630 hadis bulundu · sayfa 4/32
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا عَبَّاسُ بْنُ سَهْلٍ السَّاعِدِيُّ، قَالَ اجْتَمَعَ أَبُو حُمَيْدٍ وَأَبُو أُسَيْدٍ السَّاعِدِيُّ وَسَهْلُ بْنُ سَعْدٍ وَمُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَذَكَرُوا صَلاَةَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ أَبُو حُمَيْدٍ أَنَا أَعْلَمُكُمْ بِصَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَامَ فَكَبَّرَ وَرَفَعَ يَدَيْهِ، ثُمَّ رَفَعَ حِينَ كَبَّرَ لِلرُّكُوعِ، ثُمَّ قَامَ فَرَفَعَ يَدَيْهِ، وَاسْتَوَى حَتَّى رَجَعَ كُلُّ عَظْمٍ إِلَى مَوْضِعِهِ .
Abbas bin Sehl-i Saidi (r.a.)'dan şöyle demiştir: (Sahabilerden) Ebu Humeyd (es-Saidi), Ebu Useyd es-Saidi, Sehl bin Sa'd (es-Saidi) ve Muhammed bin Mesleme (r.a.) toplanmıştılar. Bir ara Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namazını anlattılar. Ebu Humeyd (r.a.) : Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Seüem)'in namazını hepinizden daha iyi bilirim. Muhakkak ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza kalktı, tekbir alarak ellerini kaldırdı. Sonra rükü'a varmak için tekbir aldığı zaman ellerini kaldırdı. Sonra rüku'dan kalktı da ellerini kaldırdı ve her kemik yerine dönünceye kadar tam doğruldu, dedi
‘Abbas bin Sahl As-Sa’di said:“Abu Humaid, Abu Usaid As-Sa’di, Sahl bin Sa’d, and Muhammad bin Maslamah came together and spoke about the prayer of the Messenger of Allah (ﷺ). Abu Humaid said: ‘I am the most knowledgeable of you about the prayer of the Messenger of Allah (ﷺ). The Messenger of Allah (ﷺ) stood up and said Allahu Akbar, and raised his hands, then he raised them when he said Allahu Akbar for Ruku’, then he stood up and raised his hands, and stood straight until every bone had returned to its place.’”
حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ أَبُو أَيُّوبَ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ الْمَكْتُوبَةِ كَبَّرَ وَرَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى يَكُونَا حَذْوَ مَنْكِبَيْهِ وَإِذَا أَرَادَ أَنْ يَرْكَعَ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ، وَإِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ، وَإِذَا قَامَ مِنَ السَّجْدَتَيْنِ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ .
Ali bin Ebi Talib (r.a.)'den şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) farz namaza kalktığı zaman tekbir getirirdi ve ellerini omuzlarının hizasında oluncaya kadar kaldırırdı. Rüku'a gitmek istediği zaman bunun mislini yapardı. Rüku'dan başını kaldırdığı zaman da bunun mislini yapardı. Ve iki rekatten (üçüncü rek'ate) kalktığı zaman bunun mislini yapardı."
It was narrated that ‘Ali bin Abu Talib said:“When the Prophet (ﷺ) stood up to offer a prescribed prayer, he said Allahu Akbar and raised his hands until they were parallel to his shoulders. When he wanted to bow he did likewise; when he raised his head from bowing he did likewise; and when he stood up after the two prostrations he did likewise.”
Diğer tahric: Müslim, salat; Ebu Davud, salat; Tirmizî, salat; Nesai, sehv, Darimî, salat; Ahmed b. Hanbel II, 8; V
حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ رِيَاحٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يَرْفَعُ يَدَيْهِ عِنْدَ كُلِّ تَكْبِيرَةٍ .
Abdullah bin Abbas (r.a.)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), her tekbir getirişinde ellerini kaldırırdı." Not: Ravi Ömer bin Ribah'ın zayıflığı üzerinde alimler müttefik oldukları için isnadın zayıf olduğu Zev:iid'de bildirilmiştir
It was narrated from Ibn ‘Abbas that the Messenger of Allah (ﷺ) used to raise his hands at every Takbir (saying Allahu Akbar)
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يَرْفَعُ يَدَيْهِ إِذَا دَخَلَ فِي الصَّلاَةِ، وَإِذَا رَكَعَ .
Enes (bin Malik) (r.a.)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), namaza girdiği zaman ve rüku'a gittiği zaman ellerini kaldırırdı." Not: Zevaid'de isnadı sahihtir. ricali Buhari ve Müslim'in ricalidir. Fakat Darekutni bu hadisi mevkufla ma'lul sayarak: Abdü'I-Vehhab'dan başkası bunu Humeyd'den merfu' olarak rivayet etmemiştir. Doğrusu şudur ki: Hadiste yapılan el kaldırma işi, Enes (r.a.)'in fiilidir, demiştir. İbn-i Huzeyme ve: İbn-i Hibban bu hadisi kendi sahihlerinde rivayet etmişlerdir. denilmiştir
It was narrated from Anas that the Messenger of Allah (ﷺ) used to raise his hands when he entered prayer, and when he bowed in Ruku’
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُعَاذٍ الضَّرِيرُ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ، قَالَ قُلْتُ لأَنْظُرَنَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَيْفَ يُصَلِّي، فَقَامَ فَاسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ فَرَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى حَاذَتَا أُذُنَيْهِ، فَلَمَّا رَكَعَ رَفَعَهُمَا مِثْلَ ذَلِكَ، فَلَمَّا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ رَفَعَهُمَا مِثْلَ ذَلِكَ .
Vail bin Hucr (r.a.)'den şöyle demiştir: Ben (kendi kendime) dedim ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e muhakkak ve iyice bakayım, nasıl namaz kılıyor? Bunun üzerine (baktım) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kalktı, kıbleye doğru durdu. Sonra ellerini kulaklarının hizasına kadar kaldırdı. Sonra rüku'a gittiği zaman ellerini bu şekilde kaldırdı. Başını rüku'dan kaldırınca ellerini böylece kaldırdı
It was narrated that Wa’il bin Hujr said:“I said: ‘I will look at the Messenger of Allah (ﷺ) and see how he performs the prayer.’ He stood up and faced the Qiblah, and raised his hands until they were parallel to his ears. When he bowed, he raised them likewise, and when he raised his head from Ruku’, he raised them likewise.”
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو حُذَيْفَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، كَانَ إِذَا افْتَتَحَ الصَّلاَةَ رَفَعَ يَدَيْهِ وَإِذَا رَكَعَ وَإِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ وَيَقُولُ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ . وَرَفَعَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ يَدَيْهِ إِلَى أُذُنَيْهِ .
Ebu'z-Zübeyr (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Cabir bin Abdillah (r.a.) namaza başlarken ellerini kaldırdı ve rüku'a gittiği zaman ile rüku'dan başını kaldırdığı zaman bunun mislini yapardı. Ve: 'Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gördüm. Böyle yaptı,' derdi. Ebu Zübeyr (r.a.)'in ravisi ibrahim bin Tahman da ellerini kulaklarına kadar kaldırmıştır. Not: Zevaid'de bu isnadın ricalinin sika oıduğu bildirilmiştir
It was narrated from Abu Zubair that Jabir bin ‘Abdullah would raise his hands when he began the prayer, and when he bowed, and when he raised (his head) from Ruku’ he would do likewise, and he said:“I saw the Messenger of Allah (ﷺ) doing that.” (One of the narrators) said: “Ibrahim bin Tahman (one of the narrators) raised his hands to his ears.”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ بُدَيْلٍ، عَنْ أَبِي الْجَوْزَاءِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا رَكَعَ لَمْ يَشْخَصْ رَأْسَهُ وَلَمْ يُصَوِّبْهُ، وَلَكِنْ بَيْنَ ذَلِكَ .
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), rüku'a vardığı zaman başını ne yukarıya kaldırır, ne de aşağıya indirir, ikisinin arasında tutardı."
It was narrated that ‘Aishah said:“When the Messenger of Allah (ﷺ) bowed, he neither raised his head nor lowered it, rather (he did something) between that.”
Diğer tahric: Aişe (r.anha)'nın hadisini Müslim 'Namazın sıfatı babı'nda, uzunca bir metin halinde rivayet etmiştir. Bu hadiste, Nebi (s.a.v.)'in, rüku'da mübarek başını beliyle aynı seviyede tuttuğu, yani başını belinin seviyesinden ne yüksek tuttuğu, ne de eğdiği bildirilmiştir. AÇIKLAMA 871’de
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، وَعَمْرُو بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ تُجْزِئُ صَلاَةٌ لاَ يُقِيمُ الرَّجُلُ فِيهَا صُلْبَهُ فِي الرُّكُوعِ وَالسُّجُودِ " .
Ebu Mes'ud (Ukbe bin Amr el-Ensari) (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : «Rüku' ve secdede belini düzgün tutmayan adamın kıldığı namaz, kafi değildir.-"
It was narrated that Abu Mas’ud said:“The Messenger of Allah (ﷺ) said: ‘No prayer is acceptable in which a man does not settle his spine when bowing and when prostrating.’”
Diğer tahric: Ebu Davud, Nesai, Darimi ve Tirmizi AÇIKLAMA 871’de
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُلاَزِمُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَدْرٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَلِيِّ بْنِ شَيْبَانَ، عَنْ أَبِيهِ، . عَلِيِّ بْنِ شَيْبَانَ - وَكَانَ مِنَ الْوَفْدِ - قَالَ خَرَجْنَا حَتَّى قَدِمْنَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَبَايَعْنَاهُ وَصَلَّيْنَا خَلْفَهُ فَلَمَحَ بِمُؤْخِرِ عَيْنِهِ رَجُلاً لاَ يُقِيمُ صَلاَتَهُ - يَعْنِي صُلْبَهُ - فِي الرُّكُوعِ وَالسُّجُودِ فَلَمَّا قَضَى النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الصَّلاَةَ قَالَ " يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ لاَ صَلاَةَ لِمَنْ لاَ يُقِيمُ صُلْبَهُ فِي الرُّكُوعِ وَالسُّجُودِ " .
Ali bin Şeyban (r.a.), kavmi tarafından Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e elçi olarak gönderilen heyetten idi. Kendisi şöyle demiştir : Biz yola çıktık. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardıktan sonra Ona biat ettik. Ve arkasında namaz kıldık. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), namazını düzgün kılmayan, yani rüku' ve secde de belini düzgün tutmayan bir adama kulaktan yana göz ucuyla baktı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazını bitirince: «Ey Müslümanlar cemaati! Rüku' ve secdede belini düzgün tutmayanın namazı yoktur.» buyurdu." Not: Zevaid'de: Bu hadisin isnadı sahih olup, ricali sikadır. İbn-i Huzeyme ve İbn-i Hibban, bu hadisi kendi sahihlerinde rivayet etmişlerdir, denilmiştir
It was narrated that ‘Ali bin Shaiban who was part of a delegation (to the Prophet (ﷺ)) said:“We set out until we came to the Messenger of Allah (ﷺ), and we gave him our oath of allegiance and performed prayer behind him. He glanced out of the corner of his eye at a man who was not settling his spine when he bowed and prostrated. When the Prophet (ﷺ) finished the prayer, he said: ‘O Muslims, there is no prayer for the one who does not settle his spine when bowing and prostrating.’”
Diğer tahric: Ahmed, İbn-i Huzeyme ve İbn-i Hibban AÇIKLAMA (869, 870 ve 871): Gerek Ebu Mes'ud (r.a.)'ın hadisinde ve gerekse Ali bin Şeyban (r.a.)'ın hadisinde geçen, bel'in düzgün tutulmasından maksad, rüku' ve secdede bel'in bir süre hareketsiz tutulmasıdır Buna fıkıh lisanında 'Tume'nine'' denilir. EI-MenheI. Tuhfetu'I-Ahvezi ve Sindi, belin düzgün tutulmasını, tume'nine iIe yorumlamışlardır. Şu halde rükü' ve secdede tume'nine yapmayanın,yani en az bir sübhanellah denilecek kadar belini hareketsiz tutmayan kimsenin namazının sahih olmadığına bu babtaki hadisler delalet etmiş oluyor. Bu hususta alimler arasında görüş ayrılığı vardır. Şöyle ki : 1- Şafiiler, Malikiler, Hanbeliler, Davud-i Zahiri ve Hanefiler'den Ebu Yusuf'a gön~ namazda tume'nine farzdır. Onsuz namaz sahih değildir. Cumhürun görüşü de budur. Delilleri de, bu babta rivayet olunan Ebu Mes'ud (r.a.)'in hadisi ile Buhari ve diğerlerinin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettikleri; namazı eksik kılan kişiye Resulullah (s.a.v.)'in namazı tarif ettiğine dair hadis ve buna benzeyen Enes, Rifaa ve Ali bin Şeyban (r.a.)'in hadisleridir. 2- Ebu Hanife ve Muhammed'e göre tume'nine, namazın farzlarından değildir, Rüku' ve secdede vacibtir. Onsuz namaz, günah olmakla beraber sahihtir. Bu iki alimin delili; ''Rüku' edin ve secde edin... '' ayetidir. Derler ki: Arap dilinde rüku' eğilmektir. Sücud da alçalmaktır. Eğilmek ile alçalmanın asgarisi, farzın yerine getirilmesi için kafidir. Rükı' ve secdede tume'nine'nin, yani duraklamanın farz kılınması, Kur'an nassına bir ilave yapmak demektir. Mütevatir delile ahad hadisi ile yapılan ilave muteber değildir. Cumhur, bu iki alime şöyle cevap verir:. Tume'nine Kur'an nassına bir ilave demek değildir. Kur'an'daki rüku' ve secde ile kasdediimiş olan manayı açıklamaktır. Çünkü arap diline göre secde, alnı yere bırakmaktır. Sünnet (hadis), şer'i olan secdenin, tume'nine ile yapılan secde olduğunu beyan etmiştir. Secde'nin vucubunu te'kid etmek üzere mezkur ayetin inişi, bu görüşü te'yid eder. Nebi (s.a.v.) ve beraberindekiler, ayetin inişinden önce de namaz kılarlardı. Ve tume'ninesiz kılmazlardı. Cumhur, bu konuda rivayet olunmuş olan hadislerin tume'ninesiz olarak kılınan namazın sahih olmadığına delalet ettiklerini söyleyerek, tume'ninenin farz olduğuna hükmetmişlerdir Tuhfetü'I-Ahvezi yazarı, 'Rüku' ve secdede belini düzgün tutmayan babı'nda rivayet edilen Ebu Mes'ud (r.a.)'ın hadisini açıkladıktan sonra şöyle der: ''Cumhura göre namazın bütün rükünlerinde tume'nine farzdır. Hak olanı da budur. EI-Hafız: 'Hanefi alimlerinden meşhur olan rivayet, tume'ninenin sünnet oluşudur. Bir çok müellifleri, bunu belirtmiştir. Fakat Tahavi'nin Sözü, Hanefi alimlerine göre tume'nine'nin vacib olduğuna delalet eder, Çünkü Tahavi, rüku' ve secde miktarını söz konusu ettiğinde, rüku'da üç defa 'Sübhane Rabbiye'l-Azim' denileceğine dair Ebu Davud'un ve başkasının rivayet ettiği hadisi zikrederek: Bu duanın okunacağı süre, rüku'un en az süresidir, dedikten sonra şöyle der: Bazı alimler: Rüku' ve secdenin miktarı budur. Daha az süre kafi değildir, demişlerdir. Bir kısım alimler, bunlara muhalefet ederek: Rüku' halinde durduğu ve secde halinde durakladığı zaman, kafidir, demişlerdir. Ebu Hanife, Ebu Yusuf, ve Muhammed'in kavli budur demiştir. Ben derim ki ta'dili erkan ve bütün rükünlerde tume'nine, Ebu Yusuf'a göre farzdır. Ama Ebu Hanife ve Muhammed'e göre kimisi vacibtir, kimisi sünnettir, demiştir. Es-Siaye sahibi, Hanefi alimlerinin kitablarında konu ile ilgili ibareleri naklettikten sonra şöyle der: 'Hulasa rüku' ve secde, alimlerin ittifakıyla iki rükündür. İhtilaf, bunlardaki tume'nine hakkındadır. Şafii ve Ebu Yusuf'a göre tume'nine farzdır. Tahavi'nin nakline göre Ebu Hanife ile Muhamımed'e göre de tarzdır. El-Cürcani'nin tahricine göre Ebu Hanife ile Muhammed, bunun sünnet olduğuna hükmetmişlerdir. El-Kerhi'nin tahricine göre Ebu Hanife ile Muhammed, tume'ninenin vacibliği görüşündedirler. Büyük bir cemaatın Ebu Hanife ile Muhammed'den naklettikleri görüş, bu son görüştür. Hanefi mezhebine ait metinler de bu görüş üzerinde toplanmışlardır
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ يُوسُفَ الْفِرْيَابِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ عَطَاءٍ، حَدَّثَنَا طَلْحَةُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ رَاشِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ وَابِصَةَ بْنَ مَعْبَدٍ، يَقُولُ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُصَلِّي فَكَانَ إِذَا رَكَعَ سَوَّى ظَهْرَهُ حَتَّى لَوْ صُبَّ عَلَيْهِ الْمَاءُ لاَسْتَقَرَّ .
Vabısa bin Ma'bed (r.a.)'\n şöyle dediği rivayet edilmiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i namaz kılarken gördüm. Rüku' ettiği zaman, belini öyle düzgün tutuyordu ki, eğer üzerine su dökülmüş olsaydı, orada kalacaktı. Not: Zevaid'de: İsnadında Talha bin Zeyd vardır. Buhari ve başkaları: O, hadisi münker bir kimsedir, demişlerdir. Ahmed bin el-Medeni de: O. hadis uydurur, demiş, denilmiştir
It was narrated that Rashid said:“I heard Wabisah bin Ma’bad saying: ‘I saw the Messenger of Allah (ﷺ) performing prayer, and when he bowed he made his back so straight that if water were poured on it, it would have stayed there.’”
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ عَدِيٍّ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ رَكَعْتُ إِلَى جَنْبِ أَبِي فَطَبَّقْتُ فَضَرَبَ يَدِي وَقَالَ قَدْ كُنَّا نَفْعَلُ هَذَا، ثُمَّ أُمِرْنَا أَنْ نَرْفَعَ إِلَى الرُّكَبِ .
Mus'ab bin Sa'd (bin Ebi Vakkas) (r.a.)'dan şöyle demiştir: Ben, babam yanında rüku' ettim de tatbik ettim. Babam elime vurdu ve: Biz böyle yapardık. Sonra ellerimizi diz kapaklarımızın üzerine kaldırmakla emrolunduk. dedi.
It was narrated that Mus’ab bin Sa’d said:“I bowed (in prayer) beside my father, and I put my hands between my knees. He struck my hand and said: ‘We used to do that, then we were commanded to put them on the knees.’”
Diğer tahric: Mus'ab bin Sa'd (r.a.)'ın hadisini Buhari, Müslim ve Nesai de az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Hadisteki Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a.)'e ait metin ise Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet edilmiştir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ حَارِثَةَ بْنِ أَبِي الرِّجَالِ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَرْكَعُ فَيَضَعُ يَدَيْهِ عَلَى رُكْبَتَيْهِ وَيُجَافِي بِعَضُدَيْهِ .
Aişe (r.anha)'den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rüku* ederdi de ellerini diz kapakları üzerine koyardı. Pazılarını (yanlarından) uzaklaştırırdı." Not: İsnadındaki Harise bin Ebl'r-Rical'ın zayıflığı üzerinde alimlerin ittifak ettikleri Zevliid'de bildirilmiştir
It was narrated that ‘Aishah said:“The Messenger of Allah (ﷺ) used to bow with his hands on his knees and his upper arms held away from his sides.”
حَدَّثَنَا أَبُو مَرْوَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ الْعُثْمَانِيُّ وَيَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ إِذَا قَالَ " سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ " . قَالَ " رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu 'Aleyhi ve Sellem) : Semi'allahu limen hamideh dediği zaman Rabbena ve lekel hamd derdi. AÇIKLAMA 879’da
It was narrated from Abu Hurairah that when the Messenger of Allah (ﷺ) said:“Sami’ Allahu liman hamidah (Allah hears those who praise Him),” he said: “Rabbana wa lakal-hamd (O our Lord, to You is the praise).”
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، . أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " إِذَا قَالَ الإِمَامُ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ . فَقُولُوا رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ " .
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «İmam semi'allahu limen hamideh dedigri zaman siz de Rabbena ve lekel hamd deyiniz.» buyurdu. AÇIKLAMA 879’da
It was narrated from Anas bin Malik that the Messenger of Allah (ﷺ) said:“When the Imam says: ‘Sami’ Allahu liman hamidah (Allah hears those who praise Him),’ say: ‘Rabbana wa lakal-hamd (O our Lord, to You is the praise).’”
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " إِذَا قَالَ الإِمَامُ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ . فَقُولُوا اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ " .
Ebu Said-i Hudri (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre kendisi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işitmi$tir: «İmam: semi'allahu limen hamideh dediği zaman siz de: Allahumme Rabbena ve lekel hamd deyiniz.»" AÇIKLAMA 879’da
It was narrated from Abu Sa’eed Al-Khudri that he heard the Messenger of Allah (ﷺ) say:“When the Imam says: ‘Sami’ Allahu liman hamidah (Allah hears those who praise Him),’ say: ‘Allahumma, Rabbana wa lakal-hamd (O Allah! O our Lord! To You is the praise).’”
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ الْحَسَنِ، عَنِ ابْنِ أَبِي أَوْفَى، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ قَالَ " سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَمِلْءَ الأَرْضِ وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَىْءٍ بَعْدُ " .
İbn-i Ebi Evfa (r.a.)'den şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rüku'dan başını kaldırdığı zaman: (ve tam doğrulduktan sonra derdiki: سَمِعَ اللّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ. اللهم رَبَّنَا َلَكَ اَلْحَمْدُ ملء السماوات وملء الأرض. وملء ما شئت من شيء بعد AÇIKLAMA 879’da)
It was narrated that Ibn Abu Awfa said:“When the Messenger of Allah (ﷺ) raised his head from Ruku’, he said: ‘Sami’ Allahu liman hamidah, Allahumma, Rabbana lakal-hamd, mil’ as-samawati wa mil’ al- ard wa mil’ ma shi’ta min shay’in ba’d (Allah hears those who praise Him. O Allah! O our Lord, to You is the praise as much as fills the heavens, as much as fills the earth and as much as You will after that).’”
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى السُّدِّيُّ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ أَبِي عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ، يَقُولُ ذُكِرَتِ الْجُدُودُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَهُوَ فِي الصَّلاَةِ فَقَالَ رَجُلٌ جَدُّ فُلاَنٍ فِي الْخَيْلِ . وَقَالَ آخَرُ جَدُّ فُلاَنٍ فِي الإِبِلِ . وَقَالَ آخَرُ جَدُّ فُلاَنٍ فِي الْغَنَمِ . وَقَالَ آخَرُ جَدُّ فُلاَنٍ فِي الرَّقِيقِ . فَلَمَّا قَضَى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلاَتَهُ وَرَفَعَ رَأْسَهُ مِنْ آخِرِ الرَّكْعَةِ قَالَ " اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَمِلْءَ الأَرْضِ وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَىْءٍ بَعْدُ اللَّهُمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ " . وَطَوَّلَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَوْتَهُ بِالْجَدِّ لِيَعْلَمُوا أَنَّهُ لَيْسَ كَمَا يَقُولُونَ .
Ebu Cuhayfe (r.a.)"den şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazdayken. Onun yanında nasiblerden bahsedildi. Bir adam: Falan'ın nasibi atlardadır, dedi. Bir başkası: Falan'ın nasibi develerdedir, dedi. Diğer birisi: Falan'ın nasibi koyunlardadır, dedi. Bir başka kişi: Falan'ın nasibi kölelerdedir, dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazını kılıp, son rek'at'in rüku'un)dan başını kaldırınca:
It was narrated that Abu ‘Umar said:“I heard Abu Juhaifah say: Good fortune was mentioned in the presence of the Messenger of Allah (ﷺ) while he was performing prayer. A man said: ‘so-and-so’s fortune is in horses.’ Another man said: ‘So-and-so’s fortune is in camels.’ Another man said: ‘So-and-so’s fortune is in sheep.’ Another man said: ‘So- and-so’s fortune is in slaves.’ While the Messenger of Allah (ﷺ) was finishing his prayer, he raised his head at the end of the last Rak’ah and said: ‘Allahumma Rabbana lakal-hamd mil’ as-samawati wa mil’ al- ard wa mil’ ma shi’ta min shai’in ba’du. Allahumma la mani’ lima a’taita wa la mu’ti lima mana’ta, wa la yanfa’u dhal-jaddi minkal-jadd (Allah hears those who praise Him. O Allah! O our Lord! To You is the praise as much as fills the heavens, as much as fills the earth and as much as You will after that. O Allah, there is none who can withhold what You give, and none who can give what You withhold, and the good fortune of any fortunate person is to no avail against You).’ The Messenger of Allah (ﷺ) elongated the word Jadd (fortune) so that they would know that it was not as they had said.”
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَصَمِّ، عَنْ عَمِّهِ، يَزِيدَ بْنِ الأَصَمِّ عَنْ مَيْمُونَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ إِذَا سَجَدَ جَافَى يَدَيْهِ فَلَوْ أَنَّ بَهْمَةً أَرَادَتْ أَنْ تَمُرَّ بَيْنَ يَدَيْهِ لَمَرَّتْ .
Meymune (r.anha)'den şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) secde ettiği zaman kollarını (yanlarından) uzaklaştırırdı. Öyle ki, bir kuzu, kollarının arasından geçmek isteseydi geçebilirdi
It was narrated from Maimunah that when the Prophet (ﷺ) prostrated, he would hold his forearms away from his sides, such that if a lamb wanted to pass under his arms, it would be able to do so
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَقْرَمَ الْخُزَاعِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنْتُ مَعَ أَبِي بِالْقَاعِ مِنْ نَمِرَةَ فَمَرَّ بِنَا رَكْبٌ فَأَنَاخُوا بِنَاحِيَةِ الطَّرِيقِ فَقَالَ لِي أَبِي كُنْ فِي بَهْمِكَ حَتَّى آتِيَ هَؤُلاَءِ الْقَوْمَ فَأُسَائِلَهُمْ . قَالَ فَخَرَجَ وَجِئْتُ - يَعْنِي دَنَوْتُ - فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَحَضَرْتُ الصَّلاَةَ فَصَلَّيْتُ مَعَهُمْ فَكُنْتُ أَنْظُرُ إِلَى عُفْرَتَىْ إِبْطَىْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كُلَّمَا سَجَدَ. قَالَ ابْنُ مَاجَهْ النَّاسُ يَقُولُونَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ يَقُولُ النَّاسُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، وَصَفْوَانُ بْنُ عِيسَى، وَأَبُو دَاوُدَ قَالُوا حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ قَيْسٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَقْرَمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ نَحْوَهُ.
Abdullah bin Ubeydillah bin Akranı el-Huzai'nin babası Ubeydullah bin Akram el-Huzai (r.a.)den şöyle demiştir: Ben, Nemire'nin dağlardan ve tepelerden oldukça uzak bir düzlüğünde babamın beraberindeydim. Yakınımızdan bir süvari kafilesi geçti ve yolun kenarında (develerini) çökerttiler. Bunun üzerine babam (Akram) bana: Sen hayvanların yanında kal. Ta ki ben şu topluluğun yanına vararak onlarla görüşüp durumlarını sorayım, dedi. Ve çıkıp gitti. Ben de vardım. Yani yaklaştım. Baktım ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ordadır. (Namaza durdular.) Ben de namazda hazır bulunarak onlarla beraber namaz kıldım. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in her secde edişinde ben O'nun koltuk altlarının beyazlıklarına bakardım. İbn-i Macete demiştir ki: Halk, Ubeydillah bin Abdullah der. Ravi Ebü Bekir bin Ebi Şeybe de dedi ki: Halk Abdullah bin Ubeydilah der. Bize Muhammed bin Beşşar tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize Abdurrahman bin Mehdi, Safvan bin İsa ve Ebu Davud tahdis ederek dediler ki: Bize, Davud bin Kays, UbeydiUah bin Abdillah bin Akram'dan; O da babasından, O da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den bunun mislini tahdis etti. SENEDLER'E DAİR İZAH: Müellif (İbn-i Mce), bu hadisi iki senedIe rivayet etmiş. Her iki senedin ricali, yukarıdaki arapça metinde ismen geçmektedir. Müellife tahdiste bulunan ilk seneddeki ravi Ebu Bekir bin Ebi Şeybe'dir. Onun zikrettiği senedde, sahabi Akram el-Huzai'nin oğlu ve ravisinin adı UbeyduIIah'tır. Ubeydullah'ın ravisi olan oğlunun adı ise Abdullah'tır, Müellife tahdiste bulunan ikinci seneddeki ravi ise, Muhammed bin Beşşar'dır, Bu senede göre sahabi Akram'ın ravisi oğlunun adı Abdullah'tır. Abdullah'ın ravisi ve oğlunun adı ise Ubeydullah'tır, Müellif demiştir ki : Halk bu zatları Ubeydullah bin Abdullah olarak söyler. Fakat Ebu Bekir bin Ebi Şeybe demiştir ki: Halk bu zatları AbduIIah bin Ubeydullah olarak söylerler. Müellifin, Ubeydullah bin Abdillah deyişinin taraftarı olduğu, ifade tarzından anlaşılıyor. Tirmizi'de rivayet olunan bu hadisin senedinde de mezkur zatlar Ubeydillah bin Abdullah bin Akram el-Huzai olarak geçmektedirler. Hulasa'da da Abdullah, Akram'ın oğlu olarak ve Ubeydullah da Abdullah'ın oğlu olarak tanıtılmıştır. İki hadiste geçen bazı kelimeler: Behme: Kuzunun erkek ve dişisine denilir. Behm: Kuzular demektir. İkinci hadiste geçen ve hayvanlar diye terceme ettiğimiz Behm'den maksad, kuzular olabilir. Kaa': Dağlardan ve tepelerden biraz uzak olan ova ve düzlük araziye denilir. Bunun çoğulu Kıy', Kıy'a, Kıy'an ve Akva' gelir. Veret: Parlak olmayan beyazlık demektir. Mezkur iki hadis, secde halinde kolları açmanın meşruluğuna delalet eder. Elleri yanlardan uzaklaştırmak, erkeklere mahsustur. Kadınların kollarını yanlarına yapıştırmaları matlubtur. Bu hususta Ebu Davud'un el-Merasil'de Yezid bin Ebi Habib'ten rivayet ettiği hadis vardır. Meymune (r.a.)'nın hadisini Müslim, Ebu Davud, Nesai, el-Hakim ve Taberani de rivayet etmişlerdir
It was narrated from (`Ubaidullah bin `Abdullah) bin Aqram Al-Khuza`i that his father said:“I was with my father on the plain in Namirah,* when some riders passed us and made their camels kneel down at the side of the road. My father said to me: ‘Stay with your lambs until I go to those people and see what they want.’ He said: Then he (my father) went out and I came, (i.e., I came near,) then there was the Messenger of Allah (ﷺ), and the time for prayer came so I prayed with them, and I was looking at the whiteness of the armpits of the Messenger of Allah (ﷺ) every time he prostrated.” Ibn Majah said: The people say `Ubaidullah bin `Abdullah, but Abu Bakr bin Abu Shaibah said: "The people say `Abdullah bin `Ubaidullah." Muhammad bin Bashshar said: "`Abdur-Rahman bin Mahdi, Safwan bin `Eisa and Abu Dawud all said: 'Dawud bin Qais narrated to us, from `Ubaidullah bin `Abdullah bin Aqram, from his father, from the Prophet (ﷺ).'" With similar wording
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا شَرِيكٌ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا سَجَدَ وَضَعَ رُكْبَتَيْهِ قَبْلَ يَدَيْهِ وَإِذَا قَامَ مِنَ السُّجُودِ رَفَعَ يَدَيْهِ قَبْلَ رُكْبَتَيْهِ .
Vail bin Hucr (r.a.)'den rivayet edildiğine göre. şöyle demiştir : Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in secdeye giderken ellerinden önce dizlerini yere koyduğunu ve secdeden kalktığı zaman, dizlerinden önce ellerini (yerden) kaldırdığını gördüm."
It was narrated that Wa’il bin Hujr said:“I saw the Prophet (ﷺ) when he prostrated and put his knees on the ground before his hands, and when he stood up after prostrating, he took his hands off the ground before his knees.”
Diğer tahric: Ebu Davud, Ahmed, Nesai, Tirmizi, el-Hakirrı, Darekutni, Darimi ve Tahavi