1.250 hadis bulundu · sayfa 18/63
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي أُسَارَى بَدْرٍ " لَوْ كَانَ الْمُطْعِمُ بْنُ عَدِيٍّ حَيًّا، ثُمَّ كَلَّمَنِي فِي هَؤُلاَءِ النَّتْنَى، لَتَرَكْتُهُمْ لَهُ ".
Muhammed İbn Cübeyr babası Cübeyr İbn Mut'im r.a.'in şöyle dediğini nakletmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir esirleri hakkında şöyle buyurdu: "Mut'im İbn Adiyy sağ olsaydı sonra da benimle bu iğrenç adamlar (ın bırakılması) hakkında konuşsaydı kesinlikle hepsini ona bırakırdım
Narrated Jubair bin Mut`im:The Prophet (ﷺ) talked about war prisoners of Badr saying, "Had Al-Mut`im bin Adi been alive and interceded with me for these mean people, I would have freed them for his sake
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ مَشَيْتُ أَنَا وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ، إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَعْطَيْتَ بَنِي الْمُطَّلِبِ وَتَرَكْتَنَا، وَنَحْنُ وَهُمْ مِنْكَ بِمَنْزِلَةٍ وَاحِدَةٍ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا بَنُو الْمُطَّلِبِ وَبَنُو هَاشِمٍ شَىْءٌ وَاحِدٌ ". قَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ وَزَادَ قَالَ جُبَيْرٌ وَلَمْ يَقْسِمِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِبَنِي عَبْدِ شَمْسٍ وَلاَ لِبَنِي نَوْفَلٍ. وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ عَبْدُ شَمْسٍ وَهَاشِمٌ وَالْمُطَّلِبُ إِخْوَةٌ لأُمٍّ، وَأُمُّهُمْ عَاتِكَةُ بِنْتُ مُرَّةَ، وَكَانَ نَوْفَلٌ أَخَاهُمْ لأَبِيهِمْ.
Cübeyr İbn Mut'im r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Osman İbn Affan ile birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın yanına gittim. O'na (s.a.v.): "Ey Allah'ın Resulü, Muttalib oğullarına verdin fakat bizi bıraktın. Halbuki sana göre bizimle onların konumu aynıdır!" dedik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Muttalib oğulları ile Haşim oğulları aynı kategoridedir / aralarında herhangi bir fark yoktur" buyurdu. Leys dedi ki: "Yunus buna ek olarak şu bilgiyi nakletti: Cübeyr dedi ki: "Resulullah (s.a.v.), Abdüşşems oğulları ile Nevfel oğullarına hiçbir pay vermedi.'' İbn İshak şöyle demiştir: "Abdüşşems, Haşim ve Muttalib aynı anadan doğmuşlardır. Anaları Atike binti Mürre'dir. Nevfel ise bunlarla baba bir kardeştir."
Narrated Jubair bin Mut`im:I and `Uthman bin `Affan went to Allah's Messenger (ﷺ) and said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! You have given to Bani Al-Muttalib and left us although they and we are of the same kinship to you." Allah's Messenger (ﷺ) said, "Bani Muttalib and Bani Hashim are one and the same." The Prophet (ﷺ) did not give a share to Bani `Abd Shams and Bani Naufal. (Ibn 'Is-haq said, "Abd Shams and Hashim and Al-Muttalib were maternal brothers and their mother was 'Atika bint Murra and Naufal was their paternal brother)
Tekrar:
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونِ، عَنْ صَالِحِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ بَيْنَا أَنَا وَاقِفٌ، فِي الصَّفِّ يَوْمَ بَدْرٍ فَنَظَرْتُ عَنْ يَمِينِي، وَشِمَالِي، فَإِذَا أَنَا بِغُلاَمَيْنِ، مِنَ الأَنْصَارِ حَدِيثَةٍ أَسْنَانُهُمَا، تَمَنَّيْتُ أَنْ أَكُونَ بَيْنَ أَضْلَعَ مِنْهُمَا، فَغَمَزَنِي أَحَدُهُمَا فَقَالَ يَا عَمِّ، هَلْ تَعْرِفُ أَبَا جَهْلٍ قُلْتُ نَعَمْ، مَا حَاجَتُكَ إِلَيْهِ يَا ابْنَ أَخِي قَالَ أُخْبِرْتُ أَنَّهُ يَسُبُّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَئِنْ رَأَيْتُهُ لاَ يُفَارِقُ سَوَادِي سَوَادَهُ حَتَّى يَمُوتَ الأَعْجَلُ مِنَّا. فَتَعَجَّبْتُ لِذَلِكَ، فَغَمَزَنِي الآخَرُ فَقَالَ لِي مِثْلَهَا، فَلَمْ أَنْشَبْ أَنْ نَظَرْتُ إِلَى أَبِي جَهْلٍ يَجُولُ فِي النَّاسِ، قُلْتُ أَلاَ إِنَّ هَذَا صَاحِبُكُمَا الَّذِي سَأَلْتُمَانِي. فَابْتَدَرَاهُ بِسَيْفَيْهِمَا فَضَرَبَاهُ حَتَّى قَتَلاَهُ، ثُمَّ انْصَرَفَا إِلَى رَسُولِ اللَّهُ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَاهُ فَقَالَ " أَيُّكُمَا قَتَلَهُ ". قَالَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا أَنَا قَتَلْتُهُ. فَقَالَ " هَلْ مَسَحْتُمَا سَيْفَيْكُمَا ". قَالاَ لاَ. فَنَظَرَ فِي السَّيْفَيْنِ فَقَالَ " كِلاَكُمَا قَتَلَهُ ". سَلَبُهُ لِمُعَاذِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْجَمُوحِ. وَكَانَا مُعَاذَ ابْنَ عَفْرَاءَ وَمُعَاذَ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْجَمُوحِ. قَالَ مُحَمَّدٌ سَمِعَ يُوسُفُ صَالِحًا وَإِبْرَاهِيمَ أَبَاهُ (عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ)
Salih İbn İbrahim İbn Abdurrahman İbn Avf - İbrahim İbn Abdurrahman (babası) - Abdurrahman İbn Avf (dedesi) yoluyla nakledilen rivayette Abdurrahman İbn Avf şöyle demiştir: "Ben Bedir savaşında mücahidlerle birlikte saf tutmuştum. Bu sırada sağıma ve soluma baktım. Birden gözü me ensardan iki delikanlı ilişti. Gidip onların arasına girmek istedim. Bu iki delikanlıdan birisi bana dokunup: "Ey Amca, Ebu Cehil'i tanır mısın?" diye sordu. Ben de: "Evet tanırım. Senin onunla ne işin var yeğenim!?" deyince şöyle cevap verdi: "Duydum ki o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sövüyormuş! Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki savaş sırasında onu görürsem bir gölge gibi takip edeceğim. Artık kimin eceli daha önce ise o ölene kadar bu devam edecek!" Ben bu cevabı alınca şaşkına döndüm. O sırada diğer delikanlı da buna benzer şeyler söyledi. Ben müşrik ordusuna doğru baktım ve Ebu Cehil'in insanlar arasında dolaştığını gördüm. Sonra bu delikanlılara: "İşte orada! Peşine düşeceğiniz adam işte şu!" dedim. Onlar da yalın kılıç Ebu Cehil'in üzerine saldırıp öldürünceye kadar vurdular. Ebu Cehil'i öldürdükten sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gelip yaptıklarını anlattılar: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Onu hanginiz öldürdü?" diye sorunca her biri: "Ben öldürdüm!" diye atıldı. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Peki kılıçlarınızı sildiniz mi?" diye sordu. Onlar: "Hayır" deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kılıçlara baktı ve: "Onu ikiniz öldürdünüz. Selebi de Muaz İbn Amr İbnü'l-Cemuh'a aittir." Bu iki delikanlı Muaz İbn Afra ile Muaz İbn Amr İbnü'l-Cemuh idi. "
Narrated `Abdur-Rahman bin `Auf:While I was standing in the row on the day (of the battle) of Badr, I looked to my right and my left and saw two young Ansari boys, and I wished I had been stronger than they. One of them called my attention saying, "O Uncle! Do you know Abu Jahl?" I said, "Yes, What do you want from him, O my nephew?" He said, "I have been informed that he abuses Allah's Messenger (ﷺ). By Him in Whose Hands my life is, if I should see him, then my body will not leave his body till either of us meet his fate." I was astonished at that talk. Then the other boy called my attention saying the same as the other had said. After a while I saw Abu Jahl walking amongst the people. I said (to the boys), "Look! This is the man you asked me about." So, both of them attacked him with their swords and struck him to death and returned to Allah'S Apostle to inform him of that. Allah's Messenger (ﷺ) asked, "Which of you has killed him?" Each of them said, "I Have killed him." Allah's Messenger (ﷺ) asked, "Have you cleaned your swords?" They said, "No. " He then looked at their swords and said, "No doubt, you both have killed him and the spoils of the deceased will be given to Mu`adh bin `Amr bin Al-Jamuh." The two boys were Mu`adh bin 'Afra and Mu`adh bin `Amr bin Al-Jamuh
Tekrar: 3964 ve 3988 BU HADİS’İN MÜSLİM RİVAYETİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ أَفْلَحَ، عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ حُنَيْنٍ، فَلَمَّا الْتَقَيْنَا كَانَتْ لِلْمُسْلِمِينَ جَوْلَةٌ، فَرَأَيْتُ رَجُلاً مِنَ الْمُشْرِكِينَ عَلاَ رَجُلاً مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَاسْتَدَرْتُ حَتَّى أَتَيْتُهُ مِنْ وَرَائِهِ حَتَّى ضَرَبْتُهُ بِالسَّيْفِ عَلَى حَبْلِ عَاتِقِهِ، فَأَقْبَلَ عَلَىَّ فَضَمَّنِي ضَمَّةً وَجَدْتُ مِنْهَا رِيحَ الْمَوْتِ، ثُمَّ أَدْرَكَهُ الْمَوْتُ فَأَرْسَلَنِي، فَلَحِقْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فَقُلْتُ مَا بَالُ النَّاسِ قَالَ أَمْرُ اللَّهِ، ثُمَّ إِنَّ النَّاسَ رَجَعُوا، وَجَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَنْ قَتَلَ قَتِيلاً لَهُ عَلَيْهِ بَيِّنَةٌ فَلَهُ سَلَبُهُ ". فَقُمْتُ فَقُلْتُ مَنْ يَشْهَدُ لِي ثُمَّ جَلَسْتُ ثُمَّ قَالَ " مَنْ قَتَلَ قَتِيلاً لَهُ عَلَيْهِ بَيِّنَةٌ فَلَهُ سَلَبُهُ " فَقُمْتُ فَقُلْتُ مَنْ يَشْهَدُ لِي ثُمَّ جَلَسْتُ، ثُمَّ قَالَ الثَّالِثَةَ مِثْلَهُ فَقَالَ رَجُلٌ صَدَقَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَسَلَبُهُ عِنْدِي فَأَرْضِهِ عَنِّي. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ ـ رضى الله عنه لاَهَا اللَّهِ إِذًا يَعْمِدُ إِلَى أَسَدٍ مِنْ أُسْدِ اللَّهِ يُقَاتِلُ عَنِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم يُعْطِيكَ سَلَبَهُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " صَدَقَ ". فَأَعْطَاهُ فَبِعْتُ الدِّرْعَ، فَابْتَعْتُ بِهِ مَخْرِفًا فِي بَنِي سَلِمَةَ، فَإِنَّهُ لأَوَّلُ مَالٍ تَأَثَّلْتُهُ فِي الإِسْلاَمِ.
Katade'nin radıyallahu anh şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Huneyn savaşındaydık. Düşmanla karşılaştığımızda Müslüman ordusunda bir dağılma olmuştu. Bu sırada müşriklerden birisinin bir Müslümanı yere serdiğini gördüm. Ben de hemen dönüp arkasından yaklaştım ve kılıcımı ensesinin köküne indirdim. Yaralı haliyle dönüp beni yakaladı ve öyle bir sıktı ki ölümün soğuk nefesini yüzümde hissettim. Neyse ki öldü de eııerinden kurtuldum. Sonra gidip Ömer İbnü'l-Hattab'ın yanına vardım. Kendisine: "İnsanlar ne durumda?" diye sordum. O da: "Allah'ın takdiri / emri neyse o ... " dedi. Bir süre sonra İslam ordusu toparlanıp geri döndü. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da oturup şöyle buyurdu: "Kim bir düşman askerini öldürür ve onu öldürdüğüne dair elinde bir kanıt (beyyine) bulunursa öldürdüğü kişinin selebine sahip olur!" Ben de kalktım ve: "Kim benim için şahitlik eder?" deyip oturdum. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kez daha: "Kim bir düşman askerini öldürür ve onu öldürdüğüne dair elinde bir kanıt (beyyine) bulunursa öldürdüğü kişinin selebine sahip olur!" buyurdu. Ben de tekrar kalktım ve: "Kim benim için şahitlik eder?" deyip oturdum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem üçüncü defa aynı soruyu sordu ve ben de yine kalktım. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ey Ebu Katade, haydi söyle bakalım neyin var senin?" buyurdu. Ben de ona yaşadığım bu olayı anlattım. Orada bulunanlardan birisi kalktı ve: "Doğru söyledi ey Allah'ın Resulü. Öldürdüğü adamın selebi de benim elimde. Söyle de bunların bende kalmasına razı olsun!" dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir es-Sıddik radiyallahu anh şöyle dedi: Hayır Allah'a yemin ederim ki Allah'ın aslanlarından bir aslan Allah ve Resulü yolunda savaşacak ve bunun için kendisini tehlikeye atacak ve sana da kazandığı selebini verecek öyle mi? Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Doğru söyledi. Adam da elinde tuttuğu selebi geri verdi. Bende Seleme oğullarından bir zenbil hurma satın aldım. Bu benim İslam'da ilk kazandığım mal idi
Narrated Abu Qatada:We set out in the company of Allah's Messenger (ﷺ) on the day (of the battle) of Hunain. When we faced the enemy, the Muslims retreated and I saw a pagan throwing himself over a Muslim. I turned around and came upon him from behind and hit him on the shoulder with the sword He (i.e. the pagan) came towards me and seized me so violently that I felt as if it were death itself, but death overtook him and he released me. I followed `Umar bin Al Khattab and asked (him), "What is wrong with the people (fleeing)?" He replied, "This is the Will of Allah," After the people returned, the Prophet (ﷺ) sat and said, "Anyone who has killed an enemy and has a proof of that, will possess his spoils." I got up and said, "Who will be a witness for me?" and then sat down. The Prophet (ﷺ) again said, "Anyone who has killed an enemy and has proof of that, will possess his spoils." I (again) got up and said, "Who will be a witness for me?" and sat down. Then the Prophet (ﷺ) said the same for the third time. I again got up, and Allah's Messenger (ﷺ) said, "O Abu Qatada! What is your story?" Then I narrated the whole story to him. A man (got up and) said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! He is speaking the truth, and the spoils of the killed man are with me. So please compensate him on my behalf." On that Abu Bakr As-Siddiq said, "No, by Allah, he (i.e. Allah's Messenger (ﷺ) ) will not agree to give you the spoils gained by one of Allah's Lions who fights on the behalf of Allah and His Apostle." The Prophet (ﷺ) said, "Abu Bakr has spoken the truth." So, Allah's Messenger (ﷺ) gave the spoils to me. I sold that armor (i.e. the spoils) and with its price I bought a garden at Bani Salima, and this was my first property which I gained after my conversion to Islam
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَعُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ حَكِيمَ بْنَ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَانِي، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي، ثُمَّ قَالَ لِي " يَا حَكِيمُ، إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرٌ حُلْوٌ، فَمَنْ أَخَذَهُ بِسَخَاوَةِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ، وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى ". قَالَ حَكِيمٌ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ أَرْزَأُ أَحَدًا بَعْدَكَ شَيْئًا حَتَّى أُفَارِقَ الدُّنْيَا. فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَدْعُو حَكِيمًا لِيُعْطِيَهُ الْعَطَاءَ، فَيَأْبَى أَنْ يَقْبَلَ مِنْهُ شَيْئًا، ثُمَّ إِنَّ عُمَرَ دَعَاهُ لِيُعْطِيَهُ فَأَبَى أَنْ يَقْبَلَ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ، إِنِّي أَعْرِضُ عَلَيْهِ حَقَّهُ الَّذِي قَسَمَ اللَّهُ لَهُ مِنْ هَذَا الْفَىْءِ، فَيَأْبَى أَنْ يَأْخُذَهُ. فَلَمْ يَرْزَأْ حَكِيمٌ أَحَدًا مِنَ النَّاسِ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى تُوُفِّيَ.
Hakim İbn Hizam'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den mal istedim ve bana verdi. Sonra yine istedim, yine verdi. Ardından da şöyle buyurdu: "Ey Hakim, bu mal var ya ... Çok tatlı bir yeşillik gibi bir şeydir. Kim bunu cömertçe (kanaatkar bir duygu ile alırsa kendisine bereketli olur. Fakat kim de aç gözlülükle alırsa aldığı malın kendisine hiçbir bereketi olmaz. Böyle bir kimse yediği halde doymayan insanlara benzer. Veren el alan elden üstündür." Ben de: "Ey Allah'ın Resulü, seni hak ile Nebi olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki senden sonra bu dünyayı terk edip gidinceye kadar hiç kimseden bir şey istemeyeceğim!" dedim. Gerçekten de Hakim Hz. Ebu Bekir, kendisine ihsanda bulunmak üzere çağırdığı halde bu teklifi kabule yanaşmazdı. Daha sonra Hz. Ömer de aynı şekilde Hakim'i mal vermek üzere çağırmış ancak Hakim bu teklifi de geri çevirmiştir. Hatta Hz. Ömer şöyle seslenmiştir: "Ey Müslümanlar topluluğu, ben Allah'ın bize lütfettiği bu ganimetlerdeki / feydeki payından vermek üzere Hakim'e teklifte bulundum ancak o bunu almaya yanaşmadı." Hakim Resulullah s.a.v.'den sonra ölünceye kadar hiç kimseden bir şey istememiştir)
Narrated `Urwa bin Az-Zubair:Hakim bin Hizam said, "I asked Allah's Messenger (ﷺ) for something, and he gave me. I asked him again, and he gave me, and said to me. 'O Hakim! This wealth is like green sweet (i.e. fruit), and if one takes it without greed, then one is blessed in it, and if one takes it with greediness, then one is not blessed in it, and will be like the one who eats without satisfaction. And an upper (i.e. giving) hand is better than a lower (i.e. taking) hand,' I said, 'O Allah's Messenger (ﷺ)! By Him Who has sent you with the Truth. I will not ask anyone for anything after you till I leave this world." So, when Abu Bakr during his Caliphate, called Hakim to give him (some money), Hakim refused to accept anything from him. Once `Umar called him (during his Caliphate) in order to give him something, but Hakim refused to accept it, whereupon `Umar said, "O Muslims! I give him (i.e. Hakim) his right which Allah has assigned to him) from this Fai '(booty), but he refuses to take it." So Hakim never took anything from anybody after the Prophet (ﷺ) till he died
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهُ كَانَ عَلَىَّ اعْتِكَافُ يَوْمٍ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، فَأَمَرَهُ أَنْ يَفِيَ بِهِ. قَالَ وَأَصَابَ عُمَرُ جَارِيَتَيْنِ مِنْ سَبْىِ حُنَيْنٍ، فَوَضَعَهُمَا فِي بَعْضِ بُيُوتِ مَكَّةَ ـ قَالَ ـ فَمَنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى سَبْىِ حُنَيْنٍ، فَجَعَلُوا يَسْعَوْنَ فِي السِّكَكِ فَقَالَ عُمَرُ يَا عَبْدَ اللَّهِ، انْظُرْ مَا هَذَا فَقَالَ مَنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى السَّبْىِ. قَالَ اذْهَبْ فَأَرْسِلِ الْجَارِيَتَيْنِ. قَالَ نَافِعٌ وَلَمْ يَعْتَمِرْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْجِعْرَانَةِ وَلَوِ اعْتَمَرَ لَمْ يَخْفَ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ. وَزَادَ جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ مِنَ الْخُمُسِ. وَرَوَاهُ مَعْمَرٌ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ فِي النَّذْرِ وَلَمْ يَقُلْ يَوْمَ.
Hammad İbn Zeyd - Eyyub - Nafi' senediyle Hz. Ömer ile ilgili olarak şöyle bir hadise nakledilmiştir. Bir defasında Hz. Ömer, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek: "Ey Allah'ın Resulü, benim cahiliyye döneminde iken adadığım bir günlük itikafım var, ne yapmamı emredersiniz?" diye sordu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona bu adağını yerine getirmesini emretti. Hz. Ömer'e Huneyn'de Hevazin esirlerinden iki cariye düşmüştü. O da bu cariyeleri Mekke'deki bir evine yerleştirmişti. (Hz. Ömer, Huneyn sonrasında itikafa girince) Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huneyn esirlerini karşılıksız olarak serbest bıraktığını açıkladı ve insanlar sokaklarda koşuşturmaya başladı. (Bu sesleri duyan) Hz. Ömer oğlu Abdullah'a: "Abdullah, bir bak bakalım neler oluyor?" deyince Abdullah: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem esirleri karşılıksız olarak serbest bıraktı" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: "Öyleyse git ve bana verilen o iki cariyeyi serbest bırak!" Nafi' şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ci'rane'den niyet edip umreye başlamadı. Eğer bu şekilde umreye başlasaydı bu durum Abdullah'a gizli kalmazdı." Cerir, Abdullah İbn Ömer'den naklen şöyle bir ek bilgiye yer vermiştir: " Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu iki cariyeyi Hz. Ömer'e ganimetin beşte birinden verdi
Narrated Nafi`:`Umar bin Al-Khattab said, "O Allah's Messenger (ﷺ)! I vowed to observe I`tikaf for one day during the pre-Islamic period." The Prophet (ﷺ) ordered him to fulfill his vow. `Umar gained two lady captives from the war prisoners of Hunain and he left them in some of the houses at Mecca. When Allah's Messenger (ﷺ) freed the captives of Hunain without ransom, they came out walking in the streets. `Umar said (to his son), "O `Abdullah! See what is the matter." `Abdullah replied, "Allah's Messenger (ﷺ) has freed the captives without ransom." He said (to him), "Go and set free those two slave girls." (Nafi` added:) Allah's Apostle did not perform the `Umra from Al-Ji'rana, and if he had performed the `Umra, it would not have been hidden from `Abdullah
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَعْطَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَوْمًا وَمَنَعَ آخَرِينَ، فَكَأَنَّهُمْ عَتَبُوا عَلَيْهِ فَقَالَ " إِنِّي أُعْطِي قَوْمًا أَخَافُ ظَلَعَهُمْ وَجَزَعَهُمْ، وَأَكِلُ أَقْوَامًا إِلَى مَا جَعَلَ اللَّهُ فِي قُلُوبِهِمْ مِنَ الْخَيْرِ وَالْغِنَى، مِنْهُمْ عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ ". فَقَالَ عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ مَا أُحِبُّ أَنَّ لِي بِكَلِمَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُمْرَ النَّعَمِ. وَزَادَ أَبُو عَاصِمٍ عَنْ جَرِيرٍ قَالَ سَمِعْتُ الْحَسَنَ يَقُولُ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِمَالٍ أَوْ بِسَبْىٍ فَقَسَمَهُ. بِهَذَا.
Amr İbn Tağleb'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bazılarına vermiş ve bazı kimselere de hiçbir şey vermemişti. Bu yüzden kendilerine mal verilmeyen kimseler onun bu tavrından incinip alındılar ve söylenmeye başladılar. Bundan haberdar olan Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben gönüllerinde kuşku doğacağından ve doğrudan uzaklaşıp yanlışlıklara meyledeceklerinden endişe ettiğim için bazı kimselere böyle mal veriyorum. Buna karşılık bazı kimseleri de Allah'ın gönüllerine yerleştirmiş olduğu hayra ve Allah'tan başkasına muhtaç olmama duygusuna (ğina) ısmarlıyorum. İşte bunlardan birisi de Amr İbn Tağlib'tir." İşte ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu bir tek sözünü kızıl deve sürülerine değişmem
Narrated `Amr bin Taghlib:Allah's Messenger (ﷺ) gave (gifts) to some people to the exclusion of some others. The latter seemed to be displeased by that. The Prophet (ﷺ) said, "I give to some people, lest they should deviate from True Faith or lose patience, while I refer other people to the goodness and contentment which Allah has put in their hearts, and `Amr bin Taghlib is amongst them." `Amr bin Taghlib said, "The statement of Allah's Apostle is dearer to me than red camels." Narrated Al-Hasan: `Amr bin Taghlib told us that Allah's Messenger (ﷺ) got some property or some war prisoners and he distributed them in the above way (i.e. giving to some people to the exclusion of others)
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي أُعْطِي قُرَيْشًا أَتَأَلَّفُهُمْ، لأَنَّهُمْ حَدِيثُ عَهْدٍ بِجَاهِلِيَّةٍ ".
Enes İbn Malik r.a., Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Ben kalplerini ısındırmak için Kureyş'e böyle mal veriyorum. Çünkü onlar cahiliyyeden yeni çıktılar. "
Narrated Anas:The Prophet (ﷺ) said, "I give to Quraish people in order to let them adhere to Islam, for they are near to their life of Ignorance (i.e. they have newly embraced Islam and it is still not strong in their hearts)
Tekrar:
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ نَاسًا، مِنَ الأَنْصَارِ قَالُوا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَمْوَالِ هَوَازِنَ مَا أَفَاءَ، فَطَفِقَ يُعْطِي رِجَالاً مِنْ قُرَيْشٍ الْمِائَةَ مِنَ الإِبِلِ فَقَالُوا يَغْفِرُ اللَّهُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعْطِي قُرَيْشًا وَيَدَعُنَا، وَسُيُوفُنَا تَقْطُرُ مِنْ دِمَائِهِمْ قَالَ أَنَسٌ فَحُدِّثَ رَسُولُ اللَّهِ بِمَقَالَتِهِمْ، فَأَرْسَلَ إِلَى الأَنْصَارِ، فَجَمَعَهُمْ فِي قُبَّةٍ مِنْ أَدَمٍ، وَلَمْ يَدْعُ مَعَهُمْ أَحَدًا غَيْرَهُمْ، فَلَمَّا اجْتَمَعُوا جَاءَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَا كَانَ حَدِيثٌ بَلَغَنِي عَنْكُمْ ". قَالَ لَهُ فُقَهَاؤُهُمْ أَمَّا ذَوُو آرَائِنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَلَمْ يَقُولُوا شَيْئًا، وَأَمَّا أُنَاسٌ مِنَّا حَدِيثَةٌ أَسْنَانُهُمْ فَقَالُوا يَغْفِرُ اللَّهُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعْطِي قُرَيْشًا وَيَتْرُكُ الأَنْصَارَ، وَسُيُوفُنَا تَقْطُرُ مِنْ دِمَائِهِمْ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي أُعْطِي رِجَالاً حَدِيثٌ عَهْدُهُمْ بِكُفْرٍ، أَمَا تَرْضَوْنَ أَنْ يَذْهَبَ النَّاسُ بِالأَمْوَالِ وَتَرْجِعُونَ إِلَى رِحَالِكُمْ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَوَاللَّهِ مَا تَنْقَلِبُونَ بِهِ خَيْرٌ مِمَّا يَنْقَلِبُونَ بِهِ ". قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ رَضِينَا. فَقَالَ لَهُمْ " إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ بَعْدِي أُثْرَةً شَدِيدَةً، فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوُا اللَّهَ وَرَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْحَوْضِ ". قَالَ أَنَسٌ فَلَمْ نَصْبِرْ.
Enes İbn Malik (r.a.)'den nakledilmiştir: "Allah Teala, Hevazin kabilesinden ele geçirilen malları fey olarak Resulüne lütfedince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kureyş'ten bazı kimselere yüzlerce deve verdi. Bunun üzerine ensardan bir grup Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında: "Allah, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i affetsin. Baksana Kureyş'e o kadar mal veriyor bizi ise bırakıyor. Halbuki kılıçlarımızdan hala onların kanları damlıyor." dediler. Onların bu şekilde ileri geri konuştukları Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e haber verildi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensara bir haberci gönderip onları deriden yapılmış bir çadırın altında topladı. İçeride onlardan başka hiç kimseyi bırakmadı. Ensar toplanınca Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Söylediğiniz sözler bana ulaştı, şimdi ne diyeceksiniz?" diye sordu. Aklı başında olan, bilge kişiler (fukaha) söz alıp şöyle dediler: "Ey Allah'ın Resulü, içimizdeki aklı başında kimseler kesinlikle bir şey söylemediler. Fakat aramızda bazı toy delikanlılar da var. Onlar: "Allah, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i affetsin. Baksana Kureyş'e o kadar mal veriyor Ensarı ise bırakıyor. Halbuki kılıçlarımızdan hala onların kanları damlıyor" dediler." Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ben küfürden yeni kurtulmuş bazı kimselere böyle mal veriyorum. Bu insanlar malları alıp giderken siz evinize Resulullah (s.a.v.) ile birlikte dönmeyi istemez misiniz? Allah'a yemin ederim ki, sizin yanınıza alıp götüreceğiniz (Nebi) onların yanlarına ahp götürecekleri (mallardan) daha hayırhdır." Ensar da: "İstemez miyiz ey Allah'ın Resulü, tabi ki buna razıyız" diye cevap verdiler. ResuI-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara şöyle dedi: "Siz benden sonra çok aşırı derecede bencillikler göreceksiniz. Siz Allah ile ve havzın başında Resulü ile karşılaşıncaya kadar sabredin!" Ancak biz sabredemedik
Narrated Anas bin Malik:When Allah favored His Apostle with the properties of Hawazin tribe as Fai (booty), he started giving to some Quraishi men even up to one-hundred camels each, whereupon some Ansari men said about Allah's Messenger (ﷺ), "May Allah forgive His Apostle! He is giving to (men of) Quraish and leaves us, in spite of the fact that our swords are still dropping blood (of the infidels)" When Allah's Messenger (ﷺ) was informed of what they had said, he called the Ansar and gathered them in a leather tent and did not call anybody else along, with them. When they gathered, Allah's Messenger (ﷺ) came to them and said, "What is the statement which, I have been informed, and that which you have said?" The learned ones among them replied," O Allah's Messenger (ﷺ)! The wise ones amongst us did not say anything, but the youngsters amongst us said, 'May Allah forgive His Apostle; he gives the Quraish and leaves the Ansar, in spite of the fact that our swords are still dribbling (wet) with the blood of the infidels.' " Allah's Messenger (ﷺ) replied, I give to such people as are still close to the period of Infidelity (i.e. they have recently embraced Islam and Faith is still weak in their hearts). Won't you be pleased to see people go with fortune, while you return with Allah's Messenger (ﷺ) to your houses? By Allah, what you will return with, is better than what they are returning with." The Ansar replied, "Yes, O Allah's Messenger (ﷺ), we are satisfied' Then the Prophet (ﷺ) said to them." You will find after me, others being preferred to you. Then be patient till you meet Allah and meet His Apostle at Al-Kauthar (i.e. a fount in Paradise)." (Anas added:) But we did not remain patient
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ جُبَيْرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ، أَنَّهُ بَيْنَا هُوَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ النَّاسُ مُقْبِلاً مِنْ حُنَيْنٍ عَلِقَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الأَعْرَابُ يَسْأَلُونَهُ حَتَّى اضْطَرُّوهُ إِلَى سَمُرَةٍ، فَخَطِفَتْ رِدَاءَهُ، فَوَقَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَعْطُونِي رِدَائِي، فَلَوْ كَانَ عَدَدُ هَذِهِ الْعِضَاهِ نَعَمًا لَقَسَمْتُهُ بَيْنَكُمْ، ثُمَّ لاَ تَجِدُونِي بَخِيلاً وَلاَ كَذُوبًا وَلاَ جَبَانًا ".
Cübeyr İbn Mut'im r.a.'den nakledilmiştir: "Huneyn dönüşünde ResuI-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idim. Yanındaki insanlarla beraber ilerliyordu. Bu sırada bedeviler kendilerine de mali yardım yapılması için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hücum edip O'nu (s.a.v.) bir çalıya sıkıştırdılar. Öylesine bir izdiham vardı ki, bu bedeviler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in omzuna attığı ridasını bile kaptılar. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduğu yerde durdu ve: "Ridamı geri verin! Yeminle söylüyorum ki, şu gördüğünüz çalılıların sayısınca deve sürüsü olsa hepsini size dağıtırdım. Sonra da benim cimri, yalancı ve korkak biri olmadığımı görürdünüz" buyurdu
Narrated Jubair bin Mut`im:That while he was with Allah's Messenger (ﷺ) who was accompanied by the people on their way back from Hunain, the bedouins started begging things of Allah's Messenger (ﷺ) so much so that they forced him to go under a Samura tree where his loose outer garment was snatched away. On that, Allah's Messenger (ﷺ) stood up and said to them, "Return my garment to me. If I had as many camels as these trees, I would have distributed them amongst you; and you will not find me a miser or a liar or a coward
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه قَالَ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ بُرْدٌ نَجْرَانِيٌّ غَلِيظُ الْحَاشِيَةِ، فَأَدْرَكَهُ أَعْرَابِيٌّ فَجَذَبَهُ جَذْبَةً شَدِيدَةً، حَتَّى نَظَرْتُ إِلَى صَفْحَةِ عَاتِقِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَدْ أَثَّرَتْ بِهِ حَاشِيَةُ الرِّدَاءِ مِنْ شِدَّةِ جَذْبَتِهِ، ثُمَّ قَالَ مُرْ لِي مِنْ مَالِ اللَّهِ الَّذِي عِنْدَكَ. فَالْتَفَتَ إِلَيْهِ، فَضَحِكَ ثُمَّ أَمَرَ لَهُ بِعَطَاءٍ.
Enes İbn Malik r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte yürüyordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerinde Necran yapımı kalın dokunmuş bir hırka vardı. Bir bedevı gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hırkasına öyle bir asıldı ki hırkanın izinin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in boynuna çıktığını gördüm. Bedevi Resulullah s.a.v.'ın hırkasına asılırken bir taraftan da şöyle diyordu: "Söyle onlara senin elinde bulunan Allah'ın mallarından bana da versinler!" Bunun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bedeviye dönüp gülümsedi ve ona mal verilmesini emretti. "
Narrated Anas bin Malik:While I was walking with the Prophet (ﷺ) who was wearing a Najrani outer garment with a thick hem, a bedouin came upon the Prophet (ﷺ) and pulled his garment so violently that I could recognize the impress of the hem of the garment on his shoulder, caused by the violence of his pull. Then the bedouin said, "Order for me something from Allah's Fortune which you have." The Prophet (ﷺ) turned to him and smiled, and ordered that a gift be given to him
Tekrar:
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ حُنَيْنٍ آثَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أُنَاسًا فِي الْقِسْمَةِ، فَأَعْطَى الأَقْرَعَ بْنَ حَابِسٍ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ، وَأَعْطَى عُيَيْنَةَ مِثْلَ ذَلِكَ، وَأَعْطَى أُنَاسًا مِنْ أَشْرَافِ الْعَرَبِ، فَآثَرَهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْقِسْمَةِ. قَالَ رَجُلٌ وَاللَّهِ إِنَّ هَذِهِ الْقِسْمَةَ مَا عُدِلَ فِيهَا، وَمَا أُرِيدَ بِهَا وَجْهُ اللَّهِ. فَقُلْتُ وَاللَّهِ لأُخْبِرَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم. فَأَتَيْتُهُ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ " فَمَنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ يَعْدِلِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ رَحِمَ اللَّهُ مُوسَى قَدْ أُوذِيَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصَبَرَ ".
Abdullah İbn Mes'ud r.a.'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Huneyn savaşından sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ganimet mallarını paylaştırırken insanların bir kısmını diğerlerine tercih etmişti. Mesela; Akra' İbn Habis ile Uyeyne'ye yüzer deve vermişti. Ayrıca bu paylaştırma sırasında Araplar'ın eşrafından bir kısmını da diğer insanlara tercih etmişti. Ben birisinin bu paylaştırmadan hoşlanmayarak şöyle dediğini duydum: "Vallahi bu paylaştırma adil yapılmamıştır ve bu paylaştırma sırasında kesinlikle Allah'ın rızası gözetilmemiştir." Ben de kendi kendime: "Allah'a yemin ederim ki, bu adamın söylediklerini Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlatacağım" dedim ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gidip olan biteni anlattım. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunun üzerine şöyle buyurdu: "Allah ve Resulü adil olmayacaksa başka kim adil olabilir?! Allah Hz. Musa'ya rahmet eylesin, o bundan daha fazla eziyet gördüğü halde yine de sabretmişti. "
Narrated `Abdullah:On the day (of the battle) of Hunain, Allah's Messenger (ﷺ) favored some people in the distribution of the booty (to the exclusion of others); he gave Al-Aqra' bin H`Abis one-hundred camels and he gave 'Uyaina the same amount, and also gave to some of the eminent Arabs, giving them preference in this regard. Then a person came and said, "By Allah, in this distribution justice has not been observed, nor has Allah's Pleasure been aimed at." I said (to him), "By Allah, I will inform the Prophet (of what you have said), "I went and informed him, and he said, "If Allah and His Apostle did not act justly, who else would act justly. May Allah be merciful to Moses, for he was harmed with more than this, yet he kept patient
Tekrar:
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ أَسْمَاءَ ابْنَةِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ كُنْتُ أَنْقُلُ النَّوَى مِنْ أَرْضِ الزُّبَيْرِ الَّتِي أَقْطَعَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى رَأْسِي، وَهْىَ مِنِّي عَلَى ثُلُثَىْ فَرْسَخٍ. وَقَالَ أَبُو ضَمْرَةَ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَقْطَعَ الزُّبَيْرَ أَرْضًا مِنْ أَمْوَالِ بَنِي النَّضِيرِ.
Esma binti Ebi Bekir r.anha'nın şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Zübeyr'e ikta olarak verdiği arazide başımın üstünde hurma taşıyordum. Bu arazi ile evimin arası iki üç fersah idi." Hişam babasının şöyle dediğini nakletmiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nadır oğulları Yahudilerinden alınan mallardan ikta olarak Zübeyr'e bir arazi vermişti
Narrated Asma bint Abu Bakr:I used to carry the date stones on my head from the land of Az-Zubair which Allah's Messenger (ﷺ) had given to him, and it was at a distance of 2/3 of a Farsakh from my house. Narrated Hisham's father: The Prophet (ﷺ) gave Az-Zubair a piece of land from the property of Bani An- Nadir (gained as war booty)
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، أَجْلَى الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى مِنْ أَرْضِ الْحِجَازِ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا ظَهَرَ عَلَى أَهْلِ خَيْبَرَ أَرَادَ أَنْ يُخْرِجَ الْيَهُودَ مِنْهَا، وَكَانَتِ الأَرْضُ لَمَّا ظَهَرَ عَلَيْهَا لِلْيَهُودِ وَلِلرَّسُولِ وَلِلْمُسْلِمِينَ، فَسَأَلَ الْيَهُودُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَتْرُكَهُمْ عَلَى أَنْ يَكْفُوا الْعَمَلَ، وَلَهُمْ نِصْفُ الثَّمَرِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " نُقِرُّكُمْ عَلَى ذَلِكَ مَا شِئْنَا ". فَأُقِرُّوا حَتَّى أَجْلاَهُمْ عُمَرُ فِي إِمَارَتِهِ إِلَى تَيْمَاءَ وَأَرِيحَا.
Abdullah İbn Ömer r.a.'den nakledilmiştir: "Ömer İbnü'l-Hattab, Yahudileri ve Hıristiyanları Hicaz topraklarından sürüp çıkardı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hayber'i ele geçirince Yahudileri buradan çıkarmak istemişti. Hayber fethedildiğinde bu topraklar Yahudilere, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ve Müslümanlara aitti. Yahudiler Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek şöyle bir teklifte bulundular: "Biz bu topraklarda kalıp işi üstlenelim ve elde ettiğimiz ürünlerin yarısını da size verelim." Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de bu teklifi kabul ederek şöyle dedi: "Bu toprakları teklif ettiğiniz şartla size bırakıyoruz ancak bizim dilediğimiz süre kadar kalacaksınız." Yahudilerin bu şartlarda orada kalmalarına müsaade edildi. Ancak Hz. Ömer devlet başkanlığı döneminde onları Teyma ve Erıha tarafına sürdü
Narrated Ibn `Umar:`Umar bin Al-Khattab expelled all the Jews and Christians from the land of Hijaz. Allah's Messenger (ﷺ) after conquering Khaibar, thought of expelling the Jews from the land which, after he conquered it belonged to Allah, Allah's Messenger (ﷺ) and the Muslims. But the Jews requested Allah's Messenger (ﷺ) to leave them there on the condition that they would do the labor and get half of the fruits (the land would yield). Allah's Messenger (ﷺ) said, "We shall keep you on these terms as long as we wish." Thus they stayed till the time of `Umar's Caliphate when he expelled them to Taima and Ariha
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا مُحَاصِرِينَ قَصْرَ خَيْبَرَ، فَرَمَى إِنْسَانٌ بِجِرَابٍ فِيهِ شَحْمٌ، فَنَزَوْتُ لآخُذَهُ، فَالْتَفَتُّ فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَحْيَيْتُ مِنْهُ.
Abdullah İbn Muğaffel'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Hayber kalesini kuşatmıştık. Bu sırada kaledekilerden birisi iç yağı dolu bir tulum attı. Ben de bu tulumu almak için hemen yerimden fırladım. Arkamı döndüğümde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i görünce çok utandım."
Narrated `Abdullah bin Mughaffal:While we were besieging the fort of Khaibar, a person threw a leather container containing fat, and I ran to take it, but when I turned I saw the Prophet (standing behind), so I felt embarrassed in front of him
Tekrar:
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كُنَّا نُصِيبُ فِي مَغَازِينَا الْعَسَلَ وَالْعِنَبَ فَنَأْكُلُهُ وَلاَ نَرْفَعُهُ.
Abdullah İbn Ömer r.a. şöyle demiştir: "Biz çıktığımız savaşlarda bazen bal ve üzüm ele geçirirdik. Bunları kaldırıp götürmeden yerdik
Narrated Ibn `Umar:In our holy battles, we used to get honey and grapes, as war booty which we would eat and would not store
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ أَصَابَتْنَا مَجَاعَةٌ لَيَالِيَ خَيْبَرَ، فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ خَيْبَرَ وَقَعْنَا فِي الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ، فَانْتَحَرْنَاهَا فَلَمَّا غَلَتِ الْقُدُورُ، نَادَى مُنَادِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اكْفَئُوا الْقُدُورَ، فَلاَ تَطْعَمُوا مِنْ لُحُومِ الْحُمُرِ شَيْئًا. قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَقُلْنَا إِنَّمَا نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَنَّهَا لَمْ تُخَمَّسْ. قَالَ وَقَالَ آخَرُونَ حَرَّمَهَا الْبَتَّةَ. وَسَأَلْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ فَقَالَ حَرَّمَهَا الْبَتَّةَ.
Abdullah İbn Ebi Evfa'nın şöyle dediği nakledilmiştir: "Hayber savaşı için hazırlandığımız gecelerde yiyeceğimiz kalmadığı için çok acıkmıştık. Hayber'in fethedildiği gün ise evcil Eşekler ele geçirip boğazladık. Kurduğumuz ocaklardaki tencereler kaynadığında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in görevlendirdiği birisi yüksek sesle şu duyuruyu yaptı: "Tencereleri devirin ve Eşeklerin etinden tek bir lokma bile yemeyin!" Abdullah İbn Ebi Evfa şöyle demiştir: "Bu Eşekler henüz ganimetler arasına katılıp beşte biri ayrılmadığı için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem etlerinin yenmesini yasaklamıştı." Bazıları ise Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evcil Eşeklerin etini kesin olarak haram kıldığını söylemişlerdir. Ravi Şeybani dedi ki: Said İbn Cübeyr de: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evcil eşeklerin etini kesin olarak haram kıldı" demiştir.
Narrated Ibn Abi `Aufa:We were afflicted with hunger during the besiege of Khaibar, and when it was the day of (the battle of) Khaibar, we slaughtered the donkeys and when the pots got boiling (with their meat). Allah's Apostle made an announcement that all the pots should be upset and that nobody should eat anything of the meat of the donkeys. We thought that the Prophet (ﷺ) prohibited that because the Khumus had not been taken out of the booty (i.e. donkeys); other people said, "He prohibited eating them for ever." The sub-narrator added, "I asked Sa`id bin Jubair who said, 'He has made the eating of donkeys' meat illegal for ever
Tekrar:
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ عَمْرًا، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا مَعَ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ وَعَمْرِو بْنِ أَوْسٍ، فَحَدَّثَهُمَا بَجَالَةُ، سَنَةَ سَبْعِينَ ـ عَامَ حَجَّ مُصْعَبُ بْنُ الزُّبَيْرِ بِأَهْلِ الْبَصْرَةِ ـ عِنْدَ دَرَجِ زَمْزَمَ قَالَ كُنْتُ كَاتِبًا لِجَزْءِ بْنِ مُعَاوِيَةَ عَمِّ الأَحْنَفِ، فَأَتَانَا كِتَابُ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ قَبْلَ مَوْتِهِ بِسَنَةٍ فَرِّقُوا بَيْنَ كُلِّ ذِي مَحْرَمٍ مِنَ الْمَجُوسِ. وَلَمْ يَكُنْ عُمَرُ أَخَذَ الْجِزْيَةَ مِنَ الْمَجُوسِ. حَتَّى شَهِدَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخَذَهَا مِنْ مَجُوسِ هَجَرٍ.
Amr İbn Dinar'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Cabir İbn Zeyd ve Amr İbn Evs ile birlikte zemzem kuyusunun basamaklarında oturuyordum. Becale İbn Abede gelip onlarla konuşmaya başladı ve Mus'ab İbnü'z-Zübeyr'in Basralılara hac yaptırdığı yetmiş senesinden bahsederek şunları söyledi: "Ben, Cez' İbn Muaviye'nin - bu zat Ahnef İbn Kays'ın amcasıdır - katibi idim . .Bize Ömer İbnü'I-Hattab'ın talimatlarını içeren bir yazı geldi. Ömer'in ölümünden bir yıl önce gelen bu yazıda: "Mecusilerden (İslam'a göre birbiriyle evlenmeleri haram olan) yakın akrabalarla evli olanları birbirinden ayırın!" deniyordu. [-3157-] Abdurrahman İbn Avf, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hecer Mecusilerinden cizye aldığına dair şehadette bulunana kadar Hz. Ömer Mecusılerden cizye almadı
Narrated `Amr bin Dinar:I was sitting with Jabir bin Zaid and `Amr bin Aus, and Bajala was narrating to them in 70 A.H. the year when Mus`ab bin Az-Zubair was the leader of the pilgrims of Basra. We were sitting at the steps of Zamzam well and Bajala said, "I was the clerk of Juz bin Muawiya, Al-Ahnaf's paternal uncle. A letter came from `Umar bin Al-Khattab one year before his death; and it was read:-- "Cancel every marriage contracted among the Magians between relatives of close kinship (marriages that are regarded illegal in Islam: a relative of this sort being called Dhu-Mahram.)" `Umar did not take the Jizya from the Magian infidels till `Abdur-Rahman bin `Auf testified that Allah's Messenger (ﷺ) had taken the Jizya from the Magians of Hajar
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمْرَو بْنَ عَوْفٍ الأَنْصَارِيَّ وَهْوَ حَلِيفٌ لِبَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ وَكَانَ شَهِدَ بَدْرًا أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ إِلَى الْبَحْرَيْنِ يَأْتِي بِجِزْيَتِهَا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ صَالَحَ أَهْلَ الْبَحْرَيْنِ وَأَمَّرَ عَلَيْهِمُ الْعَلاَءَ بْنَ الْحَضْرَمِيِّ، فَقَدِمَ أَبُو عُبَيْدَةَ بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ، فَسَمِعَتِ الأَنْصَارُ بِقُدُومِ أَبِي عُبَيْدَةَ فَوَافَتْ صَلاَةَ الصُّبْحِ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمَّا صَلَّى بِهِمِ الْفَجْرَ انْصَرَفَ، فَتَعَرَّضُوا لَهُ، فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ رَآهُمْ وَقَالَ " أَظُنُّكُمْ قَدْ سَمِعْتُمْ أَنَّ أَبَا عُبَيْدَةَ قَدْ جَاءَ بِشَىْءٍ ". قَالُوا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَأَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ، فَوَاللَّهِ لاَ الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ، وَلَكِنْ أَخْشَى عَلَيْكُمْ أَنْ تُبْسَطَ عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا وَتُهْلِكَكُمْ كَمَا أَهْلَكَتْهُمْ ".
Amr İbn Avf'ın -Amir İbn Luey oğullarının müttefikidir ve Amr Bedir savaşına katılmıştır - şöyle dediği nakledilmektedir: «Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ebu Ubeyde İbnü'l-Cerrah'ı cizyeleri toplayıp getirmesi için Bahreyn'e göndermişti. O sırada Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Bahreyn halkı ile anlaşması bulunuyordu. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bahreyn yöneticisi (emir) olarak Ala İbnü'l-Hadramı'yi atamıştı. Ebu Ubeyde Bahreyn'den topladığı mallarla sabah namazı vaktinde Medine'ye döndü. Onun döndüğünü ensar da duymuş ve sabah namazı için mescide gelmişti. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem cemaate sabah namazını kıldırdıktan sonra döndü gidiyordu. Orada bulunanlar hemen O'na s.a.v. doğru koşuşturup önünde durdular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem da onları görünce tebessüm etti ve şöyle dedi: "Sanırım, Ebu Ubeyde'nin bir şeyler getirdiğini duydunuz!" Onlar da: "Evet, ey Allah'ın Resulü" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Müjdeler olsun size, bundan böyle sizi sevindirecek şeyleri de umabilirsiniz. Vallahi, sizin hakkınızda beni endişeye sevk eden fakirlik değildir. Ancak dünyanın sizden öncekilere olduğu gibi size de olanca genişliği ile açılmasından, onların bu dünyalığı elde etmek için birbirleriyle kıran kırana yarıştıkları gibi sizin de yarışmanızdan ve dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum"
Narrated `Amr bin `Auf Al-Ansari:(who was an ally of Bani `Amr bin Lu'ai and one of those who had taken part in (the Ghazwa of) Badr): Allah's Messenger (ﷺ) sent Abu 'Ubaida bin Al-Jarreh to Bahrain to collect the Jizya. Allah's Messenger (ﷺ) had established peace with the people of Bahrain and appointed Al-`Ala' bin Al-Hadrami as their governor. When Abu 'Ubaida came from Bahrain with the money, the Ansar heard of Abu 'Ubaida's arrival which coincided with the time of the morning prayer with the Prophet. When Allah's Messenger (ﷺ) led them in the morning prayer and finished, the Ansar approached him, and he looked at them and smiled on seeing them and said, "I feel that you have heard that Abu. 'Ubaida has brought something?" They said, "Yes, O Allah's Messenger (ﷺ)' He said, "Rejoice and hope for what will please you! By Allah, I am not afraid of your poverty but I am afraid that you will lead a life of luxury as past nations did, whereupon you will compete with each other for it, as they competed for it, and it will destroy you as it destroyed them
Tekrar:
حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ، وَزِيَادُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ حَيَّةَ، قَالَ بَعَثَ عُمَرُ النَّاسَ فِي أَفْنَاءِ الأَمْصَارِ يُقَاتِلُونَ الْمُشْرِكِينَ، فَأَسْلَمَ الْهُرْمُزَانُ فَقَالَ إِنِّي مُسْتَشِيرُكَ فِي مَغَازِيَّ هَذِهِ. قَالَ نَعَمْ، مَثَلُهَا وَمَثَلُ مَنْ فِيهَا مِنَ النَّاسِ مِنْ عَدُوِّ الْمُسْلِمِينَ مَثَلُ طَائِرٍ لَهُ رَأْسٌ وَلَهُ جَنَاحَانِ وَلَهُ رِجْلاَنِ، فَإِنْ كُسِرَ أَحَدُ الْجَنَاحَيْنِ نَهَضَتِ الرِّجْلاَنِ بِجَنَاحٍ وَالرَّأْسُ، فَإِنْ كُسِرَ الْجَنَاحُ الآخَرُ نَهَضَتِ الرِّجْلاَنِ وَالرَّأْسُ، وَإِنْ شُدِخَ الرَّأْسُ ذَهَبَتِ الرِّجْلاَنِ وَالْجَنَاحَانِ وَالرَّأْسُ، فَالرَّأْسُ كِسْرَى، وَالْجَنَاحُ قَيْصَرُ، وَالْجَنَاحُ الآخَرُ فَارِسُ، فَمُرِ الْمُسْلِمِينَ فَلْيَنْفِرُوا إِلَى كِسْرَى. وَقَالَ بَكْرٌ وَزِيَادٌ جَمِيعًا عَنْ جُبَيْرِ بْنِ حَيَّةَ قَالَ فَنَدَبَنَا عُمَرُ وَاسْتَعْمَلَ عَلَيْنَا النُّعْمَانَ بْنَ مُقَرِّنٍ، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِأَرْضِ الْعَدُوِّ، وَخَرَجَ عَلَيْنَا عَامِلُ كِسْرَى فِي أَرْبَعِينَ أَلْفًا، فَقَامَ تُرْجُمَانٌ فَقَالَ لِيُكَلِّمْنِي رَجُلٌ مِنْكُمْ. فَقَالَ الْمُغِيرَةُ سَلْ عَمَّا شِئْتَ. قَالَ مَا أَنْتُمْ قَالَ نَحْنُ أُنَاسٌ مِنَ الْعَرَبِ كُنَّا فِي شَقَاءٍ شَدِيدٍ وَبَلاَءٍ شَدِيدٍ، نَمَصُّ الْجِلْدَ وَالنَّوَى مِنَ الْجُوعِ، وَنَلْبَسُ الْوَبَرَ وَالشَّعَرَ، وَنَعْبُدُ الشَّجَرَ وَالْحَجَرَ، فَبَيْنَا نَحْنُ كَذَلِكَ، إِذْ بَعَثَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَرَبُّ الأَرَضِينَ تَعَالَى ذِكْرُهُ وَجَلَّتْ عَظَمَتُهُ إِلَيْنَا نَبِيًّا مِنْ أَنْفُسِنَا، نَعْرِفُ أَبَاهُ وَأُمَّهُ، فَأَمَرَنَا نَبِيُّنَا رَسُولُ رَبِّنَا صلى الله عليه وسلم أَنْ نَقَاتِلَكُمْ حَتَّى تَعْبُدُوا اللَّهَ وَحْدَهُ أَوْ تُؤَدُّوا الْجِزْيَةَ، وَأَخْبَرَنَا نَبِيُّنَا صلى الله عليه وسلم عَنْ رِسَالَةِ رَبِّنَا أَنَّهُ مَنْ قُتِلَ مِنَّا صَارَ إِلَى الْجَنَّةِ فِي نَعِيمٍ لَمْ يَرَ مِثْلَهَا قَطُّ، وَمَنْ بَقِيَ مِنَّا مَلَكَ رِقَابَكُمْ. فَقَالَ النُّعْمَانُ رُبَّمَا أَشْهَدَكَ اللَّهُ مِثْلَهَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يُنَدِّمْكَ وَلَمْ يُخْزِكَ، وَلَكِنِّي شَهِدْتُ الْقِتَالَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا لَمْ يُقَاتِلْ فِي أَوَّلِ النَّهَارِ انْتَظَرَ حَتَّى تَهُبَّ الأَرْوَاحُ وَتَحْضُرَ الصَّلَوَاتُ.
Cübeyr İbn Hayye'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Hz. Ömer, çeşitli ülkelerdeki müşriklerle savaşmaları için büyük şehirlere ordular göndermişti. Bu savaşlar sonunda Hürmüzan Müslüman oldu. Hz. Ömer ona: "Ben seninle düşmanlarımız ile yapacağımız savaş konusunda görüş alışverişinde bulunmak istiyorum" dedi ve o da: "Hay hay, Sizin düşmanınız olan bu ülkeler ile orada yaşayan ve Müslümanların düşmanı olan halk tek başlı, çift kanatlı ve çift ayaklı bir kuşa benzer. Bu kanatlardan birisi koparılsa bile kuşun iki ayağı, tek kanadı ve başı hayatını sürdürmesine yeter. Diğer kanadı da koparılacak olursa iki ayağı ve başı ile yaşamaya devam eder. Fakat kuşun kafasını gövdesinden ayırırsanız iki ayağı, iki kanadı ve kafayı işlevsiz hale getirirsiniz. Bu kuşun kafası Kisra, kanatlardan biri Kayser diğeri de pers / Fars hükümdarıdır. Sen Müslümanlara emret, Kisra'nın üzerine yürüsünler!" diye cevap verdi." Bekir ve Ziyad, her ikisi de Cübeyr İbn Hayye'nin şöyle dediğini nakletmişlerdir: "Hz. Ömer bir ordu kurup bizi bu ordu da görevlendirdi. Başımıza da komutan olarak Nu'man İbn Mukarrin'i atadı. Biz sefere çıkıp düşman topraklarına girince Kisra'nın komutanlarından birisi kırk bin kişilik bir ordu ile bizi karşıladı. Bir tercüman kalkıp: "İçinizden biri bizimle konuşsun!" dedi. Bunun üzerine Muğıre: "İstediğini sor bakalım!" dedi. Tercüman da: "Siz kimsiniz, burada ne işiniz var?" dedi. Muğire ona şöyle cevap verdi: "Bizler Araplarız. Daha önce hiç düşünemeyeceğiniz kadar bedbaht, sıkıntılı ve çaresiz bir durumda idik. Açlıktan (nefesimiz kokuyordu) deriyi ve hurma çekirdeklerini gevip emerdik. Sırtımıza giydiğimiz hayvan postları idi. Üstelik ağaçlara ve taşlara tapan bir topluluktuk. Biz bu durumda iken göklerin ve yerlerin Rabbi - O'nun şanı pek yücedir, azametinin ululuğuna sınır yoktur - bize kendi içimizden, anasını ve babasını bildiğimiz bir Nebi gönderdi. Nebiimiz, Rabbimizin elçisi bize siz sadece Allah'a ibadet eden kullar oluncaya veya kendi ellerinizle cizye verinceye kadar sizinle savaşmamızı emretti. Nebiimiz bize Rabbimizden aldığı vahiy ile, bizden kim öldürülürse onun cennete gideceğini, orada eşi benzeri görülmemiş nimetler içinde olacağını ve sağ kalanların da sizin üzerinize hükümran olacaklarını, söyledi." [-3160-] Nu'man Muğire'ye şöyle demiştir: "Belki de Allah seni Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bunun gibi sıkıntılı durumlara da şahit kılmış, O'nunla s.a.v. birlikte katlandığın bu sıkıntılara karşı sana bir yılgınlık / pişmanlık vermemiş ve seni mahrum da bırakmamıştır. Ben de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber savaşa çıktım. O s.a.v. günün başında savaşa girişmemişse rüzgarlar esene ve namaz vakitleri girene kadar beklerdi
Narrated Jubair bin Haiya:`Umar sent the Muslims to the great countries to fight the pagans. When Al-Hurmuzan embraced Islam, `Umar said to him. "I would like to consult you regarding these countries which I intend to invade." Al-Hurmuzan said, "Yes, the example of these countries and their inhabitants who are the enemies. of the Muslims, is like a bird with a head, two wings and two legs; If one of its wings got broken, it would get up over its two legs, with one wing and the head; and if the other wing got broken, it would get up with two legs and a head, but if its head got destroyed, then the two legs, two wings and the head would become useless. The head stands for Khosrau, and one wing stands for Caesar and the other wing stands for Faris. So, order the Muslims to go towards Khosrau." So, `Umar sent us (to Khosrau) appointing An-Nu`man bin Muqrin as our commander. When we reached the land of the enemy, the representative of Khosrau came out with forty-thousand warriors, and an interpreter got up saying, "Let one of you talk to me!" Al-Mughira replied, "Ask whatever you wish." The other asked, "Who are you?" Al-Mughira replied, "We are some people from the Arabs; we led a hard, miserable, disastrous life: we used to suck the hides and the date stones from hunger; we used to wear clothes made up of fur of camels and hair of goats, and to worship trees and stones. While we were in this state, the Lord of the Heavens and the Earths, Elevated is His Remembrance and Majestic is His Highness, sent to us from among ourselves a Prophet whose father and mother are known to us. Our Prophet, the Messenger of our Lord, has ordered us to fight you till you worship Allah Alone or give Jizya (i.e. tribute); and our Prophet has informed us that our Lord says:-- "Whoever amongst us is killed (i.e. martyred), shall go to Paradise to lead such a luxurious life as he has never seen, and whoever amongst us remains alive, shall become your master." (Al-Mughira, then blamed An-Nu`man for delaying the attack and) An-Nu' man said to Al-Mughira, "If you had participated in a similar battle, in the company of Allah's Messenger (ﷺ) he would not have blamed you for waiting, nor would he have disgraced you. But I accompanied Allah's Apostle in many battles and it was his custom that if he did not fight early by daytime, he would wait till the wind had started blowing and the time for the prayer was due (i.e. after midday)