400 hadis bulundu · sayfa 20/20
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ لَمْ نَكُنْ نَرَى الصُّفْرَةَ وَالْكُدْرَةَ شَيْئًا . قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الرَّقَاشِيُّ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ حَفْصَةَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ كُنَّا لاَ نَعُدُّ الصُّفْرَةَ وَالْكُدْرَةَ شَيْئًا . قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى وُهَيْبٌ أَوْلاَهُمَا عِنْدَنَا بِهَذَا .
Ümmü Atiyye (r.anha)'dan; şöyle demiştir: Biz (Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında kandaki) sarılığı ve bulanıklığı (namaza mani olması bakımından) hiç bir şey olarak görmezdik. Muhammed bin Yahya dedi ki: Bize Muhammed bin Abdillah Er-Rakkaşi tahdis etti. Bize Vüheyb tahdis etti. O da Eyyub'den, o da Hafsa'dan, o da Ümmü Atiyye'den tahdis ettiğine göre Ümmü Atiyye (r.anha): Biz (Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında) sarılığı ve bulanıklığı (namaza mani olması bakımından) hiç bir şey saymazdık. Muhammed bin Yahya dedi ki: Bizce bu rivayette Vüheyb için öncelik vardır."
It was narrated that Umm 'Atiyyah said:"We did not think anything of the yellowish or brownish discharge." (Sahih) (Another chain) It was narrated that Umm 'Atiyyah said: "We did not think that the yellowish or brownish discharge counted for anything." Muhammad bin Yahya said: "Wuhaib (who narrated the second version) is the better of them with this according to us
Diğer tahric: Beyhaki, Ebu Davud ve El-Hakim AÇIKLAMA : El-Hakim: Buhari ve Müslim'in şartları üzerine sahihtir, demiştir. El-İsmaili müstahricinde ve Darekutni de az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Hadis, hayızlı kadının aybaşı adet günleri geçip temizlendikten sonra gördüğü sarılık ve bulanıklığın hayızdan sayılmadığı hakkındadır. Ümmü Atiyye: ''Biz, sarılığı ve bulanıklığı sayınazdık'' derken Nebi (s.a.v.)'in zamanında ve O'nun bilgisi altında bu renkleri hayızdan saymadıklarını anlatmak istemiştir. Kasıt bu olunca hadis merfu' hükmünde sayılır. Buradaki rivayette sarımtırak ve bulanık renklerin hayız süresinin bitiminden sonra olduğuna dair bir kayıt yoksa da Ebu Davud'un rivayetinde; ''Hayız günleri geçtikten sonra ... '' kaydı mevcuttur. EI-Menhel yazarı, bu kayıtla ilgili olarak: 'Kadın, ğusletmemiş olsa bile hayız süresi geçtikten sonra gördüğü sarılığın ve bulanıklığın hayızdan sayılmayacağı kasdedilmiştir. Darimi'nin rivayetinde bulunan; ... ''ğusülden sonra ... '' kaydı., çoğu zamandaki uygulamaya yorumlanır. Çünkü kan kesildikten sonra çoğu zaman kadın, hemen ğuslünü yapar. Hadis, hayız adeti dışında ve temizlik günlerinde görülen rrıezkur renklerin hayızdan sayılmayacağına delalet eder... Dolayısıyla. henüz adet süresi dolmadan görülen bu renklerin hayız'dan şayılacağını ifade eder.' demiştir. El-Menhel yazarı şu bilgiyi verir: ''Hattabi: 'Hayız adeti, kadın temizlendikten sonra görülen sarılık ve bulanıklık hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. 1- Ali (r.a.)'den rivayet edildiğine göre temizlik halinde görülen bu renkler, hayız değildir. Kadın namazını bırakamaz. Abdest alıp namaz'a devam eder. Süfyan-i Sevri ve Evzai'nin kavli de budur. 2- Said bin El-Müseyyeb: kadın, temizlik halinde bu renkleri görünce ğusledip namaz kılar demiştir. Ahmed bin Hanbel'in görüşü de budur. 3- Ebu Hanife: Kadın, hayız adetinden ve kan kesildikten sonra bir iki gün mezkur renkleri gördüğü zaman, hayız günleriyle beraber, toplam on günü geçmedikçe, hepsi hayız sayılır ve bu renkler kesilip, beyaz su görmedikçe temiz sayılmaz, demiştir. 4- Şafii mezhebinin meşhur kavIine göre kadın aybaşı adet kanı kesildikten sonra mezkur renkleri gördüğü zaman hayız günleriyle beraber, toplam süre onbeş günü geçmedikçe hepsi hayızdır." demiştir. El-Ayni : 'Arkadaşlanmızın delili Malik ve Muhammed bin El-Hasan'ın kendi Muvatta'larında Aişe (r.anha)'nın mevlası Ümmü Alkame'den rivayet ettikleri şu haberdir: ''Kadınlar, Aişe (r.anha)'ya. üzerinde hayız kanının sarılığı bulunan pamuk parçasını götürerek namaz kılıp kılamayacaklarını ona sorarlardı. Aişe (r.anha) da onlara: 'Acele etmeyiniz. Pamuğu kan yerinden çıkarırken, kireç gibi beyaz oluncaya kadar namaz kılmayın''' diyerek hayızdan temizlenmeyi beklemelerini emrederdi.'' demiştir. Muhammed: Biz bununla hükmederek kadın, kırmızı veya sarı veyahut bulanık renk gördükçe temizlenmez ve bembeyaz; renk görünce temizlenmiş olur, deriz, demiştir
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا شُجَاعُ بْنُ الْوَلِيدِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ عَبْدِ الأَعْلَى، عَنْ أَبِي سَهْلٍ، عَنْ مُسَّةَ الأَزْدِيَّةِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ كَانَتِ النُّفَسَاءُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَجْلِسُ أَرْبَعِينَ يَوْمًا وَكُنَّا نَطْلِي وُجُوهَنَا بِالْوَرْسِ مِنَ الْكَلَفِ .
Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine «öre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında lohusa kadın kırk gün (namazsız) otururdu. Ve biz kelef (lekesiz) den dolayı yüzlerimizi vers (Yemen za'feran bitkisi) ile sıvardık." AÇIKLAMA : El-Hafız, Et-Telhis'te: Bu hadisi Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mac, Darekutni ve El-Hakim rivayet etmişlerdir, demiştir. Nevevi: Fıkıhçılardan bir cemaat bu hadisi zayıf görmüşlerse de, bu görüş merduddur. İbn-i Mace'nin Enes (r.a)'den rivayet ettiği (649 nolu) hadis, onun şahididir, demiştir. Hadiste geçen bazı kelimeler: Nufesa: Doğum anında veya doğumu müteakip kan gören kadına nufesa denir. Bu kelimenin çoğulu "Nifas'tır. Vers: Sarı bir ottur. Yemen'de bulunur. Kış ile yaz arasında çıkar. Boya işlerinde kullanılır. Ona Yemen za'feran bitkisi denir. Kelef: Siyah ile kırmızı arasında bir renk halinde, bazen de bulanık kırmızı halinde ve susam şeklinde yüzde beliren lekedir. Doğumdan dolayı görülen bu lekeyi tedavi etmek için vers'i yüzlerine sürdükleri anlaşılıyor. Lahusa kadının kırk gün oturmasından maksad, kırk gün namaz kılmaması ve hayızlı kadın gibi hareket etmesidir. Bu süre, bazı lahusalara göredir. Umumi değildir. Çünkü bir asrın bütün kadınlarının lahusalık veya kanını görmek süresinde müttefik olmaları düşünülemez. Bu süre dolmadan önce kanı kesilip temizlenen kadınların kırk günün dolmasını beklemeden hemen ğusül edip namaza başlamaları gerekir. Bundan sonra gelecek olan (649 nolu) hadis de bu durumu aydınlatır. LOHUSALIK HALİNİN EN UZUN SÜRESİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : 1- Ömer bin EI-Hattab, Osman, Ali. İbn-i Abbas. Enes bin Malik, Aişe. Ümmü Seleme, Süfyan-ı Sevri. Ebu Hanife ile arkadaşları Ahmed ve İshak bin Rahuyye (r.anhum) : Lahasalık halinin azami süresi 40 gündür, demişlerdir. İlim ehlinin ekserisinin kavli budur. Delilleri bu hadistir. 2- Şa'bi, Ata' ve Şafii'ye göre azami süre 60 gündür. 3- Malik'ten rivayet edildiğine göre kendisi ilk zamanlar i . Şa'bi ve arkadaşları gibi söylüyordu. Sonra bu sözden rücu' ederek; Bu husus kadınlara sorulmalıdır, demiş ve muayyen bir sınır koymamıştır. Lakin onun arkadaşları, ilk kavli üzerinde durup, rastlanan vakıaların en uzun süresi budur, demişlerdir. Hasen-i Basri ise: Azami süre 50 gündür, demiştir. EI-Menhel yazarı bu nakilleri yaptıktan sonra: Sürenin azamisinin 40 gün olduğuna dair deliller, birbirini takviye ediyorlar, diyerek hadisleri nakleder. Tirmizi: Sahabilerin, tabiilerin ve onlardan sonra gelenlerin alimleri lohusa kadın 40 gün'e kadar namazı bırakır, ancak daha önce temizlenmiş olduğunu görürse derhal ğusledip namaz kılar. 40 günden sonra kan görürse, alimlerin ekserisine göre kadın 40 gün bitti mi namazı terk etmeyecektir. demiştir. LOHUSALIĞIN EN AZ SÜRESİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : Şafii, Maliki ve Hanbeli alimlerine göre lohusalığın en az süresi için bir sınır yoktur. Ysni kan, bir an gelip kesilebilir ve lohusa kadın o halden çıkmış sayılır, ğusleder, namaza başlar. Ebu Hanife ve arkadaşlarının ibadet bakımından görüşleri de budur. Şayet boşanma veya ölüm nedeniyle kadının iddetinin hesaplanmasına ihtiyaç olursa Ebu Hanife'ye göre lohusalığın en az süresi 25 gündür, Ebu Yusuf'a göre 11 gündür, Muhammed'e göre bir saattır, Sevri'ye göre en az süre üç gündür
It was narrated that Umm Salamah said:"At the time of the Messenger of Allah, women in postnatal bleeding (after childbirth) used to wait for forty days, and we used to put Wars on our faces because of freckles
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الْمُحَارِبِيُّ، عَنْ سَلاَّمِ بْنِ سُلَيْمٍ، - أَوْ سَلْمٍ شَكَّ أَبُو الْحَسَنِ وَأَظُنُّهُ هُوَ أَبُو الأَحْوَصِ - عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَقَّتَ لِلنُّفَسَاءِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا إِلاَّ أَنْ تَرَى الطُّهْرَ قَبْلَ ذَلِكَ .
Enes (bin Malik) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), lahosa kadının daha önce temizlenmemesi halinde, ona 40 günlük bir zaman tayin etmiştir." Not: Enes'in bu hadisine ait isnadın sahih olup, ricalinin sika olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Kütüb-i Sitte'den yalmz sünenimizde bulunduğu için Zevaid'den sayılan ve sahih olan bu hadis lohusalığın azami süresinin 40 gün olduğuna delalet eder ve bu görüşü savunanlar için delildir
It was narrated that Anas said:"The Messenger of Allah set the time for postnatal bleeding at forty days, except for one who becomes pure before that
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ، عَنْ مِقْسَمٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ الرَّجُلُ إِذَا وَقَعَ عَلَى امْرَأَتِهِ وَهِيَ حَائِضٌ أَمَرَهُ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ يَتَصَدَّقَ بِنِصْفِ دِينَارٍ .
(Abdullah) İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Adam, zevcesiyle hayız halinde iken cima' ettiği zaman. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ona yarım altın sadaka çıkarmasını emrederdi." N O T: Keffaret husasu 123 nolu habta geçen 640 nolu hadisin izahı bahsinde açıklanmıştı. Oraya müracaat edilsin
It was narrated that Ibn 'Abbas said:"If a man had intercourse with his wife while she was menstruating, the Prophet commanded him to give half a Dinar in charity
حَدَّثَنَا أَبُو بِشْرٍ، بَكْرُ بْنُ خَلَفٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ حَرَامِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ عَمِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنْ مُوَاكَلَةِ الْحَائِضِ فَقَالَ " وَاكِلْهَا " .
Abdullah bin Sa'd (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, hayızlı kadınla beraber yemek yemenin hükmünü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sordum. Buyurdu ki: «Onunla yemek yiyebilirsin.»" N o t: Hayızlı kadınla beraber yemek yemek, su ve benzeri meşrubatı içmek ve birlikte oturup konuşmak hakkında gerekli izahı 125 nolu babta geçen 643 ve 644 nolu hadislerin izahında anlatmıştık. Oraya müracaat edilebilir
It was narrated that 'Abdullah bin Sa'd said:"I asked the Messenger of Allah about eating with a menstruating woman and he said: 'Eat with her
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُصَلِّي وَأَنَا إِلَى جَنْبِهِ وَأَنَا حَائِضٌ وَعَلَىَّ مِرْطٌ لِي وَعَلَيْهِ بَعْضُهُ .
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir : Ben, hayızlı olarak Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yakınında iken (geceleyin) namaz kılardı. Üstümde benim Futam bulunuyordu. Ve Futam'ın bir kısmı onun üzerindeydi." Tahric bilgisi ve Açıklama 653’te
It was narrated that 'Aishah said:"The Messenger of Allah was performing prayer, and I was by his side. I was menstruating, and I was wearing a wool cloak, and part of it was over him
حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ أَبِي سَهْلٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ مَيْمُونَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلَّى وَعَلَيْهِ مِرْطٌ عَلَيْهِ بَعْضُهُ وَعَلَيْهَا بَعْضُهُ وَهِيَ حَائِضٌ .
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in (zevcesi) Meymune (r.anha)'den rivayet edildiğine göre : Kendisi hayızda iken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), üzerinde bir futa olduğu halde namaz kıldı. Futan'ın bir kısmı O'nun üzerine bir kısmı da Meymune (r.anha) nın üzerindeydi."
It was narrated from Maimunah that:The Messenger of Allah performed prayer wearing a wool cloak. Part of it was over him and part was over her, and she was menstruating
Tahric: Aişe (r.anha)'nın hadisini Müslim, Nesai ve Ebu Davud da rivayet etmişlerdir. Meymune (r.anha)'nın hadisini ise az lafız farkıyla Buhari, Müslim ve Ebu Davud da rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Müslim'in rivayetinde Meymune (r.anha) mealen şöyle demiştir: ''ResuluIlah (s.a.v.) namaz kılıyordu. Ben de hayızlı olarak, O'nun hizasında bulunuyordum. Kendisi secde ettiği zaman bazen elbisesi bana dokunuyordu.'' Hadiste geçen ''Mırt'' kelimesini ''Futa'' olarak terceme ettik. EI-Menhel'de rivayet edildiğine göre ''Mırt'' yün, keten ve başka şeylerden mamul elbisedir. Yalnız yeşil renkli olan elbiseye ''Mırt'' denir, diyenler de olmuştur. Mırt, rida ve izar olabilir. Yani vücudun üst kısmında kullanılan ceket, palto, manto, aba gibi elbise olabildiği gibi bedenin belden aşağısını örten elbise de olabilir. Mırt, erkek ve kadın elbisesi olabilir. Aişe (r.anha)'nın hadisinden anlaşıldığına göre Futa Aişe (r.anha)'ya aitti ve üzerindeydi. Onun bir kısmı namaza duran Nebi (s.a.v.)'in üzerindeydi. Meymune (r.anha)'nın hadisinde ise futa'nın Nebi (s.a.v.)'in üzerinde oldugu ve bir kısmının Meymune (r.anha)'nın üzerine bulunduğu belirtiliyor. HADİSLERİN FIKIH YÖNÜ : 1- Üzerinde kan veya başka necaset görülmedikçe hayızlı kadının elbisesi temizdir. 2- Kişinin, hayızlı hanımının bitişiğinde namaza durması caizdir. 3- Kişinin, bir tarafı hayızlı ailesinin üzerinde bulunan bir elbiseyle namaza durması caizdir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ دَخَلَ عَلَيْهَا فَاخْتَبَأَتْ مَوْلاَةٌ لَهَا فَقَالَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " حَاضَتْ " . فَقَالَتْ نَعَمْ . فَشَقَّ لَهَا مِنْ عِمَامَتِهِ فَقَالَ " اخْتَمِرِي بِهَذَا " .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre: Bir defa) odasına Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) girmiş ve (O girince Aişe (r.anha)'nın cariyesi gizlenmiştir. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hayız gördü (mü?)» buyurmuş. Aişe (r.anha) de : Evet, (hayız gördü.) diye cevap verince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (mübarek) sarığından bir parça kesmiş ve cariye'ye: «Bununla başını ört» buyurmuştur." Not: Zevaid'de: Hadisin jsnadında Abdulkerim bin El-Muharrik vardır. İmam Ahmed ve başkası onu zayıf görmüşler. Hatta İbn-i Abdi'l-Berr'in dediğine göre onun zayıflığı hakkında icma' vardır, denmiştir. AÇIKLAMA : Aişe (r.anh{ı)'nın cariyesi erginlik çağına gelerek hayız görmeye başlamış; Nebi (s.a.v.) Aişe (r.anha)'nın hücresine girince cariye saklanmış; Resul-i Ekrem (s.a.v.), onun hayız görmeye başladığını, saklanışından anlamış; durumu te'yid maksadıyla Aişe (r.anha)'ya sormuş ve ''Evet''' cevabını alınca mubarek sarığından kestiği bir parçayı vererek cariyenin başını örtmesini emretmiştir. Bu hadisin senedinde bulunan ravi Abdülkerim zayıf olduğu için isnad zayıfsa da hadisin metni mana bakımından sahihtir. Çünkü erginlik çağına gelen bir kız namaz dışında da namahreme karşı başını örtmek zorundadır. Bu zoruııluluk Kur'an-ı Kerim'in nassı ile sabittir. Ayrıca Ebu Davud'un Muhammed bin Sirin'den rivayet ettiği Aişe (r.anha)'nın başka bir hadisi bu hadisi te'yid eder, mahiyettedir. Şöyle ki Muhammed bin Sirin (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; (Cemel vak'asından sonra) Aişe (r.anha) Basra'da Abdullah bin Halef'in kasrında Safiyye Ümmü Talha El-Talahat'a misafir olduğunda Safiyye'nin kızlarını görmüş, (hayız çağına gelen bu kızları baş açık olarak görmüş olacak ki) Aişe (r.ariha): 'Resulullah (s.a.v.) bir defa odama girdi. o esnada odamda genç bir kız bulunuyordu. (bu kız, Aişe (r.anha)'nin cariyesi idi.) Resulullah (s.a.v.) izarını bana atarak: ''Bunu ikiye böl. Yarısını şuna ver. Yarısını da Ümmü Seleme'nin yanında bulunan genç kıza ver. Çünkü ben ikisinin de hayız çağına geldiklerini sanıyorum.'' buyurdu.' demiştir. Bu hadis, Nebi (s.a.v.)'in, izarını Aişe (r.anha)'ya vererek Aişe (r.anha)'nın Cariyesiyle Ümmü. Seleme (r.anha)'nın cariyesi arasında taksim etmesini emrettiğini sarahaten (açıkça) belirtir. Müellifin rivayetinde ise Nebi (s.a.v.)'in sarığından bir parça keserek Aişe (r.anha)'nın cariyesine onunla başını örtmesi için verdiğini bildirir. İki hadis arasında bir ihtilaf yoktur. Çünkü olayın tekerrür etmiş olması muhtemeldir. HADİS'İN FIKIH YÖNÜ : Hadis, erginlik çağına gelen kız'ın, bütün vücudunu, namazın içinde ve dışında örtmesınin farz olduğuna delalet eder. Ancak Şari-i Hakim, yüz ve bileklere kadar elleri bu hükümden müstesna kılmıştır. Hür kadına ait şer'i hüküm budur. Cariyenin avret durumuna ait alimlerin görüşünü bundan sonraki hadisin izahında belirteceğiz
It was narrated from 'Aishah that:The Prophet entered upon her, and a freed slave girl of hers concealed herself. The Prophet asked: "Have her periods begun?" She said: "Yes." He tore a piece of his turban and said: "Cover your head with this
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، وَأَبُو النُّعْمَانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ الْحَارِثِ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ صَلاَةَ حَائِضٍ إِلاَّ بِخِمَارٍ " .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : «Allah, hayız görme çağına gelmiş olan kadının baş örtüsü olmaksızın (kıldığı) namazı kabul etmez, AÇIKLAMA : Bu hadisi Ahmed, Tirmizi, Ebu Davud, İbn-i Huzeyme, El-Hakim. Beyhaki ve Taberani de rivayet etmişlerdir. Taberani'nin rivayeti biraz daha uzundur. ''Allah ... kabul etmez'' tabirinden maksad, hayız çağına gelmiş olan kadının baş örtüsüz olarak kıldığı namaz sahih değildir. Bir cemaat, hadisi böyle açıklamıştır. Hadiste geçen ''Haiz'' kelimesiyle, hayız yaşına gelmiş olan kadın kasdedilmiştir. Bi'l-fiil hayız halindeki kadın kasdedilmemiştir. Çünkü ona hayız günlerince namaz kılmak vacib değildir, hatta namaz kılması yasaktır. Bazı alimlere göre: ''Allah ... kabul etmez.'' tabirinden maksad, Allah tam olarak kabul etmez, demektir. Avret bakımından cariye, hür kadın gibidir, diyen Zahiriye mezhebi mensubları, bu hadisi. delil göstermişlerdir. Fakat Cumhur: Cariye avreti, erkeğinki gibi, göbek ile diz kapağı arasıdır, demişlerdir. Cumhurun delili şu mealdeki hadistir: ''Biriniz cariyesini kölesiyle veya hizmetçisiyle evlendirdiği zaman, artık cariyesinin diz kapağı ile göbeği arasına bakmasın.'' Bir de şu hadisi delil göstermişlerdir: ''Adam, bir cariye satın almak istediği zaman, avret mahalli hariç, başka yerlerine bakabilir. Cariyenin avreti, diz kapağı ile peştemalini bağladığı yer arasıdır.'' Hadis, namaza duran kadının başını örtmesinin farz olduğuna delalet eder. Bu husustaki açıklama yukarıda geçti
It was narrated from 'Aishah that:The Prophet said: "Allah does not accept the prayer of a woman who menstruates (i.e., an adult woman) except with a head cover
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ مُعَاذَةَ، . أَنَّ امْرَأَةً، سَأَلَتْ عَائِشَةَ قَالَتْ تَخْتَضِبُ الْحَائِضُ فَقَالَتْ قَدْ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَنَحْنُ نَخْتَضِبُ فَلَمْ يَكُنْ يَنْهَانَا عَنْهُ .
Muaza (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre: Bir kadın, Aişe (r.anhayye: Hayizlı kadın kına ile boyanabilir (mi?) diye sormuş, Aişe (r.anhal'de: Biz, kına kullandığımız halde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında bulunuyorduk da, bizi bundan men etmezdi, diye cevap vermiştir." Not: Zevaid'de; Bu isnad sahihtir. Ravi Haccac, İbn-i Minhal'dır, Ravi Eyyub da es-Sahtiyani'dır, denmiştir. AÇIKLAMA : Miftahu'l-Hace yazan şöyle der: Hadis, hayızlı kadının kına ile boyanmasının caizliğine delalet eder. Kına'nın saç, eller ve ayaklarda kullanılması hususunda bir fark yoktur. Kadını erkekten ayıran sünnet budur. Kadınların kına kullanmayı terketmeleri mekruhtur. Bazı alimler: Hayızlı kadın'ın ve cünübün önce kına kullanması, sonra ğusletmesi caizdir, demişlerdir. (Yani kına rengi, ğuslün sıhhatine engel olmaz, denmek istenmiştir. ERKEKLERİN SAÇ BOYAMASINA AİT DÖRT MEZHEBİN GÖRÜŞÜ: 1- Hanefi alimlerine göre, erkeğin sakalını ve başını kına ile boyaması müstahabtır. Kınayı: el ve ayaklarda kullanması ise mekruhtur. Çünkü onda kadınlara benzemek vardır.. Keza, şer'i bir amaç olmaksızın saçlarını siyah renkle boyaması da mekruhtur. Savaşta düşmana karşı daha heybetli görünmesi gibi şer'i bir amaçla siyaha boyarsa iyi bir şey yapmış sayılır. Eğer eşine karşı süslenmek için yaparsa bir kavle göre mekruhtur, diğer bir kavle göre mekruh değildir. 2- Şafii mezhebine göre saç ve sakalı siyaha boyamak mekruhtur.. Sarı ve kırmızıya boyamaya gelince; eğer savaşta düşmana karşı daha kuvvetli ve genç görünmek gibi şer'i bir gaye ile olursa caizdir. Fasit bir amaçla olursa, kötü bir şey yapmış olur. Keza çevresinin itibar ve saygısını kazanmak, şahidliğinin kabul edilmesi ve benzeri fena gayelere ulaşmak için yaşlı görünmek üzere saç ve sakalı beyaza boyaması da mekruhtur. Sakalı beyaza boyamak mekruh olduğu gibi ağaran kılları yolmak da mekruhtur. 3- Malikiler'e göre erkeğin ağaran saç ve sakalını siyaha boyaması tenzihen mekruhtur. Ancak, düşmanı korkutmak gibi şer'i bir maksatla yaparsa mahzuru yoktur. Bilakis sevab kazanır. Ama evlenmek istediği bir kadını aldatarak ona genç görünmek gibi fasit bir niyetle yaparsa haram işlemiş olur. Kına gibi, saçları sarartan boyayı kullanmak mekruh değildir. Çünkü erkeğin saç ve sakalını kına ve benzerişeylerle boyaması caizdir. El ve ayaklarında kına ve benzerini kullanması caiz değildir. Çünkü kadınlar süs için bunu kullanırlar. Erkeklerin kadınlara benzemeleri caiz değildir. 4- Hanbeliler'e göre kına ve benzeri boyaları kullanmak sünnettir. Fakat siyaha boyamak, şer'i bir niyetle olursa mekruh değildir. Aksi takdirde mekruhtur. Şayet evlenmek istediği kadına genç görünmek gibi kötü bir niyetle yaparsa haramdır)
It was narrated from Mu'adh that:A woman asked 'Aishah: "Can a woman who is menstruating, dye her hands?" She said: "We were with the Prophet and we used to dye our hands, and he did not tell us not to do that
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبَانَ الْبَلْخِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ خَالِدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ انْكَسَرَتْ إِحْدَى زَنْدَىَّ فَسَأَلْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَمَرَنِي أَنْ أَمْسَحَ عَلَى الْجَبَائِرِ . قَالَ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ سَلَمَةَ أَنْبَأَنَا الدَّبَرِيُّ، عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، نَحْوَهُ .
Ali bin Ebi Talib (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : «Bilek kemiklerimden birisi kırıldı ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sordum. Bana cebireler üzerine meshetmemi emretti.» Ebü'l Hasan bin Seleme dedi ki : Bize Ed-Deberi Abdürrazzak'tan bu hadisin benzerini haber verdi." Not: Zevaid'de: Bunun isnadında nivi Amr bin Halid vardır. İmam Ahmed ve İbn-i Main onu tekzib etmişler; Buhari: Onun hadisi münkerdir, demiş; Veki' ve Ebu Zur'a.: 0, hadis uydurur, demişler;. El-Hakim de: 0, Zeyd bin Ali'den mevdu hadisler rivayet eder demiştir. diye bilgi verilmiştir. AÇIKLAMA : Cebire: Fıkıhçıların ıstılahında yaralı yere sarılan sargı veya yara üzerine konan ilaçtır. Sargıda, tahta çubuklar ve benzeri şeylerin kullanılmış olması şart .değildir. Keza, sargılı uzvun kırık olması da şart değildir. Cebirenin hükmü hususunda önemli olan nokta, uzvun hasta olmasıdır. Kırık olabilir, çıkık olabilir, yaralı v.b. olabilir. EI-Menhel yazarı, ''Yaralı Teyemmüm Eder Babı'nda bu hususta geniş bilgi verir. Biz, 572 nolu hadisin izahında, konu hakkındaki alimlerin görüşlerini nekletmiştik. Burada, özlü olarak şunu söylemekle yetinelim: Hanefi ve Maliki mezhebine göre, cünüb olan kimsenin vücudunun çoğu sağlam olup, kalanı da yaralı ise, sağlam yerlerin ğuslünü yapar, yaralı yerin cebirelerine mesheder. Ayrıca teyemmüm yapmaya gerek yoktur. Şayet, bedeninin çoğu yaralı ise, yalnız teyemmümle yetinir. Sağlam yerleri yıkamasına ve cebirelere meshetmesine gerek kalmaz. Abdestin hükmü de böyledir. Ahmed bin Hanbel'e göre, kişi sağlam yerleri yıkar, yaralı yer için teyemmüm eder. Şafii mezhebine göre, her hangi bir uzvunda cebire bulunup açılması tehlikeli görülen kişi, sağlam yerleri yıkar. Cebirenin üzerine mesheder ve ıslanmayan yer için teyemmüm yapar. Cebire ile ilgili şer'i hükümler, mezhebIere göre geniş izahat ister. Fıkıh kitabıarına müracaat edilmesi tavsiye olunur
It was narrated that 'Ali bin Abu Talib said:"I broke one of my forearms and I asked the Prophet about that. He told me to wipe over the bandages." (Maudu') Another chain with similar meaning
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَامِلَ الْحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ عَلَى عَاتِقِهِ وَلُعَابُهُ يَسِيلُ عَلَيْهِ .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gördüm. Hüseyin bin Ali (r.a.)'in mübarek omuzunda taşıyordu. Hüseyin'in tükrüğü de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in üzerine akıyordu." Not: Zevaid'de isnadının sahih olup, ricalinin sahih hadis ricali olduğu bildirilmiştir, AÇIKLAMA : Hadisin zahirine göre Hüseyin (r.a.)'in ağzından akan tükrük, Nebi (s.a.v.)'in elbisesi üzerine akmıştır. Eğer necis olsaydı Nebi (s.a.v.) böyle yaptırmazdı. Bu durum, tükrüğün temizliğine delalet eder. İnsanın ağızından akan tükrük, aslında İslam alimlerinin ittifakıyla temizdir. Ağızın içi, başka bir nedenle pislenirse dolayısıyla tükrük de pislenmiş olur ki bu başka bir konudur. El-Fıkıh Ala'l-Mezahibi'l-Arbaa (Dört mezhebin fıkıh...) adlı kitabın 1. cildinin baş kısmında 'Temiz Maddeler, bahsinde şöyle deniliyar: 'Diri olan her şeyin göz yaşı, teri, tükrüğü ve sümkürüğü, mezheblerin beyanı vechiyle temiz sayılır. (Yani namaza mani değildir.) Şafiiler'e göre sayılan maddeler, eti yenen, yenmeyen ve şer'an temiz sayılan hayvanlara ait ise temizdir. Malikiler'e göre uyanıklık veya uyku halinde ağızdan akan tükrük, ittifakla caizdir. Fakat mideden ağıza gelen su necistir. Mide suyu renk veya kokusunun değişikliği ile tanınır. Mesela, akan su sarı olup pis kokuyarsa mideden gelmedir. Eğer kişi buna mübtela ise (kronik olarak geçmeyen rahatsızlığı var ise) kendisine af vardır. Aksi takdirde af yoktur. Hanbeli alimlerine göre, göz yaşı, ter, tükrük ve sümkürük, eti yenen hayvanlara ait ise temizdir. Eti yenmeyip kedi veya ondan küçük ise ve bir necasetten doğma değilse ona ait sayılan maddeler de temizdir. Hanefi alimlerine göre, dirinin ter ve tükrüğü temizlik ve necaset bakımından onun artığı gibidir. Yani artığı temiz olan canlının ter ve tükürüğü temizdir. Artığı necis olanınki ise necistir.' Şafii fıkhına ait Nihayetü'l-Muhtaç adlı kitabın ''Necaset'' babında ağızdan gelen su ile ilgili olarak özetle şöyle deniliyar: 'Uyuyan kişinin ağzından akan su, mideden gelme ise necistir. Bunun bir alameti, suyun sarımtırak ve pis kokulu oluşudur. Şayet mideden gelmiyorsa veya mideden gelme olup olmadığında şüphe edilirse onun temizliğine hükmedilir. Eğer bir şahıs mideden gelme su akmasıyla mübtela ise ondan af vardır
It was narrated that Abu Hurairah said:"I saw the Prophet carrying Hasan bin 'Ali on his shoulder, and his saliva was dripping down on him
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مِسْعَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ كَرَامَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ مِسْعَرٍ، عَنْ عَبْدِ الْجَبَّارِ بْنِ وَائِلٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أُتِيَ بِدَلْوٍ فَمَضْمَضَ مِنْهُ فَمَجَّ فِيهِ مِسْكًا أَوْ أَطْيَبَ مِنَ الْمِسْكِ وَاسْتَنْثَرَ خَارِجًا مِنَ الدَّلْوِ .
Vail (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir kova (su) getirildiğini gördüm. Kovadan mübarek ağzına su alıp çalkaladıktan sonra onu misk veya miskten daha güzel kokulu olarak ağzından kovaya attı. Burnuna da su çekip, kovanın dışına sümkürdü." Not: Ravi Abdü'l-Cebbar bin Vail'in babasından hadis işitmediğini İbn-i Main ve başkası söylediği için isnadının munkati' olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Bu hadis Zevaid türündendir. Buhari'nin Taif gazvesi bahsinde Ebu Musa El-Eş'ari (r.a.)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadis, bu hadisin manasını te'yid eder (onaylar) mahiyettedir: '' Ebu Musa El-Eş'ari şöyle demiştir: 'Nebi (s.a.v.) Mekke ile Medine arasında Ci'rane mevkiinde konakladığında ben onun huzurunda bulunuyordum. Bu esnada bir a'rabi Nebi (s.a.v.)'e gelerek: Bana verdiğin sözü hala yerine getirmiyecek misin? dedi. Nebi (s.a.v.) : ''Sana müjdelerim!'' buyurdu. A'rabi: Bana, ''müjdelerim'' sözünü çok ettin, dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) Ebu Musa ve Bilal (-i Habeşi)'ye dönerek öfkeli vaziyeti gibi şöyle buyurdu: '' Bu adam, verdiğim müjdeyi reddetti. ikiniz (bu müjdeyi) kabul ediniz'' buyurdu. Onlar da : Kabul ettik. dediler. Sonra Resulullah (s.a.v.) bir bardak su istedi. Mubarek ellerini ve yüzünü bu kab içinde yıkadı. Ağzına aldığı suyu bardağa döktü. Sonra: '' Bundan içiniz, yüzlerinize, göğüslerinize sürünüz! Sizi müjdelerim.'' buyurdu. Ebu Musa ile Bilal de, su kabını aldılar ve Resulullah (s.a.v.)'in emrini yerine getirdiler. -Bu arada Resulullah (s.a.v.)'in zevcesi Ümmü Seleme (r.anha), perde arkasından: Evladım. O sudan anamza da bir miktar bırakın. diye seslendi. Onlar da Ümmü Seleme (r.anha)'ya bir miktar su bıraktılar: Nebi (s.a.v.), Taif savaşına gitmeden önce Huneyn savaşına ait ganimet malını Ci'rane'ye gönderip Taif seferi dönüşünde böleceğini bildirmişti. Bedevi'nin,kendisine verildiğini söylediği söz bu vaad olabilir. Belki de bu bedeviye özel bir vaad de bulunmuştu. Hadis ravisi Vail bin Hucr El-Hadremi, sahabidir. yetmiş bir hadisi vardır. Müslim altı hadisini rivayet etmiştir. Ravileri. oğulları Abdül-Cebbar ve Alkama'dır
It was narrated from 'Abdul Jabbar bin Wa'il that his father said:"A bucket was brought to the Prophet; he rinsed his mouth and spat into it, and it was like musk or better than musk, and he rinsed his nostrils outside the bucket
حَدَّثَنَا أَبُو مَرْوَانَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ الرَّبِيعِ، وَكَانَ، قَدْ عَقَلَ مَجَّةً مَجَّهَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي دَلْوٍ مِنْ بِئْرٍ لَهُمْ .
Mahmud bin Er-Rabi’ r.a.’dan rivayet edildiğine göre: Kendisi kabilesine ait bir kuyu’dan alınan bir kova su içine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mubarek ağzındaki suyu döktüğünü hatırlıyormuş. AÇIKLAMA : Buradaki rivayete göre Nebi (s.a.v.) Mubarek ağzındaki suyu kovaya dökmüştür. Bu bab'ın başlığına uygun olan yorum budur. Fakat Sindi'nin beyanına göre Nebi (s.a.v.) ağzındaki suyu ravi Mahmud (r.a.)'in yüzüne atmıştır. Bunun hikmeti de ya çocukla oynaşmak yahut Mahmud'u bu su ile Mubarek kılmaktır. Nitekim Nebi (s.a.v.) sahabilerin çocukları ile bu şekilde meşgul oluyordu. Eğer hadis, böyle yorumlanırsa bu bab ile ilgisi yoktur. Sindi; Nebi (s.a.v.)'in, ağzındaki suyu onun yüzüne attığı, sahih olan başka bir rivayetle sabittir, demiştir. Buradaki rivayet ile Sindi'nin bahsettiği rivayet arasında bir tezat yoktur. Çünkü olay, iki ayrı zamanda meydana gelmiş olabilir. Yahut Nebi (s.a.v.), hem ravinin yüzüne hem de kovaya su atmış olabilir
It was narrated from Zuhri that:Mahmud bin Rabi' remembered that the Prophet spat into a bucket from a well that belonged to them
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لاَ تَنْظُرِ الْمَرْأَةُ إِلَى عَوْرَةِ الْمَرْأَةِ وَلاَ يَنْظُرِ الرَّجُلُ إِلَى عَوْرَةِ الرَّجُلِ " .
Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu demiştir: «Kadın, kadın avretine bakmasın. Erkek de, erkek avretine bakmasın.»
It was narrated from 'Abdur-Rahman bin Abu Sa'eed Al-Khudri from his father that:The Messenger of Allah said: "No woman should look at the nakedness of another woman, and no man should look at the nakedness of another man
Diğer tahric: Müslim, Ebu Davud, Tirmizi Nesai AÇIKLAMA : Tirmizi hadisin hasen - garib olduğunu bildirmiştir. Nevevi, bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: "Hadis, erkeğin erkek avretine, kadının da kadın avretine bakmasını haram kılmıştır. Erkeğin kadın avretine bakması ve kadının erkek avretine bakması da icma' ile haramdır. Bu haramlık, eş durumunda olmayanlar hakkındadır. Eşlerin ise, tenasül uzvu hariç, birbirlerinin avret mahalline bakmaları caizdir. Tenasül uzvuna bakmak hakkında üç kavil vardır. En sıhhatlı kavle göre iki taraf için de haram değil mekruhtur. İkinci kavle göre her ikisi için haramdır. Üçüncü kavle göre erkeğin bakması haram kadının ki mekruhtur. Cariye ile efendisinin birbirinin avret yerlerine bakmalarına gelince; Eğer cariye neseb süt veya kayınvalide, üvey kız ve oğlun karısı gibi sıhri nedenle kişiye haram durumunda ise, o cariye. efendisine karşı hür kadın gibidir. Mesela adamın cariyesi süt kardeşi ise veya kayınvalidesi ise o kadın, hür olan mahrem akraba gibidir. Yani o kadının avreti efendisi için göbek ile diz kapağı arasıdır,'Şayet cariyenin mezkur yakınlığı yoksa, kendisi ile efendisi, avret bakımından eşler gibidir. Adamın, mahremlerine bakması ve onların kendisine bakması ise, sahih kavle göre göbekten yukarı ve diz kapağından aşağı yerler için caizdir. Birbirlerinin göbek ile diz kapağı arasındaki yerlerine bakmaları caiz değildir. Birbirine yabancı olanların avret sınırına gelince: 1- Erkeğin erkeğe karşı avreti göbekle diz kapağı arasıdır. 2- Kadının kadına karşı avreti keza göbekle diz kapağı arasıdır. Göbek ve diz kapağının avretten sayılıp sayılmaması hakkında üç kavil vardır. En sahih kavle göre, ikisi de avret değildir. İkinci kavle göre ikisi de avrettir Üçüncü kavle göre göbek avrettir, diz kapağı avret değildir. 3- Erkeğin, yabancı kadının her hangi bir yerine bakması haramdır. 4 - Kadının, yabancı erkeğin her hangi bir yerine bakması haramdır. Erkeğin yabancı erkeğin her hangi bir yerine bakması haramdır. Erkeğin yabancı kadına veya kadının yabancı erkeğe bakması şehvetli olsun olmasın hüküm aynıdır. Bazı alimler: Kadının, erkeğin yüzüne şehvetsiz bakması haram değildir, demişlerse de, bu söz tutarlı değildir. Şafii'nin açıkça belirttiğine göre erkeğin parlak yüzlü olup henüz saç sakalı çıkmamış olan gence' bakması, şehvetli olsun olmasın, bir fitne korkusu olsun olmasın haramdır. Şafii'nin delili şudur ki; genç erkek, kadın anlamındadır. Çünkü kadına şehvetle bakıldığı gibi ona da bakılabilir. Güzellik bakımından icabında daha güzel olabilir. Hatta kadınlar hakkında yapılamayan kötülükler, onlar hakkında düşünülebillr. Yukarıda anlattığımız bakmak haramlığı, ihtiyaç olmadığı zamana aittir. Şer'i ihtiyaç bulunduğu zaman bakmak caizdir. Mesela, alış - veriş yaparken, tedavi olunurken, şahitlik yapılırken ve benzeri durumlarda bakmak zarureti vardır. Bu gibi ahvalde şehvetle bakmak haramdır. Çünkü şehvetle bakma zarureti yoktur. Şehvetle bakmak eşler ve cariye efendisi hariç, herkese haramdır. Hatta, kişinin anasına ve kızına şehvetle bakması haramdır .. Halkın çoğunun hamamlarda toplanması ve avret mahallini örtmeye dikkat etmemesi, bir bela halini almıştır. Oraya giden kimsenin gözünü başkasının avret mahalline bakmaktan koruması; avretini de başkasının gözünden koruması vacibtir. Örtünmeye riayet etmeyenleri görünce münasip tavır ve eda ile uyarıda bulunması vacibtir. Bir fitne 'çıkması korkusu olmadıkça, sözü dinlensin dinlenmesin bu gibi durumlara müdahale etmesi vacibtir. DÖRT MEZHEBE GÖRE AVRET MAHALLİ A - NAMAZ İÇİNDEKİ AVRET YERİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : 1- Hanefi alimlerine göre, namaz bakımından erkeğin avreti göbekten diz kapağının altına kadardır. Göbek, avretten değil, fakat diz kapağı ayrettendir. Cariye de erkek gibidir. Ayrıca karnı, sırtı ve yanları da avrettir. Hür kadının avreti ise, bütün bedenidir. Hatta kulaklarından aşağı sarkan saçları da ayrettir. Yalmz yüzü ve bileklere kadar elleri avret değildir. Ayakların üst kısmını da avretten istisna edenler vardır. 2- Şafiiler'e göre, namaz bakımından erkeğin ve cariyenin avreti göbek ile diz kapağı arasıdır. Göbek ve diz kapağı, avretten değildir. Bununla beraber, buralara bitişik avretin tam örtünülebilmesi için göbekten ve diz kapağından birer parçanın örtülmesi gerekir. Hür kadının avreti ise, bütün vücududur. Kulakıarından aşağıya doğru sarkan saç telleri de avrettir. Yalnız yüz ve bileklere kadar eller, avret değildir. 3- Hanbeliler, Şafiiler gibi avret yerlerini tesbit etmişlerdir. Ancak aralarında şu fark var: Hanbeliier'e göre hür kadının yalnız yüzü avret değil, bundan başka ,bütün vücudu avrettir. 4- Malikiler'e göre; Namaz bakımından erkek ve kadın avreti iki kısma ayrılır: Galiz avret, hafif avret. Galiz ve hafif diye adlandırılan avret çeşitlerinin hükmü de ayrıdır. Erkeğin galiz avreti, erkeklik uzvu ve mak'ad halkası ile-yumurtalarıdır. Göbek ile diz kapağı arasında kalan diğer yerler hafif avrettir .. Hür kadının galiz avreti baş, boyun, kollar, gögüs ve göğüsün hizasındaki arkaları ile diz kapağından ayak tırnağına kadar olan yerler hariç, bütün vücududur. Anılan bu yerler de hafif avrettir. Yüz ve bileklere kadar eller avret değildir. Cariyenin hafif avreti, erkeğin hafif avreti gibidir. Yalnız şu fark vardır: Cariye'nin kalçaları, onun hizasındaki yerler ve eteği de galiz ayretten sayılır. Galiz ve hafif ayret yerinin ne kadarının açılmasıyla namazın bozulacağını öğrenmek isteyenler, fıkıh kitabIarına müracaat etsinler. Çünkü geniş izahat ister. B- NAMAZ DIŞINDAKİ AVRET YERİ HAKKlNDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : 1- Hanefi mezhebine göre erkeğin yabancı kadına bakması caiz değildir. Ancak, şehvetsiz olarak yüzüne ve bileklere kadar ellerine bakabilir. Eğer şehvetten emin değilse, bir ihtiyaç olmadıkça yüzüne bakması caiz değildir. Hakimin, şahidin, doktorun zaruret durumuna göre, bakmaları caizdir. Erkek, erkeğin göbek ile dizkapağı altına kadar olan yerlerine bakamaz. Göbekten yukarı ve diz kapağından aşağı yerlere bakabilir. Kadın da kadının göbek ile dizkapağı altına kadar olan yerlerine bakamaz. Göbekten yukarı ve diz kapağından aşağı yerlere bakabilir. Kadın, erkeğin göbek ile diz kapağı arasındaki yerine bakamaz. Diğer yerlere şehvetsiz olarak bakabilir. Erkek, zevcesinin ve cariyesinin her tarafına bakabilir. Erkek, mahremi olan kadının yüzüne, başına, göğsüne, dizkapağından aşağısına ve kollarına bakabilir. Fakat arkalarına, karnına ve diz kapağından yukarı kısmına bakamaz. 2 - Şafii mezhebine göre, erkeğin yabancı kadına bakması caiz değildir. Kadının yüzü ve elleri de avrettir. Bakılamaz. Ancak zaruret ve ihtiyaç halinde bakılabilir. Mesela hakim, şahid. evlenmek isteyen kişi ve doktor fıkıh kitabIarında belirtilen şartlar altında ve belirtilen yere bakabilirler. Erkek, erkeğin göbek ile diz kapağı arasındaki yerlerine bakamaz. Diğer yerlerine bakabilir. Kadın da, kadının göbek ile diz kapağı altına kadar olan yerlerine bakamaz. Diğer yerlere bakması caizdir. Kadının yabancı erkeğe bakması caiz değildir. Erkeğin. yabancı kadının yüzüne bakması nasıl haramsa. kadının erkeğin yüzüne bakması da aynı şekilde haramdır. 3- Maliki mezhebine göre erkek, erkeğin göbek ile diz kapağı arasındakı yerlerine bakamaz. Mahrem kadınlar da erkekler gibidir. Yani anne kız ve teyze gibi kadınlar. erkeğin diz kapağı ile göbek arasındaki yerlerine bakamazlar. diğer yerlerine bakabilirler. Yabancı kadın, erkeğin yüzüne, başına kol ve ayaklarına şehvetsiz olarak bakabilir. Şehvet korkusu varsa' bakamaz. Kadının bütün vücudu, yabancı erkekler için avrettir. Yalnız, bir fitne korkusu yoksa yüzüne ve bileklere kadar ellerine bakmak caizdir. Erkeklerin, mahremi olan kadınların, yüz, baş, boyun, kollar ve ayaklarına bakmaları caizdir. Diğer yerlerine bakmaları caiz değildir. 4- Hanbeli mezhebine göre kadının, mahremi olan erkeklere ve kadınlara karşı avreti diz kapağı arasıdır. Kadının yabancı erkeğe karşı avreti, yüz ve bileklere kadar elleri hariç, bütün vücududur. korkusu olduğu taktirde kadının yüz ve elleri de avrettir. Erkeğin erkeğe karşı avreti, göbekle diz kapağı arasıdır. Bütün mezhebIerde, tedavi gibi zaruret halinde avret mahalline lüzumu kadar bakmak caizdir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ مَوْلًى، لِعَائِشَةَ عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا نَظَرْتُ - أَوْ مَا رَأَيْتُ - فَرْجَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَطُّ . قَالَ أَبُو بَكْرٍ كَانَ أَبُو نُعَيْمٍ يَقُولُ عَنْ مَوْلاَةٍ لِعَائِشَةَ .
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in fercine kat'iyyen bakmadım veya bu yeri görmedim." Ebu Bekir demiştir ki: Ebu Nuaym'ın dediğine göre Aişe (r.anha)'den hadisi rivayet eden ravi, Aişe (r.anha)'nın kadın olan mevlasıdır. Not: Bu isnadın zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Ed-Dimneti, Nur-u Misbahi'z-Zicace'de beyan ettiğine göre Aişe (r.anha)'nın bu hadiste beyan ettiği durum, Nebi (s.a.v.)'in bütün hanımlarını kapsamaz. Ve onlara yasak da değildi. Nitekim Taberani ve Ebu Sa'd'ın tahric ettiklerine göre; Osman bin Maz'un (r.a.), Nebi (s.a.v.)'e: ''Ya Resulallah! Eşimin, benim avretimi görmesini arzulamam'', demiş. Resulullah (s.a.v.) de Ona: ''Şüphesiz, Allah onu sana örtü kılmış, seni de ona örtü kılmıştır. Benim eşlerim, benim avretimi görürler. Ben de onlarınkini görürüm.'' buyurmuştur. Miftahu'l-Hace yazarı da: Müslim'in bir rivayetine göre Aişe (r.anha), kendisiyle Nebi (s.a.v.)'in beraberce aynı kab'dan su alarak cünüblükten ğuslettiklerini beyan etmiş, yine Müslim'in başka bir rivayetine göre Aişe (r.anha) ile Nebi (s.a.v.)'in, bir kab'dan beraber cünüblükten ğuslederken, kab'dan nöbetleşe su aldıkları belirtiliyor. Bu iki hadis, onların birbirlerine baktıklarına delalet eder, demiştir. Miftahü'l-Hace'nin bahsettiği, ilk hadis ve benzeri bir kaç hadis, Sünenimizin 'Taharet, kitabına ait 35. babta geçti. Karı ve kocanın, birbirinin avret mahalline bakmalarına ait, İslam alimlerinin görüşleri bir önceki hadis'in açıklaması yapılırken anlatıldı
It was narrated from a freed slave of 'Aishah that:'Aishah said: "I never looked at (or I never saw) the private part of the Messenger of Allah." (Da'if)(One of the narrators) Abu Bakr (Ibn Abu Shaibah) said: "Abu Nu'aim would say: '(From) a freed female slave of 'Aishah
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا مُسْتَلِمُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي عَلِيٍّ الرَّحَبِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ اغْتَسَلَ مِنْ جَنَابَةٍ فَرَأَى لُمْعَةً لَمْ يُصِبْهَا الْمَاءُ فَقَالَ بِجُمَّتِهِ فَبَلَّهَا عَلَيْهَا . قَالَ إِسْحَاقُ فِي حَدِيثِهِ فَعَصَرَ شَعْرَهُ عَلَيْهَا .
(Abdullah) İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), cünüplükten ğuslettikten sonra, bir yerin kuru kaldığını gördü. Bunun üzerine, omuzlarına sarkmış bulunan saçlarını sıkarak, o yeri ıslattı. İshak, kendi rivayetinden Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), saçlarını kuru kalan yer üzerine sıkarak (orayı yıkadı), demiştir." Not: Alimlerin, seneddeki ravilerden Ebu Ali Er-Rahabi'nin zayıflığı hakkında icma' ettiği zevaid'de bildirilmiştir
It was narrated from Ibn 'Abbas:"The Prophet bathed to cleanse himself from sexual impurity, then he saw a spot that the water did not reach." Then he motioned with the hair hanging over his shoulders and squeezed (the water from it) over that spot." (Da'if)In his narration, Ishaq said: "So he wrung his hair over it
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ إِنِّي اغْتَسَلْتُ مِنَ الْجَنَابَةِ وَصَلَّيْتُ الْفَجْرَ ثُمَّ أَصْبَحْتُ فَرَأَيْتُ قَدْرَ مَوْضِعِ الظُّفْرِ لَمْ يُصِبْهُ الْمَاءُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لَوْ كُنْتَ مَسَحْتَ عَلَيْهِ بِيَدِكَ أَجْزَأَكَ " .
Ali (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir adam. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Ben cünüplükten guslettim ve sabah namazını kıldım. Sonra sabahleyin vücudumdan bir tırnak yeri kadarının kuru kaldığını gördüm, dedi Nebi- (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Eğer sen, o yerin üzerine elini sürseydin (ve böylece o yerin üzerinden su geçmesini sağlamış olsaydın) sana kafi gelecekti.» buyurmuştur." Not: Ravi Muhammed bin Ubeydullah'ın zayıf olması sebebiyle isnadın zayıflığı Zevaid'de belirtilmiştir. AÇIKLAMA : Kütüb-i Hamse'de bulunmayan (yani kütüb-i sitteden sadece İbn-i Mace'nin rivayet ettiği) bu iki hadis ile ilgili olarak Sindi şöyle demiştir: 'İlk hadis, ğuslederken bir uzvun üzerindeki ıslaklık ve suyun, başka bir uzva nakledilmesi ve onun da bu suretle yıkanmasının caizliğine delalet eder. Bu hüküm, Hanefi alimlerinin kavline uygundur. Ğuslederken, kuru kalan yerin meshedilmesinin yeterliliği anlamı, hadisten çıkarılamaz. Bilakis Nebi (s.a.v.)'in Mubarek saçlarını sıkması suretiyle kuru kalan yer üzerinde suyun aktığı hadisten açıkça anlaşılıyor. İkinci hadiste geçen mesh'den maksad, yalnız ıslak elin kuru kalan yere sürülmesi suretiyle ıslatılması değildir. Gaye, ıslak elin sürülmesiyle kuru kalan yer üzerinden suyun kolayca akmasına yardımcı olunmasıdır. Bu nedenle ikinci hadiste de kuru kalan yerin meshedilmesinin kifayet edeceği manası yoktur.' Ğusül abdesti alınırken kuru kalan yerin daha sonra yıkanması ile ilgili, alimlerin görüşünü bundan sonraki bab'ta gelen hadislerin izahında belirteceğiz. İnşaallah! Bab'ın başlığında ve birinci hadisin metninde geçen ''Lum'a'' kelimesinin asıl manası, yeşil sahanın bir bölümüdür. Kuru iken alınan bir parça otun adı oldugu da söylenir. Bir de başka renk içinde bulunan beyazlık veya siyahlık yahut da kırmızıya da lum'a denir. Fıkıhçıların istılahında ise abdest veya ğusülde kuru kalan yere lum'a denir
It was narrated that 'Ali said:"A man came to the Prophet and said: 'I bathed to cleanse myself from sexual impurity, and I prayed Fajr, then I noticed a spot the size of a fingernail that the water did not reach.' The Messenger of Allah said: 'If you had wiped it that would have been sufficient for you
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَقَدْ تَوَضَّأَ وَتَرَكَ مَوْضِعَ الظُّفْرِ لَمْ يُصِبْهُ الْمَاءُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " ارْجِعْ فَأَحْسِنْ وُضُوءَكَ " .
Enes (bin Malik) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Bir adam, abdest alarak (ayağının üst kısmından baş parmak) tırnağı kadar bir yeri kuru bıraktığı ve oraya su değmediği halde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına geldi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ona: «Dön de abdestini güzel al.» buyurdu."
It was narrated from Anas that:A man came to the Prophet; he had performed ablution and has missed a spot the size of a fingernail where water had not reached. The Prophet said to him: 'Go back and perform ablution properly
Diğer tahric: Ahmed, Ebu Davud, İbn-i Huzeyme, Darekutni ve Beyhaki
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، قَالَ رَأَى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ رَجُلاً تَوَضَّأَ فَتَرَكَ مَوْضِعَ الظُّفْرِ عَلَى قَدَمِهِ فَأَمَرَهُ أَنْ يُعِيدَ الْوُضُوءَ وَالصَّلاَةَ . قَالَ فَرَجَعَ .
Ömer bin El-Hattab (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), abdest alan ve ayağı üzerinde tırnak kadar bir yeri kuru bırakan bir adam gördü ve ona abdestini ve namazını iade etmesini emretti. Adam da döndü."
It was narrated that 'Umar bin Khattab said:"The Messenger of Allah saw a man performing ablution and he missed a spot the size of a fingernail on his foot. He commanded him to repeat the ablution and his prayer, so he did
Diğer tahric: Müslim 575; (benzeri:) Ebu Davud 173, 174 ve 175. Aşağıdaki linklerle ulaşabilirsiniz. 2MÜSLİM HADİSİ VE NEVEVİ ŞERHİ İÇİN BURAYA TIKLA EBU DAVUD’UN BENZER HADİSLERİ VE İZAHLARI İÇİN: 173 – 174 – 175 AÇIKLAMA : Bir önceki hadisin açıklamasını yaparken Müslim'in Hz. Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği hadisin mealini nakletmiştik. Oradaki rivayette Nebi (s.a.v.) o adama: ''Dön de abdestini güzel al.'' buyurmuştur. Ebu Davud da Müslim'deki rivayet gibi Ömer (r.a.)'in hadisini tahriç etmiştir. El-Hafız, Et-Telhis'te şöyle der: El-Bezzar: Cabir'in Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği hadisi ancak bu senedIe biliriz, demiştir. Ebu'l-FadI EI-Herevi de: Bu hadis, yalnız İbn-i Lahia rivayetinden tanınıyor. Bunun merfu' gösterilmesi hatadır. Çünkü El-A'meş, bu hadisi Ebu Süfyan aracılığıyla Cabir'den; O da Ömer (r.a.)'den mevkuf olarak rivayet etmiş; Keza Haşim'de, başka bir senedie yine mevkuf olarak Ömer (r.a.)'den rivayet etmiştir, demiştir.' EI-Menhel yazarı ''Tefriku'l-Vudu' '' babında bu hadisin, mevkuf olarak Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine dair müteaddid senedler zikretmiştir. Bu arada Darekutni'nin tahric ,ettiği şu mealde bir hadisi de nakletmiştir: Ubeyd bin Umeyr El-Leysi'den rivayet edildiğine göre; ''Ömer bin EI-Hattab (r.a.), ayağının bir yeri kuru kalmış bir adam gördü de: Sen bu abdestle mi namaza duracaksın? diye sordu. Adam da: Ey mu'minlerin Emiri! Soğuk şiddetlidir. Beni ıslatacak bir şey de yanımda yoktur, deyince, ona önceden kızan Ömer (r.a.) bu sefer acıyarak: Ayağından kuru bıraktığın yeri yıka ve namazını iade et, buyurdu. Ve ona bir elbise verilmesini emretti: ' Ebu Davud, Ahmed ve Beyhaki bu hadisin bir benzerini HaIid bin Mi'dan'dan rivayet etmişlerdir. Bu rivayette ''Nebi (s.a.v.)'in bazı sahabilerden rivayet edildiğine göre'' ifadesi kullanılmıştır. Sahabinin meçhul oluşu, hadisin sıhhatine zarar vermez. Buradaki rivayette de ayağından bir yeri kuru bırakan adamın, abdest ve namazını iade etmesi emredilmiştir. Namazın iade edilmesi emri açıktır. Çünkü noksan bir abdestle namaza durulmuştur. Abdestin iadesine gelince, bu da müvalatın vacib olduğuna hükmeden alimlere göre durum bellidir. Hatta bu hadis onlar için delil olur. Müvalatın vacib olmadığı görüşünde olanlara göre abdestin iadesi, mükemmel bir abdestin alınması ve ibadette ihtiyatlı davranılması içindir. Hadis, zahirine göre müvalatın vucılbuna hükmedenler için bir delil ise de, hadisin sıhhatine itirazlar yapılmıştır. Bunun sahih olduğu kabul edilse bile, diğer rivayetlerle birlikte işlerliğinin kurulması için verilen emrin mendubluk için olduğu yorumu yapılır