deneme

Kur’an ve Tefsir ile İlgili Hadisler

1.164 hadis bulundu · sayfa 21/59

Sahîh-i Buhârî No. 4881 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ فِي الْجَنَّةِ شَجَرَةً يَسِيرُ الرَّاكِبُ فِي ظِلِّهَا مِائَةَ عَامٍ لاَ يَقْطَعُهَا، وَاقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ ‏{‏وَظِلٍّ مَمْدُودٍ‏}‏‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Cennet'te öyle bir ağaç var ki, binitli biri onun gölgesinde yüz yıl ilerler, yine de onun gölgesinin dışma çıkamaz. Dilerseniz "Uzamış gölgeler" ayetini okuyun. Bu hadisin açıklaması Bedu'l-halk bölümünde Sıfatu'l-cenne bahsinde geçmişti.(Hadis no:)

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "In Paradise there is a tree which is so big that a rider can travel in its shade for one hundred years without passing it; and if you wish, you can recite: 'In shade long extended

Sahîh-i Buhârî No. 4882 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ سُورَةُ التَّوْبَةِ قَالَ التَّوْبَةُ هِيَ الْفَاضِحَةُ، مَا زَالَتْ تَنْزِلُ وَمِنْهُمْ وَمِنْهُمْ، حَتَّى ظَنُّوا أَنَّهَا لَمْ تُبْقِ أَحَدًا مِنْهُمْ إِلاَّ ذُكِرَ فِيهَا‏.‏ قَالَ قُلْتُ سُورَةُ الأَنْفَالِ‏.‏ قَالَ نَزَلَتْ فِي بَدْرٍ‏.‏ قَالَ قُلْتُ سُورَةُ الْحَشْرِ‏.‏ قَالَ نَزَلَتْ فِي بَنِي النَّضِيرِ‏.‏

Said bin Cübeyr'den rivayet edildiğine göre, onunla İbn Abbas arasında şöyle bir konuşma geçmiştir: Said İbn Cübeyr: Tevbe Suresi kimler hakkında indi? İbn Abbas: Tevbe Suresi mi? Bu surenin adı Fadıha (ayıpları sayıp döken)'dir. Onlardan bazıları, onlardan bazıları şeklinde başlayan ayetler inmeye devam etti. Hatta münafıklar istisnasız kendilerinden her birinin bu surede anlatılacağını düşünmeye başladılar. Said İbn Cübeyr: Peki Enfal Suresi hangi konuda nazil oldu? İbn Abbas: Bu sure Bedir Savaşı hakkında indi. Said İbn Cübeyr: Haşr Suresi hangi konuda nazil oldu? İbn Abbas: Bu sure Nadir oğulları hakkında indi

Narrated Sa`id bin Jubair:I asked Ibn `Abbas about Surat Al-Tauba, and he said, "Surat Al-Tauba? It is exposure (of all the evils of the infidels and the hypocrites). And it continued revealing (that the oft-repeated expression): '...and of them ...and of them.' till they started thinking that none would be left unmentioned therein." I said, "What about) Surat Al-Anfal?" He replied, "Surat Al-Anfal was revealed in connection with the Badr Battle." I said, "(What about) Surat Al-Hashr?" He replied, "It was revealed in connection with Bani an-Nadir

Sahîh-i Buhârî No. 4883 Sahih

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُدْرِكٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ سُورَةُ الْحَشْرِ قَالَ قُلْ سُورَةُ النَّضِيرِ‏.‏

Said'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: İbn Abbas'a "Haşr Suresi" dedim, o da bu sure için "Nadir Suresi de!" dedi. AÇiKLAMA : Öyle anlaşılıyor ki, İbn Abbas haşr kelimesi ile kıyametin anlaşılmaması için bu sureye Haşr adının verilmesini uygun görmemiştir. Zira burada bu kelime ile Nadiroğullarının sürgün edilmesi kastedilmiştir

Narrated Sa`id:I asked Ibn `Abbas about Surat Al-Hashr. He replied, "Say Surat An-Nadir

Sahîh-i Buhârî No. 4884 Sahih

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَرَّقَ نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ وَقَطَعَ، وَهْىَ الْبُوَيْرَةُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ‏}‏

İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Nadiroğullarının Buveyra mevkiindeki hurmalarını yaktırmış ve kestirmişti. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirmiştir: Hurma ağaçlanndan herhangi birini kesmeniz veya olduğu gibi bırakmanız hep AIIah'ın izniyledir ve O'nun yoldan çıkanları rezil etmesi içindir. AÇIKLAMA Tirmizi'nin tahric ettiği İbn Abbas rivayetinde .......line kelimesi "hurma" olarak açıklanmıştır. Said İbn Mansur, İkrime'nin bu kelimeyi "acve olmayan hurma" şeklinde açıkladığını nakletmiştir. Süfyan da şöyle demiştir: Line, "çekirdeğinden yarılan sapsarı hurmaya" denir

Narrated Ibn `Umar:'Allah's Messenger (ﷺ) burnt and cut down the palm trees of Bani An-Nadir which were at Al-Buwaira (a place near Medina). There upon Allah revealed: 'What you (O Muslims) cut down of the palm trees (of the enemy) or you left them standing on their stems, it was by the leave of Allah, so that He might cover with shame the rebellious

Sahîh-i Buhârî No. 4885 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَان ُ ـ غَيْرَ مَرَّةٍ ـ عَنْ عَمْرٍو، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، عَنْ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتْ أَمْوَالُ بَنِي النَّضِيرِ مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا لَمْ يُوجِفِ الْمُسْلِمُونَ عَلَيْهِ بِخَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ، فَكَانَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً، يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ مِنْهَا نَفَقَةَ سَنَتِهِ، ثُمَّ يَجْعَلُ مَا بَقِيَ فِي السِّلاَحِ وَالْكُرَاعِ، عُدَّةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ‏.‏

Hz. Ömer şöyle demiştir: Nadıroğullarının malları, Allah Teala'nın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Müslümanların at ve deve koşturmadan verdiği fey gelirlerindendir. Fey geliri, sadece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aitti. O, bundan ailesinin bir yıllık geçimini temin ederdi. Artan kısmını ise Allah yolunda bir hazırlık olarak silah ve atlara harcardı. AÇiKLAMA Bu rivayetin şerhi fey'in açıklamasında geçmişti. Fey ile ganimet arasındaki fark ise Kitabu'l-cihad'ın sonlarında yer almaktadır

Narrated `Umar:The properties of Bani An-Nadir were among the booty that Allah gave to His Apostle such Booty were not obtained by any expedition on the part of Muslims, neither with cavalry, nor with camelry. So those properties were for Allah's Messenger (ﷺ) only, and he used to provide thereof the yearly expenditure for his wives, and dedicate the rest of its revenues for purchasing arms and horses as war material to be used in Allah's Cause

Sahîh-i Buhârî No. 4886 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَعَنَ اللَّهُ الْوَاشِمَاتِ وَالْمُوتَشِمَاتِ وَالْمُتَنَمِّصَاتِ وَالْمُتَفَلِّجَاتِ لِلْحُسْنِ الْمُغَيِّرَاتِ خَلْقَ اللَّهِ‏.‏ فَبَلَغَ ذَلِكَ امْرَأَةً مِنْ بَنِي أَسَدٍ يُقَالُ لَهَا أُمُّ يَعْقُوبَ، فَجَاءَتْ فَقَالَتْ إِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّكَ لَعَنْتَ كَيْتَ وَكَيْتَ‏.‏ فَقَالَ وَمَا لِي لاَ أَلْعَنُ مَنْ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ هُوَ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَقَالَتْ لَقَدْ قَرَأْتُ مَا بَيْنَ اللَّوْحَيْنِ فَمَا وَجَدْتُ فِيهِ مَا تَقُولُ‏.‏ قَالَ لَئِنْ كُنْتِ قَرَأْتِيهِ لَقَدْ وَجَدْتِيهِ، أَمَا قَرَأْتِ ‏{‏وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا‏}‏‏.‏ قَالَتْ بَلَى‏.‏ قَالَ فَإِنَّهُ قَدْ نَهَى عَنْهُ‏.‏ قَالَتْ فَإِنِّي أَرَى أَهْلَكَ يَفْعَلُونَهُ‏.‏ قَالَ فَاذْهَبِي فَانْظُرِي‏.‏ فَذَهَبَتْ فَنَظَرَتْ فَلَمْ تَرَ مِنْ حَاجَتِهَا شَيْئًا، فَقَالَ لَوْ كَانَتْ كَذَلِكَ مَا جَامَعْتُها

Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Allah Teala dövme yaptıran, dövme yapan, yüzlerindeki kılları alan, güzel görünmek için dişlerinin arasını ayrık hale getiren ve Allah'ın yarattığını değiştiren kadınlara lanet etmiştir." Onun bu sözü Esed kabilesinden Ümmü Ya'kub adındaki bir kadının kulağına gitti. Bunun üzerine Ümmü Ya'kub ona gidip "Bana senin şu, şu kadınlara la'net okuduğun haberi geldi," dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ud şöyle dedi: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in lanetlediği ve Allah'ın kitabında lanetlenmiş olan insanları benim lanetlememde ne var ki?" Buna karşılık olarak kadın: "Yemin ederim ki, Mushaf'ın iki kapağı arasındaki ayetleri okudum. Ancak senin söylediğini Kur'an'da bulamadım," diyerek itiraz etti. İbn Mes'ud: "Şayet Kur'an'ı baştan sona okuduysan, benim söylediğimi Kur'an'da görmüşsündür. Allah Teala: 'Nebi size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının,' buyurmuyar mu?" dedi. Kadın: "Elbette buyuruyor," şeklinde cevap verdi. İbn Mes'ud: "Hz. Nebi bütün bunları yasaklamıştır," dedi. Bu defa kadın: "Ben senin eşinin de bunları yaptığını gördüm" dedi. Bunun üzerine İbn Mes'ud: "Git bak bakalım" dedi. Kadın gitti, ancak aradığını bulamadı. Bunun üzerine İbn Mes'ud şöyle dedi: "Eğer eşim bunlardan birini yapsaydı, onunla birlikte olmazdım!" Hadisin geçtiği diğer yerler:

Narrated Alqama:`Abdullah (bin Masud) said, "Allah curses those ladies who practice tattooing and those who get themselves tattooed, and those ladies who remove the hair from their faces and those who make artificial spaces between their teeth in order to look more beautiful whereby they change Allah's creation." His saying reached a lady from Bani Asad called Um Yaqub who came (to `Abdullah) and said, "I have come to know that you have cursed such-and-such (ladies)?" He replied, "Why should I not curse these whom Allah's Messenger (ﷺ) has cursed and who are (cursed) in Allah's Book!" Um Yaqub said, "I have read the whole Qur'an, but I did not find in it what you say." He said, "Verily, if you have read it (i.e. the Qur'an), you have found it. Didn't you read: 'And whatsoever the Apostle gives you take it and whatsoever he forbids you, you abstain (from it). (59.7) She replied, "Yes, I did," He said, "Verily, Allah's Messenger (ﷺ) forbade such things." "She said, "But I see your wife doing these things?" He said, "Go and watch her." She went and watched her but could not see anything in support of her statement. On that he said, "If my wife was as you thought, I would not keep her in my company

Sahîh-i Buhârî No. 4887 Sahih

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ ذَكَرْتُ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَابِسٍ حَدِيثَ مَنْصُورٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْوَاصِلَةَ فَقَالَ سَمِعْتُهُ مِنِ امْرَأَةٍ يُقَالُ لَهَا أُمُّ يَعْقُوبَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ مِثْلَ حَدِيثِ مَنْصُورٍ‏.‏

Abdullah İbn Mes'ud'un şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Allah Teala başkasının saçını kendi saçına ekleyen kadına lanet etmiştir." Hadisin ravilerinden Abdurrahman şöyle demiştir: "Bu sözü, ravilerden Mansur'un rivayetindeki gibi Abdullah İbn Mes'ud'dan naklen Ümmü Ya'kub adında bir kadından işittim." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayetin "Nebi size ne verdiyse onu alın" kısmı, "Nebi size neyi emrettiyse onu yapın!" şeklinde anlaşılır. Çünkü bu ifadenin mukabilinde "Size neyi yasakladıysa ondan da sakının," ifadesi vardır. Yukarıdaki ilk rivayetin açıklaması Kitabu'l-libas'ta yapılacaktır.(Hadis no: 5931) Abdullah İbn Mes'ı1d'un hanımının adı Zeyneb bint Abdillah es-Sekafiyye'dir. Ümmü Ya'kı1b, Abdullah İbn Mes'ı1d'un hanımının da lanete sebep olan bu fiillerden birini yaptığını zannetmiştir. Bir görüşe göre Ümmü Ya'kı1b gerçekten onun eşinin bu fiillerden birini yaptığını görmüştür. Ancak Abdullah İbn Mes'ı1d bu tür şeyleri hoş karşılamayınca hanımı bunlardan vazgeçmiştir. Bu yüzden Üm mü Ya'kı1b onun yanına gittiği zaman daha önce gördüklerini görememiştir. Abdullah İbn Mes'ud'un "onunla birlikte olmazdım" sözü iki manaya gelebilir: Onunla yatmazdım. Onunla evliliği sürdürmezdim. Bu ikinci görüş daha güçlüdür. Bu hadis, Hz. Nebi'in lanetine sebep olan bir özelliği taşıyan kimsenin lanetlenebileceğine delil olarak getirilmiştir. Zira lanet, sadece hak edene okunur

Narrated `Abdullah (bin Mas'ud):Allah's Messenger (ﷺ) has cursed the lady who uses false hair

Sahîh-i Buhârî No. 4888 Sahih

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ رضى الله عنه أُوصِي الْخَلِيفَةَ بِالْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ أَنْ يَعْرِفَ لَهُمْ حَقَّهُمْ، وَأُوصِي الْخَلِيفَةَ بِالأَنْصَارِ الَّذِينَ تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالإِيمَانَ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُهَاجِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَقْبَلَ مِنْ مُحْسِنِهِمْ وَيَعْفُوَ عَنْ مُسِيئِهِمْ‏.‏

Amr İbn Meymun'dan rivayet edildiğine göre, Hz. Ömer şöyle demiştir: Benden sonraki halifeye ilk muhacirlerin haklarını tanımasını, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Medıne'ye hicret etmesinden önce burayı yurt edinip imanı gönüllerine yerleştirmiş olan ensardan iyi kimselerin iyiliklerini kabul etmesini ve kötü işlere bulaşanları da hoş görmesini tavsiye ediyorum. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette geçen .......tebevveu lafzı hem "vatan edindiler," hem de "buraya yerleştiler" şeklinde açıklanmıştır. İlk açıklamaya göre bu fiilin anlamı sadece ensara aittir. Diğer açıklamaya göre ise bu fiilin ifade ettiği anlam, hem ensarı, hem de ilk muhacirleri kapsar. Burada İmam Buharı, Hz. Ömer'in suikaste maruz kaldıktan sonra söylediği sözlerden bir kısmını zikretti. Bu rivayetin açıklaması Kitabu fezaili's-sahabe'de geçmişti. (Hadis no:)

Narrated `Umar:I recommend that my successor should take care of and secure the rights of the early emigrants; and I also advise my successor to be kind to the Ansar who had homes (in Medina) and had adopted the Faith, before the Prophet (ﷺ) migrated to them, and to accept the good from their good ones and excuse their wrong doers

Sahîh-i Buhârî No. 4889 Sahih

حَدَّثَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ غَزْوَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ الأَشْجَعِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَى رَجُلٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَصَابَنِي الْجَهْدُ فَأَرْسَلَ إِلَى نِسَائِهِ فَلَمْ يَجِدْ عِنْدَهُنَّ شَيْئًا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَلاَ رَجُلٌ يُضَيِّفُ هَذِهِ اللَّيْلَةَ يَرْحَمُهُ اللَّهُ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَذَهَبَ إِلَى أَهْلِهِ فَقَالَ لاِمْرَأَتِهِ ضَيْفُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ تَدَّخِرِيهِ شَيْئًا‏.‏ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا عِنْدِي إِلاَّ قُوتُ الصِّبْيَةِ‏.‏ قَالَ فَإِذَا أَرَادَ الصِّبْيَةُ الْعَشَاءَ فَنَوِّمِيهِمْ، وَتَعَالَىْ فَأَطْفِئِي السِّرَاجَ وَنَطْوِي بُطُونَنَا اللَّيْلَةَ‏.‏ فَفَعَلَتْ ثُمَّ غَدَا الرَّجُلُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ لَقَدْ عَجِبَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ـ أَوْ ضَحِكَ ـ مِنْ فُلاَنٍ وَفُلاَنَةَ ‏"‏‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ‏}‏

Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bir adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip: "Ey Allah'ın elçisi! Açlıktan takatim kesildi," dedi. Hz. Nebi de onu eşlerinin yanına gönderdi. Ama adamcağız mu'minlerin annelerinin yanında yiyecek bir şey bulamadı. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu gece bu adamı misafir edecek yok mu? Misafir edecek kimseye Allah merhameti ile muamele etsin!" buyurdu. Bunun üzerine ensardan biri kalkıp "Ey Allah'ın elçisi! Onu ben ağırlayacağım" dedi ve hanımının yanına gidip ona; "Bu, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in misafiridir, ondan hiçbir şeyi esirgeme!" dedi. Hanımı: "Allah'a yemin ederim ki, elimde sadece çocukların yiyeceği var," diyerek [çaresizliğini anlattı]. Bunun üzerine adam şöyle dedi: Öyleyse çocuklar akşam yemeğini yemek istedikleri zaman onları uyut, sonra gel ve lambayı söndür. Biz de bu geceyi aç geçirelim." Kadın kocasının söylediklerini yaptı. Ertesi sabah misafir Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gitti. Allah Resıılü şöyle buyurdu: Allah Teala falanca adam ile filanca kadının yaptıklarına hayret etti veya güldü. İşte bu olay üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler. (Haşr 9) AÇIKLAMA : İbnu't-TIn şöyle demiştir: "Dil alimlerinden hiçbiri ........hayye kelimesini bu şekilde açıklamamış, aksine onlar bu kelimeyi "haydi!, yönel! şeklinde izah etmişlerdir." Hakikat İbnu't-Tın'in söylediği gibidir. Ancak bu ifadede acele etmenin istendiğine bir işaret vardır. Dolayısıyla bu ifade "acele yöneı" anlamına gelir

Narrated Abu Huraira:A man came to Allah's Messenger (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I am suffering from fatigue and hunger." The Prophet (ﷺ) sent (somebody) to his wives (to get something), but the messenger found nothing with them. Then Allah's Messenger (ﷺ) said (to his companions). "Isn't there anybody who can entertain this man tonight so that Allah may be merciful to him?" An Ansari man got up and said, "I (will, entertain him), O Allah's Messenger (ﷺ)!" So he went to his wife and said to her, "This is the guest of Allah's Messenger (ﷺ), so do not keep anything away from him." She said. "By Allah, I have nothing but the children's food." He said, "When the children ask for their dinner, put them to bed and put out the light; we shall not take our meals tonight," She did so. In the morning the Ansari man went to Allah's Messenger (ﷺ) who said, "Allah was pleased with (or He bestowed His Mercy) on so-and-so and his wife (because of their good deed)." Then Allah revealed: 'But give them preference over themselves even though they were in need of that

Sahîh-i Buhârî No. 4890 Sahih

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، قَالَ حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي رَافِعٍ، كَاتِبَ عَلِيٍّ يَقُولُ سَمِعْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَا وَالزُّبَيْرَ وَالْمِقْدَادَ فَقَالَ ‏"‏ انْطَلِقُوا حَتَّى تَأْتُوا رَوْضَةَ خَاخٍ فَإِنَّ بِهَا ظَعِينَةً مَعَهَا كِتَابٌ فَخُذُوهُ مِنْهَا ‏"‏‏.‏ فَذَهَبْنَا تَعَادَى بِنَا خَيْلُنَا حَتَّى أَتَيْنَا الرَّوْضَةَ فَإِذَا نَحْنُ بِالظَّعِينَةِ فَقُلْنَا أَخْرِجِي الْكِتَابَ فَقَالَتْ مَا مَعِي مِنْ كِتَابٍ‏.‏ فَقُلْنَا لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لَنُلْقِيَنَّ الثِّيَابَ‏.‏ فَأَخْرَجَتْهُ مِنْ عِقَاصِهَا فَأَتَيْنَا بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا فِيهِ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى أُنَاسٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ مِمَّنْ بِمَكَّةَ يُخْبِرُهُمْ بِبَعْضِ أَمْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا هَذَا يَا حَاطِبُ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ تَعْجَلْ عَلَىَّ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مِنْ قُرَيْشٍ وَلَمْ أَكُنْ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَكَانَ مَنْ مَعَكَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ لَهُمْ قَرَابَاتٌ يَحْمُونَ بِهَا أَهْلِيهِمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِمَكَّةَ فَأَحْبَبْتُ إِذْ فَاتَنِي مِنَ النَّسَبِ فِيهِمْ أَنْ أَصْطَنِعَ إِلَيْهِمْ يَدًا يَحْمُونَ قَرَابَتِي وَمَا فَعَلْتُ ذَلِكَ كُفْرًا وَلاَ ارْتِدَادًا عَنْ دِينِي‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهُ قَدْ صَدَقَكُمْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ دَعْنِي يَا رَسُولَ اللَّهِ فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّهُ شَهِدَ بَدْرًا وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ ـ عَزَّ وَجَلَّ ـ اطَّلَعَ عَلَى أَهْلِ بَدْرٍ فَقَالَ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَمْرٌو وَنَزَلَتْ فِيهِ ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ‏}‏ قَالَ لاَ أَدْرِي الآيَةَ فِي الْحَدِيثِ أَوْ قَوْلُ عَمْرٍو‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ قِيلَ لِسُفْيَانَ فِي هَذَا فَنَزَلَتْ ‏{‏لاَ تَتَّخِذُوا عَدُوِّي‏}‏ قَالَ سُفْيَانُ هَذَا فِي حَدِيثِ النَّاسِ حَفِظْتُهُ مِنْ عَمْرٍو وَمَا تَرَكْتُ مِنْهُ حَرْفًا وَمَا أُرَى أَحَدًا حَفِظَهُ غَيْرِي‏.‏

Hasan İbn Muhammed İbn Ali'nin, Hz. Ali'nin katibi Ubeydullah İbn Ebı Rafi'in şöyle söylediğini işittiği rivayet edilmiştir: Hz. Ali'nin şöyle dediğini duydum: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni, Zübeyr'i ve Mikdad'ı bir göreve gönderdi ve şöyle dedi: ''Ravza-i hah bölgesine varıncaya kadar yola devam edin. Orada yanında mektup olan ve Medine'den Mekke'ye giden bir kadın olacak. Ondan mektubu alın!" Bunun üzerine biz yola çıktık, at sırtında ilerledik. Nihayet Ravza bölgesine vardık. Bir de ne görelim, Medıne'den Mekke'ye giden kadın orada ... Hemen ona "Mektubu çıkart" dedik. Kadın: "Bende herhangi bir mektup yok!" diye karşılık verdi. Ona; "Allah'a yemin olsun ki, ya sen mektubu çıkartırsın ya da biz elbiselerini çıkartırız," dedik. Bunun üzerine kadın saç örgüsünün arasından mektuu çıkartp [bize verdi. Mektubu alıp] ab:r'e :allaııahu aleyhi ve sellem geldık. Bır de ne ile karşılaşalım ... Mektubun başında Hatıb ibn Ebi Beltea'dan Mekke'deki Müşrik insanlara" yazıyor. Hatıb bu mektup ile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir durumunu müşriklere haber veriya u. Bunun üzerine Hz. Nebi ona; - Ey Hatıb bu nedir? diye sordu. Hatıb: - Ey Allah'ın elçisi! Hakkımda hemen acele karar verme! Ben Kureyş'ten biriydim. Ancak onlar ile soy bağım yoktu. Senin yanında olan muhacirlerin Mekke'de ailelerini ve mallarını koruyacak akrabaları var. Ben de nesep bağı bakımından eksiğimi onlara bir güzellik yaparak telafi etmek istedim ve onların akrabalarımı korumalarını sağlamaya çalıştım. Bunu, inkar ettiğim ve dinimden döndüğüm için yapmadım, dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi orada bulunanlara; - O, size karşı doğru söyledi, dedi. Yine de Hz. Ömer: - Ey Allah'ın elçisi! İzin ver de şunun boynunu vurayım! dedi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona hitaben şöyle buyurdu: - O, Bedir Savaşı'na katılmıştır. Nereden bileceksin, belki de Allah TealCı Bedir mücahidlerinin her hallerine muttali olup "Dilediğinizi yapın! Sizin günahlarınızı bağışladım," buyurmuştur. Amr şöyle demiştir: Onun hakkında "Ey iman edenler! Eğer benim yolumdu savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin, "(Mümtehıne 1) ayeti indi. Ravi Süfyan İbn Uyeyne şöyle demiştir: "Bu ayet, hadisin bir parçası mı yoksa Amr'ın sözü mü? Bunu bilmiyorum." Fethu'l-Bari Açıklaması: Hatıb aslen Kureyş kabilesinden değildi, hılf yoluyla bu kabileye katılmıştı. Hz. Nebi'in, mazeret olarak söylediği sözlerinde Hatıb'ın doğru olduğunu belirtmesine rağmen Hz. Ömer'in onun boynunu vurmak için izin istemesi, .onun dini konulardaki hassasiyetinden ve nifaka nispet edilen kimselere olan buğzundan kaynaklanmıştır. Ayrıca Hz. Ömer, Hz. Nebi'e muhalefet edenlerin öldürülmesi gerektiğini düşünüyordu, ancak bu konuda kesin bir kanaata sahip değildi. Bu yüzden Hatıb'ı öldürmek için izin istemiştir. Hatıb dışa yansıttıklarının tersini içinde taşıdığı için Hz. Ömer ona münafık demiştir. Hatib söylediklerini bir mazeret olarak ileri sürmüştü. Zaten bu yaptığını da, herhangi bir zararı olmadığını düşünerek yapmıştı. "Dilediğinizi yapın! Sizin günahlarınızı bağışladim," ifadesi ile Bedir mücahidlerinin günahlarının ahirette bağışlanması kastedilmiştir. Sözgelimi onlardan biri dünyada haddi gerektiren bir suç işleseydi, dünyada cezasız bırakılmazdı. İbnu'l-Cevzı şöyle demiştir: "Burada geleceğe yönelik bir durum değil, geçmişe yönelik bir durum kastedilmiştir. Bu durumda cümlenin anlamı şu şekilde takdir edilir: 'Ne yaparsanız yapın elbette bağışlandı.' Şayet geleceğe yönelik olsaydı, cümlenin anlamı şu şekilde takdir edilirdi: 'Ne yaparsanız yapın, elbette sizi bağışlayacağım.' Şayet cümle bu anlama gelseydi, bağışlanma bütün zamanlarda işlenen günahları kapsardı ki, bu da doğru değildir. Çünkü birçok sahabi Bedir savaşından sonra cezalandırılmaktan endişe etmişti. Mesela; Hz. Ömer Huzeyfe'ye 'Allah aşkına! Münafıklar listesinde ben de var mıyım?' diye sormuştur." Kurtubi onun bu yorumuna şu şekilde itiraz etmiştir: "Hadiste geçen ..........i'melu (yapın!) ifadesi emir kipindedir. Emir kipi de gelecek zaman için kullanılır. Araplar ister karine ile olsun, isterse karinesiz olsun emir kipini geçmiş zaman için kullanmazlar. Çünkü emirde, bir şeyin yokken yapılması ve başlangıç söz konusudur. Hadiste geçen ...........i'melu ma şi'tum ifadesi, fiilin yapılmasının talep edilmesi şeklinde anlaşılır. Dolayısıyla bunun geçmiş zamana hamledilmesi doğru değildir. Buradaki emir kipi, gereklilik şeklinde anlaşılamaz. Dolayısıyla burada ibaha anlamı kesinlik kazanmıştır. Bu cümlede Bedir mücahidlerine verilen bir değer söz konusudur. Ayrıca bu cümle, onların geçmiş günahlarının bağışlanmasına vesile olan ve gelecekte işleyecekleri günahları açısından kendilerini bağışlanmaya layık hale getiren bir durumlarının olduğu anlamını içermektedir. Bir şeyin uygun olması, o şeyin gerçekleştiği anlamına gelmez. Allah Teala herhangi bir kimse hakkında haber veren Nebiini hep doğru çıkarmıştır. Bedir mücahidleri de son nefeslerine kadar Cennet ehlinin amellerini işlemeye devam etmişlerdir. İçlerinden bazılarının günah işlemesi takdir edildiyse bile hemen o kimseler tevbeye sağınmışlar ve ideal yolda ilerlemeye özen göstermişlerdir. Onların biyografilerine vakıf olanlar bu durumu kesin biçimde bilirler." "Dilediğinizi yapın! Sizin günahlarınızı bağışladım," ifadesi ile Bedir Mücahidlerinin günahlarının bağışlandığı kastediimiş olabilir. Yoksa bu ifade ile onların günah işlemedikleri kastedilmemiştir. \ Mistah, Bedir Savaşı'na katılmıştı. Nur Suresi'nin tefsirinde geçtiği gib.L.tIzI Aişe hakkında günaha girmişti. Öyle anlaşılıyor ki, Allah Teala, Bedir Mücahidlerine verdiği değerden dolayı Nebiinin dili ile onları müjdelemiş, hangi günahı işlerlerse işlesinler bağışlanacaklarını onlara haber vermiştir. Bu konunun bazı bölümleri Kadir Gecesi'nden bahsedilirken Kitabu's-sıyam'ın sonlarında incelenmişti. Hadisin geri kalan kısmı Kitabu'd-diyatbölümünde açıklanacaktır. Hz. Ömer'in Hatıb'ı öldürmek için izin istemesi, Müslüman bile olsa casusun öldürülmesinin meşruiyetine delil olarak getirilmiştir. Bu görüş, İmam Malik ve ona tabi olanlara aittir. Hz. Nebi'in, Hz. Ömer'in Hatıb'ı öldürme arzusu karşısında takrirde bulunması bu olayın söz konusu görüşe delil olmasını sağlamıştır. Ancak burada Hz. Ömer'in Hatıb'ı öldürmesine bir engel vardı, o da Hatıb'ın Bedir Savaşı'na katılması idi. Bu şart Hatıb'ıın dışında düşman tarafına bilgi sızdıran kimselerde yoktu. Şayet Müslümanlık casusun öldürülmesine engel olsaydı, Hz. Nebi bundan daha özel bir nedeni Hfıtıb'ın öldürülmemesi için gerekçe olarak dile getirmezdi

Narrated `Ali:Allah's Messenger (ﷺ) sent me along with Az-Zubair and Al-Miqdad and said, "Proceed till you reach a place called Raudat-Khakh where there is a lady travelling in a howda on a camel. She has a letter. Take the letter from her." So we set out, and our horses ran at full pace till we reached Raudat Khakh, and behold, we saw the lady and said (to her), "Take out the letter!" She said, "I have no letter with me." We said, "Either you take out the letter or we will strip you of your clothes." So she took the letter out of her hair braid. We brought the letter to the Prophet (ﷺ) and behold, it was addressed by Hatib bin Abi Balta'a to some pagans at Mecca, informing them of some of the affairs of the Prophet. The Prophet (ﷺ) said, "What is this, O Hatib?" Hatib replied, "Do not be hasty with me, O Allah's Messenger (ﷺ)! I am an Ansari man and do not belong to them (Quraish infidels) while the emigrants who were with you had their relatives who used to protect their families and properties at Mecca. So, to compensate for not having blood relation with them.' I intended to do them some favor so that they might protect my relatives (at Mecca), and I did not do this out of disbelief or an inclination to desert my religion." The Prophet then said (to his companions), "He (Hatib) has told you the truth." `Umar said, "O Allah's Apostle! Allow me to chop his head off?" The Apostle said, "He is one of those who witnessed (fought in) the Battle of Badr, and what do you know, perhaps Allah looked upon the people of Badr (Badr warriors) and said, 'Do what you want as I have forgiven you.' " (`Amr, a sub-narrator, said,: This Verse was revealed about him (Hatib): 'O you who believe! Take not My enemies and your enemies as friends or protectors.' (60.1) Narrated `Ali: Sufyan was asked whether (the Verse): 'Take not My enemies and your enemies...' was revealed in connection with Hatib. Sufyan replied, "This occurs only in the narration of the people. I memorized the Hadith from `Amr, not overlooking even a single letter thereof, and I do not know of anybody who remembered it by heart other than myself

Sahîh-i Buhârî No. 4891 Sahih

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَمِّهِ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَمْتَحِنُ مَنْ هَاجَرَ إِلَيْهِ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ بِهَذِهِ الآيَةِ، بِقَوْلِ اللَّهِ ‏{‏يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏غَفُورٌ رَحِيمٌ‏}‏‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ قَالَتْ عَائِشَةُ فَمَنْ أَقَرَّ بِهَذَا الشَّرْطِ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ قَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قَدْ بَايَعْتُكِ ‏"‏‏.‏ كَلاَمًا وَلاَ وَاللَّهِ مَا مَسَّتْ يَدُهُ يَدَ امْرَأَةٍ قَطُّ فِي الْمُبَايَعَةِ، مَا يُبَايِعُهُنَّ إِلاَّ بِقَوْلِهِ ‏"‏ قَدْ بَايَعْتُكِ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ يُونُسُ وَمَعْمَرٌ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِسْحَاقَ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏ وَقَالَ إِسْحَاقُ بْنُ رَاشِدٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عُرْوَةَ وَعَمْرَةَ‏.‏

Urve'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Hz. Aişe ona şunları anlatmıştır: Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem hicret ederek kendisine gelen mu'min hanımları şu ayet ile imtihan ederdi: Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmem ek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, onları biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Mümtehine 12) Urve Hz. Aişe'nin şöyle söylediğini aktardı: Bu şartları kabul eden mu'min kadınların hepsine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sözlü olarak senin biatını kabul ettim" dedi. Allah'a yemin olsun ki, biat esnasında Allah Resulü'nün eli hiçbir kadıriın eline değmedi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınların biatını, sadece "Bu esaslar üzerine senin biatını kabul ettim" sözü ile kabul etti. Fethu'l-Bari Açıklaması: Alimler bu ayetin [Mümtehıne 10] Hudeybiye antlaşmasından sonra indiği hususunda ittifak etmişlerdir. Bu ayetin iniş nedeni Müslümanlar ile Kureyş arasında yapılan bu antlaşmanın şartlarında yer alan şu maddedir: Kureyş kabilesinden biri Müslümanlara gelirse, Müslümanlar onu Kureyş'e iade edecektir. Daha sonra Allah Teala bu iade edilecek kimseler içinden imtihan şartı ile kadınları ayrı tutmuştur. Hz. Nebi kadınların biatını sadece sözlü olarak kabul etmiştir. Erkeklerin biatını kabul ederken yapmış olduğu musafaha gibi onlarla musafaha yapmamıştır. Nesaı ve Taberı, Muhammed İbnu'l-Münkedir'den şu rivayeti nakletmiştir: Ümeyye bintu Rakıka biat eden kadınların arasında bulunuyordu. Kadınlar: "Ey Allah'ın elçisi! Elini uzat biat edelim ... "dediler. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Ben kadınlar ile biat etmem. Fakat onlardan söz almm," buyurdu. Ardından bizden söz almaya başladı ve en son kadınlar "İyilik konusunda sana iSY• an tmeyeceğiz" sözünü söylediler. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de "Gücünüz y ttiği ve elinizden geldiği sürece ... " buyurdu. Kadınlar da "Allah ve O'nun Nebii bize, kendimizden daha merhametlidir" dediler. Taberı'nin rivayetinde şu ifade de yer almaktadır: "Yüz kadın için söylediğim söz, bir kadın için söylediğim söz gibidir." Bu hadisten anlaşıldığına göre, ayette bahsi geçen imtihandan maksat, ayette geçen esaslar çerçevesinde Hz. Nebi'in kadınların biatını almasıdır. Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer ve Katade kanalıyla Hz. Nebi'in hicret eden kadınları şu söz ile imtihan ettiğini nakletmiştir: "Allah'a yemin ederim ki, sadece İslam'ı arzuladığı m için ve Allah ve Resulü'nü sevdiğim için yurdumu terk ettim

Narrated `Urwa:Aisha the wife of the Prophet, said, "Allah's Messenger (ﷺ) used to examine the believing women who migrated to him in accordance with this Verse: 'O Prophet! When believing women come to you to take the oath of allegiance to you... Verily! Allah is Oft-Forgiving Most Merciful.' (60.12) `Aisha said, "And if any of the believing women accepted the condition (assigned in the above-mentioned Verse), Allah's Messenger (ﷺ) would say to her. "I have accepted your pledge of allegiance." "He would only say that, for, by Allah, his hand never touched, any lady during that pledge of allegiance. He did not receive their pledge except by saying, "I have accepted your pledge of allegiance for that

Sahîh-i Buhârî No. 4892 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ بَايَعْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَ عَلَيْنَا ‏{‏أَنْ لاَ يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا‏}‏ وَنَهَانَا عَنِ النِّيَاحَةِ، فَقَبَضَتِ امْرَأَةٌ يَدَهَا فَقَالَتْ أَسْعَدَتْنِي فُلاَنَةُ أُرِيدُ أَنْ أَجْزِيَهَا‏.‏ فَمَا قَالَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا فَانْطَلَقَتْ وَرَجَعَتْ فَبَايَعَهَا‏.‏

Ümmü Atiyye radiyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e biat ettik, o da bize "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak ... " ayetini okudu ve ölü üzerine ağıt yakmamızı yasakladı. Bu sırada bir kadın hemen elini çekti ve şöyle dedi: - Falanca kadın ağıt yakmada bana yardım etmişti. Onun bu iyiliğine karşılık vermek istiyorum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona hiçbir şey söylemedi. Kadın gitti, sonra döndü ve biat etti

Narrated Um Atiya:We took the oath of allegiance to Allah's Messenger (ﷺ) and he recited to us: 'They will not associate anything in worship with Allah,' and forbade us to bewail the dead. Thereupon a lady withdrew her hand (refrained from taking the oath of allegiance), and said, "But such-and-such lady lamented over one of my relatives, so I must reward (do the same over the dead relatives of) hers." The Prophet (ﷺ) did not object to that, so she went (there) and returned to the Prophet (ﷺ) so he accepted her pledge of allegiance

Sahîh-i Buhârî No. 4893 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ الزُّبَيْرَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏وَلاَ يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ‏}‏ قَالَ إِنَّمَا هُوَ شَرْطٌ شَرَطَهُ اللَّهُ لِلنِّسَاءِ‏.‏

İbn Abbas "İyi işi işlemekte sana karşı gelmemek" ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu, Allah'ın kadınlara getirdiği bir şarttır

Narrated Ibn `Abbas:Regarding the saying of Allah: 'And they will not disobey you in any just matter.' (60.12) That was one of the conditions which Allah imposed on The believing) women (who came to take the oath of allegiance to the Prophet)

Sahîh-i Buhârî No. 4894 Sahih

{حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ حَدَّثَنَاهُ قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِدْرِيسَ، سَمِعَ عُبَادَةَ بْنَ الصَّامِتِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ أَتُبَايِعُونِي عَلَى أَنْ لاَ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا وَلاَ تَزْنُوا وَلاَ تَسْرِقُوا ‏"‏‏.‏ وَقَرَأَ آيَةَ النِّسَاءِ ـ وَأَكْثَرُ لَفْظِ سُفْيَانَ قَرَأَ الآيَةَ ـ ‏"‏ فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَعُوقِبَ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْهَا شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ فَسَتَرَهُ اللَّهُ فَهْوَ إِلَى اللَّهِ، إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ‏}‏ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ الرَّزَّاقِ عَنْ مَعْمَرٍ فِي الآيَةِ‏.‏

Ubade İbn Samit'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanındaydık, bize "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, zina ve hırsızlık etmemek üzere bana biat eder misiniz?" diye sordu ve kadınlar hakkında inen ayeti okudu. -Süfyan'dan gelen rivayetlerin çoğunda "kadınlar hakkında inen ayeti okudu" ifadesi yerine "ayeti okudu" ifadesi yer almaktadır.- Sonra Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: İçinizden kim ahdini yerine getirirse, onu mükafatlandırmak Allah'a aittir. Kim bu suçlardan birini işler ve cezalandınlırsa, bu cezası onun için keffaret olur. Kim de bunlardan birini işler ve Allah tarafından suçu örtülürse, durumu Allah'a kalmıştır. O, dilerse cezalandınr, dilerse bağışlar

Narrated 'Ubada bin As-Samit:While we were with the Prophet, he said, "Will you swear to me the pledge of allegiance that you will not worship any thing besides Allah, will not commit illegal sexual intercourse, and will not steal?" Then he recited the Verse concerning the women. (Sufyan, the subnarrator, often said that the Prophet: added, "Whoever among you fulfills his pledge, will receive his reward from Allah, and whoever commits any of those sins and receives the legal punishment (in this life), his punishment will be an expiation for that sin; and whoever commits any of those sins and Allah screens him, then it is up to Allah to punish or forgive them

Sahîh-i Buhârî No. 4895 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ وَأَخْبَرَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، أَنَّ الْحَسَنَ بْنَ مُسْلِمٍ، أَخْبَرَهُ عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ شَهِدْتُ الصَّلاَةَ يَوْمَ الْفِطْرِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ وَعُثْمَانَ فَكُلُّهُمْ يُصَلِّيهَا قَبْلَ الْخُطْبَةِ ثُمَّ يَخْطُبُ بَعْدُ، فَنَزَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ حِينَ يُجَلِّسُ الرِّجَالَ بِيَدِهِ، ثُمَّ أَقْبَلَ يَشُقُّهُمْ حَتَّى أَتَى النِّسَاءَ مَعَ بِلاَلٍ فَقَالَ ‏{‏يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَنْ لاَ يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلاَ يَسْرِقْنَ وَلاَ يَزْنِينَ وَلاَ يَقْتُلْنَ أَوْلاَدَهُنَّ وَلاَ يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ‏}‏ حَتَّى فَرَغَ مِنَ الآيَةِ كُلِّهَا ثُمَّ قَالَ حِينَ فَرَغَ ‏"‏ أَنْتُنَّ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَتِ امْرَأَةٌ وَاحِدَةٌ لَمْ يُجِبْهُ غَيْرُهَا نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لاَ يَدْرِي الْحَسَنُ مَنْ هِيَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَصَدَّقْنَ ‏"‏ وَبَسَطَ بِلاَلٌ ثَوْبَهُ فَجَعَلْنَ يُلْقِينَ الْفَتَخَ وَالْخَوَاتِيمَ فِي ثَوْبِ بِلاَلٍ‏.‏

İbn Abbas r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman ile birlikte Ramazan Bayramı namazını kıldım. Onların her biri hutbeden önce namaz kılıp daha sonra hutbe okuyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eliyle işaret edip erkekleri oturttuğu, sonra onların arasından geçerek Bilal ile birlikte kadınların tarafına geldiği ve şu ayeti okuduğu hala gözlerimin önünde: "Ey Nebi! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana biat etmeye geldikleri zaman, onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. "(Mümtehıne 12) Nebi s.a.v. ayeti okumayı bitirdikten sonra kadınlara; "Siz, bu şartları kabul ediyor musunuz?" diye sordu. İçlerinden bir kadın "Evet, Ey Allah'ın elçisi!" dedi. Onun dışındakiler cevap vermediler. -Ravi Hasan, Hz. Nebi'e "evet" cevabını veren kadının kim olduğunu bilmiyordu.- Bunun üzerine Hz. Nebi onlara "Sadaka verin!" dedi. Silal elbisesini yayoı, onlar da büyük ve küçük yüzüklerini onun elbisesine atmaya başladılar. Fethu'l-Bari Açıklaması: Nesaı'nin Eyyub'dan aktardığı riv:'lyete göre, "Falanca kadın ağıt yakmada bana yardım etmişti. Onun bu iyiliğine karşılık vermek istiyorum," ifadesi "Gidip ağıt yakmada ona yardım edeceğim, sonra da gelip sana biat edeceğim," şeklinde nakledilmiştir . .......İsad ölüye ağıt yakmak için kadınların birlikte feryad-ı figan etmeleri anlamına gelir. Bu kelime sadece bu manaya özelolup ancak ağıt yakmak ve ağıtta yardımlaşmak için kullanılır. "Kadın gitti, sonra döndü ve biat etti," ifadesi Nesaıinin rivayetinde şu şekilde geçmektedir: "Hz. Nebi kadına 'git, ağıt yakmada ona yardım et!' dedi. Sonra kadın gitti, ağıt yakmada ona yardım etti, sonra döndü ve biat etti." İmam Nevevı şöyle demiştir: "Kadı Iyaz ve daha başkaları bu hadisi problemli görüp bu rivayet hakkında tuhaf şeyler söylemişlerdir. Benim gayem, bu tür sözlere aldanmaktan sakındırmaktır. Malikı alimleri bu hadise dayanarak şöyle söylemişlerdir: Ölünün arkasından ağıt yakmak haram değildir. Haram olan ağıt, elbise parçalamak, yanakları tırmalamak vs. Cahiliye adetlerinden biri ile birlikte yakılan ağıttır. Doğrusu, daha önce ifade ettiğimiz gibi her halükarda ağıt yakmanın haram olmasıdır. Bütün alimlerin görüşü böyledir." Cenazeler bahsinde bu Malikı alimin dışında daha başka alimlerin de ölüye ağıt yakmanın haram olmadığına ilişkin görüşlerine temas edilmişti. Ancak bu görüş reddedilen şaz bir görüştür. Kurtubı bunu bir ihtimalolarak saymış, ancak ağıt yakma konusunda tehdit içeren hadisleri e bunu reddetmiştir. Hakkında tehdit içeren hadislerin olması ağıt yakmanın haram oluşunun kesinliğini gösterir. Ancak bu konudaki ilk yasağın tenzıhen mekruh için olması ihtimali vardır. Kadınların Hz. Nebi'e biatı tamamlanınca ağıt yakma haram olmuştur. Dolayısıyla ağıt yakmak için kadına izin verilmesi olayı, bunun caiz olduğunu ifade etmek için ilk durumda (tenzihen mekruh olduğu durumda) gerçekleşmiştir. Daha sonra ise ağıt yakma haram kılınmıştır, bunun üzerine şiddetli tehdit içeren hadisler varid olmuştur. İbn Abbas "İyi işi işlemekte sana karşı gelmemek" ayeti. hakkında "Bu, Allah'ın kadınlara getirdiği bir şarttır," demiştir. Ne zaman kikadınlar bunukendilerine şart koşmuşlardır, o zaman Hz. Nebi onların biatını almıştır. Bu şart konusunda alimler farklı görüşler ileri sürmüŞ1er:cIır Çoğunluğa göre, daha önede ifade edildiğLgibi, buradaki şarttan maksat, ağıt yakma yasağıdır. Nitekim Imam Müslim'in "Sahıh"inde buna delalet eden bir.r• ayetin bulunduğu daha önce ifade edilmişti. Taberı de Züheyr İbn Muhammed'in ''........'' ifadesini, "birbiri ile evlenebilecek konumda olan erkek v kadının baş başa kalmaması" şeklinde izah ettiğini nakletmiştir. Katade ise bu iki yorumu ayetin tefsiri olarak birleştirmiştir

Narrated Ibn `Abbas:I witnessed the `Id-al-Fitr prayer with Allah's Messenger (ﷺ) , Abu Bakr, `Umar and `Uthman; and all of them offered it before delivering the sermon... and then delivered the sermon. Once the Prophet (after completing the prayer and the sermon) came down, as if I am now looking at him waving at the men with his hand to sit down, and walked through them till he, along with Bilal, reached (the rows of) the women. Then he recited: 'O Prophet! When believing women come to you to take the oath of allegiance that they will not worship anything other than Allah, will not steal, will not commit illegal sexual intercourse, will not kill their children, and will not utter slander, intentionally forging falsehood (by making illegal children belonging to their husbands)'....(60.12) Having finished, he said, 'Do you agree to that?" One lady, other than whom none replied the Prophet (ﷺ) said, "Yes, O Allah's Messenger (ﷺ)!" (The, sub-narrator, Al-Hasan did not know who the lady was.) Then the Prophet (ﷺ) said to them: "Will you give alms?" Thereupon Bilal spread out his garment and the women started throwing big rings and small rings into Bilal's garment. (See Hadith No. 95 vol)

Sahîh-i Buhârî No. 4896 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ لِي أَسْمَاءً، أَنَا مُحَمَّدٌ، وَأَنَا أَحْمَدُ، وَأَنَا الْمَاحِي الَّذِي يَمْحُو اللَّهُ بِيَ الْكُفْرَ، وَأَنَا الْحَاشِرُ الَّذِي يُحْشَرُ النَّاسُ عَلَى قَدَمِي، وَأَنَا الْعَاقِبُ ‏"‏‏.‏

Muhammed İbn Cübeyr İbn Mut'im babasının şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle söylediğini işittim: "Benim birçok ismim vardır. Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben Allah'ın kendisiyle küfrü yok ettiği Mahfyim, ben insanların peşinden haşrolunacağı Haşir'im, ben Akib'ım." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu sureye "Havariyyt1n Suresi" de denir. Taberi, Ma'mer kanalıyla Katade'nle SÖYlediğifl' nakletmiştir: "Havarller Hz. Nebi'in ashabından idi ve hepsi Kureyş kabilesi dendL" Katade, Said İbn Zeyd hariç meşhur on kişiyi, Hamza, Ca'fer İbn Ebi alib ve Osman İbn Maz't1n'un isimlerini saymıştır. .........Mersus (Saff 4) 'parçaları birbirine yapıştırılmış' anlamına geliL" Bu rivayeti İbn Ebı Hatim, İbn Cüreyc ve Ata kanalıyla İbn Abbas'tan senedi olarak .............keennehum bunyanun mersılS ayeti hakkınd.a şu şekilde aktarmıştır: "Mersıls, sabit, parçaları birbirine yapışmış demektir." ıbn Abbas'ın yorumuna göre, bu kelime "dişlerin birbirine girmesi" veya "parçaların birbiri ile uyum içinde olması" örneğinde olduğu gibi birbirine geçmek anlamındaki .......teras kökünden gelmiştir. Ebu Zerr kesin bir ifade ile "Bu kelime 'parçaları kurşunla birbirine yapıştınimış' demektir," yorumunu Ferra'nın yaptığını söylemiştir. Ferra bu yorumu "Maani'l-Kur'an" adlı eserinde şu şekilde dile getirmiştir: "......'' Keennehum bunyanun mersus ayetinde geçen mersıls kelimesi 'kurşun ile bir araya getirilmiş' anlamına gelir. Bu ifade ile Allah Teala mu'minleri savaşa teşvik etmiştir

Narrated Jubair bin Mut`im:I heard Allah's Messenger (ﷺ) saying, 'I have several names: I am Muhammad and I am Ahmad, and I am Al- Mahi with whom Allah obliterates Kufr (disbelief), and I am Al-Hashir (gatherer) at whose feet (i.e. behind whom) the people will be gathered (on the Day of Resurrection), and I am Al-Aqib (i.e. who succeeds the other prophets in bringing about good)

Sahîh-i Buhârî No. 4897 Sahih

حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ كُنَّا جُلُوسًا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأُنْزِلَتْ عَلَيْهِ سُورَةُ الْجُمُعَةِ ‏{‏وَآخَرِينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْ‏}‏ قَالَ قُلْتُ مَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَلَمْ يُرَاجِعْهُ حَتَّى سَأَلَ ثَلاَثًا، وَفِينَا سَلْمَانُ الْفَارِسِيُّ، وَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ عَلَى سَلْمَانَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ لَوْ كَانَ الإِيمَانُ عِنْدَ الثُّرَيَّا لَنَالَهُ رِجَالٌ ـ أَوْ رَجُلٌ ـ مِنْ هَؤُلاَءِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. Bu esnada ona Cuma Suresi nazil oldu. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Mu'minIerden henüz kendilerine katılmamış bulunan diğer insanlara da ... "(Cumu'a 3) ayetini okudu. Ravi şöyle devam etti: Onlar kimdir ey Allah'ın Resulü? diye sordum. Ancak Hz. Nebi cevap vermedi. -Hatta Ebu Hureyre bu soruyu üç kez tekrarlamıştı.- O esnada içimizde Selman el-Farisı vardı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini Selman'ın üzerine koydu ve şöyle buyurdu: Eğer iman Süreyya yıldızının yanında olsaydı, elbette bu insanlardan bazıları veya biri onu elde ederdi.

Narrated Abu Huraira:While we were sitting with the Prophet (ﷺ) Surat Al-Jumu'a was revealed to him, and when the Verse, "And He (Allah) has sent him (Muhammad) also to other (Muslims).....' (62.3) was recited by the Prophet, I said, "Who are they, O Allah's Messenger (ﷺ)?" The Prophet (ﷺ) did not reply till I repeated my question thrice. At that time, Salman Al-Farisi was with us. So Allah's Messenger (ﷺ) put his hand on Salman, saying, "If Faith were at (the place of) Ath-Thuraiya (pleiades, the highest star), even then (some men or man from these people (i.e. Salman's folk) would attain it

Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Fedail-üs Sahabe

Sahîh-i Buhârî No. 4898 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، أَخْبَرَنِي ثَوْرٌ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَنَالَهُ رِجَالٌ مِنْ هَؤُلاَءِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Bu insanlardan bazıları onu elde ederdi." AÇiKLAMA: Ebu Ubeyde ".............fes'av ila zikrillah" ifadesi hakkında şöyle demiştir: "Fes'av lafzı 'icabet edin' anlamına gelir, bununla koşmak manası kastedilmemiştir

Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said. Then some men from these people would attain it

Sahîh-i Buhârî No. 4899 Sahih

حَدَّثَنِي حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، وَعَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَقْبَلَتْ عِيرٌ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَنَحْنُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَثَارَ النَّاسُ إِلاَّ اثْنَا عَشَرَ رَجُلاً فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا‏}‏

Cabir İbn Abdillah'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Biz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte iken Cuma günü kervan geldi. On iki kişi hariç insanlar dağıldı. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: Onlar bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. AÇiKLAMA: Bu hadiste bahsi geçen kervan hakkındaki açıklamalar, hadis'in geri kalan kısmının şerhi ile birlikte Kitabu'l-cumua'da geçmişti.(Hadis no:)

Narrated Jabir bin `Abdullah:A caravan of merchandise arrived at Medina on a Friday while we were with the Prophet (ﷺ) All the people left (the Prophet (ﷺ) and headed for the caravan) except twelve persons. Then Allah revealed:-- 'But when they see some bargain or some amusement they disperse headlong to it

Sahîh-i Buhârî No. 4900 Sahih

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ كُنْتُ فِي غَزَاةٍ فَسَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ، يَقُولُ لاَ تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا مِنْ حَوْلِهِ وَلَوْ رَجَعْنَا مِنْ عِنْدِهِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا‏.‏ الأَذَلَّ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِعَمِّي أَوْ لِعُمَرَ فَذَكَرَهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَدَعَانِي فَحَدَّثْتُهُ فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَىٍّ وَأَصْحَابِهِ فَحَلَفُوا مَا قَالُوا فَكَذَّبَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَصَدَّقَهُ فَأَصَابَنِي هَمٌّ لَمْ يُصِبْنِي مِثْلُهُ قَطُّ، فَجَلَسْتُ فِي الْبَيْتِ فَقَالَ لِي عَمِّي مَا أَرَدْتَ إِلَى أَنْ كَذَّبَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَقَتَكَ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏إِذَا جَاءَكَ الْمُنَافِقُونَ‏}‏ فَبَعَثَ إِلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ قَدْ صَدَّقَكَ يَا زَيْدُ ‏"‏‏.‏

Zeyd İbn Erkam r.a.'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Bir gazvede idim. Abdullah İbn Ubey'in "Allah Resıılü'nün yanında bulunanlara, onun etrafından dağılıncaya kadar maddi yardımda bulunmayın. Eğer buradan Medine'ye dönersek, güçlü ve şerefli olan zayıf ve zelil olanı elbette oradan çıkartacaktır," dediğini işittim. Hemen bu sözleri amcama veya Hz. Ömer'e anlattım. O da gidip bunları Hz. Nebi'e anlattı. Bunun üzerine Allah Resıılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni çağırdı. Ben de duyduklarımı ona anlattım. Allah Resıılü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Abdullah İbn Ubey ve adamlarına haber gönderip onları çağırttı. Onlar, bu sözleri söylemediklerine dair yemin ettiler. Hz. Nebi beni yalanlayıp onu doğruladı. Bunun üzerine, daha önce hiç yaşamadığım derin bir üzüntüye kapıldım ve eve kapandım. Amcam bana "Sen bu davranışınla olsa olsa Hz. Nebi'in seni yalanlamasını ve sana kızmasını istemişsindir," dedi. Bunun üzerine Allah Teala: "Münafıklar sana geldiklerinde ... "(Münafikun 1) ayetini indirdi. Hz. Nebi de bana haber gönderdi. Yanına vardığım zaman bu ayeti okuyup: "Ey Zeyd! Allah Teala seni doğruladı," dedi. Hadisin geçtiği diğer yerler: 4901, 4902, 4903, 4904.

Narrated Zaid bin Arqam:While I was taking part in a Ghazwa. I heard `Abdullah bin Ubai (bin Abi Salul) saying. "Don't spend on those who are with Allah's Messenger (ﷺ), that they may disperse and go away from him. If we return (to Medina), surely, the more honorable will expel the meaner amongst them." I reported that (saying) to my uncle or to `Umar who, in his turn, informed the Prophet (ﷺ) of it. The Prophet (ﷺ) called me and I narrated to him the whole story. Then Allah's Messenger (ﷺ) sent for `Abdullah bin Ubai and his companions, and they took an oath that they did not say that. So Allah's Messenger (ﷺ) disbelieved my saying and believed his. I was distressed as I never was before. I stayed at home and my uncle said to me. "You just wanted Allah's Messenger (ﷺ) to disbelieve your statement and hate you." So Allah revealed (the Sura beginning with) 'When the hypocrites come to you.' (63.1) The Prophet (ﷺ) then sent for me and recited it and said, "O Zaid! Allah confirmed your statement

Diğer tahric edenler: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân; Müslim, Sıfat-ül Münafıkîn Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadisin "amcama veya Hz. Ömer'e" kısmı şek ile rivayet edilmiştir. Ancak bu bölüm, h.adisin diğer rivayetlerinde "anica" k!inde şeksiz nakledilmişti. Taberani ve ıbn Merdııye'nin rivayetlerine göre Zeyd ıbn Erkam'ın amcası Sa 'd İbn Ubade'dir. Sa'd, slında onun gerçek amcas eğildi, Hazreç kabilesinin reisiydi. Zeyd İbn Erkam'ın gerçek amcası ise sahabı Sabit İbn Kays'tır. Bir diğer amcası ise annesinin kocası Abdullah İbn Revaha'dır. Zeyd'in Hz. Nebi tarafından doğrulanmaması Nesaı'nin İbn Ebı Leyla kanalıyla Zeyd İbn Erkam'dan naklettiği rivayette şu şekilde ifade edilmiştir: "İnsanlar 'Zeyd, Hz. Nebi'e yalan söyledi,' demeye başladılar." Bu rivayetten şu sonucu çıkartmak mümkündür: Bağlılarının nefretini uyandırmamak için, sürçmelerinden dolayı toplumun ileri gelenlerini cezalandırmayı terk edip onlara sitemde bulunmak, özürlerini kabul etmek ve yeminlerine inanmakla yetinmek gerekir. Her ne kadar deliller onların yalan söylediklerini gösterse de, onları İslam'a ısındırmak ve toplumun bireylerini birbirine yaklaştırmak için böyle davranmak icab eder. Yine bu hadise göre, biri hakkındaki gerçek dışı sözleri iletmek caizdir. Bu iletme, yerilen laf taşıma olarak da sayılmaz. Ancak bununla fesat çıkarma hedeflenirse, o zaman böyle bir şey caiz olmaz. Eğer elde edilecek yarar, ortaya çıkacak zarardan büyükse, bu durumda söylenen sözlerin iletilmesi laf taşıma olarak nitelenmez

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya