deneme

Sünen-i İbn Mâce: Taharet ve Sünnetleri Bölümü

400 hadis bulundu · sayfa 10/20

Sünen-i İbn Mâce No. 447 Sahih

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعِيدٍ الْجَوْهَرِيُّ، حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ صَالِحٍ، مَوْلَى التَّوْأَمَةِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا قُمْتَ إِلَى الصَّلاَةِ فَأَسْبِغِ الْوُضُوءَ وَاجْعَلِ الْمَاءَ بَيْنَ أَصَابِعِ يَدَيْكَ وَرِجْلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏

(Abdullah) bin Abbas (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Namaza durmak istediğin zaman abdesti isbağ et (gereği gibi tam al) Ellerin ve ayakların parmaklarının arasını da (hilallamak suretiyle) su ulaştır.» Not: Zevaid'de: Tirmizi de Hadis'i rivayet ederek hasen olduğunu söylemiştir. Ravilerinden Salih Mevla Tev'eme. son zamanlarında (rivayetleri karıştırmış ise de, bu duruma gelmeden önce kendisinden Musa bin Ukbe rivayette bulunmuş, denilmiştir. (Tuhfe;nin En-Neyl'den naklen beyan ettiğine güre Buhari de aynı nedenle Hadisi hasen görmüştür.) İmam Ahmed’in Müsnedinde hadis’in tamamı şöyledir. İbn Abbas der ki: Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e namazla ilgili bir şey sorunca, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''EI ve ayak parmaklarını hilalle'' -Yani güzelce abdest al- buyurdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in adama söyledikleri arasında şunlar da vardı: "Rükuya vardığın zaman avucunu diz kapaklarına iyice yerleştir. Secdeye gittiğinde toprağın sertliğini hissedecek şekilde alnını yere değdir.'' Bu Hadis Sahihtir

It was narrated that Ibn 'Abbas said:'The Messenger of Allah said: 'When you get up for prayer, perform ablution properly and make the water run between your toes and your fingers

Sünen-i İbn Mâce No. 448 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمٍ الطَّائِفِيُّ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ لَقِيطِ بْنِ صَبِرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ أَسْبِغِ الْوُضُوءَ وَخَلِّلْ بَيْنَ الأَصَابِعِ ‏"‏ ‏.‏

Lakit bin Sabıra (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir. «Abdestini isbağ et ve parmakların arasını hilalle.» AÇIKLAMA : İsbağ: Güzelce, sünnet ve farzlarına dikkat ederek yapmak. demektir. Hadisin sonunda parmak aralarının hilallanması emredilmiştir. Lakit'in bu hadisi Şafii, Ahmed, Tirmizi, Nesai, Ebü Davud, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban, Hakim, Beyhaki ve İbn-i Carud tarafından da kısa ve uzun metinler halinde rivayet edilmiştir. Hepsinde parmaklar arasının hilallanması emrolunmuştur. EI-Menhel yazarı şöyle bir bilgi verir: «Hadisin zahiri parmakların bilallanmasının vücubunu ifade eder. Malikiler el parmakları hakkında bilallamanın vucubuna ve ayak parmakları için de hilallamanın mendubluğuna bükmetmişlerdir. Sebebine gelince, onlar abdest uzuvlarını ovmayı vacib görmüşlerdir. El parmakları birbirinden ayrılmış durumda olduğu için her parmak müstaki} bir uzuv gibi sayılmış ve ovulması vacib kılınmıştır. Ayak parmakları ise birbirine bitişik olduğu için tek uzuv itibar edilerek hilallanması vacip görülmemiştir. Malikiler'den başka bütün alimler el ve ayak parmakIarı arasında bir fark gözetmeden hepsinin aralarının bilallanmasını sünnet görmüşlerdir. Peygamber'in abdest alış şeklini tarif eden hadislerde el ve ayak parmaklarını hilallamaktan bahsedilmediği için hilallamaya ait bu ve benzeri hadislerdeki emri mendubluk için telakki etmişlerdir.' Böylece rivayetleri toplayıp aralarını telif etmişlerdir. Parmakların arasını hilallamak sünnettir, diye hükmeden alimler, eğer hilallama yapılmadan parmaklar arası normal bir şekilde suyla ıslanırsa hüküm budur. Şayet hilallamadan parmaklar arası ıslanmazsa hilallamak ittifakla vacibtir, demişlerdir. EI-Menhel yazarı bu arada hilallama hakkında varid olan hadisleri ve bunların sıhhat ve zayıflığı konusunda yapılmış olan tartışmaları ve bazı nakilleri beyan eder. Daha sonra şöyle der: Hilallamaya ait hadislerin sahihliği konusunda bazı konuşmalar yapıldığını bilmiş olunuz. Bu nedenle hadisler, hilallamanın vucubuna, delil olmazlar. Sahih olduklarını kabul ettiğimiz takdirde bunlardaki emir mendubluğa yorumlanır ki, Peygamber'in abdest şeklini tarif eden ve hilallamadan hiç bahsetmeyen çok sayıdaki sahih hadıslere ters düşmesin, rivayetler arasında bir ihtilaf bulunmasın. Bunun içindir ki cumhur, el ve ayak parmakların arasını hilallamayı müstahab saymışlardır. Hilallama'nın en mükemmel şekli; El parmaklarının hilallanması için sağ elin ayası sol elin üzerine konup parmaklar birbirinin arasına sokulur. Ayak parmaklarını hilallamak için de sol elin serçe parmagı ile sağ ayağın serçe parmağından hilallamaya başlanmalı; hilallama işi ayağın altından üstüne doğru yapılmalı ve sırayla devam edilerek sol ayağın serçe parmagında bitirilmelidir. Böyle yapılırsa hem kolay" hem de sağdan başlama prensibine riayet edilmiş. olur." Şafii mezhebine göre el parmakları hilallanırken şöyle de olabilir: Sol elin ayası sağ elin ters yüzüne konup parmaklar birbirinin arasına sokulur ve bundan sonra. da sağ elin ayası, sol elin ters yüzü üzerine bırakıp parmaklar birbirinin arasına sokulur. Şekil önemli değildir. Önemli olan, bilallamayı' ihmal etmemektir. Parmak aralarına da suyun geçirilmesidir önemli olan

Asim bin Laqit bin Saabirah narrated that his father said:"The Messenger of Allah said: perform ablution properly and let the water run between your fingers

Sünen-i İbn Mâce No. 449 Zayıf

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ مُحَمَّدٍ الرَّقَاشِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ إِذَا تَوَضَّأَ حَرَّكَ خَاتَمَهُ ‏.‏

Ebu Rafi' (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest aldığı zaman yüzüğünü (altı iyice ıslansın diye) oynatırdı. Not: Ravilerinden Ma'mar bin Muhammed ve babası Muhammed bin Ubeydullah zayıf oldukları gerekçesi ile isnadın zayıf olduğu, Zevaid'de bidirilmiştir

Ubaidullah bin Abu Rafi' narrated from his father that:Whenever the Messenger of Allah performed ablution, he moved his ring

Sünen-i İbn Mâce No. 450 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ أَبِي يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ رَأَى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَوْمًا يَتَوَضَّئُونَ وَأَعْقَابُهُمْ تَلُوحُ فَقَالَ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ أَسْبِغُوا الْوُضُوءَ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah bin Ömer (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), abdest alıp ökçelerine su değmediği görülen bir cemaat gördü. Bunun üzerine : «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere. Abdesti tam alınız.» buyurdu."

Abdullah bin 'Amr said:"The Messenger of Allah saw some people performing ablution, and their heels were dry. He said: 'Woe to the heels because of Hell-fire, perform ablution properly

Diğer tahric: Müslim ve Beyhaki, müteaddid yollarla Hadisi bu metinle tahric ettiler. Ayrıca Buhari ve Nesai de tahric ettiler. AÇIKLAMA : A'kaab: Akib'ın çoğuludur. Akib: Ökçe demektir. Veyl: Bu kelime muhtelif şekillerde manalandırılmıştır: Helak, en çetin azab, cehennemde kan ve irinden meydana gelen dağ, keder, yazık, maşakkat ve cehennemde bir dere olarak açıklanmıştır. El-Hafız İbn-i Hacer, El- Fetih'te Veyl kelimesinin manasında değişik sözler söylenmiştir. En kuvvetlisi, İbn-i Hibban'ın kendi sahihinde 'Ebu Said (r.a.)'den rivayet etliği şu mealddeki merfu' hadistir: »Veyl Cehennem'de bir deredir." Buna göre Veyl, özel isimdir. İsbağ: 45, babta izah edildiği gibi abdesti tam olarak almaktır. Hadis, Ebu Davud'un süneninde Abdestte İsbağ babında rivayet edilmiştir. Ravisi yine AbduIIah bin Ömer (r.a.)'dir. Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e ait olan metin buranın aynısıdır. Abdullah'a ait metin İse mealen şöyledir: «Resulullah (s.a.v.) ökçelerine su değmediği görülen bir cemaat gördü ... » EI-Menhel yazarı Hadisin açıklaması ile ilgili olarak şu bilgiyi verir. «ResuI-i Ekrem, anılan cemaati, abdestlerini bitirdikleri zaman görüyor ve ökçelerine su değmediği besbelli olduğundan Hadis'teki tehdidi ferman buyuruyor. Cemaatin ökçelerini yıkamamalarının sebebi hususunda şöyle denilmiştir: Anılan cemaat yeni müslüman olmuştu. Dini hükümleri yeni öğreniyorlardı. Ayakların çcğunu yıkamanın kafi geldiğini sanıyorlardı. Yahut bunlar ikindi namazının vakti daraldığı için çarçabuk abdest aldıklarında ökçelerine su değmediğinin farkına varmamışlardı. Nitekim Müslim'in AbduIIah bin Amr bin El-As (r.a.)'dan tahric ettiği Hadis'in rivayetinae İbn-i Amr (r.a.) şöyle söylemiştir: «Biz ResululIah (s.a.v.)'in refakatında Mekke'den Medine'ye döndük. Yolda bir su başına vardığımız zaman bir cemaat ikindi namazı için acele etti. Çarçabuk abdest aldı. Biz onların yanına vardığımız zaman ökçeleri, kuru kaldığından bembeyaz görülüyordu ... " Hadiste, abdest alınırken yıkanmayan ökçelere azab olsun buyurulmuştur. Abdestin, diğer uzuvları da aynı durumdadır. Hangisi yıkanmazsa aynı beddua onun içinde geçerlidir. Hadisin buyurulmasına neden olan hadisede ökçeler kuru bırakıldığı ve genellikle ökçelerin yıkanması ihmal edildiği için hadiste ökçeler söz konusu edilmiştir. Bazı bid'at ehli, mezkur cemaatin ökçelerinde necaset bulunduğunu ve bu nedenle Hadiste tehdit edildiklerini sanmışlar ise de bu zan tamamen yersizdir. Hadiste buyurulan tehdit cümlesinden sonra abdestin İsbağı (tastamam alınması) na ait emir, cemaatin abdest uzuvlarını iyice yıkamadıklarının ve kusurlarının bu yönden olduğuna delalet eder. Hadis'te "Ökçelere azab ... " parçasını Sindi şöyle açıklar; Fıkradan maksad, abdest alırken ökçelerini yıkamayı ihmal eden ökçe sahibIerine azab olsun. Yahut bu kusuru işleyenlerin ökçelerine azab olsun. Bu takdirde iyi yıkanmayan ökçelerin ta'zib edileceği bildirilmiş oluyor. HADİSTEN ÇIKARILAN HÜKÜMLER : El-Menhel yazarı hadisten aşağıdaki hükümlerin çıkarıldığını ifade eder: 1. Yıkanması farz olan abdest uzuvlarının her tarafının yıkanması farzdır. 2. Yıkanması farz olan abdest uzuvlarından birisinin ufak bir yeri bile yıkanmamış olursa alınan abdest sahih değildir. 3. Kişi, kendisine yüklenen farzlardan bir şey ihmal ederse Cehennem azabına mustahak olur. 4. Cahil'i bilgilendirmek ve irşad etmek meşrüdur. 5. Alim'in, dine aykırı gördüğü şeyleri reddetmesi, hatta ağır söz söylemesi matlubtur. EI-Menhel'de bildirilen hükümlerden başka şunlar da çıkarılıyor: 6. Abdest alırken ayakları yıkamak farzdır. Çünkü eğer meshetmek kafi gelseydi ökçeden bir yerin yıkanmamasından dolayı tehdit buyurulmazdı. 7. Ruhla beraber cesed de azab edilir. EhI-i Sünnet'in mezhebi de budur. Mütercim olarak bir tereddüdüm Elimde müellifin süneninden üç nüsha vardır. Bunlardan Muhammed Fuad Abdulbaki'nin tahkiki ile basılan nüshada Hadis'in ravisi AbduIIah bin Ömer (r.a.) gösteriliyor, Sünen-i Ebi Davud'un "İsbağu'I-Vudu" babmdaki ravi yine İbn-i Ömer'dir. Kenarında Sindi haşiyesi bulunan nüshamızda yine AbduIIah bin Ömer'den rivayet yapılıyor. Sindi haşiyesinde ise AbduIlah bin Amr geçiyor. Kenarında Miftahu'l-Hace haşiyesi bulunan nüshada ve kenarındaki haşiyede AbduIIah bin Amr diye yazılıdır. «Ökçdere azab olsun» mealindeki,' Buhari ve 'Müslim'de bulunan rivayetler içinde Abdullah bin Ömer'e dayanan bir rivayete rastlamadım. Fakat AbduIIah bin Amr'e dayanan müteaddit rivayetler buldumi!'. Elimdeki Tirmizi nüshası da Buhari ve Müslim gibidir. Hadis'in Ebu Hureyre, AbduIIah bin Aı r, Aişe, Cabir bin AbdiIlah, Abdullah bin EI-Haris, Muaykib, Halid bin El-Velid, Amr bin El-'As, Şurahbil bin Hasan ve Yezid bin Ebi Süfyan (r.a.)'den rivayet edildiğini beyan ederken, AbduIIah bin Ömer (r.a.)'den bahsetmez. Ancak Tirmizi şerhi Tuhfe yazarı, İbn-i Ebi Şeybe'nin İbn-i Ömer'den Hadisi tahric ettiğini yazar. Acaba müellifimiz, İbn-i Amr'dan ve İbn-i Ömer'den de tahric etmiş, yoksa İbn-i Ömer'in yazılışı bir matbaa hatası mıdır? HADİSİ RİVAYET EDENLER Müslim ve Beyhaki, müteaddid yollarla Hadisi bu metinle, bir de (454 nolu) metin halinde tahric etmişlerdir. Buhari, Nesai ve bir rivayetinde Müslim, Yusuf bin Mahik'in Abdullah bin Amr'dan şu mealdeki metni rivayet etmişlerdir: «Bir yolculuğumuzda. Resulullah (s.a.v.) bizden geride kalmıştı. İkindi namazı vakti girdikten sonra bize yetiştiğinde abdes almakla meşgul idik Çarçabuk abdestimizi bitirelim diye ayaklarımızı meshetmeye giriştik. Bunun üzerine ResuluIlah (s.a.v.) ; , «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere.» buyurdu.» Tahavi de hadisi Ahmed bin Dallud EI-Mekki'den rivayet etmiştir

Sünen-i İbn Mâce No. 451 Sahih

قَالَ الْقَطَّانُ حَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمُؤْمِنِ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Aişe (Radiyallahu anha)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir; «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere.»

It was narrated that 'Aishah said:The Messenger of Allah said: 'Woe to the heels because of Hell-fire

Sünen-i İbn Mâce No. 452 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ الْمَكِّيُّ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ رَأَتْ عَائِشَةُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ وَهُوَ يَتَوَضَّأُ فَقَالَتْ أَسْبِغِ الْوُضُوءَ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلْعَرَاقِيبِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Seleme (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Aişe (Radiyallahu anha), Abdurrahman (bin Ebi Bekr-i Sıddık) (Radiyallahu anhuma)yı abdest alırken gördü ve : — (Ya Abdurrahman!) Abdesti mükemmel al. Çünkü ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i, «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) arakıybe (= topuğun üstündeki kalın sinirlere)...» buyururken işittim, dedi. AÇIKLAMA : Hz. Aişe'nin hadisi Müslim'de müteaddit senedIerle Salim Mevla Şeddad'dan rivayet edilmiştir. Yalnız oradaki rivayette «Arakıyb = ökçeler üstündeki kalın sinirler» kelimesi yerine (451 nolu hadiste olduğu gibi "A'kaab = ökçder'' kelimesi bulunur. Oradaki ravi Salim Mevla Şeddad şöyle söylemiştir: Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a.)'ın vefat ettiği gün ben Ebu Bekr'in oğlu Abdurrahman r.a. ile beraber Hz. Aişe r.anha'nın evine vardık. Abdurrahman içeri girerek, (kardeşi olan) Hz. Aişe'nin yanında abdest aldı. Bunun üzerine Aişe ; - Ya Abdurrahman abdestini isbağ et (= iyi all. Çünkü ben ResuluIlah (s.a.v.)'i «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere..» buyururken işittim. dedi.»

It was narrated that Abu Salamah said:"Aishah saw 'Abdur-Rahman performing abluti0on, and she said: Perform ablution properly, for I heard the Messenger of Allah say: 'Woe to the Achilles' tendon because of Hell-fire

Sünen-i İbn Mâce No. 453 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُخْتَارِ، حَدَّثَنَا سُهَيْلٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere...» AÇIKLAMA : Ebu Hureyre r.a.'in hadisini Tirmizi de ayni metinle rivayet ederek, hasen ve sahih olduğunu belirtir ve Hadis, ayaklar mest içinde değil iken üzerine meshetmenin caiz olmadığına deIalet eder, demektir. Tirmizi'nin şerhi Tuhfe yazarı da: «Çünkü eğer ayakları meshetmek kafi gelseydi. ökçelerini yıkamayanlara Resulullah azab ile beddua etmezdi. Ebu Hureyre'nin hadisini Buhari, Müslim, Nesai ve İbn-i Maceh de rivayet etmiştir.» der. M üslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'den bir rivayeti şöyledir: ResuluIlah (s.a.v.), ökçelerini yıkamamış bir adam görerek: "Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmamış) ökçelcre ... " buyurmuştur

It was narrated from Abu Hurairah that :The Prophet said: "Woe to the heels because of Hell-fire

Sünen-i İbn Mâce No. 454 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي كَرِبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلْعَرَاقِيبِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Cabir bin Abdillah (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i, «Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmamış) ökçeler üzerindeki kalın sinirlere...» buyururken işittim, demiştir. Not: Zevaid müellifi; Hadis'in aslı Buhari ve Müslim'de bulunan Abdullah bin Amr'in ve Ebu Hureyre'nin hadislerindendir. Bir de Buhari'de olmayıp Müslim'de bulunan Aişe'nin hadisindendir, demiştir. Cabir'in hadisine gelince; isnadındaki adamlar, sika zatlardır. Bunlardan yalnız Ebu İshak. tedlis ederdi ve son zamanlarda rivayetleri karıştırırdı. Tirmizi'nin şerhi Tuhfe'de beyan edildigine göre Cabir bin Abdillah'ın Hadis'ini İbn-i Ebi Şeybe ve Tahavi de talıric etmişlerdir

It was narrated that Jabir bin 'Abdullah said:"I heard the Messenger of Allah say: 'Woe to the Achilles' tendon because of Hell-fire

Sünen-i İbn Mâce No. 455 Sahih

حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عُثْمَانَ، وَعُثْمَانُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ الدِّمَشْقِيَّانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَةُ بْنُ الأَحْنَفِ، عَنْ أَبِي سَلاَّمٍ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ الأَشْعَرِيِّ، حَدَّثَنِي أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الأَشْعَرِيُّ، عَنْ خَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ، وَيَزِيدَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، وَشُرَحْبِيلَ ابْنِ حَسَنَةَ، وَعَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، كُلُّ هَؤُلاَءِ سَمِعُوا مِنْ، رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ أَتِمُّوا الْوُضُوءَ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Halid bin El-Velid, Yezid bin Ebi Süfyan, Şürahbil bin Hasana ve Amr bin El-As (Radiyallahu ahum)'den ayrı ayrı rivayet eden Ebu Abdillah El-Eş'ari (Radiyallahu anh) şöyle söylemiştir: Bu zatlardan hepsi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şunu buyurduğunu işittiler : •Abdesti tam olarak alınız. Ateşten azab olsun (abdestte yıkanmayan) ökçelere...» Not: Zevaid de: İsnadı hasendir. Ravilerinde bir zayıflık bilmiyorum, denilmiştir

It was narrated from Khalid bin Walid, Yazid bin Abu Sufyan, Shurahbil bin Hasanah and 'Amr bin 'As that:They all heard the Messenger of Allah say: 'Complete the ablution. Woe to the heels because of Hell-fire

Sünen-i İbn Mâce No. 456 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي حَيَّةَ، قَالَ رَأَيْتُ عَلِيًّا تَوَضَّأَ فَغَسَلَ قَدَمَيْهِ إِلَى الْكَعْبَيْنِ ثُمَّ قَالَ أَرَدْتُ أَنْ أُرِيَكُمْ طُهُورَ نَبِيِّكُمْ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏

Ebu Hayye (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, Ali (Radiyallahu anh)'i abdest alıp ayaklarını topukları (aşık kemikleri) ile beraber yıkarken ve (abdestini tamamladıktan) sonra: «Ben, Nebimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in abdestini size göstermek istedim.» derken gördüm."

It was narrated that Abu Haiyah said:"I saw 'Ali performing ablution and he washed his feet up to the ankles, then he said: 'I wanted to show you how your Prophet purified himself

Diğer tahric: Tirmizi. Nesa ve Ebu Davud (kütüb-i sitte'den) AÇIKLAMA : Hadis, abdestte ayakları yıkamanın gereğine delalet eder. Sindi diyorki "ŞiiIer abdestte ayakları meshetmenin gereğini ve yıkamanın gereksiz olduğunu iddia ederler. Hadis, onların iddialarını açık birşekilde reddeder. Hele Hadis'in Hz. Ali'ye ait oluşu ayrı bir önem taşır. Şiiler'in Hz. Ali'ye bağlılıklarını göz önünde tutan müsannifin bu babı Hz. Ali'nin Hadisi ile açması çok isabetli olmuştur. Aslında abdst alınırken ayakları yıkamanın gereğini ıspatlayan hadisler çoktur. Nevevi gibi muhakkik (araştırmacı) alimler; Peygamber'in muhtelif yerlerde ve çeşitli şekillerde almış olduğu abdest türlerini tarif edenlerin hepsi ayakların yıkanması gereği hususunda ittifak etmişlerdir,derler. Hadis, Tirmizi. Nesa ve Ebu Davud tarafından da tahric edilmiştir. Tirmizi. Hadis için müteaddit senedler zikrederek hasen-sahih olduğunu da kaydetmiştir. Ebu Davud'un Süneninin "Peygamberin Abdestinin Sıfatı, babında Peygamber'in abdestini tarif eden Hz. Osman (r.a.)'ın hadisini açıklayan EI-Menhel yazarı ayakları yıkamakla ilgili olarak özetle şunları söyler: «Hz. Osman'ın Hadisi abdestte ayakları yıkamanın meşruluğuna delalet eder. Ayakları yıkamak hususunda ihtilaf vardır. Dört mezheb imamı ve bunlardan başka, ehl-i sünnet mezhebine mensup bütün alimler ayakları yıkamanın gereğine hükmetmişlerdir. Delilleri de bu babta rivayet olunan hadisler ve abdest hakkında inen Maide suresinin 6'ncı ayetindeki : ''Başınıza meshediniz ve ayaklarınızı da topuklarınızla beraber yıkayınız ... " nazm-i celilidir. Ayetteki وَأَرْجُلَكُمْ erculekum kelimesi mansup (üstünlü) ve mecrur (esreli) olarak okunmuştur. Her iki okuyuş, kıraat-ı seb'a (yedi kıraat'dandır. Her iki kıraat halinde, bu kelime بِرُؤُوسِكُمْ ‘‘ruus.’’ kelimesine atfedilmekle meshetme manasını ve yıkanan " وُجُوهَكُمْ vucuh» veya وَأَيْدِيَكُمْ eydiye’’ kelimelerine atfedilmekle yıkama manasını ifade edeceği hususunda Lugat alimleri ittifak halindedirler. Bu duruma göre; şu üç mana'dan birisi kasdediImiş denilebilir. Başka bir ihtimal yoktur. 1. Yıkama ve meshetme birlikte muraddır. Yani kişi abdest alırken ayaklarını hem meshedecek hem de yıkayacaktır. Zahiriye mezhebine mensup bazı Alimler böyle demişlerdir. Ama hiçbir sağlam.delil gösterememişlerdir ve görüşleri icma'ya muhalif olduğundan tutarsızdır. 2. Yıkamak ve meshetmekten birisinin yapılması kafidir. Kişi isterse mesheder, isterse yıkar. Hasan-i Basri. Muhammed bin Cerir ve Mu'tezile'nin başkanı El-Cubai böyle söylemişlerdir. Bu görüş de tutarsızdır. Çünkü ayette muhayyerlik geçmez ve buna delalet eden bir işaret de yoktur. 3. Yıkamak ve meshetmekten birisi kasdedilmiştir. Hangisi kasdedilmiş ise onu yapmak zorunludur. Diğerini yapmak öngörülmemiştir. Bunlardan hangisinin kasdedilmiş olduğunu belirlemek için delile ihtiyaç vardır. Bütün alimler: Ayaklarını yıkayan kişi farz olanı yapmış, ayetle kasdedileni ifa etmiş ve ayrıca ayaklarını meshetmediği için kınanmaz, demekte ittifak etmişlerdir. Bu ittifak, ayet ile kasdedilen mananın ayakları yıkamak olduğunun delilidir. Keza kasdedilen mananın yıkamak veya meshetmek olması muhtemel olunca ayet'in bu cümlesi mücmel hükmünde kabul edilerek beyana muhtaç olur. Resul-i Ekrem (s.a.v.) tarafından kavli veya fi'li bir beyan görülünce Allah Teala'nın maksadı anlaşılır. Ayet ile ayakların yıkanmasının murad olduğu, Peygamber'in hem kavli hem fi'li beyanı ile sabittir. Fi'li beyanı şudur: Müstefiz ve mütevatir nakille sabit olmuştur ki Peygamber (s.a.v.) abdest alırken ayaklarını yıkamıştır. Bu hususta imamlar arasında her hangi bir ihtilaf yoktur. Kavli beyanı ise Tahavi ve İbn-i Maceh'in rivayet ettikleri (454 nolu) Cabir'in hadisi, Nesai, İbn-i Huzeyme, Ebu Davud ve İbn-i Maceh'in rivayet ettikleri (422 nolu) AbduIIah bin Amr'ın hadisi, Şafii'nin kendi müsnedinde rivayet ettiği: «Abdest alan a'ma bir adama, Peygamber (s.a.v.); Ayağın altına dikkat et» buyurdu. Bunun üzerine a'ma ayağının altını iyice yıkamaya başladı.» mealindeki hadis ve Beyhaki'nin rivayet edip sahih olduğunu belirttiği Amr bin Abese r.a.'ın Peygamber'in abdest şeklinin tarifine dair hadisinin şu parçasıdr: «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki ayağını da topukIarı ile beraber Allah'ın O'na emrettiği gibi yıkadı.» -Beyhaki : Bu hadis, Allah'ın, ayakları yıkamayı emrettiğine delalet eder, demiştir. Şiiler'in İmamiye kolu, ayakları meshetmenin farz olduğunu söylemişler ise de onların iddiası reddedilmiştir. ''EI-Menhel, onların delillerini cevabları ile beraber zikretmiştir. Bu husus uzun sürdüğü ve anlatılmasına gerek olmadığı kanısında olduğum için buraya aktarmadım. Nevevi demiştir ki «Bütün ülkelerde ve devirlerde yetişmiş olan ve fetvaya yetkili fıkıhçıların hepsi abdest alınırken ayakları topuklarla beraber yıkamak farzdır, ayakları meshetmek yeterli değildir, ayakları yıkarken bunları ayrıca meshetmek vacib değildir, demişlerdir. İcma'nın oluşması hususunda muteber olan hiç bir alimden buna muhalif bir fetva sabit olmamıştır.» Ehl-i Sünnet alimlerine göre abdest ayetindeki; وَأَرْجُلَكُمْ kelimesi mansub (üstünlü) okunduğunda yıkanması emrolunan yüz veya ellere atfedilmekle ayakları yıkama hükmü açıktır. Bu kelime mecrur (esreli) okunduğunda hüküm aynıdır. بِرُؤُوسِكُمْ Ruus kelimesinin yanında bulunduğu için bu kelime de mecrur okunmuştur. Bu tür harekelemeye 'cerr-i civar = komşuluk esresi, denir. Bu komşuluğun faydası ise yıkanmasında fuzuli su harcanması beklenen ayakları yıkarken su israfından kaçınmaya dikkatleri çekmek ve mesh'e yakın bir yıkamanın uygunluğuna işaret etmektir. Sindi, Zemahşeri'nin böyle dediğini naklettikten sonra: Ayette yıkanması farz olan yüz ve kollar zikredildikten sonra başın meshinden bahsedilir ve bundan sonra da ayakların yıkanması emredilir. Kolların yıkanması ile ayakların yıkanması arasında başın meshinden bahsedilmesinin hikmeti, abdest uzuvları arasında tertibe riayet etmenin önemine işaret etmektir. Bir de Zemahşeri'nin dediği gibi ayakları yıkarken suda israf etmemektir. Ayetteki 'Ercul' kelimesinin mecrur ve mensub okunması hususunda alimlerin bir kısmı şöyle de yorum yapmak mümkündür, demişlerdir: Mecrur okunup meshetme manası, ayağında mest bulunan kimse hakkındadır. Mansub okunup yıkama manası ise; ayağında mest olmayan kimse hakkındadır. Bütün bu yorumlardan başka şu da vardır ki: Mesh kelimesi arap dilinde yıkamak anlamına da kullanılır. Abdest alan kişi için uzuvlarını meshetti (yani yıkadıl deniliyor. Sindi diyor ki, alimler ayet'i, başka şekillerde de yorumlamışlardır. Biz anlattığımız cerr-i civar yorumu ile yetinelim)

Sünen-i İbn Mâce No. 457 Sahih

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حَرِيزُ بْنُ عُثْمَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِيكَرِبَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ فَغَسَلَ رِجْلَيْهِ ثَلاَثًا ثَلاَثًا ‏.‏

El-Mikdam bin Madikerib (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest aldı ve (abdest alırken) ayaklarını üçer defa yıkadı. Not: Zevaid'de Hadis'in isnadı hasendir, denilmiştir

It was narrated from Miqdam bin Ma'dikarib that:The Messenger of Allah performed ablution; so he washed his feet three times

Sünen-i İbn Mâce No. 458 Zayıf

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ رَوْحِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ، قَالَتْ أَتَانِي ابْنُ عَبَّاسٍ فَسَأَلَنِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ، - تَعْنِي حَدِيثَهَا الَّذِي ذَكَرَتْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ وَغَسَلَ رِجْلَيْهِ - فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ إِنَّ النَّاسَ أَبَوْا إِلاَّ الْغَسْلَ وَلاَ أَجِدُ فِي كِتَابِ اللَّهِ إِلاَّ الْمَسْحَ ‏.‏

Er-Rübeyyi (bint-i Muavviz) (Radiyallahu anha)'den şöyle söylemiştir: İbn-i Abbas (r.a.), bana gelerek şu hadisi (mi) sordu: Er-Rubeyyi, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest alırken ayaklarını (üçer defa) yıkadığını anlatan (390 nolui hadisini kasteder. (Hadis ibn-i Abbas'a anlatıldıktan) sonra İbn-i Abbas: Gerçekten herkes (ayakları) yıkamaktan başka bir şeye ( meshetmeye) rıza göstermez. Hal böyle iken. ben Kitabullahla yalnız (ayakları) meshetmeyi buluyorum, dedi." Not: Zevaid'de Hadis'in isnadı hasendir, denilmiştir. AÇIKLAMA : Sindi, diyor ki: İbn-i Abbas r.a., Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in ayaklarını yıkadığını Er-Rubeyyi r.anha'dan işitince, vardığı neticeyi belirtmek maksadı ile bu sözü söylemiş olabilir. Yani Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ayaklarını yıkadığı sabit olduğu için insanlar (sahabiler) yıkamak hükmünde ittifak etmişlerdir. Eğer bundan olmazsa Kur'an-ı Kerim'in zahirine göre meshetme hükmü vardır, demek istemiş olur. İbn-i Abbss'ın "insanlar'' sözü ile sahabiler kastedilmiştir. Çünkü o zaman orada sahabilerden başka kimse yoktu. Sahabilerin icmaı, ittifakla hüccettir (delildir). Şu halde sünnet ve ümmetin icmaı ile yıkamak hükmü sabittir. Dolayısıyla hak ve doğru olanı da budur. Kur'an ayetini buna göre yorumlamak gerekir. İbn-i Abbas'ın " ... Kitabullah'ta yalnız meshetmeyi buluyorum.'' demesinin sebebi; ayetteki 'Ercul' kelimesinin 'Ruus' kelimesinin yanında olması ve ikisinin mecrur okunması halinde zahiren ayaklar baş hükmüne tabi görülür. Çünkü cerr-i civari durumu arap dilinde nadiren bulunur. Ercul, kelimesinin mensub okunmasına ait kıraat şeklini İbn-i Abbas duymamış ve bunun için bu sözü söylemiş olması da muhtemeldir. 456 nolu hadisin açıklaması bahsinde bazı malumatı naklettiğim EI-Menhel yazarı aynı babta El-Hafız İbn-i Hacer'den naklen şöyle der: "El-Hafız İbn-i Hacer'in EI-Fetih'te: Ayakları yıkamaya muhalif herhangi bir hüküm hiç bir sahabi'den sabit olmamıştır. Yalnız Ali, İbn-i Abbas ve Enes r.a.'den meshetme hükmü duyulmuş ise de bunların da meshetme hükmünden rucu ederek (vazgeçerek) yıkamanın gereğini söyledikleri sabittir. Abdurrahman bin Ebi Leyla; "Resulullah (s.a.v.)'in Ashabı, ayakları yıkama hükmünde icma' etmiştir, diye Said bin Mansur'dan rivayet vardır, der. Tahavi ve İbn-i Hazm ise meshin mensuh olduğunu iddia etmişlerdir." Miftahu'l-Hace yazarı ise İbn-i Abbas'ın Er-Rubeyyi'e cevap olarak söylediği söz ile ilgili olarak şöyle der; "İbn-i Abbas, sahabilerin cumhuruna muhalif bir hüküm beyan etmek istemiştir. Bu, şaz bir mezhebtir. İbn-i Abbas tek kalmıştır. EI-Hafız İbn-i Hacer, Fethu'l-Bari'de İbn-i Abbas'ın bundan rücu ettiği sabittir, demiştir.» Buhari ve Müslim de Ayakları Yıkama başlığı altında açılan bab ta ayakları yıkamanın gerekliliğini ve meshin kifayet etmediğini ispatlayan sahih hadisleri nakletmişlerdir

It was narrated that Rubai' said:"Ibn 'Abbas came to me and asked me about this Hadith" meaning the Hadith, that she had narrated, saying that the Messenger of Allah performed ablution and washed his feet. "Ibn 'Abbas said: 'The people are insisting on washing their feet, but I do not find anything in the Qur'an except (the injunction to) wipe them

Sünen-i İbn Mâce No. 459 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ جَامِعِ بْنِ شَدَّادٍ أَبِي صَخْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ حُمْرَانَ، يُحَدِّثُ أَبَا بُرْدَةَ فِي الْمَسْجِدِ أَنَّهُ سَمِعَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، يُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ مَنْ أَتَمَّ الْوُضُوءَ كَمَا أَمَرَهُ اللَّهُ فَالصَّلَوَاتُ الْمَكْتُوبَاتُ كَفَّارَاتٌ لِمَا بَيْنَهُنَّ ‏"‏ ‏.‏

Cami' bin Şeddad Ebu Sahra (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi: «Ben, Humra'nın Ebu Bürde'ye mescidde hadis naklederken: Osman bin Affan (r.a.)'den şöyle söylerken işittim, dediğini, duydum: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kim Allah'ın emrettiği gibi abdestini tam alırsa (böyle abdestlerle kıldığı) farz namazlar, aralarındaki (küçük) günahlara keffaret olur.» buyurmuştur."(*) AÇIKLAMA : Miftahu'l-Hace. yazarı: Hadis'in "Allah'ın emrettiği gibi'' ifadesi ile abdest ayetine (Maide 6) işaret edilmiştir, der. Ayette yüz, kollar ve ayakların yıkanması ve başın meshi emredildiğine göre bunu yapan kimse abdestini tam almış olur. Müslim'in Taharet Kitabının 4'üncü babında rivayet edilen bu hadisi ve benzeri hadisleri açıklayan Nevevi der ki : «Bu rivayette nefis bir fayda vardır. Çünkü, abdestin yalnız farzlarını yapıp sünnetlerini ve müstehablarını yapmayan kimseye, bu hadis'te anılan faziletin bulunduğuna delalet eder. Sünnetleri ve müstehabları da ifa eden kimsenin kavuşacağı faziletin daha üstün olacağı gayet tabiidir. Kadi iyad: Ehl-i Sünnet mezhebine göre büyük günahlar ancak samimi tevbe ile veyahut ilahi rahmetle afv edilir. Allah'ın emrettiği gibi abdest alarak farz namazlarını eda eden kimsenin namazlar arasında işlediği günahların mağfiretinden maksad küçük günahların mağfiretidir, der

It was narrated that Jami' bin Shaddad - AbuSakhrah - said:"I heard Humran telling Abu Burdah in the mosque that he had heard 'Uthman bin 'Affan narrating that the Prophet had said" 'Whoever performs ablution perfectly as Allah has enjoined, then his prescribed prayer will serve as expiation for what is between them

Sünen-i İbn Mâce No. 460 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ يَحْيَى بْنِ خَلاَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمِّهِ، رِفَاعَةَ بْنِ رَافِعٍ أَنَّهُ كَانَ جَالِسًا عِنْدَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّهَا لاَ تَتِمُّ صَلاَةٌ لأَحَدٍ حَتَّى يُسْبِغَ الْوُضُوءَ كَمَا أَمَرَهُ اللَّهُ تَعَالَى يَغْسِلُ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ إِلَى الْمِرْفَقَيْنِ وَيَمْسَحُ بِرَأْسِهِ وَرِجْلَيْهِ إِلَى الْكَعْبَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Rifaa bin Rafi' (bin Malik) (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında oturuyor iken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem: «Yüzünü ve dirseklerle beraber kollarını yıkayarak, başını meshederek ve topuklarla beraber ayaklarını yıkamak suretiyle Allah'ın emrettiği gibi abdestini isbağ etmedikçe (= tam almadıkça) hiç kimsenin namazı şüphesiz tam olamaz.» buyurdu. AÇIKLAMA : Sindi diyor ki: Hadisteki isbağ'dan maksad, abdestin sünnetlerine ve adabına riayet etmek değildir. Çünkü "Allah'ın emrettiği gibi...'' ifadesi buna manidir. (Zira abdest ayetinde sünnetlerden ve adabtan bahsedilmemiştir Hadisin: ''Yüzünü ve dirseklerle beraber kollarını yıkamak suretiyle'' kısmı isbağın açıklamasıdır. (Abdest ayetinde de bu uzuvlardan bahsedilir) Hadisteki: = '.... ve ayaklarını ... lafzı, Abdest ayetindeki: = " ..... ve ayaklarınızı ... nazm-i celil gibi, (cümle içindeki yeri itibari ile ve arap dili gremerine göre) ayakları yıkamak manasına veya meshetmek manasına yorumlamak mümkündür. Fakat harici delillerle bunu yıkamak manasına yorumlamak zorunluğu mevcuttur.»

Ali bin Yahya bin Khallad narrated, from his father, from his paternal uncle Rifa'ah bin Rafi' that:He was sitting with the Prophet who said: 'No person's prayer is complete until he performs ablution properly as Allah has commanded him, washing his face, his arms up to the elbows, wiping his head and his feet up to the ankles

Sünen-i İbn Mâce No. 461 Sahih

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، قَالَ قَالَ مَنْصُورٌ حَدَّثَنَا مُجَاهِدٌ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ سُفْيَانَ الثَّقَفِيِّ، أَنَّهُ رَأَى رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ ثُمَّ أَخَذَ كَفًّا مِنْ مَاءٍ فَنَضَحَ بِهِ فَرْجَهُ ‏.‏

El-Hakem b. Süfyan Es-Sakafi (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i abdest aldıktan sonra bir avuç su alarak ön avretine serperken görmüştür.

It was narrated from Hakam bin Sufyan Ath-Thawri that:He saw the Messenger of Allah perform ablution then take a handful of water and sprinkle it over his private area to remove any doubts about urine drippings

Diğer tahric: Ebu Davud, Nesai ve Beyhaki AÇIKLAMA : Hadisin manası: Resulullah (s.a.v.) abdest aldıktan sonra ümmetine meşru kılmak için ön avreti üzerine ve çevresine su serpmiştir. Bundan maksadı vesveseyi defetmek usulünü öğretmektir. Çünkü abdest alındıktan sonra, idrar yolundan bir ıslaklığın çıktığı zannına bazen kapılıyor. Dolayısıyla abdestin bozulması şüphesi doğuyor. Abdest alındıktan sonra kilodun ön kısmına su serpilip avret mahalli ıslatılınca böyle bir vesvese ve düşünce önlenmiş olur. Ebu Davud, «İntidah = Su Serpme" babında Hadisi, şu mealde rivayet etmiştir: Süfyan bin El-Hakem Es-Sekafi veya El-Hakem bin Süfyan Es-Sekafi (r.a.)'den şöyle söylediği rivayet olunmuştur: «Resuluııah (s.a.v.) su döktüğü zaman abdest alır ve intidah ederdi (= su serperdi. EI-MenheI yazarı, hadis'in: «İntidah ederdi. .. " cümlesini yukarda anlattığımız gibi açıkladıktan sonra şöyle der: «El-Hattabi: Buradaki intidah'tan maksad su ile taharetlenmektir. Halkın büyük çoğunluğu su ile taharretlenmezdi, taş ile istinca ederdi. Şeytan vesvesesini defetmek üzere, taharetlendikten sonra ön avret mahalline su serpmek diye intidahı yorumlamak da mümkündür, demiştir. Nevevi: Cumhüra göre hadis'ten maksad taharetlendikten scnra ön avret mahalline su serpmektir, demiştir. Ebu Davud'un rivayetinde ravi hakkında görülen ihtilaf ravinin şahsı hakkında olmayıp ismine aittir. Yani ravinin zatı malumdur. Ama bazılarına göre adı El-Hakem, diğer bir rivayete göre ismi Süfyan'dır. El-Hafız, EI-İsabe'de ravinin adının El-Hakem olduğu görüşünü kuvvetli görüp seçmiştir. HADiS'İN FIKIH YÖNÜ : EI-MenheI yazarı diyor ki: "Hadis. abdest alındıktan sonra ön avrette ve kilotun ön kısmına su serpmenin meşruluğuna delalet eder. Tirmizi ve İbn-i Maceh'in Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettikleri (463 nolu) hadiste su serpmek emredilmiştir. El-Ayni: İbn-i Ömer (r.a.) abdest aldığı zaman ön avretine su serperdi. UbeyduIIah demiş ki, babam da böyle yapardı. Ayrıca Mücahid. Meymun, Seleme ve İbn-i Abbas (r.a.)'ın de böyle yaptıkları rivayet olunmuştur. Bu sebeple arkadaşlarımız; abdestten sonra ön avrete ve kilota su serpmek mustahabtır. bilhassa vesvesesi olan kişi için daha müstahabtır. demişlerdir.» TAHRİC: Ebu Davud, Nesai ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir. Tirmizi de buna işaret etmiştir. Hadis'in ravisi El-Hakem bin Süfyan bin Osman bin Amir, Es-Sekafi'nin Sahabilik şerefine mazhar olduğu, Ebu Zur'a ve İbrahim El-Harbi tarafından ifade edilmiştir. Sünen sahibIeri, abdestten sonra su serpmeye ait hadisini rivayet etmişlerdir. Ahmed ve Buhari, onun sahabi olmadığını söylemişlerdir. İbn-i Abdi'l-Berr, onun bir hadisinin bulunduğunu ve isnadı hakkında bir tereddüt olduğunu söylemiştir

Sünen-i İbn Mâce No. 462 Zayıf

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفِرْيَابِيُّ، حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، زَيْدِ بْنِ حَارِثَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ عَلَّمَنِي جِبْرَائِيلُ الْوُضُوءَ وَأَمَرَنِي أَنْ أَنْضَحَ تَحْتَ ثَوْبِي لِمَا يَخْرُجُ مِنَ الْبَوْلِ بَعْدَ الْوُضُوءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ سَلَمَةَ حَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ التَّنِّيسِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، فَذَكَرَ نَحْوَهُ ‏.‏

Zeyd bin Harise (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: -Cebrail (Aleyhisselam) bana abdest almayı öğretti ve abdestten sonra, dışarı çıkacak idrar (ı defetmek) için elbisemin altına su serpmemi emretti. Ebü'l-Hasan bin Seleme dedi ki: Bize Ebu Hatim ve Abdullah bin Yusuf Et-Tennisi hadisi naklettiler. (Onlar dediler ki) bize İbn-i Lahia hadis nakletti ve bu hadisin mislini anlattı...- Not: Hadısin ravisi İbn-i Lahia zayıf olduğu gerekçesi ile isnadının zayıflığı Zevaid'de hildirilıniştir

Usamah bin Zaid narrated that his father Zaid bin Harithah said:"The Messenger of Allah said: 'Jibril taught me (how to perform) the ablution, and he ordered me to sprinkle water underneath my garment, lest a drop of urine leak out after the ablution.'" (Da'if) Other chains with similar wording

Sünen-i İbn Mâce No. 463 Zayıf

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ سَلَمَةَ الْيَحْمَدِيُّ، حَدَّثَنَا سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْهَاشِمِيُّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا تَوَضَّأْتَ فَانْتَضِحْ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki : «Abdest aldığın (abdestini tamamladığın) zaman İntidah et (= ön avret mahalline su serp.)» AÇIKLAMA : Tirmizi'nin, son ravi hariç aynı senedie Ebu Hureyre (r.a.)'den olan rivayeti mealen şöyledir: Nebi (s.a.v.) buyurdu ki: "Bana Cebrail gelerek, ''Ya Muhammed! Abdest aldığın (abdestini tamamladığın) zaman (ön avretine) su serp.'' derdi. Tirmizi, bu arada hadis'in garip olduğunu söylemiştir. Tirmizi Şerhi Tuhfe'de, El-Kadi İbnü'l-Arabi'nin Arızatu'l-Ahvezi adlı Tirmizi Şerhinden naklen verilen bilgiye göre hadisin yorumu hususunda alimler ihtilaf ederek dört çeşit yorum yapılmıştır: 1. Abdest aldığın zaman (abdest uzuvlarına) su dök. Yani meshetmekle yetinme. Çünkü bunları yıkamak gerekir. 2. Abdest aldığın zaman istibra et. Yani su döktükten sonra tenasül uzvunda idrar damlalarının kalmaması için gerekli şeyleri yap. 3. Abdest aldığın zaman su ile taharetlen. Yani yalnız taşla istinca etmekle yetinme. İkisini de yap. 4. Abdest aldığın zaman vesveseyi gidermek için kilotunun ön kısmına su serp. Tuhfe yazarı bu görüşleri savunanları kısmen belirttikten sonra: Hak olan yorum, sonuncusudur, der. Hadisin tercemesindeki parentez içi ilaveler Tuhfe'nin açıklamasından alınmıştır

It was narrated that Abu Hurairah said:"The Messenger of Allah said: 'When you perform ablution, sprinkle water

Sünen-i İbn Mâce No. 464 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا قَيْسٌ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ تَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَنَضَحَ فَرْجَهُ ‏.‏

Cabir (Radiyallahu anh)'den şöyle dediği rivayet olunmuştur; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), abdest aldı sonra ön avretine su serpti. Not: Zevaid'de: İsnadında Kays bin Asım vardır. O da zayıftır, denilmiştir

It was narrated that Jabir said:"The Messenger of Allah performed ablution and sprinkled his private part

Sünen-i İbn Mâce No. 465 Sahih

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، أَنَّ أَبَا مُرَّةَ، مَوْلَى عَقِيلٍ حَدَّثَهُ أَنَّ أُمَّ هَانِئٍ بِنْتَ أَبِي طَالِبٍ حَدَّثَتْهُ أَنَّهُ، لَمَّا كَانَ عَامُ الْفَتْحِ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِلَى غُسْلِهِ فَسَتَرَتْ عَلَيْهِ فَاطِمَةُ ثُمَّ أَخَذَ ثَوْبَهُ فَالْتَحَفَ بِهِ ‏.‏

Ümmü Hani' bint-i Ebi Talib (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre : Mekke'nin fethedildiği yıl, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yıkanmaya kalktı. Fatime (r.anha) da Onun özerine perde tuttu. Gusülden sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), elbisesini alarak ona sarındı." AÇIKLAMA : Hadis, Buhari'de Taharet, Namaz ve Edeb kitablarında, Müslim'de Hayız ve Namaz kitablarında, Tirmizi'de İsti'zan kitabında ve Nesai'de Taharet kitabında muhtelif lafızlarla ve değişik ravilerden nakledilmiştir. Tirmizi, bu bab ta rivayet olunan en sahih şeyin Ümmü Hani'nin hadisi olduğu Ahmed tarafından ifade edilmiştir, der. Buhari ve Müslim'in bazı rivayetlerinde şu mealde bir bölüm de vardır: ''Sonra Resulullah s.a.v. kalkarak sekiz rek'at kuşluk namazı kıldı. ÇEŞİTLİ RİVAYETLERDEN ÇIKARILAN HÜKÜMLER 1. Arada perde bulunmak şartı ile kişi, mahrem yakınlarının yanında yıkanabilir. 2. Erkek yıkamrken mahremi olan bir kadın ona perde tutabilir. 3. Kuşluk namazı sekiz rek'at olarak kılmak meşru'dur. 4. Sindi diyor ki, ğusül'den hemen sonra Resul-i Ekrem, elbisesine sarınması ile ğusül suyunu silmiş olur. Dolayısıyla elbisesi havlu işini yapmış olur. (Yani ğusülden sonra beden üzerindeki suyun silinmesinin meşruluk hükmü bu hadisten çıkarılmış olur. Uzak bir ihtimal olmakla beraber şöyle de denilebilir; Hadiste mendil'den bahsedilmediği için Resul-i Ekrem'in ğusülden sonra mendil (ve benzerini) kullanmadığı anlaşılır

Umm Hani' bint Abu Talib narrated that :When it was the year of the Conquest (of Makkah), the Messenger of Allah got up to perform a bath and Fatimah screened him. Then he took his garment and wrapped himself in it (such that it became like the towel used to dry oneself)

Sünen-i İbn Mâce No. 466 Zayıf

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي لَيْلَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَعْدِ بْنِ زُرَارَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنْ قَيْسِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ أَتَانَا النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَوَضَعْنَا لَهُ مَاءً فَاغْتَسَلَ ثُمَّ أَتَيْنَاهُ بِمِلْحَفَةٍ وَرْسِيَّةٍ فَاشْتَمَلَ بِهَا فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى أَثَرِ الْوَرْسِ عَلَى عُكَنِهِ ‏.‏

Kays bin Sa'd (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem) bize gelmişti. Biz O'nun (yıkanması) için su koyduk. Ğusül aldıktan sonra Ona versle boyalı bir örtü getirdik de ona büründü. Biraz sonra (mübarek) karnının kıvrımları üzerindeki boya izine bakar gibi oldum. Hadiste Geçen Bazı Kelimeler : Milhefe: Örtü, çarşaf ve yorgan anlamına gelir. Burada örtü veya çarşaf manası kastedilmiştir. Virsiye: Vers boyası ile boyanmış olan şeye denir. Vers: Susama benziyen sarı bir bitkidir. Boya işinde kullanılır. Za'feran ondan imal edilir. Üken: Ükne'nin çoğuludur. Ükne karındaki kıvrımdır. Hadis, Resul-i Ekrem'in ğusülden hemen sonra bir örtüye büründüğünü ve örtü boyasının izleri mübarek karnının kıvrımlarında görüldüğünü ifade eder. Tirmizi şerhi Tuhfe yazarı Mübarekfuri; abdestten sonra mendil ile kurulamayı meşru görenler Ümmü Hani' ve Kays bin Sa'd'ın hadislerini delil göstermişlerdir. Ama bu istidlal düşündürücüdür. Çünkü hadisler ğusül hakkındadır, der. Tuhfe'nin beyanına göre Ebu Davud da bu hadisi rivayet etmiştir

It was narrated that Qais bin Sa'd said:"The Prophet came to us and we gave him water to perform a bath." Then we brought him a Warshiyyah cloth, and he wrapped himself in it. It is as if I can see the marks of the Wars on the folds of his stomach

Şehir seçin

Türkiye

Almanya

Hollanda

Belçika

Fransa

Avusturya

İsviçre

Birleşik Krallık

İsveç

Danimarka

Norveç

KKTC

Azerbaycan

Bosna-Hersek

Kuzey Makedonya

Kosova

Bulgaristan

Suudi Arabistan

Filistin

Mısır

BAE

Katar

ABD

Kanada

Avustralya