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah حي على الصلاة، حي على الصلاة. Hayya ale’s-selah, Hayya ale’s-selah, حي على الفلاح، حي على الفلاح. Hayya ale’l-felah, Hayya ale’l-felah, اللَّه أكبر، اللَّه أكبر. لا إله إلا اللَّه)). Allahu ekber, Allahu ekber, la ilahe illallah (Kamet şöyledir:) (اللَّه أكبر، اللَّه أكبر، اللَّه أكبر، اللَّه أكبر. Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber أشهد أن لا أله إلا اللَّه، أشهد أن لا أله إلا اللَّه. Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah, أشهد أن مُحَمَّداً رسول اللَّه، أشهد أن مُحَمَّداً رسول اللَّه. Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah حي على الصلاة، حي على الصلاة. Hayya ale’s-selah, Hayya ale’s-selah, حي على الفلاح، حي على الفلاح. Hayya ale’l-felah, Hayya ale’l-felah, قد قامت الصلاة، قد قامت الصلاة. Ked kametus-salah, ked kametu’s-salah اللَّه أكبر، اللَّه أكبر. لا إله إلا اللَّه)). Allahu ekber, Allahu ekber, la ilahe illallah
It was narrated that Abu Mahdhurah said:"The Messenger of Allah taught me the Adhan with nineteen phrases and the Iqamah with seventeen. The Adhan is: Allahu Akbar Allahu Akbar, Allahu Akbar Allahu Akbar; Ash-hadu an la ilaha illallah, Ash-hadu an la ilaha illallah; Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah, Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah; Ash-hadu an la ilaha illallah, Ash-hadu an la ilaha illallah; Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah, Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah; Hayya 'alal-salah, Hayya 'alal-salah; Hayya 'alal-falah, Hayya 'alal-falah; Allahu Akbar Allahu Akbar; La ilaha illallah (Allah is the Most great, Allah is the most Great, Allah is the most Great, Allah is the most Great; I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah; I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah, I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah; I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah; I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah, I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah; Come to the Prayer, Come to the Prayer; Come to the prosperity, Come to the prosperity; Allah is the Most great, Allah is the Most Great; None has the right to be worshipped but Allah). And the Iqamah is seventeen phrases: Allahu Akbar Allahu Akbar, Allahu Akbar Allahu Akbar; Ash-hadu an la ilaha illallah, Ash-hadu an la ilaha illallah; Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah, Ash-hadu anna Muhammadan Rasulullah; Hayya 'alal-salah, Hayya 'alal-salah; Hayya 'alal-falah, Hayya 'alal-falah; Qad qamatis-salah, qad qamatis-salah; Allahu Akbar Allahu Akbar; La ilaha illallah (Allah is the Most great, Allah is the most Great, Allah is the most Great, Allah is the most Great; I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah, I bear witness that none has the right to be worshipped but Allah; I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah, I bear witness that Muhammad is the Messenger of Allah; Come to the Prayer, Come to the Prayer; Come to the prosperity, Come to the prosperity; The prayer is about to begin, the prayer is about to begin; Allah is the Most great, Allah is the Most Great; None has the right to be worshipped but Allah)
Tahric: Bu hadisi Ahmed. Nesai. Ebu Davud. Darimi, Darekutni, El-Hakim, Taberani, Şafii ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Beyhaki bir kaç yönden zayıf olduğu hakkında konuşmuşsa da İbn-i Dakiki'l-İyd onun söylediklerini reddederek hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Tirmizi de, hadisi rivayet ederek hasen - sahih olduğunu söylemiştir. AÇIKLAMA : Hadisin manasına gelince: Hadiste geçen kelimeden maksad, cümledir. Yani ezan 19 cümleden ibarettir. Terci'e ait dört cümle de bu sayıya dahildir. Şafii alimleri ve ilim ehlinden bir cemaat ezanın ondokuz cümleden ibaret olduğuna, bu hadise dayanarak hükmetmişlerdir. Ebu Hanife, Sevri ve Ahmed, ezanın 15 cümleden ibaret olduğuna hükmetmişlerdir. Onların delili, AbduIIah bin Zeyd (r.a.)'in (706 nolu) hadisidir. Bu alimler, terci'e ait dört cümleyi saymamışlardır. EI-Menhel yazarı, ezan keyfiyetine ait babta rivayet olunan Ebu Mahzure'nin mezkur hadisini açıklarken özetle şöyle der: ''Ebu Mahzure'nin hadisiyle amel etmek, AbduIlah bin Zeyd'in hadisiyle amel etmeye şu sebeplerden dolayı takdim edilir: 1- Ebu Mahzure'nin hadisi, AbduIlah bin Zeyd'in hadisinden tarih bakımından sonradır. Çünkü Abdullah bin Zeyd'in hadisi Hicretten. sonra Müslümanlar Medine'de.; yerleşince buyurulmuştur. Halbuki Ebu Mahzure'nin hadisi, Hicretin 8. yılına aittir. 2- Ebu Mahzure'nin hadisinde, terci'e ait dört cümle ilavesi vardır. Sika ravinin ilavesi makbuldür. 3- Ebu Mahzure'ye ezanı bizzat Nebi (s.a.v.) telkin buyurmuştur. 4- Mekke ve Medine halkının ameli, Ebu Mahzure'nin hadisine göredir. İmam Malik'e göre, ezan on yedi cümleden ibarettir. Çünkü ona göre ezanın başında iki defa tekbir alınır. Ona göre de terci' vardır. İmam Malik'in delili Müslim'in Ebu Mahzure (r.a.)'den yaptığı rivayettir. O rivayette tekbir iki defa tekrarlanmıştır.'' Kamet'in onyedi cümle olduğu hususuna gelince; EI-Menhel ynzarı bu konuda da şöyle der: ''Hadis, ikamet'e ait cümlelerin çift olduğuna delildir. Yalnız tevhid kelimesi tektir. Ebu Hanife, Sevri ve İbnü'l-Mübarek. bununla hükmetmişler. Delilleri de bu hadistir. Buna göre tekbir cümlesi dört defa, diğer cümleler ikişer ikişer defa tekrarlanır. Tevhid kelimesi bir defa okunur. Malik'e göre kamet on cümledir. Buna göre tekbir cümlesi iki defa tekrarlanır. Diğer cümleler birer defa okunur. Şafii'nin kavl-i kadimi (ilk görüşü) de böyledir. Bu görüşün mesnedi ise Buhari, Müslim ve başkalarının Enes'ten rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir: "Ezanı çift ve kameti tek cümlelerle okumak üzere Bilal (r.a.)'e emredilmiştir.'Bir de Medine halkının uygulamasına dayanılmıştır. Şafii'ye göre kamet 11 cümleden ibarettir. Buna göre tekbir cümlesi ve; Ked kametu's-selah cümlesi ikişer defa tekrarlanır. Diğer cümleler birer defa okunur. Ömer bin El-Hattab, oğlu Abdullah, Enes, Hasan-ı Basri, Zühri, Mekhul. Evzai, Ahmed, İshak, Davud ve İbnü'l-Münzir'in kavli budur. Bunların delili, Buhari'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadistir:. ''Ezanı çift ve; ''Ked kametu's-selah'' cümlesi, hariç, kameti tek okuması için Bilal (r.a.)'e emredilmiştir.' Bir de İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet olunan ve Enes (r.a.)'in hadisine benzeyen hadis'e istinad etmişlerdir. Enes (r.a.)'in hadisi ve kametin tek cümlelerle okunması ile ilgili tamamlayıcı bilgi 6 nolu ''Kamet'' babında verilecektir. İnşaallah
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَعْدِ بْنِ عَمَّارِ بْنِ سَعْدٍ، مُؤَذِّنِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَدَّثَنِي أَبِي عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَمَرَ بِلاَلاً أَنْ يَجْعَلَ إِصْبَعَيْهِ فِي أُذُنَيْهِ وَقَالَ " إِنَّهُ أَرْفَعُ لِصَوْتِكَ " .
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in müezzini Sa'd (EI-Karazi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Bilal (r.a.)'a (ezan okurken) iki parmağını kulağına sokmasını emrederek: «Şüphesiz o, senin sesini daha çok yükseltir.» buyurmuştur.» Not: İsnaddaki Sa'd (r.a.)'ın evladı zayıf olduğu için isnadın zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir
Abdur-Rahman bin Sa'd bin 'Ammar bin Sa'd, who was the Mu'adh-dhin of the Messenger of Allah narrated from his grandfather, that:The Messenger of Allah commanded Bilal to put his fingers in his ears when calling the Adhan, and he said: "It makes the voice louder
حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ حَجَّاجِ بْنِ أَرْطَاةَ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِالأَبْطَحِ وَهُوَ فِي قُبَّةٍ حَمْرَاءَ فَخَرَجَ بِلاَلٌ فَأَذَّنَ فَاسْتَدَارَ فِي أَذَانِهِ وَجَعَلَ إِصْبَعَيْهِ فِي أُذُنَيْهِ .
Ebu Cuhayfe (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, El-Ebtah'ta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım. Kendisi, kırmızı bir çadır altındaydı. Biraz sonra Bilal (r.a.), çıkıp ezan okudu. Ezanında döndü ve iki parmağını kulaklarına soktu." Not: Bu isnadda Haccac bin Ertad bulunur. O da zayıftır. AÇIKLAMA : Sünenimizin haşiyesi Sindi'nin beyanına göre Tirmizi ilk hadisi sahih bir senedie rivayet etmiştir. Halbuki yaptığım incelemeye göre Tirmizi 'Ezanda kulağa parmak sokmak babı'nda bu hadisi değil, bundan sonra gelen Ebu Cuhayfe (r.a.)'in hadisini başka bir senedie rivayet ederek, hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Notta belirtildiği gibi ilk hadisin ravisi Sa'd El-Karazi (r.a.)'in evladı zayıf görüldüğü için, isnad zayıf sayılmıştır. Bununla beraber, ezanda parmakları kulağa sokmanın meşruluğu sahih senedlerle rivayet olunan Ebu Cuhayfe (r.a.)'in hadisiyle sabittir. Ebu Cuhayfe (r.a.)'in hadisine gelince; Bunu Buhari ve Müslim kısa ve uzun metinler halinde rivayet etmişler. El-Hakim, Nesai, Ebu Davud, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir. Tirmizi'nin rivayetinde, burada olduğu gibi Bilal (r.a.)'ın ezan okurken parmak uçlarını kulaklarına soktuğu ilavesi de mevcuttur. Diğerlerinde bu ilave yoktur. Tirmizi, Ebu Cuhayfe (r.a.)'in hadisinin hasen - sahih olduğunu söyledikten sonra: Ilim ehli, müezzinin ezan esnasında iki parmağını kulaklarına sokmasını müstehap saymışlardır. Bazı alimler, kamet'te de aynı şeyin yapılmasını müstehap saymışlardır. Evzai'nin kavli de buduı". Ebu Cuhayfe (r.a.)'in adı Veheb es-Suvai'dir. Ebu Davud'un rivayetinde Ebu Cuhayfe (r.a.), mealen şöyle demiştir: 'Ben, Mekke'de Nebi (s.a.v.)'in yanına vardım, Kendisi, tabaklanmış deriden ma'mul kırmızı, mahruti bir çadırdaydı, Bilal (r.a.), (Ebtah'a) çıkarak ezan'ı okudu. Bilal (r.a.); ....... ve ..... gelince boynunu sağa, sola çevirdi. (Fakat göğsü ile ayağıyla kıbleden) başka yöne dönmedi. .. ' EI-Menhel yazarı şöyle der: ''Yani Bilal (r.a.); Hayya ale's-selah ve Hayya ale'l-felah derken boynunu sağa sola döndürmüş ve göğsünü kıbleden çevirmemiş, ayagıyla da dönmemiştir. Hadis, ezan okunurken, yalnız Hayya ale's-selah ve Hayya ale'l-felah denildiğinde başın sağa, sola döndürüleceğini, başka zaman döndürülmeyeceğini hükme bağlamıştır. Bu dönüş birkaç türlü olabilir: 1- Boynunu sağa döndürdükten sonra iki defa; Hayya ale's-selah der, sonra boynunu sola döndürür ve iki defa; Hayya ale'l-felah der Nevevi: Döndürme çeşitlerinin en sıhhatIisi budur. Irak alimleri ve Horasan alimlerinden bir cemaat, kesin olarak böyle hükmetmişlerdir. 2- Müezzin, boynunu sağa döndürüp; Hayya ale's-selah dedikten sonra yüzünü kıbleye çevirir, sonra tekrar boynunu sağa döndürüp ikinci defa; Hayya ale's-selah der. Sonra boynunu sola döndürüp; Hayya ale'l-felah der. Tekrar yüzünü kıbleye çevirir. Daha sonra yine boynunu sola döndürüp ikinci defa; Hayya ale'l-felah der. 3- Boynunu sağa döndürüp bir defa; Hayya ale's-selah der. Sonra boynunu sola döndürüp ikinci defa; Hayya ale'l-felah der. Bundan sonra aynı şekilde; Hayya ale'l-felah der. Şafii, Nehai, Sevri, Evzai, Ebu Sevr ve bir rivayete göre Ahmed bin HanbeI'e göre müezzinin, yerde olsun başka bir şey üzerinde olsun ezan okurken göğsünü kıbleden döndürmeden ve ayaklarının yerini değiştirmeden, yalnız boynuyla sağa sola dönmesi müstahabtır. Hanbeliler'e göre ihtiyaç halinde yalnız göğsünü döndürmek müstahabtır. Delilleri de bu hadisin zahiridir. Malik'e göre müezzin ezan okurken dolaşmayacağı gibi, boynuyla sağa sola bakmayacaktır. Ancak çevredekilere ezan sesini duyurmak maksadıyla sağa sola boynunu döndürebilir. Ebu Hanife, İshak ve bir rivayete göre Ahmed: Müezzin, dolaşmaz, sağa sola boynuyla döner. Ancak minare üzerinde ezan okuyunca, minare etrafında dolaşır, demişlerdir. Dolaşır diyen alimler, İbn-i Mace ve Beyhaki'nin Haccac bin Ertat tarikinden Avn bin Ebi Cuhayfe (r.a.)'den, Onun da Ebu Cuhayfe'den rivayet ettiği (711 nolu) hadise dayanmışlardır. Çünkü bu hadiste Bilal (r.a.)'ın ezan okurken dolaştığı bildiril(yor. Ezanda dolaşılmaz, diyen alimler' İbn-i Mace ve Beyhaki'nin rivayetine şöyle karşılık vermişlerdir: Bu rivayet zayıftır. Çünkü Haccac, zayıf ve tedlisçi'dir. Bilhassa an'ane ile rivayet ettiği zaman çok zayıf sayılır. Diğer taraftan, bu rivayet sika ravilerin Avn bin Ebi Cuhayfe aracılığıyla Ebu Cuhayfe'den yaptıkları rivayete muhaliftir. Bu nedenle reddedilmesi gerekir. Üçüncüsü, bu rivayetteki istidare (dönüp dolaşmak), rivayetlerin arasını bulmak üzere yalnız boyunla sağa sola dönmeye yorumlanır. El-Hafız, el-Fetih'te: İstidare hususunda rivayetler muhteliftir. Bazı rivayetlerde Bilal (r.a.)'ın döndüğü. diğer bazı rivayetlerde Bilal (r.a.)'in dönmediği bildirilmiştir. ''Döndü'' diyen raviler zayıftır. O ravilerin seviyesinde olan veya onlardan kuvvetli olan raviler: Dönmedi, demişlerdir. Rivayetlerin arasını şöyle bulmak mümkündür. Döndü, diyenler: Başını döndürdü, demek istemişler; Dönmedi, diyenler de bedeniyle dönmediğini kasdetmişler, demiştir.'' Bilal (r.a.)'in parmaklarını kulaklarına sokması hususuna gelince; Tuhfetu'l-Ahvezi yazarının naklen beyanına göre El-Hafız şöyle demiştir: 'Hangi parmağın kulağa sokulacağı hususunda size bir şey varid olmamıştır. Nevevi şahadet parmaklarının kulak deliği üzerine konmasının müstahab olduğunu kesin olarak bildirmiştir. Hadisteki parmak tabirinden maksad parmak ucudur.' EI-Menhel yazarı da bu hususta şöyle der: "Alimler müezzinin ezan okurken iki parmak ucunu kulak deliği üzerine koymasını müstahab saymışlardır. Delilleri de Tirmizi'nin Ebu Cuhayfe'den rivayet ettiği hadistir. İbn-i Mace ve El-Hakim de bu hadisin benzerini rivayet etmişlerdir. Parmak uçlarıyla kulak deliğini tıkamak, sesin daha toplu olmasına yardımcı olur. Nevevi: 'Arkadaşlarımız, parmakları kulağa sokmada şu fayda vardır: İcabında adam sağır olduğu veya uzak yerde bulunduğu için veyahut da başka sebeplerden müezzinin sesini işitmez. Müezzine parmakları Imlağına koymasından ezan okuduğunu anlar. Şayet müezzinin bir eli sakat ise diğer el parmağını kulağına sokması müstahabtır' demiştir. Kamet eden kişinin kıbleye doğru ayakta durması müstahabtır: Bununla boynunu sağa sola döndermesi müstahab mıdır? Bu hususta üç görüş vardır: 1- Müstahabtır. İmamü'l-Harameyn, arkadaşların bu hususta ittifakını nakletmiştir. 2- Müstahab değildir. Bağavi, bu görüşü tercih ederek: Çünkü kamet hazır bulunan cemaat içindir. Bu sebeple sağa sola dönmeye ihtiyaç yoktur, demiştir. 3- Cami büyükse sağa sola: yüz çevirir, aksi takdirde çevirmez. HADİSİN FIKIH YÖNÜ 1- Ezanda; Haya ale's-selah - Hayya ale'l-felah derken boynunu sağa sola döndürmek müstahabtır. Alimlerin bu husustaki görüşleri yukarıda anlatılmıştır. 2- Ezanda parmak uçlarını kulak deliklerine sokmak müstehabtır.'' El-Fıkıh Ale'l-Mezahibi'l-Erbaa (Dört mezheb'in fıkıh kitabı)'nın Ezan bölümünde müezzinin ''Hayye alel...'' lerde sağa sola dönüşü ile ilgili olarak şöyle denilir: ''Hanefi, Şafii ve Hanbeli alimlerine göre müezzin mezkur cümleleri okurken yalnız boynu ile sağa sola dönmelidir. Hanefiler'e göre minareden ezan okunduğu zaman ezanın her yönde duyulması için müezzinin minare etrafında dolaşması sünnettir. Şafiiler'e göre müezzin minarede olsun başka yerde olsun ezan okuduğunda kıbleden dönmeden sesini herkese duyurabilirse dönmemesi gerekir. Fakat köy büyük olup dönüp dolaşmadan sesini her tarafa duyuramıyorsa kıbleden başka yönlere dönmesi sünnettir. Malikiler'e göre sesini halka duyurmak için müezzinin kıbleden başka yönlere dönmesi ihtiyacı duyduğu taktirde mendubtur. Hanbeliler'e göre müezzinin minare üzerinden ezan okuması halinde bile ezan boyunca bedeniyle kıbleden dönmemesi sünnettir. Ancak göğsü ile sağa sola dönebilir;
It was narrated from 'Awn bin Abu Juhaifah that his father said:"I came to the Messenger of Allah in Abtah, when he was in a red tent. Bilal came out and gave the call to prayer, turning around and putting his fingers in his ears
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُصَفَّى الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ مَرْوَانَ بْنِ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ أَبِي رَوَّادٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " خَصْلَتَانِ مُعَلَّقَتَانِ فِي أَعْنَاقِ الْمُؤَذِّنِينَ لِلْمُسْلِمِينَ صَلاَتُهُمْ وَصِيَامُهُمْ " .
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «Müezzinlerin boyunlarına takılmış olan müslümanların iki hasleti vardır. Bu haslet müslümanların namaz ve orucudur.» Not: Zevaid'de ravi Bakiyye bin El-Velid'in tedlisçiliği dolayısıyla isnadın zayıflığı bildirilmiştir .. AÇIKLAMA : Orucun imsak ve iftar zamanının tayini umıımiyetle ezana bağlı olduğu için müslümanların oruç ibadetinin sıhhati bakımından muezzinlere büyük bir sorumluluk payı düşer. Namaz vakitlerının tayini de böyledir. Bu nedenle müezzinlerin gerek imsak ve iftar vakıtlerine gerekse namaz vakitlerine son derece ehemmiyet ve titizlik göstermeleri gereklidir. Zaman bakımından hatalı ezan Qkuyuşları müslümanların oruç ve namaz ibadetlerini ifsad edebilir. Ahmed, İbn-i Hibban, Şafii, Ebu Davud ve Beyhaki ile diğer hadisçilerin Ebu Hureyre'den rivayet ettikleri başka bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: imam zamin (cemaatin namazını koruyucu ve buna riayetçildir. Müezzin de emindir. Allahım imamları irşad eyle (yüklendikleri işte muvaffak eyle) Müezzinleri de afveyle (yüklendikleri emanette işledikleri kusurları bağışla) Bu hadis de ibn-i Ömer'in mezkur hadisini te'yid eder mahiyettedir. Çünkü müezzin'in emin oluşundan maksad müslümanların, namaz, oruç ve belirli vakitlere bağlı diğer ibadetlerinde onun okuduğu ezan'a itimad etmeleridir
It was narrated that Ibn 'Umar said:"The Messenger of Allah said: There are two characteristics in which the Muslims are dependent upon their Mu'adh-dhins: their prayer and their fasting
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ كَانَ بِلاَلٌ لاَ يُؤَخِّرُ الأَذَانَ عَنِ الْوَقْتِ وَرُبُّمَا أَخَّرَ الإِقَامَةَ شَيْئًا .
Cabir bin Semure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bilal (r.a.), ezanı vakitten hiç geciktirmezdi. İkameti bazen biraz geciktirirdi."
It was narrated that Jabir bin Samurah said:"Bilal did not delay the Adhan from its proper time, but he sometimes delayed the Iqamah a little
Tahric: Cabir bin Semure (r.a.)'in hadisini Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, El-Hakim ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : "'Ebu Davud'un rivayeti şöyledir: ''Bilal (r.a.) (namaz vakti girince) ezan okurdu, sonra mühlet verirdi. Nebi (s.a.v.)'in (hücreden) çıktığını görünce kamet ederdi. Tirmizi, de Ebu Davud'un rivayetine benzer bir lafızIa rivayette bulunduktan sonra, Cabir r.a.'in hadisinin hasen olduğunu söylemiştir. El-Menhel yazarı 'Müezzin imamı bekler babı'nda rivayet olunan Cabir (r.a.)'in hadisini açıklarken şöyle der: "Hadis, ezan ile kamet arasında bir süre beklenmesinin meşruluğuna delalet eder. Çünkü, ara verilmemesi halinde cemaatla namaz kılmak isteyenlerin çoğu cemaatı kaçırır. Bilhassa kaldığı yer camiye uzak olan kimseler, cemaate yetişemez. Bu nedenle kameti tehir etmek, hayır ve takva yolunda bir nevi yardımlaşmadır. Verilecek ara miktarı Tirmizi ve Hakiın'in Cabir (r.a.)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadiste tesbit edilmiştir. 'Nebi (s.a.v.), Bilal (r.a.)'e: "Ezanın ile kametin arasında yemek yiyenin, yemeğini yiyebileceği; su içenin suyunu içebileceği; abdesti sıkışık olanın kaza-i hacet edebileceği bir süre miktarınca ara ver.'' buyurmuştur.' El-Hafız, el-Fetih'te: 'Bu hadisin isnadı zayıf olmakla beraber, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisinden ve Selman (r.a.)'ın hadisinden şahidi vardır. Bu iki hadisi Ebu'ş-Şeyh tahric etmiştir. Ubeyy bin Ka'b'ın bir hadisi de şahit durumundadır. Fakat hepsi zayıftır. İbn-i Battal: Ezan ile kamet arasındaki bekleme süresinin her hangi bir sınırı yoktur. Bekleme süresi, vaktin girişinin temkini ve cemaatın toplanması kadardır, demiştir' der. EI-Fıkh Ale'l-Mezahib'de ezan ile kamet arasındaki bekleme hakkında şu bilgi verilmektedir: Hanefi ve Şafii alimlerine göre ezan okunduktan sonra, daimi cemaat toplanıncaya kadar müezzin oturmalıdır. Vaktin faziletini korumakla beraber cemaat toplanınca kamet etmelidir. Akşam namazı, bundan müstesnadır. Çünkü akşam ezanı ile kamet arasında kısa bir ara vermelidir. Maliki mezhebine göre ilk vaktin faziletini korumak esastır. Ezan okunduktan sonra farzdan önce kılınması emrolunan sünneL kılındıktan sonra, gelecek cemaat beklenmeden namaz kılınmalıdır. Yalnız öğle namazında istİva gölgesinden başka kişinin gölgesi, kendisinin boyunun dörtte biri kadar uzanınca kamet edilmelidir. Şiddetli sıcakta. bu sürenin vaktin yarısı kadar uzatılması menduptur. Tek başına namaz kılan ile mevcut cemaattan başka kimsenin gelmesi beklenmediğinde, farz'dan önceki sünnet kılınır kılınmaz derhal kamet edilmelidir. Hanbeli mezhebine göre ezandan sonra sıkışık olanın, abdestini bozacak; abdest almak isteyenin, abdestini tamamlayacak ve bunların, iki rek'at namaz kılacak süre kadar beklenip kamet edilmesi menduptur. Akşam namazında ezan ile kamet arasında. kısa bir ara verilmesi menduptur.' HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Namaz vaktinin girdiği anlaşılınca, ezan derhal okunmalıdır. 2- Kameti bir miktar tehir etmelidir. Tehir süresi hususundaki tafsilat yukarıda geçti
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِ، قَالَ كَانَ آخِرُ مَا عَهِدَ إِلَىَّ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ لاَ أَتَّخِذَ مُؤَذِّنًا يَأْخُذُ عَلَى الأَذَانِ أَجْرًا .
Osman bin Ebi'l-As (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Nebi {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bana yaptığı son tavsiye ezan için ücret alan bir müezzini ittihaz etmemem idi."
It was narrated that 'Uthman bin Abul-As said:"The last instruction that the Messenger of Allah gave to me was that I should not appoint a Mu'adh-dhin who took payment for the Adhan." (sahih)
Diğer tahric: Ebu Davud, Nesai, Tirmizi ve El-Hakim AÇIKLAMA : EI-Menhel yazarı, bu hadis ile ilgili olarak aşağıdaki ma'lumatı vermiştir: ''Hadisin zahiri, ezan için ücret almanın nehyine delalet eder. Bu hususta alimler arasında ihtilaf ve verdikleri tafsilat vardır: 1- Ebu Hanife ve bazı alimlere göre ezan okumak için ücret almak şart koşulmuş ise, bu ücret haramdır. Bunların delillerinden birisi mezkur hadistir. Delillerinden birisi de İbn-i Hibban'ın rivayet ettiği şu mealdeki hadistir: 'Adamın birisi İbn-i Ömer (r.a.)'e: Ben Allah yolunda gerçekten seni severim, demiş. İbn-i Ömer (r.a.) de Ona: Ben, Allah yolunda gerçekten senden nefret ederim, diye karşılık vermiş. Adam: Sübhanellah! Ben Allah yolunda seni seviyorum. Sen Allah yolunda bana buğzediyorsun, deyince İbn-i Ömer (r.a.): Evet. Çünkü sen okuduğun ezan için ücret istersin, demiştir.' Bir başka delilleri de İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet olunan şu mealdeki hadistir: 'Dört şey vardır ki, onlar üzerinde ücret alınmaz. Bu şeyler: Ezan, Kur'an okumak, miras taksimini hesaplamak ve şer'i hüküm vermektir. ' 2- Şafiiler'in üç görüşü vardır. En sıhhatli kavle göre; Devlet reisi, hazineden veya kendi malından ezan ücretini ödeyebilir. Cemaattan olanlar veya başka şahıslar kendi mallarından ezan ücretini ödeyebilirler. İkinci görüşe göre; hiç kimsenin ezan ücretini ödemesi caiz değildir. Üçüncü görüşe göre; Devlet yetkilisi ödeyebilir, şahıslar ödeyemez. 3- Hanbeli mezhebine göre fahri olarak ezan okuyacak kimse bulunursa, ücretli müezzin tutmak caiz değildir. Aksi takdirde hazineden nafakası ödenir. Evzai de böyle demiştir. 4- Malikiler'e göre iki görüş vardır. İbnü'l-Arabi: "Sahih kavle göre; ezan, namaz kıldırmak, şer'i hüküm vermek ve bilumum dini hizmetlerin ifası için ücret almak caizdir. Çünkü halife, bütün dini hizmetlerin yöneticisi olarak ücret alır. Devlet memurları, onun adına çalıştıkları için onun gibi ücret almaları tabiidir. Bunun temel delili : Nebi (s.a.v.)'in şu mealdeki hadisidir: "Zevcelerimin nafakasından ve atadığım valinin masrafından sonra bıraktığım bu şey sadakadır.'' HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Kavmin büyüğü müezzin tutarak halkın namazlarını cemaatla kılmalarına yardımcı olmalıdır. 2- Müezzin, ezan okumak için ücret istememelidir. Bu husustaki alimlerin görüşlerini yukarıda anlattık
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَسَدِيُّ، عَنْ أَبِي إِسْرَائِيلَ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ بِلاَلٍ، قَالَ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ أُثَوِّبَ فِي الْفَجْرِ وَنَهَانِي أَنْ أُثَوِّبَ فِي الْعِشَاءِ .
Bilal (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sabah ezanında tesvib etmemi emretti. Ve yatsı ezanında tesvib etmemi bana yasakladı
It was narrated that Bilal said:"The Messenger of Allah commanded me (with Tathwib) in the Adhan for Fajr, and he forbade me to do so in the Adhan for 'Isha
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ بِلاَلٍ، أَنَّهُ أَتَى النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُؤْذِنُهُ بِصَلاَةِ الْفَجْرِ فَقِيلَ هُوَ نَائِمٌ . فَقَالَ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ فَأُقِرَّتْ فِي تَأْذِينِ الْفَجْرِ فَثَبَتَ الأَمْرُ عَلَى ذَلِكَ .
Bilal (r.a.)'den rivayet edildiğine göre kendisi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : Sabah namazı (vakti) ni haber vermek istemiş de Bilal (r.a.)'e: O uyuyor, denmiş. Bunun üzerine Bilal (r.a.): Namaz uykudan hayırlıdır, namaz uykudan hayırlıdır, demiş; Bunun üzerine bu cümle sabah ezanına yerleştirilmiş ve böylece (tesvib) durumu sabitleşmiştir." Not: Zevaid'de isnadındaki ravilerin sika olduğu, ancak onda bir inkıta' bulunduğu çünkü Said bin el-Müseyyeb'in Bilal (r.a.)den hadis dinlemediği bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Tesvib: Bir şeyi ilan ettikten sonra, tekrar ilan etmeye dönmektir. kamete de tesvib denilir. Dua etmek, ceza veya mükafat vermek, namaza çağırmak... v.s. manalara da kullanılır. Bir de müezzinin ezan içindeki; ''Es-selatu hayrun mine'n-nevm = Namaz uykudan hayırlıdır" cümlesini söylemesine denir. Hadisteki tesvib'den maksad, bu cümleyi ezan arasında iki defa okumaktır. Bilal (r.a.)'ın ilk hadisini Tirmizi ve Beyhaki de rivayet etmişler, Beyhaki, ravi Abdurrahman (r.a.)'in Bilal (r.a.) ile buluşmadığını söylemiştir. Bilal (r.a.)'in ikinci hadisini Taberani de rivayet etmiştir. Bilal (r.a.)'den rivayet olunan bu iki hadisin senedinde inkıta' varsa da Ebu Davud, Ahmed, İbn-i Hibban, Nesai, Beyhaki ve Tahavi'nin rivayet ettikleri Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisinde, Ona ezanı öğretirken şöyl,e buyurduğu rivayet edilmiştir: "Eğer ezan, sabah namazı için ise, sen; ''es-Selatu hayrun mine'n-nevm, es-Selatu hayrun mine'n-nevm'' diyeceksin ... " Tuhfetu'l-Ahvezi yazarı, 'Tesvib babı'nda şöyle der: ''Sabah namazındaki tesvib hakkında Enes (r.a.)'den rivayet olunan şu mealdeki hadisi İbn-i Huzeyme, Darekutni ve Beyhaki rivayet etmişler, Beyhaki isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Müezzinin sabah ezanmda : *Hayya ale'l-felah* dan sonra: *es-Selatu hayrun mine'n-nevm* demesi sünnettendir.'' Bu hususta rivayet olunan başka hadisler Nasbu'r-Raye'de mezkurdur: Bilmiş" ol ki; Sabah ezanında mezkur cümleyi okumak, Ebu Mahzure (r.a.) hadisi ve bir kısmı zikrolunan başka hadislerle, sabittir.'' EI-Menhel yazarı, 'Ezan babı'nda rivayet olunan Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisiyle ilgili olarak aşağıdaki ma'lumatı vermiştir: ''Sabah ezanında tesvibin meşruluğunun aslı, Taberani'riin de kendi senediyle rivayet ettiği gibi şudur: Billal (r.a.), Nebi (s.a.v.)'e gelerek sabah namazı vaktini haber vermek istemiş ve Onu uyku halinde bulmuştur. Bu nedenle Bilal (r.a.),. iki defa: *es-Selatu hayrun mine'n-nevm* demiştir. Nebi (s.a.v.) de: ''Ey Bilal! Sabah namazı için ezan okuduğun zaman, ezanın arasına şu okuduğunu yerleştir.'' buyurmuştur. İbn-i Mace de, Taberani'nin rivayet ettiğinin benzerini Said bin El-Müseyyeb tarikiyle rivayet etmiştir. Anılan bu rivayetler, Malik'in, el-Muvatta'da rivayet ettiği şu mealdeki hadisle çelişmez: 'Müezzin, Ömer bin El-Hattab (r.a.)'e gelerek, sabah namazı vaktini haber vermek istemiş, Onu uyur görünce: *es-Selatu hayrun mine'n-nevm* demiş. Ömer (r.a.) de müezzine: Şu okuduğunu sabah ezanı içerisine yerleştir, demiştir.' Çünkü Ömer (r.a.)'in maksadı müezzinin, bu cümleyi yersiz kullanışına itiraz etmektir. Sanki müezzine : Resulullah (s.a.v.) şu cümleyi sabah ezani içine yerleştirİniş, sen de oraya yerleştir, demek istemiştir. Ömer (r.a.)'in kendiliğinden bu cümleye itiraz ettiği sanıimasın., Yukarıda verilen bilgiler, tesvib'in sadece sabah ezanında okunmasının meşru olduğuna delalet eder. cumhurun görüşü de budur. İbn-i Mace'nin rivayet ettiği (715 nolu) Bilal. (r.a.)'ın hadisi de, cumhurun görüşüne delil teşkil eder. Tirmizi de aynı hadisI rivayet etmiştir. Nahei, bütün namazlarda; Hasan bin Salih sabah ve yatsı ezanlarında tesvibin sünnet olduğunu söylemişlerse de delilleri yoktur. Çünkü hadisler, bunun yalnız sabah ezanında meşru olduğuna delalet eder. Fecir'den önce ve fecir'den sonra olmak üzere, sabah namazı için iki ezanın meşruluğuna hükmeden alimlere göre her ikisinde tesvib yalnız ilk ezanda mı meşrudur? yoksa ikisinde de meşru mudur? diye alimler arasında ihtilaf olmuştur: Şafii alimlerine göre her iki ezanda da tesvib vardır. Maliki mezhebinin zahirine göre hüküm böyledir. Onların delili tesvib'e ait rivayetlerin mutlak oluşudur. Yani sabah'ın ilk ezanı kaydı yoktur. Subutu's-Selam sahibi tesvib'in ilk ezana mahsus olduğuna taraftar olmuştur. İbn-i Huzeyme de bu görüşü savunmuştur. Nesai ve Beyhaki'nin Sünen-i Kübralarındaki rivayet de böyledir. Tahavi'nin Ebu Mahzure'den rivayet ettiği hadiste Nebi (s.a.v.l'in kendisine ilk ezanda tesvib okunmasını öğrettiği bildirilmiştir . Hulasa dört mezheb imamı, sabah ezanında tesvib ile hükmetmişlerdir. Sabah namazı için bir ezan okunur, diyenler ile iki ezan okunur, diyenler arasında bir ayrılık yoktur. HADİSLERİN FIKIH YÖNÜ : 1- Sabah ezanında tesvib, meşrudur. 2- Yatsı namazında tesvib, yasaktır. Diğer namazlar, uyku vaktine rastlamadığı için, bunlara ait ezanlarda, tesvib söz konusu değildir)
It was narrated that Bilal came to the Prophet to call him for the Fajr prayer, and was told:"He is sleeping." He said: "As-salatu khairum minan-nawm, As-salatu khairum minan-nawm (The prayer is better than sleep, the prayer is better than sleep). These words were approved of in the Adhan for the Fajr, and that is how it remained
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَعْلَى بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا الإِفْرِيقِيُّ، عَنْ زِيَادِ بْنِ نُعَيْمٍ، عَنْ زِيَادِ بْنِ الْحَارِثِ الصُّدَائِيِّ، قَالَ كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي سَفَرٍ فَأَمَرَنِي فَأَذَّنْتُ فَأَرَادَ بِلاَلٌ أَنْ يُقِيمَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِنَّ أَخَا صُدَاءٍ قَدْ أَذَّنَ وَمَنْ أَذَّنَ فَهُوَ يُقِيمُ " .
Ziyad bin el-Haris es-Sudai (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, bir yolculukta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in beraberindeydim. Bana emretti. Ben ezan okudum, sonra Bilal (r.a.) ikamet etmek istedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Suda'nın kardeşi ezan okumuştur. Kim ezan okursa o ikamet eder.» buyurmuştur.*'
It was narrated that Ziyad bin Harith As-Suda'i said:"I was with the Messenger of Allah on a journey, and he commanded me to call the Adhan. Bilal wanted to call the Iqamah, but the Messenger of Allah said: 'The brother of Suda' called the Adhan, and the one who calls the Adhan is the one who calls the Iqamah
Diğer tahric: Ahmed, Tirmizi, Ebu Davud ve Beyhaki AÇIKLAMA : İsnadındaki ravilerden El-İfriki (Abdurrahman bin Ziyad)'ın zayıf olduğu Yahya bin Sa'd, El-Kattan ve Ahmed tarafından söylenmiş ise de, Buhari sika olduğunu beyanı ile onun durumunu kuvvetlendirerek mukaribü'l-hadis olduğunu söylemiştir. Tirmizi de: İlim ehlinin ekserisinin uygulaması, ezan okuyan tarafından kamet edilmesidir, demiştir. Sindi: 'Alimlerin bu hadisi kabul ederek uygulamaları hadisi takviye eden nedenlerdendir. Bu sebeple hadis delil olmaya elverişlidir. Onun için Ebu Davud hadisin zayıflığı hakkında bir şey söylememiştir', demiştir. Ebu Davud'un sünenindeki rivayet daha uzundur. Bu rivayet mealen şöyledir: ''Ziyad bin El-Haris es-Sudai'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Sabah namazı için birinci ezan vakti gelince Nebi (s.a.v.) bana emretti. Ben de ezan okudum. Sonra ben: Ya Resülallah kamet edeyim demeğe başladım. Nebi (s.a.v.) de her söyleyişimde doğu tarafına fecre bakıyordu ve: ''Hayır kamet etme'' buyuruyordu. Nihayet fecir doğunca Nebi (s.a.v.) abdestini bozmaya gitti sonra yanıma dönüp geldi. Bu arada geride kalan sahabiler de yanımızda toplanmış oldular. Hz. Nebi abdest aldıktan sonra Bilal (r.a.) kamet etmek istedi. Nebi (s.a.v.) Ona: ''Südai'nin kardeşi ezan okudu. Kim ezan okursa o kamet eder'' buyurdu. Ziyad dedi ki: Bunun üzerine ben kamet ettim.'' Bu hadisin zahirine göre kim ezan okursa onun kamet etmesi gerekir. Ebu Davud, Ahmed ve Beyhaki'nin rivayet ettikleri Abdulla h bin Zeyd (r.a.)'in hadisine göre: Abdullah, rüyasında ezanı görüp Nebi (s.a.v.)'e gelerek haber verince Nebi s.a.v. Abdullah'ın gördüğÜ ezanı Bilal (r.a.)'a telkin etmesini emretmiş. O da telkin yapmış. Bilal de ezan okumuştur. Sonra Abdullah Nebi (s.a.v.)'e: Ezanı ben rüyamda gördüm, ben okumak isterdim, demiş. Nebi (s.a.v.) de: "O halde sen kamet et'' buyurmuştur. Bu hadisin zahirine göre bir şahsın ezan okuması ve başkasının kamet etmesi caizdir. Bunun caizliği hususunda alimler ittifak etmişlerdir. Ancak hangisinin daha iyi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Şöyle ki : Ebu Hanife, Malik, Ebu Sevr ve Hicaz ile Kufe halkının ekserisi AbduIIah bin Zeyd (r.a.)'in hadisinin zahirini tutarak: Ezan okuyanın ve başkasının kamet etmesi arasında bir fark. yoktur, demişlerdir. Şafiiler ve Hanbeliler Ziyad bin El-Haris'in hadisini delil göstererek: Ezan okuyanın kamet etmesi evladır, demişlerdir. Bunlar: AbduIlah bin Zeyd (r.a.)'in hadisinde sened ve metin bakımından ihtilaf vardır. Ziyad'ın hadisi sened bakımından Abdullah (r.a.)'ın hadisinden daha sağlamdır. Diğer taraltan AbduIIah'ın hadisi ezan'ın meşru kılındığı hicretin ilk senesi buyurulmuştur. Ziyad'ın hadisi kesinlikle bundan sonradır. Tarih bakımından sonra olan hadisi tutmak evladır,' demişlerdir. En-NeyI yazarı: Ziyad'ın hadisi tarih bakımından AbduIlah'ın hadisinden sonra olmamış olsaydı bile bu hadis Abdullah'a mahsustur denilecekti. Sebebi ise, kendisinin ezan rüyasını görmek meziyetidir, demiştir. Yukarıda beyan edilen husus, ezanın bir kişi tarafından okunması haline mahsustur. Eğer bir kaç kişi beraber ezan okurlarsa duruma bakılır. Şayet aralarından kamet için birisini seçerlerse mesele yoktur. Eğer bunda ittifak edemezlerse aralarında kur'a çekilir. Şayet bir kaç kişi ard arda ezan okurlarsa bakılır, eğer ilk okuyucu görevli müezzin ise veya daimi müezzin yoksa ilk okuyucu kamet eder. Şayet daimi müezzin bulunur da kendisinden önce ezan okuyan olmuşsa en sıhhatli kavle göre daimi müezzin kamet etmelidir. Bütün bu şıklarda kamet etmesi evla olandan başkası kamet edecek olursa, sahih kavle göre onun yaptığı kamet geçerlidir
حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الشَّافِعِيُّ، إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْعَبَّاسِ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ الْمَكِّيُّ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ فَقُولُوا مِثْلَ قَوْلِهِ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Müezzin ezan okuduğu zaman, siz onun söylediğinin mislini söyleyiniz.»" Not: Zevaid'de: Ebu Hureyre (r.a.)'in bu hadisteki, isnadı Kütüb-i Sitte sahiblerinin kitabıarında tahric ettikleri gibi. ''Zühri'den. O da Ata'dan, O da Ebu Said'den olmak üzere bilinmiş ve hıfzedilmiştir, Ahmed, müsnedinde bunu Ali ve Ebu Rafi' hadisinden; Bezzar da. müsnedinde Enes'in hadisinden rivayet etmişler, denilmiştir: AÇIKLAMA : Telhis'te bildirildiğine göre bu hadisi Tirmizi, İbn-i Hibban ve El-Hakim de Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet etmişlerdir. Buradaki senede göre İbn-i Şihab, Said bin El-Müseyyeb aracılığıyla Ebu Hureyre (r.a.l'den rivayette bulunmuştur. Notta belirtildiği gibi Kütüb-i Sitte sahipleri İbn-i Şihab'ın Ata' aracılığıyla Ebu Said-i Hudri'den aynı mealdeki hadisi rivayet etmişlerdir. Bunların rivayet ettikleri hadisin lafzı sünenimizde 720 numarada geçmektedir. Hadis metninin izahı orada gelecektir)
It was narrated that Abu Hurairah said:"The Messenger of Allah said: 'When the Mu'adh-dhin calls the Adhan, say as he says
حَدَّثَنَا شُجَاعُ بْنُ مَخْلَدٍ أَبُو الْفَضْلِ، قَالَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَنْبَأَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ بْنِ أُسَامَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، حَدَّثَتْنِي عَمَّتِي أُمُّ حَبِيبَةَ، أَنَّهَا سَمِعَتْ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ إِذَا كَانَ عِنْدَهَا فِي يَوْمِهَا وَلَيْلَتِهَا فَسَمِعَ الْمُؤَذِّنَ يُؤَذِّنُ قَالَ كَمَا يَقُولُ الْمُؤَذِّنُ .
«Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın zevcelerinden* Ümmü Habibe (r.anha.)'den rivayet edildiğine göre ; Kendisine ait gün ve gecede Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun yanında bulunduğunda müezzinin ezan sesini işittiği zaman; Ümmü Habibe (r.anha), Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den müezzinin okuduğunu tekrarladığını işitmiştir," Not: Zevaid'de: Bunun isnadı sahihtir. Ravi Abdullah bin Utbe'nin rivayetini Nesai ve İbn-i Huzeyme kabul etmişlerdir. Abdullah, İbn-i Huzeyme'ye göre sika'dır. Diğer raviler de sikalardır, denilmiştir. AÇIKLAMA : İbn-i Huzeyme, El-Hakim ve Tahavi'nin de rivayet ettikleri bu hadis de, müezzinin ezan sesini işiten kişinin ezan cümlelerini tekrarlamasının meşruluğuna delalet eder. Konu hakkında geniş izahı bundan sonraki 720. hadisin açıklaması bahsinde göreceksiniz
Umm Habibah narrated that :When the Messenger of Allah was with her on her day and night, and heard the Mu'adh-dhin calling the Adhan, she heard him saying what he said