1.490 hadis bulundu · sayfa 15/75
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِيُّ، عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ عَلَيْهِ قُلُوبُكُمْ، فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ ". وَقَالَ يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ عَنْ هَارُونَ الأَعْوَرِ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ، عَنْ جُنْدَبٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Cündeb b. Abdullah el-Beceli'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kur'an'ı kalpleriniz üzerinde ülfet edip, birleştiği sürece okuyunuz. İhtilaf ettiğinizde artık bırakıp, kalkınlz" buyurmuştur
Narrated Jundab bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Recite (and study) the Qur'an as long as your hearts are in agreement as to its meanings, but if you have differences as regards its meaning, stop reading it then
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا حُضِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ وَفِي الْبَيْتِ رِجَالٌ فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ـ قَالَ " هَلُمَّ أَكْتُبْ لَكُمْ كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ ". قَالَ عُمَرُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم غَلَبَهُ الْوَجَعُ وَعِنْدَكُمُ الْقُرْآنُ، فَحَسْبُنَا كِتَابُ اللَّهِ. وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْبَيْتِ وَاخْتَصَمُوا، فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ قَرِّبُوا يَكْتُبْ لَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ. وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ مَا قَالَ عُمَرُ، فَلَمَّا أَكْثَرُوا اللَّغَطَ وَالاِخْتِلاَفَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قُومُوا عَنِّي ". قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقُولُ إِنَّ الرَّزِيَّةَ كُلَّ الرَّزِيَّةِ مَا حَالَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَيْنَ أَنْ يَكْتُبَ لَهُمْ ذَلِكَ الْكِتَابَ مِنِ اخْتِلاَفِهِمْ وَلَغَطِهِمْ.
İbn Abbas r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatı yaklaştığı zaman -evde aralarında Hz. Ömer'in de bulunduğu birtakım kimseler varken- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Gelin size sonra hiç sapmayacağınız bir yazı (bir vasiyetname) yazayım" buyurdu. Ömer, "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağrıları arttı. Yanınızda Kur'an vardır, bize Allah'ın kitabı yeter" dedi. Bunun üzerine evde bulunan (sahabiler) ihtilaf ettiler ve münakaşa edip, çekişmeye başladılar. Onlardan kimi "(Yazacak bir şey) yaklaştırın da Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sizler için sonra sapıtmayacağınız bir yazı yazsın" diyor, kimi de Ömer'in dediği gibi diyordu. Nihayet onlar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında gürültüyü ve ihtilafı çoğaltınca Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Yammdan kalkın!" buyurdu. Ravi Ubeydullah b. Abdullah şöyle dedi: İbn Abbas bu hadisin sonunda şöyle diyordu: "Ah ne büyük bir musibettir o musibet ki, gürültü ve ihtilaf etmeleri yüzünden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile sahabiler için yazmak istediği bu yazı arasına perde oldu!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "İhtilafın Çirkinliği." Bazıları "ihtilaf" yerine "hilaf" kelimesini kullanmışlardır. Hilaf, şer'i' ahkamda ihtilaf anlamındadır ya da bundan daha geneldir. İbn Battal'ın rivayetinde bu başlık yoktur. Onun hadisi, bundan sonra gelen " Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Yasaklamasının Haramlık İfade Etmesi" başlığın altında yer almıştır. Gerekçesi ise şöyledir: Kur'an okurken ihtilaf olduğunda kalkma emri, ihtilaf anında kıraatte bulunmanın haramlığı için değil, mendubluk içindir. Ancak daha uygun olan görüş çoğunluğun yaklaşımıdır. Kirmani' de bunu söylemiştir: O Abdullah b. Muğaffel'in rivayet ettiği bu hadisin sonunda "Bu, el-Cami"de, usul-i fıkıh meselelerine dair yer vermek istediğim en son husustur" demiştir
Narrated Ibn `Abbas:When the time of the death of the Prophet (ﷺ) approached while there were some men in the house, and among them was `Umar bin Al-Khatttab, the Prophet (ﷺ) said, "Come near let me write for you a writing after which you will never go astray." `Umar said, "The Prophet (ﷺ) is seriously ill, and you have the Qur'an, so Allah's Book is sufficient for us." The people in the house differed and disputed. Some of them said, "Come near so that Allah's Messenger (ﷺ) may write for you a writing after which you will not go astray," while some of them said what `Umar said. When they made much noise and differed greatly before the Prophet, he said to them, "Go away and leave me." Ibn `Abbas used to say, "It was a great disaster that their difference and noise prevented Allah's Messenger (ﷺ) from writing that writing for them
حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، فِي أُنَاسٍ مَعَهُ قَالَ أَهْلَلْنَا أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْحَجِّ خَالِصًا لَيْسَ مَعَهُ عُمْرَةٌ ـ قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ ـ فَقَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم صُبْحَ رَابِعَةٍ مَضَتْ مِنْ ذِي الْحِجَّةِ فَلَمَّا قَدِمْنَا أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَحِلَّ وَقَالَ " أَحِلُّوا وَأَصِيبُوا مِنَ النِّسَاءِ ". قَالَ عَطَاءٌ قَالَ جَابِرٌ وَلَمْ يَعْزِمْ عَلَيْهِمْ وَلَكِنْ أَحَلَّهُنَّ لَهُمْ فَبَلَغَهُ أَنَّا نَقُولُ لَمَّا لَمْ يَكُنْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ عَرَفَةَ إِلاَّ خَمْسٌ أَمَرَنَا أَنْ نَحِلَّ إِلَى نِسَائِنَا فَنَأْتِي عَرَفَةَ تَقْطُرُ مَذَاكِيرُنَا الْمَذْىَ قَالَ وَيَقُولُ جَابِرٌ بِيَدِهِ هَكَذَا وَحَرَّكَهَا فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " قَدْ عَلِمْتُمْ أَنِّي أَتْقَاكُمْ لِلَّهِ وَأَصْدَقُكُمْ وَأَبَرُّكُمْ وَلَوْلاَ هَدْيِي لَحَلَلْتُ كَمَا تَحِلُّونَ فَحِلُّوا فَلَوِ اسْتَقْبَلْتُ مِنْ أَمْرِي مَا اسْتَدْبَرْتُ مَا أَهْدَيْتُ ". فَحَلَلْنَا وَسَمِعْنَا وَأَطَعْنَا.
Ata b. Ebi Rebah şöyle demiştir: Ben, yanında bulunan birçok kişinin arasında iken Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini işittim: Biz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sahabileri beraberinde umre olmayarak yalnız hac niyetiyle ihrama girdik. Ata şöyle devam etti: Cabir olayın devamını şöyle anlattı: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem zilhicce ayının dördüncü sabahında (Mekke'ye) geldi. Biz de oraya geldiğimiz zaman Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere ihramdan çıkmamızı emretti ve "İhramlarınızdan çıkınız ve kadınlarınızla ilişkiye girebilirsiniz" buyurdu. Ata'nın nakline göre Cabir şöyle devam etti: "(Nebi s.a.v.) onlara kadınlarla (cinsel ilişkide bulunmalarını) kesin olarak emretmedi. Fakat onları erkekler için helal kıldı. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem arafe gününe ancak beş gün kaldığı halde kadınlarımızia cinsel ilişkide bulunmamızı ve Arafat'a çıkmamızı emrediyori" diye söylendiğimiz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulağına gitti. Ata "Cabir işaret eder ve elini hareket ettirip, şöyle diye gösterirdi" demiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: "Biliyorsunuz ki ben sizin Allah'a en takvalı, en sadığınız ve en itaatlinizim. Eğer yanımda kurbanım olmasaydı, sizin ihramdan çıktığınız gibi ben de muhakkak ihramdan çıkardım. Sizler ihramdan çıkınız. Sonradan karşılaştığım şeyle, baştan karşılaşacağımı bilseydim beraberimde kurban sevketmezdim. Onun için artık sizler ihramdan çıkınız!" buyurdu. Bunun üzerine bizler ihramdan çıkıp Nebi'i dinledik ve ona itaat ettik
Narrated Ata:I heard Jabir bin `Abdullah in a gathering saying, "We, the companions of Allah's Messenger (ﷺ) assumed the state of Ihram to perform only Hajj without `Umra." Jabir added, "The Prophet (ﷺ) arrived (at Mecca) on the fourth of Dhul-Hijja. And when we arrived (in Mecca) the Prophet (ﷺ) ordered us to finish the state of Ihram, saying, "Finish your Ihram and go to your wives (for sexual relation)." Jabir added, "The Prophet did not oblige us (to go to our wives) but he only made that legal for us. Then he heard that we were saying, "When there remains only five days between us and the Day of `Arafat he orders us to finish our Ihram by sleeping with our wives in which case we will proceed to `Arafat with our male organs dribbling with semen?' (Jabir pointed out with his hand illustrating what he was saying). Allah's Messenger (ﷺ) stood up and said, 'You (People) know that I am the most Allah-fearing, the most truthful and the best doer of good deeds (pious) from among you. If I had not brought the Hadi with me, I would have finished my Ihram as you will do, so finish your Ihram. If I had formerly known what I came to know lately, I would not have brought the Hadi with me.' So we finished our Ihram and listened to the Prophet (ﷺ) and obeyed him." (See Hadith No. 713, Vol)
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " صَلُّوا قَبْلَ صَلاَةِ الْمَغْرِبِ ـ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ ـ لِمَنْ شَاءَ ". كَرَاهِيَةَ أَنْ يَتَّخِذَهَا النَّاسُ سُنَّةً.
Abdullah b. Muğaffel el-Müzenl'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Akşam namazından önce (iki rek6.t) namaz kılınız" buyurdu. Üçüncü defasında insanların bunu terk edilmez bir yol edinmelerini istemeyerek "Bu, dileyen kimse içindir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Yasaklamasının Haramlık İfade etmesi." Bunun manası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den gelen yasaklık, haramlık olarak yorumlanır. Kelime haramlık konusunda hakiki manasında kullanılmıştır demektir. "Mubah olduğu" ifade akışından veya hal karinesinden (durum belirtisi) veya bu konudaki bir delilden "bilinenler hariç." "Onun emri de böyledir." Yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrine sarılmanın farzlığından dolayı ona muhalefet, -mendubluğuna veya başka bir hükme delilolmadığı sürece- haramlık ifade eder. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri de böyledir." Veda haccında "İhramdan çıktıklarında" "kadınlarla ilişkiye girebilirsiniz" emrinde olduğu gibi. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emri üzerine hac ihramını umreye çevirmişler ve umre ihramından çıkmışlardı. "Emir" kelimesinden maksat "yap" ve yasaklamadan maksat "yapma" ifadesidir. Bilginler sahabinin "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şunu emretti veya yasakladı" ifadesinin ne anlama geldiği noktasında ihtilaf etmişlerdir. Selef bilginlerinin çoğunluğuna göre tercih edilen görüş, bunların arasında fark olmadığı yönündedir. Kadı Ebu Bekir b. et-Tayyib'in nakline göre imam Malik ve Şafil'nin nezdinde aksine bir delil ortaya çıkıncaya kadar emir, vücub (farzlık), yasaklama haramlık ifade eder. ibn Battal şöyle demiştir: Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. Şafiilerden bir çoklarıyla başkaları şöyle demişlerdir: Emirde vacipliğe, yasaklamada haramlığa delil bulununcaya kadar emir mendubluk, yasaklık mekruhluk ifade eder. Onlardan birçok bilgin ise görüş bildirmeyip, durmayı tercih etmiştir. Onların durmalarının sebebi emir kipinin vücub, mendubluk, mubahlık, yol gösterme (irşad) ve başka anlamlara gelmesinden dolayıdır. Çoğunluğun deliline göre kendisine emredilen şeyi yapan kimse övgüyü hak eder. Terkeden kişi ise kınanmaya layık olur. Yasaklıkta ise bunun tam tersi sözkonusudur. Yüce Allah'ın "Onun emrine aykırı davrananlar başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar"(Nur 63) ayeti emir ve yasaklık kapsamaktadır. Ayetteki tehdit gerek yapma ve gerekse yapmama şeklinde onun haramlık ifade ettiğini göstermektedir. "Kadınlarınızla ilişkiye girebilirsiniz." Bu, sahabilerin eşleriyle ilişkiye girmeleri konusunda verilmiş olan bir izindir. ifade, ihramdan çıkılmış olma konusunda mubalaya işaret etmektedir. Çünkü cinsel ilişki, -ihramlıya haram olan diğer fiillerin aksine- ibadetin bizzat kendisini bozmaktadır. "Ümmü Atıyye ise 'Biz kadınlara cenazenin ardından gitmemiz yasak edildi, fakat bu bize vacip kılınmadı' demiştir." Bu ifadenin geniş bir açıklaması Cenaiz Bölümünde geçmişti. Hadisin açıklaması, Namaz Bölümünde Ezanla KSmet Arasında Kaç RekSt Namaz Vardır başlığında geçmişti. Hadisin buradaki başlıkla ilgili olan kısmı "Bu, dileyen kimse içindir" ifadesidir. Çünkü bu cümle, emrin vaciplik konusunda hakiki manada olduğuna işaret etmektedir. Bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem yapmayla yapmama arasında muhayyerliği gösteren bir cümle getirmiştir. Bu cümle, ifadenin vacipliğe yorumlanmasına engelolmaktadır. "İnsanların bunu terk edilmez bir yol edinmelerini istemeyerek" yani gerekli, terk etmek caiz olmayan bir yol veya terk etmesi mekruh olan ratib bir sünnet olduğunu zannetmelerini istemeyerek demektir. Yoksa maksat, -daha önce geçtiği üzere- vacipliğin mukabili olan değildir
Narrated `Abdullah Al Muzam:The Prophet (ﷺ) said, "Perform (an optional) prayer before Maghrib prayer." (He repeated it thrice) and the third time he said, "Whoever wants to offer it can do so," lest the people should take it as a Sunna (tradition). (See Hadith No. 277, Vol)
حَدَّثَنَا الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، وَابْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعَلْقَمَةُ بْنُ وَقَّاصٍ، وَعُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ حِينَ قَالَ لَهَا أَهْلُ الإِفْكِ قَالَتْ وَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ وَأُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ حِينَ اسْتَلْبَثَ الْوَحْىُ يَسْأَلُهُمَا، وَهْوَ يَسْتَشِيرُهُمَا فِي فِرَاقِ أَهْلِهِ، فَأَمَّا أُسَامَةُ فَأَشَارَ بِالَّذِي يَعْلَمُ مِنْ بَرَاءَةِ أَهْلِهِ، وَأَمَّا عَلِيٌّ فَقَالَ لَمْ يُضَيِّقِ اللَّهُ عَلَيْكَ، وَالنِّسَاءُ سِوَاهَا كَثِيرٌ، وَسَلِ الْجَارِيَةَ تَصْدُقْكَ. فَقَالَ " هَلْ رَأَيْتِ مِنْ شَىْءٍ يَرِيبُكِ ". قَالَتْ مَا رَأَيْتُ أَمْرًا أَكْثَرَ مِنْ أَنَّهَا جَارِيَةٌ حَدِيثَةُ السِّنِّ تَنَامُ عَنْ عَجِينِ أَهْلِهَا فَتَأْتِي الدَّاجِنُ فَتَأْكُلُهُ. فَقَامَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ " يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ مَنْ يَعْذِرُنِي مِنْ رَجُلٍ بَلَغَنِي أَذَاهُ فِي أَهْلِي، وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَى أَهْلِي إِلاَّ خَيْرًا ". فَذَكَرَ بَرَاءَةَ عَائِشَةَ. وَقَالَ أَبُو أُسَامَةَ عَنْ هِشَامٍ.
Aişe r.anha iftiracıların kendisi hakkında iddialarını dile getirdiklerinde şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiy gecikince Ali b. Ebi Talib ile Üsame b. Zeyd'i ailesinden ayrılması hususunda görüşlerini sorup, istişare etmek üzere yanına çağırdı. Üsame Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ailesinin suçsuzluğunu bildiğini ifade etti. Ali ise "Ya Resulallah! Allah sana (dünyayı) dar etmemiştir. Aişe r.anha' den başka kadın çoktur. (Bununla beraber) (Aişe r.anha'nın cariyesi) Berire'ye de sor. O doğrusunu sana söyleyecektir" demişti. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Berıre'yi çağırıp" (Aişe r.anha'de) sana şüphe veren herhangi bir hal gördün mü?" diye sordu. Berıre "Ben onda (hata, ayıp olarak) şundan daha fazlasını görmedim: Aişe r.anha küçük yaşta bir kadındır. Ailesinin hamurunu yoğururken uyur kalır da evin ehil hayvanı gelir, onu yerdi!" demiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minbere çıkıp şöyle buyurdu: "Ey müslümanlar topluluğu! Ailem hakkında bana eziyeti dokunan bir kimseden dolayı kim (onu kınamamı) haklı görür? VAllahi ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiş değilim" dedi ve Aişe r.anha'nın suçsuzluğunu ifade etti
Narrated `Aisha:After the slanderers had given a forged statement against her, Allah's Messenger (ﷺ) called `Ali bin Abi Talib and Usama bin Zaid when the Divine Inspiration was delayed. He wanted to ask them and consult them about the question of divorcing me. Usama gave his evidence that was based on what he knew about my innocence, but `Ali said, "Allah has not put restrictions on you and there are many women other than her. Furthermore you may ask the slave girl who will tell you the truth." So the Prophet (ﷺ) asked Barira (my salve girl), "Have you seen anything that may arouse your suspicion?" She replied, "I have not seen anything more than that she is a little girl who sleeps, leaving the dough of her family (unguarded) that the domestic goats come and eat it." Then the Prophet (ﷺ) stood on the pulpit and said, "O Muslims! Who will help me against the man who has harmed me by slandering my wife? By Allah, I know nothing about my family except good." The narrator added: Then the Prophet (ﷺ) mentioned the innocence of `Aisha. (See Hadith No. 274, Vol)
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي زَكَرِيَّاءَ الْغَسَّانِيُّ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ النَّاسَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ وَقَالَ " مَا تُشِيرُونَ عَلَىَّ فِي قَوْمٍ يَسُبُّونَ أَهْلِي مَا عَلِمْتُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُوءٍ قَطُّ ". وَعَنْ عُرْوَةَ قَالَ لَمَّا أُخْبِرَتْ عَا��ِشَةُ بِالأَمْرِ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أَنْطَلِقَ إِلَى أَهْلِي. فَأَذِنَ لَهَا وَأَرْسَلَ مَعَهَا الْغُلاَمَ. وَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لَنَا أَنْ نَتَكَلَّمَ بِهَذَا، سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ.
Aişe r.anha şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem insanlara bir konuşma yaptı, Allah'a hamd ve sena ettikten sonra 'Aileme dil uzatmakta olan bir topluluk hakkında bana ne tavsiye edersiniz? Ben onların hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum" dedi. Urve şöyle demiştir: Hz. Aişe r.anha'ya iftiracıların söyledikleri şeyler haber verilince şöyle dedi: "Ya Resulallahi Aileme gitmeme izin verir misin 7" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de kendisine izin verdi ve Aişe r.anha'nın beraberinde hizmetçi bir köleyi de gönderdi. Bu sırada ensardan biri "Subhaneke' Seni tenzih ederiz! Bu iftirayı konuşmak bizlere yakışmaz. Seni tenzih ederiz! Bu büyük bir iftiradır" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın 'Onların işleri aralarında danışma iledir' sözü." Birinci ayetten başlarsak; el-Edebü'l-Müfred isimli eserinde İmam Buharl'nin ve İbn Ebi Hatim'in güçlü bir isnadla nakillerine göre Hasan-ı Basri "Bir topluluk kendi aralarında istişare eder etmez huzurlarında olan şeyin en iyisine iletiimiş olurlar" demiş ve bu ayeti okumuştur. Bu ifade bir başka rivayette "İstişare eder etmez Allah onlar için doğruyu veya faydalı olan şeyi yaratır" şeklindedir. İkinci ayete gelince; İbn Ebi Hatim'in hasen isnadla nakline göre Hasan-ı Basri şöyle demiştir: Yüce Allah, Nebi s.a.v.'in onlara ihtiyacı olmadığını biliyordu, fakat ondan sonrakilerin kendisini örnek almalarını istemiştir. "Danışmanın işe karar vermeden ve o iş iyice açığa çıkmadan önce olduğu. Çünkü Yüce Allah 'Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven' buyurmuştur." Bilginler müşaverenin hangi konuda yapılacağı noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, hakkında nas olmayan her türlü hususta yapılır derken, bazıları sadece dünyevi işlerde buna başvurulur demiştir. Davudi şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahabilerle hakkında hüküm olmayan şeylerden olan savaş konusunda danışmalarda bulunuyordu. Çünkü hükmün ne olduğu ancak Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den öğrenilir. Nebi s.a.v.'in ahkam hususunda sahabilere danıştığını iddia eden büyük bir gaflete düşmüştür. Ahkam dışı meselelere gelince, belki bir başkası onun görmediğini görür veya işitmediğini işitmiş olabilir. Bu, yolda yanına rehber almak gibi bir şeydir. Bir başkası ise şöyle demiştir: Kelime her ne kadar genel anlamlı ise de bundan maksat özel durumdur. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in farz olan hükümler konusunda sahabilere danışmadığı ittifakla kabul edilen hususlardandır. Bize göre böyle kayıtsız şartsız ve mutlak konuşma tartışılır. Tirmizl'nin hasen, İbn Hibban'ın sahih değerlendirmesiyle nakillerine göre Hz. Ali şöyle demiştir: "Ey iman edenler! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile gizli bir şey kon uşacağıniz zaman bu konuşmamzdan önce bir sadaka veriniz"(Mücadele 12) ayet-i kerimesi inince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana "Görüşün nedir? Bir dinar olur mu?" diye sordu. Ben "Hayır, buna güçleri yetmez" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Yarım dinara ne dersin?" diye sordu. Ben "Buna da güçleri yetmez" diye cevap verdim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "O halde ne kadar?" diye sordu. Buna "Bir arpa ağırlığı kadar altın" diye cevap verdim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Senin de malın azdır (Kendi malına göre takdir ettin)" dedi. Bunun üzerine "Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi?" ayet-i kerimesi indi.(Mücadele 13) Hz. Ali şöyle devam etti: "Yüce Allah benim sebep olmam üzerine bu ümmete yükünü hafifletti." (Tirmizi, Tefsir Suretü'!-Mücadele) Bu hadis bazı ahkam, konusunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in danışmalarda bulunduğunu göstermektedir. "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir işe kesin karar verip, azmettiğinde hiçbir beşerin Allah'ın ve Resulunün önüne geçemeyeceği." İmam Buharl'nin demek istediği şudur: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem denışmalarda bulunduktan sonra danışma konusu olan şeylerden birini yapmaya karar verdiğinde ve buna başladığında bu andan itibaren hiç kimsenin ona bunun aksini tavsiye etmesi mümkün değildir. Çünkü Hucurat suresindeki ayetlerde Allah'ın ve Nebiinin önüne geçme yasaklı ğı vardır. Bu açıklamaların tümünden ortaya çıkan, danışma ayeti ile Hucurat suresindeki ayet arasında ayetin genelliğinin danışmalarla tahsis edilmesi durumu olduğudur. Dolayısıyla bu konuda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne geçmek mümkündür, fakat bu da istişare ettiği yerde onun izniyle olacaktır. Danışma dışında insanların Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in önüne geçmeleri caiz değildir. Yüce Allah unlara istişare konusunda cevap vermek için konuşma izni vermiş, gerek danışma ve gerek başka hususlarda kendiliklerinden konuşmalarını yasaklamıştır. Buna kişinin kendi görüşüne dayanarak Nebie itiraz etmesi eweliyetle dahildir. Buradan anlaşılan Nebi s.a.v.'in emri sabit olduğunda hiç kimsenin ona muhalefet edeyemeyeceği ve muhalif davranmak için birtakım hileli yollara başvuramayacağıdır. Tam tersine kişi bu tavrı, muhalifinin gelecek olduğu bir temel ilke edinir. Yoksa bazı mukallidlerin yaptığı gibi aksine hareket edip Yüce Allah'ın "Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar"(Nur 63) ayetinden gafil olanların yaptığı gibi yapmaz. "Zırhını giyince" hadisteki "lametehu" kelimesi zırh demektir. Bazıları bu bir araçtır demişlerdir. Kastedilen şey, zırh, miğfer ve bunun dışında diğer silahlardır
Narrated Aisha:Allah's Messenger (ﷺ) addressed the people, and after praising and glorifying Allah, he said, "What do you suggest me regarding those people who are abusing my wife? I have never known anything bad about her." The sub-narrator, `Urwa, said: When `Aisha was told of the slander, she said, "O Allah's Apostle! Will you allow me to go to my parents' home?" He allowed her and sent a slave along with her. An Ansari man said, "Subhanaka! It is not right for us to speak about this. Subhanaka! This is a great lie
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ.
İbn Abbas'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Muaz'ı Yemen'e (vali olarak) göndermiştir
Narrated Ibn 'Abbas (ra):The Prophet (ﷺ) sent Mu'adh to Yemen
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أُمَيَّةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ صَيْفِيٍّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا مَعْبَدٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ لَمَّا بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُعَاذًا نَحْوَ الْيَمَنِ قَالَ لَهُ " إِنَّكَ تَقْدَمُ عَلَى قَوْمٍ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ فَلْيَكُنْ أَوَّلَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَى أَنْ يُوَحِّدُوا اللَّهَ تَعَالَى فَإِذَا عَرَفُوا ذَلِكَ فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللَّهَ فَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي يَوْمِهِمْ وَلَيْلَتِهِمْ، فَإِذَا صَلُّوا فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ زَكَاةً فِي أَمْوَالِهِمْ تُؤْخَذُ مِنْ غَنِيِّهِمْ فَتُرَدُّ عَلَى فَقِيرِهِمْ، فَإِذَا أَقَرُّوا بِذَلِكَ فَخُذْ مِنْهُمْ وَتَوَقَّ كَرَائِمَ أَمْوَالِ النَّاسِ ".
İbn Abbas şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Muaz'ı Yemen taraflarına vali olarak gönderince "(Ey Muazf) Şimdi sen ehl-i kitap olan bir kavim üzerine (vali) gidiyorsun. (Oraya vardığında) ilk vazifen Yemenlileri Yüce Allah'ı birleyip, tevhid etmeye çağırmak olsun. Bunu öğrendiklerinde Allah'ın kendilerine gece ve gündüz beş vakit namaz farz kılmış olduğunu haber ver. Namaz kılmaya başladıklarında Allah'ın kendilerine mallarının zekatını farz kılmış olduğunu ve (bu zekatların) zenginlerinden alınıp, fakirlere verileceğini haber ver. (Yemenliler) bunu da ikrar ve kabul edince, onlardan (zekat) al fakat insanların mallarının en iyilerini almaktan sakın
Narrated Ibn `Abbas:When the Prophet (ﷺ) sent Mu`adh to Yemen, he said to him, "You are going to a nation from the people of the Scripture, so let the first thing to which you will invite them, be the Tauhid of Allah. If they learn that, tell them that Allah has enjoined on them, five prayers to be offered in one day and one night. And if they pray, tell them that Allah has enjoined on them Zakat of their properties and it is to be taken from the rich among them and given to the poor. And if they agree to that, then take from them Zakat but avoid the best property of the people
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، وَالأَشْعَثِ بْنِ سُلَيْمٍ، سَمِعَا الأَسْوَدَ بْنَ هِلاَلٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا مُعَاذُ أَتَدْرِي مَا حَقُّ اللَّهِ عَلَى الْعِبَادِ ". قَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، أَتَدْرِي مَا حَقُّهُمْ عَلَيْهِ ". قَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " أَنْ لاَ يُعَذِّبَهُمْ ".
Muaz b. Cebel şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ya Muaz! Allah'ın kulları üzerindeki hakkı nedir bilir misin?" diye sordu. Muaz "Allah ve Resulü en iyi bilendir" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "(Kulların) Allah'a ibadet etmeleri ve Ona hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır" buyurdu. Sonra da "Kulların Allah üzerindeki hakları nedir bilir misin?" diye sordu. Muaz da "Allah ve Resulü en iyi bilendir" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem" (Büyük günahlardan çekinen ve emirleri yerine getiren) kullarına azap etmemesidir" buyurdu
Narrated Mu`adh bin Jabal:The Prophet (ﷺ) said, "O Mu`adh! Do you know what Allah's Right upon His slaves is?" I said, "Allah and His Apostle know best." The Prophet (ﷺ) said, "To worship Him (Allah) Alone and to join none in worship with Him (Allah). Do you know what their right upon Him is?" I replied, "Allah and His Apostle know best." The Prophet (ﷺ) said, "Not to punish them (if they do so)
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَجُلاً، سَمِعَ رَجُلاً، يَقْرَأُ {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} يُرَدِّدُهَا، فَلَمَّا أَصْبَحَ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ لَهُ ذَلِكَ، وَكَأَنَّ الرَّجُلَ يَتَقَالُّهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لَتَعْدِلُ ثُلُثَ الْقُرْآنِ ". زَادَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَخْبَرَنِي أَخِي، قَتَادَةُ بْنُ النُّعْمَانِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Ebu Said el-Hudrı şöyle demiştir: Sahabilerden birisi geceleyin birinin "Kul huvallahu ahad=Oe ki o Allah birdir" suresini okumakta ve hiç durmadan tekrarlamakta olduğunu işitti. O kişi sabah olunca Nebie geldi ve bunu kendisine zikretti. -Sureyi duyanın İhlas suresini azımsar gibi bir hali vardı.- Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki bu sure muhakkak Kur'an'ın üçte birine denktir" buyurdu
Narrated Abu Sa`id Al-Khudri:A man heard another man reciting (in the prayers): 'Say (O Muhammad): "He is Allah, the One." (112.1) And he recited it repeatedly. When it was morning, he went to the Prophet (ﷺ) and informed him about that as if he considered that the recitation of that Sura by itself was not enough. Allah's Messenger (ﷺ) said, "By Him in Whose Hand my life is, it is equal to one-third of the Qur'an
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنِ ابْنِ أَبِي هِلاَلٍ، أَنَّ أَبَا الرِّجَالِ، مُحَمَّدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ حَدَّثَهُ عَنْ أُمِّهِ، عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَكَانَتْ فِي حَجْرِ عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ رَجُلاً عَلَى سَرِيَّةٍ، وَكَانَ يَقْرَأُ لأَصْحَابِهِ فِي صَلاَتِهِ فَيَخْتِمُ بِ ـ {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} فَلَمَّا رَجَعُوا ذَكَرُوا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " سَلُوهُ لأَىِّ شَىْءٍ يَصْنَعُ ذَلِكَ ". فَسَأَلُوهُ فَقَالَ لأَنَّهَا صِفَةُ الرَّحْمَنِ، وَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَقْرَأَ بِهَا. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَخْبِرُوهُ أَنَّ اللَّهَ يُحِبُّهُ ".
Aişe r.anha şöyle demiştir: Nebi sallallahu aleyhi ve seııem birisini bir müfrezenin başında kumandan yapıp göndermişti. Bu zat arkadaşlarına kıldırdığı namazıarda Kur'an okur ve kıraatini her zaman "Kul huvallahu ahad" suresiyle bitirirdi. Müfrezeye katılanlar gazadan döndüklerinde (kumandanın bu adetini) Nebie zikrettiler. Resulullah saııallahu aleyhi ve sellem onlara "Niçin böyle yapmakta olduğunu kendisine sorunuz" buyurdu. Onlar da gidip bunu kendisine sordular. Kumandan "Çünkü bu sure, Rahmanın sıfatıdır. Bu yüzden bu sureyi okumayı severim" diye cevap verdi. (Gelip bu cevabı haber verdiklerinde) Nebi sallallahu aleyhi ve seııem "Siz de ona Allah'ın kendisini sevmekte olduğunu haber veriniz" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Allah'ı tevhid"den maksat, onun bir ilah olduğuna şehadet ederek kendisini birlemektir. "Şimdi sen ehl-i kitap olan bir kavim üzerine (vali) gidiyorsun." Söz konusu ehl-i kitap, Yahudilerdir. Yahudiliğin Yemen'e ilk girişi, Es'ad 21 Kerib zamanında olmuştur ki bu zat, İbn İshak'ın Sıret'incie uzun uzun anlattığı üzere Tübba' elAsgar'dır. İslam doğduğunda Yemen halkı Yahudilik inancı üzereydi. Hıristiyanlık dini Yemen' e daha sonra Habeşliler buraya galip olduklarında girdi. Bunlardan birisi de Mekke'yi fethetmeye kalkıp, Kabe'yi yıkmak isteyen fil sahibi Ebrehe idi. İbn İshak'ın geniş bir şekilde anlattığı üzere Seyf b. Zı Yezen onları buradan süpürüp atmıştır. Bundan sonra Yemen' de Necran hariç hiç Hıristiyan kalmamıştır. Necran, Mekke ile Yemen arasında bulunur. Yemen'in bazı beldelerinde ise Yahudilerden çok az bir nüfus kalmıştır. "Şimdi sen ehl-i kitap olan bir kavim üzerine (vali) gidiyorsun ... " Zekat Bölümünün ortalarında İsmail b. Ümeyye'nin Yahya b. Abdullah'tan naklettiği rivayete göre Resulullah sal1allahu aleyhi ve sellem; "Oraya vardığında ilk vazifen onları Allah'ı ibadete davet etmek olsun. Bunu öğrendiklerinde ... " buyurmuştur. İmamu'l-Harameyn örneğinde olduğu gibi insana yönelik olan ilk vacip bilmektir diyenler bu rivayeti esas almışlardır. Onların bakış açısına göre emri ve yasaklığı getireni tanımadan emredilen şeylerden herhangi birisini ona sarılmak kastıyla yerine getirmek ve yasak edilen şeylerden herhangi birini ondan vazgeçmek amacıyla kaçınmak mümkün değildir. Ancak bu görüşü savunaniara marifet ancak düşünme ve akıl yürütme ile mümkün olur diye itiraz edilmiştir. İman Bölümünde bu görüşten vazgeçip, Yüce Allah'ın "Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir"(Rum 30) ayeti ile "Her dünyaya gelen fıtrat üzere doğar" hadisini esas alan kimselerden söz etmiştik. Çünkü ayet ve hadisin zahiri ne göre marifet, fıtratın aslı olarak insanda mevcuttur. Bundan dışarı çıkmak, kişiye daha sonra arız olan bir durumdur. Zira Hz. Nebi sal1allahu aleyhi vesellem 'J!\nne ve babası onu Yahudi ve Hıristiyan yapar" demektedir. Hocamızın hocası Hafız Selahuddin el-Alal'nin açıklamasından bir kısmını okuduğumda özetle şunları görmüştüm: Bu mesele mezheplerin birbiriyle çeliştiği ve farklı görüşler benimsediği, ifrata tefrite düşenlerle, orta yolu benimseyenlerin bulunduğu bir konudur. Bir tarafta Allah'ın varlığını ispat ve ortağının bulunmadığını belirtme noktasında sırf taklitte bulunmak yeterli diyenler vardır. Ubeydullah b. el-Hasen el-Anberı, Hanbelllerden bir grup ve zahiriler bu görüşü benimsemişlerdir. Bunların içinde daha ileri gidip, deliller üzerinde düşünmeyi haram görenler olmuştur. Bunlar -ileride açıklanacağı üzere- büyük imamların kelam ilmini kınayıcı ifadelerine dayanmışlardır. İkinci görüş, herkesin imanının kelam ilmindeki delilleri bilmeye bağlı olduğunu savunan görüştür. Bu yaklaşım Ebu İshak el-İsferayınl'ye nispet edilir. İmam Gazzal1 şöyle demiştir: Bir grup ileri gitmiş ve sade müslümanların küfre girdiklerini ifade ederek şer'ı inançları kendi yazdıkları delillerle bilmeyen kimselerin kafir olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunlar Allah'ın geniş rahmetini daraltmışlar, cenneti kelamcılardan çok az sayıdaki bir zümreye mahsus kılmışlardır. Kurtubı el-Müfhim isimli eserinde açıklaması Ahkam Bölümünde geçen "Allah katında erkeklerin en sevimsizi, husumeti şiddetli olan kimsedir" hadisini açıklarken -bu hadis Müslim'in Sahih'inde ilim bölümünün baş taraflarında da yer alır (Müslim, İlim) şöyle der: Yüce Allah'ın buğzettiği bu kişi, husumetiyle hakkı kendisinden uzak kılmayı, fasit yaklaşımlar, zanna düşürücü şüpheler vasıtasıyla onu reddetmeyi hedefleyen kimsedir. Bunun en beteri kelamcıların çoğunluğunun yaptığı gibi usulü'd-din konusundaki husumettir. Zira onların büyük bir kısmı, Allah'ın kitabı, Nebiinin sünneti ve ümmetinin selefinin gösterdiği yollardan yüz çevirip, bid'at olan yollara, uydurulmuş terimlere, cedel kurallarına ve yapay birtakım şeylere sapmış olan kimselerdir. Dayandıkları görüşün büyük bir kısmı felsefi görüşlere veya laM tenakuzlara dayanmaktadır ki bunları esas alan kimseler bu yüzden baş edemeyecekleri birtakım şüphelere veya imanlarını götürecek birtakım kuşkulara düşmektedirler. Bunlardan içinde söz konusu şüphelerden en iyi uzaklaşa!1lar, en bilgili olanları değil, en cedelci olanlarıdır. Şüphenin fasit bir şeyolduğunu bilen nice alim vardır ki onu çözme gücüne sahip değildir. Şüpheden kopmuş nice nice kimseler vardır ki o şüphenin bilgisinin hakikatini kavramamıştır. Öte yandan bunlar öyle olmayacak şeyler işlemişlerdir ki bunlara ne aptallar razı olur ne de çoeuklar! Bunların imamlarından birçokları gittikleri yoldan dönmüşlerdir. Hatta İmamu'l-Harameyn'in şöyle dediği nakledilir: "Büyük bir okyanusa girmiştim. Hakkı araştırma uğruna taklitten kaçmak için ilim ehli kimselerin yasak ettikleri her şeye dalıp çıktım. Şu anda geri döndüm ve artık selefin yaklaşımını benimsemekteyim." İmamu'l-Harameyn'in ifadesi budurveya mealen budur. İmamu'lHarameyn'in vefat ederken şöyle dediği nakledilir: "Eyarkadaşlarım! Kelam ilmiyle meşgulolmayın! Kelam ilminin beni götürdü gü noktayı baştan bilecek olsaydım, bu ilimle meşgulolmazdım." Kurtubı de şöyle demiştir: Kelamcıların bir kimse akıl yürütmeden (istidlal) önce iki şeyden hangisinin hidayet olduğunu bilmez şeklindeki delilleri bizce kabul edilemez. Tam aksine öyle kimseler vardır ki daha ilk anda İslama gönülleri yatışır ve içleri açılır. Bunların içersinde akıl yürütme noktasında durup bekleyen kimseler vardır. Onun sözünü ettiği kimseler, bu ikinci şıkta yer alanlardır. Böyle bir kimsenin kendisini ateşten korumak için düşünmesi gerekir. Zira Yüce Allah "Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun"(Tahrim 6) buyurmuştur. Bu kişinin kendisinden irşat isteyen herkese bu yolu göstermesi ve hakkın varlığına burhanlar getirmesi gerekir. Nebi s.a.v.'in dönemi ile ondan sonraki zamanlarda yaşayan selef-i salih in böyle hareket etmiştir. Nebi s.a.v.'i tasdik noktasında gönlünde şüphe olmayan ve nefsi Yüce Allah'ın bir lutfu ve kolay kılması sayesinde kendisinden delil istemeyen kimselere gelince, bunlar hakkında Yüce Allah "Fakat Allah size imanı seudirmiş ve onu gönüllerinize seudirmiştir"(Hucurat 7) "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslama açar"(En'am 125) demektedir. Burada sözü edilenler babalarını ve reisierini taklit eden kimseler değildir. Çünkü onların babaları veya başlarındaki reisieri küfre girse bunlar onların ardından gitmezler. Tam tersine şeriata muhalif bir söz işittikleri herkesten içlerinde nefret duyarlar. Ayetlere ve hadislere gelince, bunlar uymaları yasak edilen kimselere tabi olan ve tabi olmaları emredilenlere tabi olmaktan kaçınan kimseler hakkındadır. Yüce Allah, onlara iddialarına delil getirmeleri yükümlülüğünü koymuştur. mu'minler ise böyle değildir. Onlar bir delil getirmedikçe tabi olmalarını geçersiz kılan herhangi bir ifade gelmiş değildir. Allah'a ve Nebiine muhalif olan herkesin esasen dayanacağı hiçbir delil yoktur. Yüce Allah'ın onlara delil getirme yükümlülüğünü koyması kendilerini susturma ve aciz duruma düşürmek içindir. Getirdiği hususlarda Nebie tabi olan kimseye gelince, o kendisine emredilen hakka uymuştur. Onun gittiği yolun gerçek olduğuna delil vardır. O kişi sözkonusu burhanı açıklamayı ister bilsin, isterse bilmesin farketmez. Bunların içerisinde "Yüce Allah akıl yürütmekten söz etmiş ve bunu emretmiştir" diyenlerin görüşlerini kabul ediyoruz. Fakat bu, gücü yeten herkes için mendub ve güzel bir şeydir. Daha önce açıklandığı üzere gönlü tasdike yatışmayan kimse için de bir yükümlülüktür. Başarı Yüce Allah'tandır. Bir başkası şöyle demiştir: Selefin yolu daha salim, halefin yolu daha sağlamdır görüşü isabetli değildir. Çünkü bunu söyleyen kişi, selefin yolunun Kur'an'ın ve hadislerin lafızlarına bu konuda herhangi bir fıkıh ve anlayış sahibi olmaksızın sırf iman etmek olduğunu, halefin yolunun ise çeşitli mecazlarla hakiki manalarından çevrilmiş olan nasıarın manalarını bulup çıkarmak olduğunu zanneder. Bu görüşü savunan kimse böylece selefin yolunu bilmeme, halefin yolu konusunda iddiada bulunma sakıncasını kendisinde birleştirmiş olur. Oysa mesele onun zannettiği gibi değildir. Tam tersine selef, Yüce Allah'ı layıkı olduğu şekilde bilmekte ve ona son derece tazimde bulunup, emrine boyun eğmekte, iradesine teslim olmaktadır. Halefin yolunu tutan hiçbir kimse,- tevil ettiği şeyin Allah'ın iradesi olduğuna güven içinde değildir. Onun yaptığı tevilin sıhhatine kesin karar vermesi mümkün değildir. Kurtubi şöyle demiştir: Fetva imamlarıyla, onlardan önce geçen selef imamlarının benimsedikleri görüş budur. Bazıları fıtratın aslı hakkında söylenenlerle önce Hz. Nebiden, sonra sahabilerden mütevatir olarak nakledilen uygulamaları delil olarak göstermektedirler. Buna göre Hz. Nebi sallallii.hu aleyhi ve selle m ve sahabiler puta tapmakta olan kaba ve sert Arapların İslama girenlerinin Müslüman olduklarına hükmetmişler, onların kelime-i şehadeti ikrar etmelerini, delilleri öğrenmeyi zorunlu kılmaksızın İslamın ahkamını benimsemelerini kabul etmişlerdir. Gerçi onların birçoğu, herhangi bir delilin bulunması ve o delilin kendisine açık bulunması sebebiyle Müslüman olmuşlardır. Bunların birçoğu daha önce herhangi bir delil olmaksızın gönüllerinden Müslüman olmuşlardır. Hatta sırf ehl-i kitabın ileride bir Nebi gönderileceği ve kendisine muhalif olanlara galip geleceği yolundaki haberlerine dayanarak Müslüman olmuşlardır. Hz. Muhammed hakkındaki alametleri gördüklerinde Müslüman olmaya koyulmuşlar, onun söylediği her sözde, namaz, zekat ve başkaca davet ettiği şeyler konusunda kendisini tasdik edip, doğrulamışlardır. Ebü'l-Muzaffer b. es-Sem'anı de bu konuda kısaca şöyle der: Akıl hiçbir şeyi ne vacip kılar, ne de haram kılar. Aklın bu gibi şeylerde hiçbir fonksiyonu yoktur. Şeriat herhangi bir hükmü getirmek istemezse hiç kimseye hiçbir şey vacip olmaz. Zira Yüce Allah "Biz bir Nebi göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz. "(İsra 15) "İnsanların Nebilerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın"(Nisa 165) demektedir. Bu konuda daha birçok ayet sıralamak mümkündür. Nebilerin davetinin detay (fürli') hükümleri beyan etmek için olduğunu iddia eden kimsenin Allah'a çağrıda bulunanın Nebi değil, akılolduğunu söylemesi gerekir ve yine böyle bir iddia sahibinin Allah'a davet açısından Nebilerin varlığıyla yokluğunun bir olduğunu ifade etmesi gerekir. Bu ise sapıklık olarak insana yeter. Biz aklın insanı tevhide götürdüğünü inkar etmiyoruz. Bizim kabul etmediğimiz nokta, aklın tek başına bu fonksiyonu yerine getirdiği ve akılolmaksızın Müslümanlığın geçerli olmadığı iddiasıdır. Sem'anl'nin ifadesini Ebu Davud'un İbn Abbas'tan naklettiği şu hadis teyit etmektedir: Adamın biri Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Allah aşkına soruyorum. Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet etmemiz, Lat ve Uzza'yı bırakmamız için seni Allah mı gönderdi?" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem" evet" deyince, o kişi Müslüman oldu. Bu haberin aslı, Dımam b. Salebe olayı bağlamında Buhari ve Müslim' dedir. İbn Abbas hadisinde buraya kadar zikredilenlerden başka sonuçlar da çıkmaktadır. Buna göre bir kMir kelime-i şehadetleri ikrar ettiği takdirde onun Müslüman olduğuna hükmedilir. Çünkü Allah'a ve Nebiine imanın gereği, onlardan gelen şeylerin tümünü tasdik edip, bunları üstlenmektir. Bunlar kelime-i şehadetleri tasdik eden kimse için hasıl olur. Bir kafir, mesela namaz gibi İslamın rükünlerinden herhangi bir şeyi tasdik ettiğinde bu hareketiyle Müslüman olur. "Allah'ın kullan üzerindeki hakkı nedir bilir misin?" Bu ifadenin geniş bir açıklaması Rikak Bölümünde daha önce geçmişti. Bu cümlenin bu bölümde yer alması "Ona hiçbir şeyi ortak koşmamalandır" ifadesidir. Çünkü tevhitten maksat budur. "Kıraatini her zaman 'Kul huvallahu ahad' suresiyle bitirirdL" İbn Dakık el-Iyd şöyle der: Bu, o sahabinin başka sure okuduğunu ve her rekatta ihlası okuduğunu göstermektedir. İfadenin zahirinden anlaşılan budur. O sahabinin kıraatini İhlas suresiyle tamamlanmış olması da muhtemeldir. Bu durumda İhlas suresi son rekata mahsus olur. Birinci ihtimale göre bir rekatta iki sureyi birlikte okumanın caizliği hükmü anlaşılır. Sözkonusu açıklama Salat Bölümünün zikredilen başlığı altında burada yeniden ele almaya gerek bıraktırmayacak şekilde geçmişti. "Çünkü o Rahman'ın sıfatıdır." İbnü't-Tın şöyle der: O kişinin "Çünkü bu sure, Rahmanın sıfatıdır" demesi surenir. içinde Yüce Allah'ın isimlerinin ve sıfatlarının bulunmasından dolayıdır. Onun isimleri, sıfatlarından türemiştir. Bir başkası şöyle der: Sözü edilen sahabinin bu cevabı vermesi Hz. Nebiden duyduğu bir şeye bağlı olabilir. Bu, ya açıkça belirtilmiştir ya da o kişinin hüküm çıkarması yoluyladır. Beyhakl'nin Kitabu'l-Esma ve's-Sıfat isimli eserinde hasen isnadla nakline göre İbn Abbas şöyle demiştir: Yahudiler, Hz. Nebie geldiler ve ona "Bize ibadet ettiğin Rabbini anlat" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah "Kulhuvallahu ahad"le başlayan ihlas suresini sonuna kadar indirdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara "Bunlar aziz ve celil olan Rabbimin sıfatıdır" dedi. Ubey b. Ka'b ise şöyle demiştir: Müşrikler Hz. Nebie "Rabbini bize anlat" deyince, İhlas suresi inmiştir. Bu haber İbn Huzeyme'de Tevhid Bölümünde yer almaktadır. Hakim haberin sahih olduğunu belirtmiştir. Bu bölümde yer verilen hadis, Yüce Allah'ın sıfatı olduğunu söyleyen bilginlerin lehine bir delildir ki çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. "Siz de ona Allah 'ın kendisini sevmekte olduğunu haber veriniz." İbn Dakık el-Iyd şöyle der: Yüce Allah'ın ona muhabbet sebebi, o kişinin bu sureyi sevmesi olabilir. Bunun yanında söylediği sözün anlamı da olabilir. Çünkü o kişinin Allah'ın sıfatlarının zikrini sevmesi, inancının sahih olduğuna delildir
Narrated `Aisha:The Prophet (ﷺ) sent (an army unit) under the command of a man who used to lead his companions in the prayers and would finish his recitation with (the Sura 112): 'Say (O Muhammad): "He is Allah, the One." ' (112.1) When they returned (from the battle), they mentioned that to the Prophet. He said (to them), "Ask him why he does so." They asked him and he said, "I do so because it mentions the qualities of the Beneficent and I love to recite it (in my prayer)." The Prophet; said (to them), "Tell him that Allah loves him
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، وَأَبِي، ظَبْيَانَ عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَرْحَمُ اللَّهُ مَنْ لاَ يَرْحَمُ النَّاسَ ".
Cerir b. Abdullah r.a.'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah insanlara merhamet etmeyene, merhamet etmez." buyurmuştur
Narrated Jarir bin `Abdullah:Allah's Messenger (ﷺ) said, "Allah will not be merciful to those who are not merciful to mankind
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ رَسُولُ إِحْدَى بَنَاتِهِ يَدْعُوهُ إِلَى ابْنِهَا فِي الْمَوْتِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ارْجِعْ فَأَخْبِرْهَا أَنَّ لِلَّهِ مَا أَخَذَ، وَلَهُ مَا أَعْطَى، وَكُلُّ شَىْءٍ عِنْدَهُ بِأَجَلٍ مُسَمًّى، فَمُرْهَا فَلْتَصْبِرْ وَلْتَحْتَسِبْ ". فَأَعَادَتِ الرَّسُولَ أَنَّهَا أَقْسَمَتْ لَتَأْتِيَنَّهَا، فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَامَ مَعَهُ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، فَدُفِعَ الصَّبِيُّ إِلَيْهِ وَنَفْسُهُ تَقَعْقَعُ كَأَنَّهَا فِي شَنٍّ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ فَقَالَ لَهُ سَعْدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " هَذِهِ رَحْمَةٌ جَعَلَهَا اللَّهُ فِي قُلُوبِ عِبَادِهِ، وَإِنَّمَا يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ الرُّحَمَاءَ ".
Usame b. Zeyd r.a. şöyle anlatmıştır: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında bulunuyorduk. Birden kızlarından birisinin gönderdiği haberci geldi. Kendisini ölmek üzere olan çocuğuna gelmesi için çağırıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelen kişiye "Dön ve ona Allah'ın almak ve vermek istediği her şey kendisine aittir. Her şeyin onun nezdinde tayin edilmiş bir ömrü olduğunu haber ver ve ona söyle sabretsin ve bu sabrın ecrini ve sevabınI Allah'tan beklesin" buyurdu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızı haberciyi tekrar gönderdi "Kızınız kendisine gelmeniz için yemin etti" dedi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beraberinde Sa'd b. Ubade, Muaz b. Cebelolduğu halde kalkıp gitti. Hasta çocuk Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kucağına verildi. çocuğun nefesi hınltılı bir şekilde gidip gelmekte idi. çocuğun nefesi, sanki eski bir kırbaya dökülen su sesi gibi çıkıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gözleri yaşlarla doldu. Sa'd b. Ubade (bu yaşları görünce) "Ya Resulallah' Bu (yaş ve ağlama) nedir?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu (gözyaşı) Allah'ın kullarının kalplerine koyduğu bir rahmettir. Allah ancak kullarından merhametli ve şefkatli olanlara merhamet eyler" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu konuda Cerır'in rivayet ettiği "Allah, insanlara merhamet etmeyene merhamet etmez" hadisine yer vermiştir. Bu hadisin geniş bir açıklaması, Edeb Bölümünde geçmişti. Buhari bir de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızının çocuğunun vefatı olayı ile ilgili olan Üsame b. Zeyd hadisine yer vermiştir. Bu hadisin geniş bir açıklaması Cenaiz Bölümünde geçmişti. İbn Battal şöyle der: İmam Buharl'nin hadise bu bölümde yer vermesi, rahmeti ortaya koymak içindir. Rahmet Yüce Allah'ın zatının sıfatlarından biridir. Rahman öyle bir vasıftır ki Yüce Allah bununla kendi nefsini nitelemiştir. Rahman, rahmet manasını içermektedir. Tıpkı onun alim olarak nitelenmesi ilim manasını içerdiği gibi. Buna başka örnekler vermek de mümkündür. İbnü't-Tın şöyle der: "er-Rahman" ve "er-Rahim", "er-Rahme" kelimesinden türemiştir
Narrated Usama bin Zaid:We were with the Prophet (ﷺ) when suddenly there came to him a messenger from one of his daughters who was asking him to come and see her son who was dying. The Prophet (ﷺ) said (to the messenger), "Go back and tell her that whatever Allah takes is His, and whatever He gives is His, and everything with Him has a limited fixed term (in this world). So order her to be patient and hope for Allah's reward." But she sent the messenger to the Prophet (ﷺ) again, swearing that he should come to her. So the Prophet got up, and so did Sa`d bin 'Ubada and Mu`adh bin Jabal (and went to her). When the child was brought to the Prophet (ﷺ) his breath was disturbed in his chest as if it were in a water skin. On that the eyes of the Prophet (ﷺ) became flooded with tears, whereupon Sa`d said to him, "O Allah's Messenger (ﷺ)! What is this?" The Prophet (ﷺ) said, "This is mercy which Allah has put in the heart of His slaves, and Allah bestows His mercy only on those of His slaves who are merciful (to others)
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَا أَحَدٌ أَصْبَرُ عَلَى أَذًى سَمِعَهُ مِنَ اللَّهِ، يَدَّعُونَ لَهُ الْوَلَدَ، ثُمَّ يُعَافِيهِمْ وَيَرْزُقُهُمْ ".
Ebu Musa el-Eş'ari'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demiştir: "Hiçbir kimse (kendisi hakkında) duyduğu eza (verici isnad ve iftira) ya Allah'tan çok sabırlı değildir. İnsanlar Allah'a oğul isnad ederler de sonra Allah yine onları (afetlerden) selamette kılar ve (her türlü nimetlerle) rızıklandırıp (yaşatır). " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hiçbir kimse (kendisi hakkında) duyduğu eza (verici isnad ve iftira)ya Allah'tan çok sabırlı değildir." Bu hadisin açıklaması Edeb Bölümünde geçmişti. Hadise burada yer verilmesinin sebebi "onları (afetlerden) selamette kılar ve (her türlü nimetlerle) rızıklandmp (yaşatır)" ifadesiyle "isnad ederler" cümlesidir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu başlık, Yüce Allah'ın iki sıfatını içermektedir. Bunlar zatı sıfatlarıyla, mı sıfatıdır. Rızık vermek Yüce Allah'ın fiillerinden biridir. O, Allah'ın fiil sıfatlarındandır. Zira rızık veren niteliği, bir rızıklananın bulunmasını gerektirir. Yüce Allah ezelde vardı, ancak rızıklanan hiç kimse yoktu. Orada mevcut olmayan her şey sonradan olmadır (muhdes). Yüce Allah Rezzak olarak vasıftanmıştır. O mahlukatı yaratmadan önce kendisini Rezzak olarak nitelemiştir. Bu, rızıklanacak kimseleri yarattığında onlara rızık verecek anlamındadır. Kuvvet, Allah'ın zat sıfatlarındandır. Kuwet, kudret manasındadır. Yüce Allah her zaman kuvvet ve kudret sahibidir. Onun kudreti mevcuttur, zatı ile kaimdir ve ona kadir olanların hükmünü vermektedir. Ayette geçen "el-metin" kuvvetli anlamındadır. Kelime sözlükte sabit ve sahih olan manasınadır. Beyhaki şöyle demiştir: Kuvvetli ve kudreti tam olan bir varlığa hiçbir durumda acizlik nispet edilmez. Dolayısıyla kelimenin manası, kudret ve kadir köküne dayanır. Bu hüküm, "Allah kudretle değil, kendi nefsiyle kadirdir. Çünkü "kuvvet" "kudret" manasındadır. Yüce Allah yukarıdaki ayette "zülkuvve=kuvvet sahibi" ifadesini kullanmaktadır" diyen görüşü reddetmektedir. Hadiste yer alan "asberu=en sabırlı" kelimesi, sabır kökünden ism-i tafdildir. Yüce Allah'ın Esma-i hüsna'sından birisi de "es-sabur=çok sabırlı" sıfatıdır. Bunun manası asi olanlara acele ile cezalarını vermez demektir. Kelime "el-halim" sıfatına anlamca yakındır. "el-Halim" selamet konusunda ukubetten daha vurguludur. "el-Eza" kelimesinden maksat onun Nebilerine ve salih kullarına yapılan eziyettir. Zira yaratıkların ona eziyet vermeleri imkansızdır. Çünkü eziyet edilme, noksanlık sıfatıdır. Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir. Yüce Allah intikamını herhangi bir kimsenin zorlaması altında kalarak değil, kendisinden bir lütuf olarak erteler. Allah'ın eşinin ve çocuğunun olmadığını söyleyen Nebileri yalanlamak, onlara eziyet vermek demektir. Eziyetin Allah'a izafe edilmesi onlara tepki koymada abartı ve sözlerinin vebalinin ne kadar ağır olduğunu vurgulamak içindir. Yüce Allah'ın "Allah ve Resulünü incitenlere Allah dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır. "(Ahzab 57) ayeti de bu kabildendir. Çünkü ayetin manası Allah'ın ve Resulünün dostlarını incitenler demektir. Bu durumda muzaf (tamlanan) muzafun i1eyh (tamlayan) yerine konulmuştur. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: Bu ayetin hadisle uygunluk yönü Allah'ın kudretine delalet eden rızık ve kuvvet sıfatlarını kapsamasından dolayıdır. Rızıktan başlayacak olursak bu "Rızıklandınp, yaşatır" ifadesinde gayet açıktır. Kuvvete gelince, bu da "Çok sabırlıdır" ifadesinden anlaşılmaktadır. Çünkü kelimede kullar kendisine kötülük ettiği halde -insanların karakteri aksine- Yüce Allah'ın onlara ihsan etmeye kudreti olduğuna işaret vardır. İnsanoğlu ise -şer'an üstlenmesi hariç- kendisine kötü davranana iyilikte bulunma gücünü kendinde bulamaz. Bunun sebebine gelince, yok olma korkusu insanı derhal karşıdaki kişiye ceza ile ödül vermeye sevkeder. Yüce Allah şu anda ve gelecekte buna kadirdir. Onu hiçbir şeyaciz bırakamayacağı gibi yok da edemez
Narrated Abu Musa Al-Ash`ari:The Prophet (ﷺ) said, "None is more patient than Allah against the harmful and annoying words He hears (from the people): They ascribe children to Him, yet He bestows upon them health and provision
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَفَاتِيحُ الْغَيْبِ خَمْسٌ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ اللَّهُ، لاَ يَعْلَمُ مَا تَغِيضُ الأَرْحَامُ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَا فِي غَدٍ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَتَى يَأْتِي الْمَطَرُ أَحَدٌ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ تَدْرِي نَفْسٌ بِأَىِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَتَى تَقُومُ السَّاعَةُ إِلاَّ اللَّهُ ".
Abdullah b. Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ğaybın anahtarları beştir ki onları Allah'tan başka kimse bilemez. Rahimlerin ne eksilttiğini Allah'tan başkası bilemez. Yarın ne olacağını Allah'tan başka hiçbir kimse bilemez. Yağmurun ne zaman geleceğini de Allah'tan başka kimse bilemez. Hiçbir nefis hangi yerde öleceğini bilemez. Allah'tan başka hiçbir kimse kıyametin ne zaman olacağını bilemez
Narrated Ibn `Umar:The Prophet (ﷺ) said, "The keys of the unseen are five and none knows them but Allah: (1) None knows (the sex) what is in the womb, but Allah: (2) None knows what will happen tomorrow, but Allah; (3) None knows when it will rain, but Allah; (4) None knows where he will die, but Allah (knows that); (5) and none knows when the Hour will be established, but Allah
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَنْ حَدَّثَكَ أَنَّ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم رَأَى رَبَّهُ فَقَدْ كَذَبَ وَهْوَ يَقُولُ {لاَ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ} وَمَنْ حَدَّثَكَ أَنَّهُ يَعْلَمُ الْغَيْبَ فَقَدْ كَذَبَ، وَهْوَ يَقُولُ لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلاَّ اللَّهُ.
Aişe r.anha, Mesruk'a şöyle demiştir: Her kim sana "Muhammed (miraç gecesinde) Rabbini gördü" diye hadis rivayet ederse yalansöylemiştir. Çünkü Allah "Gözler onu göremez"(En'am 103) demektedir. Yine her kim sana Muhammed'in gaybı bildiğini rivayet ederse muhakkak o da yalan söylemiştir. Çünkü Yüce Allah "Allah'tan başka kimse gaybı bilmez"(Neml 65) diye söylüyor demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Buradaki örnek ayetlerden ikincisi hakkında Lokman suresinin tefsiri yapılırken orada zikredilen İbn Ömer hadisini açıkladığımız sırada söz etmiştik. Beşinci ayete gelince Taberi şöyle der: Kıyametin ne zaman kopacağını O'ndan başka hiç kimse bilmez. Buna göre onun takdiri Allah'a kalmıştır. Kıyamet saatinin bilgisi ona havale edilir. İbn Battal şöyle demiştir: Bu ayetler Yüce Allah'ın ilmini ispat eden ayetlerdir. İlim, -Allah ilim olmaksızın alimdir diyen görüşün aksine- zat sıfatlarındandır. Öte yandan Allah'ın ilminin kadim (ezeli) olduğu sabit olduğuna göre ilminin malum olan her şeye taallukunun bu ayetlerin delaletiyle hakiki olması gerekir. Bu açıklama ile onların kudret, kuvvet, hayat ve başka sıfatlar konusundaki görüşleri de kendilerine reddolunur. Beyhaki bu bölümde zikredilen ayetlerle bu manada başkalarını zikrettikten sonra şöyle der: Ebu İshak el-İsferEl.yini'nin görüşü şöyle idi: "el-Alim" malumatı bilen, "el-habir" bir şeyi daha vücuda gelmeden bilen, "eş-şehid" hazırı bildiği gibi gaibi de bilen, "el-muhsi" çokluk, bilmesine engelolmayan demektir. Ebu İshak bundan sonra "O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir"(Taha 7) ayet-i kerimesi hakkında İbn Abbas hadisine yer verir ve şöyle der: Allah kulun kendi içinde sakladığını ve yapmadan önce ileride yapacaklarına dair kendisinin de bilmediğini bilir. Bir başka isnadla yapılan nakilde İbn Abbas şöyle demiştir: Allah senin kendi nefsindeki sırrı bildiği gibi, yarın yapacağın şeyi de bilir. "Yahya, O her şey üzerinde ilmen zahir, her şey üzerinde ilmen batındır demiştir." Burada adı geçen Yahya, meşhur nahiv alimi Yahya b. Ziyad el-Ferra'dır. O bu görüşe Maani'l-Kur'an isimli eserinde yer vermiştir. Bir başkası ise şöyle demiştir: "ez-Zahir" ve "el-bMın" kelimelerinin manası eşyanın zahirine de, batınına da vakıf ve haberdar demektir. Bazıları o, delillerle zahir, zatı itibariyle batındır derken, bir başkası, aklen zahir, hissen batındır demiştir. Bir başka bilgin ise zahir her şeye all ve yücedir. Çünkü bir şeye galebe çalan varlık, ona galip gelir ve yüce olur. BMın ise her şeyde bMın yani her şeyin içyüzünü bilen demektir demiştir. Onun "küllü şey=her şey" sözü, olan ve ileride olacak olanları bilmesini kapsar. Zira bütün mahlukatı kendi iradesiyle yaratan varlık, onları bilme ve kendilerine muktedir olma ile niteliklidir. Necm suresinin tefsirinde Veki vasıtasıyla İsmail'in şu sözüne yer verilmişti: "Her kim sana yarın olacakları bildiğini söylerse yalan söyler." Sonra İsmail, "Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez"(Lokman 34) ayetini okunmuştur. Burada bu ayete yer verilmesi, daha önceki İbn Ömer hadisine paralelolduğu için çok uygun düşmüştür. Fakat İmam Buhari açıkça söyleyeceği yerde işaret etmeyi tercih etmek gibi çoğunlukla başvurduğu adetine göre hareket etmiştir. Allah'ı görmeyle ilgili konunun açıklanması, Necm suresinin tefsirinde geçtiği gibi gaybı bilme ile ilgili şeyler Lokman suresinin tefsirinde geçmişti. İbnü't-Tin'in nakline göre Davudi şöyle demiştir: Bu rivayet yolunda geçen "Her kim sana Muhammed'in gaybı bildiğini rivayet ederse muhakkak o da yalan söylemiştir." ifadesinin mahfuz olduğunu zannetmiyorum. Hiç kimse Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine bildirilenler hariç gaybı bildiğini iddia etmez. Haberin burada yer alan rivayet yolunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in adı açıkça zikredilmemektedir. Haberde "Her kim o bilir diye rivayet ederse" ifadesi kullanılmaktadır. Zannediyorum ravi Aişe r.anha'nın ifadesindeki "Sana rivayet ederse" cümlesindeki zamirin bundan öncekinde geçtiği üzere Muhammed olduğu düşüncesine dayandırmıştır. Çünkü bundan önceki cümle "Her kim, sana 'Muhammed (miraç gecesinde) Rabbini gördü' diye hadis rivayet ederse yalan söylemiştir" cümlesi geçmişti. Aişe r.anha bundan sonra "Her kim sana o yarın olacakları bilir diye rivayet ederse yalan söylemiştir" demiştir. Ancak İbrahim en-Nehaı'nin Mesruk vasıtasıyla Aişe r.anha'den naklettiği rivayet, bu görüşü bulandırmaktadır. İbrahim'in rivayetine göre Aişe r.anha şöyle demiştir: "Üç şey var ki bunlardan birini söyleyen Allah'a karşı büyük bir iftirada bulunmuştur: "Her kim o yarın olacakları bildiğini iddia ederse yalan söylemiştir. "(Müslim, İman) Bu hadisi Nesai de rivayet etmiştir. İfadenin zahirine göre zamir, iddiada bulunan kişi yerine kullanılmıştır. Fakat İbn Huzeyme ve İbn Hibban'ın Şa'b!'den yaptıkları nakillerine göre bu zamirin Muhammed yerine kullanıldığı açıkça şöyle belirtilmiştir: "Muhammed Rabbini görmüştür ve o vahiyden bazı şeyleri gizlemiştir. Muhammed yarın olacakları bilir diyen kimse Allah'a karşı büyük bir yalan iftirada bulunmuştur." Hadis Müslim' de yer almaktadır ve bu rivayet daha tamdır.(Müslim, İman) Fakat orada "Her kim onun yarın olacakları haber verdiğini iddia ederse" cümlesi açık isim değil, zamirle kullanılmıştır. Nitekim İsmail'in "Her kim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir şey gizlediğini iddia ederse" şeklindeki cümlesine matuf olan rivayetinde de zamir yer almaktadır. Dolayısıyla Davud!'nin "Hiç kimse Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine bildirilenler hariç gaybı bildiğini iddia etmez" şeklindeki iddiası tenkide uğramaktadır. Çünkü imanı kök salmamış bazı kimselerin düşüncesi bu yönde idi. Hatta onlar Nebiliğin sıhhati, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gayba dair ne varsa tümünü bilmesini gerektirir düşüncesinde idiler. Nitekim İbn İshak'ın Meğaz!'sinde yer alan bir habere göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in devesi kaybolur. Bunun üzerine Zeyd b. el-lasıt, Muhammed Nebi olduğunu iddia edip, semadan haber verdiğini söylüyor. Halbuki devesinin nerede olduğunu bilmiyor demiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Filanca şöyle şöyle söylüyor. Allah 'a yemin olsun ki ben sadece onun bana bildirdiğini bilirim. Yüce Allah bana devemin nerede olduğunu göstermiştir. Devem filan yerdeki dağ yolundadır ve görülmesine bir ağaç engel olmaktadır" demiş ve bunun üzerine bazıları gidip, devesini getirmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisinin gayba dair Allah' ın bildirdiklerinden başkasını bilmediğini ifade etmiştir. Bu, Yüce Allah'ın "Sırlarını kimseye muttali kılmaz. Ancak (bildirmeyi) dilediği Nebi bunun dışzndadır"(Cin 27) ayetine uygun düşmf'ktedir. Buradaki "gayb" kelimesinden maksadın ne olduğu noktasında ihtilaf edilmiştir. Bazıları, kelime genelliği üzeredir derken, bazıları özellikle vahiyle ilgilidir demişlerdir. Başkaları ise kıyametin bilgisine dairdir görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ancak bu yaklaşım, Lokman suresinin tefsirinde "Kıyametin bilgisi Yüce Allah'ın kendisine ayırdığı bilgilerdendir" şeklinde geçen ifadeye göre zayıftır
Narrated Masruq:`Aisha said, "If anyone tells you that Muhammad has seen his Lord, he is a liar, for Allah says: 'No vision can grasp Him.' (6.103) And if anyone tells you that Muhammad has seen the Unseen, he is a liar, for Allah says: "None has the knowledge of the Unseen but Allah
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ، حَدَّثَنَا شَقِيقُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا نُصَلِّي خَلْفَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَقُولُ السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّلاَمُ وَلَكِنْ قُولُوا التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ".
Şekik b. Seleme'nin nakline göre Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in arkasında namaz kılardık da teşehhüdde "es-selamu alallahi=Allah'a selam olsun" derdik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Selam, Allah'zn kendisidir. Fakat şöyle deyiniz: et-Tahiyyatu lillahi ve'ssalavatu ve't-tayyibdtu. es-Selam u aleyke eyyuhe'n-nebiyyu ve rahmetu'l-lahi ve berekatuh. es-Selamu aleyna ve ala ibadi'l-lahi's-salihin. Eşhedu en la ilahe illailah ve eşhedu enne Muhammeden abduM ve rasuluh=Tahiyyat Allah'a mahsustur. Salavat Allah içindir. Tayyibat da ona mahsustur. Ey Nebi, Allah'zn selamı, rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Biz ve Allah'ın salih kullarına selam olsun. Şehadet ederim ki Allah 'tan başka hak mabud yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu ve resuıüdür." Fethu'l-Bari Açıklaması: Yukarıdaki başlık bütün eserlerde bu şekildedir. Ancak İbn Battal buna bir de "el-muheymin" ismini eklemiştir. Bilginler Allah açısından "es-selam" kelimesinin manasının "mu'minIerin ukCıbetinden . salim oldukları varlıktır" demişlerdir. Buna paralelolarak "elmu'min" kelimesinin tefsirinde ise "mu'minierin ukCıbetinden gü\knde oldukları varlık" ifadesini kullanmışlardır. "es-Selam", "selime min külli naksin = her türlü noksanlıktan salim oldu" ve "Berie min külli Metin ve aybin=Her türlü afet ve ayıptan uzak oldu" manasındadır. Bu, sıfat-ı selbiyyedir demişlerdir. Bazıları "esselam" kelimesinin "Onlara merhametli Rabbin söylediği selam vardır"(Yasin 58) ayetinden dolayı kullarına selam veren manasında olduğunu söylemişlerdir. Bu takdirde kelime, kelam sıfatı olmuş olur. Bazıları "es-selam" kelimesinin yaratıkların zulmünden salim olduğu varlık derken, bazıları kullarına selamet kaynağı varlık demişlerdir. Kelime bu durumda fiili sıfat olur. Bazı bilginlere göre "el-mu'min" nefsini ve dostlarını tasdik eden, doğrulayan demektir demişlerdir. Onun tasdiki, kendisinin doğru sözlü, kullarının doğru sözlü olduklarını bilmesidir. Bazılarına göre bunun manası kendi nefsini birleyen demektir. Bazı bilginler ise "güven yaratan" derken, başkaları "güven bahşeden" demişlerdir. Bazılarına göre ise kelimenin manası "kalplerde huzur yaratan" demektir. Beyhakl'nin nakline göre Halımı şöyle demiştir: el-Muheymin'in manası itaatkara sevabından hiçbir şeyi -çok bile olsa- eksiltmeyen, isyankara da cezayı hak ettiğinden daha fazla vermeyen demektir. Çünkü onun yalan söylemesi mümkün değildir. Sevaba ve ikaba ceza adı verilmiştir. O sevabı arttırıp, birçoklarının cezasını bağışlamak suretiyle lütufta bulunabilir. Beyhakl'nin görüşü şöyledir: Bunlar tefsir bilginlerinin "el-muheymin"in "el-emin" olduğu yolundaki açıklamalarıdır. Beyhaki bunun akabinde Teyml'den, İbn Abbas'ın "muheyminen aleyhi" ifadesi hakkındaki şu açıklamasına yer verir. "Muheyminen" güven veren demektir. Ali b. Ebi Talha'nın nakline göre İbn Abbas "el-muheymin"i emin şeklinde açıklarken, Mücahid'in nakline göre "eş-şahid" şeklinde tefsir etmiştir. Bazı bilginler "el-muheymin" her şeyi gözeten ve muhafaza eden anlamındadır demişlerdir
Narrated `Abdullah:We used to pray behind the Prophet (ﷺ) and used to say: "As-Salamu 'Al-Allah. The Prophet (ﷺ) said, "Allah himself is As-Salam (Name of Allah), so you should say: 'at-Tahiyatu lil-lahi was-sala-watu wattaiyibatu, as-salamu `alaika aiyyuha-n-nabiyyu wa rahmatu-l-lahi wa barakatuhu, as-salamu `alaina wa `ala `ibadi-l-lahi as-salihin. Ashhadu an la ilaha il-lallah, wa ash-hadu anna Muhammadan `abduhu wa rasuluhu
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَقْبِضُ اللَّهُ الأَرْضَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَيَطْوِي السَّمَاءَ بِيَمِينِهِ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَيْنَ مُلُوكُ الأَرْضِ ". وَقَالَ شُعَيْبٌ وَالزُّبَيْدِيُّ وَابْنُ مُسَافِرٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ يَحْيَى عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ.
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Allah kıyamet günü yeryüzünü tutar, gökleri de sağ eli içine dürer, büker. Sonra: 'İşte melik benim! Hani yeryüzünün melikleri nerede' diye hitap eder." Fethu'l-Bari Açıklaması: Beyhaki şöyle demiştir: "el-Melik" ve "el-malik" mülkü özelolan demektir. Bu kelimenin Allah açısından anlamı "yoktan var etmeye kadir olan" demektir. Bu, Allah'ın zatı itibariyle layık olduğu sıfattır. Rağıb şöyle demiştir: O, emir ve yasaklama ile vasıflı meliktir. Bu, konuşup akledenlere mahsustur. Bundan dolayı Yüce Allah "insanların meliki" ifadesini kullanmış, "melikü'leşya=eşyanın meliki" dememiştir. Beyhaki şöyle devam eder: Yüce Allah'ın "meliku yevmiddin=ceza gününün malikidir"(Fatiha 4) ifadesi, "Bugün hükümranlık kimindir?"(Mu'min 16) ayetinden dolayı ceza günü hükümran ve malik demektir. İbn Battal şöyle demiştir: "Melikünnas=insanların meliki" ifadesi, "ettahıyyatu lillahi" manasına dahildir. Buna göre mana "Mülk Allah'ındır" demek olur. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara sanki Rabbinin "İnsanların Rabbine, insanların melikine sığınınm"(Nas 2,3) ayetindeki emre sarılmış olarak "et-tahıyyatu lillahi" demelerini emretmiştir. Yüce Allah'ın kendisini "melikünnas" şeklinde nitelemesinde iki ihtimal söz konusu olabilir: Birincisi, bunun kudret manasında olmasıdır ki o zaman zati sıfatı olur ya da bu kahr ve istedikleri şeylerden onları çevirmek manasınadır ki bu takdirde fiil sıfatı olur. İbn Battal şöyle devam eder: Hadiste "el-yemin=sağ el" kelimesinin zati sıfatlarından biri olarak Allah'ın sıfatı olduğu belirtilmektedir. Bu mücessimenin görüşünün aksine organ anlamındaki el değildir
Narrated Abu Huraira:The Prophet (ﷺ) said, "On the Day of Resurrection Allah will hold the whole earth and fold the heaven with His right hand and say, 'I am the King: where are the kings of the earth?
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْمُعَلِّمُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ " أَعُوذُ بِعِزَّتِكَ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، الَّذِي لاَ يَمُوتُ وَالْجِنُّ وَالإِنْسُ يَمُوتُونَ ".
İbn Abbas r.a.'ın nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dua ediyordu: "Euzu bi izzetikellez! la ilahe illa ente ellezi la yemutu v'el-cinnu ve'l-insu yemutune '' Duanın anlamı: Allah'ım senin izzetine sığınırım, sen o kudret sahibisin ki senden başka hiçbir ilah yoktur ve sen ebedi hayat sahibisin. Halbuki cinler ve insanlar ölürler
Narrated Ibn `Abbas:The Prophet (ﷺ) used to say, "I seek refuge (with YOU) by Your 'Izzat, None has the right to be worshipped but You Who does not die while the Jinns and the human beings die
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا حَرَمِيٌّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُلْقَى فِي النَّارِ ". وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ. وَعَنْ مُعْتَمِرٍ سَمِعْتُ أَبِي عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَزَالُ يُلْقَى فِيهَا وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ. حَتَّى يَضَعَ فِيهَا رَبُّ الْعَالَمِينَ قَدَمَهُ فَيَنْزَوِي بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ، ثُمَّ تَقُولُ قَدْ قَدْ بِعِزَّتِكَ وَكَرَمِكَ. وَلاَ تَزَالُ الْجَنَّةُ تَفْضُلُ حَتَّى يُنْشِئَ اللَّهُ لَهَا خَلْقًا فَيُسْكِنَهُمْ فَضْلَ الْجَنَّةِ ".
Enes'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle haber vermiştir: "Cehenneme (kafirler) atılır durur. Cehennem de 'Daha ziyade var mı?' der. Nihayet alemlerin Rabbi ona ayağını koyar da cehennem bir kısmı diğerine dürülür. Sonra cehennem 'Ya Rab! Senin izzetine ve keremine yemin ederim ki yeter, yeter!' der. Cennet ise (içine girenlerle) devamlı artıp, büyür. Nihayet Allah onun (boşluğunu doldurmak) için yeniden birtakım halk yaratıp, bunları cennetin fazlalığına yerleştirir. " Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: "el-Azız", "el-izzet" manasını içermektedir. el-İzzet, kudret ve azam et manasına zat! sıfat olma ihtimali bulunduğu gibi, mahlukatını kahr ve onlara galip olma manasında fiil sıfatı olma ihtimali de vardır. Bundan dolayı Allah'ın isminin ona izafesi isabetli olmuştur. İbn Battal şöyle devam eder: Allah'ın zatı sıfatı olan izzetine yemin edenle, fiili sıfatı olan izzetine yemin eden arasındaki fark, birinciye yemin etmek caiz iken, ikinciye caiz olmaması şeklindedir. ikinci manadaki izzet üstüne yemin etmek, "hakkussema=semanın hakkı için" ve "ve hakkı Zeyd=Zeyd'in hakkı için" yeminlerinde olduğu gibi yasak edilmiştir. Biz de şunu ekleyelim: Bir kimse mutlak olarak yemin ettiğinde bu Allah'ın zatı sıfatına yemin olarak anlaşılır ve yapılan yemin geçerli olur. Ancak kişi, bunun aksini kastetmişse bu bölümdeki hadislerin ışığı altında bu caiz olmaz. Rağıb şöyle demiştir: el-Azız, galip gelen ve yenilmeyen demektir. Allah'ın izzeti, daimi ve bakidir. Bu, hakiki ve övülen İzzettir. İzzet kelimesi bazen istiare yoluyla taraftarlık ve gurur anlamında kullanılır ve bununla kMir ve fasık nitelenir. Kelime bu manada kötü bir niteliktir. Yüce Allah'ın "Benlik ve gurur kendilerini günaha sevkeder"(Bakara 206) ifadesinde geçen "el-izzet" kelimesi, bu manada kullanılmıştır. Buna karşılık "Kim izzet ve şeref istiyor idiyse bilsin ki izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır"(Fatır 10) ayetinde geçen "el-izzet" kelimesinin manası, her kim aziz olmak istiyorsa izzeti Allah'tan kazansın. Çünkü izzet onundur ve buna ancak ona itaatı e erilir demektir. Bundan dolayı Yüce Allah Nebiinin ve mu'minlerin izzeti olduğundan söz etmiş ve bir başka ayette "Halbuki asıl üstünlük (izzet) ancak Allah 'ın, Nebiinin ve mu'minlerindir" diye haber vermiştir.(Munafıkun 8) İzzet kelimesi bazen "Sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir"(Tevbe 128) ayetinde olduğu gibi zorluk anlamına kullanılır. Bazen de kelime galebe çalmak anlamındadır. "azzenı fi'l-hitabi=Ve tartışmada beni yendi"(Sad 23) ayetinde "izzet" kelimesi bu manada kullanılmıştır. Beyhaki'ye göre izzet, kuvvet manasına gelir ve kudret manasına döner. Beyhaki bundan sonra İbn Battal'ın ifadesine benzer açıklamalarda bulunur. Öyle anlaşılıyor ki Buharl'nin attığı bu başlıktan maksadı "Allah ilimsiz bilendir" dedikleri gibi "O, izzet olmaksızın azizdir" diyenlere cevap vermektir. "Enes b. Malik'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Cehennem 'izzetine yemin ederim ki yeter, yeter! diyecektir' demiştir." Bu, Kaf suresinin tefsirinde açıklamasıyla birlikte geçen merfu hadisin bir kısmıdır. Bundan maksat şudur: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem cehennem in Allah'ın izzeti üstüne yemin edeceğini nakletmiş ve onun bu hareketini kabul ve tasdik etmiştir. Konuşan ister gerçekten cehennem olsun, isterse ona vekil olanlar örneğinde olduğu gibi başkası konuşsun maksat hasıl olur. "Ebu Hureyre şöyle demiştir: Bu, açıklamasıyla birlikte Rikak bölümünde eçen uzunca hadisin bir kısmıdır. "Eyyub, 'İzzetine yemin ederim ki senin bereketine ihtiyaç duymama ihtimali m yoktur' demiştiL" Bu, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadisin bir kısmıdır. Hadis, Tahara Bölümünde mevsul olarak geçmişti. Hadisin baş tarafı "Eyyub Nebi mucizeli suda yıkandığı sırada ... " şeklinde idi. Bu hadis, Enbiya bölümünde açıklamasıyla birlikte geçmişti. "Halbuki cinler ve insanlar ölürler." Bu ifade, meleklerin ölmeyeceklerine delilolarak gösterilmiştir. Oysa hadiste bunu destekleyecek bir delil yoktur. Çünkü usul-i fıkıh'ta mefhum-ı lakaba itibar edilmez. Mefhum-ı lakabı geçerli kabul ettiğimiz takdirde ifade bundan daha güçlüsü ile çelişir. Sözkonusu güçlü ifade Yüce Allah'ın "O'nun zatından başka her şey yok olacaktır"(Kasas 88) ayetinin genelliğidir. Üstelik meleklerin cin ismin e dahil olmalarına herhangi bir mani yoktur. Zira onlar da cinler gibi insanlara görünmeyen varlıklardır. Bu konuda söylenecek diğer şeyler Daavat, Eyman ve'n-NüzCır Bölümlerinin işaret edilen başlıklarında geçmişti
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) said, "(The people will be thrown into Hell ( Fire) and it will keep on saying, 'Is there any more?' till the Lord of the worlds puts His Foot over it, whereupon its different sides will come close to each other, and it will say, 'Qad! Qad! (enough! enough!) By Your 'Izzat (Honor and Power) and YOUR KARAM (Generosity)!' Paradise will remain spacious enough to accommodate more people until Allah will create some more people and let them dwell in the superfluous space of Paradise